Bedava ödev indir
Ocak 09, 2009, 03:19:36 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
  Ana Sayfa Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
  İletileri Göster
Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 »
736  cellotin genel / EDEBİYAT-TÜRKÇE / Ynt: istiklal marşı açıklama : Ekim 01, 2007, 11:55:36 ÖS
İSTİKLAL MARŞI VE AÇIKLAMASI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
      Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
      O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
      O benimdir, o benim milletimindir ancak.

   Mehmet Akif Türk milletine cesaret,ve tahammül aşılamak için ve onda bulunan duyguları harekete geçirmek için şiirine korkma sözüyle başlıyor. Bayrak bir milletin bir milletin geleceğinin ve bağımsızlığının sembolüdür. Bayrağın sönmesi türk milletinin istiklalini kaybetmesidir. Şair ülkemizde tek bir insan kalana  kadar bu vatanı savunacağımızı belirtiyor. O halde en son türk bireyi son nefesini vermeden türk istiklal ve bağımsızlığını yok etmek, türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zira bayrağımız milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletimizin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir, biz yaşadıkça onu elimizdenkimse alamaz.
   Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe bağımsızlığını kimse yok edemez.
      
      Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
      Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
      Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
      Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal!

   Şair ikinci kıtada bayrağımızın o zaman ki kırgın, küskün, öfkeli halini dile getiriyor. Türk vatanının bazı parçaları, işgal edilmiştir. Bu yüzden bazı bölgelerde bayraklarımız indirilmiş yerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak öfke halini ifade  eder. Kaş ayrıca edebiyatımızda  hilale benzetilir. Sevgilinin  kaşları daima hilal şeklinde gösterilmiştir. Bayraktaki hilal de tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman türk milletini üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği gülen bir bayraktır.
   Türk bayrağının gülmesi göklerde dalgalanmasıdır. Bir aşığın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi bağımsızlığa aşık türk milletide özgürlüğün sembolü olan bayraktan gülmesini beklemektedir. Bu milletimizin en doğal hakkıdır. Çünkü türkler bağımsızlıkları ve bayrakları uğruna pek çok kan dökmüşlerdir. Bu kanları bayrağa helal etmeleri için onun da nazlanmayı bırakıp göklerde dalgalanması gerekir. Türk milleti daima Allah’a inandığı ve taptığı için özgürlük onun hakkıdır.

      Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.   
      Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşrım!
      Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
      Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

   Şair “ben” diyor.(Ancak  kastetdiği mana aslında bizdir türk milleti adına konuşmaktadır) Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştır,hür yaşayacaktır. Onun özgürlüğünü elinden almak isteyen ancak çıldırmış olmalı,zira böyle bir harekete kalkışanlar ağır bir şekilde cezalandırılır. Türk milleti bağımsızlığı uğrunda önüne çıkacak her engeli aşacak güçtedir. O; böylesine yüce bir amaç için dağları delecek, enginlere sığmayıp,denizleri taşıracaktır güçtedir.

      Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
      Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
      Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
      “Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

   Bu kıtada şair vatanımızı istilaya kalkışan avrupalılara meydan okuyor. 20. asrın başında avrupa medeniyeti 19.yy. deki görkeminden oldukça uzaktır. O sebeple şair bayıyı tek dişi kalmış canavara benzetiyor. Ancak avrupa mevcut teknik imkanlarını seferber ederek topuyla, tüfeğiyle, tankıyla bizi yok etmeye çalışmaktadır. Mehmetçik ise bu güce topla, tüfekle, mızrakla, kılıçla cevap vermeye çalışmaktadır. Avrupalı kendini çelik zırhla korurken mehmetçik ona iman dolu altın göğsüyle karşılık vermektedir.

      Arkadaş! Yurdumu alçakları uğratma, sakın.
      Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
      Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın...
      Kim bilir, belki  yarın, belki yarından da yakın.

   Şair kahraman Türk askerine hitap ediyor. Türk yurdunu alçakları uğratmaması için gerekirse canını feda etmesini öneriyor. Şehit gövdelerinin meydana getireceği siperler düşmana mani olacaktır. Mehmet Akif düşmanın çok kısa bir süre içinde bu hayasızca akına son vereceği Allah’ın Türk milletine Kuran-Kerimde vaad ettiği zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doğacağına inanmaktadır.

      Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
      Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
      Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
      Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

   Şair Türk ordusuna vatanın kutsallığını hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük bir fark vardır. Toprağı vatan haline getiren onu elde etmek ve korumak için savaşan fertlerin varlığıdır. Kısacası sıradan bir toprak büyük bir değer taşımaz; ama vatan toprağı uğrunda şehit olan atalarımızın o topraktaki mezarlarıdır. Bu kutsal vatanı dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın dünyanın her yerinde bulunur. Ancak atalarımızın kanlarıyla sulanan topraklar vatanımız üzerindedir.

      Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda?
      Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
      Canı, cananı, bütün varımı alsında Huda,
      Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

   Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanların ruhu dini inanışımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitleimiz bu vatan toprağında yattığı için cennetten farksızdır. Bir avuç toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Canımızdan çok sevdiğimiz insanları varımızı yoğumuzu Allah alsında yalnız yaşadığımız sürece bizi vatanımızdan ayrı düşürmesin.

      Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
      Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.   
      Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli-
      Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

   Allah’a şair hitap ediyor. Mehmet Akif’in Allah’tan tek dileği ibadetyerlerinin göğsüne düşman elinin değmemesidir. Camilerimizden okunan ezanlar sonsuza kadar türk yurdunun üstünde inlemelidir. Çünkü bu ezanlar dinimizin temelidir.
      O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,
      Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
      Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
      O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

   Ezan sesleri yurdumuzun üstünde inledikçe şehitlerimizinde ruhları şaad olacaktır. Ezan sesi sadece yaşayanlara değil, ölülere hatta onların mezar taşlarına  bile tesir eden yüce bir anlam taşır. Şehit atalarımızın her şeyden arınmış ruhları yerden fışkıracak, ezan sesiyle ayağa kalkacak ve dışa yükselecektir.

      Dalgalan sen de şafakalar gibi ey şanlı hilal!
      Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
      Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
      Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
      Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!

   Şair zafer gününün heyecanını yaşıyor. Şanlı bayrağımız dalgalandıkça gökyüzünü şafakla yarış edercesine gökyüzünü kızıl renge boyamaktadır. Türk milleti yeniden bağımsızlığına kavuşmuştur. Atrık onun için yok olma korkusu kalmamıştır. Bayrağımız şehitleri mizin kanlarını hak etmiştir. Bağımsızlık Allah’a tapan ve doğruluktan ayırmayan Türk milletinin en doğal hakkıdır.

Mehmet Akif ERSOY

737  cellotin genel / EDEBİYAT-TÜRKÇE / Ynt: istiklal marşı : Ekim 01, 2007, 11:55:22 ÖS
iSTiKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden ilahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne na-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır  rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!

Mehmet Akif Ersoy

738  cellotin genel / EDEBİYAT-TÜRKÇE / Ynt: istiklal marşı : Ekim 01, 2007, 11:55:12 ÖS
İSTİKLAL MARŞI VE AÇIKLAMASI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
      Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
      O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
      O benimdir, o benim milletimindir ancak.

   Mehmet Akif Türk milletine cesaret,ve tahammül aşılamak için ve onda bulunan duyguları harekete geçirmek için şiirine korkma sözüyle başlıyor. Bayrak bir milletin bir milletin geleceğinin ve bağımsızlığının sembolüdür. Bayrağın sönmesi türk milletinin istiklalini kaybetmesidir. Şair ülkemizde tek bir insan kalana  kadar bu vatanı savunacağımızı belirtiyor. O halde en son türk bireyi son nefesini vermeden türk istiklal ve bağımsızlığını yok etmek, türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zira bayrağımız milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletimizin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir, biz yaşadıkça onu elimizdenkimse alamaz.
   Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe bağımsızlığını kimse yok edemez.
      
      Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
      Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
      Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
      Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal!

   Şair ikinci kıtada bayrağımızın o zaman ki kırgın, küskün, öfkeli halini dile getiriyor. Türk vatanının bazı parçaları, işgal edilmiştir. Bu yüzden bazı bölgelerde bayraklarımız indirilmiş yerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak öfke halini ifade  eder. Kaş ayrıca edebiyatımızda  hilale benzetilir. Sevgilinin  kaşları daima hilal şeklinde gösterilmiştir. Bayraktaki hilal de tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman türk milletini üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği gülen bir bayraktır.
   Türk bayrağının gülmesi göklerde dalgalanmasıdır. Bir aşığın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi bağımsızlığa aşık türk milletide özgürlüğün sembolü olan bayraktan gülmesini beklemektedir. Bu milletimizin en doğal hakkıdır. Çünkü türkler bağımsızlıkları ve bayrakları uğruna pek çok kan dökmüşlerdir. Bu kanları bayrağa helal etmeleri için onun da nazlanmayı bırakıp göklerde dalgalanması gerekir. Türk milleti daima Allah’a inandığı ve taptığı için özgürlük onun hakkıdır.

      Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.   
      Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşrım!
      Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
      Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

   Şair “ben” diyor.(Ancak  kastetdiği mana aslında bizdir türk milleti adına konuşmaktadır) Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştır,hür yaşayacaktır. Onun özgürlüğünü elinden almak isteyen ancak çıldırmış olmalı,zira böyle bir harekete kalkışanlar ağır bir şekilde cezalandırılır. Türk milleti bağımsızlığı uğrunda önüne çıkacak her engeli aşacak güçtedir. O; böylesine yüce bir amaç için dağları delecek, enginlere sığmayıp,denizleri taşıracaktır güçtedir.

      Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
      Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
      Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
      “Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

   Bu kıtada şair vatanımızı istilaya kalkışan avrupalılara meydan okuyor. 20. asrın başında avrupa medeniyeti 19.yy. deki görkeminden oldukça uzaktır. O sebeple şair bayıyı tek dişi kalmış canavara benzetiyor. Ancak avrupa mevcut teknik imkanlarını seferber ederek topuyla, tüfeğiyle, tankıyla bizi yok etmeye çalışmaktadır. Mehmetçik ise bu güce topla, tüfekle, mızrakla, kılıçla cevap vermeye çalışmaktadır. Avrupalı kendini çelik zırhla korurken mehmetçik ona iman dolu altın göğsüyle karşılık vermektedir.

      Arkadaş! Yurdumu alçakları uğratma, sakın.
      Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
      Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın...
      Kim bilir, belki  yarın, belki yarından da yakın.

   Şair kahraman Türk askerine hitap ediyor. Türk yurdunu alçakları uğratmaması için gerekirse canını feda etmesini öneriyor. Şehit gövdelerinin meydana getireceği siperler düşmana mani olacaktır. Mehmet Akif düşmanın çok kısa bir süre içinde bu hayasızca akına son vereceği Allah’ın Türk milletine Kuran-Kerimde vaad ettiği zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doğacağına inanmaktadır.

      Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
      Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
      Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
      Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

   Şair Türk ordusuna vatanın kutsallığını hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük bir fark vardır. Toprağı vatan haline getiren onu elde etmek ve korumak için savaşan fertlerin varlığıdır. Kısacası sıradan bir toprak büyük bir değer taşımaz; ama vatan toprağı uğrunda şehit olan atalarımızın o topraktaki mezarlarıdır. Bu kutsal vatanı dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın dünyanın her yerinde bulunur. Ancak atalarımızın kanlarıyla sulanan topraklar vatanımız üzerindedir.

      Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda?
      Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
      Canı, cananı, bütün varımı alsında Huda,
      Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

   Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanların ruhu dini inanışımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitleimiz bu vatan toprağında yattığı için cennetten farksızdır. Bir avuç toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Canımızdan çok sevdiğimiz insanları varımızı yoğumuzu Allah alsında yalnız yaşadığımız sürece bizi vatanımızdan ayrı düşürmesin.

      Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
      Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.   
      Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli-
      Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

   Allah’a şair hitap ediyor. Mehmet Akif’in Allah’tan tek dileği ibadetyerlerinin göğsüne düşman elinin değmemesidir. Camilerimizden okunan ezanlar sonsuza kadar türk yurdunun üstünde inlemelidir. Çünkü bu ezanlar dinimizin temelidir.
      O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,
      Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
      Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
      O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

   Ezan sesleri yurdumuzun üstünde inledikçe şehitlerimizinde ruhları şaad olacaktır. Ezan sesi sadece yaşayanlara değil, ölülere hatta onların mezar taşlarına  bile tesir eden yüce bir anlam taşır. Şehit atalarımızın her şeyden arınmış ruhları yerden fışkıracak, ezan sesiyle ayağa kalkacak ve dışa yükselecektir.

      Dalgalan sen de şafakalar gibi ey şanlı hilal!
      Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
      Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
      Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
      Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!

   Şair zafer gününün heyecanını yaşıyor. Şanlı bayrağımız dalgalandıkça gökyüzünü şafakla yarış edercesine gökyüzünü kızıl renge boyamaktadır. Türk milleti yeniden bağımsızlığına kavuşmuştur. Atrık onun için yok olma korkusu kalmamıştır. Bayrağımız şehitleri mizin kanlarını hak etmiştir. Bağımsızlık Allah’a tapan ve doğruluktan ayırmayan Türk milletinin en doğal hakkıdır.

Mehmet Akif ERSOY
739  cellotin genel / EDEBİYAT-TÜRKÇE / Ynt: islamiyet'ten önceki türk edebiyatı : Ekim 01, 2007, 11:55:00 ÖS
DEVİR ÖZELLİKLERİ
İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI
GEÇİŞ DÖNEMİ
HALK EDEBİYATI

A) İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI
Türkler, yerleşik hayata geçmeden önce atlı-göçebe medeniyeti denilen bir medeniyet tarzı içinde yaşamaktaydı. Adından da anlaşılacağı gibi, bu medeniyet tarzında atın önemli bir yeri vardır. At, ehil hayvanlar içinde en hızlısıdır. Türkler, ehlîleştirdikleri atlarla akıncılık yapmışlar, çiftçilikle uğraşan kavimler üzerinde üstünlük sağlamışlardır. Divânü Lûgati't-Türk'te yer alan "Kuş kanadı ile Türk atı ile." ata sözü, atın Türklerin hayatında oynadığı rolü çok güzel anlatır.
At, eski Türklerde binek hayvanı olması yanında aynı zamanda yiyecek, içecek ve giyecek kaynağı olmuştur. Bu ihtiyaçlarını karşılamak için at sürüleri besleyen Türkler, yaylak ve kışlak hayatı yaşamak zorunda kalmışlardır.
Türkler, geçimlerini sağlamak için akıncılığı bir meslek hâline getirmişlerdir. Akıncılığın en önemli iki silâhı ok ve yaydır. Bunları kullanmakta çok usta olan Türkler, akıncılık dışında avcılık ile bu maharetlerini geliştiriyorlardı. Sonuç olarak atçılık, avcılık ve akıncılık, atlı-göçebe medeniyetinin temelini oluşturuyordu. Bu hayat tarzı, kuvvetli, cesaretli avcı ve akıncı tipini gerekli kılıyordu. Türk destanlarındaki kahramanlar, bu medeniyetin hayat anlayışını ve ideal insan tipini temsil ederler. Destan kahramanlarının hayatlarına hâkim olan ve şahsiyetlerini şekillendiren, bu medeniyet tarzının temel değerleridir. İslâmiyet öncesindeki edebî eserleri değerlendirirken, toplumun bu özelliklerini göz önünde bulundurmak gerekmektedir.
Genel Özellikleri
a) İslâmiyet öncesindeki Türk edebiyatı yabancı etkilerden uzak bir edebiyattır.
b) Yazýlým Dili, saf Türkçe olup, yabancı kelime yok denecek kadar azdır.
c) Edebiyat, atlı göçebe hayatının özelliklerini yansıtır.
d) Eserler, genellikle anonimdir; pek azının sahipleri bilinmektedir.
e) Eserlerin tamamında milletin ortak duygu ve düşünceleri hâkimdir.
f) Nazım birimi genellikle dörtlüktür. Dörtlüklerin kafiye şeması aaab şeklindedir.
g) Şiirde hece vezni ve daha çok yarım kafiye kullanılmıştır.
h) En eski eserlerde bile işlenmiş bir dil ve edebî üslûp görülür. Bu durum, bilinenlerden daha eski metinlerin olduğunu düşündürmektedir.
i) Yiğitlik, yurt ve tabiat sevgisi, büyüklere saygı, işlenen başlıca temalardır.
 
B) GEÇİŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ
Türkler X. yüzyılda İslâmiyeti kabul ettikten sonra Türk dili ve edebiyatında değişiklikler görülür.
İslâmî devir Türk edebiyatının ilk ürünleri XI ve XII. yüzyıllarda ortaya çıkar. Bunlardan ilki, Karahanlı Devleti zamanında Hakaniye Türkçesi ile yazılmış olan Yusuf Has Hâcib'in Kutadgu Bilig'idir. Aynı yüzyılda yazılmış bulunan Kâşgarlı Mahmut'un Divânü Lûgati't-Türk'ü de İslâmî devir Türk edebiyatının ilk ürünlerindendir. Bu eserler arasına XIII. yüzyılın başında Yüknekli Edip Ahmet'in kaleme aldığı Atabetü'l-Hakâyık'ı da katmak gerekir.
XII. yüzyılda Orta Asya'da Ahmet Yesevî ve Hakim Süleyman Ata, dinî-tasavvufî halk şiirinin ilk güzel örneklerini vermişlerdir.
İlk İslâmî eserlerin meydana getirildiği bu yüzyıllarda edebiyatın her alanında bir ikilik bulunmaktadır. Bu da, geçiş döneminin bir özelliğidir.
Genel Özellikleri
a) Türk edebiyatı bu yüzyıllarda bir geçiş dönemi yaşar. Bir yandan, eski edebiyat anlayışı sürdürülürken, öbür yandan yeni medeniyetin edebiyat anlayışına uygun eserler verilir.
b) Dilde Arapça ve Farsça kelimeler görülür.
c) Uygur alfabesi yanında, Arap alfabesi de kullanılır.
d) Şiirlerde, hem millî nazım birimi olan dörtlük, hem de yeni şiirin nazım birimi olan beyit kullanılmıştır.
e) Hece vezni ile birlikte aruz veznine yer verilmiştir.
 
C) HALK EDEBİYATI
a) Âşık edebiyatı şiir ağırlıklı bir edebiyattır.
b) Âşık veya saz şairi denilen sanatçılar tarafından daima müzik eşliğinde söylenir.
c) Âşıklar, bu edebiyatın mensur kısmını oluşturan halk hikâyelerinin oluşumu, gelişimi ve aktarılmasında da önemli rol oynarlar.
d) Şiirde nazım birimi dörtlüktür.
e) Koşma, semâî gibi nazım şekilleri ile güzelleme, koçaklama, ağıt ve taşlama türlerinde şiirler yazılmıştır.
f) Yaygın olarak hece ölçüsü kullanılmıştır.
g) Klâsik edebiyatın etkisiyle, aruz ölçüsü ve beyitlerden oluşan divan, kalenderî gibi nazım şekilleri de kullanılmıştır.
h) Âşık edebiyatı doğaçlamaya (irtical) dayanır. Âşıklar, eserlerini bir ön hazırlık olmaksızın, doğrudan sözlü olarak meydana getirirler.
ı) Söylendikleri, yaşatıldıkları devir ve çevrenin yaygın Türkçesi kullanılmıştır.
j) Dinî-tasavvufî edebiyatın etkisinde kalmıştır.
 
 
 

740  cellotin genel / EDEBİYAT-TÜRKÇE / Ynt: islamiyet öncesi türk edebiyatı : Ekim 01, 2007, 11:53:31 ÖS
DEVİR ÖZELLİKLERİ
İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI
GEÇİŞ DÖNEMİ
HALK EDEBİYATI

A) İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI
Türkler, yerleşik hayata geçmeden önce atlı-göçebe medeniyeti denilen bir medeniyet tarzı içinde yaşamaktaydı. Adından da anlaşılacağı gibi, bu medeniyet tarzında atın önemli bir yeri vardır. At, ehil hayvanlar içinde en hızlısıdır. Türkler, ehlîleştirdikleri atlarla akıncılık yapmışlar, çiftçilikle uğraşan kavimler üzerinde üstünlük sağlamışlardır. Divânü Lûgati't-Türk'te yer alan "Kuş kanadı ile Türk atı ile." ata sözü, atın Türklerin hayatında oynadığı rolü çok güzel anlatır.
At, eski Türklerde binek hayvanı olması yanında aynı zamanda yiyecek, içecek ve giyecek kaynağı olmuştur. Bu ihtiyaçlarını karşılamak için at sürüleri besleyen Türkler, yaylak ve kışlak hayatı yaşamak zorunda kalmışlardır.
Türkler, geçimlerini sağlamak için akıncılığı bir meslek hâline getirmişlerdir. Akıncılığın en önemli iki silâhı ok ve yaydır. Bunları kullanmakta çok usta olan Türkler, akıncılık dışında avcılık ile bu maharetlerini geliştiriyorlardı. Sonuç olarak atçılık, avcılık ve akıncılık, atlı-göçebe medeniyetinin temelini oluşturuyordu. Bu hayat tarzı, kuvvetli, cesaretli avcı ve akıncı tipini gerekli kılıyordu. Türk destanlarındaki kahramanlar, bu medeniyetin hayat anlayışını ve ideal insan tipini temsil ederler. Destan kahramanlarının hayatlarına hâkim olan ve şahsiyetlerini şekillendiren, bu medeniyet tarzının temel değerleridir. İslâmiyet öncesindeki edebî eserleri değerlendirirken, toplumun bu özelliklerini göz önünde bulundurmak gerekmektedir.
Genel Özellikleri
a) İslâmiyet öncesindeki Türk edebiyatı yabancı etkilerden uzak bir edebiyattır.
b) Yazýlým Dili, saf Türkçe olup, yabancı kelime yok denecek kadar azdır.
c) Edebiyat, atlı göçebe hayatının özelliklerini yansıtır.
d) Eserler, genellikle anonimdir; pek azının sahipleri bilinmektedir.
e) Eserlerin tamamında milletin ortak duygu ve düşünceleri hâkimdir.
f) Nazım birimi genellikle dörtlüktür. Dörtlüklerin kafiye şeması aaab şeklindedir.
g) Şiirde hece vezni ve daha çok yarım kafiye kullanılmıştır.
h) En eski eserlerde bile işlenmiş bir dil ve edebî üslûp görülür. Bu durum, bilinenlerden daha eski metinlerin olduğunu düşündürmektedir.
i) Yiğitlik, yurt ve tabiat sevgisi, büyüklere saygı, işlenen başlıca temalardır.
 
B) GEÇİŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ
Türkler X. yüzyılda İslâmiyeti kabul ettikten sonra Türk dili ve edebiyatında değişiklikler görülür.
İslâmî devir Türk edebiyatının ilk ürünleri XI ve XII. yüzyıllarda ortaya çıkar. Bunlardan ilki, Karahanlı Devleti zamanında Hakaniye Türkçesi ile yazılmış olan Yusuf Has Hâcib'in Kutadgu Bilig'idir. Aynı yüzyılda yazılmış bulunan Kâşgarlı Mahmut'un Divânü Lûgati't-Türk'ü de İslâmî devir Türk edebiyatının ilk ürünlerindendir. Bu eserler arasına XIII. yüzyılın başında Yüknekli Edip Ahmet'in kaleme aldığı Atabetü'l-Hakâyık'ı da katmak gerekir.
XII. yüzyılda Orta Asya'da Ahmet Yesevî ve Hakim Süleyman Ata, dinî-tasavvufî halk şiirinin ilk güzel örneklerini vermişlerdir.
İlk İslâmî eserlerin meydana getirildiği bu yüzyıllarda edebiyatın her alanında bir ikilik bulunmaktadır. Bu da, geçiş döneminin bir özelliğidir.
Genel Özellikleri
a) Türk edebiyatı bu yüzyıllarda bir geçiş dönemi yaşar. Bir yandan, eski edebiyat anlayışı sürdürülürken, öbür yandan yeni medeniyetin edebiyat anlayışına uygun eserler verilir.
b) Dilde Arapça ve Farsça kelimeler görülür.
c) Uygur alfabesi yanında, Arap alfabesi de kullanılır.
d) Şiirlerde, hem millî nazım birimi olan dörtlük, hem de yeni şiirin nazım birimi olan beyit kullanılmıştır.
e) Hece vezni ile birlikte aruz veznine yer verilmiştir.
 
C) HALK EDEBİYATI
a) Âşık edebiyatı şiir ağırlıklı bir edebiyattır.
b) Âşık veya saz şairi denilen sanatçılar tarafından daima müzik eşliğinde söylenir.
c) Âşıklar, bu edebiyatın mensur kısmını oluşturan halk hikâyelerinin oluşumu, gelişimi ve aktarılmasında da önemli rol oynarlar.
d) Şiirde nazım birimi dörtlüktür.
e) Koşma, semâî gibi nazım şekilleri ile güzelleme, koçaklama, ağıt ve taşlama türlerinde şiirler yazılmıştır.
f) Yaygın olarak hece ölçüsü kullanılmıştır.
g) Klâsik edebiyatın etkisiyle, aruz ölçüsü ve beyitlerden oluşan divan, kalenderî gibi nazım şekilleri de kullanılmıştır.
h) Âşık edebiyatı doğaçlamaya (irtical) dayanır. Âşıklar, eserlerini bir ön hazırlık olmaksızın, doğrudan sözlü olarak meydana getirirler.
ı) Söylendikleri, yaşatıldıkları devir ve çevrenin yaygın Türkçesi kullanılmıştır.
j) Dinî-tasavvufî edebiyatın etkisinde kalmıştır.
 
 
 

741  cellotin genel / EDEBİYAT-TÜRKÇE / Ynt: İslami İLK DÖNEM VE İLK ESERLER : Ekim 01, 2007, 11:53:21 ÖS
İLK DÖNEM VE İLK ESERLER
 
KUTADGU BİLİG
*11. yy’da (1069-1070) Yusuf Has Hacip tarafından yazılmıştır.
*Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han’a sunulmuştur.
*Kutadgu Bilig ‘’saadet veren bilgi.ilim’’ anlamına gelir.
*Didaktik bir eserdir.
*Mesnevi şeklinde aruz vezniyle 6645 beyit olarak yazılmıştır.
*Eserde 173 tane de dörtlük vardır.
*Eserde,toplum hayatındaki bozuklukları düzeltecek,insanı mutlu edecek yollar bulmak;bu yolları,devrin hükümdarına öğütler halinde göstermektir.
*Ahlak,dinin, önemi,devlet idaresi gibi konulara da değinilmiştir.
*Eserde dört sembolik şahsiyet yer alır.
*Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.
 
DİVAN-I LÜGATİ’T TÜRK
*11.yy’da (1072-1074) Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılmıştır.
*Ebul Kasım Abdullah’a sunulmuştur.
*Türkçe’nin ilk sözlüğü ve dilbilgisi kitabıdır.
*7500 Türkçe kelimenin Arapça karşılığı verilmiştir.
*Türk dilini Araplara öğretmek amacıyla yazılmıştır.Bu nedenle Arapça olarak kaleme alınmıştır.
*Yazar Türkçe kelimelerin karşılıklarını ve bunu halk dilinden derlediği örneklerle delillendirmiştir.
*Türk boyları ve coğrafyası ile Türklerin örf ve gelenekleri üzerine önemli bilgiler vardır.
*Devrinin Türk dünyasını gösteren bir haritada vardır.
*Hakaniye lehçesi kullanılmıştır.
 
 
ATABET’ÜL HAKAYIK
*12.yyde ‘’Edip Ahmet Yükneki’’ tarafından kaleme alınmıştır.
*Eser Sipehsalar Mehmet Bey adlı birine sunulmuştur.
*Atabet’ül Hakayık ‘’hakikatler eşeği’’ anlamına gelir.
*Aruz vezniyle mesnevi tarzında yazılmıştır.
*Didaktik bir eserdir.
*Cömertlik,doğruluk,ilim gibi konular işlenmiştir.
*Eserde 46 beyit ve 101 dörtlükten meydana gelmiştir.
*Dörtlükler manilerdeki gibi aaxa şeklinde kafiyelenmiştir.
*Eserin dili biraz ağıdır.Arapça ve Farsça kelimelere rastlanır.
*Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.
 
 
DİVAN-I HİKMET
*12.yy’da Hoca Ahmet Yesevi tarafından yazılmıştır.
*Hikmet: Ahmet Yesevi’nin şiirlerine verdiği isimdir.
*Eserin dili sadedir.
*Eserin yazılma gayesi, halka İslamiyet'i hikmetli bir şekilde öğretmektir.
*Dörtlüklerle ve hece vezniyle yazılmıştır.
*Hakaniye lehçesi kullanılmıştır.
 
 
KİTAB-I DEDE KORKUT
*Destan dan halk hikayesine geçiş döneminin ürünüdür.
*12 hikayeden oluşur.
*Olağanüstü olaylarla gerçeğe uygun olaylar eserde iç içedir.
*Türklerin eski yaşam tarzları ile ilgili ayrıntılar yanında İslam dini ile ilgili özelliklerde vardır.
*Eserde geçen ‘’Dede Korkut’’meçhul bir halk ozanıdır.
*Hikayelerde oğuzların çevredeki boylar ile aralarındaki savaşlar ve kendi iç mücadeleleri yer alır.
*Hikayelerin konuları;aşk,yiğitlik gösterisi,karamanlık,boylar arasındaki savaştır.
*15. yy’da kaleme alınmıştır.
*Eserin yazarı belli değildir.
*Nazım ile nesir iç içedir.
*Hakaniye lehçesi kullanılmıştır.

742  cellotin genel / EDEBİYAT-TÜRKÇE / Ynt: isim tamlamaları : Ekim 01, 2007, 11:51:58 ÖS

İSİM TAMLAMALARI



Bir ismin anlamca daha iyi belirtilebilmesi için, başka bir isimden yardım alarak birlikte kullanılmasına isim tamlaması denir.
İsim tamlamalarında birnci isim tamlayan ( belirten ), ikinci isim ise tamlanan ( belirtilen ) adını alır.
ÖRNEK:
Çocuğun bisikleti
Tamlayan Tamlanan

Çocuk maması
Tamlayan Tamlanan

Tahta oyuncak
Tamlayan Tamlanan

Dört çeşit isim tamlaması vardır.


1.   Belirtili isim tamlaması:

Belirtili isim tamlamalarında birinci isim, ikinci ismin ( varlığın adı ) kime, neye ait olduğunu gösterir.
Tamlayan isim : " -in, -ın, -ün, -un " eklerinden birini alır.
Tamlanan isim : " -i, -ı, -ü, -u " eklerinden birini alır.
ÖRNEK ( 1 ): Okulun bahçesi »»»»» bahçenin, okula ait olduğunu belirtir.
-un »»»»» tamlayan eki
-i »»»»» tamlanan eki
-s »»»»» kaynaştırma harfi
ÖRNEK ( 2 ): Çantanın ipi »»»»» ipin, çantaya ait olduğunu gösterir.
-ın »»»»» tamlayan eki
-i »»»»» tamlanan eki
-n »»»»» kaynaştırma harfi
ÖRNEK ( 3 ): Odanın kapısı »»»»» kapının, odaya ait olduğunu gösterir.
-ın »»»»» tamlayan eki
-ı »»»»» tamlanan eki
-n, -s »»»»» kaynaştırma harfi




ÖRNEK ( 4 ): Kitabın kapağı »»»»» kapağın, kitaba ait olduğunu belirtir.
-ın »»»»» tamlayan eki
-ı »»»»» tamlanan eki
b »»»»» yumuşamıtır
ğ »»»»» yumuşamıştır

ÖRNEK ( 5 ): Suyun sesi »»»»» sesin, suya ait olduğunu gösterir
-un »»»»» tamlayan eki
-i »»»»» tamlanan eki
-y »»»»» kaynaştırma harfi

ÖRNEK ( 6 ): Üzümün suyu »»»»» suyun, üzüme ait olduğunu gösterir
-ün »»»»» tamlayan eki
-u »»»»» tamlanan eki
-y »»»»» kaynaştırma harfi

NOT: Belirtili sim tamlamalarında:
a) birinci isim her zaman " -in, -ın, -ün, -un " eklerinden birini alır.
b) ikinci isim her zaman "-i, -ı, -ü, -u " eklerinden birini alır.
c) sesli ile biten birinci isim her zaman " n " kaynaştırma harfini alır.
d) sesli ile biten ikinci isim her zaman " s " kaynaştırma harfini alır.
Bu kurala uymayan tek sözcük " su " dur. " su " sözcüğü tamlayan veya tamlanan durumlarında her zaman " y " kaynaştırma harfini alır.
2. Belirtisiz isim tamlaması:
Belirtisiz isim tamlamalarında yalnızca ikinci isim ( tamlanan ) isim " -i, -ı, -ü, -u " eklerinden birini alır.
Tamlanan isim sesli harf ile bitiyorsa " s " kaynaştırma harfini alır.

