Bedava ödev indir
Ocak 09, 2009, 05:40:31 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
  Ana Sayfa Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
  İletileri Göster
Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 »
226  cellotin genel / Tarih / Ynt: 27 mayıs ihtilali ve sebepleri : Ekim 08, 2007, 10:41:59 ÖS
   27 MAYIS İHTİLALİ VE SEBEBLERİ
Yazarı : Ali Fuat BAŞGİL
Yayınevi : Yağmur Yayınları
Baskı : İstanbul / 1966 / 287 shf.
 
GİRİŞ
 
1960 nisan ayı sonundan itibaren başlayıp mayıs ayı boyunca devam eden Ankara ve İstanbul Üniversitesindeki kanlı talebe nümayişleri, TBMM binasının sahne vazifesi gördüğü kavga ve heyecanların sokağa dökülmesi ve buna Kara Harp Okulu’nun meclisin önüne kadar sessiz yürüyüş yapması siyasi ihtirasın kışlanın içine geldiği manasına geliyor ve 27 Mayısın hazırlayıcı sebepleri oluyorlardı.
Tarafsız bir nazarla bakıldığında; Menderes kadar halkın kalbini kazanmış, Atatürk müstesna, başka bir devlet adamını Türk Tarihi kaydetmemiştir. Menderes’in mali ve iktisadi sahada yaptığı büyük işler olduğu gibi, hataları da olmuştur. Fakat 27 Mayısa asıl götüren sebep CHP ile DP arasındaki sürtüşmelerdir.
I. KISIM
I.   BÖLÜM
 
TÜRKİYE’DE CUMHURİYETİN KURULMASINDAN SONRA SİYASİ PARTİLERİN TEŞKİLİ
CUMHURİYET HALK PARTİSİNİN KURULMASI
1.Dünya Savaşı neticesinde Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesinin imzalamış, bir müddet sonrada Anadolu’nun Yunanlar tarafından işgali üzerine İstiklal Savaşı başlatılmıştır. Mustafa Kemal öncülüğündeki milli mücadele yıllarında ilk meclis Ankara’da açılmıştır. 30 Ağustos 1922’de zafer kazanıldıktan sonra 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılmış ve 29 Ekim 1923 tarihinde ise Cumhuriyet ilan edilmiştir.
Mustafa Kemal fikir ayrılıklarına ve çekişmelere son vermek için Cumhuriyet Halk Partisini kurmuştur.
CHP’ ye Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy gibi kişiler muhalefet etmişler ve Ekim 1924 tarihinde “Cumhuriyetçi Terakkiperver Fırkasını” kurmuşlardır. Türkiye’nin kalkınmasını tek partili sistemde gören M. Kemal tarafından halkın dini duygularını istismar ettiği gerekçesiyle kapatılmıştır.
Böylece CHP, 1946 tarihine kadar tek parti olarak ve 1950 yılına kadar da iktidarda kalmıştır. Fakat Mustafa Kemal 1930 yılına kadar yakın arkadaşı Fethi Okyar’a halkın nabzını tutmak için “Serbest Fırka” adında bir muhalefet partisi kurdurmuştur. Serbest Fırka 1935 tarihinde kapatılmıştır.
10 Kasım 1938’de Mustafa Kemal’ in ölümünden sonra TBMM İsmet İnönü’yü cumhurbaşkanı seçmiş ve Atatürk’ün en yakın arkadaşlarından (iş bankasının kurucusu ve iktisat vekili) Celal Bayar’ı kenara itmiş ve genelkurmay başkanı Fevzi Çakmak’ı ise emekli etmiştir. Mussolini ve Hitler gibi bir diktatörlük kurmuştur. Mustafa Kemal tarafından ihdas edilen rejimin altı ilkesinden; devletçilik, laiklik ve milliyetçiliği esas almıştır. Devletçilik ilkesini ekonomi ile birlikte siyasette de esas almış, laikliği dine saldırı, milliyetçiliği ise Türkçe’nin saflaştırılarak modernize edilmesi olarak ele almıştır. Oluşturulan parlamentoda sadece CHP adayları yer almış ve basının tenkitleri ise susturulmuştur. Köylerde jandarmanın dipçiği, şehirlerde ise polisin copu esas olmuştur.
İnönü hür ve demokratik bir meclis meydana getirmek istedi. CHP’ den ayrılan ve başlarında Rana Torhan’ın bulunduğu “Müstakiller Grubu” adında muhalefet bir grup oluşturdu ise de bu grup gülünç duruma düştü.
 
REJİME KARŞI İLK TEHDİT VE İLK MUHALEFETİN DOĞUŞU
Mevcut rejime karşı ilk tenkitler 1944 tarihinde dil yani Türkçe’nin saf hale getirilmesi ve Türkçe’ye mal olmuş kelimelerin atılıp yerine yeni kelimeler ihdas etme politikası hakkında olmuştur. Bu tenkitler basının da gündeminde yer almıştır.
1945 senesi sonlarına doğru gerçek demokrasiyi istediklerinden dolayı, Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü CHP’ den ihraç edilecekler ve halk bunları aynı kaderi paylaştıklarından dolayı “Dörtler” diye isimlendireceklerdir.
1945 Temmuzunda Nuri Demirhan, Hüseyin Avni Ulaş ve Cevat Rıfat Atilhan tarafından İslam birliği esas olan bir programla “Milli Kalkındırma Partisi” adında muhalif bir parti kuruldu. Fakat 1946 seçimlerinde hiç bir mebus çıkaramamışlardır.
Halk tarafından “dörtler” diye isimlendirilen kişiler bir araya geldiler. 1945 senesi sonlarında “Demokrat Partiyi” kurdular. 7 Ocak 1946’da ise partinin yazýlýmını ilan ettiler.
2.Dünya Savaşı’ndan müttefiklerin galibiyeti, demokrasinin totaliter rejimlere galibiyeti olarak algılandı. İnönü’nün Demokrat Partiye müsaade etmesi, totaliter bir sistemi devam ettirmesinin mümkün olamayacağına inanması ve Rusya’nın karşısında Avrupa’nın Türkiye’yi yalnız bırakma endişesi idi.
 
