Bedava ödev indir
Ocak 09, 2009, 03:29:10 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
  Ana Sayfa Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
  İletileri Göster
Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 »
61  cellotin genel / Tarih / Ynt: bu ülke nasıl kazanıldı : Ekim 09, 2007, 08:21:42 ÖS
BU VATANIN NASIL KAZANILDIĞINI BİLMEYENLERE,ANLAMAYAN, YADA ANLAMAK İSTEMEYENLERE;


Bu vatan 30 kupona alınmadı.Bu vatan kanla alındı.Savaşmak için değil ölmek için gittiler..


Babalar gibi satarım diyenler;hiç vicdanınız sızlamıyor mu?

   Bu vatan hesabını sorar bir gün……


   43ÜNCÜ ALAY 1İNCİ P.TB.1İNCİ BÖLÜK
   1917 YILI YEMEK LİSTESİ
62  cellotin genel / Tarih / Ynt: bu ülke nasıl kazanıldı : Ekim 09, 2007, 08:21:04 ÖS
BU VATANIN NASIL KAZANILDIĞINI BİLMEYENLERE,ANLAMAYAN, YADA ANLAMAK İSTEMEYENLERE;


Bu vatan 30 kupona alınmadı.Bu vatan kanla alındı.Savaşmak için değil ölmek için gittiler..


Babalar gibi satarım diyenler;hiç vicdanınız sızlamıyor mu?

   Bu vatan hesabını sorar bir gün……


   43ÜNCÜ ALAY 1İNCİ P.TB.1İNCİ BÖLÜK
   1917 YILI YEMEK LİSTESİ
63  cellotin genel / Tarih / Ynt: Bozkurt : Ekim 09, 2007, 08:20:40 ÖS
Türklerin, Orta Asya devirlerinde yol gösterici ve tecrübeli rehberi olan milli sembolleri.
Bozkurt, Orta Asya Türk tarihinde ve İslamiyet'ten önce Türk destanlarında adına çok rastlanan milli bir destan unsuru, motifidir. Destanlarda, Türklerin hayat ve savaş gücünü temsil eder. Türkiye Türklerinde orduyu temsilen kullanılan “Mehmetçik” yerine, İslamiyet'ten önce Orta Asya'da yaşayan Türkler, “Bozkurt” u kullanmışlardır.

Her bakımdan Türk hayatında totemciliğin zıddına bir durum görülmesine rağmen, Türklerde totem olarak kurdun gösterilmesi, yanlış bir husustur. Her şeyden önce, klanlar totemlerine taptıkları halde, Türkler kurda tapmamışlardır. Zaten Şamanizm'le bile ilgisi olmayan eski Türk dini, İbrahim aleyhisselamla muasır olan Zülkarneyn aleyhisselam ve daha öncelerde görüldüğü gibi her zaman ilahi olmuş ve tek Allah'ı kabul etmiştir. Eski Türklerde Kurt-atanın (Tecrübeli insan) yaşadığı kabul edilen mağarada belirli törenler yapmak, kurdun vücudu ile değil, mazisi ile karanlıklara karışmış eski hatıraların canlanması ile ilgilidir. Gerçekte göçebe olan Türklüğün, o devirlerde kurdu, çeviklik ve savaş yönünden sembol kabul etmesi, şaşılacak bir durum değildir. Bu, bir bakıma Çin gibi komşu kavimlerin, Türkleri kurda benzetmelerinden ileri gelmiş olabilir. Zaten Göktürk Hakanlığı'nın hassa ordusu mensuplarına Çinliler, Fu-li, yani kurt (böri) diyorlardı.

Oğuz destanında Oğuz Han, halkına “Bozkurt sesi savaş parolamız olsun” der. Gerçekten Türklerin İslamiyet'ten önce harplerde düşmanlarına bozkurt seslerini takliden haykırarak saldırdıkları, bir vakıadır. Bu hususa bazı Arap şairlerinin şiirlerinde de işaret edilir. Müslüman olduktan sonra bunun yerini "Allah! Allah!" nidaları almış ve günümüze kadar gelmiştir.

Göktürk destanlarında “Asena” isimli bir dişi kurttan bahsedildiği gibi, Ergenekon'dan çıkış destanında da orduya bir bozkurtun yol gösterdiği ve ordunun başındaki hükümdarın adının Börte Çene, yani Bozkurt olduğundan söz edilir. Uygurlar'ın, türeyiş destanında da ön planda yer alan bozkurt, hem bir milli destan motifi, hem de eski Türklerin bazı kahramanlarının adı olarak kabul edilmektedir.
64  cellotin genel / Tarih / Ynt: bolu ili türbeler : Ekim 09, 2007, 08:20:21 ÖS
Türbeler
BOLU
Türbeler
Tokad-i Hayreddin Türbesi, Akşemseddin Türbesi, Ömer Sekkin Türbesi, Aşağı Tekke Türbesi, Ümmi Kemal Türbesi, Kasım Dede Türbesi, Babahızır Türbesi başlıcalarıdır.

65  cellotin genel / Tarih / Ynt: bolu ili camiler : Ekim 09, 2007, 08:20:06 ÖS
Camiler
BOLU
Camiler
Bolu'da bulunan Büyük Cami (Yıldırım Beyazıt Cami), Kadı Cami, Saraçhane Cami, İmaret Cami, Ilıca Cami, Ilıca Cami, Süleyman Paşa Cami, Yıldırım Cami, Kanunî Cami, Yukarı Tekke Cami, Eskiçağa Yıldırım Cami görülmeye değer eserledir.

66  cellotin genel / Tarih / Ynt: BİZANS İMPARATORLUĞU : Ekim 09, 2007, 08:19:49 ÖS

BİZANS İMPAROTORLUĞU

Batı Roma imparatorluğu yıkılınca,Roma’nın varisi,doğu roma imparatorluğu oldu.Ama coğrafi durumu ,topraklarında yaşayan halkların çeşitliliği,Barbarlarla sürekli ilişkileri ve Doğu uygarlıkların etkileri nedeniyle ,bu imparatorluk ,çok geçmeden Romalı özelliğini yitirdi. İ.Ö. 657yılında Bisa tarafından kurulan Bizans kenti,İmparator Constantinus’un genişletmesinden ve surlara çevirmesinden sonra,büyük ölçüde önem kazandı.Yavaş yavaş ,Antakya ve İskenderiye’yi gölgede bırakarak ,hristiyanlık dünyasında ,papanın arkasından ikinci güçlü kişi patriğin merkezi oldu.Çeşitli etkilerle Doğu Roma kilisesinin Roma kilisesinden farklılaşması dinsel konularda sonu gelmez tartışmalara yolaçtı.Bizans imparatorları din dışı ve askeri yetkilerine dinsel yetkiye de etkiler.Devleti,ilk imparator İustinianos’un koyduğu yasalara göre bir başına yönetmeliğe konuldular.Sınırların güvenliği ni koruma görevi ,ordu ve donanmaya verildi.Donanma,8. yüzyıla kadar Akdeniz egemenliğini elinde tuttu.
İmparatorluğun ekonomisi ,el sanatları,tarım ve ticarete dayanıyordu.tarım,kölelere,köylülere ve askerlere bırakılmaştı.Ama 10.yüzyıl’da derebeyliğinin başlamasıyla bir bunalıma yuvarlandı ve bir daha toparlanamadı.Uzun süre büyük bir başarıyla sürdürülen ticaret ise,İmparatorluğun Mısır,Suriye ve Anadolu’yu yitirmesi,İtalya’nın deniz kentlerinin Bizans’la yarışa girmesi sonucunda geriledi. Bizans İmparatorluğu altın çağını 6. yüzyıl’da İustinianos döneminde yaşadı.devleti yeniden örgütleyen İustinianos ,eski Roma İmparatorluğunu da yeniden kurma çabalarına girişti.Ama ölümünden sonra Bizans ,kuzey ve Orta İtalya ,İspanya ,Suriye ,Filistin ve Mısır’ı peşpeşe yitirdi.

İçerde saray entirikaları ve ayaklanmalar patlak verirken ,Hunlar ,Avarlar ve Persler imparatorluk sınırlarına dayandılar.İslavlar da Balkan yarımadasına yerleştiler. Bu tehditler karşısında Herakleios 1 ,sınır bölgeleri kurdu.Sivil ve askeri yetkileri elinde tutan bir generalin yönettiği bu sınır bölgelerinde ,halkın büyük bölümü ,imparatorun toprak verdiği askerlerden oluşuyordu.Thema’lar ,zamanla önemli siyasal ağırlık kazandılar.

Anadolu thema’sının generali, Leo 3 İsauros adıyla tahta çıktı ;yönetim, soylular ve ordu arasındaki çekişmeye son verdi.Buna karşılık ,726 yılındaki buyrultusuyla ikonalara tapmayı yasaklayarak ,ünlü ‘’resimler çekişmesi’’ni başlattı.Öte yandan ,hakkı olmayan bir tahta el koymuş saydığı Charlemagne’a savaş açtı.Böylece,800 yılında papanın taç giydirdiği Charlemagne ,Doğu Roma imparatorunun koruyuculuğundan çıktı. Resimler çekişmesi ,yüzyıllık kargaşadan sonra ,Mikhael 3’ün annesi Theodora’nın naiplik döneminde sona erdi. O sırada Bizans imparatorluğunda büyük bir kültür gelişmesi gerçekleşti.Kyrillos ve Methodios kardeşler ,İslavlar ve Bulgarlar arasında hıristiyanlığı yaymaya başladılar.Bulgar hanı 865’te vaftiz edildi.Ama Kutsal Üçlüden kuşkusunu açıkça ortaya koyan patrik Photios Bizans ve Roma’n

67  cellotin genel / Tarih / Ynt: bisikletin tarihi : Ekim 09, 2007, 08:19:36 ÖS
                                                                                 BİSİKLET

Bugün yeryüzünde 100 milyondan fazla bisiklet var : Caddelerin her gün yeni yeni otomobillerle dolup taşmasına, son modellerin bütün rahatlık ve gösterisine rağmen halkın en çok tuttuğu taşıt yine de bisiklettir. Bisikletin özellikle şehir içinde sağladığı kolaylıkları düşünecek olursak bunların bir otomobilin sağladığı imkânlardan hiç de aşağı kalmadığını görürüz....

Birincisi, bisiklet nispeten basit bir makinedir. Uzun ve pahalı bir bakimi gerektirmez. Üstelik çok az yer tutar.Bir duvar kenarına ya da bir apartman holüne rahatça bırakabiliriz. Trafiğin sıkışık olduğu bir caddede sıralanmış otomobilleri düşünün. Bisikletli biri bütün bu taşıtların arasından kolayca sıyrılarak kendine yol bulup ilerleyebilir. Bisikleti karıncaya benzetmek hiç de yanlış olmaz: kendinin 10 misli ağırlığındaki yükü taşır, karıncadan çok daha hızlı yol alır… Bisikletinize saatte 15-20km’lik bir hız sağlamak isterseniz yürürken harcadığınız enerji kadar bir enerji sarf etmeniz yeter. Yerin düz veya çukurlu olusu bisiklet için hiçbir engel meydana getirmez. hiçbir taşıtın giremediği yerlere kolayca girip çıkabilir. Açık havada yaptığımız bir bisiklet gezintisi, bize tabiatın güzelliklerini içimize sindire sindire seyretmek imkânını verir. Gittikçe telaşçı ve aceleci olan çağımızda bisiklet özgürlük ve iç huzurun bir timsalidir.
Bisikletin Kısa Tarihi
Tekerleğin pek eski çağlarda meydana getirilmiş olmasına rağmen bisikletin keşfi çok yeni sayılır. Bisiklete benzer makinelerin ilk olarak 18’inci yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıktığını görüyoruz. Bisiklet, birçok makinenin uğradığı talihsizliğe uğramamış, icadıyla birlikte başarıya ulaşmıştır. Ufak bir gayretle bu kadar çabuk ve kolay yol almanın sırrına o yıllarda kimse akil erdirememişti.
1791
Bisiklet Fransa’da doğdu. İki tekerlekli bir oyuncak yapmayı düşünen Sivrac Kontu ilk olarak „bisiklet“ fikrini de gerçekleştiriyordu. Pedalı olmayan bu acayip makinenin (Celerifere) üzerine oturan kimse taşıtı ayaklarıyla yeri teperek yürütmek zorundaydı
1817
İki tekerlekli taşıtın üzerine Badois’li Baron Drais bir gidon ve bir sele oturttu ve buna Draisienne adini verdi. Draisiennelerin yavaş yavaş öbür ülkelere de yayıldığını görüyoruz. Önceleri halkın büyük bir tedirginlikle karşıladığı bu acayip taşıt sonraları moda oldu.
1861
Pierre ve Ernest Michaux adında baba-oğul iki Fransız Draisiennein ön tekerlek göbeğine pedal taktılar. İşte bu olay, gerçek bisikletin doğuşuydu. Böylece makineyi sürerken insan enerjisinden düzgün biçimde yararlanmak mümkün oluyordu. Bundan sonra bisiklet hastalığı bütün Avrupa’da yayılmaya başladı. Michaux’larin Velo adini verdikleri taşıt Velocipede ismi altında İskoçya’ya girdi. Kirkpatrick Mac Millan adında birinin propagandası bu ülkede de Velosiped salgınına sebep oldu. 1864’te Michaux’lar Fransa’da bir Velo fabrikası kurdular. O yıl 142, ertesi yıl da 400 Velo yapan fabrikada 200 işçi çalışıyordu.
1865
İngiltere’de Velocipede yapımı isine ilk olarak Coventry Dikiş Makineleri Şirketi el attı. Demir telli tahta tekerleklerden meydana gelen bu basit taşıta sarsak adi takılmıştı.
1875
Bu tarihe kadar yapılan Velocipede (velospit)’lerde pedalın bir dönüsü tekerleği de ancak bir defa döndürebiliyordu. Bundan ötürü Velocipedein hızının ön tekerleğin büyüklüğüne bağlı olduğu sanıldı: Tekerlek ne kadar büyürse taşıt da o kadar hızlı gidecekti. Böylece ön tekerleğin çapı 75sm’den 162sm’ye kadar artarken arka tekerlek de 30sm’ye kadar küçüldü. Artık Velocipede bütünüyle oransız bir biçim almıştı. Üstelik bu kadar yüksek bir bisikletin üzerine çıkıp oturmak ancak çok uzun boylu kimselerin başarabileceği bir isti (Kısa boylular üç tekerlekli velocipede’le yetinmek zorundaydılar). Ayna dişlisinin ve rublenin icada bu acayip duruma son verdi. Ayna dişlisi kadro üzerine takılan pedallara, daha küçük olan ruble de arka tekerlek göbeğine takıldı. Her iki dişli bir zincir aracılığıyla birbirine bağlandı. Öndeki büyük dişliyi pedala bir defa döndürmek arkadaki küçük dişlinin birkaç defa dönüsünü sağlıyordu.
1888
19’uncu yüzyılın çukur ve hendekli yollarında tahta tekerlekli velocipedele dolaşmak bir zevk olmaktan çok bir eziyetti. İşte bu tarihlerde J.B.Dunlop adında bir İngiliz’in önemli bir bulusu velocipede’i sarsıntılı bir taşıt olmaktan çıkararak rahat ve kullanışlı bir duruma getirdi. Bununla birlikte velocipede’in karsılaştığı zorluklar bitmiş değildi. Arka tekerlekler, ayna dişlisinin yardımıyla dönerken pedallar da beraber dönüyor, yokuş aşağı inerken bile pedal çevirmek gerekiyordu. 1900 yılında arka göbek’e uygulanan bir düzen, rubleyi arka tekerlekle birlikte sürekli olarak dönüşten kurtardı. Böylece pedalların gerektiğinde kullanılması sağlanmış oldu. Bugünkü görünüş ve yapısını kazanan Velocipede (velospit)’e daha sonraki yıllarda bisiklet adi verildi.












