Bedava ödev indir
Ocak 09, 2009, 04:54:49 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
  Ana Sayfa Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
  İletileri Göster
Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 »
691  cellotin genel / Anne-Baba Eğitimi / OYUN ARAÇ GEREÇLERİ : Ekim 02, 2007, 11:51:57 ÖS



   Oyun araç gereçleri konusu üç başlık altında ele alınacaktır.

1)   Çocuğun okul öncesi araç- gereç veoyuncakları
   
      2)  Açıkhava oyunları ve etkinlikleri için araç-gereçler

2)   Çocuğun gereksinmeleri-ilgi-etkinlikleri


0   Çocuğun Okul Öncesi Araç-Gereçleri Ve Oyuncakları
 
   En iyi ve uzun süreli eğitim,eğitilen ya da öğrenenin yaptığı işi isteyerek,severek mutlu bir ortamda uygulamasıyla gerçekleşir.Çocuk,oyunda öğrenmeyi öğrenir,kendini tanır,yaşamın gereklerini kavrar özgüvenini geliştirir.
  Çocuk oyununun en yüksek düzeyde yarar sağlayabilmesi için ona gereken yaş ve gelişimini çok yönlü etkileyen alan,gereç ve olanakları çok yönlü oluşturmak gerekir.
  Sağlıklı gelişme için çocuğun dengeli beslenmesi gerekir.aynı biçimde çocuğun bulunduğu evrenin gerektirdiği aşama ve becerileri geliştirmesi ve sağlıklı büyüyebilmesi için çeşitli nitelikte oyun araç-gereçlerine gereksinmesi vardır.Çocuğun oyuncakları,belli bir amaca yönelik,onun gelişim düzeyine uygun ve ileri aşamalara hızlandırıcı olmalıdır.
  Çocuk oyuncaklarını seçerken ve yaparken aşağıda belirtilen noktalar önemle gözönünde tutulmalıdır.
      -Oyuncak sade,ayrıntıları az,iyi zımparalanmış,sivri köşeleri yuvarlatılmış, pürüzü,çatlağı olmayan gereçlerden olmalı,sivri,keskin ve kesici yanları olmamalıdır.
     -  Çocuğun yaş- gelişim-ilgi-gereksinmelerine uygun olmalı; boyuna uygun boyutlarda ve kullanışlı olmalıdır.
     -   Biçimi ve boyutları kullanılacağı amaç ve oyun sahasına uygun olmalıdır.
     -  Çocuk  oyuncağı gördüğünde yapısal özelliklerini ve kullanılışını kolayca kavrayabilmeli ,çalıştırabilmelidir.
     -   Dayanıklı,sağlam,bakım-tutum ve temizliği kolay olmalıdır.
     - Hava koşullarına ve uzun süreli kullanılmaya elverişli olup çok yönlü kullanılabilmelidir.
     - Yanıcı,patlayıcı nitelikte olmamalı,eğer boyanırsa kolay çıkmayacak, parlak, canlı renklerde,zehirsiz ya da vernikle boyanmış olabilir.
    -   Göze hoş görünmeli,dengeli orantılı,zevkli ve uyumlu renklerle boyanmış olmalıdır.
    -    Ele hoş gelmeli,dokunma duyusunu etkilemelidir.
    -    Birden çok çocuğun oynayabileceği nitelikte olmalı,paylaşma duygusunu güdümleyici olmalıdır.
   -  Çocuğun merakını,ilgisini,el becerilerini,girişimciliğini,yaratıcılığını,hayal gücünü etkilemeli,sorunlara çözümler bulmasını ve çok yönlü kullanabilme olanaklarını yaratmalıdır.
  -  Kaslarını uyum içinde çalıştırmasına yardımcı olmalı ve devinimsel özgürlüğüne katkıda bulunmalıdır.
-    Çocuğun dil gelişimini,okuma yazma ve matematik öncesi kavramlarını geliştirici nitelikte olmalıdır.
-  Çocuğun özgürce oynamasını sağlamaya ek olarak,gözlem,deneyim,keşfetme isteğini uyarmalı ve sosyal ilişkilerinin gelişmesine katkıda bulunacak nitelikte olmalıdır.
   
 0  Açıkhava Oyunları Ve Etkinlikleri İçin Araç-Gereçler
    Çocukların devinimsel gelişimlerinin sağlanabilmesi ve bedenlerini çok yönlü kullanmalarına olanak verilmesi için pahalı araç-gereç ve oyuncaklar alınması veya yaptırılması gerekmez.Dünyanın her yerinde okulöncesi çocuklar açıkhava etkinliklerindebirbirine benzer araç-gereçleri kullanırlar.Aşağıda bu araç- gereç türlerine örnekler verilmektedir.
    -Tırmanma araç ve gereçleri,yürüme tahtaları,denge tahtaları,atlama beygirleri,ağaç kasalar,büyük kutu ve sandıklar çocuğın becerilerini geliştirmede kullanılan oyun araçlarıdır.
    -Üç tekerlekli bisikletler,direksiyonlu tekerlekli tahta otomobiller.Bu tür oyuncakların bulunmadığı bir okulöncesi yazýlýmı düşünülemez.Ülkemizin içinde içine oturularak,direksiyonun çevrilebileceği,ayakla yürütülecek nitelikte tekerlekli tahta arabalardan bir iki tane her kurumca sağlanabilir.bu tekerlekli oyuncakları çocukların kendileri sürebileceği gibi,arkadaşları da onları itebilir,ya da birbirlerini bu araçlara bindirip çekebilirler,yük taşıyabilirler.Bisiklet tamircilerinden sağlanabilecek bisiklet pedalları,bir yere sabit biçimde takılarak pedal çevirme olanağı sağlanabilir.Tekerlekli oyuncakların sert bir alan üzerinde sürülmesini,başka oyun alanlarının gidiş geliş yolları üzerinde kullananılmamasını tahtadan trafik işaretleri hazırlanarak trafik kurallarına alışmaları sağlanmalıdır.
-Kum alanı,kum kutusu,kum masası ya da kum leğeni olanaklar elverdiğince çocukların içine ya da kenarına oturarak oynayabilecekleribir oyun alaı her okulöncesi kurumunda kesin olarak bulunmalıdır.Oyun bahçesinin duvarlarından birinin önüne kurulacak kum havuzu istenilen büyüklükte yapılabilir.Ölçek olarak dört beş metrekare olması önerilir.Kum havuzu kereste(sunta ya da kaplama olmayacak)ya da kalasların suya gömülmemesi ya da yıkılmaması için köşebent demirleriyle tutturularak yapılabilabileceği gibi,çevresi tuğla ya da biriketle çevrili kum havuzları da kolayca yapılabilir.Kum çukurunun dibine çakıl döşenmeli ve üzerine 40-60 cm kalınlığımda kum tabakası dökülmelidir.kumun çevresinde,dışa taşmaması için 20cm yüksekliğinde set olmalıdır.Kum oyuncaklarının konulması,dizilmesi içinde 15-20 cm eninde kenar pervaz bulunmalıdır.Kumun içine pislik girmesini,hayvanların girip çıkmasını önlemek,kumu hava şartlarından korumak için bir kapak,kepenk,branda ya da naylondan koruyucu bir örtü yapılmalı ve çocuklar oynamadığı zaman kum örtülmelidir.Kapaklar kontrplaktan olursa daha kolay kapanır ve kaldırılır.Kapandığı zaman çengellerle ağaç bir desteğe çengellenebilir,Ya da bahçe duvarına dayandırılarak oraya çengellenebilir ve çocukların üzerine düşmesi engellenebilir.
Kum havuzunda kulanılacak elek,kova,kürek,büyük kaşıklar,kum kamyonları gibi oyuncaklar paslanmayacak nitelikte gereçten yapılmış olmalıdır.Bu oyuncaklar kum havuzunun hemen yanındaki dolap ya da kutuya,her oyun süresinden sonra toplanarak çocukların yardımıyla kaldırılmalıdır.Böylece içeriye kum taşınması da engellenmiş olur.
-Salıncaklar: Çocuklar salanırken önünden ya da arjkasından başkalarına çarpma tehlikesi olduğundan salıncaklar ortada olmalı başka çocukların dolaşma yollarından ya da yoğun olarak oynadıkları yerlerden uzakta olmalıdır.Oturulacak yeri brandadan ya da eski bir otomobil lastiğinden yapılmış oyuncaklar daha ucuz ve güvenli olur.Salıncak sağlam bir ağaç dalına kalın ip ya da halatla,demir zincirlerle bağlanabilir ya da çimentoya oturtulmuş demir bir çerçeve içine ikisi yan yana monte edilir.Kalın ip ya da branda kemerlerden çocukların sallanıp ta düşmemeleri için güvenlik kemerleri yapılabilir.
-Kaydırak: Metalden ya da ağaçtan eğimi,uzunluğu,genişliği,çocukların boyuna uygun olarak planlanır.Çocuğun kaydıktan sonra ineceği yer yumuşak bir toprak tabakası ya da kumluk bir havuz olabilir.Salıncaklar gibi kaydıraklar da çocukların gidiş geliş yollarına ya da yoğun olduğu yerlere yakın kurulmamalıdır.Kaydırağın yerini tutacak bir başka seçenek de oyun evlerinin ya da platformlarının üstüne dayanıp aşağı uzatılan bir kaygan kalas yüzeyi hazırlamak,bunu sağlam kancalarla bu tahta evin üstüne oturtmak,uçlarını ya takoz ya da başka yöntemlerle sabitleştirmektir.
-Tahtadan oyun evleri ya da oyun platformları: Düşgücü ve gösterisel oyunlar için ya da kullanılmadığı zamanlar oyun araç gereçlerinin üç tekerlekli bisikletlerin istif edilmesi için büyük tahta kalaslardan tahta ambalaj sandıklarından oyun evleri yapılabilir.Bu evler marangozlara yaptırılabileceği gibi basamak aralıkları çocukların boyuna gore ayarlanmış merdivenler,Kaydırak olarak kullanılabilecek kaygan yüzeyli kalaslarbu tahta platform ya da bir kapısıve penceresi olan oyun evine monte edilebilir.Tepesihe tırmandığı zaman çocuğun düşmemesi için oyun evinin üstündeki alan tahta parmaklıkla çevrelenmelidir.
-Tahta sandıklar,kasalar,denge tahtaları,variller,büyük çimen künkler: Çocukların atlamaları,tırmanmaları,düşgücü ve gösterisel oyunlar oynamaları için ucuz ve kolay bulunan oyuncaklardır.
-Ağaç gövdeleri,tırmanma halatları ya da halat merdivenler: Bu araçlar da bazı okul bahçelerinde bulunan olanakların değerlendirilmesiyle çocuklara yeni oyun araçları sağlar.
-Büyük boy içi boş tahta bloklar ya da küçük tahta ambalaj sandıkları: Aynı boyda dört yüzeyi kapatılmış bu tahta bloklar çocukların içerde yapmaya olanak bulamadıkları büyük yapıları gerçekleştirmelerine,bahçe duvarları,garajlar kurmalarını sağlar.Bu bloklar kontrplaktan da yapılabilir.Kimi kez üzerine oturmak,üstüne çıkmak üstüne çıkmak içinde kullanılabilir.
-Su oyunları masası: İçine dikdörtgen çinko leğen oturtulmuş alçak bir masa çocukların su oyunları için kullanılır.Ancak su oyunları için masanın su kaynağına yakın olması ve beton bir tabana konması uygun olur.Su oyunları masası yerine alçak formika masaları,plastik leğen ya da taslar konabilir.Enlemesine kesilip ikiye ayrılmış bir kamyon ya da traktör lastiği su oyunları için bir havuz terini tutabilir.
-Eski geçme borular,eski musluklar,makina parçaları,oto aksamı: Bu tür oyuncaklar çocukların zevkle ve ilgiyle oynayacağı şeylerdir.Paslı,keskin,sivri yerlerinin olmamasına özen gösterilmeli ve belirli bir masada oynanmaları sağlanmalıdır.
-Toplar,çemberler,atlamak için ip,çekmek için tekerlekli arabalar.

