Bedava ödev indir
Ocak 09, 2009, 06:00:53 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
  Ana Sayfa Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
  İletileri Göster
Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 »
316  cellotin genel / Fen - Fizik / Ynt: ELEKTRİKLENME OLAYININ AÇIKLANMASI : Ekim 07, 2007, 08:00:45 ÖS
ELEKTRİKLENME  OLAYININ AÇIKLANMASI ve Atom ile
İlişkisi :

           Temiz ve kuru saçlar , plasik bir tarakla tarandığında , saçlar çıtırdı sesi çıkararak plastik tarağa doğru çekildiğini biliriz.    Ayrıca sentetik veya yünlü giysiler çıkarırken , yine bir çıtırdı sesi duyarız. Eğer giysi karanlıkta çıkarılıyorsa bir kıvılcım bile görmemiz mümkün olabilir.
           Sözü edilen bu olaylar elektriklenme ile ilgilidir. Plastik tarağın saça sürtünmesi sonunda , hem tarak hem de saçlar elektriklenir. Kazağı çıkarırken saçımıza sürtünmesi , her ikisininde elektriklenmesine neden olur.
           Elektriklenme olayının varlığı çok eski yıllardan beri bilinmektedir , M.Ö 600 yıllarında yaşayan  Filozof  Thales kumaş parçasına sürülmüş kehribarın , küçük cisimleri çektiğinen söz etmiştir.
           Elektriğin sistemli bir şekilde ortaya konulması Rönesans döneminde olmuştur. Fransız Fizikçi Coulomb , elektrik yüklerinin birbirini çektiğini ve ittiğini belirtmiştir.
           Elektrik akımı , elektrik yüklerinin hareket ettirilmesiyle elde edilmiş ve bugünkü geniş kapsamlı kullanılabilir duruma ulaşmıştır.
           Eletriklenme olayında, cisimlerin yalnız iki yükle elektriklenebileceği söylenilebilir.Yani iki tür yük  vardır. Bu yükler pozitif yük ve negatif yüktür.Aynı yükle yüklü olan cisimler birbirini çeker , zıt yüklü cisimlerde birbirlerini iterler ; yani  (-)  (-)   ,   (-)  (+)   gibidir.

ELEKTRİKLENME ÇEŞİTLERİ :

           Yapılan deneyler sonucu Bilim adamları üç çeşit elektriklenme olayıyla karşılaşmışlardır. Bunlr ;
a) Sürtünme İle Elektriklenme :
           
317  cellotin genel / Fen - Fizik / Ynt: elektrik3 : Ekim 07, 2007, 07:57:37 ÖS
      
ELEKTRİK AKIMI
Potansiyelleri farklı olan iki iletken cisim birbirlerine dokundurulduğunda potansiyelleri eşit oluncaya kadar birinden diğerine elektrik yükü akışı olur. Potansiyeller eşitlendiğinde yani potansiyel farkı sıfır olduğunda bu akış durur. Akışkanların basınç farkından dolayı akmasını ve basınç farkı ortadan kalkınca akmanın durmasını buna benzetebiliriz.
Buna göre, bir devrede yük akışı olabilmesi için, üreteç ve pil gibi aygıtlara ihtiyaç vardır.
Şekilde, pil, anahtar ve lamba ile oluşturulan devrede, anahtarın kapatılmasıyla lambanın yandığı gözlenir. Bu durumda lamba üzerinden akım geçtiği anlaşılır.   

Bir iletken içinde elektronların sürekli olarak akışına elektrik akımı denir.
Akım Şiddeti
Bir iletkenin kesitinden bir saniyede geçen elektron miktarına akım şiddeti denir. i harfi ile gösterilir. Akım şiddeti ampermetre denilen aletle ölçülür. Ampermetre devreye seri bağlanır. Bağlandığı yerin direncini etkilememesi için ampermetrenin iç direnci çok çok küçüktür. Pratikte sıfır kabul edilir. Akım şiddeti birimi amperdir. A harfi ile gösterilir.
1 amperin binde birine miliamper denir.
Bir iletkenin kesitinden t sürede geçen yük miktarı q ise, i akım şiddeti, i = q/t bağıntısı ile hesaplanır. Bağıntıya göre,
 
Üretecin veya pilin + ucu uzun, – ucu kısa çizgi ile gösterilir. Elektronlar üretecin (–) kutbundan (+) kutbuna doğru hareket ederler. Fakat akımın yönü, elektronların hareket yönünün tersine yani (+) kutuptan (–) kutba doğru olduğu kabul edilmiştir. Bu bir kabullenmedir. Önemli bir sebebi yoktur.   

Bir İletkenin Direnci
Elektronlar bir iletken içinde hareket ederken atom ve moleküllerle etkileşir ve enerji kaybederler. İyi iletken olmayan maddeler içinde ise hareket edemez ve akım oluşturamazlar, yani engellerle karşılaşırlar. Maddeler üzerinden geçen akıma karşı bir tepki yani direnme gösterirler. Bu direnmeye direnç denir. Direnç şekildeki gibi gösterilir ve R ile sembolize edilir.
Direnç birimi ohm olup kısaca W ile gösterilir. 
Yalıtkan maddelerin direnci çok büyük olduğundan hiç akım geçirmezler. Elektrik akımını en iyi iletenler saf metallerdir.
Uzunluğu l, kesit alanı S olan bir iletkenin direnci,
bağıntısı ile hesaplanır. Burada r, iletkenin öz direncidir. Bu bağıntıya göre, direnç telin uzunluğu ve özdirenci ile doğru, kesit alanı ile ters orantılıdır.
 
Kısa Devre
Akımın dirençsiz yolu tercih etmesine kısa devre denir.
Şekilde yanmakta olan lambanın iki ucu iletken bir telle birleştirilir yani K anahtarı kapatılırsa, akım dirençsiz yoldan gider. Dolayısıyla lambanın üzerinden giden i akımı artık lamba üzerinden gitmez ve lamba söner. Lamba yerinde bir R direnci olması halinde de aynı durum geçerlidir.    r
 
Değişken Direnç (Reosta)
Bir iletkenin direncini değiştirmek için kullanılan alete reosta denir. Reostaya ayarlı dirençte denilir. Kısa devre prensibi geçerlidir. Şekilde okun ucuna kadar iki yol vardır. Biri dirençli diğeri dirençsiz yoldur. Akım dirençsiz yolu tercih ettiğinden, devrede yalnız okun ucundan 1 yönünde kalan direnç var demektir. Dolayısıyla ok 1 yönünde hareket ettirilirse, direnç azalır, 2 yönünde hareket ettirilirse direnç artar.   

Potansiyel Farkı (Gerilim)
Potansiyel iş yapabilme yeteneği olarak ifade edilebilir. Potansiyel enerji, depolanmış ve kullanıma hazır enerji demektir. Pil ve üreteçlerde de böyle bir enerji vardır. Potansiyel farkı denildiğinde iki noktanın potansiyellerinin farkı demektir. Üreteçlerin (+) ve (–) kutuplarının potansiyelleri farklıdır. Dolayısıyla üretecin iki ucu arasında bir potansiyel farkı (gerilim) vardır. Bu potansiyel farkına gerilim de denir.
Bir devrenin iki noktası arasında sabit bir potansiyel farkı var ise, bu iki nokta arasında düzenli bir akım oluşur. Evlerde 220 voltluk sabit bir potansiyel farkı kullanıldığı için ampüllerin parlaklığı zamanla değişmez.
Potansiyel farkının birimi volttur. V harfi ile gösterilir. Voltmetre denilen aletle ölçülür. Voltmetre devreye paralel bağlanır. Voltmetrenin üzerinden akım geçmemesi için iç direnci çok çok büyük seçilir ve pratikte sonsuz kabul edilir.   

OHM KANUNU
Bir iletkenin uçları arasındaki potansiyel farkının, iletkenden geçen akım şiddetine oranı sabittir. Bu sabit değer iletkenin direncine eşittir. Buna göre,
 
 

Direnç R, potansiyel farkı V, akım şiddeti i olduğuna göre, kısaca
      V= i.R    olarak yazılır.
Ohm kanunu, potansiyel farkı, akım ve direnç üçlüsü arasındaki ilişkiyi belirtir.
Potansiyel farkı akım şiddeti grafiğinin eğimi, iletkenin direncini verir.   

   
DİRENÇLERİN BAĞLANMASI
Seri Bağlama ve Özellikleri
Dirençlerin uç uca bağlanmasıyla elde edilen bağlanma şekline seri bağlama denir.
1. Üreteçten çekilen akım kollara ayrılmaz ve bütün dirençlerin üzerinden eşit şiddette akım geçer.
    iT = i1 = i2 = i3   

 
2. Herbir direncin uçları arasın-daki potansiyel farkının toplamı, üretecin uçları arasındaki potansiyel farkına eşittir.
    V = V1 + V2 + V3 + ...
3. Dirençlerin toplamı toplam dirence eşittir.
    Reş = R1 + R2 + R3 + ...   

Paralel Bağlama ve Özellikleri
Birer uçları bir noktada, diğeruçları da başka bir noktada olacak şekilde yapılan bağlama şekline paralel bağlama denir.
1. Paralel bağlamada üreteçten çekilen toplam akım K noktasında kollara ayrılır, sonra tekrar L noktasında birleşir ve üretece gelir.
    iT = i1 + i2 + i3 olur.   

2. Dirençlerin hepsi K ve L noktalarına bağlı olduğu için, K – L noktaları arasındaki potansiyel farkı ne ise, bütün dirençlerin uçları arasındaki de o kadardır. Ayrıca üreteç K ve L noktalarına paralel bağlı olduğundan,
 V = V1 = V2 = V3 dür.
3. Devrenin eşdeğer direncinin tersi, dirençlerin terslerinin toplamına eşittir.
     
   *  Paralel bağlı dirençlerin eşdeğeri, en küçük direnç değerinden daha küçüktür.
   *  Paralel bağlı R1 ve R2dirençlerinin eşdeğeri,
           
       bağıntısı ile de bulunabilir.   

   *  Herbirinin değeri R olan n tane özdeş direnç paralel bağlanırsa, eşdeğer direnç,
       
ELEKTROMOTOR KUVVETİ
Daha önce pil, akü ve üreteçlerin içinde kullanılmaya hazır bir enerji olduğunu belirtmiştik. İçerisinde mekanik, kimyasal veya başka çeşit enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren düzeneklere elektromotor kaynakları (emk) denir.
Örneğin pil ve akümülatörler kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine dönüştürürler. Üretecin, bir q yükünü devrede dolaştırmak için harcadığı enerji, o üretecin elektromotor kuvveti (emk) olarak tanımlanır. e ile gösterilir.
Her üretecin bir iç direnci vardır. Bu iç direnç ihmal edilmemiş ise devreye seri bağlı direnç gibi hesaba dahil edilir.   

 
Örneğin iç direnci r olan bir üretece R direnci bağlanırsa dirençten geçen akım şiddeti ohm kanunundan bulunur.
 = i (R + r)
 = i . R + i . r olur.   

Burada i . R direncin uçları arasındaki potansiyel farkı, i . r ise iç direncin uçları arasındaki potansiyel farkıdır. Ayrıca üretecin uçları arasındaki V potansiyel farkı
V = i . R dir. Eğer üretecin iç direnci ihmal edilmiş ise, üretecin elektromotor kuvveti (), üretecin uçları arasındaki potansiyel farkına eşittir.
( = V). İç direnç ihmal edilmemiş ise  > V dir.
Üreteçler bir devrede akım sağlayan kaynaklardır. Bir iletken üretece bağlanmaz ise, iki ucu arasında potansiyel farkı oluşmaz ve üzerinden akım geçmez.
Üreteçlerin Bağlanması
1. Seri Bağlı Üreteçler
Bir üretecin (+) kutbunu diğer üretecin (–) kutbuna bağlanmasıyla elde edilen bağlama şekline seri bağlama denir.   

•   Seri bağlı üreteçlerin her birinden eşit şiddette akım çekilir. Dolayısıyla üretecin tükenme süresinden bir kazanç yoktur.
•   Üreteçlerin toplam elektromotor kuvveti, her birinin elektromotor kuvvetlerinin toplamına eşittir.
•   T = 1 + 2 + 3 dür.
•   Üreteçler seri bağlı olduğundan iç dirençlerinin toplamı,
                                 rT = r1 + r2 + r3 olur.
2. Ters Bağlı Üreteçler
Bir üretecin (–) kutbunu diğer üretecin (–) kutbuna ya da (+) kutupların birbirine bağlanmasıyla elde edilen bağlama şekline ters bağlama denir. Ters bağlamada emk lar birbirini yok edici yönde etki yapar. Eğer ters bağlı iki üreteç özdeş ise toplam emk sıfır olur.
T = |1 – | dir.    

Büyük emk değeri küçük emk değerinden çıkarılır.
Üreteçler ters bağlı olsa da iç dirençler seri bağlıdır. Dolayısıyla toplam iç direnç
rT = r1 + r2 olur.
Şekildeki gibi, ikiden fazla üreteç var ise, önce seri bağlı olanların emk ları toplanır. Sonra diğer emk ile aradaki fark alınır.   