1946 SEÇİMLERİ
1947 Tarihinde yapılacak seçimler, yeni kurulmuş olan Demokrat Partiyi hazırlıksız yakalamak düşüncesi ile 1946 temmuzuna alındı. 18. yy’ da Fransa, 1946 yılına kadar Türkiye’de uygulanan iki dereceli seçim; yani, halkın seçtiği insanların mebusları seçtiği sütun değiştiriliyor ve halk direk olarak mebusları seçiyordu. Bu CHP’ ye iki avantaj sağlıyordu.
Birincisi: Köy ve kasabalarda halkın sindirilmesi kolaydı.
İkincisi: Oy pusulalarının değiştirilmesi ve çalınması kolaydı. Ayrıca “açık oy kapalı sayım” sistemi getiriliyor ve sayımdan sonra oyların hemen yakılması esası konuyordu. Neticede seçimler yapıldı.
CHP ............: 396
DP...............: 62
Müstakiller...: 17
CHP’ nin başarısı, oy hırsızlığından geliyordu.
1946 seçimleri sonrasında mecliste il tartışma İtalya’dan alınan ve ilaveler yapılan ceza kanunu hakkında oldu. Bu tartışma aynı kanunun altında bulunan Celal Bayar’ ın pasifliğine sebep olmuştu. Bu nedenle Kenan Öner Bey, Osman Bölükbaşı gibi birkaç mebusu da yanına alarak Demokrat Parti’den ayrılarak, 20 Temmuz 1948’ de Millet Partisini kurdu. Millet Partisi, altı ilkeyi benimseyen CHP, laiklik ve devletçilik ilkesi üzerinde değişiklik yaparak aynı ilkeleri benimseyen DP’ den farklı olarak iktisadi sahada liberal, milli örf ve ananeler bakımından muhafazakar bir demokrasiyi ilan ediyordu.
1949 yılında TBMM, İnönü’ nün Reisicumhur görevi ile parti başkanlığı görevini kendisinde toplanmasını ve seçim sistemini tartışmıştır. Seçim sisteminde “kapalı oy, açık sayım” usulü benimsenmiştir. Ülkenin içinde bulunduğu mali ve iktisadi sıkıntılar hükümeti 14 Mayıs 1950’de seçim yapmaya mecbur etti. Sonuç:
CHP ............: 67
DP...............: 416
MP..............: 1
II.   BÖLÜM
 
DEMOKRATLAR İŞ BAŞINDA
Mayıs ayı sonunda yeni seçile mebuslar Ankara’ya geldiler ve meclis merasimle açıldı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde 400’den fazla oy alan Celal Bayar cumhurbaşkanı oldu. Refik Koraltan meclis başkanı oldu. Adnan Menderes başvekil, Fuat Köprülü ise hariciye vekili oldu.
CHP ‘ ye göre idare etmek sanatı zülüm ve baskı ile hareket etmekten ibaret idi. Metodu ise “zirveden kaideye” formülünde manasını buluyordu. Bunun manası, şef vesayet altına alınmış olan halkın adına düşünür ve karar verir.
DP’ ye göre ise hükümet olmanın ruhu “hürriyet içinde disiplin” esasında manasını buluyor ve formül “kaideden zirveye şeklini alıyordu. Yeni hükümetin aldığı üç karar onun yeni istikametini belirliyordu. Bu kararlar:
1.   Ezanla ilgili karar: Ezanın Türkçe mi Arapça mı okunması din adamlarının salahiyetine bırakıldı.
2.   Dini tedrisatla ilgili karar: Dini eğitim ve öğretim ilkokulda 4. sınıftan itibaren ihtiyari, yani anne babanın isteğine bağlı bulunuyordu.
3.   İnönü tarafından değiştirilen anayasa aslına irca ediliyordu.
 
DEMOKRAT PARTİ İKTİDARININ MÜSBET İCRAATI
Demokrat Partinin 10 yıllık iktidarı boyunca Türkiye’nin sosyal ve iktisadi yapısını değiştirmiştir. Bu değişiklikler:
•   İstihsal, mal ve kıymetlerin tedavülünde müthiş gelişmeler oluştur.
•   En küçük köylere kadar yollar asfaltlanmış ve binlerce köy içme suyuna kavuşturulmuştur.
•   Limanlar ve dev barajlar inşa edilmiştir. Tarımda verim artmış, kara sabandan makineli tarıma geçilmiştir. Şeker, dokuma ve çimento fabrika-ları kurulmuştur.
•   Özel teşebbüs teşvik edilmiş, büyük şehirler çamurdan kurtarıl-mıştır.
•   İzmir ve Erzurum’a iki yeni üniversite açılmıştır.
•   Halk ile hükümet arasında buzların eridiği bir dönem olmuştur.
III.   BÖLÜM
 
DEMOKRAT PARTİ HÜKÜMETİNİN KARŞILAŞTIĞI GÜÇLÜKLER VE HATALARI
Menderesin hazırladığı hükümet yazýlýmına muhalefet edenler “61’ler grubun”u oluşturdular. Yolsuzlukları yapan bakanların hakkında (Samet Ağaoğlu) meclis tahkikatı yapılmasını istiyorlardı.
Diğer bir tartışmada T.C.K 481. devlet memurları statüsünde mebus ve bakanların kabul edilmemesi ve ithamların gazetelerce delillerinin ibraz edilememesi kanununa muhalefet edilmişti. Bunlarda “19’lar grubunu” oluşturuyordu.
Bu “19’lar” Menderes Kabinesi iç işleri Fevzi Lütfü Kara Osmanoğlu’nun başkanlığında DP’den ayrılarak “Hürriyet Partisini” kurdular. Bu parti yürümedi ve milletvekillerinden çoğu CHP’ye katıldı.
Hükümetin ilk hatası, kendini destekleyen Türk Milliyetçiler Derneği’nin Ahmet Emin Yolman olayı üzerine kapatılmasıdır.(1953) Milliyetçiler Derneği’nin kapatılması CHP’nin kurduğu “CHP Gençlik Kolları”, “Devrim Ocakları” gibi adlarla kurulan cemiyetlerle üniversite gençliğini arkasına almasına sebep oldu. Menderes bunu nisan 1960’da anlayabilmiştir.
Rakip parti olarak gördüğü Millet Partisini, dini istismar ettiği düşüncesi ile kapatan Menderes, CHP ile arasındaki engeli aleyhine olarak ortadan kaldırıyordu. Ertesi gün; yani, 10 şubat 1954’de aynı milletvekilleri “Cumhuriyetçi Millet Partisi’ni” kurdular. CMP, Tahsin Demiray ve Cezmi Türk liderliğinde kurulan “Köylü Partisi” ile birleşerek “Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi” adını aldı.
2 mayıs 1954 seçimlerini 504’e karşı 31 milletvekili ile kazanan DP ülkenin içinde bulunduğu mali ve iktisadi krizle, 1952 yılında CHP’nin mallarının haciz edilerek hazineye konulması üzerine oluşan muhalefet ve Kıbrıs’la ilgili muhalefet tartışmalarıyla karşılaşıyordu.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen hükümet, karşılığını vermeden büyük şehirlerde istimlak hareketlerine girişmiştir. CKMP lideri Osman Bölükbaşı hakkında takibat açıldı ve onu seçen Kırşehir vilayetken kaza haline getirildi.
27 ekim 1957 seçimlerinde ise CHP 178 sandalye elde etmiş ve Menderes Hükümeti kan kaybetmeye başlamıştır. 1954 seçimleri sonrası demokratik yollarla hükümet olamayacağı anlayan CHP, yeraltı çalışmalarına başlamıştır.
IV.   BÖLÜM
 