        GELİŞME ALANLARINA GÖRE OYUNCAKLARIN SINIFLANDIRILMASI
a)Büyük kas gelişimi için oyun araçları:
   -Merdiveni ve kardırağı olan oyuncak ev,
   -Üç tekerlekli bisiklet,
   -Çeşitli boyda arabalar,
   -İp merdivenler,
   -Taşınabilir,tahta,kayma,tırmanma,sallanma oyuncakları,
   -Tahteravalli,
b)Küçük kas gelişimi için oyun araçları:
   -Mum boya,renkli kalem,kağıt,
   -Ucu küt kağıt makası,
   -Yapıştırıcı,
  -Çeşitli ekleme oyuncakları,parçalı bilmeceler,
  -Bir yetişkin denetiminde oynanacak tahta çivi,çekiç,keser gibi marangoz,     aletleri
c)Yaratıcı,düşgücünü geliştiren oyun araçları:
  -Kukla sahnesi,
  -El kuklaları,
  -Parmak kuklaları,
  -Yumuşak eğilip bükülebilen bez bebekler,
  -Çeşitli giysiler,yetişkin süs araçları,
  -Doktor araçları,telefonlar,bebek arabaları,
d)Yaratıcı,sanat ve el işleri:
  -Plastrin,
  -Kil,
  -Kalın mum boyalar,pastel boyalar,renkli tebeşir,
  -Sulu boya,parmak boyası,toz boya,
  -Büyük boy,enli,küt uçlu,kalın saplı fırçalar,
  -Renkli her tür kağıt,
  -Artık kumaş,kağıt,ip,yün,talaş,yumurta kabuğu gibi kolaj malzemesi ve yapıştırıcı,
  -Tahta baskı kalıpları,
  -Lastik borulardan ya da lastik parçalarından kesilerek hazırlanmış baskı kalıpları,
  -Baskı kalıbı olarak kullanabilecek makara,yaprak,patates,havuç,
  -Tavandan ya da uygun yüksekliklere asılacak çocukların yaptığı sarkaçlar(ip üzerine dendgelenmiş geometric şekiller),
e)Çocuğun kavrayışını geliştirecek uyarı araçları:
e1)Okuma ve konuşmayı geliştirecek araçlar:
  -Tahtadan harf ve sayılar,
  -Mıknatıslı harf ve sayılar,
  -Zımpara kağıdından pazen kaplı tahtaya yapışabilecek türden harf ve sayılar,
  -Üzerine basit sözcüklerin yazılacağı büyük karton fiş,
  -Domino,
  -Karatahta,
e2)Matematik ve sayılar:
  -Renkli çubuklar,
  -Tahta oyuncak saat ya da saati öğretecek tahta küpler,
e3)Doğa bilimleri:
  -Mıknatıs,
  -Ayna,
  -Taş ya da yaprak koleksiyonu,
  -Kuru bitki ya da sebze koleksiyonu,deniz kabukları,
  -Doğayla ilgili çocuk kitapları,
f)Müzik ve dans araçları:
  -Ritm araçları:def,davul,trampet,melodika,flüt,kastanyet,çan,çıngırak vb,
  -plaklar,teyp-kaset.
 
 
 
 

692  cellotin genel / Anne-Baba Eğitimi / ÖRNEK OLAY YÖNTEMİ : Ekim 02, 2007, 11:51:27 ÖS


ÖRNEK OLAY İNCELEMESİ YÖNTEMİ (ÖRNEK OLAY ANALİZİ)

Gerçek hayatta karşılaşılan problemlerin sınıf ortamında çözülmesi yoluyla öğrenmenin sağlanmasıdır. Bu yöntem öğrencilere bir konuyu kavratmak ve o konuda uygulama yaptırmak amacıyla kullanılır. Günlük hayatta karşılaşılmış olan bir problemin çözümü içinde kullanılır. Örnek olaylar genelde yazılıdır, görsel olan olaylara da yer verilebilir.

Bu yöntemle öğrenciler , olayı öğrenir, verileri analiz eder ve sorunu değerlendirirler. Tartışarak olayın nedenlerine ilişkin ya da çözümüne ilişkin örnekler getirirler. Daha çok buluş yoluyla öğrenme yaklaşımında ve kavrama düzeyindeki davranışların kazandırılmasında kullanılır.
 FAYDALARI
   Öğrenci merkezli bir yöntemdir.
   Öğrenciler belli bir sorunla ilgilendiği için güdüleri genelde yüksektir.
   Öğrenciler bildiklerini ya da kavradıklarını gerçek bir duruma uygulama şansına sahip olurlar.
   Bir problemi çözmeyi, analiz edip sonuca ulaşmayı öğrenirler.
   Eleştirel düşünme ve karar verme becerileri gelişir.
   Örnek olay yöntemi izlendiğinde katılımcıların çevrelerinde süre gelen olaylara duyarlılığı gelişebilir.
    Tüm öğrencilerin tartışmalara katılması sağlanır.
   Gruplarla da uygulanabileceği için birlikte çalışma imkanı sağlar.
SINIRLILIKLARI
   Uzun zaman alır.
   Öğretmenin önceden iyi hazırlanmış olması gerekir.
   Kalabalık sınıflarda uygulanması zordur.
   Öğretmenin grup liderliği yapamayacağı durumlarda olayın ayrıntısını bilen bir lidere ihtiyaç duyulur.
   İncelenmesi düşünülen bir olaya, örnek olay yazmak bazen güç olabilir.
   Tartışmaları yönetmede ve değerlendirmede sorunlarla kaşılaşılabilinir.

SENARYO YAZIMI
   Senaryonun Gerçeğe Uygunluğu
   Senaryonun Amacı
   Senaryonun Biçimi
   Senaryonun İçeriği
   Senaryonun Biçemi
   Öğrenci Düzeyine Uygunluk
SENARYONUN GELİŞTİRİLMESİ
   Planlama
   Yazma
   Uygulama
   Düzeltme
ÖRNEK OLAY TEKNİĞİYLE ELE ALINABİLECEK KONULAR
1.   İnsanların kötü alışkanlıklarıyla ilgili olarak değişik örnek olay sorunları oluşturulabilir.
2.   Trafik canavarı örnek olay etkinliğini için çok uygulanılabilir bir konudur.
3.   Görgü kurallarıyla ilgili iyi bir örnek çocuklara çok etkili mesajlar verebilir.
4.   Zenginlik-fakirlik sorunları
5.   Anne ve Babaların çocuklar üzerine yanlış eğitimi
Sınıf   : 3
Ünite   : Sağlıklı Büyüyelim
Konu   : Beslenme Alışkanlıkları
Amaç   : Dengeli beslenmenin önemini kavrayabilme.
Tuna, küçüklüğünden beri yemek seçiyordu. Sebze yemeklerini yemiyor, sürekli olarak yağ, bal, reçel, hamburger, gibi gıdalarla besleniyordu. Bu kadarla da kalmayıp meyve yemeyi de kesinlikle red ederek “Onları yiyeceğime çikolata, şeker yerim.” diyerek itiraz ediyordu. Annesi ve babası büyüdükçe bu huyundan vaz geçeceğini düşünerek Tuna’nın üstüne gitmiyordu. Daha sonraları Tuna’nın bu şekilde beslenmesine karşı çıkmalarına rağmen Tuna aç kalmayı, sebze yemeklerini yemeğe tercih ediyordu.
Şimdi Tuna 12 yaşında ve yaşına göre aşırı kilolu bir çocuk oldu. Her ne kadar umursamıyormuş gibi görünse de arkadaşlarının şakaları onu üzemeye başladı. Ayrıca dengesiz beslendiği için sürekli hasta oluyor ve okula gidemediği için derslerinden de geri kalıyor...