Örneğin,
1 + 2 > 3 ise, toplam emk,
T =1 + 2 – 3 olur.
3. Paralel Bağlı Üreteçler
Üreteçlerin (+) kutbu bir noktada (–) kutbu da başka bir noktada olacak şekilde birleştirilerek oluşturulan bağlamaya, paralel bağlama denir.
Paralel bağlı üreteçler özdeş seçilir. Özdeş olmaması durumunda devre analizi için yeni kurallar gereklidir.   

•   Paralel bağlı üreteçlerin devreye verdikleri akımlar eşit olur.
•   Toplam emk üreteçlerden birinin emk sına eşittir.
T =  dir.
İç direnci önemsiz paralel bağlı üreteç sayısının artması devreden geçen akım şiddetini etkilemez. Fakat üreteç sayısı arttıkça her bir üreteçten geçen akım azalır ve üreteçlerin tükenme süreleri artar.
•   Paralel bağlamanın özelliği gereğince, toplam iç direnç,
 
Üreteçlerin Tükenme Süresi
Bir üretecin tükenme süresi, yapılış boyutlarına, yapısını oluşturan maddenin cinsine ve üreteçten birim zamanda çekilen akıma bağlıdır.
Bir üretecin tükenme süresi, üreteçten çekilen akımla ters orantılıdır. Akım ne kadar çok çekilirse üreteç o kadar çabuk tükenir.
Buna göre, devreye eşit şiddette akım veren seri bağlı özdeş üreteç ya da piller paralel bağlı olanlara göre daha çabuk tükenir.
ELEKTRİKSEL ENERJİ
Uçları arasındaki potansiyel farkı V olan üretece bir R direnci bağlandığında i akımı geçiyor.
Akım geçerken çok hızlı hareket eden elektronlar iletkenin atom ve moleküllerine çarparak kazandıkları kinetik enerjilerin bir kısmını bu parçacıklara aktarırlar. Bu enerji ısı enerjisi alarak açığa çıkar. İletkenden t sürede akım geçtiğinde ısıya dönüşen elektriksel enerji,   

         E=V.i.t
bağıntısından bulunur. V = i . R değeri yerine yazılırsa,
E = i2 . R . t olarakta kullanılabilir.
V; volt, i : amper, t : saniye cinsinden alınırsa, elektriksel enerji Joule cinsinden bulunur.
Isıca yalıtılmış kapta bulunan sıvı içine bir iletken daldırılıp üzerinden i akımı geçirilirse, iletkenin verdiği ısı enerjisi sıvı tarafından alınır.   

Verilen ısı alınan ısıya eşittir.
Q verilen = Q alınan
 
c : sıvının öz ısısı
m : sıvının kütlesi
T : sıcaklık değişimi
Bütün elektrikli su ısıtıcıları bu sisteme göre çalışmaktadır.
Elektriksel Güç
Bir iletkenin birim zamanda yaydığı elektriksel enerjiye o iletkenin gücü denir.
Buna göre, elektriksel güç,
     
    P=i , V=i2.R   olur.
Ayrıca  değeri yerine yazılırsa  olarak ta ifade edilebilir.
LAMBALAR
Lambaların Yanıp Yanmaması
Bir lamba pil ya da üretece bağlandığında üzerinden akım geçer ve lamba yanar.
Anahtar açıldığında ise lambadan akım geçmez ve lamba yanmaz.   

Lambanın iki ucu, direnci önemsiz bir telle birleştirilirse, akım dirençsiz yolu takip eder ve lamba kısa devre olur. Lambanın kısa devre olması demek üzerinden akım geçmemesi ve lambanın yanmaması demektir.Şekilde K anahtarı kapatılırsa lamba söner.   

LAMBALARIN IŞIK ŞİDDETİ (PARLAKLIĞI)
Yanan bir lambanın ışık şiddeti ya da parlaklığı lambanın gücü ile orantılıdır.
Direnci R, uçları arasındaki gerilimi V olan lambadan i şiddetinde akım geçiyorsa, lambanın gücü,
Buna göre, lambadan geçen akım ya da lambanın gerilimi azalırsa lambanın ışık şiddeti veya parlaklığı da azalır.
 
Özellikle lambalar paralel bağlı ise, lambaların uçları arasındaki gerilimlerine bakılarak ışık şiddeti ya da parlaklık kıyaslaması daha kolay yapılır.esi ve lambanın yanmaması demektir. Şekilde K anahtarı kapatılırsa lamba söner.

318  cellotin genel / Fen - Fizik / Ynt: ELEKTRİK YÜKÜ : Ekim 07, 2007, 07:56:56 ÖS
Elektrik Yükü
1. Elektrik Yükü ve Biçimi
   Elektrik yükünün iki ayrı cinste bulunduğunu biliyoruz. Bunlar atom çekirdeğindeki protonların yükü olan << pozitif yük >> ile elektronların yükü olan << negatif yük >> idi. Pozitif ve Negatif yüklerin varlığı, elektron teorisinin bilinmediği çok eski zamanlada da bilinmekteydi. Kumaşa sürtülmüş olan kehribarın hafif cisimleri çekmesi, elektrik yüklerinin varlığının bir kanıtıydı.

   Elektriğe ait çalışmalarımıza birkaç temel deneyin sonuçlarını inceliyerek başlıyalım. İlk deney bir kavçuk çubuğun posta sürtülmesi ve çubuğun ipliklerle asılı iki mürverözü küreciğine dokundurulmasıdır. Bu takdirde mürverözü kürecikleri dışarı doğru salınırlar ki şimdi aralarında itici bir kuvvetin etkidiği anlaşılır. Daha sonraki deney ipek kumaş’a sürtülmüş bir cam çubuğun asılmış farklı iki mürverözü küreciğine dokundurulmasıdır. Yine mürverözü kürecikleri dışarı doğru salınırlar ki itici kuvvetin bulunduğunu gösterir. Şimdi kavçuk çubukla dokunulan mürverözü küreciklerinden biri ile cam çubukla dokunulan mürverözü küreciklerinden birini yanyana getiriyoruz; bu kez kürecikler birbirlerine doğru salınıyorlar ki bir çekim kuvvetinin bulunduğunu gösterir.

   Kabul olarak, kavçuk çubuğun kürk ile sürtülmesi sahip olduğu her ne ise ona negatif elektrik yükü ve cam çubuğun ipek kumaşa sürtülmesi sonucu sahip olduğu herneyse ona da pozitif elektrik yükü diyoruz. Yukarıdaki deneylerin sonuçlarını aynı cins elektrikler birbirini iter ;  zıt cins elektrikler birbirini çeker diyerek özetliyoruz.

   Bir cisim diğerine sürtününce yükler nereden geliyor? Mürverözü küreciklerden birini kavçuk çubukla ve diğerini bu çubuğu sürttüğümüz kürkle yükleyince bu iki küreciğin birbirini çektiğini görüyoruz; kavçuk çubuk negatif olarak yüklü olduğuna göre, bu deney kürkün pozitif olarak yüklü olduğunu gösterir. Bir cam çubuk ve bir ipek kumaşla yapılan benzer bir deney kumaşın sürtülme esnasında negatif yük kazandığını gösterir. Aşikâr olarak sürtme yükleri ayırmaya yarar. Kavçuğun negatif yüklere istekliliği ve kürkün pozitif yüklere istekliliği sonucu çıkarılabilir ve herbirinin farklı bir cins yük kazandığını söyleyebiliriz.

   Değişim cisimlerle yapılan pek çok sayıdaki deney sadece iki cinselektriğin, sözünü ettiğimiz pozitif ve negatif elektriğin bulunduğunu göstermiştir. Bütün elektriksel olaylar ya bir ya da her iki cins elektriği içerir. << Yüklenmemiş >> bir cisim gerçekte eşit miktarda pozitif ve negatif yüke sahiptir, öyleki uygun bir işlem –bazı cisimler için sadece sürtmek yeterlidir– cisim üzerinde cinslerden birisinden net bir fazlalık bırakır ve böylece cismin elektriksel etkiler görmesine neden olur.


   Elektrik yükü Q ( veya q ) harfi ile gösterilir. Birimi ise, MKS ( metre – kilogram – kütle,saniye ) birim sisteminde << kulon >> dur. Kulon birimi C harfi ile gösterilir. 1 kulon 624.1016 adet elektron yüküne eşittir. Yani 624.1016 adet elektron veya proton, 1 kulonluk elektrik yükünü oluşturur.

   CGS ( santimetre – gram – saniye ) birim sisteminde, elektrik yükünün << stat – kulon >> dur. Kulon ile stat-kulon arasındaki ilişki;

   1 kulon = 3.109 stat-kulon

ile verilir.

   Bugün teknikte MKS birim sistemi kullanılmaktadır. Bizde bu birim sistemine ağırlık vereceğiz.

   Kulon’un aslatı olam mikrokulon ( µC ), kulon’un milyonda biridir. Yani,

   1 C = 1.000.000 µC.

Veya,

.          1          . C= 1 µC
   1.000.000

dır.

2.Kulon ( Coulomb ) Kanunu

Newton

F = G . ((m1 . m2 ) / r2 )

gravitasyon çekim kanununu elde etmek için, gravitasyonel kuvvetlerin ancak ilgili kütlelerin çok büyük olmaları halinde önem kazanmaları nedeniyle astronomik ölçüler yapmak zorunda kaldı. Halbuki elektriksel kuvvetlerin tabî olduğu kanunlar, bu kuvvetlerin şiddetlerinin gravitasyonel kuvvetlere nazaran çok büyük olmaları nedeniyle laboratuvarda kolayca tayin edilebilir. Kuvvetin mesafeyle değişim kurallarını tesis etmek için şekildekine benzer bir düzenek kullanabiliriz.











Bir mürverözü küreciği, diyelim ki negatif olarak yüklü, bir ipliğe asılıyor ve negatif olarak yüklü bir cisim küreciğin yakınına getiriliyor. Mürverözü küreciği, tabiî, bir tarafa doğru salınıyor ve ipliği düşeyle bir 0 açısı yapıyor. Bunun anlamı, diyagramdanda görüldüğü gibi, küreciğe etkiyen yatay elektriksel F kuvveti ve düşey aşağıya doğru mg ağılık kuvveti ( burada m küreciğin kütlesidir. ) arasında
-
bağıntısı bulunduğu ve
-
olduğudur. Cismi, mürverözü küreciğinden muhtelif mesafelere koyarak F nin r mesafesiyle değişimini bulabiliriz. Sonuç olarak F nin r2 ile ters orantılı olduğu bulunmuştur. Deneyin pozitif olarak yüklü bir cisimle tekrarlanması halinde, bu takdirde kuvvetin çekim olması ve küreciğin cisme doğru salınması müstesna, aynı sonuç bulunmuştur.
   
   Aynı teknik, yüklü iki cisim arasındaki kuvvetin bu cisimlerden herbiri üzerindeki yüke ne şekilde tabî olduğunu bulmak için de kullanabilir. Bir metal küreyi yükleyip, bu küreyi kendisinin  aynı diğer bir metal küreye dokundurarkişe başlayalım. Elektrik yükleri metallerde serbestçe akabilir ( gerçekte bu metallerin tanım özelliklerinden biridir ) ve başlangıçta birinci küre üzerinde bulunan yük, her iki küre aynı yüklere sahip oluncaya kadar kürelerin ikisi üzerine dağılır. Kürelerden birini asılı mürverözünün yakınına getiriyor ve küreciğin sapmasını ölçüyoruz, sonra yük iki katına çıkınca kuvvetteki değişimi tayin etmek için diğer küreyi birinci kürenin yanına getiriyoruz. Bulduğumuz sonuç kuvvetin de iki katına çıktığıdır. Eğer deneyi eşit şekilde yüklenmiş üç küre ile mürverözü küreciği arasındaki kuvvetten üç defa daha büyüktür. Görülebilmektedir ki elektriksel F kuvveti yüklerin şiddetleri ile doğru orantılıdır

   Yukarıdaki deneylerden çıkan yükler arasındaki kuvvet kanunu ilk olarak 18. Yüzyıl Fransız bilgini Charles Coulomb tarafından elde edildi ve ona hürmeten Coulomb kanunu denilmektedir. Eğer elektrik yükler için q sembolünü kullanırsak q1  ve q2  yükleri arasındaki kuvvetin şiddetine ait Coulomb kanununun ifadesi
-

olur ki iki yük arasındaki kuvvet yüklerin çarpımı ile orantılı ve yükler arasındaki mesafenin karesi ile ters orantılıdır. Metrik sistemde yük birimi kulondur ( ve kul şeklinde kısaltılır ) . Buradaki q1 ve q2 yükleri kulon ile ifade edilince eşitliğindeki ¼ sabitinin değeri

-

olur. Boş uzayın permitivitesi olan __ ın kendisinin değeri 8,85 X 10-12 kul2  / n . m2 dir. Elektriksel kuvvet, tabiî, vektörel bir büyüklüktür ve (21-1) eşitliği sadece bu kuvvetin şiddetini verir. Bu F kuvvetinin doğrultusu q1 ve q2 yi birleştiren doğru üzerindedir ve kuvvet q1 ve q2  zıt işaretli ise çekim, aynı işaretli iseler iticidir.