ÖRNEK ( 1 ): Kış mevsimi
-i »»»»» tamlanan eki
ÖRNEK ( 2 ): Yaz okulu
-u »»»»» tamlanan eki
ÖRNEK ( 3 ): Yolcu gemisi
-i »»»»» tamlanan eki
s »»»»» kaynaştırma harfi
ÖRNEK ( 4 ) : Portokal ağacı
-ı »»»»» tamlanan eki
c »»»»» yumuşamıştır

3. Takısız isim tamlaması:
Bu tür tamlamalarda her iki isim de ek almaz.
Tamlayan isim, tamlanan varlığın neden ( ham maddesini ) yapıldığını gösterir.
ÖRNEK: Plastik sandalye, ipek mendil, tahta masa, demir kapı, aleminyum pencere, toprak testi...

4. Zincirleme isim tamlaması:
İkiden fazla ismin birbirinin anlamını tamamlaması ile oluşan isim tamlamalarına denir.
ÖRNEK: Elma ağacının yaprağı, çelik tencerenin kapağı, derginin kapağının resimleri, dağ köyünün havası, İngiliz elçiliğinin kapısı, Ortaköy muhtarının evi, yolcu gemisinin güvertesi, pirinç pilavının tuzu...
743  cellotin genel / EDEBİYAT-TÜRKÇE / Ynt: İSİM SIFAT TAMLAMASI : Ekim 01, 2007, 11:51:48 ÖS
      I- İSİM TAMLAMASI
 
     A-İki isim unsurunun meydana getirdiği kelime grubudur. Bir ismin manasının iyelik sistemi içinde başka bir isimle tamamlanması esasına dayanır. Grubu meydana getiren  iki isim unsurundan biri tamlayan, diğeri tamlanan unsurdur. Tamlayan unsur bazen ilgi eki alırken bazen de bu eki almaz. Tamlanan unsur ise sürekli iyelik eki alır.
     İsim unsuru ( + ilgi eki ) + isim unsuru + iyelik eki = İsim tamlaması

     -Az kalsın unutuyordum, dedim, sütninenin torunu köşkte mi? (s.53)     
     Ben taburun en arkasında yürüyordum. (s.41)
     Neriman’ın çok sevdiğini söyledikleri kocası bir sene evvel ölmüştü. (s.34)
     Ay ışığında sinirli bir hareketle bana doğru bakıyordu.(s.45)
     Buzlu camın arkasında kocaman bir baş gölgesi. (s.52)
     Üstelik teyzem de köşkte düğün hazırlıklarına başlamış. (s.97)
     Kuzenim neredeyse kadının ağzına girecek. (s.35)
     Madrit’teki amcamın bir tasavvuru. (s.94)
     Arabacının yanına bineyim dedim. (s.85)
     Kimse bana nişanlı muamelesi etmesin şimdi. (s.84)
     Akraba çocukları arasında galiba en ziyade onu severim. (s.57)
     
     B-Türkçe’de belirtili ve belirtisiz isim tamlaması olmak üzere iki çeşit isim tamlaması vardır.
     1-Birinci unsuru ilgi eki alan isim tamlaması “belirtili isim tamlaması “dır.
     -Sevmek denen şeyin rolü bu kadar insanı yakıp titretecek bir şey olursa, kendisi kimbilir neydi? (s.55) 
     Biraz sonra mutfak çadırının önünde bir kıyamettir koptu. (s.98)
     Kamran’ın korkusu yavaş yavaş hayrete dönüyor gibiydi. (s.40)
     Fatma beni bohça gibi sırtına bağlar, kızgın güneşlerin altında dolaştırır, hurma ağaçlarının tepesine çıkarırmış. (s.9)
     Dadımın acısını aylarca sonra bana Hüseyin isminde bir süvari neferi unutturdu. (s.10)
     Evet, bir gün doktorun hafta tatilinden dönen kızı bana:... (s.90)
     Tatilin son günü hazırlığa başlamıştım. (s.87)
     Sör Aleksi, kadınca konuşmaların zaten son hadlerine varmıştı. (s.88)
     Biraz ileride ağaçların arasında bir bahçe kanepesi gözüme ilişti. (s.104)
     Kamran’ın bu tavrı, bu sözleri muhakkak alaydı. (s.50)
     
     a-Belirtili isim tamlamasında tamlayan ve tamlanan unsurlar arasına başka kelime veya kelime grubu girebilir.
     Evet, bir gün doktorun hafta tatilinden dönen kızı bana:... (sıfat fiil) (s.90)
     Yabancı kadının bana acır gibi bir hali vardı. (edat grubu) (s.105)
     Nişanlılığımın ilk haftaları herkesten kaçmakla geçti. (sıfat) (s.81)
     Mektebin en büyüğü bu Sör Süperiyördü. (zarf) (s.21)
     Zabitin benim için dolaştığını mı zannediyorsun. (edat grubu) (s.67)
     Otuza yaklaşmış bir dul kadının yirmi yaşındaki bir çocukla evlenmek istemesi, kepazeliğin dik alası. (isim fiil grubu) (s.35)
     Denizin durgun yüzünde nereden geldiği belli olmayan uçuk bir aydınlık titriyordu. (sıfat) (s.72)
     
     2-Birinci unsurunda ilgi eki bulunmayan isim tamlaması “belirtisiz isim tamlaması”dır.
     Kimse bana nişanlı muamelesi etmesin şimdi. (s.84)
     Kuş yavrusunu sever gibi okşuyor, onunla âdeta konuşuyordum. (s.51)
     Titrek ayaklarıyla bir iskemlenin üzerine çıkmış, bir dolabın yukarı gözlerinde nota defterleri  arıyor. (s.55)
     Eskiden olduğu gibi arasıra mutfaktan kayısı kurusu falan aşırmağa gittikçe hain aşçı:... (s.84)
     Bir, Ağustos Mehtabı gecesinde gezelim, dedi. (s.33)
     Akraba çocukları arasında galiba en ziyade onu severim. (s.57)
     Köşk halkı bir gün sağ elimin bir parmağının kocaman bir sargı beziyle bağlı olduğunu gördüler. (s.86)
     Tipiniz, biraz kadın tipi olmasına rağmen erkeksiniz. (s.85)
     Sert bir hareketle karyola demirlerini zıngırtadarak doğruldum. (s.70)
     Sonbahar olmasına rağmen hava insana ekin kokuları duyduğunu zannettirecek kadar yazdı. (s.44)
     Kış ortasında olduğumuzu unutturacak kadar güzel ve sakin bir akşamdı. (s.93)
   
     C-İsim tamlamasında tamlayan ve tamlanan unsurlar tek kelimeden oluşacağı gibi kelim gruplarından da oluşabilir.
     1-Tamlayan unsurunun tek kelimeden oluştuğu isim tamlamaları.
     Fatma’nın burnunda, yanaklarında, bileklerinde dövmeden süsler vardı. (s.9)
     Bu esnada evin penceresinden, teyzemin sesi geldi. (s.78)
     Hareketin sarhoşluğu yavaş yavaş beni sarıyor, kendimden geçiyordum. (s.70)
     Odanın bir köşesinde yere çömelir, yüzümü duvara çevirirdim. (s.11)
     Tatiller içinde en sevdiğim Paskalya yortusu idi. (s.30)
     Balıkçıların ikisi yirmişer yaşında, yahut biraz daha fazla iki genç biri sakallı biri ihtiyardı. (s.61)
     Artık göz yaşlarımı tutamıyor, başımı Mişel’in göğsüne koyarak hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. (s.45)
     Kuzenim neredeyse kadının ağzına girecek. (s.35)
     Masal yavaş yavaş arkadaşlarımın arasında yayıldı. (s.46)
     Hepsi o kadar değil, Feride’nin daha yüksek kısmetleri de var. (s.73)
     
     2-Tamlanan unsurun tek kelimeden oluştuğu isim tamlamalar.
     Bayırın kenarına gittikten sonra hiddetle denize taş atmağa başladım. (s.48)
     O günde ben, yine bu halde uğraşırken kapıcının kızı sınıfa girdi. (s.48)
     İkramın fazlalığından öleceğim, Feride dedi. (s.71)
     Onun uykusu çok ağırdı. (s.15)
     Dudakları saçlarımın arasından alnıma gözlerime dokunuyordu. (s.80)
     Çocuğun arkasını bir gölge kaplıyor. (s.78)
     Buzlu camın arkasında kocaman bir baş gölgesi. (s.52)
     Bütün bir gece dağda kurtla boğuştuktan sonra sabaha karşı Mösyö Seguin’in keçisine dönmüştüm.
     Kadının sükûtu, biz kanepeye oturduktan sonrada devam etti. (s.104)
     -Sonrası ne olacak, Allah’ın emriyle, Peygamberin kavliyle seni kendime alırdım, olur biterdi. (s.27)
             
     3- Tamlayan unsurunun kelime grubundan oluştuğu isim tamlamaları.
     Mişel, mektep arkadaşlarımın çoğu gibi Türkçe bilmezdi. (Tamlayan: Belirtisiz isim tamlaması) (s.53)
     Ağaçtan düşmek tehlikesine rağmen, ellerimi mektep gömleğimin göğsü üzerine kavuşturdum, hafifçe boynumu büktüm. (Tamlayan: Belirtisiz isim tamlaması) (s.38)
     Biraz sonra mutfak çadırının önünde bir kıyamettir koptu. (Tamlayan: Belirtisiz isim tamlaması) (s.98)
     Ayrılık günün faciasını hâlâ hatırlar ve gülerim. (Tamlayan: Sıfat tamlaması) (s.98)
     Besime Teyze’nin oğlu Kâmran. (Tamlayan: Unvan grubu) (s.18)
     Madrit’teki amcamın bir tasavvuru. (Tamlayan: Sıfat tamlaması) (s.94)
     Lüks vapurda kılıksız bir Arap neferinin kucağında bir minimini kız çocuğu... (Tamlayan: Sıfat tamlaması) (s.13)
     Buzlu camın arkasında kocaman bir baş gölgesi. (Tamlayan: Sıfat tamlaması) (s.52)
     Etrafta bir ses işitmeyince durdum, döndüm yavaş yavaş levhalar odasının kapısına doğruldum. (Tamlayan: Belirtisiz isim tamlaması) (s.54)
     Fakat ne çare ki ben dünyadaki nişanlıların en acemisi ve vahşisiydim. (Tamlayan: Sıfat
 tamlaması) (s.Karizmatik

     4- Tamlanan unsurunun kelime grubundan oluştuğu isim tamlamaları.
     Neriman’ın çok sevdiğini söyledikleri kocası bir sene evvel ölmüştü.( Tamlanan: Sıfat tamlaması) (s.34)
     Nişanlılığımın ilk haftaları herkesten kaçmakla geçti. (Tamlanan:Sıfat tamlaması) (s.81)
     Odanın bir köşesinde yere çömelir, yüzümü duvara çevirirdim. (Tamlanan:Sıfat tamlaması) (s.11)
     Kendimi bayırın en dik yerinden olanca hızımla aşağıdaki kumsala kapıp koyuverdim. (Tamlanan:Sıfat tamlaması) (s.74)
     Evvela köpeğin kuduz olması ihtimali aklıma geldi ve durakladım. (Tamlanan: Belirtisiz isim tamlaması) (s.75)
     Fakat ben, kulak asmıyor, başımdaki gürgenin sık sık yapraklarını hışırdatarak, gittikçe artan bir hızla havalanıyordum. (Tamlayan: Sıfat tamlaması) (s.77)
     Vakanın son günleri köşkte onunla kovalamaca oynamakla geçti diyebilirim. (Tamlanan: Sıfat tamlaması) (s.85)
   