                 

                    BİSİKLET RESİMLERİ

         

                                                         

       


               
68  cellotin genel / Tarih / Ynt: birinci kılıç arslan : Ekim 09, 2007, 08:19:08 ÖS
BİRİNCİ KILIÇ ARSLAN
    Babası   Süleyman Şah
    Doğumu   ?
    Vefatı   Temmuz 1107
    Saltanatı   1092 - 1107


Türkiye Selçuklu Devleti' nin kurucusu, Kutalmışoğlu Süleyman Şah' ın oğlu ve İkinci Türkiye Selçuklu Sultanı.

   Babası Süleyman Şah' ın 1086' da Suriye seferinde Melik tutuş' a yenilmesi ve ölümü üzerine, Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah onun oğulları Kılıç Arslan ve Davud Arslan' ı İsfehan' a götürdü. Kılıç Arslan burada altı sene iyi bir eğitim ve öğretim görerek, Türk-İslam terbiyesi ile yetiştirildi.

   Kılıç Arslan, 1092' de Büyük Selçuklu Sultanı Berkyaruk' un izni ile Anadolu' ya gelerek İznik' te altı yıldır boş duran Türkiye Selçukluları tahtına çıktı. Yanındaki Türkmen ailelerini İznik' e yerleştirerek, Anadolu' da dağılmış olan birliği yeniden te'sis etti.

   Bu sırada Bizanslıların fırsattan istifade ile Marmara sahillerini işgale başlamaları üzerine Kılıç Arslan İzmir Bey'İ Çaka ile ittifak ederek mücadeleye girişti. İmparator Alexios' un Türk kuvvetlerine karşı denizden gönderdiği büyük bir ordubozguna uğratıldı. İznik' e saldırıları bertaraf edilen Bizanslılar, Balıkesir ve Kapıdağı bölgelerinden de geri püskürtüldüler.

   1095' de Malatya üzerine sefere çıkan Kılıç Arslan kaleyi tam düşürmek üzere iken, yüzbinlerce kişilik haçlı kuvvetlerinin Türkiye topraklarına girdiğini haber aldı. Bunun üzerine, muhasarayı kaldırarak süratle memleketini müdafaaya döndü. İznik' i muhasara eden haçlılara karşı hisar önün de ordusunu savaşa soktu. Şiddetli çarpışmalar sonun da iki taraf da ağır zayiat verdi. Birçok haçlı kumandanı öldürüldü. Ancak düşman devamlı takviye alıyordu. Kalabalık düşman kuvvetlerine karşı meydan savaşı vermenin tehlikeli olacağını anlayan Kılıç Arslan ordusunu geri çekmek zorunda kaldı. Böylece 22 yıllık Selçuklu payitahtı olan İznik şehri 29 Haziran 1097' de Haçlı kuvvetlerinin eline geçti.

   Kılıç Arslan bundan sonra Danişmend Gazi ve Kayseri emiri Hasan ile birşleşerek Eskişehir' e doğru harekete geçen haçlılara dağ, geçit ve vadiler de sürekli baskınlar düzenleyerek ağır zayiat verdirdi. Öyle ki, Kayseri ve Toroslar üzerinden Kudüs' e doğru yol alan haçlı ordusu Kılıç Arslan' ın
parçalanmasından faydalanarak bütün İslam alemine hakim olmak teşebbüsüne girişti. Ancak Musul emiri Çavlı, Artukoğlu İlgazi ve Suriye meliki Rıdvan ile 1107 senesi Temmuz ayında Habur ırmağı kıyısında yaptığı savaşı kaybetti. Yaralı olarak Habur ırmağını geçerken boğularak şehid oldu. Naşı Meyyafarikin' e götürülerek kendisi için yapılan Türbeye defn edildi.

   Türkiye Selçuklu Devleti' nin en buhranlı devrelerinde hükümdar olan Birinci Kılıç Arslan, teşkilatçı bir devlet adamıydı. Üstün kumandanlık kabiliyetine sahip, hayatı   mücadele içinde geçen büyük bir kahraman ve gazidir. Mutaassıp haçlı ordusuna ağır kayıplar verdirerek, Türklerin Anadolu topraklarından atılamayacağını isbat etti. Çok hayır işleyip ahalisinin sevgisini kazandı. Hıristiyan halka da adalet ve şefkatle davrandı. Bu yüzden devrin tarihçileri "Kılıç Arslan' ın ölümü hıristiyanlar için de bir matem oldu." demişlerdir.

69  cellotin genel / Tarih / Ynt: birinci inönü muharebesi : Ekim 09, 2007, 08:18:42 ÖS
BİRİNCİ İNÖNÜ MUHAREBESİ
Çerkez Ethem’in başkaldırmasından faydalanan ve kendisiyle işbirliği yapan Yunanlılar Bursa ve Uşak mıntıkalarından Eskişehir ve Afyon istikametlerinde 6 Ocak 1921’de ileri harekete geçtiler. Yunan taarruzunun sebebi, Yunanistan’daki iktidar değişikliğinden sonra, “Yeni iktidarın Venizelos’un siyasetini güttüğünü İtilaf Devletlerine göstermek ve bu vesileyle Türk kuvvetleri hakkında keşifte bulunmak”tır.
Yunan ileri hareketi, üç koldan ilerleyerek İnönü önünde birleşiyordu. Yunanlılar üç günlük yürüyüşten sonra, 9 Ocak günü İnönü mevzilerinin önüne gelmişlerdi. Asıl muharebe 10 Ocak günü sabah saat 6:30’da Yunanlıların taarruza geçmesi ile başladı. Saldırısı kırılan düşmana karşı savaş, 10 Ocak 1921’de kazanılmıştı.
Muharebenin İnönü bölgesinde yapılması bir tesadüf değildir. İnönü muharebesinin zamanını Yunanlılar, fakat muharebe alanını Türkler seçmiştir. 11 Ocak 1921’de o güne kadar fazla kayıp ve hırpalanmış olan düşman, daha fazla ilerlemeye kendisinde kudret göremeyerek, tekrar Bursa civarındaki eski mevzilerine çekilmek zorunda kaldı. Böylece oynak bir sevk ve idare sistemiyle düşmanın üç misli kuvvetlerine karşı, zayıf kuvvetlerle katı bir savunma yapılmış ve düşman ordusu üç gün içinde yenilerek geri çekilmeye mecbur bırakılmıştır.
Kazanılan bu zaferin tarihi önemi, batı cephesinde ilk kazanılan zafer oluşu ve Sevr tatbikçilerine Millî Teşkilatın ne demek olduğunu göstermesidir.
İnönü Savaşları, çete devrinden çıkar Anadolu’nun nizamlı ordusu ile kazandığı zaferlerdir. Unutulmamalıdır ki, Birinci İnönü Savaşı cephe gerisinde orduyu isteyenler ve istemeyenler arasındaki kavga ile aynı günlerde olmuştur.
Birinci İnönü Savaşı tam bir zaferdir. Yunanlılar bu muharebeden kendilerini Aksu – Dimbaz müstahken hattına atarak kurtuldular.




İKİNCİ İNÖNÜ MUHAREBESİ
Londra konferansının bir sonuç alamaması, Sevr projesini uygulamak için İtilaf Devletlerine yeni bir çabaya yöneltmiş ve bu maksatla Yunan işgal ordusunu teşvik etmişlerdir.
Bundan faydalanan Yunanlılar, 23 Mart 1921’de Bursa’dan İnönü istikametine ilerlemeye başladılar.
Türk Ordusunun yüksek azim ve imanla savaşması düşmanın başarısını hiçe indirmiş, 31 Mart 1921, akşamına kadar süren kanlı çarpışmalar sonunda düşman İnönü de ikinci defa perişan olmuştur.
Yunanlıların yaptıkları iki saldırının da püskürtmesi üzerine, Yunan kuvvetleri 31 Mart gecesinden itibaren çıkış mevzilerine çekilmeye başladılar. Çekilen düşman süvari birliklerimizle çıkış mevzilerine kadar izlemiş ve düşmana çekilirken de kayıplar verdirilmiştir.
Bu zaferin siyasi tarihimizdeki önemini Büyük Atatürk, İnönü zaferini müjdeleyen Garp Cephesi Kumandanı İsmet Paşa’ya gönderdiği telgrafında açıkça göstermiştir:
“Bütün tarih-i âlemde, sizin İnönü Meydan Muharebelerinde deruhte ettiğiniz vazife kadar ağır bir vazife deruhte etmiş kumandanlar enderdir. Milletimizin istiklal ve hayatı dahiyane idareniz altında şerefle vazifelerini gören kumandan ve silah arkadaşlarınızın kalp ve hamiyetine büyük emniyetle istinat ediyordu. Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiniz. İstila altındaki bedbaht topraklarımıza beraber bütün vatan, bugün müntehalarına kadar zaferinizi tes’it ediyor. Düşmanın hırs-ı istilası, azim ve hamiyetinizin yalçın kayalarına başını çarparak hurdahaş oldu.
Namınızı, tarihin kitabe-i mefahirine kaybeden ve bütün milleti hakkınızda ebedi minnet ve şükrana sevk eden büyük gaza ve zaferinizi tebrik ederken, üstünde durduğumuz tepenin size binlerce düşman ölüleriyle dolu bir meydanı şerefle seyrettiği kadar, milletimiz ve kendiniz için şaşa-i itilâ ile dolu bir ufku istikbale da nâzır ve hakim olduğunu söylemek isterim.