KAYNAKÇA
-Açıkgöz, Kamile  “Aktif Öğrenme”,1. Baskı, İzmir, Eğitim Dünyası Yayınları,2002
-Demirel, Özcan “Planlamadan Değerlendirmeye Öğretme Sanatı”Ankara,  Pegem Yayıncılık, Ekim 1999
-Küçükahmet, Leyla “Öğretim İlke ve Yöntemleri, Ankara, Nobel Yayın Dağıtım, Ağustos 2002
-Üstündağ, Tülay “Yaratıcılığa Yolculuk”, Pegem A Yayınları, Kasım 2002
693  cellotin genel / Anne-Baba Eğitimi / PARMAK EMEN ÇOCUKLAR : Ekim 02, 2007, 11:32:16 ÖS
PARMAK EMEN ÇOCUKLAR
Doğumdan sonra ilk 3-4 ayda normal olarak bir çocuğun yeme içmesi için tek yol emme faaliyetidir. Bir yaşına kadar emme beslenmede esas yoldur. Çocukların emme faaliyetinden büyük ölçüde zevk aldıkları görülüyor. Çocukların bir çoğu beslenmedeki emme faaliyetinin yeterince doygunluk aldıkları görülmektedir. Ağız hayat süresince haz kaynağıdır. Bu faaliyet erken çocuklukta emme, sakız çiğnemek, tırnak ısırmak gençlikte sigara içmek, öpmek ve hafif ısırma seklinde olmaktadır. (D. Çağlar, 1981).
Çocukların emme faaliyetinden belli şekilde ve derecede hoşlandıklarını söylemiştik. Emme yoluyla anne ve çocuk arasında duyusal bir bağ kurulmakta, çocuk anne ile daha yakın olmakta ve karin doymaktadır. Karnının doyması çocuk için dengeli ve sağlıklı büyümesi, gelişebilmesi için ne kadar önemli ise anne ile kurulan bu yakın ilişki çocuğun ruh sağlığı içinde çok önemli faaliyettir.
Çocukların 1 yasına kadar parmak emmesi yararlı ve normaldir. Parmak emme 1,5 yaşına doğru sik görülebilir. Parmak emme açlıktan kaynaklanan bir davranış değildir. Emme %50'den %87'lere varan yüksek oranda beslenmeye bağlı olmayan davranış biçimidir.
Çocuğun emme arzusu, güzelliğin bozulacağı veya buna benzer mazeretlerle vaktinden önce veya sonra emdirilirse çocuk anneyi emerek doyuramadığı psikolojik ihtiyaçlarını değişik şekilde doyurmaya çalışabilir. Çocukların genel olarak sik başvurdukları doyum sekli parmak emmedir. Dr. David Levy her üç saatte bir beslenen bebeklerin,her 4 saatte beslenen çocuk kadar parmak emdiklerine işaret etmektedir. Yine biberon emzikleri eskiyip yumuşadığı için 20 dakika yerine 10 dakika biberonu emen bebekler hala 20 dakika biberon emen bebeklerden daha fazla parmak emmektedirler.
Bebek beslenme bittikten sonra parmağını emerse ve faaliyeti beslenme süreleri arasında uzun süre emerse, emme arzusunun yeterince doyurulmadığı düşünülmeli bu durumu giderici tedbirlerin neler olabileceği üzerinde durmak gerekir.(S. Gider 1996).
Bir yasındaki çocukların yarısı parmaklarını emerler. 9 aydan itibaren uykuyla parmak emme arasında yakın bir ilişkinin olduğu, uykusu gelen bebeğin parmağını ağzına götürdüğü görülür. RITVEL adi verilen bu alışkanlık aylarca sürebilir. Çocuğu parmak emmeden alıkoymak için yapılan çalışmalar 3 yaşına kadar çocuk tarafından dirençle karşılanır. Bazı bebekler yeni dişlerinin çıkması,bazıları zorlukla karsılaştıklarında,utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmak emme görülür. 18 ayda sıklaşan parmak emmenin 4yasinda kaybolması beklenir.
Beslenmeye bağlı olan parmak emme birinci yılın sonunda kesilebilir. Bazı durumlarda kesilebilir. Bazı durumlarda devam edebilir. GESEL ve 126 parmak emmenin 18-21 aylık çocuklar devrinde en yüksek seviyeye çıktığını ve çok sik görüldüğünü söylemektedirler. Özellikle hiçbir faaliyete katılmadan saatlerce parmak emerek oturduklarını gözlemiştir. Fakat faaliyetlere katılmasa da parmak emmek 2. Yıldan sonra durmaktadır. Çok nadir olarak 5-6 yaslarına kadar devam edebilir. Yetişkinlik yıllarında devam eden vakalarda vardır.
Araştırmalar en geç 5-6 yaşlarında sona erdiğinde parmak emmenin zararının olmadığı ancak devam etmesi halinde diş formasyonuna neden olabileceği kanıtlanmıştır. Parmak emme sıklığı okula başladığı sırada hızla azalır. 6-12 yaşlarında %12 oranında kazanılmış bir alışkanlık olarak süre gelir.
Parmak emmenin uyum ile siki bir ilişkisi vardır. Çocukların uykuya dalarken parmak emdiklerini söylemiştik. 2 yaşında ki çocukların bir kısmı uykuya dalarken parmaklarını ağzına almak için direnirler. 3 yaşında bu alışkanlık kendiliğinden kaybolur. Parmak emme faaliyeti inanıldığından daha az diş düzensizliğine sebep olmaktadır. Parmak emme 5-6 yaşından sonra görülürse arzu edilmeyen bir alışkanlık haline gelir. Parmak emme yatma zamanı devam etse de bu bozuk bir alışkanlıktır.
Ebeveynler parmağını emen çocukların çene kemikleri ve dişleri üzerinde ki etkilerini düşünerek endişeye kapılabilir. Parmak emmenin alt ve üst dişleri geri ittiği doğrudur. Parmak emmenin dişleri ne kadar etkilediği parmak emme süresine ve en önemlisi parmağın ağızda ki durusuna bağlıdır. Süt dişlerinde oluşan bu değişiklik 6 yaşından sonra çıkan asil dişleri etkilemediği işaret etmektedir.
Çocuğun anne karnında bas parmağını emdiği sanılmaktadır. Bir bebeğin doğduğunda bas parmağının sis olduğu, ilk ağlamasından sonra parmağını ağzına götürüp emdiği araştırma sonucu saptanmıştır. Çocuk aç olmadığı zaman da parmağını emer. Emme çocuğa haz verir ve çevresini bu şekilde tanır.
Diğer bir görüş ise bas parmağın emme objesi seçilmesi rastlantıdır. Bas parmak çocuğun rasgele yapılan hareketleri sonucu ağız ile teması ile gerçekleşir. Çocuk bu faaliyeti zevk verici olarak buluyor. Daha sonra diğer parmakların tesadüfü olarak ağız ile teması ile haz kaynağı olarak kullanmaya başlıyor.(D. Çağlar 1981)
LEVY buzağılar, köpekler, tavuklar üzerinde yaptığı klinik gözlem ve incelemelerde bas parmağın emilmesini yeme beslenme zamanın da uygunsuz yeme faaliyetini temel faktör ve sebep olarak görmüştür. Gesel ve ILG bunu önemsiz bir faktör olduğunu iddia etmektedir. Gesel ve arkadaşları inceleme sonuçlarını "bizimde bu konuda benzer denemelerimiz olmuştur. Bizde anneler tarafından beslenen çocukların parmak emdiklerini gördük. Sonraları bu çocukların iyi, uyumlu çocuklar olduklarını ve normal olarak geliştiklerini gördük". Seklinde incelemelerini anlatmışlardır.(D. Çaglar1981)
Davis ve yardımcıları herhangi bir kapla, sise ile ve anne sütü ile beslene üç grup olarak bir deneme yapmıştır. Bu denemesinde parmak emmenin en çok anne sütü ile beslenen, meme emen çocuklarda olduğunu görmüşlerdir.(D. Çağlar 1981) Bas parmağın emilmesi genellikle ilk çocukluk aylarında meydana gelmiş oluyor. Bazen diş çıkarma devresinde ve nadiren de akranlarını akranlarını taklit etmesiyle başlıyor. Bazı hareketler bas parmak emmeye eslik etmektedir.
? Kulak çekmek,
? Başı okşamak,
? Saç kıvırmak ve çekmek,
? Battaniye, Pike, yatak çarşafı ve havluyu emmek,
? Battaniye ile çeneyi ve gözü ovmak,
? Battaniyeyi yüz üstüne çekmek,
? El ve kol emmek.
Bir çok çocuklar ellerinde battaniye, pike veya bir kumaş parçası varken parmak emerler. Bir çocuk sadece bir parça ipek kumaşı ağzına almış onu çiğnemiştir. Parmak emmeyi terk etmişti. Ama parmak emme durduktan sonra emme ve ipek kumaş çiğneme ortak bir hareket olarak devam etmişti. (D. Çağlar-1981)
DIL EMME
Parmak emmeye benzer bir faaliyette dil emmedir. Yazýlým Dili emme çocuk parmak faaliyetinden alıkonulduğu zaman çocuğun sik bas vurduğu bir harekettir. Bunu her tür çocukta görmek mümkündür. Bu alışkanlık zararsızdır. Genellikle 2 yılda kaybolur.(D. Çağlar-1981)
Çocuklarda görülen hastalıkların pek çoğu parmak emmeye bağlıdır diyorlar. Başka bir deyişle parmak emmeyi bazı sapıklıklarla ilgili bulanlar vardır. Parmak emmenin damak bozukluğuna, damak ve diş deformasyonlarına ,hava yutmalarına, bağırsak iltihabı rahatsızlılarına, ağız hastalıklarına sebep olduğu söylenir. Bunlar arasında parmak emmenin dişlerin uygunsuz yerleşmesine sebep olduğu söylenir. Fakat parmak nasırının oluşmasına sebep olmaz. Hiçbir parmak hastalığına da sebep olduğu görülmemiştir. Bu alışkanlık zararlı olarak ta bilinmez. Yukarıda belirtilen hiçbir hastalığında nedeni olduğu kanıtlanmamıştır. Çünkü yukarıda sıralanan de formasyonlara parmak emen ve parmak emmeyen çocuklarda ayni sıklıkta rastlanmaktadır. Pis parmağın emilmesi mikropların ağızdan girmesine sebep olur. (D Çağlar 1981)
EMZIRILEN BEBEKLERDE PARMAK EMME
Annesini düzenli ve yeterince emen bebeklerin diğer yaşıtlarına göre daha az parmak emdiklerini söyleyebiliriz. Genelde anne göğsünün boşalıp boşalmadığını bilmez bu isi bebeğe bırakır. Bir bebek biberondaki sütü bitirince biberonu bırakır. Çünkü o havayı emmek istemez. Parmağını emmeye çalışan bir bebek hakkında akla gelecek ilk soru "eğer bırakırsa, bebek daha uzun süre meme emer mi?" Olacaktır. Bu soruya cevap bulabilmek için anneler uygun zamanlarda bebeğin 30 veya 40 dakika meme emmesine müsaade etmelidir. Bebek göğüsteki sütün çoğunu 5 veya 6 dakikada emer. Geri kalan zamanlarda ise emme arzusunu doyuruyordur. Damla halinde gelen süt onu kandırmaktadır. Başka bir ifade ile bebek 35 dakika meme emse 20 dakika emzirilmekten alındığında birazcık daha süt içebilir. Memen emen bir çocuğa istediği kadar emmesi için izin verilince neticeler şaşılacak kadar değişik olur. Bir beslenmede memeyi 10dakikada bırakan bir bebek bir başka beslenmede 40 dakika emmeye emmeye kalkışacaktır. Bu da meme emmenin bebeğin kendi ihtiyaçlarına göre ayarlayabileceğinin bir göstergesidir. (S. Gizer-1998)
Emme isteği yeterince doyurulamayan bir çocukta başlangıçta görülen parmak emme alışkanlığına zamanla başka hareketlerde eslik edebilir. Çocuk kulağını tutabilir, başını sallayabilir, saçını çekebilir, Bazen de eslik eden hareketler parmak emme kesildikten sonra sürebilir. (S. Gizer 1996)
Mastürbasyon ve parmak emme her ikisi de elleri kullanarak vücutta bir haz alma ve doygunluk elde etme faaliyetidir. Fakat bunların ikisi arasında bir bağıntı aramak yersizdir, bir yakıştırmadır. Parmak emen çocukların ileri hayatlarında parmak emmeyen çocuklardan daha sik mastürbasyon yaptıklarını gösteren bir inceleme yoktur. (D. Çaglar-1981)
Parmak emmede çocuklar bir haz elde etme doyum sağlamak için yaparken, tırnak yiyen çocuklar ise gergin, kolayca heyecanlanan ruhsal psikolojik sorunları olan çocuklarda görülür.
PARMAK EMMENIN DÜZELTILMESI IÇIN ALINACAK ÖNLEMLER
Anne ve babaya parmak emmenin zararsız bir faaliyet olduğu açıkça anlatılmalıdır. Parmak emmenin biraz önce değindiğimiz gibi diş deformasyonlarına sebep olmadığı, bir hastalık mahiyetinde olmadığı açıkça anlatılmalıdır. Çünkü halk arasında parmak emmenin günah olduğu, çocukların mastürbasyon gibi bozuk bir cinsel haz aracı olarak yaptıkları hatta dini bakımdan büyük bir günah sayılacağı ve sayıldığı kanisi hakimdir. Bu batıl inançların silinmesi alınacak tedbirlerin başında gelir. Çünkü buna inanan anne, baba ve aile büyükleri ömür boyu sürecek bu kötü alışkanlıktan çocuklarını vazgeçirmek için çok şiddetli tedbirlere başvururlar. Hatta çocukların parmaklarına acı biberler sürenler, dayak atanlar, ellerini kollarını arkadan bağlayanlar,eline parmaklarına iğne batırıp onlar unutamayacakları acı verecek cezalar uygularlar. Bu tenkitler, azarlamalar, dayak atmalar, parmağa acı sürmeler çocukta olumsuzluğun yükselmesine neden olabilir. Anne babayı rahatsız etmek için bir davranış olarak kalmasını pekiştirebilir.(D. Çağlar-1981)
Parmak emme kendi başına çocuklukta ve sonradan uyumu etkileyen bir alışkanlık değildir. Özel bir düzeltici tedbir olmayı da gerektirmez. Ancak parmak emmeye başlayan veya bunu alışkanlık haline getirmiş çocuklara bu alışkanlıkları terk etmeleri için uygun olmayan tedbirlerin, cezaların uygulanması sonucu bir çok uyum ve duyusal problemlerin ortaya çıkmasının nedeni olabilir. Basit bir alışkanlığı terk ettirmek için uygulanan metodular durumla ilgisi olmayan yeni ve kronik bazı uyum bozukluklarına sebep olabilir. (D. Çağlar-1981)
Küçük yaslarda çocuklar uygun şekilde beslenmelidir. Gıda ve anne sütünün kalitesi yanında çocuğun gıda verilirken tutumuna özel bir yer ve önem vermek gerekir. Çocuk gerek anne memesinden ve gerekse biberonla beslenirken annenin göğsüne onun sıcaklığını duyacak şekilde yaklaştırılmalıdır. Bir taraftan çocuğa gıdası veya meme verilirken diğer taraftan anne çocuğa gözlerinden sıcak sevgi akıtmalıdır. Çocuğun gevsek tutulması,hırpalanarak, azarlanarak gıda verilmesi büyük bir anlam taşımaz, haysiyet sahibi bir gence al zıkkımlan diye yiyecek vermenin yaptığı etkiyi yapar.(D. Çağlar-1981) . Uygar insanların köpekleri beslerken yaptığı içtenliği insan yavrusundan esirgerler. Uygun şekilde beslenme bu problemin ortaya çıkmasında en büyük engel teşkil eder.(D. Çağlar-1981)
Belki çocuk parmak emme veya lastik meme emmeden özel bir haz duyabilir. Bu hiçbir zaman zararlı bir alışkanlık değildir. Normal davranışlar ve ilişkiler yoluyla bu alışkanlık 1 yasinin sonunda terk edilebilir.(D. Çağlar-1981)
Eğer çocuk yürümeye başladıktan veya 1 yaşından sonrada bunu yapıyor yani parmağını emiyorsa bu çocuğun fazla yorgun, rahatsız, mutsuz, sıkıntılı, üzüntülü olduğunun belirtisidir. Çocuğun durumunun incelenmesi düzeltici tedbirlerin yalnız bir belirti olan parmak üzerinde değil bütün durumu düzeltmeye yöneltilmesi gerekir. Çünkü parmak emmenin asil nedenleri ortadan kalkmadıkça çocuk parmak emmeye devam edecektir. (D. Çağlar-1981)
Çocuğa uygun dinlenme, geniş ve çeşitli faaliyet olanakları, oyun ortamları meşgul olmak için olanaklar sağlanmalıdır.
Anne babanın uygun olmayan davranışları düzeltilmelidir. Çocuklara bu alışkanlığından dolayı şiddet hareketleri uygulanmamalı ve çocuk batıl fikirlerle korkutulmamalıdır.
Mükafat vaadi, çocuğun bunu terk etme arzusunu ve gücünü harekete getirecek, çeşitli tedbirler çocuğu harekete getirerek çocuğun bunu bırakmasını sağlayabilir. Çocuk parmağını ağzına götürdüğü zaman uyarıcılık yapacak zararsız acı mayi sürülmesi ve geceleri hatta gerekiyorsa gündüz çocuğa eldiven takılması, alışkanlığı sona erdirmesi için iyi bir hatırlatıcı olabilir.
Çocuğa bilhassa kendi kendini kontrol etmek için, isterse bu alışkanlığı terk edeceği inancını kazandırmak, alışkanlığı yenmek için iyi bir hatırlatıcı olabilir.
Çocuk 4-5 yaşlarına geldiğinde parmağını emmeye devam ediyorsa kendisine telkinlerde bulunmak faydalı olabilir. Çocuğa bu yaptığının çocukça bir davranış olduğu başkalarının gözüne hoş görünmediği onun anlayabileceği bir dille anlatılır. Çocuklar bu yaslarda genellikle büyük bir insan gibi olmaya, ebeveyni taklit etmeye özenir. Çoğu zaman onlar gibi davranır. Ebeveyn çocuğun bu durumunu çok iyi değerlendirmelidir. Kendilerinin parmak emmediklerini, çünkü bu durumun pek hoş olmadığını söylemeleri çoğu zaman etkili olabilir.(S. Gizer-1996)
Çocuğun erken memeden kesilmesinin karamsar, sadist geç memeden kesilmesininse güveli ve iyimser bir kişilik geliştirdiği açıklanmıştır.(H. Yavuzer-1997