DEMOKRAT İKTİDARIN ZAYIFLAMASI
MUHALAFET BASININ SERT TENKİTLERİ
Bir taraftan muhalif basının tahrikleri, diğer taraftan da halkçıların propaganda seyahatleri ile memleket baştan başa bulgur kazanı gibi kaynıyordu.
Halkçıların çevirdiği dolaplar ordu içinde olduğu gibi, üniversite gençliği arasında da yayılıyordu. Muhalefet Güney Kore’deki askeri ayaklanmayı ve bilhassa 1958 yılında Bağdat’ta yapılan ihtilali istismar ediyordu. “Zalimleri yıkmak için gereken cesaret ve bizim ordumuzda ve gençliğimizde de vardır.” diye slogan atıp tahriklerde bulunuyorlardı. 1958’de dokuz subayın iştirak ettiği askeri bir komplo ortaya çıkarılıyordu.
Salahiyet kanunu, gerginliği daha da artırıyor ve üniversite gençliği ayaklanıyordu. Tarihi açıdan bakılırsa, 27 Mayıs hadiseleri İstanbul Üniversitesi talebelerinin ayaklanmasıyla başlamış oldu. 28 Nisan 1960’da üniversite gençliğinin ayaklanması, polisle çatışması ve askerle kucaklaşması işin vahametini ortaya koyuyordu.
Başvekilin daveti üzerine Ankara’ya giden Ali Fuat Başgil, Celal Bayar, Menderes, Fatin Rüştü’nünde bulunduğu bir heyette Menderes, “Siz halkın büyük desteğine dayanarak, üniversite profesörleri, yazarlar, gazeteciler ve subaylar gibi memleketin uyanık ve cevval kuvvetlerini ihmal ettiniz. Uzlaştırıcı tavrınız dahi onları size kazandırabilirdi. Fakat,siz sert tavırlar çizdiniz “diyerek ve istifa etmesini, muhalefete birkaç bakanlık vererek bir koalisyon kurulmasını çözüm olarak teklif edecektir.(Nisan 1960)
Aynı zamanda 22Mayıs’ta harp okulu talebeleri Ankara’da sessiz yürüyüş yapmışlardı. Bu da 27 Mayıs’ın habercisiydi.
V.   BÖLÜM
 
SUBAYLAR ARASINDAKİ MEMNUNİYETSİZLİĞİN SEBEPLERİ
1950 seçimlerini kaybeden İnönü’yü ziyaret eden yüksek rütbeli subaylar isteğini sormuştur. İnönü ise halkın infialinden çekinmiştir. Yine aynı yıl Erzurum-Ankara arasında uçaktan broşürlerle İnönü’ye destek olunması istenmiştir. 1954’ten sonra yumuşayacak, 1957’den sora tekrar alevlenecektir.
1957 tarihinde gizli bir komite kurulmuştu. Bu komitede aralarında Orhan Erkanlı, Orhan Kubilay, Ahmet Yıldız ve daha sonra Alparslan Türkeş, Numan Esin gibi yüksek rütbeli subaylar bulunuyordu. Komite, 57 seçimleri öncesi girişimde bulunmayı düşünmüş, görüş ayrılığı bu girişimi erteletmişti. İstanbul Harp Akademisinde, planlar yapılmış ve iş Ankara’ya bırakılmıştır. “İhtilal sonrasında ne olacak ?” sorusuna ise çoğunluk, seçime gidilip, politikadan çekilmeyi benimsemişti.

227  cellotin genel / Tarih / Ynt: 25 aralık 1921 gaziantepin kurtuluşu : Ekim 08, 2007, 10:41:50 ÖS
25 ARALIK 1921 ANTEP’İN KURTULUŞU
I.DÜNYA SAVAŞI’NDAN SONRA İNGİLİZ, ARDINDAN FRANSIZ İŞGALİNE UĞRAYAN İL TOPRAKLARINDA KURTULUŞ SAVAŞI’MIZIN EN YİĞİT VE DESTANSI DİRENİŞİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ. İNGİLİZLER 6 ARALIK 1918’DE KİLİS’İ 17 ARALIK’TA İSE, O ZAMAN Kİ ADIYLA ANTEP’İ İŞGAL ETTİLER.BİR OLUP BİTTİYLE GERÇEKLEŞEN BU İŞGAL BİR YIL SÜRDÜ. İNGİLİZLER İLE ANLAŞAN FRANSIZLAR,29 EKİM 1919’DA KİLİS’E ,
5 KASIM’DA DA ANTEP’E GİRDİLER. YÖRE HALKI İŞGALCİ GÜÇLERİ TEPKİYLE KARŞILADI. ARTAN BASKILAR VE ONUR KILICI HAREKETLER KARŞISINDA HALK DİRENİŞ İÇİN ÖRGÜTLENMEYE BAŞLADI. HEMEN HEMEN HER KÖY VE SEMT’TE BİR DİRENİŞ BİRİMİ KURULDU. OCAK 1920’DE DİRENİŞÇİLER ANTEP KUVA-İ MİLLİYE’SİNİN ÇAĞRISIYLA YİYECEK VE CEPHANE KONVOYLARINA BASKILAR DÜZENLEMEYE BAŞLADI. ANTEPLİLER DİRENİŞİ KIRMAK ÜZERE HAREKETE GEÇEN ÜSTÜN FRANSIZ KUVVETLERİNİN KUŞATMASINA KARŞI KENTLERİNİ SOKAK SOKAK ,
EV EV SAVAŞARAK 10 AY BOYUNCA 25 ARALIK’A KADAR SAVUNDULAR. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ 10 AY BOYUNCA FRANSIZLAR’A KARŞI SADECE KENDİ OLANAKLARIYLA DİRENEN ANTEP’E 6 ŞUBAT 1921’DE “GAZİ” UNVANINI VERDİ. GAZİANTEP 1924’TE İL YAPILDI.
228  cellotin genel / Tarih / Ynt: 24 aralık gaziantepin kurtuluşu : Ekim 08, 2007, 10:41:38 ÖS
25 ARALIK 1921 ANTEP’İN KURTULUŞU
I.DÜNYA SAVAŞI’NDAN SONRA İNGİLİZ, ARDINDAN FRANSIZ İŞGALİNE UĞRAYAN İL TOPRAKLARINDA KURTULUŞ SAVAŞI’MIZIN EN YİĞİT VE DESTANSI DİRENİŞİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ. İNGİLİZLER 6 ARALIK 1918’DE KİLİS’İ 17 ARALIK’TA İSE, O ZAMAN Kİ ADIYLA ANTEP’İ İŞGAL ETTİLER.BİR OLUP BİTTİYLE GERÇEKLEŞEN BU İŞGAL BİR YIL SÜRDÜ. İNGİLİZLER İLE ANLAŞAN FRANSIZLAR,29 EKİM 1919’DA KİLİS’E ,
5 KASIM’DA DA ANTEP’E GİRDİLER. YÖRE HALKI İŞGALCİ GÜÇLERİ TEPKİYLE KARŞILADI. ARTAN BASKILAR VE ONUR KILICI HAREKETLER KARŞISINDA HALK DİRENİŞ İÇİN ÖRGÜTLENMEYE BAŞLADI. HEMEN HEMEN HER KÖY VE SEMT’TE BİR DİRENİŞ BİRİMİ KURULDU. OCAK 1920’DE DİRENİŞÇİLER ANTEP KUVA-İ MİLLİYE’SİNİN ÇAĞRISIYLA YİYECEK VE CEPHANE KONVOYLARINA BASKILAR DÜZENLEMEYE BAŞLADI. ANTEPLİLER DİRENİŞİ KIRMAK ÜZERE HAREKETE GEÇEN ÜSTÜN FRANSIZ KUVVETLERİNİN KUŞATMASINA KARŞI KENTLERİNİ SOKAK SOKAK ,
EV EV SAVAŞARAK 10 AY BOYUNCA 25 ARALIK’A KADAR SAVUNDULAR. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ 10 AY BOYUNCA FRANSIZLAR’A KARŞI SADECE KENDİ OLANAKLARIYLA DİRENEN ANTEP’E 6 ŞUBAT 1921’DE “GAZİ” UNVANINI VERDİ. GAZİANTEP 1924’TE İL YAPILDI.
229  cellotin genel / Tarih / Ynt: 23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı : Ekim 08, 2007, 10:41:24 ÖS
23 NİSAN MİLLİ EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI
23 Nisan 1920 Büyük Millet Meclisi'nin açılış günüdür. Her 23 Nisan günü Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı birlikte kutlarız.
Egemenlik yönetme yetkisidir. Ulusal egemenlik; yönetme yetkisinin ulusta olmasıdır. Osmanlı imparatorluğu döneminde egemenlik padişahta idi. Padişah ülkeyi dilediği gibi yönetirdi. İmparatorluğun son yıllarında padişahlar rahatlarını düşündüler. Yurt bakımsız kaldı. Ülke sorunları yüzüstü bırakıldı. Bu sırada Birinci Dünya Savaşı başladı. Savaş 4 yıl sürdü. Bizimle birlikte olanlar savaşta yenildi. Savaş kurallarına göre biz de yenilmiş sayıldık. Yurdumuz İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar, İtalyanlar tarafından paylaşıldı. Padişah ve yandaşları ülkenin paylaştırılmasına ses çıkarmadılar.
Mustafa Kemal Paşa Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak için İstanbul’dan Samsun'a 19 Mayıs 1919 günü geldi. Samsun'dan Amasya'ya, oradan Erzurum'a ve Sivas’a gitti. Sivas ve Erzurum'da kongreler topladı. Mustafa Kemal Paşa egemenliğin ulusta olduğuna inanıyordu. Bu inançla «Ulusu yine ulusun gücü kurtaracaktır. Tek bir egemenlik vardır, o da ulusal egemenliktir» diyordu. Yurdun dört bir yanından seçilip gelen temsilciler - milletvekilleri - Ankara'da 23 Nisan 1920 günü toplandılar. İlk Büyük Millet Meclisi'nin toplandığı yapı Ankara'da Ulus Alan'ından istasyona giden caddenin başındadır. Bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olan bu yapı tek katlıdır. O yıllar ülkemiz yokluk yoksulluk içindeydi. Milletvekillerinin oturduğu sıralar bir okuldan getirildi. Meclis gaz lambası ile aydınlanıyor, soba ile ısınıyordu. Top seslerinin Ankara'da duyulduğu zamanlarda bile meclis düzenli toplandı.
Ulusal Kurtuluş Savaşımızla ilgili bütün kararlar bu mecliste alındı. Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde ulusumuz dünyaya Ulusal Kurtuluş Savaşı dersi verdi. Ezilen uluslara kurtuluş yolunu açtı. Bağımsızlık savaşının öncüsü olan kurtuluş savaşımız yeryüzünün öteki uluslarına örnek oldu.
23 Nisan 1920 ilk Büyük Millet Meclisi'mizin toplandığı gündür. 23 Nisan, ulusun yönetme yetkisini kullanmaya başladığı gündür. Bu gün Milli Egemenlik Bayramı'mızdır. 23 Nisan dünyada kutlanan ilk çocuk bayramıdır. Atatürk'ün Türk çocuklarına armağan ettiği bu bayram şenliklerine son yıllarda yabancı ulusların çocukları da katılmaya başlamıştır. Atatürk çocuklara çok değer verir, gezilerinde okullara uğrar, ders dinler, sorular sorardı. «Bugünün küçükleri yarının büyükleridir.» diyen Atatürk, yönetimin bayram süresince öğrencilere bırakılması geleneğini başlattı. 23 Nisan'da yönetim birimleri seçimle gelen kurullar bir süre çocuklara bırakılır. Bu güzel gelenek her yıl yinelenir. Her 23 Nisan'da yurdumuz bir bayram alanı olur. Çocuklar törenlerde konuşmalar yaparlar, şiirler okurlar. Gece fener alayları düzenlenir.
23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı egemenliğin ulusta olduğu düşüncesinin kabul edildiği gündür. Çocuk bayramımızdır. Yarının büyükleri olan çocukların bayramıdır.