70  cellotin genel / Tarih / Ynt: birinci dünya savaşının sonuçları : Ekim 09, 2007, 08:16:53 ÖS
1.DÜNYA SAVAŞININ SONUÇLARI
 
Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşına girdikten sonra, İtilaf Devletleri yaptıkları gizli anlaşmalarla Osmanlı İmparatorluğunu aralarında paylaştılar. Osmanlı Devletinin müttefiki Almanya savaşta yenilince Osmanlı Devleti de yenilmiş sayıldı  ve Mondros mütarekesini imzalayarak savaştan çekildi. 
Mondros ateşkesi imzalanınca İtilaf Devletleri, daha önce yaptıkları anlaşmalara göre Anadolu'yu işgale başladılar. Adana ve dolayları Fransızlar; İzmir, Eskişehir, Samsun, Merzifon ve Bartın ile güneyde Musul, Urfa, Maraş, Gaziantep, İngilizler tarafından işgal edildi. İtalyanlarda Antalya, Konya ve Söke çevresine yerleştiler.
İzmir'in İşgali (15 Mayıs 1919)
Birinci Dünya Savaşının sonlarına doğru (1917) ve Yunanlılar da İtilaf Devletlerinin tarafına geçmiş ve onlarla birlikte savaşmışlardı. Türkler yenilmiş duruma düşüp de toprakları pay edilmeğe başlanınca, Yunanlılar savaştaki hizmetlerine mukabil İzmir ve civarını istediler. Yunanlıların ve İtilaf Devletlerinin, Türk topraklarını işgali Vilson (Wilson)un: "Bir toprak üzerinde yaşayan insanlar kendi düşünce ve isteğine göre bir idare şekli kabul edecektir" prensibine uymuyordu. İtilaf Devletleri, Yunan Başbakanı Venizelos'a verdikleri sözü yerine getirmek için İzmir'in işgalini haklı gösterecek sebepler aramağa çalıştılar. Venizelos, Aydın Hıristiyanlarının tehlikede olduklarını, Türkler tarafından yok edileceklerini ileri sürerek yardım istedi. O sırada diğer devletler ordularını terhis etmişlerdi. Paris'te kurulan "Meclisi Ali" kendileri adına, Yunan ordusunun bu işi çözmesini düşündü ve İzmir'in işgaline karar verdi.
Azınlıkların Çalışması
Uzun yüzyıllar Türk toplumu içinde hür ve rahat yaşamış olan azınlıklar, yer yer gizli cemiyetler kurmuşlardı. Bunların gayesi asayişi bozarak, mütarekenin 7'nci maddesinin uygulanması için bahaneler yaratıp hak kazanmak ve Avrupa Devletlerinin müdahalelerini sağlayarak yurdumuzun çeşitli bölgelerini kolayca işgal etmekti.
a)Mavri Mira Cemiyet
b)Pontus Rum Cemiyet
c)Hınçak Komitas
Milli Varlığa Düşman Cemiyetler:
c)Kürt Teali ve Teavün Cemiyeti
b)Teali-i İslam Cemiyet
c)İngiliz Muhipleri Cemiyeti
Bir kısım aydınlar da Amerika mandasını istiyorlardı. Bunlardan başka memleketin hemen her yerinde Hürriyet ve İtilaf, Sulh ve Selamet Cemiyetleri vardı.
Milli cemiyetlerin kurulması:
İstanbul Hükümeti, Türk davasını ele alıp yürütecek durumda değildi. Bütün bu felaketlere karşı kayıtsız, duygusuz bir seyirci durumunda kalmıştı. Bu koşullar altında örgütsüz, başsız Türk Milleti, kurtuluş görevinin kendisine düştüğünü anladı, bizzat çalışmağa karar verdi. Yurtsever Türk evlatları yer yer milli duygulara dayanan cemiyetler kurdular:
a)Trakya-Paşaeli Cemiyeti
b)Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
c)Trabzon ve Havalisi Ademi Merkeziyet Cemiyetd)İzmir Reddi İlhak Cemiyeti: İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edileceği duyulunca İzmirli vatanseverler bu cemiyeti kurarak İzmir'in işgaline engel olmak istediler.
1-İngiliz himayesini isteyenler
2-Amerikan mandasını isteyenler
Bağımsız yeni bir Türk devletinin kurulması için verilecek tek karar, Türkün vatanına, Türkün bağımsızlığına saldıranlar kim olursa olsun, bütün milletçe hazırlanıp direnmektir. Bu mücadelenin parolası Ya istiklal, ya ölüm'dür.
MİLLİ BİRLİĞİ MUSTAFA KEMAL TARAFINDAN KURULMASI
Türk İstiklal Savaşı, yeni ve tamamen bağımsız bir Türk Devleti kurmak için girişilen, çok yönlü, milli bir mücadelenin bütünüdür. İstiklal Savaşı vatanın yalnız düşmandan kurtulması için yapılmış askeri ve siyasi bir hareket değildir. Aynı zamanda Türk devriminin bir safhasıdır. Bunu şöyle hulasa edebiliriz:
1-Memleketin yabancı işgal ve istilasından kurtarılması.
2-Saltanatın kaldırılmasıyla, milli egemenliğe dayanan hür ve bağımsız bir devletin kurulması,
3-Hilafetin kaldırılması, laikliğin kabulü.
4-Milli egemenlik ve laiklik esaslarına göre kurulan bu devletin çağdaş Batı medeniyeti seviyesine ulaştırılması.
5-Türk kültürünün yabancı tesirden kurtulması, milli kültürün geliştirilmesi.
6-Osmanlı Devletindeki ekonomik bağımlılığın yeni Türk Devletine bulaştırılmaması.
İstiklal Savaşını dört kısımda tetkik edebiliriz:
1.Milli Birliğin Mustafa Kemal tarafından kurulması,
2.Osmanlı Hükümeti ve iç ayaklanmalarla mücadele,
3.Dış düşmanlarla mücadele,
4.Devrimler.
 