694  cellotin genel / Anne-Baba Eğitimi / RADYOAKTİVİTENİN YARARLARI : Ekim 02, 2007, 11:31:45 ÖS
RADYOAKTİVİTENİN YARARLARI

1-Radyoaktivitenin İnsan Sağlığı Üzerindeki Yararları

 A-) Işınım:
 Bir ışık kaynağından çıkarak düz bir çizgi halinde bize ulaşan ışık demetlerine ışın denir. Atomlardan, Güneş’ten ve öbür yıldızlardan yayılan enerjiye de bu terimden esinlenerek ışınım ya da ışıma denmiştir. Işınımın batı dillerindeki karşılığı olan ve gene ışın anlamındaki Latince bir sözcükten türetilen radyasyon terimi de çok kullanılır. Işık ışınları, ısı, X ışınları, radyoaktif maddelerin saldığı ışınlar ve evrenden gelen kozmik ışınların hepsi birer ışınım biçimidir.
Bazı ışınımlar çok küçük madde parçacıklarından, bazıları da dalgalardan oluşur. Radyoaktif maddelerin saldığı alfa ve beta ışınları ile yıldızlardan savrulan kozmik ışınlar parçacık biçiminde yayılan ışınımlardır. Kozmik ışınları oluşturan atom parçacıkları, genellikle de protonlar Dünya atmosferinin üst katmanlarındaki atomlarla çarpışır ve bu kez başka atom parçacıklarından oluşan “kozmik ışı sağanakları” na yol açar.
Elektromagnetik Işıma: Dalga biçimindeki ışımanın örneklerinden biri elektromagnetik dalgalardır. Gamma ışınları, X ışınları, morötesi (ultraviyole) ışınları, görünür ışık, kızılötesi (enfraruj) ışınım, radarlarda kullanılan mikrodalgalar ve radyo dalgaları elektromagnetik  ışıma biçimleridir. Bunlardan yalnızca ikisinin varlığını bir ölçü aygıtı kullanmaksızın saptayabiliriz: İnsan gözünün algılayabildiği görünür ışık ve etkisi ısı olarak hissettiğimiz uzun dalga boylu kızılötesi ışıma. Radyo dalgalarının varlığı radyo alıcılarıyla, öbür ışınımlardan çoğunun varlığı da çeşitli yöntemlerle saptanabilir.
Elektromagnetik ışınımların hepsi, denizdeki dalgalara ya da bir havuza taş atıldığında suyun yüzeyinde görülen dalgalanmaya benzeyen birer dalga hareketidir. Ama elektromagnetik dalgalar su dalgalarından farklı olarak boşlukta yol alabilir ve saniyede 300.000 km gibi olağanüstü bir hızla yayılır.
Çeşitli elektromagnetik ışınımlar arasındaki tek fark dalga boylarının değişik olmasıdır. Art arda iki tepe noktası arasındaki uzaklığa dalga boyu denir. Ama kısa elektromagnetik dalgaların dalga boyları öylesine küçüktür ki ancak nanometreye ölçülebilir. Bir nanometre bir metrenin milyarda biridir. Bugün artık geçerli olmamakla birlikte, bir nanometrenin onda birine eşit olan angström de eskiden dalga boyu birimi olarak kullanılırdı.
En kısa dalga boyundaki ışınımlar gamma ışınlarıdır; bunların dalga boyu bazen nanometrenin binde biri düzeyinde olabilir. Gamma ışınları hem uranyum ve radyum gibi doğal radyoaktif maddelerce, hem de bir nükleer reaktörde ya da bir atom bombası patladığında atom çekirdeklerinin parçalanmasıyla salınır. Bu ışınlar canlılar için zarlıdır; ama tıpta urları yok etmek ve hastanelerin araç gereçlerini mikropsuzlaştırmak için bu ışınlardan yararlanılır.

Radyoaktifliğin ışınım etkilerinden yararlanılan uygulamaların başında ışın (Curie) tedavisi gelir. Bu yöntem kanser ve benzeri habis tümörlerin yok edilmesinde kullanılır. Bu tedavi için en çok kullanılan radyoaktif izotop bir gama yayımlayıcısı olan kobalt-60 izotopudur. İlk defa 1951 yılında Kanada ve İngiltere’de iki farklı yöntem çerçevesinde kullanıldı. Ardından dünya’nın pek çok yerine ihraç edildi.

    B-) X Işınları:
1895 yılında Alman bingin Wilhelm Konrad Röntgen tarafından keşfedilmiştir.
Röntgen, gazların içinden elektrik yolunu araştırmak amacıyla, katod işin tüpüyle deney yaparken, baryum platin siyanürü levhasından yayılan radyasyonun şeffaf olmayan cisimlerin içinden geçebildiğini fark etti. Araştırmalarına devam ederken radyasyonun 15 mm. kalınlığındaki alüminyumdan daha indirgenmiş yoğunlukta geçebildiğini gördü ve bu radyasyona, “X-ışınları” adını verdi. Bugün Dünya’da Almanya dışında (Almanya’da Röntgenstrahlen olarak adlandırılıyor) bu isimle anılıyor.
X ışınları, ışık dalgalarından daha kısa olan elektromanyetik dalgalardır. Göze görünmeyen bu ışınlar, fotoğraf levhalarını etkileyebilir ve nesnelerin içinden geçerek onların yapısını ortaya koyabilir.
X ışınlarının tıpta kullanılması (radyoloji), bazı hastalıkların teşhisini ve organizma içindeki berelerin araştırılmasını geniş ölçüde kolaylaştırır. Radyografi sayesinde organlardaki ve kemiklerdeki anormallikler (verem, kalpte biçim bozukluğu, kanser, zatülcenp, omurga çarpıklığı) saptanabilir. Radyoskopi solunum hareketlerinin izlenmesine ve öksürüğün etkisiyle akciğer dokusunda meydana gelen değişimlerin saptanmasına olanak verir. Örneğin koldaki bir kemiğin kırık olmasından kuşkulanılıyorsa, hastanın kolu X ışını kaynağı ile bir tür fotoğraf filmi arasına yerleştirilir. Işınlar etten daha kolay geçip kemikte zorlandığı için, banyo edilen filmde kemik boyu bir gölge halinde görülür. X ışınlarının bir adı da Röntgen ışınları olduğu için, bu yöntemle organların filminin çekilmesine genellikle “röntgen çekmek” denir.
 ,
Günümüzde X ışınlarının kullanıldığı en önemli tanı yöntemlerinden biri bilgisayarlı tomografidir. 1970’lerde EMI Ltd.’nin araştırma laboratuarlarında Godfrey Hounsfield tarafından geliştirilen bilgisayarlı eksenel tomografi (CAT), vücuda çeşitli açılardan giren X ışınlarının şiddetinin dokulardan geçtikçe hafiflemesi temeline dayanır. Bu ölçümlerden yararlanan bilgisayar vücudunun iç bölgelerini dilimlere ayırarak görüntüler. Bu teknik karaciğer, böbrek gibi yumuşak dokuların birbirinden ayırt edilmesini, ayrıca aynı organ içindeki farklı yapıların saptanmasını sağlar.
Daha yeni bir teknik içeren nükleer manyetik rezonans (NMR) yönteminde, güçlü bir manyetik alanda bulunan hastanın vücuduna X ışınları yerine radyo dalgaları yöneltilir. Vücuttaki farklı atomlar, manyetik alanın etkisi altında farklı frekanslardaki radyo dalgalarını soğurur. Bilgisayar bu farklılıktan elde edilen ölçümleri kullanarak, iç organların görüntüsünü verir.
Günümüzde yaygın olarak kullanılan pozitron ışın tomografisi (PET scan) özellikle beyindeki bazı hastalıkların teşhisinde kullanılır. Bu yöntemde hastaya çok az miktarda karbon-11 izotopu içeren glikoz verilir. Daha sonra glikoz ile beyne giden karbon-11 izotopunun yapmış olduğu pozitron ışınlarını belirlemek için beyin tomografisi çekilir. Bu yolla beyindeki anormallikler teşhis edilebilir.

2-Radyoaktivitenin Bitkiler Üzerinde Kullanımı

Radyoaktif izotoplar ile radyoaktif olmayan izotopların kimyasal özellikleri aynıdır. Bundan dolayı radyoaktif izotoplar izleyici olarak kimya araştırmalarında yaygın bir şekilde kullanılır. Örneğin bitki besin maddesine az miktarda katılan radyoaktif özelliğe sahip fosfor-32 izotopu ile, fosforun bitki tarafından kullanılması izlenebilir. İzleyiciler özellikle tarımda kimyasal gübrelerin en uygun bileşiminin kullanım biçiminin bulunmasında büyük önem taşır.
Ayrıca, bir kimyasal tepkimenin mekanizması ya da bir bileşiğin yapısı çoğu zaman deneylerde radyoaktif izleyiciler kullanılarak aydınlatılır. Örneğin karbon-14 izotopu ile fotosentez olayı incelenmiş ve CO2’nin şekerlere ve nişastalara dönüşümü hakkında geniş bilgi edinilmiştir.

2-Radyoaktivitenin Sanayi ve Endüstride Kullanımı

Radyoaktif atomlar, maddelerin “etiketlenmesinde” de kullanılabilir; bunun için maddedeki bazı normal atomlar çıkarılarak bunların yerine radyoaktif atomlar yerleştirilir ve bu atomların çıkardığı ışınımdan yararlanılarak madde izlenir. Tıpta bu yöntem, hangi maddenin vücudun hangi bölümüne gittiğini saptamak için (örneğin yeni bir ilaç denenirken) kullanılır. Radyoaktif etiketlemeden, kimya ve biyokimyada moleküllerin kimyasal tepkimelere katılım aşamalarını ve süreçlerini izlemek için yararlanılır.
Endüstriyel radyografi de ise iridyum-192 ve kobalt-60 radyoizotoplarının ürettiği gama ışınları kullanılır. Bu ışınlar ile metal ve plastik levhaların kalınlıklarının ölçülmesi, iç yapılarının incelenmesi mümkündür.
Motor yağlarının verimliğini incelemek için de kullanılır. Bunun için motorun yapıldığı metale bir miktar radyoaktif izotop katılır. Motor belli bir süre çalıştırıldıktan sonra yağında taneciklerin bulunup bulunmadığına ve dolayısıyla da motorun aşınıp aşınmadığına bakılır.
Radyoizotopların diğer bir kullanım alanı ise petrol sanayisidir. Birden fazla petrol türevinin aktarımı için bir tek boru hattı kullanıldığında, aktarılan ürünlerin son kısımlarına az miktarda radyoaktif izotop katılır ve böylece bir ürünün bitip diğerinin başladığı anlaşılır. Radyasyon burada otomatik bir vana sistemini çalıştırmak için de kullanılabilir ve bu şekilde petrol ürünlerinin farklı tanklara yönlendirilmesi sağlanır.
 