Durgun haldeki elektrik yüklerinin birbirleri üzerine etkittikleri kuvvet, kulon kanunu ile tanımlanır. Yapılan deneylerden, aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir.

a)   Elektrik yükleri arasında bir kuvvet vardır
b)    İki cins elektrik yükü vardır. Aynı cinsten yükler arasındaki kuvver itme ve zıt cinsten yükler arasındaki kuvvet ise çekme şeklindedir.
c)   Yükler arasındaki kuvvet, yükleri birleştiren hat doğrultusundadır.
d)   İki yük arasındaki kuvvet, aralarındaki uzaklığın karesi ile ters orantılıdır.
e)   İki yük arasındaki kuvvet, yüklerin büyüklüklerinin çarpımları ile doğru orantılıdır.
f)   Yükler arasındaki kuvvet, yüklerin bulunduğu ortama bağlıdır.
   
   Şekil 2 – 1 deki Q, ve Q2 yüklerinin aralarındaki uzaklık r olduğuna göre, yukarıdaki sonuçlardan bu iki yük arasındaki kuvvet,

F = k . (( Q1 . Q2 ) / r2)

Olur. Bu formül, kulon kanununun matematiksel ifadesidir. Burada k, yüklerin bulunduğu ortama ve kullanılan birim sitemine bağlı olan bir katsayıdır. MKS birim sisteminde,

k = 1 / ( 4 . PiEo Er )

dir. Burada, Eo ( epilson ) << boşluğun dielektrik katsayısı >> adını alır ve diğeri,


Eo = 1 / ( 36 . Pi 3 109 ) = 8;85.10-12 C2/Nm2 ( veya farad/metre )   

Dir. Er ise << ortamın bağıl dielektrik katsayısı >> dır. Er katsayısı birimsiz olup, bir ortamın dielektrik katsayısının, boşluğunkinden ne kadar büyük olduğunu gösterir. Tablo 2 – 1 de bazı yalıtkanların ( dielektriklerin ) Er değerleri verilmiştir. Bu tabloda mika için, Er = 6 olarak görülmektedir. Bunun anlamı, mikanın dielektrik katsayısının boşluğunkine göre 6 kat daha büyük olduğudur.

   Formül 2 – 1 deki kulon kanununun matematiksel ifadesinde, formül 2 – 2 kullanılarak,

F = 1 / ( 4 . PiEo Er )  .  (Q1 . Q2 ) / r2

Bulunur.  Eo ‘ın değeride yerinde konursa,

F = 9.109  / Er .  ( Q1 . Q2 ) / r2

Tablo 2 – 1
Yalıtkanlıkların bağıl dielektrik katsayıları

Yalıtkanın Cinsi   Er
Boşluk
Hava
Kuartz
Mika
Mermer
Bakalit
Presbant
Trafo yağı
Cam
Parafin
Ebonit
Baryum Titanat   1
1
4
5
7
5.5
5
2.5
7
2
80
1200

Elde edilir. Burada,

F    = Yükler arasındaki kuvvet ( Newton )
Q1, Q2   = Elektrik yükleri ( kulon )
r    = Yükler arasındaki uzaklık ( metre )
Er    = Yüklerin bulunduğu ortamın bağıl dielektrik katsayısı,

Formül 2 – 3 MKS birim sistemine göre düzenlenmiştir.
CGS birim siteminde, formül 2 – 1 deki k katsayısı,

K = 1 / Er

dir. Buna göre kulon kanununun CGS sistemindeki matematiksel ifadesi,

F = ( 1 / Er ) . ((Q1.Q2) / R2

olur. Burada,

F   = Yükler arasındaki kuvvet ( din )
Q1, Q2   = Elektrik yükleri ( stat – kulon )
r    = Yükler arasındaki uzaklık ( cm )
Er   = Yüklerin bulunduğu ortamın bağıl dielektrik katsayısı

   Kulon son derece büyük bir birimdir. Her biri 1 kul olan iki yük aralarında 1 m. mesafe olduğu vakit birbirine kuvvet uygular ki hemen hemen 9 milyon tondur. Elektrostatik kuvvetlerin çok şiddetli olması nedeni ile, çok fazla yüklenmiş cisimler bile nadiren bir kulon’un bir kesrinden fazlasını içerir.

   Bir an için, daha önce bahsettiğimiz ilk deneye, yüklü bir kehribar tarağın kağıt parçacıklarını çekmesi deneyine dönelim. Kağıt parçacığı başlangıçta yüksüz olduğuna göre tarak buna kuvveti nasıl uyguluyor? Negatif olarak yüklü tarak kağıdın yakınına getirilince, kağıtta yerlerine sıkıca bağlı olmayan negatif yüklerin bazıları taraftan uzağa gidebildikleri kadar giderler ve sıkıca bağlı olmayan pozitif yükler de tarağa doğru hareket ederler.








Elektriksel kuvvetler mesafe ile ters orantılı olarak değiştiğinden tarak ile pozitif yükler arasındaki çekme, tarak ile daha uzakta bulunan negatif yükler arasındaki itmeden daha büyüktür ve bu nedenle kağıt tarağa doğru hareket eder. Gerçekte sadece az miktarda yük ayrılması olur; ve bundan ötürü hasıl olan kuvvet çok küçük olduğundan ancak çok küçük cisimler bu yolla çekilebilmektedir.

ÇOK SAYIDA YÜKLER

   İkiden fazla yük aynı bölgede olunca, bunlardan herhangi birine etki eden kuvvet diğer yüklerin herbirinin bu yüke uyguladığı kuvvetlerin vektörel toplamı alınarak hesaplanabilir. Genellikle vektörlerin bileşenlere ayrılarak toplanması yöndemi, hesabı yapmak için en kısa yöntemi sağlar.

3.Elektriklenme Yöntemleri
Cisimlerin, statik elektriklenme yükleri ile yüklenmesine << elektriklenme >> denir. Elektriklenme olayında bazı cisimler elektron kaybeder, bazılarıda elektron kazanırlar. Elektron kaybedeb cisimlerde, pozitif elektrik
yüklerinin sayıca fazla olması, bu cisimlerin pozitif elektrik yükü ile yüklenmesini sağlar. Elektron kazanan cisimler ise, negatif elektrik yükü ile yüklüdürler.


a)   Sürtme ile elektriklenme :
Elektronlara karşı ilgi dereceleri farklı olan iki cisim birbirlerine sürtülürse, bu cisimlerden biri pozitif ve
diğeri negatif elektrik yükü ile yüklenirler. Bu olaya << sürtme ile elektriklenme >> adı verilir.

Cam, yünlü bir kumaşa sürtüldüğünde elektriklenir. Bu sürtmede camın elektronlarının bir kısmı yünlü,
Kumaşa geçer. Böylece elektron kaybeden cam, pozitif elektrik yükü ile yüklenir. Elektron kazanan yünlü kumaş ise negatif elektrik yükü ile yüklenir.

   Kehribarın yünlü kumaşa sürtünmesi sonucu, kehribar, yünlü kumaştan elektron alarak negatif yüklü duruma gelir. Yünlü kumaş ise elektron kaybettiğinden pozitif elektrik yükü ile yüklenmiştir.

   Camın ve kehribarın elektriklenmesi, küçük kağıt parçaları gibi bazı hafif cisimleri çekmesi ile kanıtlanır. Elektriklenme, yalıtkan cisimlerin yalnız sürtülen kısımlarda görüldüğü halde, iletken cisimlerde, cismin her tarafından görülür. Bunun nedeni, serbest elektronların, iletkenlerde çok miktarda ve yalıtkanlarda ise yok denecek kadar az olmasıdır. Serbest elektronların hareketi ile, iletkenin bir tarafındaki yük, kolayca iletkenin her tarafına yayılabilmektedir.

   Saçlarınızı tararken, yünlü kazağınızı çıkarıken meydana gelen çıtırtılar, sürtme ile elektriklenmenin günlük hayattaki örnekleridir.

b)   Dokunma ile elektriklenme :
Üzerindeki elektrik yüklerinin miktarı farklı olan cisimlerin, birbirlerine dokundurulduklarında, elektron
yönünden zengin olan cisimden, diğerine doğru bir elektron akışı olur. Bu elektron akışının nedeni, elektronu az olan cismin elektron alarak ve elektronu çok olan cismin elektron vererek nötr durumuna geçmek istemeleridir. Dokundurulan cisimler, birbirlerinden ayrıldıklarında, aynı cins elektrik yükü ile yüklendikleri görülür. Bu olaya dokunma ile elektriklenme adı verilir.
       
    A      B   A   B   A   B
   
   Şekilde ( a ) görülen pozitif yüklü A cismi ile yüksüz ( Nötr ) olan B cismini alalım. Bu iki cisim birbirine dokundurulduklarında, elektron noksanlığı olan A cismi, B’den elektron alarak nötr duruma geçmek ister ve elektron kaybeden B cismi, pozitif elektrik yükü ile yüklenir. ( b ) Bu olayda A cisminin tamamen nötr duruma geçmesi mümkün değildir. A cisminin bir an için nötr duruma geldiğini varsayarsak, pozitif olarak yüklenen B cismi, A dan tekrar elektron alarak, A cisminin tekrar pozitif yükle yüklenmesine neden olur. A ve B cismi birbirinden ayrıldıklarında, daha önce yüksüz olan B cismi üzerinde, şimdi pozitif yük bulunacaktır. ( c )

   Saçınızı tararken elektrikle yüklenen tarağın (sürtünme ile elektriklenme), küçük kağıt ğarçacıklarına dokundurulması halinde, tarağın kağıt parçacıklarını öne çektiği, bir süre sonra bu kağıt parçalarının taraktan düştüğü görülür. Buradan, dokunma sonucu, kağıt parçacıkların da tarağın yükü ile yüklendikleri ve benzer yüklerin birbirini itmesi sonucu, kağıt parçacıklarının taraktan düştüklerini söyleyebiliriz.

c)   Etki ile elektriklenme :
Yüksüz olan bir cisim, elektirkle yüklü bir cisime yaklaştırıldığında, yüksüz cismin, yüklü cisme yakın
tarafları zıt cins yükle, uzak tarafları ise aynı cins yükle yüklenir. Bu olaya << etkiyle elektriklenme >>  veya  << endüksiyon ile elektriklenme >> denir.    
   
   Aşağıdaki şekilde görülen yüksüz A cismine pozitif elektrikle yüklü B cismini yaklaştıralım. Aynı cins yüklerin birbirini itmesi ve zıt cinsteki yüklerin birbirini çekmesi sonucu, A cisminin B ye yakın kısımları negatif, uzak kısımları ise pozitif yükle yüklenecektir. Bu durumda A cisminin nötürlüğü bozulmamış, fakat yükler birbirinden ayrılmıştır. A cismindeki pozitif ve negatif yüklerin, sayıca birbirine olan eşitliklerin de henüz bir değişme yoktur. Şimdi şekilde görüldüğü gibi, A cisminin pozitif yüklü kısmını bir tel ile toprağa bağlıyalım. Bu durumda A cismi topraktan elektron alarak, pozitif yüklü olan kısmını nötrleştirmek isteyecektir. Kısa bir süre sonra, tel parçası A cisminden ayrılıp, yüklü olan B cismi de uzaklaştırıldığında, A’nın topraktan elektrod alması sonucu negatif elektrikle yüklendiği görülür.
   Şu halde etki ile elektriklenmede, cisim, etkileyen cisim, yükünün zıt cinsiyle yüklenir.










319  cellotin genel / Fen - Fizik / Ynt: Elektrik tesisatı : Ekim 07, 2007, 07:56:19 ÖS
Elektrik tesisatı
Priz
      Duvar içine döşenmiş olan cereyan hattını, herhangi bir elektrikli aygıtı çalıştırmak üzere kullanabilmemiz için kullanılan faz-nötr ve topraktan meydana gelen çıkış hattıdır. Aydınlatma elemanları için kullanılan bazı prizlerin toprak hattı yoktur. Prizler, sağ ve sol tarafta bulunan tırnaklar sayesinde sabitlenir.
     
     Prizlerde kabloların gireceği ayaklar, ortası delik bir küp şeklinde olup üst yahut yan taraflarından bir vida ile sıkılır. Eğer ahşap üzerine priz monte edecekseniz, ağaç vidası kullanmalısınız.
     
Fiş
      Bir prizden alınan cereyanı, kablonun diğer ucundaki alete iletmekte kullanılır. Evlerde kullanılan fişler, genellikle iki ayaklı olup, toprak olanların, toprak hatları bu ayaklara dik olan çeperlerin ortasında bulunurlar. Prize sokulduğu zaman, prizdeki toprak hattının metal ucu, bu oyuğa değerek devreyi tamamlar.

Priz Ve Fiş Uyumları
      Fişlerin prizlerle önemi büyüktür. Eğer, ince çubuklu bir fişi kalın delikli bir prize sokarsanız, bu çubuklar tam anlamıyla priz deliklerinin metal aksamına değmeyeceği için, rezistans yapar ve ısınırlar. Bu olay da zamanla prizin kararmasına, metal ayakların erimesine sebep olur. Farkedilip, değiştilmediğinde yangın çıkabilir. Onun için fiş ile prizin uyumu çok önemlidir.
     