Bu mücadelede Mustafa Kemal'in dayandığı tek kuvvet kaynağı kahraman ve asil Türk ruhu idi. Mustafa Kemal bu hususu şöyle ifade etmiştir:
Ben 1919 yılının Mayıs'ında Samsun'a çıktığım gün elimde maddi hiç bir kuvvet yoktu. Yalnız Türk milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, Türk milletine güvenerek işe başladım.
Mustafa Kemal Samsun'a çıkar çıkmaz milli kuruluşlar ve ordu komutanları ile ilgi kurarak kurtuluş davamız için düşündüklerini uygulamağa başladı. Samsun'dan Amasya'ya geçen Mustafa Kemal "Vatanın bütünlüğünü ve istiklalin kurtarılması" için milleti birlikte çalışmağa davet eden, Amasya genelgesini yayınladı. (22 Haziran 1919)
Amasya Genelgesinin Maddeleri:
1.Vatanın bütünlüğü, milletin istiklali tehlikededir.
2.Merkezi Hükümet, üzerine aldığı yetkileri hakkıyla kullanamamaktadır. Bu hal milletimizin hiçe sayılması sonucuna veriyor.
3.Milletin istiklalini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
4.Duruma çare bulmak, milletin hak isteyen sesini dünyaya duyurmak için her türlü etki ve denetimden uzak bir milli heyetin kurulması gereklidir.
5.Anadolu'nun her suretle en emin yeri olan Sivas'ta milli bir kongrenin toplanması kararlaştırılmıştır.
6.Her ilden milletin güvenini kazanmış üç delegenin hemen yola çıkarılması gerekmektedir.
7.Her ihtimale karşı keyfiyetin milli bir sır halinde tutulması gereklidir.
Amasya genelgesi İstiklal Savaşına bir başlangıç ve milli egemenlik yolunda atılmış ilk adımdır. Mustafa Kemal bütün komutan ve valilere gönderdiği diğer bir genelge ile de, milletin içinde bulunduğu feci durumu anlatarak, halkı mitingler yapmağa ve işgal olayını protesto etmeğe devam etti.
Milli Kongreler:
A-Erzurum Kongresi (23 Temmuz 1919):
Kongrede alınan kararlar şunlardır:
1.Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür; vatanın çeşitli parçaları birbirinden ayrılamaz.
2.Yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Hükümetinin dağılışı halinde, millet hep birlikte savunacak ve direnecektir.
3.Vatanın istiklalini korumağa Merkezi Hükümet muktedir olmadığı takdirde, gayeye ulaşmak için bir geçici hükümet kurulacaktır. Bu hükümet üyeleri, milli kongre tarafından seçilecektir. Kongre toplantı halinde değilse, seçimi Heyeti Temsiliye yapacaktır.
4.Kuvayı Milliyeyi etken ve milli iradeyi egemen tutmak esastır.
5.Hıristiyan ahaliye siyasi egemenlik ve sosyal dengeyi bozan haklar verilemez.
6.Manda ve himaye kabul olunamaz.
7.Milli Meclisin derhal toplanması ve hükümet işlerinin meclisin denetlenmesine konulmasını sağlamak için çalışılacaktır.
Kongre bir Temsil Heyeti seçerek dağıldı. Bu heyetin vazifesi, kongrede alınan kararları gerçekleştirmekti. Temsil Heyeti Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi. Kongre sonunda Mustafa Kemal şu sözleri söylemiştir: Tarih kongremizi, ender ve büyük bir eser olarak kabul edecektir.
B-Sivas Kongresi (4 Eylül 1919):
Alınan önemli kararlar şunlardır:
1.Anadolu'da ve Rumeli'de kurulmuş olan bütün Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyetleri, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti adını aldı.
2.Memleketi, içinde bulunduğu halden kurtarmak için derhal Milli Meclisin toplanması lazımdır. Milletin mukadderatı bu meclisin denetlemesine bırakılacaktır.
O sırada bazı delegeler, içinde bulunduğumuz durumdan yalnız kendi gücümüzle kurtulacağımızdan şüphe ederek, Amerika Mandasının kabulünü istediler. Uzun tartışmalardan sonra manda fikri reddedildi.
Misakı Milli
1-30 Ekim 1918'de ateşkes imzalandığı vakit Osmanlı Devletinin, düşman ordularının istilası altında bulunan ve Arapların çokluk teşkil ettikleri toprakların mukadderatı halkın özgürce verecekleri oya göre tespit edilecektir. Osmanlı-İslam çoğunluğu ile meskun bulunan kısımların genel topluluğu hiç bir nedenle ayrılık kabul etmez bir bütündür.
2-Halkın oyu ile Anavatana katılmış olan Elviyei Selase (Kars, Ardahan, Artvin) için icap ederse tekrar halkın serbest olarak oyuna müracaat edilmesini kabul ederiz.
3-Türkiye sulhüne bırakılan Batı Trakya'nın hukuki durumunun saptanması da yerli halkın tam bağımsızlık içinde özgürce verecekleri oya uyularak yapılmalıdır.
4-Osmanlı Hükümeti'nin merkezi olan İstanbul şehri ile Marmara Denizi'nin güveni her türlü tehlikeden korunmalıdır.
5-İtilaf Devletleri ile kararlaştırılan esaslar içinde azınlıkların hakları gibi, Müslüman ahalinin de aynı haklardan faydalanmaları sağlanmalıdır.
6-Milli ve ekonomik gelişmemiz için, siyasi, adli, mali gelişmelerimize engel olacak kayıtlar istemiyoruz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Açılması
23 Nisan 1920 Cuma günü, Meclisin en yaşlı üyesi olan Sinop Mebusu Şerif Bey Meclisi Başkanlığına getirilmiş, böylece Türkiye Büyük Millet Meclisi açılarak vazifesine başlamıştı.
Mustafa Kemal, Meclise Ankara Milletvekili olarak katıldı. Mecliste ilk sözü alarak Mondros Ateşkes'inden o güne kadar, Türk Milletinin geçirdiği mücadele safhalarını anlatarak demiştir ki:
"Hayat demek mücadele, müsademe demektir. Hayatta muvaffakiyet, mutlaka mücadelede muvaffakiyetle mümkündür. Bu da manen ve maddeten kuvvete, kudrete istinat eden bir keyfiyettir."
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başkanlığına Mustafa Kemal'i seçti (24 Nisan 1920). Mustafa Kemal'in Başkanlığında ilk Bakanlar Kurulu kuruldu (3 Mayıs 1920). Bu hükümete; Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti denildi.
İlk Anayasa 20 Ocak 1921'de kabul edildi. Bu kanunun önemli bazı maddeleri şunlardır:
1-Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
2-Kanun yapmak ve kanunu yürütmek yetkisi, milletin tek ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisinde toplanır.
3-Türkiye Devleti, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur.
4-Meclis Başkanı, İcra Vekillerinin de başkanıdır.
Büyük Millet Meclisi Hükümetine Karşı Ayaklanmalar
A.Anzavur Ayaklanması
B-Düzce, Hendek, Adapazarı Ayaklanması
C-Afyonkarahisar ve Konya Ayaklanması 
D-Milli Aşireti Ayaklanması
MİLLİ CEPHELERİN KURULMASI
1-Batı Cephesi (Yunanlılara karşı).
2-Güney Cephesi (Fransızlara karşı).
3-Doğu Cephesi (Ermenilere karşı).
Bu cephelerdeki ilk direnme, hareketi, düzenli bir ordunun karşı koyması değildir. Anadolu işgalinin başladığı ilk günlerde memleket birlikten yoksundu. Yeni bir savaş felâketinden henüz çıkmış yorgun ve bitkin bir durumda idi. Osmanlı Hükümeti ateşkes koşullarına uyarak, orduyu terhis etmekte ve gelen düşmanlara karşı direnme değil, teslim olmak düşüncesinde idi. Bu nedenle ilk cepheler, halk tarafından organize edilmiş milis kuvvetleri ile Osmanlı ordusunun arta ka,an bazı birlikleri tarafından kurulmuştu.
İlk Cepheler
A-Batı Anadolu Cepheleri :
Yunanlılar 15 Mayıs 1919'da İzmir'e çıktıktan sonra Batı Anadolu'da ilerlemeğe başladılar. Bu ilerleyişi durdurmak için kurulan cepheler şunlardır :
Ayvalık Cephesi, Soma Cephesi, demiş Cephesi, Salihli, Akhisar ve Aydın Cepheleri.
Bu cephelerde üstün düşman kuvvetlerine karşı milis kuvvetleri, giriştikleri çete savaşları ve anî baskınlarla düşmanı bir .hayli hırpaladılar.
B-Güney Cephesi :
Anadolu'nun güney bölgesi evvelâ İngiliz işgali altında bulunuyordu. Sonradan İngilizlerin çekilmesi üzerine, Adana, Maraş, Antep ve Urfa havalisini Fransızlar işgal etmişlerdi. İşgal karşısında ayaklanan halkın fedakârlığı sayesinde bu bölgede de cepheler kurulmuş ve savaşlar. başlamıştır.
Güney Cephesinde düzenli kuvvetler yoktu. Bu nedenle cepheyi millî kuvvetler savunmuştur. Yapılan kanlı ve çetin çarpışmalar sonucunda Fransızlar Adana, Maraş ve Urfa'yı bırakmak zorunda kaldılar. Pek ilkel silâhlarla çarpışmak zorunda kalan bu kuvvetlerin dayandığı tek kuvvet bağımsızlık ve vatan sevgisiydi.
Şehirlerini on ay kahramanca savunan Antepliler, maddî olanaksızlıklar yüzünden şehri teslim etmek zorunda kaldılar. Antep halkının gösterdiği bu cesaret ve fedakârlığı takdir eden Türkiye Büyük Millet Meclisi 6 Şubat 1921 tarihindeki toplantısında Antep'e "Gazi"lik ünvanını verdi. Fransızlarla yapılan İtilafnamesiyle Antep yine Türklere teslim edildi.
Milli Ordunun Kuruluşu
Mondros Ateşkes'inden sonra ordu terhis edilmiş, silâh ve cephanesi İtilâf Devletlerinin kontrolü altında depolara konmuş bulunuyordu. Halbuki modern silâhlarla donatılmış düşmanla çarpışabilmek için, aynı kuvvette bir Türk Ordusunun kurulması gerekliydi. Her ne kadar cephelerde milis kuvvetler düşmanlarla temasa geçmişse de, kesin bir sonuç alabilmek için millî bir ordunun kurulması ve bir elden idare edi1mesi zorunlu idi. Bu zor unluk dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, millî kuvvetleri disiplin altına alarak düzenli. bir Türk ordusunun kurulmasına karar verdi. Yalnız silâh ve cephane temininde güçlük çekiyordu. İtilâf Devletleri, Türklerin faydalanmasına engel olmak maksadiyle bütün silâhları İstanbul'da toplamıştı.
Fakat bu silâhlar, birer kahramanlık menkıbesi teşkil edecek şekilde İstanbul'dan kaçırılarak, Türk Ordusunun bunlardan faydalanması sağlanmıştır. Silâhların kaçırılması olayı., millî mücadelemizin ayrı bir bölümüdür. Bu olayın, Türk milletinin yurdu ve bağımsızlığı için yaptığı hizmetleri göstermesi bakımından ayrı bir değeri vardır.
DOĞU CEPHESİNDE ERMENİLERLE SAVAŞ
Rusya'da 1915'de çıkan ihtilâl Çarlık rejimine son verdi. Çarlığın yıkılması üzerine Kafkasya'nın güneyinde Eriven, Gümrü, Kars çevresinde bir "Ermeni Devleti" kurulmuştu. Ermeni Devletinin başına Türk düşmanı olan "Taşnak Partisi" geçmişti. Ermeniler, Türkiye'nin içinde bulunduğu güç durumdan faydalanarak, büyük bir Ermenistan kurmak istiyorlardı. Mondros Ateşkesi'nden sonra, İtilâf Devletlerinden yardım gören Ermeniler sınır boylarında bulunan Türkleri kütle halinde öldürmeğe başladılar. 1920 yılında da Ermeni zulmü dayanılmaz bir hale gelmişti. Büyük Millet Meclisi Hükümeti Doğu bölgesinde seferberlik ilân etti. Meclis Başkanı Mustafa Kemal, 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa'yı Doğu Cephesi Komutanlığına atadı.
Ermeniler, 18 Haziran 1920 tarihinde saldırıya geçerek Oltu çevresini istilâ ettiler. Buna karşılık 28 Eylülde saldırıya geçen Türk Ordusu zaferler kazandı. 30 Ekim'de Kars; 7 Kasımda da Gümrü işgal edildi. Ermenilerin barış istemeleri üzerine görüşmeler başladı. 3 Aralık 1920 tarihinde Gümrü Antlaşması imzalandı.
Gümrü Antlaşması, Mi1lî Hükümetin yaptığı ilk antlaşmadır. Bu antlaşma askerî bir başarı sonucunda imzalanmıştır. Ermeniler bu yenilgiden sonra Türklere zarar veremeyecek hale geldiler. Artık Türk toprakları üzerinde bağımsız bir Ermenistan Devleti kurulması umudu tamamen kırılmış ve Ermeni sorunu ortadan kaldırılmış oldu. Ermenistan, Rus Sovyet
BATI CEPHESİNDE YUNANLILARLA SAVAŞ
15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir'e çıkan Yunan ordusu az zamanda Batı Anadolu'da birçok şehir ve kasabalarımızı almağa muvaffak olmuştu. İşgal hareketi karşısında kurulan Kuvayi Milliye Teşkilâtı düşmanın ilerlemesine engel olamamış, fakat bir hayli hırpalayıp, oyalamağı başarmıştı.
3-Birinci İnönü Savaşı (6-10 Ocak 1921)
Çerkez Ethem'in başkaldırması üzerine Batı Cephesindeki kuvvetlerinizin büyük bir kısmı, Kütahya bölgesine yollanmıştı. Bu sırada Yunan kuvvetleri biri Bursa, diğeri Uşak'ta olmak üzere iki grupta toplanmışlardı. Cephenin boşaldığını haber alan Yunanlılar, Bursa’dan Eskişehir; Uşak'tan Afyon yönünde ileri harekete geçtiler.
Yunan saldırısı karşısında 6I'inci Tümen Kütahya'da Çerkez Ethem kuvvetleri karşısında bırakıldı. Geri kalan kuvvetler, ilerleyen düşmanı karşılamak üzere Batı Cephesi kuvvet1erinin İnönü'de, Güney Cephesi kuvvetlerinin de Afyon'da toplanmasına karar verildi.
İki koldan ilerleyen Yunan kuvvet1erini İnönü mevzii ilerisinde bulunan 24'üncü Tümen karşıladı. Bu tümen düşmanı oyalayarak zaman kazanmak için gereken her şeyi yapıyordu. İleri yürüyüşe devam eden düşman, 9 Ocak'ta İnönü mevziine saldırıya geçti. Bu saldırıyı da 24'üııcü 4'üncü ve 11'inci tümenler karşıladı. Savaş devam ederken, Batı Cephesi Karargâhı Kütahya'dan 'İnönü'ye geldi