KAYNAKLAR:
      1- Temel Britannica Ansiklopedisi
      2- Genç Larousse Ansiklopedisi
      3- Kimya-1 Sürat Yayınları
      4- Modern Üniversite Kimyası

rıfat canayakın lisesi 5-FEN-B


695  cellotin genel / Anne-Baba Eğitimi / SALDIRGAN DAVRANIŞLARI NASIL ÖNLEYEBİLİRİZ? : Ekim 02, 2007, 11:30:43 ÖS
SALDIRGAN DAVRANIŞLARI NASIL ÖNLEYEBİLİRİZ?
1-Her şeyden önce ana-baba çocuğa saldırganlık modeli olmamalıdır.(Evde dayak yiyen bir çocuk varsa kardeşini dövüyor. Kardeşi yoksa okulda en ufak bir sorunda arkadaşına vuruyor. Yada hayvanlara eziyet ediyor.)Çünkü dayak herkes için olumsuz duygular yaratır.
2-Çok fazla saldırgan davranışlara tolerans gösterilmemelidir.Çocuğun istekleri bu tip davranışlar yapınca yerine getiriliyorsa, çocuk isteklerini yaptırmada araç olarak görmeye başlar. Bu yolla istekleri yerine getirilmemelidir.Saldırgan davranışlar ödüllendirilmemeli ve onun bu davranışının istenmeyen bir davranış olduğu hemen gösterilmelidir.
3-Saldırgan davranışlar kesinlikle dayakla cezalandırılmamalıdır.Ana-babanın ligisi sevgisi azaldığında ve fiziksel cezalar uzun süre devam ettiğinde, çocukta saldırgan, asi, sorumsuz davranışlar gelişir. Saldırgan davranışlar ortaya çıktığında, yetişkinler sakin davranmalı, anormal duygusal tepkiler yerine ben dilini kullanmalıdır.(Böyle davrandığın için üzüldüm) Dayak saldırgan davranışın hemen bitiminde uygulandığı zaman, onun hemen kesilmesini sağlayabilir ancak,çocukta düşmanca duygular geliştirir.
4-Çocuk gergin ve sinirliyken onunla tartışmamalı, sakinleşmesini beklemeli ve daha sonra davranışı ile ilgili konuşulmalıdır.
5-Çocuğa sosyal olgunluğuna uygun çeşitli sorumluluklar verilmeli, başarabileceği kadarıyla bir çok Şeyleri başlatıp, bitirmesi sağlanmalıdır. Çocuk başarma duygusunu yaşamalıdır.
6-Çocuğa bu davranışın dezavantajları gösterilmelidir.Saldırgan davranışları ile isteklerini elde edemeyeceğini, istediği Şeyleri kaybettiğini görmeli ve yaşamalıdır.
7-Olumlu davranışı pekiştirme: Ana-baba ve diğer yetişkinler çocuğun olumlu davranışını görüp, olumsuz davranışı görmemezlikten gelmelidir.Çocuk bu davranışı yapmadığında sözel olarak ödüllendirilmelidir. Ör:10dk. Kavga etmeden ve bağırmadan oynadığında bu sözel olarak ödüllendirme.
8-Çocuğun dışarıda oynamasına izin verme, bu çocuğun gerilimini azaltır ve enerjisini boşaltma imkanı sağlar.
9-Saldırgan davranış diğer çocukların güvenliğini ciddi bir Şekilde tehdit etmedikçe bu davranışın üstünde durmamak gerekir.
10-Kendi kendine konuşma:Çoocuk oldukça dürtüsel davranıyorsa ve onun bu yönünü kontrol etmede güçlük yaşanıyorsa;çocuğa başkalarına vuracağı zaman, kendi kendini engelleyici cümleler söylemesi öğretilebilir.Ör:10'na kadar say ve ona vurma gibi.
11-Çocuk saldırgan modellerle karşı karşıya getirilmemelidir.TV.deki Şiddet içeren proğramları seyretmesi engellenmelidir.Eğer kesinlikle engel olunamıyorsa, ana-baba çocukla birlikte seyrederek Şiddetin sonuçlarını tartışabilirler.Ayrıca bu Şiddet filmlerinin gerçek yaşamın modeli değil, kurmaca olduğu çocuğa anlatılabilir.
12-Kızgınlıktan kurtulmak için alternatifler bulunabilir. Yumruklanabilen kil, çakılabilen çiviler,resim çizme, boyama çocuğun kızgınlık duygularını kontrol altına almayı sağlayabilir. Ayrıca futbol,basketbol gibi sporlar kabul gören çıkış yollarıdır.
13-Her yaş ve dönemde çocuğun temel ihtiyaçları zamanında yerine getirilmelidir.
14-Bu çocukların özellikle baba ile daha çok birlikte olması sağlanmalıdır.
15-Anne-babalar bu çocuklarla iletişim kurarken ben dilini kullanmalıdır.Ör:Böyle kavga ettiğin zaman rahatsız oluyorum, üzülüyorum gibi.kişiler duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını davranış anında dile getirmelidir.
696  cellotin genel / Anne-Baba Eğitimi / SALDIRGANLIK TANIM : Ekim 02, 2007, 11:29:43 ÖS
SALDIRGANLIK
 