    5-Tamlayan ve tamlanan unsurun birden fazla oluştuğu isim tamlamaları.
    Fakat artık havuza gitmiyor, ciltlerin, bağ kütüklerin üstünden  atlıyarak koşuyor, bahçenin etrafında dört dönüyordum. (s.57)
    -Kâmran’ın kıvırcık sarı saçları, beyaz nazik, parlak bir cildi vardı. (s.18)
    Fatma’nın burnunda, yanaklarında, bileklerinde dövmeden süsler vardı. (s.9)
    -Artık işi gürültüye getirmekten ellerimin, dudaklarımın boyalarını bir çocuk deliliği perdesi altında saklamaktan başka çare yoktu. (s.49)
    Kâmran’ın bu tavrı, bu sözleri muhakkak alaydı. (s.50)
    Fatma’nın bahçesine kırlarına bedel Hüseyin beni kışlaya asker için alıştırmıştı. (s.10)
 
     D-İsim tamlamasının kelime grupları ve cümle içindeki kullanışı.
     1-İsim tamlamasının kelime grupları içindeki görevi
     Herhalde bir şaşkınlık ve dalgınlık saniyesi geçirmiş olacağım ki; kuzenim birden bire elini uzattı, fondanı parmaklarımdan kapmak istedi. (Bağlama grubunun isim unsuru) (s.52)
     Müdirenin söylediğine göre “ders esnasında komşularımı lakırdıya tutmamayı, uslu uslu muallimi dinlemeyi öğreninceye kadar” orada bir sürgün hayatı geçirmeğe mahkûmdum. (Edat grubunun isim unsuru) (s.5)
     Kapıya bir ayak sesi yükseliyordu. (Sıfat tamlamasının isim unsuru) (s.101)
     Mişel, mektep arkadaşlarımın çoğu gibi Türkçe bilmezdi.(Edat grubunun isim unsuru
     Fakat camın altındaki anahtar deliğinden bu kızın bizi gözetlediğine hiç şüphem yoktu. (Sıfat tamlamasının isim unsuru) (s.53)
     Evvela köpeğin kuduz olması ihtimali aklıma geldi ve durakladım.(Belirtili isim tamlamasının tamlananı) (s.75)
     -Çamaşırhanenin arkasındaki duvardan  atladım, dedim. (Sıfat tamlamasının sıfat unsuru)
     Hüseyin’le beraber sokaklarda deniz kenarlarında cami avlusu gibi kubbeli yerlerde dolaştığımı biliyorum. (Edat grubunun isim unsuru) (s.13)
     Fatma beni bohça gibi sırtına bağlar, kızgın güneşlerin altında dolaştırır, hurma ağaçlarının tepesine çıkarırmış. (İsim tamlamasının isim unsuru) (s.9)
                             
     2-İsim tamlamasının cümle içindeki görevi.
     Odanın bir köşesinde yere çömelir, yüzümü duvara çevirirdim. (yer tamlayıcısı) (s.11)
     Onun uykusu çok ağırdı. (özne) (s.15)
     Köpek, balıkçının kumsalda bir çalı ateşi üzerinde kaynamakta olan bir teneke katranını devirmişti. (nesne) (s.75)
     Tatiller içinde en sevdiğim Paskalya yortusu idi. (yüklem) (s.30)
     Tatilin son günü hazırlığa başlamıştım.(zarf) (s.87
     -Akşam üstü babamı karşılamak için aşağıya indik. (zarf) (s.7)
     Fransızca muallimiz Sör Aleksi bir gün bize yazı vazifesi vermişti. (nesne) (s.5)
     Bereket versin benim düşünce saatlerim vardı. (özne) (s.7)
     Kuzenim neredeyse kadının ağzına girecek. (yer tamlayıcısı) (s.35)
     Fakat ne çare ki ben dünyadaki nişanlıların en acemisi ve vahşisiydim. (yüklem) (s.Karizmatik


      II -SIFAT TAMLAMASI

     1-Sıfat tamlaması bir sıfat unsuru ile bir isim unsurunun meydana getirdikleri kelime grubudur.Sıfat tamlaması eksiz bir birleşmedir.bu tamlamada sıfat önce, isim sonra getirilir.
     Sıfat unsuru + isim unsuru = sıfat tamlaması
     Hayatıma taalluk eden her şeyi seninle konuşmaya mecburum. (s.21)
     Müjgana anlattığım şey, netice itibariyle, arkadaşlarımı nasıl bir kurt masalıyla aldattığımın hikayesiydi. (s.63)

     Artık kocaman bir kız olduğumu, bir hafilik yaparsam beni ayıplayacaklarını  söyledikleri için hareketlerime son derece dikkat ediyordum. (s.59)
     Biraz evvel yanımızdan geçen ihtiyar balıkçı, elinde bir kürekle kara bir sokak köpeğini kovalıyordu. (s.75)
     Geveze bir çocuğa sükût hakkı diye getirilen bu şeyleri benim arkadaşlarıma başka türlü göstermem namussuzluk değil miydi? (s.55)
     Islak bir  mendille şakaklarımı siliyor... (s.80)
     Müjgan, bazan bu kadarla kalmıyor, incecik elleriyle saçlarımı okşayarak onun ağzından konuşuyordu. (s.81)
     Şu taraflarda oturan bir hasta arkadaşımı yoklamağa geldim de... (s.55)
     Onlar, köşkün önündeki verandada, lüzumsuz bir lüks lambası ışığında, kalabalık bir grup halinde  konuşup gülüşüyorlardı. (s.35)
     Bu huy, her halde Hüseyin’le oynadığım oyunlardan kalma bir şey olacak. (s.11)
     Küçük bir fino köpeğini havuzda yıkamak için dışarı çıkıyordum. (s.56)
     Hüseyin, delişmen bir adamdı. (s.10)
     Fakat müsaade ederseniz küçük bir römork yapayım... (s.50)   

     2-Sıfat tamlamasında her iki unsur tek kelimeden oluşacağı gibi kelime gruplarından da oluşabilir.
    a-Sıfat unsurunun tek kelimeden oluşması.
    Gece yağmur yağdığı için havada tatlı bir sonbahar serinliği vardı. (s.72)
    Hüseyin’le arkadaşlığımız iki sene sürdü. (s.11)
    Bütün çocukların “Sakallı Amca”diye çağırdıkları tuhaf bir akrabamız vardı. (s.17)
    Fakat müsaade ederseniz küçük bir römork yapayım... (s.50)
    Yavaş yavaş bir şey konuşuyorlardı. (14)
    Müjgan, bazan bu kadarla kalmıyor, incecik elleriyle saçlarımı okşayarak onun ağzından konuşuyordu. (s.81)
    Bu korku bana o saniyede bir hınzırlık düşündürdü. (s.53)
    Tam bu esnada bir ağustos böceği cırlamaya başlamaz mı ? (s.36)
    Bir başka gün de kocaman bir çamaşır teknesini sürüye sürüye denize indirmiş, kendimi akıntıya salıvermiştim. (s.17)
    İçimde dayanılmaz bir acı vardı. (s.15)
    Bir ağustos mehtabı gecesiydi. (s.33)

    b- Sıfat unsurunun kelime gruplarından oluşması.
    Ben bu aşçı kadar çılgın ve aksi insan görmedim. (Bağlama grubu) (s.99)
    Bunlar arasında Neriman diye yirmi beşlik bir dul vardı ki köşkü şereflendirmesi bir vaka olurdu. (Sayı grubu) (s.34)
    Üzeri sazdan köşkler, çekik gözlü Japon kızlarıyla süslenmiş şemsiyemi yer, tozların içine düşürdüğüm zaman almıyor, teyzelerimden:... (Sıfat tamlaması) (s.40)
    Ayşe teyzemle Müjgan’ın sürü sürü ahbapları vardı. (Tekrar grubu) (s.59)
    İşittiğime göre zengin olmayan kıza pek iltifat olmazmış.(Sıfat fiil grubu) (s.31)
    Müjgana anlattığım şey, netice itibariyle, arkadaşlarımı nasıl bir kurt masalıyla aldattığımın hikayesiydi. (Sıfat fiil grubu) (s.63)
    Siyah önlüğümün eteklerini tutarak kutuların önünde muhteşem ve uzun bir reverans yaptım. (Bağlama grubu) (s.49)
    Arkadaşımın babası bizim köşkten ayağı eksik olmayan bir insandı. (Sıfat fiil grubu) (s.90)
    Akıllı uslu Müjgan’ı bugün hangi hain şeytan dürtüyordu. (Tekrar grubu) (s.73)
    Kâmran Bey, bir hafta için İsviçre’ye geldiği halde iki aya yakın bir zaman orada kalmış. (Yaklaşma grubu) (s.106)
   
    c-Birden fazla sıfat unsurunun yer aldığı sıfat tamlamaları.
    Dadımın gelin olduğu, köşeye oturduğu gün bugünkü gibi gözümün önündedir. (s.9)
    Zaten, pek öyle aklı başında, çalışkan bir talebe değildim. (s.87)
    Çalışkanlığı kadar oburluğu ile de meşhur sınıf arkadaşlarımdan Mari Pırlantacıyan, şekerlerimi iri beyaz dişleriyle yerken gizlemeğe muvaffak olamadığı bir hasret ve hayranlıkla:... (s.55)
    Romanlar mahzun insanı omuzları çökmüş, gözleri sönmüş, hareketsiz ve sessiz bir insan diye yani daha açıkçası bir miskin şeklinde tasvir ederler. (s.16)
    Kâmran’ın kıvırcık sarı saçları, beyaz  nazik, parlak bir cildi vardı. (s.18)
    “Duvarın üzerinde sarışın, uzun boylu bir erkekle kur yaptık, birbirimize!”diyeceğim... (s.33)
    Fakat, siz de çok iyi ve bu işte tamamıyla suçsuz, günahsız bir genç kızsınız. (s.107)
    Kaba, çirkin bir kuş...korkuyoruz, kaçıyoruz... (s.45)
 
    d-İsim unsurunun tek kelimeden oluştuğu sıfat tamlamaları.
    Çamaşırhanenin arkasındaki duvardan atladım, dedim (s.22)
    Yalancı bir telaş ve sabırsızlıkla onun gösterdiği kutuyu açtım. (s.49)
    Kuzenim bu seferde galiba kulaklarına inanamadı.: (s.93)
    Bundan daha parlak bir geceydi, diyordum, kapının önündeki kalabalıktan uzaklaşmıştık... (s.45)
    Siyah çarşaflı kadın, kapıdan girmiş, yanıma yaklaşmıştı: (s.103)
    Bu korku bana o saniyede bir hınzırlık düşündürdü. (s.53)
    Bu bir, iki, üç, dört seneyi parmaklarımla o kadar kolay sayıyordum ki... (s.96)
    -Zannederim ki bültendeki numaraları herkese göstermekten sıkılacaksınız dedi. (s.88)
    Burası benim on sene kapalı kalacağım Sör mektebiydi. (s.19)
    Mesut dil, o geceden sonra köşkte görünmez oldu. (s.40)
    Zavallı Mişel, öyle sevme çılgını bir kızdı ki bunu başkasında sezmek bile ona zevk veriyordu. (s.43)