10 Ocak 1921'de düşman yine saldırıya devam etti. Güneydeki birliklerimiz düşmanın şiddetli topçu ateşiyle yaptığı saldırılara karşı koymuşlar ve düşmanı bir hayli hırpalamışlardı. Kuzey kısmı ise üstün düşman kuvvetleri karşısında biraz geri çekilmek zorunda kalmışlardı.
10-11 Ocak 1921 gecesi fazla kayıp vermiş ve çok hırpalanmış olan düşman, daha fazla ilerlemeğe cesaret edemeyerek Bursa istikametinde geri çekildi. Üstün düşman kuvvetlerine karşı yapılan bu savunma çok çetin koşullar altında geçmiştir. Fakat iyi idare edilen, Türk subay ve erlerinin fedakârlığı sayesinde İnönü Zaferi kazanılmıştır. Albay İsmet, Birinci İnönü Savaşında gösterdiği başarıdan dolayı generalliğe yükseltilmiştir.
Birinci İnönü zaferi millî ordunun ve millî egemenliğin iç ve dışta ününü artırmış, Mîllî Mücadele heyecanını kamçılamıştır. Türk Milletini bir amaç etrafında birleştirerek millî birliği kuvvetlendirmiştir.
 4-İkinci İnönü Savaşı (23 Mart-1 Nisan 1921)
Bu savaş, Türk İstiklâl Savaşının ikinci önemli meydan savaşıdır. Birinci İnönü Savaşında yenilerek geri çekilen Yunanlılar, Türk Ordusunun kuvvetlenmesine meydan vermemek için saldırıya geçtiler.
Yunan ordusu Bursa ve Uşak'ta olmak üzere iki grup halinde idi. Türk ordusu Batı Cephesiyle, Güney Cephesi ve Kocaeli Grubuna ayrılmıştı. Batı Cephesindeki kuvvetler Yenişehir, İnegöl hattıyla İnönü mevziine yerleşmişlerdi. Batı cephesindeki kuvvetlerimiz İsmet Paşa'nın kumandasında idi. Kocaeli Grupu Kurmay Başkanlığı emrinde bulunuyordu. Güney Cephesi kuvvetleri ise Afyon civarında toplanmıştı.
Ordu teşkilâtımız tamam olmadığından, düşmanın bir tümeni bizim üç tümenimize bedeldi. Yunan ordusunun teşkilâtı mükemmeldi. Gerek mevcudu, gerekse .ateşli silahlarıyla bizden üstün durumda bulunuyordu.
Yunanlılar 23 Mart 1921'de Bursa ve Uşak bölgelerinde olmak üzere iki koldan ileri harekete geçtiler. Bursa'dan İnönü yönünde ilerleyen düşman, Bilecik ve Pazarcık'ı işgal etti. 26 Mart 1921'de Gündüzbey'de başlayan savaş, 31 Marta kadar aralıksız olarak devam etti. Düşman daha ziyade yanlardan baskı yapmakta idi. Özellikle sağ kanatta çetin savaşlar olmuş, kuvvetlerimizin üstün dayanma ve direnmesi dolayısiyle, bu kanatta savaş bir boğuşma şeklinde cereyan etmişti. Bu bölgede Birinci Tümen Komutanı Albay Kemalettin Sami, Kocaeli Grupu Komutanı Albay Halit ve Albay İzzettin Beyler, büyük gayret ve fedakârlık göstermişlerdir.
30 Mart'ta düşman saldırısı karşısında sıkışık bir duruma düşen sol kanat geri çekildi. Fakat 31 Mart'ta üstünlük tamamen Türk kuvvetlerine geçti. Türk kuvvetlerinin şiddeti savunması karşısında yıpranan Yunan ordusu 31 Mart - 1 Nisan gecesinden itibaren geri çekilmek zorunda kaldı. Geri çekilen düşmanı piyade kuvvetlerimiz cepheden, süvari kuvvetlerimiz de yandan takip ettiler. Bu savaş sonunda düşmandan pek çok ganimet ve esir alındı.
Güney Cephesindeki kuvvetlere gelince: 23 Mart günü Afyon istikametinde saldırıya geçen düşman, Afyon'u işgal etti. Kuzeyde İnönü de yenilen düşman geri atıldıktan sonra burada serbest kalan Türk kuvvetleri Güney Cephesi Komutanlığı emrine verildi. Bu kuvvetler düşmanın yan gerilerine saldıracaktı. Bunu anlayan düşman, 7 Nisan 1921'de Afyon'u boşaltarak geri çekildi. 8 Nisan'da Aslıhanlar savaşı adı verilen büyük bir savaş oldu. Üç gün süren bu kanlı savaştan sonra Yunanlılar 11 Nisan'da Dumlupınar mevziine çekildiler.
Bu suretle üstün düşman kuvvetleri, Türk Ordusunun inancı ve iradesi önünde bir defa daha yıkılmış oldu.
Eskişehir ve Kütahya Savaşları
İkinci İnönü Savaşından sonra düşman, kuvvetlerini geriye çekerek, Bursa ve Dumlupınar mevziine yerleşmişti. Bu yenilgiden sonra Yunan Hükümeti ordularını kuvvetlendirmek gereğini duyarak Yunanistan da genel seferberlik ilân etti. Böylece cephedeki tümenlerinin sayısını 11'e çıkarabildi.
Türk ordusu, genel seferberlik yapılmadığı için, gücünü artırmak imkânını bulamamıştı. Yalnız 15 Nisan 1921'de Güney ve Batı Cepheleri kuvvetleri birleştirilerek, Batı Cephesi ismi altında İsmet Paşa emrine verildi. Böylece bütün cephe bir komutana bağlanmış oldu. Ayrıca Kocaeli, Adana, Kafkas Cephelerindeki kuvvetler de Batı Cephesine alınmıştı. Ordumuz yiyecek ve taşıma hususunda güçlük çekiyordu. Bu işlerde bilhassa Türk kadınının büyük bir feragatle çalıştığı görülüyordu. Tümen Komutanı Veysel Bey bunları teftiş ederken arabaları başında hizmete hazır bir durumda olan kadınlara: Erkeklerinin niçin gelmediklerini sorarak, kendilerinin bu işte çok yorulacaklarını söylediği zaman, kadınlar :
Erkeklerimiz hizmette olduğundan emrinize biz geldik. Böyle günde bize bu kadar da iş düşmesin mi? Tek yurtlarımız kurtulsun da biz yorulalım, ölelim cevabını verdiler.
Türk ordusu İnönü - Kütahya - Diğer hattında dört grup halinde düzenlenmiş bulunuyordu. Ayrıca Geyve civarında bir Kocaeli Grupu vardı. Saldırıdan önce Yunan uçakları, orduyu ve halkı Millî Hükümet aleyhine kışkırtan fetvalar ve beyannameler atmağa başladılar. 10 Temmuz 1921 tarihinde ise tekrar saldırıya geçtiler. Düşman Bursa bölgesinden, Kütahya ve İnönü istikametinde olmak üzere iki koldan harekete geçti. Bir tümen de Afyon'a doğru yürüyordu. Düşmanın çevirme hareketini kırmağa muvaffak olan Türk ordusu, üstün kuvvetler karşısında geri çekilmek zorunda kaldı. Cephe Komutanının emriyle Eskişehir - Seyitgazi hattına çekildi. Çekilen ordu Eskişehir'in kuzey ve güneyinde toplandıktan sonra da 25 Temmuz 1921'de Sakarya'nın doğusuna çekildi (Bak. Harita: 3) .
Bu çekilmeğe askerî bakımdan gerek vardı. Bir kere ordumuz toplu bir halde bulunacak, takviye ve düzeni için zaman kazanılmış olacak, düşman ordusuyla arada geniş bir açıklık kalacaktı. Buna karşı düşman kuvvetleri çekilen ordumuzu izlerken, üslerinden uzaklaşmış olacaklardı.
Ordumuzun bu çekilişinden faydalanan düşman, işgal ettiği bölgelerde bulunan halkı türlü işkencelerle öldürüyor, şehir ve köylerimizi yakıyordu. Bu geri çekiliş İngiliz ve Yunanlılara fırsat ve cesaret de vermişti. İngiliz Başvekili Loid Corc: Yunanistan, kazandığı zafer dolayısıyla artık Sevr Antlaşmasıyla yetinemez, daha geniş ölçüde tatmin edilmelidir diyordu.
Sakarya Savaşı
Türk ordusunun Sakarya gerisine çekilerek büyük bir memleket parçasını düşman istilâsına bırakması halk ve Mecliste fena etki yarattı. Halbuki Başkomutanlığın gayesi orduyu yok olmaktan kurtarmak ve geri çekilerek bir cephe kurmaktı. Ordunun ve halkın manevî kudreti büyük bir sarsıntı geçirmekte idi. Bu vaziyeti önlemek ve halkı aydınlatmak icap ediyordu. Çekiliş bilhassa Mecliste sert ve çetin münakaşalara yol açtı. Bu münakaşalar sonucunda ortaya atılan fikir su idi: Ordu nereye gidiyor, millet nereye götürülüyor? Su harekâtın elbette bir mesulü vardır. O nerededir? Onu göremiyoruz?
Milletvekilleri, Mustafa Kemal'in ordunun başına gelmesini istiyorlardı. Ordu ve halk O'na güveniyor, bu durumu ancak ordunun başına geçmek suretiyle düzelteceğine inanıyorlardı. Mustafa Kemal, Meclis tarafından teklif edilen Başkomutanlığı kabul etti. Fakat Meclisin bütün yetkilerinin üç ay için kendisine verilmesini istedi. Mustafa Kemal'in bu teklifi Meclisteki muhalifler tarafından, Millî egemenlik bir kişiye verilemez denilerek reddedilmek istendi. Uzun tartışma ve görüşmeler sonucunda Meclisin bütün yetkisi i,iç aylık bir süre için Mustafa Kemal'e bir akıldı. Mustafa Kemal 5 Ağustos 1921 tarihinde kabul edilen bir kanunla Başkomutanlığı üzerine aldı. Başkomutanın vereceği emirler kanun olacaktı.
Yeni bir meydan savaşı için memleketin bütün savaş gücü harekete geçirildi ve şu işler yapıldı
a)Birçok sınıflar silâh altına çağırıldı.
b)Güney ve Doğu Cephesindeki kuvvetler, Sakarya'da toplandı.
c) Memleket içinde düzenin sağlanması ve korunması için, İstiklâl Mahkemelerinin sayısı artırıldı.
Yunanlılara gelince: Eskişehir ve Kütahya Savaşlarını büyük bir zafer sayan Yunanlılar, ordumuzu tamamen yok edecek büyük bir saldırıya hazırlanıyordu. O sırada tahta geçen Kral Konstantin'in amacı, artık yalnız Sevr Antlaşmasını kabul ettirmek değil, eski Bizans İmparatorluğunu diriltmekti. Bunun için de eli silâh tutan bütün Yunanlılar askere alındılar. Memleketin bütün gelir kaynakları ordunun emrine verildi. Diğer tarafta da İngiliz Hükümeti, bol para ve malzeme vermek suretiyle Yunan ordusunu takviye ediyordu. KraI Konstantin, Yunan orduları başkomutanlığını üzerine aldı.
Yunanlılar yine araç - gereç ve asker bakımından bizden üstün durumda bulunuyorlardı. Yunanlıların elinde bulunan topraklarımız memleketimizin bayındır ve zengin yerleriydi. Yolları vardı ve ordularını besleyebiliyordu. Yunanlıların arkaları denizlere ve kuvvetli müttefiklere açıktı.
Bizim elimizde bulunan bölgede düzenli yollar yoktu. Memleket fakirdi. Orduyu beslemekte zorluk çekiyorduk. Yabancı hiç bir devletten yardım görmüyorduk. Bütün bunlara karşın Türklerin Yunanlılardan üstün bir tarafı vardı. Ya üzerinde yaşadığı bu yurdu savunacak, yahut ölecekti, Uğrunda ölünecek toprak, elimizde kalan son yurt parçası idi. Bu son yurt parçasını korumak için göğsünü siper eden orduyu hiç bir kuvvet yenemeyecektir.
Sakarya Meydan Savaşı (23 Ağustos- 13 Eylül 1921) :
Türk ordusu dört gruba ayrılmıştı. Ayrıca Albay Fahrettin komutasında süvari grubu vardı.
Mustafa Kemal, Ankara'da işlerini bitirdikten sonra Fevzi Paşa ile birlikte Polatlı'daki cephe karargâhına geldi. Bu sırada attan düşerek birkaç kaburga kemiğini kırdı. Ankara'da gerekli tedavi yapıldıktan sonra hemen cepheye döndü. Savaşı sonuna kadar sargılar içinde "Maliköy" de oturduğu yerden yönetti.
Yunan orduları başkomutanı Kral Konstantin, Kütahya'da topladığı Askerî Şûrada Türk ordusunu yok etmek ve Ankara'yı almak kararını vermişti. Yunan kuvvetleri 13 Ağustos 1921'de Eskişehir - Seyitgazi hattından doğuya doğru yürüyüşe geçtiler. 18 Ağustos'a kadar ordumuz ciddî bir savaşa girmeden Sakarya'ya doğru çekildi. Bu sırada düşman, sol kanadımızı sarmak maksadıyla Ankara'nın elli kilometre güneyine kadar yaklaşmıştı. Bu sebeple, 23 Ağustos - 13 Eylül arasında ordunun cephesi batıya iken güneye dönerek cephe değiştirdi. Bu vaziyet karşısında Ankara'da heyecan başlamış, düşman daha fazla ilerlediği takdirde şehrin boşaltılması için bütün tedbirler alınmıştı. Ankara'nın boşaltılması Mecliste görüşülürken, Erzurum Milletvekili Durak Bey söz alarak:Arkadaşlar, nereye gidiyoruz? Düşman bizi burada kendisini yenmek için tedbirler düşünürken bulmamalıdır dedi.
23 Ağustostan itibaren ordumuz düşmanla temasa geçti. Meydan savaşı yüz kilometrelik bir cephe üzerinde bütün şiddetiyle cereyan ediyordu. Düşman pek çok uğraşmalara rağmen ordumuzu çevirme hareketinde başarı kazanamadı. Başkomutan: Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla sulanmadıkça, terk olunamaz, emri üzerine ordumuz her vatan parçasını karış karış savunuyordu. 10 Eylülde Türk ordusunun giriştiği karşı saldırı hareketi, 12 Eylülde Yunan ordusunun kesin yenilgisiyle sonuçlandı. 13 Eylülde Yunan ordusu geri çekilmek zorunda kaldı (İ3ak. Harita: 3) .
Ordumuzun takibi sonucunda ise Seyitgazi - Afyon hattına çekildi. Savaş 21 gün gece ve gündüz aralıksız devam etmiştir. Sakarya Meydan Savaşı tarihin en uzun süren meydan savaşıdır. Sakarya Zaferini Başkomutan şu emriyle millete müjdeledi :
Yirmi bir gün ve gece devam eden Sakarya Meydan Muharebesi ordumuzun tam bir zaferiyle son bulmuştur.
Mustafa Kemal'in askerî dehası, Türk ordusunun manevî kudreti ve Tür k milletinin kurtuluşa olan inanı bu zaferin kazanılmasında başlıca âmil olmuştur. Sakarya'dan muzaffer dönen Mustafa Kemal, izlenimlerini şöyle özetlemişti. :
Türk Milleti hakikaten büyük millet, hüner ona lâyık kumandan olabilmekte.
Sakarya Zaferi bütün memlekette coşkun bir sevinçle kutlandı. Büyük Millet Meclisi 19 Eylül 1921'de kabul ettiği bir kanunla Mustafa Kemal'e Müşirlik (Mareşallik) rütbesiyle, Gazilik ünvanını verdi.
Sakarya Savaşının Sonuçları:
Sakarya Meydan Savaşının, milli dâvamızın gelişmesinde büyük etkisi olmuştur. Bu zamana kadar Türk kuvveti hakkında şüphe vardı. Sakarya zaferi Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin ve Ordularının kudret ve kuvvetini dünyaya bir defa daha tanıtmış, Türk Milletinin yok ve tutsak edilemeyeceğini anlatmıştır.