230  cellotin genel / Tarih / Ynt: 2.viyana kuşatması : Ekim 08, 2007, 10:41:15 ÖS
2. VIYANA KUSATMASI
Köprülü Fazıl Ahmed Paşa'nın vefatı üzerine, 5 Kasım 1676 tarihinde Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sadrazamlığa getirildi. Rusya seferinin, yapılan barış antlaşmasıyla bitmesinden sonra, Macaristan'da Avusturya'ya  karşı isyan edip tekrar Osmanlı Devleti himayesini isteyen Tökeli İmre (Emeric Thökely), Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından Orta Macaristan Kralı ilan edildi.

Macarların lideri konumuna gelen Tökeli İmre, Avusturya kralı I. Leopold'a karşı direnişe geçti. Tökeli'nin Osmanlılardan yardım istemesi üzerine, bunu fırsat bilen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Viyana'yı kuşattı(14 Temmuz 1683).

60 gün süren kuşatma sırasında Viyana'ya 18 büyük yürüyüş gerçekleştirildi. Ancak büyük ve son saldırı için Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sürekli bekliyordu. Bu arada Papanın çağrısı üzerine Lehistan Kralı Jan Sobiyeski Viyana'nın yardımına yetişti.

Düşmana 80 bin kişilik ordusuyla büyük moral ve güç kazandıran Lehistan Kralının gelmesiyle, Osmanlı Ordusu iki ordu arasında sıkıştı. Kırım kuvvetlerinin yeterli gayreti ve mücadeleyi göstermemesi üzerine, Osmanlı ordusu dağıldı ve büyük bir bozguna uğradı; ordu hızlı ve düzensiz şekilde Belgrad'a doğru geri çekildi.

İkinci Viyana Kuşatması'ndaki başarısızlık Sultan Dördüncü Mehmed'in Merzifonlu Kara Mustafa Paşaya olan güvenini sarsmadıysa da, düşmanları sadrazamı başarısızlığın tek sorumlusu olarak gösterdiler. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad'da idam edildi. Yerine Kara İbrahim Paşa sadrazamlığa getirildi.

Viyana önlerinde bozguna uğrayan Osmanlı Ordusu geri çekilince düşman kuvvetleri Macaristan girdi. Sırasıyla Vişgrad (18 Haziran 1684), Uyvar (19 Ağustos 1685), Budin (2 Eylül 1686) kaleleri Avusturyalıların eline geçti. Diğer taraftan Venedik, Avusturya ile anlaşarak Osmanlı Devleti'ne karşı cephe açtı ve adaların bazılarını ele geçirdi. Venedik Yunanistan'da Patras, Korent, İnebahtı, Mizistre gibi önemli kalelere ve son olarak Atina'yı ele geçirdi (25 Eylül 1687).