TANIM
Saldırganlığın tanımı eylemin bizzat kendisi vurgulanarak yada eylemde bulunan kişinin niyeti vurgulanarak yapılabilir. Eylemin kendisi vurgulandığında saldırganlık başka kişilere zarar veren herhangi bir davranış olarak tanımlanmaktadır. Eylemde bulunan kişinin niyeti vurgulandığında ise hedefi yaralamak niyetiyle girişilen bir davranış olarak tanımlanır.
Diğer bir tanım, öfkeli ve araçsal saldırganlık şeklinde yapılmaktadır. Öfkeli saldırganlık öfke ve düşmanlığın kışkırttığı saldırganca bir eylemdir. Araçsal saldırganlık ise, eylemin kendisi dışında bir hedefe ulaşmak için girişilen saldırganca bir eylemdir.
NEDENLER:
•   Bazı kuramcılar beynin merkezi sinir sisteminin ve endokrin sisteminin saldırganlığa yol açtığını öne sürmektedir. Bazı bilim adamları da beyinde saldırganlığa neden olan merkezlerin dışında beyindeki tümörlerinde saldırganlığa yol açtığını ileri sürmektedirler. Saldırganlıkla ilgili amigdalalar duyguların kontrolünden sorumlu beyin alanlarıdır ve limbik sistemin bir parçasıdır. Saldırganlık gösteren hayvanların amigdalaları çıkarıldığında hayvanların önceki halinin karşıtı bir durumun, sakinlik halinin ortaya çıktığı gözlenmiştir. Yine bu bölgede oluşmuş olan bazı tümörlerin aşırı saldırganlığa yol açtığı belirtilmektedir. Biyolojik kurama ait bir diğer açıklama genlerdeki farklı kombinasyonların saldırganlığa neden olduğu şeklindedir. Her insanın hücresindeki 23 çift kromozomdan bir çifti cinsiyeti belirler. Kadın da cinsiyeti belirleyen kromozom çifti XX erkekte ise XY biçimindedir. Y erkekliği belirleyen kromozom olarak düşünülmektedir. Bazı erkeklerde bu kromozomlar XYY şeklindedir. Bir kısım bilim adamları fazla olan bu kromozomun erkekte saldırganlığı artırdığını savunmaktadır. Araştırmalar XYY tipi kromozomun erkek suçlular arasında normallere göre 4 kez daha fazla görüldüğü şeklinde sonuçlanmıştır. Fakat kromozomlarla ilgili bu açıklamayı eleştirenler ve saldırganlığı açıklamada yetersiz bulan araştırmacılarda vardır. Çünkü XYY kromozomu taşımasına rağmen saldırgan olmayan erkeklerdeki ve kadınlardaki saldırganlığın nedenleri için hiçbir açıklama getirilememektedir. Bu nedenle biyolojik kuramın saldırganlığa ilişkin açıklamalarının yeterli ve kapsamlı olduğu söylenemez. Biyolojik temelli kuramlar objektif ve somut verileri kapsaması yönünden önemli sayılmakla beraber, saldırgan davranışın oluşumunda etkili olan bireyin duygusal, zihinsel ve sosyal süreçleri dikkate almamaktadır. Bununla birlikte yapılan araştırmalar biyolojik faktörlerin psikopatolojide önemli rol oynadığını ortaya çıkarmıştır. Geçmişte saldırgan davranış incelenirken daha çok çevresel değişkenler üzerinde duruluyor, gelişimsel ve sonradan olma beyin hasarları üzerinde durulmuyordu. Son yirmi yıldır saldırganlık üzerine yapılan araştırmalarda nöropsikiyatrik ve nörolojik sorunların saldırgan bireylerde, saldırgan olmayanlara oranla daha yaygın olduğu ileri sürülmektedir. Şiddeti besleyen bir çok kaynak vardır. Ancak bu kaynakların etkin olabilmesi için etkileyebilecekleri bir canlı organizmaya ihtiyaç vardır. Şiddet davranışını anlayabilmenin yolu onun biyolojik temelini anlamaktan geçer. Bu konudaki bulgular henüz çelişkili ve yetersizdir. Daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Emosyonel sinir bilim (Neuroscience) alanında son yıllarda görülen hızlı ilerleme bu alanda kısa sürede aşamalar kaydedileceğinin sinyallerini vermektedir. Ortaya çıkacak sonuçlar, şiddeti ortadan kaldırmayacaktır. Şiddetin daha iyi anlaşılabilmesi ve ortadan kaldırılabilmesi için hem toplumsal hem de biyolojik etkenlerin birlikte ve uygun ölçülerde dikkate alınması gerekir.
•   İnsan davranışlarını insanın doğasından yola çıkarak açıklayan içgüdü kuramcıları saldırganlığı da içgüdülere göre açıklamakta, insanın diğer hayvanlar gibi kendisini saldırgan davranışlarda bulunmaya eğilimli kılan bir saldırganlık içgüdüyle doğduğunu ileri sürmektedirler. Bu kuramcılar saldırganlığı doğuştan gelen içgüdülerle açıklamakta ve saldırganlığın azaltılabileceğine ilişkin bir umut taşımamaktadır. Saldırganlığı içgüdülerle açıklamak, kişiler arası ilişkilerde sorun olan bu davranışı olağan görmek anlamına geldiğinden, bu kurama özellikle sosyal öğrenme kuramcıları tarafından yoğun eleştiriler gelmektedir. İnsan davranışlarını sadece içgüdü modeli ile tanımlamanın doğru olmayacağını daha sonra kabul edilmiştir. Davranışlar sadece içgüdü modeliyle açıklanabilseydi saldırganlığa özel bir anlatım ve özür bulunmuş olurdu.
•   Sosyal Öğrenme kuramcıları insanın doğuştan saldırgan olmadığını saldırganlığın toplumsallaşmanın bir sonucu olarak ortaya çıktığını belirtmişlerdir. Bireyi saldırganlığa iten güçlerin içsel olmaktan çok dışsal olduğunu savunmaktadırlar. Diğer kuramlarla karşılaştırıldığında bu kuram dış etkilere daha fazla önem vermektedir. Ancak kişi yalnız çevresel etkenlere tepkide bulunan güçsüz bir organizma değildir. Kişi ve çevrenin karşılıklı etkileşimleri bireyin sahip olduğu davranışları oluştururlar. Böylece hem çevre etkinlikleri davranışları şekillendirir, hem de çevre davranışlar tarafından etkilenir. Bu dinamik görüşler insanın saldırganlığını diğer sosyal davranışlar gibi hem çevreden kaynaklanan uyaran ve pekiştiricilerin etkisi hem de bilişsel kontrol etkisiyle öğrenildiğini savunur. Bu kuram, saldırgan davranışların kaynaklarının çok çeşitli olduğunu, geçmiş deneyim ve öğrenmeden, dış durumsal etmenlere kadar yayılan çok geniş bir yelpaze içinde değerlendirilmesi gerektiğini, ayrıca saldırganlık ve şiddetin, nesiller boyunca öğrenilmiş bir davranış kalıbı olarak geçtiğini de savunmaktadır. Geçmişteki deneyimlerin saldırganlığın ne zaman, hangi durumlarda ve de ne sıklıkla ortaya çıkacağını belirlediğini, çocukların model olarak aldıkları ana babalarının davranışlarından, nasıl davranmak gerektiğini öğrendiklerini, aile ve dış çevreden edindikleri saldırgan modellere özenerek saldırgan davranışlarda bulunduklarını ileri sürmektedir. Saldırganlığa içgüdü ve engellenme açısından bakan görüşlerle karşılaştırıldığında, sosyal öğrenme yaklaşımını benzersiz kılan şey, saldırganlığı değiştirebilir ve engellenebilir bir olgu olarak görmesidir. Oysa saldırganlığı içgüdüyle açıklayan görüşler saldırganlığı kaçınılmaz ve genetik olarak programlanmış bir davranış olarak görme eğilimindedirler. Bu yaklaşım, saldırganlığın öğrenildiği gibi unutulabileceğini ya da uygun koşullar altında hiç öğrenilemeyeceğini savunmaktadır.
•   Saldırganlığın nedenini açıklayan bir diğer kuram olan Engellenme-saldırganlık kuramı ilk ortaya atıldığı zaman “Saldırganlık hali her zaman bir engellenme sonucu ortaya çıkar” görüşü şiddetle eleştirilere uğrayınca her engellenmenin saldırganlığa yol açacağı görüşü değiştirilerek saldırganlık, “engellenme saldırganlığa yol açmaktadır” şeklinde tanımlandı. Pek çok örnekte engellenme biçimlerinin ardından saldırgan davranışlar gelse de engellenme ve saldırganlık arasındaki bağın sanıldığından daha zayıf olduğu düşünülmektedir. Engellenme kaçınılmaz olarak saldırganlığa yol açmamakta ve saldırganlık her defasında engellenmenin ardından gelmemektedir. Bununla birlikte kuram sosyal ödül kazanmak için yapılan araçsal saldırganlık yada kendini savunmak için yapılan saldırganlık gibi engellenme olmaksızın yapılan saldırgan davranışları açıklamakta da yeterli olmamaktadır. Şiddet eylemlerini insan etmeninden soyutlayarak salt çevresel etmenlere dayandırarak açıklamak sorunun çözümüne fazla yardım sağlamamaktadır. Çünkü çevre ve insan birbirinden ayrılmaz bir biçimde bir sorunlar yumağı olarak şiddet eylemlerine katkıda bulunur. İnsan tepkilerini dış uyaranların, ruhsal yapısında yol açtığı etkilerin özelliklerine göre gösterir. Bu etkilerden biri olan engellenme tek başına saldırganlığa neden değildir. Bu konularda çalışmalar yapan bilim adamlarına göre engellenme genellikle öfke olarak nitelendirilen duygusal bir tepkiye yol açmakta ve bu tepkide kişiyi saldırgan davranışlarda bulunmaya hazır hale getirmektedir.
•   Saldırgan modeller, bilişsel öğrenme yoluyla yeni davranış kalıplarının öğrenilmesini sağlar. Modelin saldırgan davranışlarının ödüllendirilmesi halinde de dolaylı pekiştirme yoluyla bu tür davranışların taklit edilme olasılığı artar. Böyle durumlarda saldırganlık oldukça yerleşik bir davranış kalıbı haline gelerek söndürülmesi güçleşir. Davranışçılara göre, insanlar iyi, akıllı olarak doğmakta, kötü eğitim, kötü çevre ve kötü örneklerle davranışlar bozulmaktadır. İnsan davranışlarını yalnızca doğuştan gelen eğilimler değil, çevrenin davranışları da biçimlendirmektedir. Bu yaklaşıma göre çocuk saldırgan davrandığında annesinin veya diğer kişilerin ona istedikleri şeyi vereceklerini anlarsa, saldırgan biçimde davranmaya eğilimli olur. Aynı durum uysal, atak ya da sevecenlik için de geçerlidir. Öteki bütün davranışlarda olduğu gibi saldırganlık da kişinin çıkarına uygun düşecek biçimde hareketlerin yapılmasıyla öğrenilir. Kişi istediği şeyi elde etmede başarılı bir yöntem olduğu kanıtlanan bir biçimde hareket eder.
•   Saldırgan davranışların oluşmasında taklit önemli bir süreçtir. Bir çocuk yada genç öfke ve saldırganlık düzeyini kontrol edemeyen ve bunu sağlıksız şekilde ifade eden ana babasını gözlediğinde, sözle saldırmayı ve katı bir şekilde eleştirmeyi öğrenir. Ana babanın uyguladığı otoriteye dayalı katı disiplinin çocukta saldırganlık ve başkaldırma gibi olumsuz özelliklerin ortaya çıkarttığını görülmektedir. Araştırmalarda ana babanın kısıtlayıcı ve çocuğa özgürlük tanımayan, kendi düşüncelerini empoze eden onun adına kararlar alıp uygulamaya çalışan katı tutumlarının isyankarlığa ve saldırganlığa neden olduklarını göstermektedir. Çocuğa karşı yargılayıcı olan, fiziksel şiddet kullanan, çocuğu dinleyip anlamaya çalışmayan annelerin çocuklarının güvensiz, tedirgin ve saldırgan davranışlar gösterdiği bulunmuştur. Ayrıca çocuğa karşı dayakla terbiyenin olduğu kadar, aşırı koruyuculuğunda çocuğu saldırganlaştırdığı görülmüştür.
•   Toplum da aile gibi suç oranın gelişmesini teşvik etmektedir. Suç oranın yüksek olduğu bir topluluk çocuğun saldırgan aktivitelerde bulunan pek çok modeli gözlemlemesine fırsat verir. Çocuk aynı zamanda bu davranışlarından ötürü bu modellerin ödüllendirildiğine de tanık olur. Göç sebebiyle başta büyük kentler olmak üzere çeşitli yerleşim birimlerinde oluşan, kontrolsüz yapılaşma, nüfus artışı, kültürel yozlaşma ve yabancılaşma, gelir adaletsizliğinin ve yoksullaşma oranının artması, işsizliğin yol açtığı güvensizlik, gelecekten umudunu kesme ve amaçsızlık, haksızlığa uğradığında hakkını resmi yollardan alamaması, sosyal problemlerin çözümünde şiddete başvurulması saldırganlığın ortaya çıkmasını kolaylaştırır.
•   Psikologların büyük çoğunluğunun TV’de şiddetin çocuklarda saldırganlık eğilimini artırdığına inandığı kesindir. Hatta sokaktaki insanında genelde bu inancı paylaştığı söylenebilir. Eğer televizyondan bir şeyler öğreniliyorsa ki bunda kuşku yoktur. Saldırgan davranışlarda öğrenilebilir. Bu öğrenme, TV’de gözlenen saldırgan kahramanın gösterdiği saldırgan davranışın taklidi ya da böyle davranışların ilişkili olduğu başka saldırgan davranışları çağrıştırıp etkinleştirmesi biçiminde olabilir. Bununla birlikte, çocukların TV’de gözledikleri ve sonuçta kendileri için zararlı olabilecek saldırgan davranışlara daha fazla başvuracaklarını düşünmek biraz insanı küçümsemek ve onu ayırt etmeksizin her davranışı taklit eden robotumsu bir yaratığa indirgemek olur. İnsan yavrusu eğer ruhsal olarak bir özrü yoksa bebek denebilecek yaşlarda bile gerçek ile filmi, filmde yapılabilecekle gerçekte yapılabileceği ayırt edebilecek kapasitededir. Nitekim gözden geçirdiğimiz sonuçlarda bu görüşü destekler niteliktedir. Bulgular TV’ de saldırganlığın, çocuklarda saldırganlığı büyük ölçüde arttırdığı yargısına varmamızı sağlayacak denli kesin ve tutarlı değildir. Eğer gerçek yaşamda saldırgan davranışlar ödüllendirilip özendiriliyorsa, çevre gerçek saldırgan modeller açısından zenginse ya da koşullar saldırgan duyguları denetim altında tutulamaz ölçülere çıkarıyorsa, o zaman saldırgan davranışların öğrenilmesinin ayıbı büyük ölçüde TV’ye çıkarılmamalıdır.
•   Başlı başına okul ve eğitim sistemi bile pek çok çocuk ve ergende öfke yaratan ve saldırganlığa yol açan ortamlar olabilmektedir.Eğitim-öğretim alanındaki eşitsizlikler ve haksız uygulamalar, öğretmenlerin öğrenciler arasında ayrım yapmaları, öğrencilerin kendi içinde değil sürekli birbirleriyle kıyaslandığı yarışmacı, kalitesiz ve ezberci eğitim, başarının düşmesine yolaçan sürekli değişen eğitim programları çocukları saldırganlaştırmaktadır.
•   Kalabalık sınıflar, yetersiz fiziki koşullar, fazla ders saati ve yoğun ders yazýlýmının getirdiği sıkıntılara ders dışı etkinliklerin ve sosyal faaliyetlerin yetersiz olması, öğrencinin rahatlayabileceği, enerjisini kullanabileceği alanların sınırlılığı eklenir. Bu yüzden sınıflar can sıkıntısı için mükemmel mekanlardır ve bu kadar yapay bir ortamda çocuklardan doğal olması beklenmektedir. Bu hayvanat bahçesinde kafese kapatılan vahşi hayvanları niçin doğal davranmıyorlar yada niye huzursuzlar diye suçlamak gibidir.
•   Disiplin yönetmeliğinin katı, yasakçı kuralları ve tek tipleştirme uygulamaları sonucu farklı, orijinal ve yaratıcı kişilik özelliklerinin törpülenmesi çocuklarda öfke tepkilerine yol açmaktadır.
•   Bir yandan öğretmenlerin formasyon yetersizliği, (öğretmen açıklarını kapatmak için her üniversite mezununun öğretmen olarak atanması) ve eğitimden çok öğretim ağırlıklı çalışmaları, diğer yandan rehberlik ve yönlendirmenin olmayışı, okulda psikolojik danışma hizmetlerinin yetersizliği saldırganlığı engelleme de sorunlar doğurmaktadır. (Rehber öğretmen açığını kapatmak için bu işin eğitimini almamış insanların istihdam edilmesi).
•   Genelde ergenlikte sınırlı antisosyal davranışa dahil olan bireyler, toplumun norm ve standartlarını öğrenmektedir ve yaşam boyu antisosyalliği sürdüren bireylerden çok daha iyi sosyalize olmaktadır. Ergenliğin ilk yılları boyunca suçluluk artış, genç yetişkinlikte de düşüş göstermektedir. Arkadaş grubunca kabul arzusu, gençler arasında antisosyal davranışı artırmaktadır. Zamanla arkadaşlar daha az etkili olmaya başlar ve ahlaki değerlerin kazanılmasıyla saldırgan davranış azalır.
ÖNERİLER
•   İnsanın biyolojik olarak iki nihai amacı vardır. Hayatta kalmak ve türün devamını sağlamaktır. İnsan bir tehlikeyle karşılaştığı zaman da iki davranış kalıbından birini seçer ya kaçacak yada savaşacaktır. Savaşmak zorunda kaldığı zaman doğal olarak saldıracaktır. Yani şiddetin kökeninde yer alan saldırganlık davranışının insanın hayatta kalmasına yarayan kesin bir fonksiyonu vardır. Bir amaca hizmet eden saldırganlık davranışının, sosyal kaidelerin geliştiği, kişinin güvenliğini sağlayacak toplumsal yapılanmanın arttığı bu gün için eskiye oranla gerekliliği azalsa da, kişinin hangi durumda kendisine zarar gelebileceği bilgisine her zaman ihtiyacı vardır.
•   Saldırganlığın üç türünden söz edilebilir. Toplum tarafından onaylanmayan düşmanca saldırganlık, belli koşullar altında onaylanan saldırganlık, toplumca ne yasaklanan ne de onaylanan izin verilmiş saldırganlık. Toplumda etkili işlev görebilmek için bireyler bunları öğrenmek zorundadır. Saldırganlıklarını hiçbir zaman denetim altına alamayanların özgür kalmalarına izin verilmeyecektir. Bununla birlikte saldırganlığa hiç başvurmayanların durumları, gerektiğinde onu kullananlarınkinden daha kötü olabilir. Dolayısıyla önemli olan çocuklara hiçbir zaman saldırmamayı öğretmemek değil, saldırganlığın ne zaman uygun olup ne zaman uygun olmadığını öğretmektir. Önemli bir diğer noktada çocuklara düşmanca saldırganlığın, toplum tarafından onaylanmayan saldırganlığın öğretilmemesidir.
•   Araştırmalar çocuklarının kötü davranışlarını cezalandırmak isteyen anne ve babaların aslında bu davranışları pekiştirmekten ileriye gidemediğini göstermektedir. Buna göre övülen iyi davranışlar çocukları tarafından nasıl öğreniliyorsa cezalandırılan kötü davranışlarda öğrenilebilir. Burada önemli olan davranışın altının çizilmiş olmasıdır Bir davranış ödül ile güçlendirilirken, ceza ile ortadan kaldırılabilir. Ancak burada asıl ceza, o davranışın sonunda ortaya çıkacak olumsuz durumun kendisidir. Bir davranış sonucunda ortaya çıkan olumsuzluk bir yanıt iken, cezalandırmak bir uyaran oluşturabilmektedir. Ceza, cezalandırılan tarafından kendine bir saldırı olarak algılanabilir, hatta karşı atağa geçme isteği uyandırabilir. Davranış sonucu ortaya çıkan olumsuzluk davranışın devamını önleyici bir etkiye sahipken, cezalandırmak davranışın tekrarı için bir uyarıcı oluşturmaktadır.
•   Okuldaki herkesin okulu sahipleneceği ve orada olmaktan hoşlanacağı bir okul iklimi oluşturulmalıdır. Okuldaki her öğrenciye ve görevliye, kendilerinin okulun önemli bir parçası oldukları hissettirilmelidir. Bu duygu, okulda güvenliği sağlamaya yönelik planlama sürecine herkesin (öğretmenlerin, öğrencilerin, velilerin ve toplumun önde gelen kişilerinin) katılımı sağlanarak başarılabilir.
•   Yapılan araştırmalar, okullardaki sorunların çok büyük bir kısmını okuldaki çok küçük bir azınlığın çıkardığını göstermektedir. Bu öğrenciler öncelikli hedef seçilebilir. Okuldaki gözetim ve denetim faaliyetleri planlanırken, sayıca az olan bu öğrencilerin bulundukları yerlere özel bir dikkat gösterilmesi, bu öğrencilerin hem kendilerini hem de olası mağdurları şiddeti karşı korumak için yararlı olabilir.
•   Okulda güvenliğin sağlanması birinci derecede okul müdürünün işidir. Okul müdürü kendi odasına çekilmemeli, özellikle ders aralarında koridorlarda görünmeli, sınıfları ziyaret etmeli ve okulda düzenlenen toplantılarda hazır bulunmalıdır. Hiç kuşku yok ki en iyi müdür zamanın çoğunu makam odasının dışında geçiren müdürdür. Başta okul müdürü ve müdür yardımcıları olmak üzere okuldaki bütün görevliler öğrencilerden önce okula gelmeli, öğrenciler okula geldiklerinde tüm çalışanların kendilerini güler yüzle kendilerini karşıladığını görebilmelidir.
•   Okul yöneticileri ve öğretmenleri anne babalar ile mutlaka işbirliği yapmalıdır. Güvenli bir okul oluşturmak, sadece okul yöneticilerinin başarabileceği bir iş değildir. Veliler, okul güvenliğinin sağlanmasının aslında kendi çocuklarının başarısına katkıda bulunacağını bilmeli ve bu konudaki sorumluluklarını yerine getirmeye istek duymaları sağlanmalıdır.
•   Öğrencilerin gerçekten ilgisini çeken ders dışı etkinlerinden oluşan bir sistem kurulmalıdır. Okul çağındaki çocuklar yapılacak ilginç ve kendilerine meydan okuyan şeyler bulamazlarsa bu boşluğu olumsuz etkinliklerle doldurabilirler.
•   Öğrencilerin kendi güvenliklerinin sağlanmasına aktif bir biçimde katılmalarının sağlanması gerekir. Bu amaçla öğrencilerin okuldaki güvenlik planlarının hazırlanmasına katılmaları sağlanabilir. Ayrıca öğrencilere kişiler arası ilişkilerde ortaya çıkan anlaşmazlıkları ve çatışmaları şiddet içermeyen yollarlı çözme teknikleri öğretilebilir.
•   Öğrencilere doğru kararlar verme, sorumluluklarını bilen bir vatandaş olma ve çatışma çözme becerilerine sahip olma gibi yaşam becerileri öğretim programlarıyla bütünleştirilerek kazandırılmalıdır. Özellikle gençlerin çatışmalarla nasıl başedeceklerini öğrenmeye ihtiyaçları vardır. Çünkü okullardaki şiddet olayları aslında çözümlenmemiş çatışmaların yansımasıdır. Eğer gençlere çatışmaları yapıcı bir biçimde çözme becerileri kazandırılırsa, okullar daha güvenli yerler olabileceğini söyleyebiliriz. Her okul öğrencilerine bu yaşam becerilerini öğretmeyi amaçlamalıdır.
•   Yetişkinlerin gözetimi ve denetimi ihmal edilmemelidir. Özellikle çocuklar sürekli denetim ve gözetime ihtiyaç duyarlar. Okulda görevli yetişkinlerin çocukların gözetim ve denetiminin nasıl yapılacağı konusunda belli aralıklarla hizmet içi eğitim verilmesi gerekir. Bu eğitimlerde öğrenciler arasındaki bir kavgaya öğretmenlerin yada okul çalışanlarının nasıl müdahale etmeleri gerektiği üzerinde durulabilir.
•   Okuldaki şiddet olaylarıyla ilgili düzenli bir kayıt sistemi kurulmalı ve düzenli bir izleme çalışması yapılmalıdır. Bu sayede okulda meydana gelen şiddet olaylarının ve diğer suçların analiz edilmesi sağlanabilir. Bu olaylar en çok ne zaman, nerede meydana gelmektedir? En fazla kimler karışmaktadır? Sorularına cevap bulunarak, bu verilere göre güvenlik önlemleri ele alınmalıdır.
•   Okul güvenliğini sağlamak için gerekli fiziksel önlemlerin alınması çok önemlidir. İstenmeye olayların sıkça meydana geldiği koridor, spor alanları, spor sahası, okulun giriş çıkış yerleri ve kantin gibi mekanlar için yetişkin gözetim ve denetimi artırılabilir.
•   Okula farklı yerlerden giriş yapılması engellenmeli girişler belli bir kapıdan yapılmalı ve bu kapıda mutlaka denetim olmalıdır. Okula gelen ziyaretçilerin kaydı tutulmalı ve rasgele ziyaretçi giriş çıkışı olmamalıdır.
•   Okulda krize müdahale ekibi oluşturulmalı ve gerekli müdahale planları önceden hazırlanmalıdır. Çünkü bütün önlemlere rağmen okullarda zaman zaman sorunlardan kaçınmak mümkün olmayabilir. Okul güvenliği planı her yıl gözden geçirilerek güncelleştirilmelidir.
•   Okulun güvenliğini artırmak üzere polis, itfaiye, acil servis gibi birimlerle hemen iletişim kurabilecek şekilde düzenlemeler yapılmalıdır.
•   Her okul öğrencilerin hangi durumlarda nasıl davranmaları gerektiğine ilişkin bilgiler içeren klavuzlar hazırlamalıdır. Bu klavuzlarla kurallara uyulmadığı zaman hangi yaptırımlarla karşılaşacakları bildirilmeli ve bu yaptırımlar bütün öğrencilere aynı şekilde uygulanmalıdır.
•   Okulda meydana gelen şiddet yada işlenen suçlardan dolayı mağdur olan öğrenciler özel bir dikkate ve desteğe ihtiyaç duyarlar. Okullardaki rehber öğretmenler bu desteği sağlamada çok önemli bir rol oynarlar.
Anne Babaya Öneriler:
•   Katı disiplin uygulama
•   Sevgiyi koşullu gösterme,
•   Nedenlerini açıklama ihtiyacı duymadan davranışlarda kısıtlama yapma,
•   Yapılan hataları affetmeme, katı cezalandırıcı yaklaşım,
•   Doğruların merkezi olarak kendini kabul eden bu nedenle çocuğun görüş ve düşüncelerine önem vermeyen ve aile sorunlarının tartışılmasında çocuğa söz hakkı tanımayan,
•   Genelde çocuğun kapasitesi üzerinde beklentisi olan ve bu beklentiye ulaşmada çocuğu zorlayan,
•   Toplum normlarına sıkı sıkıya bağlı ve bu kalıbın dışına çıkmaya ana baba tutumları otoriter tutumlar olarak tanımlanır. Bu tutumlar çocuk üzerinde katılık, hoşgörüsüzlük, içe dönüklük gibi kişilik özellikleriyle, saldırgan davranışlarda bulunma eğilimine neden olur.
•   İlgisiz ve otoriter ana baba tutumlarının binişik özellikleri vardır. Bilerek veya ilgilenemediği için çocuğa karşı itici davranışlarda bulunma, gereksinimlerini karşılamama, sevgi göstermeme, etkinlikleri ve başarıları ilgisizlikle karşılayıp başarısızlıkları ağır şekilde cezalandırma, görüş ve düşüncelerine önem vermeme, ilgisiz ana baba tutumları olarak tanımlanabilir.
•   Çocukla ilgilenip onunla iletişim kurarak onu gerektiği ölçüde kontrol etmek ve çocuğun gittikçe artan potansiyeline ulaşmasında gereksinim duyduğu fırsatları elde etmesine rehberlik yapmak,
•   Çocuğu reddederek ona karşı ilgisiz davranmak yerine çocuğun kendileriyle karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan olumlu bir özdeşim kurmasına yardım etmek,
•   Aile içinde demokratik bir düzen kurarak dengeli bir bağımsızlık modeli sağlamak,
•   Çocuğa seçme olanağı vererek gereksinimlerini çekinmeden söyleyebileceği bir ortam yaratmak,