Maddi ve manevî kuvveti hırpalanmış olan düşmanın zafer umudu ve direnci artık tamamen kırılmıştı. Öyle ki Sakarya'dan sonra bir daha Türklere saldırmaya cesaret edememiştir.
Bu zafer siyasî alanda da olumlu sonuçlar vermiştir. Sovyet Rusya ile, Moskova Antlaşması esas olmak üzere, 13 Ekim 1921'de Kars Antlaşması imza edilmiştir. Fransa ise Ankara İtilâfnamesini imzalayarak Büyük Millet Meclisi Hükümetini resmen tanımıştır.
Kars Antlaşması (13 Ekim 1921)
Moskova Antlaşmasına göre Sovyetler Hükümeti, Kafkasya Cumhuriyetleri (Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan) ile aramızda anlaşmaya aracılık edecekti. Bu cumhuriyetler Rusya'ya bağlı oldukları için Moskova Antlaşmasının imzalanmasından sonra Sovyetler Hükümetinin aracılığıyla, Kafkas Devletleriyle Türkiye arasında Kars Antlaşması imzalandı (13 Ekim 1921). Bu antlaşma koşulları yönünden Moskova Antlaşmasının aynıdır.
Ankara Anlaşması (20 Ekim 1921) :
Sakarya Savaşı sonunda Türk gücü ve Türk dâvasını anlayan Fransız Hükümeti, Ankara Anlaşmasını imzaladı (2ü Ekim 1921) .
Ankara Arılaşmasına göre :
1-Bu Anlaşmanın imzasıyla Türkiye ve Fransa arasında savaş sona erecekti.
2-Fransızlar Güney Cephesinden kuvvetlerini çekeceklerdi.
3-İskenderun bölgesi (Hatay) Fransızlarda kalacak, fakat çoğunluğu Türk olan bura halkı kültür alanında özgürlüğünü koruyacak, Türkçe resmî dil olacaktı.
4-Ankara Anlaşmasının 9. maddesine göre: Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Beyin büyük babası olan Süleyman Şah'ın türbesinin bulunduğu "Caber Kalesi" (Türk mezarı), Türkiye sınırlarından 100 km. kadar uzakta, Suriye toprakları içinde olmasına rağmen, orası Türk toprağı sayılmış, burada asker bulundurmak ve bayrak çekmek hakkı Türkiye'ye verilmiştir.
Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Savaşı:
Sakarya Savaşından sonra çekilen Yunan kuvvetlerine derhal saldırı askerlikçe uygun görülmemişti. O zaman Avrupa'da hakim olan fikir, Türkler savunma yapar fakat saldıramazdı. Bizde de bu fikri benimseyenler vardı. Bilhassa Müttefiklerin giriştiği barış saldırısından sonra, Meclisteki muhalif milletvekilleri güdülen siyaseti eleştirmeğe başlamışlardı. Bunlar, askeri siyaset nedir? Mademki kesin sonuçlu bir saldırı yapamıyoruz, o halde niçin önerilen anlaşmaları geri çeviriyoruz? Bazıları ise kuvvetimizi göstermek için, muayyen bir alanda taarruz yapalım, diyorlardı. Onlarca silâhla elde edemeyeceğimizi siyaset yolu ile elde etmemiz lâzımdı. Mecliste muhalif grubun ileri sürdüğü bu fikirler, ordu saflarına kadar yayılmıştı. Mustafa Kemal bu olumsuz propagandayı önlemek için Meclisin gizli bir oturumunda, ordunun durumu hakkında açıklama yaparak, bu gibi tartışmalardan çekinmelerini sa1ık verdi.
Çünkü, Müttefiklerin 26 Mart 1922'de yaptıkları barış teklifi, Sevr Antlaşmasının koşullarını ortadan kaldırmıyor, sadece değiştiriyordu. Halbuki, Misakı Mi1lînin gerçek1eşmesi Sevr Ant1aşmasının tamamen ortadan kalkmasına bağlı idi. Bu amaca barış yoluyla değil, ancak silâhlı direnme ile erişmek mümkün olacaktı. Bu fikri Mustafa Kemal de Büyük Millet Meclisinde şöyle savunmuştu :
Hayır efendiler, bizim mühim ve asıl vazifemiz, siyaset yapmak değildir. Bizim ve bütün memleket ve milletin bugün yegane vazifesi, topraklarımızda bulunan düşmanı süngülerimizle tardetmektir.
O sırada Gazi Mustafa Kemal'in Başkomutanlık yetkisinin uzatılması hakkında verilen kanun tasarısı, muhaliflerin tesiriyle Mecliste kabul edilmemişti. Mustafa. Kemal, bu olayı Çankaya'daki evinde hasta yatağında öğrendi. Ertesi gün, Büyük Millet Meclisinin yaptığı gizli bir toplantıda Mustafa Kemal: Düşman karşısında bulunan ordumuz, başsız bırakılmazdı. Binaenaleyh bırakmam ve bırakmayacağım diyerek vatanî vazifesinden ayrılmayacağını bildirdi. 4 Şubat 1922'de Büyük Millet Meclisi ikinci defa olarak Gazi Mustafa Kemal'in Başkomutanlık vazife ve yetkilerini üç ay daha uzattı. Bu münasebetle söz alan Mustafa Kemal, zafere olan inancını belirterek Meclise teşekkür etti.
Taarruz Hazırlıkları:
Sakarya Savaşında yeni?en Yunan ordusu Eskişehir - Afyon hattına çekilmişti. Sağ kanadını Ahırdağına, sol kanadını Bozdağ'a dayayan düşman, Eskişehir - Afyon - Ahırdağı hattında yeni bir cephe kurmuştu. Yunanılar bu ,hattı tahkim etmişler ve birkaç sıra dikenli tellerle çevirmişlerdi. Yunanlılar hazırladıkları bu mevzilere çok güveniyorlardı.
Türk Ordusuna gelince: Sakarya Savaşından, Büyük Taarruza kadar geçen süre içinde ordumuz planlı bir şekilde hazırlıklarını tamamlamağa çalışmıştır. Memleketin bütün kaynakları ordu emrine verilmişti. Silâh altına a1ınan yeni er1erin ta1im ve terbiyesiyle meşgul olunarak ordunun kuvvetlendirilmesine çalışılmıştır. Saldırı hazırlıklarını düşmanın haber almaması için, kuvvet?er cepheye gece yürüyüşü ile getirilmiştir. Yalnız yolların bozuk, taşıt araçlarının ilkel oluşu cepheye erzak ve cephane taşınmasını güçleştiriyordu. Fakat bütün mahrumiyetlere rağmen ordunun malzeme ve diğer noksanları tamamlanmıştı. Bu ,hazırlık gizli tutulduğu için, düşman yapı?an hazırlığın savunma mahiyetinde olduğunu zannetmişti. Düşmanın haber almasına engel olmak maksadıyla Büyük Taarruzdan bir hafta önce Anadolu ile dış memleketler arasındaki haberleşme kesilmiş ve Anadolu'ya gidiş geliş durdurulmuştu.
Bütün dünya kaynak?arından faydalanan düşman bizden üstün bir durumda bulunuyordu. Yalnız bizim süvarimiz daha fazla idi. Özetle sayı ve ateş kudreti bakımından üstün bir düşmana karşı ruh ve iman kuvvetine sahip olan Türk ordusu manevî üstünlüğüne dayanarak çarpışacaktı.
Türk genel karargâhı Akşehir'de idi. Mustafa Kemal, İsmet ve Fevzi Paşalar saldırı planını hazırladılar. Mustafâ Kemal saldırı için son hazırlıkları da gözden geçirdikten sonra Ankara'ya döndü. İsmet Paşa 6 Ağustos 1922'de gizli olarak ordulara taarruza hazırlık emrini verdi. Birkaç gün sonra Mustafa Kemal cepheye hareket etti. Mustafa Kemal cepheye gidişini, birkaç kişi dışında bütün Ankara'dan gizli tuttu. Hattâ durumu bilenler Mustafa Kemal'in 21 Ağustos 1922 günü, Çankaya'daki köşkünde bir çay ziyafeti vereceğini gazetelerle yaydılar. Mustafa Kemal, 20 Ağustos 1922 günü Akşehir'e gelmiş ve 26 Ağustos 1922 Cumartesi günü sabahı için düşmana taarruz emrini vermişti. 
C-Büyük Taarruz :
Taarruz planında ana fikir, düşmanın sağ kanadına saldırarak Ege denizi ile bağlantısını kesmek ve bir kuşatma meydan savaşıyla düşmanı anayurtta yok etmekti.
26 Ağustos sabahı saat üçte kalkan Başkomutan, İsmet ve Fevzi Paşalarla beraber savaşın idare edileceği Kocatepe'ye çıktılar. Sabahın ilk ışıklarıyla beraber başlayan top atışları Türklere yeni bir günü müjdeliyordu. Bu top atışlarıyla büyük saldırı başlamış oldu. Ahırdağını aşan Türk ordusu düşmana. saldırdı. Bir süvari bölüğü, Uşak'tan İzmir'e giden telgraf hatlarını kesti. Bu suretle İzmir'de bulunan Yunan Başkomutanının cephe ile olan bağlantısı kesilmiş oldu. Birinci günü düşmanın ilk hatları ele geçirildi.
27 Ağustos günü düşmanın savunma cephesi yarıldı. Bunun üzerine Yunan tümenleri perişan bir halde geri çekilmeğe başladılar. Birinci Ordu kaçan düşmanı takip ediyor ve peşini bırakmıyordu. Bu sırada 8'inci tümen Afyon'a girdi.
30 Ağustos 1922 günü her iki yandan kuşatılan düşmanın ricat hatları Türk süvari birlikleri tarafından kesildi. Dumlupınar'da kesin sonucu verecek bir meydan savaşına mecbur edildi
Başkumandanlık Meydan Savaşı (30 Ağustos 1922):
30 Ağustosa kadar devam eden takip savaşlarıyla Yunan kuvvetleri doğudan ve güneyden I'inci ve II'nci ordularımız, kuzey ve batıdan süvari kolordumuz tarafından Aslıhanlar bölgesinde tamamen sarıldı. Ateş çemberi içinde kalmış olan düşman Adatepe'de kesin sonuçlu bir savaşa mecbur edildi. Esasen düşman, siperlerinde barınamıyordu. Bu ölüm çemberini yarmak için çok çalıştı, fakat her teşebbüsünde süngü ve ateşle karşılandı. Onlar için teslim olmaktan başka çare kalmamıştı. Akşama kadar devam eden ve Başkumandanlık Meydan Savaşı adı verilen bu savaş sonunda düşman birçok ölü, yaralı, esir vererek perişan bir halde kaçmağa başladı. Böylece 26 Ağustostan beri devam eden Türk saldırısı, Dumlupınar bölgesinde Yunan ordusunun kesin yenilgisiyle sonuçlandı. Savaş meydanından kaçmağa muvaffak o1an Yunan Ordu1arı Başkomutanı General Trikopis iki gün sonra teslim olmak zorunda kaldı
26 Ağustos sabahı başlayarak beş gün, gece ve gündüz devam eden Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Savaşı sona ermiş, düşman tamamıyla yok edilmişti. Yunanlıların çok güvendikleri ve Türklerin, buralarını alması Atina'yı almaları kadar imkansızdır diye övündükleri mevzileri dört günde zaptedilmiştir. Bundan sonra yapılacak iş, kaçan düşman takip ederek tutunmasına engel olmak ve denize dökerek memleketi kurtarmaktı.
01 Eylül 1922 günü Başkomutan orduya :
"Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir; ileri!" emrini verdi. Türk ordusu, bütün ağırlığını bırakarak kaçan Yunan efzunlarını kovalayarak İzmir'e doğru yürüyordu. 9 Eylül sabahı Türk ordusu, İzmir'e girdi. O gün İzmir şu telsizi yazdı : '
"Türk süvarileri, bugün 9 Eylül Cumartesi, öğleden evvel saat on bir buçukta, halkın sevinçleri ve gözyaşları arasında İzmir'e girdiler."
10 Eylül günü Başkomutan ve beraberindeki diğer komutanlar; halkın coşkun sevinç ve heyecanı içinde İzmir'e geldiler. Mustafa Kemal yayınladığı bir beyanname ile millete zaferi müjdelerken, ordunun selâmını da bildirdi.
Bundan sonra Yunan kuvvetleri süratle geri çekildiler, I8 Eylülde Batı Anadolu düşmandan tamamıyla temizlenmiş oldu.
MUDANYA MÜTAREKESİ (11 EKİM 1922)
Anadolu'ya Yunan istilasından kurtaran Türk ordusu, bu sefer işgal altında bulunan diğer vatan topraklarını da kurtarmak üzere harekete geçti. Bir kısım kuvvetlerimiz İzmit'den İstanbul istikametinde ilerlerken, bir kısım kuvvetlerimiz de Çanakkale'ye yaklaştı. İstanbul ve Boğazları işgalleri altında bulunduran İtilaf Devletleri, telaşa düşerek anlaşmak istediklerini bildirdiler. İngiltere, İtalya, Fransa temsilcileri Paris'te toplanarak, Türklere teklif olunacak barış esaslarını görüşmeğe başladılar. Görüşmeler sonucunda Türk Hükümetine bir nota verdiler.
Mustafa Kemal tarafından bu notaya verilen cevapta; Meriç nehrine kadar Trakya'nın Türklere teslimi şartıyla, Mudanya'da askeri bir konferansın toplanmasını kabul ettiğimizi ve bu konferansta Türkiye'yi temsil etmek üzere İsmet Paşa'nın delege tayin edildiğini bildirdi.
Mudanya'da büyükçe bir yalı bu konferans için düzenlendi. 3 Ekim'den itibaren delegeler ayrı ayrı savaş gemileriyle Mudanya'ya gelmeğe başladılar. Yunan delegesi General Mazarakis Mudanya'ya geldi. Fakat karaya çıkmayarak müzakerelerin sonucunu gemiden bekledi. Konferansta Türkiye'yi İsmet Paşa, İngiltere'yi General Harington, Fransa'yı General Sharpy (Şarpi), İtalya'yı General Monbelli temsil ediyordu.
Görüşmeler dokuz gün sürdü, bir hayli heyecanlı ve zorlu oldu. Sonunda mütareke Türk görüş ve isteklerine uygun bir şekilde imzalandı (11 Ekim 1922). Yunan delegesi mukaveleyi imza etmek istemedi. Fakat üç gün sonra Yunanlılar bu mukaveleyi resmen kabul ettiklerini bildirdiler.
Mudanya Mütarekesinin Esasları:
1.Bu mukavelenin yürürlüğe girme tarihinden itibaren Türk ve Yunan askeri kuvvetleri arasında savaş bitmiştir.
2.On beş gün içinde Yunan ordusu (Edirne dahil) Meriç ırmağının batısına çekilmiş bulunacaktır.
3.Boşaltılmanın bitmesinden sonra otuz gün içinde, Doğu Trakya Yunan Hükümeti memurları tarafından İtilaf kuvvetlerine, İtilaf kuvvetleri de Türklere teslim edeceklerdir.
4.Barış Konferansının sonucuna kadar, Doğu Trakya'da Türkler 8000 jandarma bulunduracaklardır.
5.Mütarekenin imzalanmasından sonra İstanbul ve Boğazlar da Büyük Millet Meclisi Hükümeti idaresine bırakılacak, İtilaf kuvvetleri barışın imzasına kadar İstanbul'da kalacaklardır.
Mudanya Mütarekesiyle Misakı Millinin topraklarımıza ait kısmı kabul edilmiş oldu.
Mütareke şartlarına göre, Trakya'da askeri ve sivil idareyi ele almak için tayin edilen Refet Paşa 19 Ekim'de İstanbul'a geldi. Halkın samimi tezahüratı arasında İstanbul'a giren gaziler; "Seni de geldik, kurtaracağız, İstanbul…" şarkısını söylüyor, halk ise sevinç gözyaşları döküyordu.