İkinci Viyana Kuşatması'nın Osmanlı tarihinde önemi büyüktür. Şimdiye kadar bu denli büyük bir yenilgiye uğramayan Osmanlı Devleti artık gerilemeye başlıyordu. İkinci Viyana Kuşatması'ndan sonra Avrupa Devletleri Türkleri Avrupa'dan çıkarma umuduna kapılıp kutsal ittifakı kurdular.

Avusturya ve Venedik'e karşı alınan mağlubiyetler ve önemli kalelerin kaybedilmesi Osmanlı Devleti'nde büyük yankı uyandırmıştı. Ordu da isyanlar başladı. Askerler başarısızlığının sebebi olarak Sultan Dördüncü Mehmed'i suçluyorlardı. Askerlerin isteği ile sadrazam olan Siyavuş Paşa, bütün devlet adamlarının hazır bulunduğu bir toplantıda Sultan Dördüncü Mehmed'in tahttan indirilerek yerine Şehzade Süleyman'ın tahta geçirilmesine dair bir karar aldı. Sultan Dördüncü Mehmed 8 Kasım 1687 tarihinde tahttan indirildi.

231  cellotin genel / Tarih / Ynt: 2.murat : Ekim 08, 2007, 10:41:07 ÖS
Murat Han II
Altıncı Osmanlı sultanı. Babası Çelebi Sultan Mehmed, annesi Dulkadır ailesinden Emine Hatun olup, 1404’te Amasya’da doğdu. Çocukluğu Amasya, Bursa ve Edirne’de geçti. Küçüklüğünden itibaren devrin büyük alimlerinden okuyarak yetişti. 1415’te on iki yaşındayken idari ve askeri bilgileri öğrenip, tecrübe sahibi olması için, lalası Yörgüç Paşanın yanında Amasya Valiliğine tayin edildi.
Şehzade Murad, ilk vazife yeri Amasya’dayken, 1416’da asi Börklüce Mustafa isyanını bastırdı. 1421’de Anadolu Beylerbeyi Hamza Bey ile İsfendiyaroğulları'ndan Samsun’u aldı. Babasının vefatıyla 25 Haziran 1421’de Bursa’da tahta çıktı.
Sultan İkinci Murad Han, 1422’de Osmanlı Devleti için büyük tehlike arz eden Bizans’ın entrikalarına son vermek ve hazret-i Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem tarafından vaad edilen manevi müjdelere kavuşmak için İstanbul’u kuşattı. Bunun üzerine Bizans İmparatoru, Anadolu Beyliklerini, Osmanlı Devleti aleyhine kışkırttı. Sultan İkinci Murad Hanın kardeşi Küçük Mustafa, isyan ederek Karaman ve Germiyan beylik kuvvetleriyle Bursa’yı kuşatınca, İstanbul’da kafi miktarda kuvvet bırakıp, Edirne’ye gitti. Edirne’den Bursa’ya geçti. Küçük Mustafa yakalanıp, cezalandırıldı. Karaman, Eflak beyleri ve Venedikliler ile antlaşma yapıldı. Candarlı İsfendiyar Bey itaat altına alındı. İstanbul kuşatmasını hızlandıran Murad Han, İmparatorun şehri Venedik hakimiyetine teslim edebileceği ihtimaliyle 22 Şubat 1424’te Bizanslılarla antlaşma yaptı. Bu antlaşma ile, Ege ve Karadeniz kıyılarını Osmanlılara terk eden Bizanslılar, yıllık otuz bin düka altın haraç vermeyi kabul ettiler. Anadolu’da İzmir, Menteşe ve Teke beylikleri, Osmanlı hakimiyetine geçti. Germiyan Beyliği, Osmanlı Devletine katıldı. 1425’te Selanik’i ele geçiren Venedikliler, Osmanlılara karşı Macarlar ile ittifak kurdular. 1426’da Batı Anadolu’dan hareket eden Türk denizcileri, Venediklilere ait Eğriboz, Modon ve Koron’a sefer yaptılar. Osmanlı-Venedik Harbi 1425-1430 yılları arasında devam etti. Venediklilerin batı ve doğu devletleriyle ittifak kurmasına rağmen, Sultan İkinci Murad Han, Şubat 1430’da Selanik’i fethetti. Venedik donanması, Gelibolu’da Türk donanmasına taarruz ettiyse de müthiş bir bozguna uğradı. Temmuz 1430’da, Osmanlı-Venedik Harbine son veren Lapseki Antlaşması imzalandı. Selanik Osmanlılarda kaldı. Venedikliler yıllık vergiye bağlandı.
İtalyanların hakimiyetindeki Yanya’da, ahali, despot kavgalarından bıkmıştı. Yanyalılar, Selanik’te bulunan Osmanlı Sultanı İkinci Murad Hana müracaat edip, Türk adaletine sığınarak hürriyet istediler. Rumeli Beylerbeyi Sinan Paşa, ahalinin hürriyetine dair Sultan Murad Hanın fermanını getirince, şehrin anahtarı Osmanlılara teslim edildi. Böylece 1431’de Yanya ve çevresi de Osmanlı hakimiyetine girmiş oldu.
Balkanlarda ahalinin Osmanlı adaletini, kendi ırk, din, dil ve kültüründen olan idareye tercihi, başta Papalık olmak üzere Hıristiyan kral, despot ve prenslerini telaşa düşürdü. Balkan milletlerinin Osmanlı idaresini tercih etmelerinin önüne geçmek için, içeride ahaliye zulüm, dışarıda da diğer devletlerle ittifak kurdular. Türk'ü Türk'e düşürmek için, hakimiyet mücadelesindeki Anadolu beyliklerini Osmanlılar üzerine saldırtırken, Papanın da teşvikiyle büyük bir Haçlı ordusu kurmak için hazırlıklara başladılar.
1435’te Karamanoğlu İbrahim Bey yola getirildikten sonra, İkinci Murad Han, Rumeli’ye geçti. Akıncı Beyi Ali Bey’e Macaristan’ı vurma emri verildi. 1437’de Ali Bey’in kırk beş gün süren Macaristan akınında, Demirkapı geçilerek Erdel’e girildi. Akıncılar Macar şehirlerinin askeri mevkilerini tahrip edip, yetmiş bin esir alarak, pek çok ganimetle döndüler. Osmanlılara karşı düşmanca tavır alan Sırp Kralı Brankoviç’ten, 1439’da ülkesinin başşehri Semendire’nin anahtarı istendi. Brankoviç, Osmanlı teklifini kabul etmediği gibi ayrıca ordu hazırlattı. Osmanlıların taarruz harekatını haber alan Brankoviç, Semendire’nin müdafaasını oğluna bırakıp, Macar Kralına sığındı. Üç ay kuşatmadan sonra Semendire kalesi 27 Ağustos 1439’da fethedildi. Almanya İmparatoru ve Macaristan Kralı İkinci Albert, Semendire’yi kurtarmak için sefere çıktı. Macaristan Seferi kumandanlarından İshak Bey ve Osman Çelebi kumandasındaki Osmanlı ordusuyla karşılaşan İkinci Albert, muharebe başlamadan ordusuyla kaçmaya başladı. Macar ordusunun müthiş bir bozgun havasıyla kaçışı, İkinci Albert’i de korkuttu. Albert, bu telaş içinde canını zor kurtardı. Bu seferden ürken Bosna Kralı Tvartko yıllık yirmi bin duka altın vergisini, yirmi beş bin duka altına çıkardı. 1441’de Belgrad Kuşatmasının neticesiz kalışı, Avrupalıları ümitlendirip, yeni bir ittifaka heveslenmelerine sebep oldu. Macarların milli kahramanı Hunyadi Yanoş’un, Bosna’ya girişi, Balkan hükümdarlarının ve Anadolu beyliklerinin Osmanlılara karşı birleşmesine yol açtı. Bu sırada İkinci Murad Hanın, Karamanoğulları meselesiyle meşgul olmasından istifade eden Haçlı ordusu, 1443’te Tuna’yı aşarak Sofya ve Niş’i aldı. 1444’te Yalvaç Muharebesinde, iki taraf da kesin bir üstünlük kuramadı. Haçlılar, geri çekildiler. Neticede, 12 Temmuz 1444’te Macarlarla on yıl süreli Segedin Sulh Antlaşması imzalandı.