Lamba Duyu
      Plastik aksamlar, zaman içinde ısınarak erir veya zamanla kırılabilir. Gevşer ve lambaların sıkılarak takılmaları esnasında boşa dönmeye başlar. Porselen duy kullanırsanız, kırılmaması şartıyla, duy değiştirmek zorunda kalmazsınız. Aldığınız duyu takarken gövdesinden tutmalısınız. Cereyanı kesip, kablonun ucunu temizleyip sıyırınız. Telleri, vidalı ayaklara geçirerek vidaları, aşırı olmamak üzere sıkınız. Duyun üst kısmında bulunan yuvarlaklara oturtunuz ve vidalayınız.
     
Elektrik Düğmesi

      Duvar içinden çekilen hat, tavana faz veya nötr olarak geldikten sonra, faz hattı, duvar içinde tavana ulaşmadan önce butondan geçer. Geliş ve gidiş olarak görünen bu iki kabloya, butonun ayaklarını bağlayarak vidalarını sıkınız. Duvara monte etmek için, priz montajında olduğu gibi dış gövdeyi duvara sıkıca bastırarak, sağ ve sol vidaları sıkınız.


2 - Tevzi Tabloları

2.1 - Sac panolu ana ve tali tablolar:

2.1.1 - Tablolar en az 2 mm. kalanlığında düzgün satıhlı DKP sac levhalardan yapılacaktır. Panoların kenarları bükülecek ve cıvatalarla birbirine bağlanacaktır. Panolar 40 veya 50 lik köşebentten mamul kuvvetli bir çerçeve dahilinde tespit edilecektir. Demir aksam bir kat sülyen, iki kat mat tabanca boyası veya fırın boyası ile boyanacaktır.

2.1.2 - Ana tablo arkasındaki bakım geçidi, ahşap ızgara üzerinde üstü PVC kaplama veya linolyumla örtülü ahşap döşeme ile yapılacaktır. Ana tablo 10 cm. yükseklikte sıvalı bir kaide üzerinde tespit edilecektir. Tablo üstü arka geçitle birlikte 2 mm.’lik sacla kapanacaktır. Bu kapatma sırasında tablo içerisinin havalandırılması dikkate alınmalıdır.

2.1.3 - Ana tablonun arka cephesinde yalnız tevzi çubuk ve balaları, muhtelif iletken bağlantıları ve kablo ucu bağlantıları tesis edilip, sık sık kullanılması icap eden her hangi bir ölçü vs. cihaz ve aletler buraya konulmayacaktır.

2.1.4 - Ana tablolarda gerilim taşıyan çıplak kısımlar tesadüfi dokunmaya karşı muhafaza altına alınacaktır. Yani 42 volttan fazla nominal gerilimde; izolasyon maddesi ile örtülmüş olmayan bütün kısımlar yükseklikleri 180 cm.’den az olduğu takdirde tesadüfi dokunmayı men edecek, sacdan veya tel kafes vesaireden yapılmış bölümlerde emniyet altına alınacaktır. Bu husus için tellerin lâk ile boyanması veya emaye edilmesi, muhafaza tertibatı olarak kabul edilmez. Tablonun arkasındaki bakım geçidi yetkisiz kimselerin girmesine veya dokunmasına karşı kapatılmış ise, gerilim taşıyan çıplak iletkenlerin örtülmesine (hatta bu geçidin 75 cm. olması halinde bile) lüzum yoktur. Bu takdirde, el ile erişilebilen saha dahilinde ahşaptan yapılmış parmaklığa benzer muhafaza tertibatının mevcut olması kâfidir. Bu şartlar işyerine getirilmediği takdirde gerilim taşıyan çıplak kısımlar ile oda hududu arasında en az 1 metrelik bir açıklık bulundurulacaktır. Her iki tarafa gerilim taşıyan çıplak kısımlar mevcut ise ara genişliği en az 2 metreye çıkartılacaktır. Bu takdirde her iki tarafta tesadüfi dokunmaya karşı muhafaza tertibatının alınmasına lüzum yoktur. Tablonun önünde en az 90 cm.’lik boş bir geçit yeri bırakılacaktır. Tablo altında panonun 40 cm.’lik kısmı boş bırakılmalıdır.

2.1.5 - Tablonun arka tarafında bulunan ve akım geçirmeye mahsus olmayan bütün demir aksamı ile tablonun demir iskeleti topraklanacaktır. Toprağa karşı 250 volttan fazla bir gerilimin meydana gelmesini mümkün kılan sistemlerde, iskelet ve çerçevesinin bütün demir kısmının kendi aralarında ve toprak barası ile ve kusursuz olarak bağlantısını ve bu bağlantının devamını temin için özel tertibat alınacaktır. Toprak barası kesiti en az topraklama levhası bağlantı hattı kesiti kadar olmalıdır. Bu hususun temini için montaj bittikten sonra nokta kaynağı veya köprüleme ile uygun yerlerde bağlantı meydana getirmek kâfidir.

2.1.6 - Vida bağlantılarının, özel surette temizlenmiş ve asitsiz vazelin ile iyice yağlanmış temas yüzeylerine malik olması şarttır. Vidalar galvanizli veya paslanmaz madenden olacaktır.

2.1.7 - Tablo içindeki topraklama tertibatı bakır bara ile yapılacak ve toprak iletkeni ile bağlanacaktır. Bükme tel toprak içine konmayacaktır. Ayrıca tablodan izole olarak bir nötr barası tesis edilecektir.

2.1.8 - Topraklama barası müstakil olarak yıldırımlık tesisatında açıklanan toprak elektrotları yardımı ile topraklanacaktır.

2.1.9 - Akım kaynağı merkezi veya hususi transformatörü havi mahdut büyüklükteki tesislerde meselâ fabrikalarda güvenlik iletkeni sistemi mevcut ise tablo topraklaması olarak 30 ohm'dan fazla olmayan bir topraklama direnci kâfidir.

2.1.10 - Sac levhalar istenilen renkte seçilebilir. Fakat hiç bir vakit parlak boya kullanılmayıp daima yalnız mat veya tabanca boyası kullanılmalıdır. Sac levhaların boyanmamış yüzleri çift kat pastan muhafaza boyası ile boyanacaktır, diğer yüzleri renk verilmeden evvel sülyen ile astarlanacaktır.

2.1.11 - Pano adedinin tayininde kolon ve besleme hatlarının adedi, ışık kuvveti ve yedek akım taksimatı ve muhtelif akım sistemleri düşünülecektir. Bilahare yapılacak ilâve ihtimali de göz önünde tutulacaktır. Muhtelif sistemlerin başka başka tablolara taksimi muhakkak surette şart değildir. Eğer yalnızca tablo kullanılıyorsa her sisteme ait kısım açık, kolay görülebilin işaretler vasıtasiyle ayırt edilecek ve bu suretle hataların önüne geçilecektir. Her şalterin veya sigortanın altına beslenilen yeri gösterir madeni etiketler konacaktır.

2.1.12 - Ana tablolarda her panonun belli ölçüleri şunlardır: Genişlik 60-90 cm. toplam yükseklik 210 cm. Bunun alt kısmında 40 cm. kadar bir yer boş kalacaktır. Yerleştirilecek elemanlara göre tablonun derinliği en az 75 cm. kadar olacaktır.

2.1.13 - Eğer ana tablo kilitlenebilen bir yerde tesis edilmemiş ise hiç olmazsa bakım geçidinin giriş kafesli ve kilitlenebilir bir kapı ile muhafaza edilmesi uygun olur.

2.1.14 - 100 amperden büyük şalter ve sigorta bağlantıları kesin olarak baralar ile yapılmalıdır. Tablo arkasında bulunan iletkenler özel kroşeler vasıtasiyle muntazam bir sıra haline getirilecektir. Baralar normal renklerde işaretlenecektir.

2.1.15 - Ana tablonun önden görünüşü; siyah, kırmızı ve mavi renkler fazları, gri renk nötr, beyaz renk toprak olmak üzere bağlantı şeması çizilecek ve çerçevelenerek ana tablo dairesine asılacaktır.

2.1.16 - Ölçü aletleriyle şalter, sinyal lambası vs.’nin seçiminde bunların şekil birliğine ve sac panolara uygun tipte olmalarına dikkat edilecektir. Ölçü aletlerinin çapları en az 130 mm. veya 144x144 mm. olacaktır.

2.1.17 - Birden fazla pano bitişik monte edildiğinde kullanma yeri ne olursa olsun 1 adet 1. pano olup diğerleri ilâve sac pano sayılacaktır.

2.2 - TALİ TABLOLAR:

2.2.1 - Tali tablolar duvar yüzüne veya duvara gömülü olarak monte edilecektir. Tali tabloların boyutları İdarenin tasdik edeceği projeye uygulanacaktır. Her sigorta veya şalterin altında beslenilen yeri gösteren madeni veya plastik etiketler bulunacaktır.

2.2.2 - 60 A.’den fazla yüklü tablolarda, bağlantılar kablolarla şalterden şaltere veya sigortadan sigortaya yapılmayıp bakır baralar vasıtasıyla ayrı ayrı yapılacaktır. Baralar norm renklerle işaretlenecektir. Tali tablolarla bıçaklı şalter kullanılmayacak ve pako şalter tercih edilecektir.

2.2.3 - Tablo çerçeve ve kapaklarının rengi muhitin rengine uygun olacaktır.

2.2.4 - Tali tablolarla linye hatları yanmayan malzemeden izolasyonlu sıra klemensler vasıtasıyla tabloya tutturulacak ve nötr hatları da izole edilmiş bakır bir baraya bağlanacaktır. Tabloya giriş kolonlarının faz iletkenleri sabit klemenslere ve nötr iletkenleri bakır baraya bağlanacaktır. Tali tablolar üzerinde topraklama barası bulunacaktır. Topraklama bağlantısı bulunduğu yerdeki tesisata uygun olarak muhakkak yapılacaktır.

2.3 - Pertinaks, fiber veya benzeri maddelerden yapılmış tali tevzi tablolar:

2.3.1 - Pertinaks, fiber veya benzeri levhaların kalınlığı en az 5 mm. olacaktır.

2.4 - Etanş tevzi tabloları:

2.4.1 – Tesisatı rutubete, toza ve mekanik darbelere karşı korur malzeme ile yapılan mahallerde tablolar dökme demirden veya alüminyumdan ve birbirine eklenecek tipte ve contalı kapakları havi etanş kutulardan yapılacaktır.

2.4.2 - 16 mm²’den daha büyük kesitte bağlantıların kullanılmasını icap ettiren hallerde dağıtım, ayrı kutular dahilinde bakır çubuklar vasıtası ile yapılacaktır.

2.4.3 - Sigortaları, kapak açıldıktan sonra, anahtar ve şalterleri kapak kapalı iken idare etmek mümkün olacaktır.

2.4.4 - Dökme tevzi tablolarında güvenlik hatlarının irtibatı için topraklama baraları ve nötr hatları için izole edilmiş baralar bulunacaktır. Dökme kutular dahilinde bulunan bütün akım taşıyan kısımlar galvanizli veya paslanmaz madenden yapılacaktır.

İç Tesisat

3.1 - Tesisat, Bayındırlık Bakanlığınca 29.12.1954 gün ve 8891 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan İç Tesisat Yönetmeliği ve Teknik Şartnamesi hükümleri dairesinde yapılacaktır. Burada zikredilmeyen hususlar için TSE, DIN, VDE, USE veya benzeri standartların hükümleri esas kabul edilecektir.

3.2 - Sıva altındaki bütün tesisat peşel boru dahilinde yapılacaktır. Ancak yerden 2.50 metreden daha yüksekte döşenen borular PVC de olabilir.

3.3 - Sıva altındaki iniş boruları dik veya yatay olarak döşenecektir. Buatların priz veya anahtar hizasında bulunmasına dikkat edilecektir. Dilatasyon yerlerinde boru geçitleri, boruların serbestçe oynayabilmesi için manşonlu olacak ve mekanik etkilere karşı dayanıklı bir boru ile muhafaza altına alınacaktır.

3.4 - Tozlu veya yangın tehlikesi göseren yerlerde tesisat antigron nevinden kablolar yerine galvanizli gaz borusu içinde plastik izoleli iletkenlerle etanş olarak yapılabilir.

3.5 - Tali tevzi tablolarının merkezi, zeminden 1.60 metre yükseklikte olacaktır. Bu mesafe kontrol mühendisinin müsaadesiyle değiştirilebilir.

3.6 - Bütün ışık sortilerinin boruları kare kaideli kesit piramit şeklinde emprenye edilmiş ahşap takozlarla nihayet bulacaktır. Bu takozların ölçüsü tavan armatürleri için 14x16x3 cm. ve askılı armatürler için 5x8x3 cm. olacaktır. Takozlara giren boruların dik istikametinde takozu kat edecek şekilde ve uçları yukarıya kıvrılmış 6 mm. çapında demir çubuklar takılacaktır. Bu çubuklar S şeklinde askılarla avize veya tijli armatürler asılacaktır. Bu askı tertibatı tijli armatürlerde 25 kg. ve avizeler için en az 50 kg.’a dayanıklı olacaktır.

3.7 - İletkenler, sıva altında yapılacak tesisatın boru döşenmesi ikmal edilip sıva işi tamamlandıktan ve birinci badana tamamen kuruduktan sonra çekilecektir. Bir binada bütün faz iletkenleri aynı renk ve bütün nötr iletkenleri aynı renk, mümkünse gri olacaktır. Bütün aydınlatma sortilerinin çıkış noktalarına, armatürlerle bağlantılarını teminine yarayan birer lüstr klemens konacaktır.