71  cellotin genel / Tarih / Ynt: birinci dünya savaşının sonuçları : Ekim 09, 2007, 08:16:25 ÖS
1.DÜNYA SAVAŞININ SONUÇLARI
 
Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşına girdikten sonra, İtilaf Devletleri yaptıkları gizli anlaşmalarla Osmanlı İmparatorluğunu aralarında paylaştılar. Osmanlı Devletinin müttefiki Almanya savaşta yenilince Osmanlı Devleti de yenilmiş sayıldı  ve Mondros mütarekesini imzalayarak savaştan çekildi. 
Mondros ateşkesi imzalanınca İtilaf Devletleri, daha önce yaptıkları anlaşmalara göre Anadolu'yu işgale başladılar. Adana ve dolayları Fransızlar; İzmir, Eskişehir, Samsun, Merzifon ve Bartın ile güneyde Musul, Urfa, Maraş, Gaziantep, İngilizler tarafından işgal edildi. İtalyanlarda Antalya, Konya ve Söke çevresine yerleştiler.
İzmir'in İşgali (15 Mayıs 1919)
Birinci Dünya Savaşının sonlarına doğru (1917) ve Yunanlılar da İtilaf Devletlerinin tarafına geçmiş ve onlarla birlikte savaşmışlardı. Türkler yenilmiş duruma düşüp de toprakları pay edilmeğe başlanınca, Yunanlılar savaştaki hizmetlerine mukabil İzmir ve civarını istediler. Yunanlıların ve İtilaf Devletlerinin, Türk topraklarını işgali Vilson (Wilson)un: "Bir toprak üzerinde yaşayan insanlar kendi düşünce ve isteğine göre bir idare şekli kabul edecektir" prensibine uymuyordu. İtilaf Devletleri, Yunan Başbakanı Venizelos'a verdikleri sözü yerine getirmek için İzmir'in işgalini haklı gösterecek sebepler aramağa çalıştılar. Venizelos, Aydın Hıristiyanlarının tehlikede olduklarını, Türkler tarafından yok edileceklerini ileri sürerek yardım istedi. O sırada diğer devletler ordularını terhis etmişlerdi. Paris'te kurulan "Meclisi Ali" kendileri adına, Yunan ordusunun bu işi çözmesini düşündü ve İzmir'in işgaline karar verdi.
Azınlıkların Çalışması
Uzun yüzyıllar Türk toplumu içinde hür ve rahat yaşamış olan azınlıklar, yer yer gizli cemiyetler kurmuşlardı. Bunların gayesi asayişi bozarak, mütarekenin 7'nci maddesinin uygulanması için bahaneler yaratıp hak kazanmak ve Avrupa Devletlerinin müdahalelerini sağlayarak yurdumuzun çeşitli bölgelerini kolayca işgal etmekti.
a)Mavri Mira Cemiyet
b)Pontus Rum Cemiyet
c)Hınçak Komitas
Milli Varlığa Düşman Cemiyetler:
c)Kürt Teali ve Teavün Cemiyeti
b)Teali-i İslam Cemiyet
c)İngiliz Muhipleri Cemiyeti
Bir kısım aydınlar da Amerika mandasını istiyorlardı. Bunlardan başka memleketin hemen her yerinde Hürriyet ve İtilaf, Sulh ve Selamet Cemiyetleri vardı.
Milli cemiyetlerin kurulması:
İstanbul Hükümeti, Türk davasını ele alıp yürütecek durumda değildi. Bütün bu felaketlere karşı kayıtsız, duygusuz bir seyirci durumunda kalmıştı. Bu koşullar altında örgütsüz, başsız Türk Milleti, kurtuluş görevinin kendisine düştüğünü anladı, bizzat çalışmağa karar verdi. Yurtsever Türk evlatları yer yer milli duygulara dayanan cemiyetler kurdular:
a)Trakya-Paşaeli Cemiyeti
b)Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
c)Trabzon ve Havalisi Ademi Merkeziyet Cemiyetd)İzmir Reddi İlhak Cemiyeti: İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edileceği duyulunca İzmirli vatanseverler bu cemiyeti kurarak İzmir'in işgaline engel olmak istediler.
1-İngiliz himayesini isteyenler
2-Amerikan mandasını isteyenler
Bağımsız yeni bir Türk devletinin kurulması için verilecek tek karar, Türkün vatanına, Türkün bağımsızlığına saldıranlar kim olursa olsun, bütün milletçe hazırlanıp direnmektir. Bu mücadelenin parolası Ya istiklal, ya ölüm'dür.
MİLLİ BİRLİĞİ MUSTAFA KEMAL TARAFINDAN KURULMASI
Türk İstiklal Savaşı, yeni ve tamamen bağımsız bir Türk Devleti kurmak için girişilen, çok yönlü, milli bir mücadelenin bütünüdür. İstiklal Savaşı vatanın yalnız düşmandan kurtulması için yapılmış askeri ve siyasi bir hareket değildir. Aynı zamanda Türk devriminin bir safhasıdır. Bunu şöyle hulasa edebiliriz:
1-Memleketin yabancı işgal ve istilasından kurtarılması.
2-Saltanatın kaldırılmasıyla, milli egemenliğe dayanan hür ve bağımsız bir devletin kurulması,
3-Hilafetin kaldırılması, laikliğin kabulü.
4-Milli egemenlik ve laiklik esaslarına göre kurulan bu devletin çağdaş Batı medeniyeti seviyesine ulaştırılması.
5-Türk kültürünün yabancı tesirden kurtulması, milli kültürün geliştirilmesi.
6-Osmanlı Devletindeki ekonomik bağımlılığın yeni Türk Devletine bulaştırılmaması.
İstiklal Savaşını dört kısımda tetkik edebiliriz:
1.Milli Birliğin Mustafa Kemal tarafından kurulması,
2.Osmanlı Hükümeti ve iç ayaklanmalarla mücadele,
3.Dış düşmanlarla mücadele,
4.Devrimler.
 