   
    e-İsim unsurunun kelime grubundan oluştuğu sıfat tamlamaları.
    Sütninenin torunu senelerden beri köşkte büyüyen bir öksüzdü. (Sıfat tamlaması) (s.53)
    Fakat pencereden giren ay ışığı içinde oda bembeyazdı. (Belirtisiz isim tamlaması) (s.15)
    İnsan başkasının ağzına sürülmüş bir şeyden iğrenmemek için... (Sıfat tamlaması) (s.52)
    İri bir ağaç kökünde oturan Müjgan’ın yüzü deniz tarafına dönük olduğu için o, bunun farkında olmamıştı. (Belirtili isim tamlaması) (s.72)
    Kapıya bir ayak sesi yaklaşıyordu. (Belirtisiz isim tamlaması) (s.101)
    Havadisi oğlunun bir mektubuyla öğrenen Besime Teyzem ili Necmiye bizi Galata rıhtımında karşılamağa koşmuşlardı  (Bağlama grubu) (s.81)
    Teyzem, bana özene bezene bir nişan yüzüğü yaptırmıştı. ( Belirtisiz isim tamlaması) (s.82)
    Biraz evvel yanımızdan geçen ihtiyar balıkçı, elinde bir kürekle kara bir sokak köpeğini kovalıyordu. (Sıfat tamlaması) (s.75)
    Bitişik arsadaki bostan kuyusuna fener sarkıtmışlar. (Belirtisiz isim tamlaması) (s.16)
   
    3-Sıfat tamlamasının kelime grupları ve cümle içindeki kullanılışı.
    a-Sıfat tamlamasının kelime grupları içindeki görevi.
    Tatilin son günü hazırlığa başlamıştım. (isim tamlamasının tamlanan unsuru) (s.87)
    Buzlu camın arkasında kocaman bir baş gölgesi. (isim tamlamasının tamlayan unsuru) (s.52)
    Etrafımızdaki kuru dağ tepeleri bir mercan kızıllığı içinde yanıyordu. (sıfat tamlamasının isim unsuru) (s.93)
    Denizin durgun yüzünde nereden geldiği belli olmayan uçuk bir aydınlık titriyordu. (isim tamlamasının tamlanan unsuru) (s.72)
    Başka çocuklar gibi karanlık ve yalnızlıktan korkmazdım. (edat grubunun isim unsuru) (s.15)
    Mesut dil için bir şey soramazdım, fakat kulağımda da yasak yoktu, ya... (edat grubunun isim unsuru) (s.57)
    Komşu, bu riyakâr nedamete ve sesimdeki titreyişe aldandı, yumuşadı; neyse bana güzelce bir şey söylemek lüzumunu hissederek:... (bağlama grubunun isim unsuru)  (s.31)     
                                                             
    b-Sıfat tamlamasının cümle içindeki görevi.
    Yalancı bir hiddetle bağırdım: (zarf tümleci) (s.40)
    Ben, parloir’in mahsus açık bıraktığım bir kapı kanadına dayanıyordum. (yer tamlayıcısı) (s.89)
    Dağınık saçlarımın arkasından, pırıl pırıl yanan yeşil gözleri bende garip bir kin; bir zulüm meyli uyandırıyordu. (özne) (s.80)
    Yerimden doğrularak sert bir emir verdim. (nesne) (s.38)
                      Hüseyin, delişmen bir adamdı. (yüklem) (s.10)
    İçimde dayanılmaz bir acı vardı. (özne)  (s.15)
    Bir başka gün de kocaman bir çamaşır teknesini sürüye sürüye denize indirmiş, kendimi akıntıya salıvermiştim. (nesne) (s.17)
    Evet ben hakikaten garip, anlaşılmaz bir çocuktum. (yüklem) (s.22)
    İşte o sıralarda yukarıda söylediğim köye gelmişim. (yer tamlayıcısı) (s.9)

     III - SIFAT FİİL GRUBU
   
    A-Bir sıfat fiil ile bu sıfat fiile bağlı unsur veya unsurlardan meydana getirilen kelime grubudur. Bu kelime grubunun kuruluşunda -an/-en, -r/-ar/-er, -dık/-dik, -maz/-mez, -mış/-miş, -acak/-ecek, -ası/-esi, gibi ekler  görev alır.
    Demek mektep açıldığı zaman bana da aşağı yukarı böyle bir şey yapmak fırsatı çıkıyordu. (s.58)
    Teyzelerim saçları, başları ağarmış koskoca kadınlardı. (s.34)
    Nişanlandığımızdan beri senden işittiğim en tatlı söz. (s.93)
    Siz maşaallah seneden seneye büyüyor, resimli roman kahramanlarına benzer bir genç oluyorsunuz da ben daima yerimde sayıyorum. (s.50)
    Fakat sana karşı, kimse için duymadığım bir his var içimde. (s.86)
    Bir küçük feryada benzeyen bu ses hâlâ kulağımdadır.(s.94)
    Bir da burnu dönünce ne görelim! Karaya çekilmiş bir sandalın yanında yiyecek yiyen üç balıkçı bize bakmıyor mu? (s.60)
    Bizim köşkte Neriman’a akran sayılacak kimse yoktu. (s.34)
    Fakat bu kahkahanın içinde deminki gülüşe benzemeyen, tuhaf bir şey bir kırıklık vardır. (s.73)

    B-Grubun ana unsuru sıfat fiildir. Grupta sıfat fiil sonda bulunur, ona bağlı unsurlar önce gelir. Sıfat fiilin anlamı bir veya birden fazla unsurlarla tamamlanır.
    O, sözünü bitirince yüzüne baktım, gözlerime düşen saçları, bir baş işaretiyle silkerek:...(s.51)
    Bunlar Noel yortularında küçük çocuklara hediye edilen resimli bebek masalları kabilinden şeylerdi. (s.49)
     İşittiğime göre zengin olmayan kıza pek iltifat olmazmış. (s.31)
    -Mektubunu aldığımız hanım, Neriman Hanım. (s.7)
    Çantamda, iyi kötü daima yenecek bir şey bulunduğunu bildiği için yolumu kesiyor... (s.91)
    Müjgan, geç vakit odaya geldiği zaman ben yatağımda uyuyordum. (s.70)
    Kâmran, kendisini eğlendirecek insandan kimi kastettiğini anlamıştı. (s.71)
    Mişel’in ciğer kokusunu alan kedi gibi genç bir erkek kokusunu alarak parloir’a koşmuş, belli ki bizi gözetlemiş olması garip değil mi? (s.44)
    İnsan, başkasının ağzına sürülmüş bir şeyden iğrenmemek için... (s.52)
    Müjgana anlattığım şey, netice itibariyle, arkadaşlarımı nasıl bir kurt masalıyla aldattığımın hikayesiydi. (s.63)

    C-Sıfat fiil eki almış olan kelime, grupta yüklem görevindedir.Bu grupta sıfat fiil ekini almış kelimeyi tamamlayan diğer unsurlar cümlede olduğu gibi öze, yer tamlayıcısı, nesne zarf diye adlandırılır.
    Kâmran, birçok meziyetleri olan bir gençtir. (s.105)
    ...Babamın çok sevdiği bir insandı, dedi (s.56)
    Çok küçük yaşta kaybettiğim annemden aklımda pek fazla bir şey kalmamıştı. (s.6)
    Allah’tan olacak, sabahtan beri çalışan, terzi Matmazel, Dilber kalfa ile beraber bahçeye hava almağa çıkmış. (s.98)
    Bizim köşkte Neriman’a akran sayılacak kimse yoktu. (s.34)
    Gözüm ağdırdığı vakit içine damlatılan kırmızı ilacı... (s.Karizmatik
    Yaşça kendimden çok büyük olan akraba çocuklarını bile yıldırmıştım. (s.17)
    Elini, güneşin yandan vuran ışıklarını siper ederek dikkatli dikkatli bana bakıyor, gülüyordu: (s.31)
    İşittiğime göre zengin olmayan kıza pek iltifat eden olmazmış...(s.31)
   
    D-Sıfat fiil grubu, cümle ve kelime grubu içinde isim ve sıfat görevi yapar.
    Yabancılar tarafından ayıplanacak bir vefasızlıkla Hüseyin’i çabucak yakadan silip atmıştım.(sıfat) (s.16)
    Sesim kesildiği vakit yalıyı adeta telaş alırdı. (sıfat) (s.6)
    Sonra kabahatimin kolay geçiştirilecek kabahatlerden olmadığını anlıyordum. (sıfat) (s.23)
    Besime Teze’nin kızı Necmiye, annesinin dizi dibinden ayrılmayan sessiz ve biraz da hastalıklı bir çocuktu. (sıfat) (s.25)
    Ta öbür uçta dallardan bir kısmını komşunun bahçesine sarkıtmış ihtiyar bir çınar vardı. (sıfat) (s.35)
    -“Ben arkasından konuşulacak bir kız değilim ki ” dedin. (sıfat) (s.62)
    Çalıkuşu’nun teyzesine yaptığı naz ve şımarıklık Feride’nin, o hanımefendiye yapmaya cesaret edemiyeceğini size temin ederim. (sıfat) (s.100)
    Arkadaşlar arasında yaz tatillerinde aileleriyle beraber seyahate çıkanlar ve dönüşte bize bol bol övünenler vardı . (isim) (s.58)
    Humma nöbeti geçirenler gibi yüzümün ateş içinde yandığını hissediyordum. (isim) (s.55)
       
     IV- ZARF FİİL GRUBU
   
    A-Zarf fiil eki almış bir fiil ve ona bağlı olan unsur ya da unsurlardan meydana gelen kekime grubudur.Zarf fiil grubunun kuruluşunda -ınca/-ince, -arak/-erek, -dıkça/-dikçe, -ıp/-ip, -madan/-meden, -alı/-eli, -ken, -a/-e  ve -ı/-i zarf fiil ekleri görev yapar.
   O, sözünü bitirince yüzüne baktım, gözlerime düşen saçları, bir baş işaretiyle silkerek:...(s.51)
    Müjgan’ın yaptığını hatırladıkça, aklım çileden çıkıyor, bütün vücuduma ateş basıyordu. (s.76)
    Terbiye icabı evdekilerden haber sorduktan ve onlara komplimanlarımı gönderdikten sonra kutularımı koltuğumun altına sıkıştırarak çıkmağa hazırlanıyordum. (s.52)
    Büyükannem, sabaha karşı uyanıp da beni yatağımda görmeyince çıldıracak gibi olmuştu.(s.15)
    Bir aralık farkına varmadan arkadaşımla aramdaki mesafeyi dehşetli bir surette açılmış buldum. (s.41)
    Kâmran’ın ellerini bırakarak soluk soluğa kendimi dışarı attım. (s.54)
    O günde ben, yine bu halde uğraşırken kapıcının kızı sınıfa girdi. (s.48)
    Babam onu emir neferi olarak eve almıştı. (s.10)
    Bana gelince, ben bambaşka bir çocuktum. (s.6)
    Ah, Ma Sör, beni görünce ne kadar sevindiklerini bilseniz. (s.21)
    Yerimden doğrularak sert bir emir verdim. (s.38)