3.8 - Aynı oda veya koridorda bulunan buatların aynı seviyede olmalarına dikkat edilecektir. Tesisat tamamlandıktan sonra sıva dışına taşmış veya çukurda kalmış yahut çarpık konmuş bir buat görülürse masraf yüklenicisine ait olmak üzere düzelttirilecektir.

320  cellotin genel / Fen - Fizik / Ynt: ELEKTRİK TEOREMLERİ : Ekim 07, 2007, 07:56:03 ÖS
Elektrik ve elektronikle ilgili konuları daha iyi anlayabilmek için, biraz hesap biraz da kanun bilgisine ihtiyaç vardır. Tabii bunlar o kadar zor hasaplar değil, yalnızca Aritmetik düzeyinde hesaplar ve çok basit kurallar..

Temel kanunlardan bizi ilgilendirenler şunlardır:

1-) Ohm kanunu
2-) Joule kanunu
3-) Kirchhoff kanunu
4-) Norton teoremi
5-) Thevenin teoremi

OHM KANUNU: Bir elektrik devresinde; Akım, Voltaj ve Direnç arasında bir bağlantı mevcuttur. Bu bağlantıyı veren kanuna Ohm kanunu adı verilir.

1827 yılında Georg Simon Ohm şu tanımı yapmıştır:

“Bir iletkenin iki ucu arasındaki potansiyel farkının,iletkenden geçen akım şiddetine oranı sabittir.”

R = V / İ ( 1 )
V = İ x R ( 2 )
İ = V / R ( 3 )

şeklinde ifade edilir. Burada R dirençtir. Bu direnç resistans veya empedans olabilir. V volttur. İ de akım yani Amperdir.

Su dolu bir depo olsun, bunun dibine 5 mm çapında bir delik açalım, bir de 10 mm çapında bir delik açalım. Büyük delikten daha çok suyun aktığını yani bu deliğin suyu daha az engellediğini görürüz. Burada deliğin engellemesi dirence, akan suyun miktarı akıma, depodaki suyun yüksekliği voltaja karşılık gelir.

Elektrik devrelerinde de, bir gerilimin karşısına bir direnç koyarsanız, direncin müsaade ettiği kadar elektron geçebilir, yani akım akabilir, geçemeyen itişip duran bir kısım elektron ise, ısı enerjisine dönüşür ve sıcaklık olarak karşımıza çıkar.

Direnç birimi “Ohm“dur bu değer ne kadar büyük ise o kadar çok direnç var anlamına gelir.

Örnek: Bir elektrik ocağı teli 440 Ohm olsun, bununla yapılan elektrik ocağı ne kadar akım akıtır?

Cevap: Kullandığımız şebekede gerilim 220 volttur. 220 = 440 x İ olur,
buradan İ'nin de
0.5 Amper olduğunu görürüz.

JOULE KANUNU: James Prescott Joule 1818 ile 1889 yılları arasında yaşamış bir İngiliz Fizikçidir. Esasen Isı enerjisi ile Mekanik enerjinin eşdeğer olduğunu göstermiştir ve “Joule” adı enerji birimine verilmiştir.

Bizi ilgilendiren Joule Kanunu şöyledir:

“Bir iletkenden bir saniyede geçen elektriğin verdiği ısı: iletkenin direnci ile, geçen akımın karesinin çarpımına eşittir”.


W = R x İ2 ( 4 ) dir.

Esasen formül kalori olarak şu şekildedir:

Kalori = 0.2388 x R x İ x İ x t saniye

Bir kalori 4.1868 Joule eşittir.O halde

Joule = R x İ x İ x t saniye olur.

Güç birimi olan Watt, İskoç mühendis James Watt'tan (1736 - 1819 ) isim almıştır.

Watt = Joule / saniyedir. O halde;
yukarıdaki 4 nolu formül ortaya çıkar.


W = R x İ2 olur.

Ohm kanununda ki R = V / İ eşitliğini burada yerine koyarsak, bir formülümüz daha olur:

W = V x İ ( 5 )

Örnek: 10 ohm değerinde bir direnç 10 Volt luk bir gerilime bağlanıyor. Bu direncin gücü ne olmalıdır?

V = R x İ olduğundan bu dirençten 1 Amper akım geçtiğini görüyoruz. Bu direncin 1 Amper akıtması için gücünün,


W = R x İ2 den
W = 10 x 1 x 1 10 watt olması gerekir.




KİRCHHOFF KANUNLARI :

Gustav Robert Kirchhoff (1824 - 1887) bir Alman fizikçidir. Bizi ilgilendiren iki kanunu vardır. Bunlar birinci kanun veya düğüm noktası kanunu ile ikinci kanun veya kapalı devre kanunudur.

DÜĞÜM NOKTASI KANUNU:
Bir düğüm noktasına gelen akımların toplamı ile bu düğüm noktasından giden akımların cebirsel toplamı eşittir.

 

1, 4, 5 nolu akımlar giden, 2 ve 3 nolu akımlar gelen olduğuna göre;

İ 1 +İ 4 + İ 5 = İ 2 + İ 3 olur.

 

Şekilde görüldüğü gibi, gelen İ akımı giden İR1+İR2+İR3 akımları toplamına eşittir. Burada:R1 =10 ohm R2 = 20 Ohm ve R3 = 20 Ohm olsun, devre gerilimini de 50 V kabul edelim. Devreye gelen I akımı 10 amper olur ve bu 10 amper lik akım, dirençler üzerinden şu şekilde geçer
İ = V / R olduğundan :

İR1 = 5 A İR2 ve İR3 = 2.5 A dir.

Böylece dirençler üzerinden giden akımların toplamı da 10 A olur ve gelen ile giden akımların toplamı aynı kalır.

KAPALI DEVRE KANUNU:

Kapalı bir elektrik devresinde bulunan gerilim kaynakları toplamı ile bu devredeki dirençler üzerinde düşen gerilimlerin toplamları eşittir.

 

Devrede 20 ve 10 V'luk iki gerilim kaynağı mevcut olsun ve ters yönde bağlı olsunlar.Gerilim kaynaklarının toplamı 20 - 10 = 10 volt eder.
R1 2 , R2 3 , R3 de 5 Ohm ise, her bir direncin uçlarında düşen gerilim nedir ?
Toplam direnç 10 Ohm olduğu için devreden 1 Amper akım geçer, her dirençten bu akım geçtiği için;

V = İ x R den
V1 = 1x2 volt
V2 = 1x3 volt
V3 = 1x5 volt

Olur, böylece toplam voltaj düşümleri de 10 V‘a eşit demektir.


THEVENİN TEOREMİ:
Leon Thevenin (1857 - 1926) bir Fransız fizikçisidir. 1883'de adı ileanılan teoremi ortaya atmıştır. Buna göre:


“Doğrusal direnç ve kaynaklardan oluşan bir devre, herhangi iki noktasına göre bir gerilim kaynağı ve ona seri bağlı bir direnç haline dönüştürülebilir”


Elde edilen devreye “Thevenin”in eşdeğer devresi denir.

Bu teoremin bize ne faydası vardır? Faydası şudur: Devrenin herhangi bir kolundan geçen akımı, diğer kollardan geçen akımı hesaplamadan bulabiliriz.


Örnek: Aşağıdaki gibi bir devremiz olsun.

 

Devre no 1

R2 ve R3 3 Ohm R1 ve R4 2 Ohm olsun.V1 gerilim kaynağı 120 Volt , V2 gerilim kaynağı zıt yönde 80 V olsun. Rx direnci 17.5 Ohm ise bu dirençten ne kadar akım geçer?

Bu devreyi “Thevenin” kuralına göre bir gerilim kaynağı ve buna seri bağlı bir Ro direnci haline getirebiliriz.Bunun için Rx direncinin uçlarındaki gerilimi ve bu gerilime seri direnci bulmamız gerekir.

 

Thevenin’in Eşdeğeri


Devre no 1 de Rx direnci yokken Rx direnci uçlarındaki gerilim Vo gerilimidir. V1 - V2 = 120 - 80 = 40 volt kaynak gerilimi R1, R2, R3, R4 dirençleri üzerinden akar.Ohm kanununa göre V = I x R olduğu için, 40 V = 10 Ohm x İ amper olur buradan İ = 4 amper bulunur.
R3 ve R1 dirençlerinde aynı formülden:

V = 4 x (3+2) = 20 volt düşer ve 120 - 20 = 100 Volt gerilim Rx uçlarında kalır. Bu Eşdeğer devrenin Vo voltajıdır. Rx uçlarından görülen eşdeğer Ro direnci ise iki paralel bağlı (3+2) Ohmluk dirence eştir. Ro = 2.5 Ohm olur. Eşdeğer devrede Vo = 100 Volt Ro = 2.5 Ohm ve üzerinden geçen akımı bilmek istediğimiz Rx direnci ise 17.5 Ohm
olduğu için;

V = İ x R den
100 = İ x ( 17.5 + 2.5)
İ = 100/20 =5 amper olur.
Özetle:Thevenin eşdeğer devresini bulmak için.

1-) Gerilim kaynakları kısa devre sayılır,istenen noktayı gören direnç eşdeğer dirençtir.

2-) devre akımı hesaplanır ve bu akıma göre Rx uçlarındaki voltaj bulunur. Bu eşdeğer kaynak gerilimidir.

NORTON TEOREMİ :

“Doğrusal bir devre,herhangi iki noktasına göre,bir akım kaynağı ve buna paralel bir direnç haline getirilebilir.”

Bunun için;

1-)Herhangi iki nokta uçları kısa devre iken geçen akım kaynak akımıdır
2-)Gerilim kaynağı kısa devre iken, iki nokta arası direnç eşdeğer dirençtir.

Daha önce incelediğimiz devreyi ele alalım ve Norton eşdeğerini elde edelim.

 

Gerilim kaynaklarını kısa devre ederek Thevenin teoremine benzer olarak A B noktasını gören eşdeğer direnci bulalım. V1 ve V2 kaynakları kısa devre edilirse AB noktasını gören birbirine paralel iki adet 5 Ohm luk direnç olur ( 3 Ohm +2 Ohm). Bunların toplam değeri de 2.5 Ohm dur.
Eşdeğer Ro direnci = 2.5 ohm olur.

AB noktaları kısa devre edildiğinde AB den akan İk akımı: İ = V / R kullanılarak

İk = İ1+İ2

İ1 = 120/5 = 24 Amper
İ2 = 80/5 = 16 Amper
İk = 24+16 = 40 Amper olur

 

Ao eşdeğer Akım kaynağı 40 Amper,Ro eşdeğer direnç 2.5 Ohm dur. O Halde AB noktasında Rx den geçen akım:yani İ Rx

İ Rx = 40 x { Ro / Ro +R } olur
İ Rx = 40 x { 2.5/ 17.5+2.5 }
İ Rx = 40 x { 2.5 / 20 }
İ Rx = 5 Amper olur.
321  cellotin genel / Fen - Fizik / Ynt: ELEKTRİK TARİHİ : Ekim 07, 2007, 07:55:32 ÖS
ELEKTRİK TARİHİ