Bu mücadelede Mustafa Kemal'in dayandığı tek kuvvet kaynağı kahraman ve asil Türk ruhu idi. Mustafa Kemal bu hususu şöyle ifade etmiştir:
Ben 1919 yılının Mayıs'ında Samsun'a çıktığım gün elimde maddi hiç bir kuvvet yoktu. Yalnız Türk milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, Türk milletine güvenerek işe başladım.
Mustafa Kemal Samsun'a çıkar çıkmaz milli kuruluşlar ve ordu komutanları ile ilgi kurarak kurtuluş davamız için düşündüklerini uygulamağa başladı. Samsun'dan Amasya'ya geçen Mustafa Kemal "Vatanın bütünlüğünü ve istiklalin kurtarılması" için milleti birlikte çalışmağa davet eden, Amasya genelgesini yayınladı. (22 Haziran 1919)
Amasya Genelgesinin Maddeleri:
1.Vatanın bütünlüğü, milletin istiklali tehlikededir.
2.Merkezi Hükümet, üzerine aldığı yetkileri hakkıyla kullanamamaktadır. Bu hal milletimizin hiçe sayılması sonucuna veriyor.
3.Milletin istiklalini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
4.Duruma çare bulmak, milletin hak isteyen sesini dünyaya duyurmak için her türlü etki ve denetimden uzak bir milli heyetin kurulması gereklidir.
5.Anadolu'nun her suretle en emin yeri olan Sivas'ta milli bir kongrenin toplanması kararlaştırılmıştır.
6.Her ilden milletin güvenini kazanmış üç delegenin hemen yola çıkarılması gerekmektedir.
7.Her ihtimale karşı keyfiyetin milli bir sır halinde tutulması gereklidir.
Amasya genelgesi İstiklal Savaşına bir başlangıç ve milli egemenlik yolunda atılmış ilk adımdır. Mustafa Kemal bütün komutan ve valilere gönderdiği diğer bir genelge ile de, milletin içinde bulunduğu feci durumu anlatarak, halkı mitingler yapmağa ve işgal olayını protesto etmeğe devam etti.
Milli Kongreler:
A-Erzurum Kongresi (23 Temmuz 1919):
Kongrede alınan kararlar şunlardır:
1.Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür; vatanın çeşitli parçaları birbirinden ayrılamaz.
2.Yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Hükümetinin dağılışı halinde, millet hep birlikte savunacak ve direnecektir.
3.Vatanın istiklalini korumağa Merkezi Hükümet muktedir olmadığı takdirde, gayeye ulaşmak için bir geçici hükümet kurulacaktır. Bu hükümet üyeleri, milli kongre tarafından seçilecektir. Kongre toplantı halinde değilse, seçimi Heyeti Temsiliye yapacaktır.
4.Kuvayı Milliyeyi etken ve milli iradeyi egemen tutmak esastır.
5.Hıristiyan ahaliye siyasi egemenlik ve sosyal dengeyi bozan haklar verilemez.
6.Manda ve himaye kabul olunamaz.
7.Milli Meclisin derhal toplanması ve hükümet işlerinin meclisin denetlenmesine konulmasını sağlamak için çalışılacaktır.
Kongre bir Temsil Heyeti seçerek dağıldı. Bu heyetin vazifesi, kongrede alınan kararları gerçekleştirmekti. Temsil Heyeti Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi. Kongre sonunda Mustafa Kemal şu sözleri söylemiştir: Tarih kongremizi, ender ve büyük bir eser olarak kabul edecektir.
B-Sivas Kongresi (4 Eylül 1919):
Alınan önemli kararlar şunlardır:
1.Anadolu'da ve Rumeli'de kurulmuş olan bütün Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyetleri, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti adını aldı.
2.Memleketi, içinde bulunduğu halden kurtarmak için derhal Milli Meclisin toplanması lazımdır. Milletin mukadderatı bu meclisin denetlemesine bırakılacaktır.
O sırada bazı delegeler, içinde bulunduğumuz durumdan yalnız kendi gücümüzle kurtulacağımızdan şüphe ederek, Amerika Mandasının kabulünü istediler. Uzun tartışmalardan sonra manda fikri reddedildi.
Misakı Milli
1-30 Ekim 1918'de ateşkes imzalandığı vakit Osmanlı Devletinin, düşman ordularının istilası altında bulunan ve Arapların çokluk teşkil ettikleri toprakların mukadderatı halkın özgürce verecekleri oya göre tespit edilecektir. Osmanlı-İslam çoğunluğu ile meskun bulunan kısımların genel topluluğu hiç bir nedenle ayrılık kabul etmez bir bütündür.
2-Halkın oyu ile Anavatana katılmış olan Elviyei Selase (Kars, Ardahan, Artvin) için icap ederse tekrar halkın serbest olarak oyuna müracaat edilmesini kabul ederiz.
3-Türkiye sulhüne bırakılan Batı Trakya'nın hukuki durumunun saptanması da yerli halkın tam bağımsızlık içinde özgürce verecekleri oya uyularak yapılmalıdır.
4-Osmanlı Hükümeti'nin merkezi olan İstanbul şehri ile Marmara Denizi'nin güveni her türlü tehlikeden korunmalıdır.
5-İtilaf Devletleri ile kararlaştırılan esaslar içinde azınlıkların hakları gibi, Müslüman ahalinin de aynı haklardan faydalanmaları sağlanmalıdır.
6-Milli ve ekonomik gelişmemiz için, siyasi, adli, mali gelişmelerimize engel olacak kayıtlar istemiyoruz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Açılması
23 Nisan 1920 Cuma günü, Meclisin en yaşlı üyesi olan Sinop Mebusu Şerif Bey Meclisi Başkanlığına getirilmiş, böylece Türkiye Büyük Millet Meclisi açılarak vazifesine başlamıştı.
Mustafa Kemal, Meclise Ankara Milletvekili olarak katıldı. Mecliste ilk sözü alarak Mondros Ateşkes'inden o güne kadar, Türk Milletinin geçirdiği mücadele safhalarını anlatarak demiştir ki:
"Hayat demek mücadele, müsademe demektir. Hayatta muvaffakiyet, mutlaka mücadelede muvaffakiyetle mümkündür. Bu da manen ve maddeten kuvvete, kudrete istinat eden bir keyfiyettir."
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başkanlığına Mustafa Kemal'i seçti (24 Nisan 1920). Mustafa Kemal'in Başkanlığında ilk Bakanlar Kurulu kuruldu (3 Mayıs 1920). Bu hükümete; Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti denildi.
İlk Anayasa 20 Ocak 1921'de kabul edildi. Bu kanunun önemli bazı maddeleri şunlardır:
1-Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
2-Kanun yapmak ve kanunu yürütmek yetkisi, milletin tek ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisinde toplanır.
3-Türkiye Devleti, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur.
4-Meclis Başkanı, İcra Vekillerinin de başkanıdır.
Büyük Millet Meclisi Hükümetine Karşı Ayaklanmalar
A.Anzavur Ayaklanması
B-Düzce, Hendek, Adapazarı Ayaklanması
C-Afyonkarahisar ve Konya Ayaklanması 
D-Milli Aşireti Ayaklanması
MİLLİ CEPHELERİN KURULMASI
1-Batı Cephesi (Yunanlılara karşı).
2-Güney Cephesi (Fransızlara karşı).
3-Doğu Cephesi (Ermenilere karşı).
Bu cephelerdeki ilk direnme, hareketi, düzenli bir ordunun karşı koyması değildir. Anadolu işgalinin başladığı ilk günlerde memleket birlikten yoksundu. Yeni bir savaş felâketinden henüz çıkmış yorgun ve bitkin bir durumda idi. Osmanlı Hükümeti ateşkes koşullarına uyarak, orduyu terhis etmekte ve gelen düşmanlara karşı direnme değil, teslim olmak düşüncesinde idi. Bu nedenle ilk cepheler, halk tarafından organize edilmiş milis kuvvetleri ile Osmanlı ordusunun arta ka,an bazı birlikleri tarafından kurulmuştu.
İlk Cepheler
A-Batı Anadolu Cepheleri :
Yunanlılar 15 Mayıs 1919'da İzmir'e çıktıktan sonra Batı Anadolu'da ilerlemeğe başladılar. Bu ilerleyişi durdurmak için kurulan cepheler şunlardır :
Ayvalık Cephesi, Soma Cephesi, demiş Cephesi, Salihli, Akhisar ve Aydın Cepheleri.
Bu cephelerde üstün düşman kuvvetlerine karşı milis kuvvetleri, giriştikleri çete savaşları ve anî baskınlarla düşmanı bir .hayli hırpaladılar.
B-Güney Cephesi :
Anadolu'nun güney bölgesi evvelâ İngiliz işgali altında bulunuyordu. Sonradan İngilizlerin çekilmesi üzerine, Adana, Maraş, Antep ve Urfa havalisini Fransızlar işgal etmişlerdi. İşgal karşısında ayaklanan halkın fedakârlığı sayesinde bu bölgede de cepheler kurulmuş ve savaşlar. başlamıştır.
Güney Cephesinde düzenli kuvvetler yoktu. Bu nedenle cepheyi millî kuvvetler savunmuştur. Yapılan kanlı ve çetin çarpışmalar sonucunda Fransızlar Adana, Maraş ve Urfa'yı bırakmak zorunda kaldılar. Pek ilkel silâhlarla çarpışmak zorunda kalan bu kuvvetlerin dayandığı tek kuvvet bağımsızlık ve vatan sevgisiydi.
Şehirlerini on ay kahramanca savunan Antepliler, maddî olanaksızlıklar yüzünden şehri teslim etmek zorunda kaldılar. Antep halkının gösterdiği bu cesaret ve fedakârlığı takdir eden Türkiye Büyük Millet Meclisi 6 Şubat 1921 tarihindeki toplantısında Antep'e "Gazi"lik ünvanını verdi. Fransızlarla yapılan İtilafnamesiyle Antep yine Türklere teslim edildi.
Milli Ordunun Kuruluşu
Mondros Ateşkes'inden sonra ordu terhis edilmiş, silâh ve cephanesi İtilâf Devletlerinin kontrolü altında depolara konmuş bulunuyordu. Halbuki modern silâhlarla donatılmış düşmanla çarpışabilmek için, aynı kuvvette bir Türk Ordusunun kurulması gerekliydi. Her ne kadar cephelerde milis kuvvetler düşmanlarla temasa geçmişse de, kesin bir sonuç alabilmek için millî bir ordunun kurulması ve bir elden idare edi1mesi zorunlu idi. Bu zor unluk dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, millî kuvvetleri disiplin altına alarak düzenli. bir Türk ordusunun kurulmasına karar verdi. Yalnız silâh ve cephane temininde güçlük çekiyordu. İtilâf Devletleri, Türklerin faydalanmasına engel olmak maksadiyle bütün silâhları İstanbul'da toplamıştı.
Fakat bu silâhlar, birer kahramanlık menkıbesi teşkil edecek şekilde İstanbul'dan kaçırılarak, Türk Ordusunun bunlardan faydalanması sağlanmıştır. Silâhların kaçırılması olayı., millî mücadelemizin ayrı bir bölümüdür. Bu olayın, Türk milletinin yurdu ve bağımsızlığı için yaptığı hizmetleri göstermesi bakımından ayrı bir değeri vardır.
DOĞU CEPHESİNDE ERMENİLERLE SAVAŞ
Rusya'da 1915'de çıkan ihtilâl Çarlık rejimine son verdi. Çarlığın yıkılması üzerine Kafkasya'nın güneyinde Eriven, Gümrü, Kars çevresinde bir "Ermeni Devleti" kurulmuştu. Ermeni Devletinin başına Türk düşmanı olan "Taşnak Partisi" geçmişti. Ermeniler, Türkiye'nin içinde bulunduğu güç durumdan faydalanarak, büyük bir Ermenistan kurmak istiyorlardı. Mondros Ateşkesi'nden sonra, İtilâf Devletlerinden yardım gören Ermeniler sınır boylarında bulunan Türkleri kütle halinde öldürmeğe başladılar. 1920 yılında da Ermeni zulmü dayanılmaz bir hale gelmişti. Büyük Millet Meclisi Hükümeti Doğu bölgesinde seferberlik ilân etti. Meclis Başkanı Mustafa Kemal, 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa'yı Doğu Cephesi Komutanlığına atadı.
Ermeniler, 18 Haziran 1920 tarihinde saldırıya geçerek Oltu çevresini istilâ ettiler. Buna karşılık 28 Eylülde saldırıya geçen Türk Ordusu zaferler kazandı. 30 Ekim'de Kars; 7 Kasımda da Gümrü işgal edildi. Ermenilerin barış istemeleri üzerine görüşmeler başladı. 3 Aralık 1920 tarihinde Gümrü Antlaşması imzalandı.
Gümrü Antlaşması, Mi1lî Hükümetin yaptığı ilk antlaşmadır. Bu antlaşma askerî bir başarı sonucunda imzalanmıştır. Ermeniler bu yenilgiden sonra Türklere zarar veremeyecek hale geldiler. Artık Türk toprakları üzerinde bağımsız bir Ermenistan Devleti kurulması umudu tamamen kırılmış ve Ermeni sorunu ortadan kaldırılmış oldu. Ermenistan, Rus Sovyet
BATI CEPHESİNDE YUNANLILARLA SAVAŞ
15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir'e çıkan Yunan ordusu az zamanda Batı Anadolu'da birçok şehir ve kasabalarımızı almağa muvaffak olmuştu. İşgal hareketi karşısında kurulan Kuvayi Milliye Teşkilâtı düşmanın ilerlemesine engel olamamış, fakat bir hayli hırpalayıp, oyalamağı başarmıştı.
3-Birinci İnönü Savaşı (6-10 Ocak 1921)
Çerkez Ethem'in başkaldırması üzerine Batı Cephesindeki kuvvetlerinizin büyük bir kısmı, Kütahya bölgesine yollanmıştı. Bu sırada Yunan kuvvetleri biri Bursa, diğeri Uşak'ta olmak üzere iki grupta toplanmışlardı. Cephenin boşaldığını haber alan Yunanlılar, Bursa’dan Eskişehir; Uşak'tan Afyon yönünde ileri harekete geçtiler.
Yunan saldırısı karşısında 6I'inci Tümen Kütahya'da Çerkez Ethem kuvvetleri karşısında bırakıldı. Geri kalan kuvvetler, ilerleyen düşmanı karşılamak üzere Batı Cephesi kuvvet1erinin İnönü'de, Güney Cephesi kuvvetlerinin de Afyon'da toplanmasına karar verildi.
İki koldan ilerleyen Yunan kuvvet1erini İnönü mevzii ilerisinde bulunan 24'üncü Tümen karşıladı. Bu tümen düşmanı oyalayarak zaman kazanmak için gereken her şeyi yapıyordu. İleri yürüyüşe devam eden düşman, 9 Ocak'ta İnönü mevziine saldırıya geçti. Bu saldırıyı da 24'üııcü 4'üncü ve 11'inci tümenler karşıladı. Savaş devam ederken, Batı Cephesi Karargâhı Kütahya'dan 'İnönü'ye geldi
10 Ocak 1921'de düşman yine saldırıya devam etti. Güneydeki birliklerimiz düşmanın şiddetli topçu ateşiyle yaptığı saldırılara karşı koymuşlar ve düşmanı bir hayli hırpalamışlardı. Kuzey kısmı ise üstün düşman kuvvetleri karşısında biraz geri çekilmek zorunda kalmışlardı.
10-11 Ocak 1921 gecesi fazla kayıp vermiş ve çok hırpalanmış olan düşman, daha fazla ilerlemeğe cesaret edemeyerek Bursa istikametinde geri çekildi. Üstün düşman kuvvetlerine karşı yapılan bu savunma çok çetin koşullar altında geçmiştir. Fakat iyi idare edilen, Türk subay ve erlerinin fedakârlığı sayesinde İnönü Zaferi kazanılmıştır. Albay İsmet, Birinci İnönü Savaşında gösterdiği başarıdan dolayı generalliğe yükseltilmiştir.
Birinci İnönü zaferi millî ordunun ve millî egemenliğin iç ve dışta ününü artırmış, Mîllî Mücadele heyecanını kamçılamıştır. Türk Milletini bir amaç etrafında birleştirerek millî birliği kuvvetlendirmiştir.
 4-İkinci İnönü Savaşı (23 Mart-1 Nisan 1921)
Bu savaş, Türk İstiklâl Savaşının ikinci önemli meydan savaşıdır. Birinci İnönü Savaşında yenilerek geri çekilen Yunanlılar, Türk Ordusunun kuvvetlenmesine meydan vermemek için saldırıya geçtiler.
Yunan ordusu Bursa ve Uşak'ta olmak üzere iki grup halinde idi. Türk ordusu Batı Cephesiyle, Güney Cephesi ve Kocaeli Grubuna ayrılmıştı. Batı Cephesindeki kuvvetler Yenişehir, İnegöl hattıyla İnönü mevziine yerleşmişlerdi. Batı cephesindeki kuvvetlerimiz İsmet Paşa'nın kumandasında idi. Kocaeli Grupu Kurmay Başkanlığı emrinde bulunuyordu. Güney Cephesi kuvvetleri ise Afyon civarında toplanmıştı.
Ordu teşkilâtımız tamam olmadığından, düşmanın bir tümeni bizim üç tümenimize bedeldi. Yunan ordusunun teşkilâtı mükemmeldi. Gerek mevcudu, gerekse .ateşli silahlarıyla bizden üstün durumda bulunuyordu.
Yunanlılar 23 Mart 1921'de Bursa ve Uşak bölgelerinde olmak üzere iki koldan ileri harekete geçtiler. Bursa'dan İnönü yönünde ilerleyen düşman, Bilecik ve Pazarcık'ı işgal etti. 26 Mart 1921'de Gündüzbey'de başlayan savaş, 31 Marta kadar aralıksız olarak devam etti. Düşman daha ziyade yanlardan baskı yapmakta idi. Özellikle sağ kanatta çetin savaşlar olmuş, kuvvetlerimizin üstün dayanma ve direnmesi dolayısiyle, bu kanatta savaş bir boğuşma şeklinde cereyan etmişti. Bu bölgede Birinci Tümen Komutanı Albay Kemalettin Sami, Kocaeli Grupu Komutanı Albay Halit ve Albay İzzettin Beyler, büyük gayret ve fedakârlık göstermişlerdir.
30 Mart'ta düşman saldırısı karşısında sıkışık bir duruma düşen sol kanat geri çekildi. Fakat 31 Mart'ta üstünlük tamamen Türk kuvvetlerine geçti. Türk kuvvetlerinin şiddeti savunması karşısında yıpranan Yunan ordusu 31 Mart - 1 Nisan gecesinden itibaren geri çekilmek zorunda kaldı. Geri çekilen düşmanı piyade kuvvetlerimiz cepheden, süvari kuvvetlerimiz de yandan takip ettiler. Bu savaş sonunda düşmandan pek çok ganimet ve esir alındı.
Güney Cephesindeki kuvvetlere gelince: 23 Mart günü Afyon istikametinde saldırıya geçen düşman, Afyon'u işgal etti. Kuzeyde İnönü de yenilen düşman geri atıldıktan sonra burada serbest kalan Türk kuvvetleri Güney Cephesi Komutanlığı emrine verildi. Bu kuvvetler düşmanın yan gerilerine saldıracaktı. Bunu anlayan düşman, 7 Nisan 1921'de Afyon'u boşaltarak geri çekildi. 8 Nisan'da Aslıhanlar savaşı adı verilen büyük bir savaş oldu. Üç gün süren bu kanlı savaştan sonra Yunanlılar 11 Nisan'da Dumlupınar mevziine çekildiler.
Bu suretle üstün düşman kuvvetleri, Türk Ordusunun inancı ve iradesi önünde bir defa daha yıkılmış oldu.
Eskişehir ve Kütahya Savaşları
İkinci İnönü Savaşından sonra düşman, kuvvetlerini geriye çekerek, Bursa ve Dumlupınar mevziine yerleşmişti. Bu yenilgiden sonra Yunan Hükümeti ordularını kuvvetlendirmek gereğini duyarak Yunanistan da genel seferberlik ilân etti. Böylece cephedeki tümenlerinin sayısını 11'e çıkarabildi.
Türk ordusu, genel seferberlik yapılmadığı için, gücünü artırmak imkânını bulamamıştı. Yalnız 15 Nisan 1921'de Güney ve Batı Cepheleri kuvvetleri birleştirilerek, Batı Cephesi ismi altında İsmet Paşa emrine verildi. Böylece bütün cephe bir komutana bağlanmış oldu. Ayrıca Kocaeli, Adana, Kafkas Cephelerindeki kuvvetler de Batı Cephesine alınmıştı. Ordumuz yiyecek ve taşıma hususunda güçlük çekiyordu. Bu işlerde bilhassa Türk kadının