Sultan İkinci Murad Han, Segedin Antlaşmasından sonra; Hacı Bayram-ı Veli’nin İstanbul’u fethedeceğini işaret buyurduğu oğlu Mehmed (Fatih) lehine; “Sağlığımda oğlumun padişahlığını göreyim” diyerek saltanattan çekildi. Osmanlı tahtına on iki yaşındaki İkinci Mehmed Hanın geçirilmesi on yıllık Segedin Sulh Antlaşmasına rağmen, başta Papalık ve Macarlar olmak üzere Avrupa devletlerini ümitlendirdi. Osmanlılara karşı birleşerek hazırlıklarını süratle tamamladılar. Hunyadi Yanoş, Segedin Antlaşmasını bozarak, yanında Papalık kuvvetleri de olduğu halde, büyük bir Haçlı ordusuyla hareket etti. On iki yaşındaki Sultan Mehmed Han, ömrünün yirmi sekiz yılını muharebe meydanlarında geçiren babası İkinci Murad Hanı, yaşından umulmayacak ifadelerin bulunduğu tarihi davet mektubu ile, tahta geçmeye çağırdı. İkinci Murad Han, Manisa’dan Edirne’ye geldi. Murad Hanın kumandayı ele almasından sonra, tecrübe, dirayet ve askerlerin içten bağlılığının da verdiği kuvvetle, Varna’da Haçlılara karşı Türk tarihinin en muhteşem zaferlerinden biri daha kazanıldı. (Bkz. Varna Muharebesi)
Tekrar tahta çıkan Murad Han, ilk seferini Bizans İmparatorunun kardeşi, Mora despotu Konstantin’in tecavüzkarane faaliyeti üzerine yaptı. Despot Konstantin’den, Mora’da tecavüzleri durdurması ve işgal ettiği araziden çekilmesi istendiyse de reddedildi. Elde edilen bilgiler neticesinde Turahan Bey kumandasında öncü akıncı kuvvetleri gönderildi. Sultan Murad kumandasındaki asıl Osmanlı ordusu, 1446’da Korent ve Balyabadra’yı zaptetti. 1447’de Arnavutluk isyanı bastırıldı.
Macarların milli kahramanı Hunyadi Yanoş, Varna Muharebesi mağlubiyetinin lekesini silmek için Macarlardan başka Eflak, Bohemya ve Almanya’dan kuvvet toplamıştı. Asi Arnavutluk Beyi dönme İskender ile de ittifak kuran Hunyadi Yanoş, kendisiyle beraber olmayan Sırbistan’ı işgal edip, Tuna’yı geçti. Osmanlı Sultanı Murad Han, Haçlı ittifakına karşı lüzumlu hazırlıkları tamamlayıp, Anadolu Beyliklerinden de yardımcı kuvvetler aldı. Kosova’da düşmana karşı cephe alan Murad Han, Türk-İslam an'anesince, Muharebeden önce antlaşma teklif ettiyse de Haçlılar kabul etmedi. 17 Ekim 1448’de başlayan ve üç gün devam eden meydan muharebesi, Haçlıların bozgunu ile neticelendi (Bkz. Kosova Meydan Muharebesi). Hunyadi Yanoş, canını güçlükle kurtarabildi. Murad Han, 1450’de Arnavutluk Seferine çıktıysa da tamamlayamadı. 3 Şubat 1451 tarihinde vefat etti. Vasiyetnamesini tanzim edip vezirlere şahitlik ettirdi. Bursa’ya defnedildi. Türbesi, Bursa’da Muradiye mahallesinde yaptırmış olduğu cami yanındadır.
Sultan Murad, büyük bir sarsıntıdan yeni çıkmış olan devletin hükümdarı olduğu zaman, çok gençti. Anadolu’da Timur Han'la yeniden ortaya çıkan Türk Beyliklerinin; Rumeli’de ise devletin zaafından istifade etmek için fırsat gözleyen Balkan ve Avrupa devletlerinin korkunç ihtiraslarıyla karşı karşıya idi. Bizans, devletin başına her gün yeni bir gaile, bir iç buhran açmak için sinsi sinsi çalışıyordu. Böyle buhranlı bir devirde devlet idaresini eline alan Sultan Murad Han, hayatı boyunca, Anadolu’da Türk birliğinin kökleşmesi için çalıştı. Rumeli’de tabii hudutlar içinde yaşamayı tercih etmesine rağmen, memleket menfaati icab ettirdiği vakit asla vazifeden kaçmayacak ve hayatını bu uğurda fedadan çekinmeyecek kadar cesur, metin, iradeli, azimkar idi. İç ve dış gailelerle geçen hükümdarlık hayatı sonunda, sadece siyasi ve askeri bakımdan değil, medeniyet bakımından da yeni çağı açacak olan oğlu Sultan Mehmed’e, mamur ve her türlü ilmi gelişmeye hazır bir ülke bıraktı.
Murad Han, ince ruhlu, hassas, lütufkar, adil, merhametli olup sözüne sadık, cesur ve tedbir sahibi, kumanda kabiliyeti yüksek bir devlet adamıydı. On iki yaşında şehzade iken başlayan muharebe hayatı, vefatına kadar devam etti.
İlmi sohbetleri sever, alimleri himaye eder ve onların ihtiyaçlarını karşılardı. Haftanın iki gününü ilim meclisinde sohbetle geçirirdi. Kendisinin de ilmi ve ibadeti çok; zühd, vera ve takvası pek fazlaydı. Oğlunu ve kızlarını evlendirdikten sonra, bir gün veziri Çandarlı İbrahim Paşaya dönmüş; “Koca Çandarlı! Bu dünyada arzulanan nedir ki? Oğul evermek, kız çıkarmak... Bunları Allahü tealanın izniyle yerine getirdik. Geriye iman ile gitmek kaldı” demişti.
Hemen bütün ömrünü gaza meydanlarında geçirdiği halde, imar işlerine ehemmiyet verip çok eser bıraktığı için Ebü’l-Hayrat diye anıldı. Bursa, Edirne ve başka şehirlerde, yoksullar için imaret ve ulema için medrese yaptırdı. Edirne’de darülhadis ve buna gelir olarak Tahtakale Hamamı, Alacahamam ve Üç Şerefli Camiini yaptırıp, bunları bir çok vakıflarla destekledi. Bursa’da Muradiye semtinde cami, medrese ve imaret yaptırdı. Edirne’de Ergene civarında bir köprü yaptırıp, Uzunköprü kasabasını kurdu. Selanik ve İpsala’da da camiler inşa ettirdi. Her yıl Kudüs, Halil-ür-Rahman, Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevvere yoksulları için otuz beş bin altın gönderirdi. Ankara bölgesinde Balıkhisarı adlı büyük bir subaşılığın köylerini Mekke yoksullarına vakfetmişti. Bulunduğu şehirde, her yıl on bin altını kendi eliyle seyyidlere paylaştırırdı. Tebaasının hakkına ziyadesiyle riayet eder, kul hakkından pek sakınırdı. Babası Çelebi Sultan Mehmed Handan kalma, Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevvere fakirlerine, Resul-i ekrem efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) komşularına hediye gönderme adetini devam ettirdi.
Tezkirelerin, şiir söyleyen ilk Osmanlı sultanı olarak zikrettikleri İkinci Murad Han;
Gerçi-kim haddim değüldür buseni kılmak dilek,
Arif olan çün bilür anı ne lazım söylemek.
gibi ustaca şiirler yazabilecek kadar kuvvetli bir şairdi. İlme ve alimlere çok hürmet edip evliyaya izzet ve ikramda kusur etmediği için, memleketi alim ve evliya yurdu oldu. Herkesin duasını aldı, pek kıymetli eserlerin yazılmasına, tercüme edilip Türkçe'ye kazandırılmasına ve kıymetli ilim müesseselerinin inşasına vesile oldu.
Yazılan eserlerde açık bir dil kullanılmasını emrederek, Türkçe yazmak hususunda titizlik gösterdi. Devrinde Osmanlı sarayı, alim ve şairlerin buluştuğu bir yer oldu. Büyük alim Molla Yegan bile ona hac dönüşünde hediye olarak, Fatih’in hocası alim Molla Gürani’yi getirmişti. Bu husus hiç bir milletin kültür tarihinde rastlanılmayan eşsiz bir hadise olup, İkinci Murad Hanın ilme verdiği değeri de gösterir. Osmanlı Devletinde, devrinde en çok eser yazılan padişah olması bakımından dikkat çeker. Gerçekten onun devrinde manzum, mensur pek çok eser yazılmış ve Osmanlı sarayı, eserler hazinesi durumuna gelmiştir.
Yine tezkirelerin kaydettiğine göre, Osmanlı padişahları içinde, şiirleri ilk defa kaydedilen padişahtır. Devrinde şuara (şairler) tezkirelerinde temel teşkil eden bazı nazire mecmuaları da onun adına ithaf edilmiştir. Ayrıca adına ithaf edilen pek çok eser vardır ve hemen hepsinde İrşadü’l-Murad ile’l-Murad, Mesnevi-i Muradiyye ve Muradname gibi bu padişahın ismi geçer.
Devrinde görülen geniş tabanlı bu kültür faaliyeti, sonraki asırlara da temel teşkil etmiştir.