Bilim, doğanın temel yasalarının araştırılması ve öğrenilmesi etkinliğidir. Teknoloji ise insanlığın doğa içindeki gücünü
arttırmasına olanak sağlar. İnsanlık binlerce yıldan beri, hem doğayı anlamaya ve kavramaya, hem de onun yasalarına bağlı
 kalarak gücünü ve etkinliğini arttırmaya çalışmıştır.Taştan balta yapılması, ateşin keşfi, ok ve yayın icadı, bronz ve
demirin keşfi ve eritilmesi, tekerleğin icadı, piramitlerin yapımı, hayvanların evcilleştirilmesi ve büyük tarım devrimi
, insanlığın binlerce yıl önce sağlamış olduğu bilimsel ve teknolojik gelişmenin en önemli aşamalarından bazılarıdır.
Ancak bu gelişmeler çok uzun tarihsel dönemlerde gerçekleşebilmiştir. Keşif ve icatların birikmesi, nüfusun artması,
ulaşım araç ve imkânlarının çoğalması ve yazının bulunmasıyla, bilimsel ve teknolojik gelişmeler de hızlanmaya ve
çeşitlenmeye başlamıştır.Bir enerji kaynağı ve aracı olarak elektriğin pratikteki kullanımı, henüz yeni sayılabilecek
modern dönemlere özgü olmakla birlikte, elektrik kavramının ve elektrikle ilgili düşünce ve deneyimlerin doğuşu ve gelişimi
 oldukça eskidir.Elektrik ve mıknatıs ( magnet ) sözcüklerinin kökeni eski Yunanca'dan gelmektedir. Elektrik sözcüğünün
kaynağı " kehribar " anlamına gelen Yunanca elektron sözcüğüdür. Mıknatıs ( magnet ) sözcüğünün de, mıknatıs taşlarına
oldukça sık rastlanan Batı Anadolu'dakki Magnesia ( bugünkü Manisa ) bölgesinden türediği sanılmaktadır. Çinlilerin M.Ö.
1100 yıllarında mıknatıs taşları ile mıknatısladıkları madenî iğnelerden bir tür pusula yaptıklarını ve denize
açıldıklarında bunlardan yararlandıklarını biliyoruz. Ancak elektrik ve magnetizma ile ilgili elimizdeki ilk yazılı
belgeler eski Yunan filozof Tales'in ( M.Ö. 625 - M.Ö. 545 ) elektriğe ve magnetizmaya ilişkin önemli gözlemlerde bulunduğu
, Aristoteles'in yazılarından öğreniyoruz. Bu gözlemlerinde Tales, kehribarın hafif cisimleri ve mıknatıs taşının da demiri
 çekebilme özelliği bulunduğunu saptamıştır. Hatta daha da ileri giderek bu iki tür olay arasında ilişki kurmaya çalışmıştır.
omalı şair Lukretyüs, De Nerum Natura adlı yapıtında mıknatıs taşının demir halkaları çekebildiğinden söz etmektedir.
Bilimsel çalışmaların ve düşünsel gelişmelerin Batı da çok yavaşladığı Ortaçağ döneminde en göze çarpan yenilik, kehribar
ve mıknatıs taşı üzerine yaptığı gözlemlerle Rönesans bilimcilerine ilham veren ünlü İngiliz bilimcisi Roger Bacon'ın
( 1220 - 1292 ) öğrencisi Peter Peregrinus'un 1269 yılında, pusulanın ilkel biçimini tanımlaması olmuştur.Ancak pusulanın
Peregrinus tarafında icat edilmediği ve Avrupalıların bu aygıtın varlığını ve özelliklerini, Müslümanlar aracılığıyla Çinlilerden öğrendiği tarihçilerin genel olarak kabûl ettikleri bir görüştür. Pusulanın o dönemin en önemli teknolojik buluşu olması ve pratikte görülen büyük yararları, magnetizma olgusu üzerine ilginin ve çalışmaların artmasına yol açmıştır. Bu konudaki ilk önemli yapıtın yazarı William Gilbert ( 1544 - 1603 )'dir. İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth'in doktoru olan Gilbert'in De Magnete adlı kitabı 1600 yılında yayımlandı. Gilbert bu kitabında, dünyanın küresel bir mıknatıs olduğunu ve pusulanın ibresinin dünyanın magnetik kutbunu gösterdiğini ortaya koyarak magnetizma teorisine çok büyük bir katkıda bulundu. Pusula ibresinin, kuzey - güney doğrultusunun yanı sıra düşey yönde sapma gösterdiğini ilk kez söyleyen de Gilbert olmuştur.

Magdeburg kenti belediye başkanı Otto Von Guericke ( 1602 - 1686 ), 1660 yılında elektriksel yük üreten ilk makinayı yaptı. Bu makina, kayışlı bir makara düzeneği aracılığıyla elle döndürülen kükürt bir küreden oluşuyordu. Çeşitli cisimlerin dönmekte olan kükürt küreye sürtünmesiyle belirli düzeylerde statik elektrik üretiliyordu. Avrupa'da kısa sürede büyük bir üne kavuşan bu makina ile Guericke, elektriksel itme ilkesini kurmuş ve yaygınlaştırmış oluyordu.

Elektriğin iletilebileceğini kanıtlayan ilk deneyler Stephen Gray ( 1696 - 1736 ) adlı bir İngiliz tarafından yapılmıştır. Elektriklenmiş bir şişede elektriğin, şişenin mantar kapağına da geçtiğini gören Gray, bu gözleminden hareket ederek ipek, cam, metal çubuk ve benzeri cisimleri ard arda bitiştirerek elektriğin bu cisimler aracılığla iletilebileceğini gösterdi. 1729'da yaptığı bu tür bir deneyde elektriği 255 metrelik bir uzaklığa kadar iletmeyi başardı. Çeşitli maddeleri iletken ve yalıtkan olarak ilk kez sınıflandıran da Stephen Gray olmuştur.

XVIII. yüzyılın en gözde buluşlarından biri, Leyden şişesidir. Alman E.G. Von Kleist ile Leyden (Hollanda'da bir kent) Üniversitesi matematik profesörlerinden Pieter Van Musschenbroek'in 1745 ve 1746'da birbirlerinden bağımsız olarak buldukları bu aygıt, içine metal bir çubuk batırılmış su dolu bir cam şişeden oluşuyordu. Cam şişenin izolatör rolü gördüğü tarihteki bu ilk kondansatör, elektriği depolanarak çeşitli deneylerde bir kaynak olarak kullanılabilmesine olanak sağlıyordu.

Leyden şişesinin bulunmasının ardından elektriğin iletimine ilişkin deneyler arttı. Fransa'da yapılan bir deneyde Leyden şişesindeki elektrik 4 km. uzaklığa iletildi. Öte yandan elektriğin iletilebilir olması, onun hızının ne olduğunun merak edilmesine yol açtı. Fransa'da ve İngiltere'de elektriğin hzını ölçme deneyleri yapıldı. Bu deneylerin sonucunda elektriğin aynı anda kilometrelerce öteye ulaştığı düşüncesinden öteye gidilemedi.

Elektrik yüklerinin artı ve eksi olarak belirlenip adlandırılmasını sağlayan Benjamin Franklin ( 1706 - 1790 )'dir. Franklin, yaptığı çeşitli deneylerin sonucunda elektriğin belirli ortamlarda fazla veya eksik ölçülerde bulunabilen bir sıvı olduğu görüşüne vardı. Her ikisinde de elektrik eksikliği yada fazlalığı bulunan cisimlerin birbirini ittiğini, birinde eksiklik diğerinde fazlalık olan cisimlerin ise birbirlerini çektiğini leri sürdü. Fazlalığı artı elektrik, eksikliği ise eksi elektrik olarak adlandırdı.

Leyden şişesiyle ilgili deneyleri de sürdüren Franklin, Leyden şişesinden boşalan elektriğin oluşturduğu çatırtılar ve kıvılcımlar ile fırtınalı havalardaki gök gürültüsü ve şimşek arasında bir ilişki olması gerektiğini düşündü ve 1752'de, fırtınalı bir havada uçurduğu bir uçurtma ile bir leyden şişesini yüklemeyi başardı. Franklin'in bu deneyden pratik yararlar elde etme yönündeki girişimleri paratonerin bulunmasına giden yolu açtı. Bu nedenle, yıldırıma karşı bir korunma aracı olarak kullanılan ve toprağa bağlı bir metal çubuktan ibaret olan paratonerin gerçek yaratıcısı Franklin'dir. 1782 yılında Amerika'nın Philadelphia kentinde paratoner kullanan konut sayısı 400'ü geçiyordu.

Elektriğin XVIII. yüzyıl tarihindeki en önemli simanın Coulomb ve en büyük bilimsel keşfin de Coulomb Yasasının formüle edilmesi olduğunu söyleyebiliriz. Fransız fizikçi Charles Augustin de Coulomb ( 1736 - 1802 ), elektriğin niceliksel işlemler ve ölçümler ifade edilebilen bir kavram ve bilim dalı haline getirilmesine çok büyük katkılarda bulunmuştur. Coulomb, 1777 yılında, yüklü iki metal küre yada iki mıknatıs kutbu arasındaki itme veya çekme kuvvetini duyarlı bir biçimde ölçebilen burulmalı tartı aygıtını gerçekleştirdi ( Bu aygıtı icat etmesi nedeniyle 1781'de Fransız Bilimler Akademisi'ne seçildi). 1785'de ise bu tartı aygıtını kullanarak iki yük arasındaki itme veya çekme kuvvetinin, yüklerin çarpımı ile doğru, aradaki uzaklığın karesi ile ters orantılı olduğunu deneysel olarak gösterdi. Günümüzde Coulomb yasası olarak bilinen bu büyük bilimsel keşif, elektriğin bir bilim dalı haline gelmesinde temel nitelikte bir rol oynamıştır. Coulomb yasası, Newton'un kütle çekimi yasasının elektrikteki karşılığıdır ( Kütle çekimi yasasından farklı olarak elektrikte iki yük arasında itme kuvvetinin varlığı da söz konusudur ).

XVIII. yüzyılın sonlarında gerçekleştirilen çok önemli bir buluş da pildir. Pil sayesindedir ki, kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine dönüştürücek sürekli bir akım elde edebilme olanağı doğmuştur. İtalyan hekim ve fizik bilgini Luigi Galvani ( 1737 - 1798 ), hayvanların dokularında bir tür elektrik bulunduğuna inanıyordu. Laboratuvardaki kurbağalardan birinin açıktaki sinirlerine makasla dokunduğunda ölü hayvanın kaslarının kasıldığını fark etmişti. Galvani'ye göre,"hayvansal elektrik" adını verdiği bu yeni güç, sürtünmeyle oluşan statik elektrikten farklı, yeni bir elektrik biçimiydi. Pavia Üniversitesi'nde fizik profesörü olan Alessandra Volta ( 1745 - 1827 ), Galvani'nin bu fikrine karşı çıktı ve oluşan elektriğin kaynağının kurbağa değil, ona dokundurulan metal parçaları olduğunu ileri sürdü. Galvani ile Volta arasındaki bu tartışma başka bilim adamlarının da katılımıyla yıllarca sürdü ve ancak Volta'nın 1800 yılında Royal Society'ye yazdığı yazıda, iki metal plaka arasına tuz karışımlı sıvı koyarak elektrik akımı elde etmiş olduğunu bildirmesiyle sona erdi. Böylece ilkel biçimiyle pil icat edilmiş oluyordu. Volta daha sonra buluşunu geliştirdi ve tuzlu suyla nemlendirilmiş kartonlarla birbirlerinden ayrılmış ince bakır ve çinko levhaları üst üste koyarak hazırlanabilen piller yaptı. Volta pili kısa bir süre içinde, özellikle kimya dalında olmak üzere önemli gelişmelere yol açtı. İngiliz kimyacı Humphry Davy ( 1778 - 1829 ), 1807 yılında, özel olarak yapılmış güçlü bir Volta pilini kullanarak bileşikler içinden elektrik akımını geçirmek suretiyle potasyum ve sodyumu bileşiklerinden ayırmayı başardı. Böylece XVIII. yüzyılın sonunda, sürekli elektrik akımı üretebilen bir kaynağın gerçekleştirilmesiyle, hem elektrokimya dalında büyük adımların atılabilmesi süreci başlamış, hem de yüzyıllar boyunca varlığını korumuş olan elektrik tarihinin en temel sorusunun yani elektrik ile magnetizma arasındaki ilişkinin niteliği konusunun yanıtlanabilmesinin nesnel temeli yaratılmış oldu. Bu sorunun yanıtının artık çok uzun bir süre geçmeden Kopenhag Üniversitesi'nde doğa felsefesi profesörü olan Hans Christian Oersted ( 1775 - 1851 )'den geldi. Oersted, 1819 yılında, öğrencilerine elektrik akımından ısı elde edilmesini göstermek amacıyla Volta piliyle deney yaparken önemli bir olguya tanık oldu. Kullandığı elektrik devresinin açılma ve kapanma anlarında, yakındaki bir mıknatıslı pusulanın iğnesinde sapmalar oluyordu. Gözlemlerini sürdüren Oersted bir telin içinden akım geçirildiğinde elektrik akımının telin çevresinde bir magnetik alan oluşturduğu sonucuna vardı. Oersted'in yaptığı deneylerin sonuçlarını 1820 yılında yayınlanması, bilim dünyasında büyük yankılar yarattı.

Oersted'in keşiflerinin yayınlanmasından bir hafta sonra Fransız matematikçi ve fizikçi André Marie Ampére ( 1775 - 1836 ), bu yeni olguyu betimleyen ve Ampére Yasası olarak adlandırılan bir elektromagnetizma yasası formüle etti. Bu yasa magnetik alan ile bu alanı doğuran elektrik akımı arasındaki bağıntıyı matematiksel olarak belirtiyordu. Elektrodinamiğin kurucusu olan Ampére aynı zamanda elektrik ölçme tekniklerini de geliştirdi ve serbestçe hareket eden bir iğnenin yardımıyla elektrik akımını ölçen bir aygıt yaptı.

İletkenlerden geçen elektrik akımına ilişkin çalışmalar yapan Alman fizikçi Georg Simon Ohm ( 1789 - 1854 ), bir iletkenden geçen akımın iletkenin uçları arasındaki gerilim ile doğru, iletkenin direnciyle ters orantılı olduğunu buldu. Ohm, günümüzde kendi adıyla anılan bu yasayı ve onunla ilgili düşüncelerini 1827 yılında yayınladı.

XIX. yüzyılda elektrik teori ve pratiğine çok önemli katkılarda bulunmuş iki büyük bilim adamı vardır. Bunlar büyük deneyci İngiliz Michael Faraday ( 1791 - 1867 ) ile elektromagnetik kuramının kurucusu İskoç James Clerk Maxwell ( 1831 - 1879 )'dir.