    B-Zarf fiil grubunun ana unsuru olan zarf fiiller sonda, diğer unsurlar ise başta bulunur.
    Başka yazlar mektebin açılacağı günlerin yaklaştığını gördükçe başım ağırır, gözlerim kararırdı. (s.41)
    Ben, boynumu çarptırarak tasdik ettim: (s.43)
    Ağaçların arasından Kâmran’ın bana doğru gelmekte olduğunu görerek yere çömeldim. (s.91)
    Tehdidime aldırmadan altımdaki dallara tırmanmağa devam ediyordu. (s.39)
    Yine bir akşam üstü mahut arka bahçenin kapısında çocuklarla ip atlarken, yeni bir hücuma uğradım. (s.99)
    Kadının sükûtu biz kanepeye oturduktan sonra da devem etti. (s.104)
    Birinin mesela bir bahçe parmaklığı arasından bir komşu genciyle masum bir çiçek alış verişini duydum mu, bahçede âdata tellâl çağırırdım. (s.29)
    Renkten renge girerek ve gülerek:... (s.56)
    Çocukluk hatıralarımı anlatırken hep Fatma’dan Hüseyin’den bahsedişim biraz ayıp düşmüyor mu? (s.56)
    Babam kılıcını çıkartarak yerinden fırladı, telâşla beni kolumdan yakaladı. (s.20)
    Sınıftan çalıp getirdiğim kağıt sepetine yemek artıklarını doldurmakla meşguldüm. (s.21)

    C-Zarf fiil eki almış kelime, grupta yüklem görevindedir. Bu grupta zarf fiil ekini almış kelimeyi tamamlayan bütün unsurlar, cümlede olduğu gibi özne, yer tamlayıcısı, zarf, nesne diye adlandırılır.
    Hem siz küçükken sarışınmışsınız galiba. (s.33)
    O günde ben, yine bu halde uğraşırken kapıcının kızı sınıfa girdi. (s.48)   
    Sonra, uykumuz geldiği vakit kumları kümeleyerek yastık yapar, vücutlarımız suda, başlarımız dışarda kucak kucağa yanak yanağa uyurmuşuz. (s.9)
    Teyzemin gözleri yaşardı, beni yanaklarımdan öperek... (s.100)
    Bu arada ayağı takılıp yere boylu boyunca yuvarlanınca, hiddeti büsbütün arttı. (s.98)                         
    Ellerini oturduğum koltuğun kenarlarına dayıyarak bana doğru eğildi. (s.95)
    Fakat o ısrar edince gözlerimi kaçırarak:   (s.94)
    Nişanlandık nişanlanalı ilk defa yan yana ... (s.92)
    Kâmran, pantolona dikkat etmeden oradaki bir kayanın üstüne oturuverdi. (s.93)
    Tam iki gün vakit buldukça odama kapanıyor, sargıyı çıkararak kendi kendime saatlerce uğraşıyordum. (s.87)
   
    D-Zarf fiil grubu, kelime grupları ve cümle içerisinde genellikle zarf olarak kullanılır.
    Üstelik bu dert çıkınca büsbütün kendimi şaşırdım. (zarf) (s.87)
    Bir gayret yapıp kendimi toparlamazsam sınıfta kaldığım resmiydi. (zarf) (s.88)
    Bugün küçük arkadaşlarım benim davetimi beklemeden irili ufaklı bir sürü halinde gelmişler, salıncağın etrafını sarmışlardı. (zarf) (s.76)
    Yolun bir köşesinde onlarla karşılaşınca:...(zarf) (s.98)
    Meryem heykelinin önünde gözlerinde yaşlarla dua ederken heykelin etrafında uçuşan sinekleri göstererek:...(zarf) (s.23)
    Bu emri verirken bir kumandan gibi serttim. (zarf)  (s.42)
    Kapıyı hızla açarak fırtına gibi içeri atıldım. (zarf) (s.49)





   V- İSİM FİİL GRUBU

   A-İsim fiil ekleriyle, ona bağlı olan unsur veya unsurlardan meydana gelen kelime grubudur. İsim fiil grubunun kuruluşunda -mak/-mek, -ış/-iş, -ma/-me, ekleri görev yapar.İsim fiil grubunun ana unsuru olan isim fililer sonra, diğer unsurlar ise başta bulunur.
    Bundan ilerisine gitmek, aşağı yukarı, benimle yüz göz olmak demekti. (s.Karizmatik
    Fakat nedense bu yüzükle yakalanmak fena halde kibrime dokunuyordu. (s.87)
    Fakat bu defaki gülüşte biraz ıstırap vardı. (s.62)
    Mamafih, insan arasına katılmak biraz da gururumu okşamıyor değildi. (s.59)
    Bu saatte, onun gönlünü alacak bir kelime bulmak benim için dayanılmaz bir fırsattı. (s.93)
    Mektepten çıkmak! (s.97)
    Bir kelime söylersem muvazenenin bozulmasından korkuyor gibi ağzını, gözlerini kapıyor, elleriyle saçlarıma sarılıyordu. (s.60)
    Dizlerim birden bire gevşedi, iplerin elimden kurtulmasından korktum. (s.80)
    Beyrut’ta denize kavuşmak, annemi biraz canlandırır gibi olmuştu. (s.12)
    Sevgili Hüseyin’le beraber İstanbul’a gelişimiz. (s.Karizmatik
    Kalemi ısırmak ve saçlarımı gözlerimin üstüne dağıtmak da benim düşüncelere daldığıma alamettir. (s.7)
    Bir tuhaf surat asma tarzım vardı. (s.11)
 
    B-İsim fiil grubu daha çok hareket ismi yapan -mak/-mek eki ile yapılır, -ma/-me, -ış/-iş ekleri alan fiil isimleri hareket ismi olarak kullanıldıkları zaman isim fiil grubu oluştururlar.
    Vaktim olsa, bu zavallı köpeği kurtarmak için bir şey yapardım. (s.76)         
    O, benimle yalnız kalmak, beraber gezinmek ve konuşmak istiyordu. (s.81)
    Baktım ki, taarruza geçmezsem Sör Aleksi’den yakamı kurtarmağa imkan yok. (s.88)
    İstanbul’ a her inişinde bana hediyeler getiriyordu. (s.40)
    Ondan kaçınmak, korkmak dünyada kibrime yediremeyeceğim şey, onun için küçüğü  kollarımdan
indiriyorum ve dimdik Kâmran’ın gözlerine bakıyorum:... (s.78)
    Çalıkuşu’nun gözünü boyamak gagasını kapatarak gevezelik etmesine mani olmaktan başka ne olabilirdi. (s.40)
    O kadar çok ki, her kapı açılışında beni parlaoira çağırmağa geliyorlarmış gibi yüreğim hopluyordu. (s.55)
    Fakat zavallı hem taş atmasını bilmiyordu hem de kolları kuvvetsizdi. (s.63)
    Mamafih imtihanların çok yakın olması beni o gün her zamankinden fazla azgınlık etmekten menetti. (s.24)

    C-Grupta yüklem görevi yapan hareket isminin anlamı  özne, nesne, zarf, yer tamlayıcısı ile tamamlanır.
    -Çünkü benim ağaca çıkmak, kiraz çekirdeği atmaktan çok daha büyük suçlarım vardır... (s.31)
    O senenin yazında bu ağaca çıkmak illeti yüzünden başıma bir şey daha geldi. (s.33)
    Mişel maalesef  yaldızlı dipleri görünmeğe başlamış olan kutularımı tekrar bana teslim ettiği zaman... (s.48)
    Mahfeller içinde çölü geçişimiz bugünkü gibi hatırımdadır. (s.12)
    Fakat öylede olsa, onun karşımda bu sesle, böyle kelimelerle konuşması hoşuma gidiyordu. (s.50)
    -Nişantaşı’nda babamın bir eski arkadaşını görmekten dönüyordum... (s.56)
    Hatta bir aralık çıplak bir ata binmeğe uğraşarak ufak bir tehlike de geçirmiştim. (s.65)
    Bu saatte, onun gönlünü alacak bir kelime bulmak benim için dayanılmaz bir fırsattı. (s.93)
    Fakat, nedense, bu yüzükle yakalanmak fena halde kibrime dokunuyordu. (s.87)
   
    D-İsim fiil grubu, kelime grupları ve cümle içerisinde isim olarak görev yapar.
    Bir tuhaf surat asma tarzım vardı. (isim) (s.11)
    Hayatıma taalluk eden her şeyi seninle konuşmaya mecburum. (isim) (s.95)
    Küçük bir fino köpeğini havuzda yıkamak için dışarı çıkıyordum. (isim) (s.56)
    Israrı bırakmağa can atıyordum. (isim) (s.44)
    Bu huy her halde Hüseyin’le oynadığım oyunlardan kalma bir şey olacak. (isim) (s.11)
    Bayırın kenarına gittikten sonra, hiddetle denize taş atmağa başladım. (isim) (s.74)
    Son provanızı yapmak için yarım saattir sizi arıyorum. (isim) (s.99)
    Fakat, teyzem, büyüklüğün kendinde kalmasını istedi. (isim) (s.82)
    Kâmran’ın yanından sınıfa dönüş, bütün başların bana çevrilmesi, yürekler acısı bir şeydi. (isim) (s.90)

    VI -TEKRAR (İKİLEME)  GRUBU

    A-Bir nesneyi, bir hareketi karşılamak üzere eş görevli iki kelimenin meydana getirdiği kelime grubudur.
    -Sonra büyüdüğümü, hemen hemen bir genç kız olduğumu söyleyişimde elbette bir maksat var... (S.40)
    Kâmran’ın bu korkusu yavaş yavaş hayrete dönüyor gibiydi. (s.40)
    Demek mektep açıldığı zaman bana da aşağı yukarı böyle bir şey yapmak fırsatı çıkıyordu. (s.58)
    -Vallahi uyuyordum, diye gözlerimi iri iri açtım. (s.70)
    Teyzelerim saçları,  başları ağarmış koskoca kadınlardı. (s.34)
    Yalıya arasıra bir doktor gelip giderdi. (s.17)
    İçinde büyük büyük yapraklar, dört bir tarafında ağaçlar varsa bu göl nasıl deniz kadar büyük olur diyeceksiniz. (s.Karizmatik
    Yavaş yavaş bir şey konuşuyorlardı. (s.14)
    Biraz evvel şiir okuyan sesiniz birden bire değişerek “aman aman, aman” diye bağırmağa başlarsa feci olur. (s.38)
    -Bu çocuğu benim tarafımdan kucağına alacaksın, dedim, yanaklarını, gözlerini tekrar takrar öpeceksin anlıyor musun? (s.54)