232  cellotin genel / Tarih / Ynt: 2.Katerina : Ekim 08, 2007, 10:39:43 ÖS
Katerina II (1729 - 1796) 

Rus Çariçesi İkinci Katarina 1729'da doğdu. Alman asıllı olan İkinci Katarina, Çar Üçüncü Petro ile evlendi ve onun ölümü üzerine 1762 yılında tahta çıktı. 1774-75 yılları arasında Pugaçev ayaklanmasını bastırmayı başaran İkinci Katarina, adliye, maliye, idare alanlarında reformlar yaptı. Osmanlılar'dan Kırım'ı, Lehistan'dan da doğu topraklarını aldı. Voltaire ve Diderot ile mektuplaşan İkinci Katarina, tarihte "Büyük Katarina" olarak anılır. 1796'da öldü.




233  cellotin genel / Tarih / Ynt: 2.dünya savaşı : Ekim 08, 2007, 10:39:24 ÖS
Nedenleri
Almanya'da Nasyonal Sosyalistlerin 1933'de iktidar mevkiine geçmeleriyle Almanya savaş hazırlığına başladı. Bu hazırlığın nedenini, Nazi rejiminin emperyalist siyasetinde ve Almanya'nın Versay Antlaşmasıyla uğradığı haksızlıklara ve zulümlere karşı isyan ederek haklarını geri almak istemesinde buluruz.

Adolf Hitler, aynı siyaseti güden Japonya ve İtalya ile birleşti. Bu üç devlet saldırıcı nitelikte bir bağlaşma meydana getirdiler. Bu bağlaşmaya "Üçlü Mihver" adı verildi ( 27 Eylül 1940)

İkinci Dünya Savaşı, Alman ordularının 1 Eylül 1939'da Polonya'ya saldırması ile başladı. 3 Eylül'de İngiltere, onun arkasından Fransa, Polonya'ya yardım amacıyla Almanya'ya savaş ilan ettiler.

Savaş kısa zamanda alanını genişletti. İskandinavya'dan Kuzey Afrika'ya, Balkanlardan Manş kıyılarına kadar olan bütün yerleri Almanyalar "Yıldırım Savaşı" usulüyle ele geçirdiler. 1939'da Sovyet Rusya ile Almanya arasında imzalanan dostluk paktına rağmen 22 Haziran 1941 tarihinde Alman orduları Rusya üzerine yürüdü. Bunun üzerine 12 Temmuz 1941'de Rus-İngiliz bağlaşması imzalandı.

7 Aralık 1941'de Japonya Havai Adalarındaki Pearl Harbour limanında bulunan Amerikan donanmasına baskın yapmak suretiyle savaşa girmiş oldu. Roosevelt Japonya'ya savaş ilan ederek Rusya ve İngiltere yanında İkinci Dünya Savaşına girdi (1941).

1942 yılında Mihver devletler her tarafta üstün bir durumda idi. Müttefikler ise bu beş yıl içinde hazırlıklarını tamamlamak için savunmada kaldılar.

1942 yılı sonlarında müttefikler duruma hakim olmağa başladılar. Az zamanda büyük bir hava kuvveti ve donanma yapmayı başaran Amerikalılar Pasifik'te Japonları geri çekilmeğe zorladılar.

1 Ekim 1943'de müttefikler Sicilya Adasından İtalya'yı geçerek birinci cepheyi açtılar. İtalyanlar bir süre sonra teslim oldular. 6 Haziran 1944'de müttefik kuvvetler Fransa'dan Normandiya kıyılarına çıkarma yaparak Almanya'ya karşı ikinci cepheyi açtılar.

1945 senesinde Nazi Partisi dağıldı. Yeni Almanya Hükümeti 7 Mayıs 1945'de kayıtsız şartsız teslim oldu. Savaş halinde olan yalnız Japonya kalmıştı. Amerikalılar Nagazaki ve Hiroşima üzerine atom bombaları attıktan sonra 1945'de Japonlar teslim oldular. Böylece İkinci Dünya Savaşının askeri safhası sona ermiş oldu.
234  cellotin genel / Tarih / Ynt: 2.beyazıd : Ekim 08, 2007, 10:38:55 ÖS
BAYEZİD -II
    Babası:   Fatih Sultan Mehmed Han
    Annesi:   Sitti Mükrime Hatun
    Doğumu:    3 Aralık 1447
    Vefatı:       26 Mayıs 1512
    Saltanatı:       1481 - 1512



   Osmanlı padişahlarının sekizincisi.