Oersted, elektrik akımının bir magnetik alan oluşturduğunu göstermişti. İngiliz kimyacı ve fizikçi Faraday ise mıknatısların elektrik akımı yarattığını buldu ve mıknatısların oluşturduğu elektrik akımına ilişkin yasayı formüle etti : Akımın şiddeti, iletkeni birim zamanda kesen kuvvet çizgilerinin sayısıyla doğru orantılıydı ( Faraday, yaşamı boyunca tüm çalışmalarını düzenli bir biçimde defterine not ediyordu. Ölümünden sonra bu notlar 7 cilt halinde yayınlanmıştır. Faraday, 1822 yılında defterine şu notu düşmüştü ; "Magnetizma'yı elektriğe dönüştür!" ). Faraday'ın bu bilimsel keşfi, onun sürekli bir akım üretebilen elektrik motorunu buluşuyla sonuçlanmıştır.

Faraday'ın elektriğin yanı sıra kimya alanında da önemli katkıları bulunmuştur. elektrokimyanın kurucusu olarak tanınan Faraday elektroliz yasalarının da kâşifidir. Ayrıca, elektroliz, elektrot, anot, katot gibi günümüzde kullanılan sözcükleri de ilk kez ortaya atan Faraday'dır.

Faraday, ilkelerine son derece bağlı olarak yaşayan bir bilim insanıydı. 1850'li yıllarda İngiltere, Rusya ve Kırım'da savaş halindeyken, İngiliz hükümeti savaşta kullanılmak üzere bir zehirli gaz geliştirmesi için Faraday'a başvurmuştu. Faraday'ın yanıtı çok kesindi : Böyle bir gazın geliştirilmesi mümkündü, ancak kendisinin böyle bir araştırmada yer alması düşünülemezdi.

Bilimsel gelişmeye çok önemli ve özgün katkılarıyla Maxwell, belki ancak Newton'un ve Einstein'ın etkisiyle eş düzeyde tutulabilecek bir etki yaratmıştır. Diğer şeylerin yanı sıra elektromagnetizma kuramı ile gerçekte XX. yüzyıl fiziğine en büyük etkide bulunan XIX. yüzyıl bilimcisidir. Maxwell'in 100. doğum yılında, 1931'de Einstein, Maxwell'in çalışmaları sonucunda fizikteki gerçeklik kavramlarında ortaya çıkan değişiklikleri, Newton döneminden bu yana fiziğin kazandığı en köklü üretici deneyimler olarak tanımladı.

Işığın da bir elektromagnetik dalga olduğu görüşünü benimseyen Maxwell, elektromagnetik radyasyon kavramını ortaya attı ve alan denklemlerini, Michael Faraday'ın elektrik ve magnetik kuvvet çizgileri üzerine oturttu. Bu alan denklemleri daha sonra Einstein'ın özel görecelik kuramının gelişimine yol açtı ve kütle ile enerjinin eşdeğerliği ilkesine temel oluşturdu. Maxwell'in düşünceleri ayrıca XX. yüzyıl fiziğinin öteki büyük keşfi olan kuantum kuramının geliştirilmesine de öncülük etti. Maxwell'in elektromagnetik radyasyonu tanımlaması, ısıl radyasyon yasasının oluşumuna yol açtı ve bu yasa da daha sonra Max Planck'ın kuantum hipotezini formüle etmesine yaradı ( Bu hipoteze göre ısı enerjisi yalnızca sınırlı miktarlarda yada kuantalar halinde yayılır ).

Maxwell'in elektromagnetizma üzerine yaptığı çalışmalar onu tarihin en büyük bilim adamları arasına yerleştirmiştir.

Kuramın en iyi açıklaması niteliğindeki "Elektrik ve Magnetizma Üzerine Tezler" adlı yaptının önsözünde, Maxwell yaptığı en büyük şeyin Faraday'ın fiziksel düşüncelerini matematiksel bir yapıya dönüştürmek olduğunu belirtmektedir. Faraday indükleme yasalarını ( değişen bir magnetik alan, indüklenmiş bir elektromagnetik alana yol açar ) açıklama denemeleri sırasında Maxwell bir mekanik model oluşturdu. O bu modelin, enine dalgalara yataklık yapabilen dielektrik ortam içinde bir deplasman akımına neden olduğunu buldu. Bu dalgaların hızlarını hesapladı ve onların ışık hızına çok yakın olduğunu gösterdi. Maxwell ışığın, elektrik ve magnetizma olgularının nedeni olan enine dalgalanmalar içerdiği sonucuna varmanın kaçınılmaz olduğuna karar verdi.

Maxwell'in kuramı, elektromagnetik dalgaların bir laboratuvarda elde edilebileceğini öngörüyordu. Bunu ilk olarak, Maxwell'in ölümünden sekiz yıl sonra, 1887'de Heinrich Hertz ( 1857 - 1894 ) gerçekleştirdi. Kökeni Maxwell'in yazılarında bulunan çok sayıdaki uygulama, radyo sanayiinin doğuşuyla sonuçlandı.

Oersted ile yoğunlaşmaya başlayan bilimsel gelişmeler Maxwell ile doruğa erişmişti. Bu büyük gelişmeler sadece kuramsal düzeyde ilerlemekte kalmadı, teknolojik sonuçlara da yol açtı. Faraday 1831 yılında elektrik üretebilen küçük nir jeneratör de yapmıştı. Fakat onun bu icadı o yıllarda büyük teknolojik atılımlara neden olmadı. Ancak XIX. yüzyılın ikinci yarısında teknolojik gelişmeler yoğunlaştı ve hız kazanmaya başladı.

1850'li yıllarda artık seri olarak üretilmeye başlanan dinomalar ilk kez yaygın olarak aydınlatma amacı için kullanıldı. 1858'de başlayarak dinamolardan İngiltere'de deniz fenerlerindeki kömür uçlu ark lambalarının enerji kaynağı olarak yararlanıldı. XIX. yüzyılın son çeyreğinde artık elektrik motorları küçük ve bağımsız mekanik enerji gerektiren, demiryolları, asansörler, madencilik, makina tezgahları, matbaacılık gibi alanlarda yaygın biçimde kullanılmaya başlanmıştı.

İlk kez deniz fenerlerinde kullanılan ark lambaları daha sonra sokak aydınlatılmasında da kullanılmaya başlandı. Bu yöndeki ilk uygulama, 1877 yılında Paris'te Avenue d'Opera caddesinin ark lambaları ile aydınlatılmasıdır. Bu uygulama alternatif akımla çalışan ark lambaları ve enerji kaynağı olarak da Gramme dinomaları kullanılmıştı. Benzeri sokak ve işyeri aydınlatma sistemleri daha sonra Avrupa ve Amerika'nın belli başlı şehirlerinde de kullanılmaya başlandı.

XIX. yüzyılın ilk yarısında İngiltere'de platin flâman kullanılan akkor lambalar yapılmıştı. Ancak lambalarda istenilen düzeyde vakum elde edilemediği için başarılı sonuçlar alınamamıştır. Civa pompasının bulunmasıyla yüksek vakum sağlama olanakları doğdu ve böylece daha iyi sonuçlar alındı. Ancak akkor lambanın ticari uygulamaya girebilmesini sağlayan mucit, Amerikalı Thomas Alva Edison ( 1847 - 1931 )'dır. Edison, 1877'de, sesi kaybedip yineleyebilen gramofonu ( fonograf ) geliştirmişti. İki yıl sonra da lamba üzerinde çalışmaya başladı. En uygun flâman maddesinin seçimi için yüzlerce deney yaptıktan sonra karbon flâmanlı akkor lamba için patent başvurunu yaptı. Üç yıl sonra New York sokakları artık bu lambalarla aydınlanıyordu. Edison yaşamı boyunca gerçekleştirdiği çeşitli buluşları için 1093 patent aldı.

1833 yılında Almanya'nın Göttingen kentinde iki bilim adamı Gauss ve Weber, birbirlerine olan uzaklıkları 1,5 km olan evleri arasında bir tür telgraf düzeneği kurmuşlardı. Bu düzenekte alıcı olarak galvanometreler kullanılıyordu. Gerçekte bu yıllarda küçük ticari uygulamaları da içeren bir telgraf teknolojisi Avrupa'da ve Amerika'da gelişmeye başlamıştı. Ancak günümüzde telgrafın asıl mucidi olarak Amerikalı Samuel F. B. Morse ( 1791 - 1872 ) kabûl edilmektedir. Morse'un 1837'de geliştirdiği telgrafta alıcı aygıt, göndericiden gelen imle çalışan bir elektromıknatıs ve bu mıknatısın hareketiyle kâğıdın üzerine mors kodunu yazan bir düzenekten oluşuyordu. Mors kodu, bugün Mors alfabesi olarak bilinen nokta ve çizgileri içeriyordu. Samuel Morse'un telgraf sistemi, 1844 yılında Washington - Baltimore şehirleri arasında 65 km'lik bir telgraf hattı olarak uygulamaya sokuldu.

1856 yılında New York ile Kanada'nın doğu kıyısındaki New Foundland adası arasında telgraf hattı kuruldu. Bundan sonra da New Foundland ile İrlanda arasındaki ilk transatlantik telgraf kablosunun döşenmesi girişimleri başladı. 6 Ağustos 1857'de başlayan kablo döşeme çalışmaları çok büyük güçlüklerle karşılaştı ve ancak bir yıl sonra 5 Ağustos 1858'de tamamlanabildi. Bununla birlikte henüz iletilen mesaj sayısı 400'ü bile bulmamışken, denizaltı kablosu 1 Eylül 1858'de onarılamayack biçimde arızalandı. Kıtalararası telgraf iletişimi ancak 8 yıl sonra, 7 Eylül 1866'da yeniden başlayabildi.

XIX. yüzyılda telgrafın uygarlığın ve yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline gelmesinden sonra gerçekleşen en önemli aşama telsiz telgrafın bulunmasıdır. Alman fizikçi Heinrich Hertz ( 1857 - 1894 )'in Maxwell'in elektromagnetizma kuramından hareket ederek yaptığı deneyler sonucunda elektromagnetik dalgaların haberleşmede kullanılabileceği anlaşılmıştı. Bu gelişmeyi teknolojik sonucuna ulaştırmayı başaran mucit ise İtalyan fizikçi Guglielmo Marconi ( 1874 - 1937) oldu. Marconi, ile telsiz telgraf patentini, sinyalleri birkaç km uzağa ulaştırarak 1892'de aldı. Daha sonra çalışmalarını sürekli geliştirdi ve ilk kıtalararası radyo sinyalini göndermeyi başardı. 12 Aralık 1901'de, İngiltere'nin güneybatı ucundaki Cornwall'dan gönderilen sinyaller, Atlas Okyanusunun öte yakasından, Kanada'nın New Foundland adası kıyılarındaki St. John'dan alındı. Bu olayı izeleyen tarihlerde birçok yerde telsiz telgraf istasyonları kurulmaya başladı.

Daha XIX. yüzyılın ikinci yarısının hemen başlarında insan konuşmasının elektrikle iletilebilmesi üzerine düşünceler ve tasarılar geliştirilmeye başlanmış ve hatta bazı deneylere bile girilmişti. Ancak telefonun gerçek mucidi olarak bilinen Alexander Graham Bell ( 1847 - 1922 )'in telefonun patentini alması 1876 yılını buldu. Bell'in telefon sisteminin esasını, elektromıknatısın, ses dalgasıyla orantılı olarak akım üretecek bir biçimde titreştirilmesi oluşuyordu. ABD Patent Dairesi'nden aldığı patent belgesinde buluşuna ilişkin olarak şu sözler yer alıyordu ; "Ağızdan çıkan seslere ya da başka seslere eşlik eden, hava titreşimlerine benzeyen elektrik titreşimleri yaratarak, ağızdan çıkan sesleri ya da başka sesleri telegrafik olarak iletmeye yönelik bir yöntem ve aygıt..."

Patentin alınışını izleyen bir yıl içinde aygıt üretilerek piyasaya sürüldü ve telefonun kullanımı hızl yagınlaştı. XX. yüzyılın ilk yarısı için artık elektronik çağı nitelemesi yapmak mümkündür. Bu dönemde çok hızlı ve şaşırtıcı bir gelişme çizgisi izleyen elektroniğin uygulamaları, yaşamın her alanını artık doğudan etkiler hale gelmiştir. 1904 yılında J. A. Flaming elektron lambasını ( diyot ) gerçekleştirdi. 1907'de Lee De Forest triyot lambayı yaptı. 1923'te ise Rus asıllı ABD'li mühendis Vladimir Kosma Zworykin ( 1889 - 1982 )'in, görüntüleri elektrik işaretlerine dönüştüren ikonoskop lambasını bulmasıi televizyonun gelişiminde temel önemde bir adım oldu.

Müzik ve konuşma içeren kısa mesafeli ilk radyo yayını, 24 Aralık 1906'da ABD'li mucit R. A. Fessender tarafından gerçekleştirildi. Radyo teknolojisi bu tarihten sonra sürekli gelişme gösterdi. Ayrıca 1920'de Kanada'da, 1921'de Avustralya, Yeni Zelanda ve Danimarka'da, 1922'de Fransa, İngiltere ve SSCB'de, 1923'de Belçika, Almanya, Çekoslovakya ve İspanya'da, 1924'te Finlandiya ve İtalya'da, 1925'de de Türkiye'de düzenli radyo yayınları başladı. Radyo teknolojisinin gelişimiyle birlikte, kullanılan elektronik devreler de gittikçe daha karmaşık biçimler almaya başlamıştı. Bu sorunlarla bağlantılı olarak, elektrik devrelerinin daha sistematik bir biçimde çözümlenmesi ve sentezlenmesine yönelik "devre teorisi" adı verilen matematiksel disiplin önemli gelişmeler gösterdi.