   B-Grupta yer alan kelimeler arasında, şekil ve anlamca bir ilişki vardır.
    1-Unsurları aynı olan tekrar grupları.
    Şaşkın şaşkın etrafa bakıyor, fakat başını ağaca kaldırmaya akil edemiyordu. (s.30)
    Yaz tatili sonlarında mektebimiz, bir zaman için için kaynar, bu taşkınlık ancak birinci üç ay imtihanına doğru yatışırdı. (s.28)
    Mektebe gittiğim zaman mühim bir sırrım varmış gibi başımı öne eğip düşüneceğim mahzun mahzun  gülümseyeceğim. (s.33)
    Masal yavaş yavaş arkadaşlarımın arasında yayılıyordu. (s.46)
    Bağıra bağıra bizi aradılar. (s.45)
   
    2-Unsurları yakın anlamlı veya eş anlamlı olan tekrar grupları
    Bundan ilerisine gitmek aşağı yukarı benimle yüz göz olmak demekti. (s.88)
    Akıllı uslu Müjgan’ı bugün hangi hain şeytan dürtüyordu. (s.73)
    Aynı zamanda da saçma sapan söylüyordu. (s.51)
    Zıngır zangır titremeye başladım. (s.36)
    Erkek akrabalar ve konu komşu tarafından ikide birde ballandırılan meziyetleri fena halde kanıma dokunuyordu. (s.26)

    3-Unsurları zıt anlamlı olan tekrar grupları
    Aramızda aşağı yukarı konuşulacak bir şey kalmamıştı. (s.51)
    Bugün küçük arkadaşlarım banim davetimi beklemeden irili ufaklı bir sürü halinde gelmişler, salıncağın etrafını sarmışlardı. (s.76)
    Köşk boyacılar, dülgerler, terziler, uzak semtlerden gece yatısına gelmiş akrabalarla dolup boşalıyordu. (s.70)
    Elimde iyi kötü bir diploma ile kendimi dışarı atacağım günün benim için bir kurtuluş bayramı olacağını söylerdim. (s.97)

    4-İlaveli tekrar grupları
    -Sevdiğim göl içinde, büyük yapraklar arasında çırılçıplak çabalayışım kadar eski değil (s.Karizmatik
    Sepeti sımsıkı eteklerim arsında tuttum. (s.29)
    -Deli çocuk, sen koskoca insanı nasıl kaldırırsın? dedi. (s.60)
    Zavallı kız, sapsarı kesilmişti. (s.60)
    Bırak, sana yardıma geleyim, dediğini , işittim ve büsbütün çıldırdım (s.11)

    C-Tekrar gruplarının kuvvetlendirme, çokluk, devamlılık, ortalama ve beraberlik gibi fonksiyonları vardır.
    Elerini tuttum, gözlerim dolu dolu donuk bir sesle ... (çokluk) (s.63)
    Kâmran ağabeysinin hemen hemen bir eşi idi. (ortalama) (s.25)
    Ayşe teyzemle Müjgan’in sürü sürü ahbapları vardı. (kuvvetlendirme) (s.59)
    Beyaz gecelik gömleğimin uzun etekleri bacaklarıma dolaşa dolaşa oraya koştum. (devamlılık) (s.15)
    Kutularımın biri renk renk fondanlar, biri yaldızlı kağıtlara sarılmış şokokolarla doluydu. (kuvvetlendirme) (s.47)
    Dudaklarım yol yol sarı, kırmızı, mor boyalarla boyanmıştı (ortalama) (s.48)
    Konuşa konuşa bayırın kenarına doğru yürümeğe  başladık. (süreklilik) (s.73)

    D-Tekrar gruplarının kelime ve cümle içindeki kullanılışı.
    1-Tekrar gruplarının kelime grupları içindeki kullanılışı.
    Ayşe teyzemle Müjgan’in sürü sürü ahbapları vardı. (sıfat tamlamasının sıfat unsuru) (s.59)
    Biraz evvel şiir okuyan sesiniz birden bire değişerek “aman aman, aman” diye bağırmağa başlarsa feci olur. (edat grubunun isim unsuru) (s.38)
    Bu gece ağacın üstünde onunla yüz yüze gelmek. (isim fiil grubunun isim unsuru) (s.38)
    Onun yeşil yılan gözlerinin yakından baktığını görürsem ağaç dalları arasında çarpışa çarpışa boğuşan iki yırtıcı kuşa döneceğiz. (sıfat fiil grubunun isim unsuru) (s.Karizmatik
    Şeker yavaş yavaş eridikçe başımı iki tarafa sallıyor... (zarf fiil grubunun isim unsuru) (s.52)

    2-Tekrar gruplarını cümle içindeki görevi.
    -Vallahi uyuyordum, diye gözlerimi iri iri açtım. (zarf) (s.45)
    Bağıra bağıra bizi aradılar. (zarf) (s.45)
    Kâmran’ın bu korkusundan ben daha ne istifadeler eder, ufak tefek şantajlarla onu daha neler neler almağa mecbur edebilirdim. (sıfat) (s.41)
    Kutularımın biri renk renk fondonlar, biri yaldızlı kâğıtlara sarılmış şokolalarla doluydu. (sıfat) (s.47)
    Erkek akrabalar ve konu komşu tarafından ikide birde ballandırılan meziyetleri fena halde kanıma dokunuyordu. (isim) (s.26)

    E-Tekrar grubundaki kelimeler arasında belirli bir ses düzeni vardır.Bu sebeple, tekrar gruplarının çoğunda unsurların yeri değiştirilemez.
    “ irili ufaklı ” tekrar grubu “ ufaklı irili ” şeklinde ifade edilemez.
    “ aşağı yukarı ” tekrar grubu “ yukarı aşağı ” şeklinde ifade edilemez.
    “ saçma sapan ” tekrar grubu “ sapan saçma ”  şeklinde ifade edilemez.
   
   
   VII - EDAT GRUBU
   
    A-Bir isim unsuru ile bir çekim edatından kurulan kelime grubudur. Bu grupta isim unsuru
 başta, çekim edatı ( ile, için, kadar, göre, diye, rağmen, karşı, doğru, gibi, dolayı vb. ) sonda bulunur.
    İsim unsuru + çekim edatı = edat grubu
    Fakat Sör Süperiyor gibi benim de dilim tutulmuştu. (s.73)
    Artık kocaman bir kız olduğumu, bir hafilik yaparsam beni ayıplayacaklarını  söyledikleri için hareketlerime son derece dikkat ediyordum (s.59)
    Pazara kadar sabredemeyerek izin aldım. (s.91)   
    Büyükannem sabaha karşı uyanıp da beni yatağımda görmeyince çıldıracak gibi olmuştu. (s.15)
    Verilecek cevap olmadığı için önüme bakmakta devam ediyordum. (s.83)
    Nişanlandığımızdan beri, senden işittiğim en tatlı söz. (s.93)
    O gün, bütün düşüncelerime rağmen, ancak şu kadarcık bir şey yazabildiğimi hatırlıyorum. (s.7)
    Eskiden olduğu gibi, misafir çocuklarını peşime takıyor, köşkün altını üstüne getiriyordum. (s.97)
    Deniz kadar uçsuz bucaksız bir göl... (s.Karizmatik
    Ben, bir bahane ile kendimi kurtarmağa uğraşırken, Sör Aleksi, daha açıldı. (s.88)
   
    B-Bu grupta birleşme, isim unsurunun ve edatın türüne göre ekli veya eksiz olur.
    Beş, altı aydan beri kocasıyla beraber İzmir’de. (s.57)
    Fakat o da besbelli benim gibi lakırdı bulmakta güçlük çektiği için kim olduğumu sordu. (s.61)
    Yine belki ağzıma vurursun diye kelimeyi söylemeğe cesaret edemiyorum. (s.86)
    Konuşa konuşa bayırın kenarına doğru yürümeğe başladım. (s.73)
    Erenköy İstasyonuna kadar beraber gitmek şartıyla, Sör Süperiyor, istediğim izni verdi. (s.91)
    Küçük bir fino köpeğini havuzda yıkamak için dışarı çıkıyordum.  (s.56)
    Gece yağmur yağdığı için havada tatlı bir sonbahar serinliği vardı. (s.72)
    Ben, bir bahane ile kendimi kurtarmağa uğraşırken, Sör Aleksi, daha açıldı. (s.88)
    Kendisini zorla ayırırlar diye korkuyormuş. (s.12)
    İşittiğime göre zengin olmayan kıza pek iltifat eden olmazmış. (s.42)

    C-Edat grubunda, isim unsuru kelime grubu olabilir.
    Biçarenin işe yarayacak yemişi olmamasına rağmen babayani halini severdim. (isim fiil grubu) (s.35)
    Çünkü gevezeydim, sakallı dayının dediği gibi ağzımda bakla ıslanmazdı. (belirtili isim tamlaması) (s.29)
    Başka çocuklar gibi karanlık ve yalnızlıktan korkmazdım. (sıfat tamlaması) (s.15)
    Hüseyin’le beraber sokaklarda, deniz kenarlarında, cami avlusu gibi kubbeli yerlerde dolaştığımı biliyorum. (belirtisiz isim tamlaması) (s.13)
    Eskiden olduğu gibi, misafir çocuklarını peşime takıyor, köşkün altını ütüne getiriyordum. (sıfat fiil grubu) (s.97)
    Son provanızı yapmak için yarım saattir sizi arıyorum. (isim fiil grubu) (s.99)
    Mesut dil için bir şey soramazdım, fakat kulağımda da yasak yoktu ya... (sıfat fiil grubu) (s.7)
    Humma nöbeti geçirenler gibi yüzümün ateş içinde yandığını hissediyordum. (sıfat fiil grubu) (s.55)
    Yaşım on iki kadar olmalıydı. (sayı grubu) (s.5)
    -Mümkün amma Kâmran Bey için zararlı olur sanırım dedim. (unvan grubu) (s.27)

   
    D-Edat grubunun cümle içindeki görevi ve kullanılışı.
    Mesut dil, o geceden sonra köşkte görünmez oldu. (zarf) (s.40)
    Babam aksi gibi öyle bir alıştı ki başka bir yere kaldıracaklar gibi ödü kopuyor. (zarf)(s.72)   
    Konuşa konuşa bayırın kenarına doğru yürümeğe başlardık. (yer tamlayıcısı) (s.73)
   ? Erenköy İstasyonuna kadar beraber gitmek şartıyla, Sör Süperiyor, istediğim izni verdi. ( ) (s.91)
    Karşı karşıya geldiğimiz zaman benimle nişanlı gibi konuşmayacaktı. (zarf) (s.81)
   ? Yeni bir yalan uydurmağa vakit olmadığı için :... (s.92)
    Hava, açık olduğu için öğleden sonra gezmeğe çıkacaktık. (zarf) (s.91)
    Hüseyin’le beraber sokaklarda, deniz kenarlarında, cami avlusu gibi kubbeli yerlerde dolaştığımı biliyorum. (sıfat) (s.13)
   

     VIII -BAĞLAMA   GRUBU
   
    A-İki veya daha fazla isim unsurunun  bağlama edatlarıyla birbirine bağlanması sonucunda oluşan kelime grubudur. Bağlama edatı (ve, veya, ile, ilâ, fakat, ama, değil vb.) isim unsurlarının arasında bulunur. İsim unsurları grubun kuruluşuna eşit olarak katılır.
    İsim unsuru + bağlama edatı + isim unsuru = bağlama grubu
    Makine gibi çabuk ve adeta renksiz bir sesle söyledi. (s.105)
    Sonra çok uslu ve ağırbaş