 
ÖĞRENCİLER ARASINDA CİDDİ BİR KAVGAYA TANIK OLDUĞUNUZ ZAMAN NELER YAPMALISINIZ?
•   Kavganın yapıldığı yere doğru canlı adımlarla yürüyün, ama koşmayın. Öğrencilerin birbirlerinden ayrılmalarını ve uzaklaşmalarını sağlayın.
•   Olaya katılan öğrencilerin,
-Sayısını
-Yaşlarını
-Varsa olayda kullanılan suç aletlerini ve olay yerini inceleyin.
•   Kavga sırasında olup-bitenleri, kendiliğinden gelişen ve genellikle o anda açıklamakta zorlandığınız şeylere dikkat edin. Örneğin olayda herhangi bir çetenin parmağı var mı? Öğrenciler ya da gruplar arasında sizin bilmediğiniz bazı ittifaklar kurulmuş olabilir mi? vb. gibi.
•   Oradaki kişilere, özellikle kavga eden öğrencilere kim olduğunuzu söyleyin. Kendinizi tanıtın, öğrencilere adlarıyla hitap edin.
•   Kavganın tam ortasında değil, biraz uzakta durun. Varsa gözlüklerinizi çıkarın.
•   Sert ve otoriter bir ses tonuyla somut emirler verin. Müdahale sırasında kendi kişisel otoritenizi değil, kuralları uygulayın. Öğrenciler size değil, kurallara boyun eğsin.
•   Saldırganla mağduru birbirinden uzak tutun. Kavgaya karışan herkesi kendi yerine gönderin.
•   Olabildiğince fiziksel güç kullanmaktan kaçının. Gerekiyorsa yaralananlar için tıbbi yardım sağlayın.
•   Olaya karışanların kimliklerini alın. Olayla ilgili tutanak hazırlayın. Olayı, okul yönetimine ve ilgili öğretmenlere bildirin.
•   Olaya karışan kişilere, özellikle de mağdur olan kişiye, olabildiğince uzun süreli olmak üzere psikolojik danışma hizmeti verin.

697  cellotin genel / Anne-Baba Eğitimi / SAYGI VE SEVGİNİN TOPLUM İÇİN ÖNEMİ : Ekim 02, 2007, 11:27:42 ÖS
SAYGI VE SEVGİNİN TOPLUM İÇİN ÖNEMİ
Saygı ve sevgi insanlar arasında iyi bir bağ oluşmasını sağlar. Bu bağ sayesinde insanlar birbirleriyle iyi geçinirler.
Saygıyı ve sevgiyi insanlar çocuk yaşta öğrenir. Büyüdükçe de geliştirir bu yüzden çocukların eğitimi ailede başlar. Ailede bir çocuğa insanlara karşı saygı duyması öğretildiyse bu çocuk hayatı boyunca insanlara saygılı davranır. Fakat  ailede çocuğa iyi bir eğitim verilmediyse bu çocuk hiçbir zaman insanlara saygılı davranmaz. Bu yüzden hem ailesinde hem de toplumda karışıklıklara sebep olur.
Aile içinde saygılı davranan bir çocuk toplumda da saygılı davranır. Toplumda saygı insanlar arasında barışı sağlar. İnsanlar birbirlerine saygı duyarsa birbirlerinin hakkında gözetir. Bu da insanların birbirleriyle uyum içinde yaşamasını sağlar. O toplum gelişir ve ilerler. Diğer toplumlarda daha üstün bir durum kazanır.
Toplumda saygı tek başına yeterli değildir. Saygının yanında insanlar birbirine sevgide duymalıdır. İnsanlar birbirlerini severse her zaman diğerlerine yardım etmek ister. Bu sayede  birinin bir sıkıntısı olduğu zaman bütün toplum o kişiye yardım eder. O kişinin acısını paylaşır ve sıkıntısını azaltır.
Saygı ve sevgi farklı unsurlardır ama biri olmadan diğeri işe yaramaz. Saygı ve sevginin bir arada bulunduğu toplumlar uzun ömürlü olur ve hiçbir zaman kargaşa içine düşmez. O toplumda saygı ve sevgi ne zaman kayboldu ise o zaman o toplum çöker.
Bu yüzden bizde birbirimize saygılı davranmalıyız. Her zaman başkalarının sevincini ve acısını paylaşmalıyız. İnsanları sevmeli onları birbirinden ayırma malıyız.
                        
                        Abdullah ATASORKUN
                           8/A 234


698  cellotin genel / Anne-Baba Eğitimi / SEMİNER KONULARI : Ekim 02, 2007, 11:27:16 ÖS
SEMİNERİ KONULARI

1- Anne - baba okulu eğitimi

   Aile içi iletişim 
   Ana Baba Tutumlarının Çocuk üzerindeki etkileri
   Çocuk Eğitimi 
   Çocuklarda Gelişim Evreleri
   Çocuklarda görülen davranış bozuklukları ve çözüm önerileri
   Çocuk eğitiminde temel esaslar  vb..
 