Modern televizyon mucidi, Rus asıllı ABD'li elektrik mühendisi Vladimir Kosma Zworykin'dir. Zworykin 1923 yılında, televizyon kamerasının en önemli parçası olan ve ilk kez resim tarama yöntemini tümüyle elektronik olarak yapan ikonoskopu buldu. Ertesi yıl da kineskop olarak adlandırılan resim tüpünün patentlerini aldı. Bu iki buluş, tümüyle elektronik ilk televizyon sisteminin oluşturulmasını olanaklı kıldı. 1950'li yıllarda televizyon artık ticari uygulama aşamasına geçmişti.

Elektronik teknolojisindeki en önemli aşamalardan biri hiç kuşkusuz, yarı iletken fiziğindeki gelişmelerin sonucunda transistörün icadıyla sağlanmıştır. Elektrik sinyallerinin yükseltilmesini, denetlenmesini ya da üretilmesini sağlayan bu yarı iletken aygıt, 1947 yılında ABD'deki Bell Laboratuvarları'nda, John Bardeen, Walter H. Brittain ve William B. Shockley tarafından icat edilmiştir. Mucitler bu buluşları nedeniyle 1956 Nobel Fizik Ödülü'nü paylaşmışlardır. Elektron lambalarının bütün işlevlerini yerine getirebilen transistörler ayrıca ek üstünlüklere sahiptirler. Transistörler, çok daha küçük boyutlu ve hafif, mekanik etkilere karşı daha dayanıklı, ömrü daha uzun, verimi daha yüksek, ısı kayıpları daha düşük ve harcadığı güç de çok daha az olan aygıtlardır. Bu özellikleriyle transistörler, elektronik sanayiinde devrim olarak nitelendirilebilecek gelişmelere yol açmışlardır. Transistörsüz bir dünyada küçük ve yüksek hızlı bilgisayar olanaksız olacaktı.

İlk hesap makinasını, XVII. yüzyılda Fransız matematikçi ve fizikçi Blaise Pascal ( 1623 - 1662 ) yapmıştı. Bu aygıt toplama çıkarma yapabilen dişli çarklardan oluşuyordu. Daha sonra Alman filozof ve matematikçi Gottfried Wilhelm Leibniz ( 1646 - 1716 ), çarpma ve bölme de yapabilen bir makina geliştirdi. Ancak bugünkü bilgisayarlara yakın makina tasarlayan mucit, İngiliz metamatikçi Charles Babbage ( 1792 - 1871 ) oldu. Bununla birlikte Babbage'ın otomatik sayısal bilgisayarı, elektroniğin olanaklarından yararlanamadığı için tam bir gelişim sağlayamadı.

XX. yüzyılda, oldukça karmaşık işlemler yapabilen ancak mekanik ve yavaş çalışan öğelerden oluşan ilk bilgisayar, ABD'li elektrik mühendisi Vannevar Bush ( 1890 - 1974 )'un yönetiminde 1930'lu yıllarda Cambridge'de Massachusets Teknoloji Enstitüsü ( MIT )'nde yapıldı. İlk elektronik bilgisayarın yapımına ise 1942'de başlandı ve aygıtın yapımı 1945 yılında tamamlandı. Yarı iletken teknolojiye geçilmesinden sonra bilgisayarların hızında ve bellek sığasında büyük ilerlemeler sağlandı. Transistör kullanan ilk bilgisayar 1950 yılında ABD Standartlar Bürosu tarafından yapıldı. Transistör çağından tümleşik devreler çağına geçilmesiyle, bilgisayarlar çok daha büyük işler yapan aygıtlara dönüştüler.

Elektriğin, 1950'li yıllara kadar getirmeye ve kısaca betimlemeye çalıştığımız yaklaşık 2500 yıllık tarihi bu şekildedir. Elektrik teori ve pratiğini etkileyenler ve ona yön verenler belirtmeye bile gerek yok ki, yukarıda adları geçen 30 kadar büyük bilim adamından ibaret değildir. Elektrik olgusunun anlaşılması ve insanlığın yararına kullanılması için her ülkede yüzlerce bilim insanı yaptıkları araştırmalarla bu sürece katkıda bulunmuşlar ve bilgi birikimi oluşturmuşlardır. Büyük dahilerle eşdeğerde ve eş zamanlı ve hatta daha önce keşif ve buluşlar yapan bazı bilimcilerin çalışmaları da çeşitli nedenler ve koşullar yüzünden yeterince etkili olamadan kalabilmiştir. Öte yandan yine her ülkeden binlerce eğitimci bilim insanı, elektrik teori ve pratiğinin gelişmesi ve yükselmesine eğitim yoluyla hizmet etmiştir. Eğitim, bilim için araştırma kadar önemlidir.

Bilimin gelişimi, toplumsal bir süreçtir ve bu nedenle ekonomik ve toplumsal koşullardan etkilenmiş ve aynı zamanda onu etkilemiştir. Bu çerçevede elektriğin gelişimi de ekonomik ve sosyal gelişmelerle ilişki içinde olmuştur. Sanayii devriminin getirdiği ihtiyaçlar, elektrik teori ve pratiğinin geliştirilmesi çalışmalarına itici güç olabilmiş, daha sonra elektrik ve elektronik teknolojisinin gelişimi de yeni bir sanayiinin gelişmesinin temellerini atmıştır.

Elektriğin gelişimiyle diğer bilimlerin gelişimi arasında da ilişki olduğunu söylemeliyiz. Klasik kronojik bir terim olarak "bilimsel devrim", bilim tarihçileri tarafından Kopernik'in "De revolutionibus Orbium Coeslestium ( Göksel Kürelerin Dönüşleri Üzerine )" adlı eserinin yayınlanmasından ( 1543 ), Newton'ın "Philosophia Naturalis Principia Mathematica ( Doğa Felsefesinin Matematik İlkeleri )" 'sının yayınlanmasına ( 1687 ) kadar olan dönem için kullanılmaktadır. Ancak bu dönemde gerçekleştiği kabûl edilen bilimsel devrim, esas olarak astronomi, fizik ( mekanik ) ve matematik devrimlerini kapsıyordu. Kimya ve elektrik devrimlerinin başlaması için yaklaşık bir yüzyılın daha geçmesi gerekmiştir. Elektrik devrimi kavramını da Coulomb'un kendi adıyla tanınan yasasını yayınladığı 1785 ile Maxwell'in "Treatise on Electricity and Magnetism ( Elektrik ve Magnetizma Üzerine İnceleme ) " adlı yapıtını yayınladığı 1873 tarihi arasındaki dönem için kullanabiliriz. 88 yıl süren bu dönemde matematikteki gelişmelerle elektrikteki gelişmeler arasında yakından ilişkiler vardır. Bu ilişkiye örnek olarak, elektrik ve magnetizmanın matematik kuramının kurulmasının öncülerinden biri olan G. Green'i ve çalışmalarını verebiliriz. [ Bir fırıncının oğlu olan ve kendisi de fırıncılık yapan Green ( 1793 - 1841 ), hiç eğitim almaksızın kendi kendini yetiştirmiş ender rastlanan matematikçilerden biridir. Elektrikle ilgili tüm matematiksel çalışmaları izlemiş ve 1828 yılında "Matematik Çözümlemenin Elektrik ve Magnetizma Kuramlarına Uygulanması Üzerine Deneme" adlı makalesini yayınlamıştı. Bu makalede geliştirilen ve bugün onun adıyla anılan Green karşılılık teoremi ile Green teoremi ve Green işlevleri, elektrik potansiyelinin hesaplanmasında kullanılan en önemli araçlardır. Green, 40 yaşında Cambridge Üniversitesi'ne kaydolmuş ve matematik bölümünü dördüncü olarak bitirmişti. ] Elektrik ile matematik arasındaki ilişki için daha özel olarak da şunu söylyebiliriz. Örneğin, Fransız matematikçi Pierre Simon Laplace ( 1749 - 1827 ) Laplace Denklemini, Fransız matematikçi Joseph Fourier ( 1768 - 1830 ) Fourier Serilerini ve Alman matematikçi Carl Friedrich Gauss ( 1777 - 1855 ) vektör hesabının önemli bir teoremi olan Gauss Teoremini geliştirmiş olmasaydı, modern elektromagnetizma kuramı da geliştirilemezdi
322  cellotin genel / Fen - Fizik / Ynt: ELEKTRİK SANTRALI : Ekim 07, 2007, 07:55:08 ÖS
Bilim adamlarının 20. yy veya 21. yy olarak tartıştıkları günümüz dünyasında ülkelerin geldiği gelişmişlik düzeyinin ölçütlerinden biride o ülkenin ürettiği ve tükettiği veya  nüfüsa göre kişi başına düşen elektrik enerjisi tüketim miktarı olarak kabul ediliyor.  Elektrik enerjisini her ülke ekonomik, teknolojik, ve coğrafi imkanlarına göre seçtiği değişik tip elektrik santrallerinde üretiyorlar. Renksiz, kokusuz ve ancak temas edildiği zaman algılanabilen elektrik enerjisi, üretim aşamasında değişik birçok enerji türünün bir tek enerjiye dönüşümü sayesinde elde ediliyor. Çok zor ve riskli koşullarda  üretilen bu enerji, bizim ülkemizde ekonomik, teknolojik,coğrafi ve uygunluk açısından en uygun santral tipi olan Termik Santral lerde üretiliyor.



Ülkemiz Elektrik enerjisi üretim merkezi olarak Girnenin 15 km. doğusunda ve deniz kenarında yer alan Teknecik bölgesini seçmiştir. Ülkemiz şu anda kurulu güç olarak 195 MW (MegaWatt) lık bir güce sahiptir.

Kuzey Kıbrısta elektrik enerjisi üretimi ilk olarak 1974 Barış harekatından sonra Kuzey Kıbrısın Elektrik enerjisi acil gereksinimini ülke sınırları içinde üretmek amacına yönelik olarak 1975 yılında dikmende ve 1977 yılında Teknecikte kurduğu iki adet 30 MW lik gaz türbinleriyle gerçekleştirmiştir. Daha sonra iki adet gaz türbinine ilave olarak 1985 yılında yine Teknecikte kurulan 15 MW lik gaz türbinleriyle 75 MW lik kurulu güce sahip olmuştur.
Kuzey Kıbrısın Elektrik Enerjisi ihtiyacı 1995 yılı başlarına kadar hemen hemen Güney Kıbrıstan karşılanmış  çok az kısmıda kurulu olan gaz türbinlerinden karşılanmıştır. Kuzey Kıbrısın artan elektrik enerjisi ihtiyacı karşısında birim maliyet açısından ekonomik olmayan gaz türbinlerinin yerini almak üzere Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) ve Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu ( KIB-TEK) arasında yapılan teknik incelemeler sonucu varılan anlaşmada , Teknecik bölgesine 2x60 MW lık iki üniteli Buhar Türbini santralı yapımına başlanmış 1994 yılında birinci ünitesi, 1995 yılında ikinci ünitesi tamamlanarak üretime geçmiştir. Böylece  ülkemiz 195 MW lik kurulu güce sahip olarak ülkenin tüm elektrik enerjisi ihtiyacını bu santrallardan karşılar duruma geçmiştir.

Teknecik Elektrik santralı  idari açıda Kıb-Tek Müdürlüğüne bağlı olarak 9 makine mühendisi, 4 elektrik mühendisi, 2 elektronik mühendisi, 1 kimya mühendisi, 2 kimyager, 1 serveyör-kaptan, 86 teknisyen , 2 dalgıç, 21 işçi teknisyen, 8 işçi , 7 memur, 7 şöper, ve 19 bekçi olmak üzere toplam 169 personel tarafından çalıştırılmakta ve korunmaktadır. Teknecik personeli kendi iç yapısı olarak işletmeci, bakımcı ve idari personel olarak üç genel yapı içerisindedir.  İşletmeci personel santralların işletmesini yapan ve vardiya çalışan personeldir. Vardiyalar 5 gruptan ve her grup 13-14 kişiden oluşmaktadır. Bakımcı personel ise santralların arızalarını ve bakımını düzenli olarak yapan ve santralların arıza yapmadan üretim yapmalarını sağlayan personeldir. Bunlarda santralın ünitelerine göre branşlaşmış ve bölümlere ayrılmış personeldir. Örneğin; Kazan Bakım, Türbin Bakım, Elektrik Bakım, gibi. İdari personel ise tüm personelin idari işlerine ve santralın teknik hesaplamasına bakan personeldir.

Teknecik Elektrik santralı Teknik açıdan ise 2x60 MW lik iki üniteli Buhar türbinli, Tabii serkülasyonlu  damla kazanlı termik santraldir. Yine gaz türbinleride termik santrallerdir.  Yakıt olarak gaz türbinleri motorin(mazot) , buhar türbini santrali ise fuel-oil yakmaktadır.Gaz türbini santralleri genelde pik yüklerin yani ülkenin o anda ihtiyacı olduğu en yüksek enerjinin olduğu saatlerde ve buhar türbinlerinin bakımda olduğu zamanlarda devreye