Seminer velilere yöneliktir.
Seminer Süresi:6-8 saat

 
2 – Etkili İletişim Beceri

   İletişim kavramı
   İletişim süreci
   İletişim türleri
   Kişiler arası iletişim
   İletişimde dil kullanımı
   İletişimde ifade hataları
   İletişimde beden dili

Seminer herkese yöneliktir.
Seminer süresi : 4 – 6 saat


3 – Aile İçi İletişim 

   Aile içi iletişimin önemi
   Eşler arası sevginin yitirilmesinde rol oynayan unsurlar
   Eşler arasındaki uyum bozukluğunun çocuklara etkisi
   Aile içi iletişimi güçlü kılacak yöntemler

Seminer velilere yöneliktir.
Seminer Süresi:4 - 6 saat


4 - Eğitmenin Eğitiminde Çağdaş yöntem ve teknikler

   Eğitim kavramı
   Eğitim ve öğretim nedir?
   Eğitim Süreci ve amaçlar
   Pragmatist Eğitim (Öğrenci merkezli)
   Geleneksel eğitim (Genel )
   Eğitimde rehberlik faaliyetleri
   Eğitmende bulunması gereken vasıflar
   Eğitimde öğürenciyi tanıma yöntemleri
   Eğitimde Öğrenciye yaklaşım Modelleri
   Eğitimde sınıf hakimiyetinin sağlanması
   Eğitimde kullanılabilecek araçlar ve teknikler
   Eğitimde Sosyal Aktiviteler ve Eğitici kol faaaliyetleri
   Eğitimde velilerle dialog
   Kurum içi ilişkiler

Seminer eğitimcilere yöneliktir.
Seminer Süresi:6 - 8 saat

5 - Eğitimde Toplam Kalite Yönetimi


   Toplam Kalite Kavramı
   Toplam Kalite Kavramının eğitimde uygulanmasındaki amaç
   Yüksek kalite ve performans nasıl elde edilir?
   Strateji ve yöntemlerin tespiti
   Planlama
   Yönetim ve yaklaşım tarzı
   İmkanların tespiti
   Hedeflerin tespiti
   Durum değerlendirmesi
   Motivasyon ve Başarı


Seminer eğitimcilere yöneliktir.
Seminer Süresi:4-6 saat


6 - Etkili Sunuş ve Güzel Konuşma Teknikleri

   Sunumda beden dili
   Etkili bir sunumda yöntem ve teknikler
   Diksiyon ve Fonetik

   Temel kavram
   Ses anatomisi ve Fizyolojisi
   Sesin Nitelikleri
   Söyleyiş Kuralları
   Vurgulama ve Anlatım
   Noktalama İlkeleri
   Pratik – Uygulama

   Türkçe’nin  Temel Özellikleri

   Temel Özellikler
   Türkçe Vurgulama
   Türkçe Tonlama
   Türkçe’yi bozan nedenler
   Pratik – Uygulama

   Ses Eğitimi

   Temel Özellikler
   Sesin İşlenmesi
   Ses Geliştirme Teknikleri
   Konuşma Dinamiği

   Konuşma Eğitimi

   Konuşma Eğitiminde Temel İlkeler
   Kişilik ve Konuşma
   Düşünce ve İfade
   Konuşmanın Öğeleri ve Nitelikleri

Seminer herkese yöneliktir.
Seminer Süresi:6 - 8 saat



7 - Ruh Sağlığı

   Normal ve normal dışı davranışlar
   İd, Ego, Süper ego; alt benlik ve üst benlik
   Kişilik tipleri
   Kişilik gelişimi
   Savunma mekanizmaları
   Davranış bozuklukları
   İdeal kişilik modelleri

Seminer herkese yöneliktir.
Seminer Süresi: 4-6 saat



8 - Motivasyon ve Başarı

Seminer herkese yöneliktir.
Seminer Süresi: 4-6 saat


9 - Üniversiteye Hazırlık ve Meslek Tanıtım Semineri

Seminer öğrencilere yöneliktir.
Seminer Süresi:3-4 saat


10 - Verimli Çalışma Teknikleri

Seminer öğrencilere yöneliktir.
Seminer Süresi: 2 -3 saat


11 - Madde Bağımlılığı(Uyuşturucu, Alkol, Sigara)

Seminer herkese yöneliktir.
Seminer Süresi: 3 - 4 saat


12 – Hızlı ve Verimli Okuma

Seminer herkese yöneliktir.
Seminer Süresi: 6 - 8 saat


13 – Liderlik ve Yöneticilik

Seminer herkese yöneliktir.
Seminer Süresi: 4 - 6 saat


14 – NLP (Sinir Dili Programlanması)

Seminer herkese yöneliktir.
Seminer Süresi: 4 – 6 saat


15 – Etkin Satış Teknikleri

Seminer işveren ve satış personellerine yöneliktir.
Seminer Süresi: 6 - 8 saat


16 – İnsan İlişkileri ve İş

Seminer herkese yöneliktir.
Seminer Süresi:3-4 saat


17 –  Kişisel İmaj

Seminer herkese yöneliktir.
Seminer Süresi:3-4 saat

18 –  Dengeli Beslenme – İlk ve Acil Yardım

Kimler Katılabilir:
Seminer Süresi:


19  –  Üniversite Öğrencilerini Hayata Hazırlama
 
Kimler Katılabilir:
Seminer Süresi:


20 – Zaman Yönetimi

Kimler Katılabilir:
Seminer Süresi:


21 – Çağdaş Yönetim ve Yönetim Teknikleri

Kimler Katılabilir:
Seminer Süresi:

22 –  Uygulamalı Performans  Değerlendirme

Kimler Katılabilir:
Seminer Süresi:


23 – Maliyet ve Yönetim Muhasebesi
 
Kimler Katılabilir:
Seminer Süresi:


24 – Gıda Sanayinde Sağlık ve İş Güvenliği
 
Kimler Katılabilir.
Seminer Süresi:


699  cellotin genel / Anne-Baba Eğitimi / SEVGİ SOYSAL VE KADIN SORUNLARINA TOPLUMCU ÇÖZÜM ARAYIŞLARI : Ekim 02, 2007, 11:26:29 ÖS
Problematik; Toplumsal aydınlanmayla bireysel aydınlanmanın elele yürüyüşü ya da Sevgi Soysal ve kadın sorununa toplumcu çözüm arayışları.


Hipotez;   - Sevgi Soysal sistemi eleştirirken kadını, kadın değerlerini tamamen gözardı etmez.
        - Sevgi Soysal romanlarında ve öykülerinde kendi yaşamına paralel olarak özgür ve cinsel kimliklerinin bilincinde kadın tipleri kullanır.



Plan
Giriş
1. Aile yaşamı ve eğitimin Soysal'ın romancı kişiliğini ve kadın kimliğini etkileyişi, ilk öykü yazı denemeleri
2. Sevgi Soysal ve yapıtları
   - İki karşı cins ve evlilik kavramının sorgulanışı; Yürümek
   - Bir 12 Mart romanı denemesi; Şafak
   - Hastalık ve cezaevi deneyimleri; Barış Adlı Çocuk
3. Soysal hakkındaki değerlendirmeler ve “Paralar Cebe Kadınlar Eve”










   Filmi çok ünlenen ama metni pek bilinmeyen Ken Kesey’in Guguk Kuşu adlı romanının anlatıcısı kızılderili Bromden, kapatıldıkları akıl hastanesini betimlerken, toplumsal içerimleri de olan bir vurgulama yapar: “Kimse kahkaha atamaz, atarsa doktorlar içeri dalar, soru yağmuruna tutarlar”. Toplumsal tarihi sık sık uzun süreli sıkıyönetim dönemleriyle dolu Türkiye’de, daha ilk gençliğinden itibaren şu ya da bu ölçüde kurallar ve kurumlar içinde kapatılmış olarak yaşadığını duyumsadı Sevgi ve bu kapatılmanın nedenlerinin bilincine varmaya çalıştı. İstediği, özlediği Guguk Kuşu’nun kapatılmışlarının istediğiyle aynıydı: “Özgürlük dolu bir kahkaha”1
Bu isteğin kökenini anlamak için Sevgi soysal’ın yaşamından kesitler sunarak yapıtlarına değinelim;
Sevgi Yenen 30 Eylül 1936’da İstanbul’da doğdu. Selanik doğumlu babası Almanya’da eğitim görmüş bir şehirci-mimardı. Annesi Alman asıllıydı; Almanya’daki gençlik yıllarında modern dans çalışmış, sanat ve edebiyata düşkün, şiirler yazan, piyano çalan bir kadındı. Oldukça ilginç bir kadın olan annesinin Soysal üzerinde büyük etkisi oldu. Sevgi Soysal, kıvrak zekasını, espri yeteneğini ve alaycılığını babasından, sorumluluk duygusunu, geniş görüşlülüğünü, soyut düşünme yeteneğini ve mizah anlayışını annesinden almıştı. Yapısının biçimlenmesinde annesinin ailesindeki ilginç ve çizgidışı kişiliklerin rolü olduğu gibi, hepsi farklı renklilikteki kardeşlerinin de payı olmuştur.
1952’de Ankara Kız Lisesi’ni bitirdi. Bu lise o dönemin en iyi liselerinden biriydi. Düzeyli Türkçesini, heryerden çok orada kazanmış olduğu söylenebilir. Bu dönemde, kurallara uymayışı ve dalgınlığıyla öğretmenlerinin eleştirilerine hedef oldu. Yaşıtlarının aksine, spor giysiler ve kısa saçlarla erkeklerle arkadaşça ilişkiler geliştirdi. Ankara Üniversitesi Yazýlým Dili ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde arkeoloji okudu. Ama o, arkeolojiden çok sanatla iç içe bir yaşam istiyordu. 1956'da kendi deyimiyle biraz da ailesinin baskısından kurtulmak için Özdemir Nutku'yla evlendi. 1958'de bir çocukları oldu.
İlk yazarlık deneyimleri, Ankara'da Alman Kültür Merkezi ve İrtibat Bürosu'nda çalıştığı döneme rastlar. Bireyin ruhsal durumunu incelediği öykü ve yazıları Dost, Yelken, Değişim, Ataç ve Yeditepe dergilerinde 1960-64 yılları arasında yayınlandı. Bu arada ilk öykü kitabı Tutkulu Perçem’i 1962’de yazdı. Yine bu dönemde Ankara Konservatuarı’nın Tiyatro Bölümüne devam etti; 1961’de Ankara Meydan Sahnesi’nde Haldun Dormen’in yönettiği “Zafer Madalyası” adlı oyunda tek kadın rolünü oynadı. Aynı oyunda Başar Sabuncu’yla tanıştı, 1964’te eşinden ayrılıp onunla evlendi. Daha sonra TRT’de yazýlým uzmanı olarak çalışmaya başladı. 1965-1969 yılları arasında özellikle Papirüs  ve Yeni Dergi’de yayımlanan öyküleri, sanatının gelişmesinde yeni aşamalar  olarak kabul edilir. Bu dönemde kadın erkek ilişkilerini, kadın sorununu, ağırlıklı olarak ta 1960’lar ve sonrasında Türkiye’de yaşanan toplumsal ve siyasal olayları ele aldı. Bir yandan da çeviri ve röportajlar yaptı. Teyzesi Rozel’in kişiliğinden yola çıkarak, büyükannesinin adını verdiği, birbirine bağlı öykülerden oluşan Tante Roza’yı  1968 de yazdı.
Kadın-erkek  ilişkilerini ve evlilik konusunu işlediği ilk romanı Yürümek; TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülünü kazandı. Romanda Ela ve Mehmet isimli iki karakterin çocukluktan birlikteliğe uzanan süreçte yaşadıkları anlatılıyor. Ela gerek kültürel düzeyi, gerek evlilik yaşamıyla Sevgi Soysal’ı  çağrıştırmaktadır. İkisinin de ilk evlilikleri istek üzerine kurulmamıştır. Toplumsal konumlanış onları evliliğe itmiştir.
 Romanda Soysal, Kadınlık durumunu da sorgulamakta, evlilik öncesi tabuları keskin bir dille eleştirmektedir. Ela evlendikten hemen sonra balayında aklından şunları geçirmektedir;
“ Kontrat imzalamış bir iş adamı gibi... Memnun. Ya da yeni bir oyuncağa sevinen çocuk gibi mi? Yeni aldıkları arabayı her gün yıkayan adamlar vardır. Arabayı yıkadıktan sonra, öyle Hakkı gibi ellerini çırparak seyrederler; arabacıklarını.”
“ Karıcığım! Şimdi Hakkı beni yeni yıkanmış bir araba gibi...Yüzünde mutlu bir gülümsemeyle Hakkı’ya döndü, kemiği efendisinin ayaklarına götürecek bir köpek gibi...”1
Romanda bireysel kadın sorunlarına, toplumcu göndermeler yapılmakta, kadının  kurtuluşunun toplumun kurtuluşundan bağımsız ele alınamayacağı belirtilmektedir;
Ela doğumu sırasında yatırıldığı hastanede ;
“ Her sancıyla hatırlıyordu koğuşu, o yüz binlerce, binlerce denebilece