   Küçük yaştan itibaren tam bir ihtimamla yetiştirilen şehzade Bayezid, devrin en mümtaz alimleri elinde tahsil gördü. Yedi yaşında iken, Amasya valisi oldu. 1473 Otlukbeli savaşına sağ kol kumandanı olarak katıldı. Babası Fatih Sultan Mehmed' in ölümü üzerine, 20 Mayıs 1481' de tahta geçti.

   Ancak Bayezid, kardeşi Cem Sultan' ın muhalefeti ile karşılaştı. Bursa' yı alan ve adıan hutbe okutan Cem' e karşı, Yenişehir savaşını kazanan Bayezid duruma hakim oldu. Fakat Cem mes'elesi sona ermedi. Tersine olarakbu iş, doğu ve batı devletlerinin en çok ilgilendikleri bir problem halini aldı ve imparatorluk bu yüzden daimi bir tehdit altına girdi. Çünkü Papa, Cem vasıtasıyla Avrupa' da Osmanlılara karşı büyük bir ittifak kurabilmek için faaliyete girmişti. Ona göre Osmanlı İmparatorluğu' nun yıkılması için en müsait vakit gelmişti. İşlerin tehlikeli bir yola girdiğini gören Bayezid Han, bu sebeple 16 Ocak 1482' de Venediklilerle bir anlaşma imzalayarak hıristiyanlığın en kuvvetli uzuvlarından birini felce uğrattı ve zahiren de olsa onların dostluğuhnu temin ederek, 17 yıl Osmanlıların aleyhindeki teşebbüslere seyirci kalmalarını sağladı.

   Boğdan voyvodasının yıllık vergisini ödememesi ve aleyhte faaliyetleri üzerine 1484 yılında sefere çıkan Bayezid, 15 Temmuz' da Kili ve 11 Ağustos' ta Akkerman kalesini fethetti. Bu sırada Sultan Bayezid' in Dulkadir Beyliği üzerindeki hakimiyet mes'elesi yüzünden, Mısır- Memluk sultanı ile arası açıktı. Daha sonra Memluklülerin, Cem Sultan' a sahip çıkarak onu Bayezid' e karşı kışkırtmaları ve Osmanlı hacılarına karşı güçlük çıkartmamaları iki devlet arasında bir harbe sebebiyet verdi. Belirli aralıklarla altı sene süren savaş, küçük birliklerin vuruşmaları şeklinde cereyan etmiş ve kesin bir netice elde edilememiştir.

   Sultan Bayezid, kardeşi Cem' in 1495' de Napoli' de vefatı etmesinden sonra, Osmanlı Devleti' nin dış politikasına başka bir yön verdi. 1498 senesi ilk ve sonbaharında Silistre sancakbeyi Bali Bey kumandasında 40 bin akıncı birliği, Lehistan' a Osmanlı tarhinin en büyük akın hareketlerini gerçekleştirdiler. Bu arada Venediklilerin Mora üzerine tecavüzi hareketlerde bulunması üzerine de Sultan, 1499' da Mora seferine çıktı. 25 Ağustos' ta İnebahtı, 9 Ağustos 1500' de Modon ve 16 Ağutos' da Koron Venediklilerden alındı.

   Bayezid Han batıda daha önemli fetihlere başlama noktasıda iken, doğuda büyük bir tehlike ile karşı karşıya kaldı. bu sebepten dolayı, 1502' den sonra zamanını Safevi hükümdarı Şah İsmail' in türlü entrikalarını karşılamaya hasretti. Memluklülerle birlik onlara karşı askeri tedbir aldı. Fakat bilhassa onunla bir ihtilafa düşmemeye çalıştı. Çünkü Anadolu' da kalabalık bir halk kütlesi, Şah İsmail tarafını tutyordu. Nitekim 1511' de patlak veren Şah Kulu Baba Tekeli isyanında Kütahya' yı ele geçiren ayaklanmalar güçlükle bastırılabildi.

   Sultan Bayezid' in son yılları saltanatı ele geçirmek isteyen oğullarının mücadelesine de sahne oldu. Neticede kardeşlerine karşı daha dirayetli olan ve yeniçeriler tarafından da desteklenen oğlu Selim' e Allahü teal mübarek etmesi üzerine dileğiyle saltanatını teslim etti (25 Nisan 1512).

   Bayezid Han daha sonra Dimetoka' daki saraya giderken Abalar Köyü mevkıinde hastalanarak 26 Ağustos 1512 günü vefat etti. İlim sahibi, takva, adalet ve merhametten ayrılmayan, vakarlı, vakarlı ve hilmiyle meşhur bir padişah olduğu için "Vali Bayezid" olarak bilinir. Bayezid meydanında kendi külliyesi ile birlikte caminin inşası bitince padişah; "Her kim ömrü boyunca ikindi be akşam namazlarının sünnetlerini terk etmemiş ise, ilk cuma namazında imam olsun" buyurmuştu. Bu hususta kendisinden başka kimse çıkmamış, sulhde ve seferde hiçbir sünneti bırakmadığı için namazı kendisi kıldırmıştır. Sultan Bayezid' in mührünü taşıyan sayısız yazma eserin Türkiye ve Avrupa kütüphanelerinde bulunması ve onun kültür faaliyetleri arasında dikkat çekmektedir. Memleketin her tarafında imar faaliyetlerini devam ettirdi. Yaptırdığı en önemli eserler arasında, Amasya' da medrese, cami ve zaviye, Edirne' debir darüşşifa ve İstanbul' da Bayezid Camii, medrese ve imareti başta gelmektedir.
 

235  cellotin genel / Tarih / Ynt: 2. dünya savaşı ve japonya : Ekim 08, 2007, 10:38:44 ÖS
               2.Dünya Savaşı ve Japonya
           2.Dünya Savaşı Japonya için büyük bir dönüm noktasıdır.Her ne  kadar bu savaş Japonya için  bir felaket olarak gözüksede Japon mucizesinin temelini oluşturmuştur.
              Japonya Hawaii'deki Pearl Harbor deniz üssüne saldırmakla savaşa katılmıştır fakat özellikle Hiroshima(6 Ağustos 1945) ve Nagasaki(9 Ağustos 1945)'ye atılan atom bombalarıyla savaş Japonya için dramatik bir hal almıştır.Sadece bu iki atom bombası yüzünden 266 bin kişi hayatını kaybetmiştir.Bu aşamadan sonra Japonya adına yapılacak birşey olmadığını anlayan imparator 15 Ağustos 1945'te Japonya'nın kayıtsız şartsız teslim olacağını açıklamıştır.
                  Savaş Sonrası Ekonomik Kalkınma
             ^ikinci Dünya Savaşı bittiğinde Japonya,neredeyse bütün fabrikaları hava saldırılarında yanmış yada yıkılmış,çok yüksek enflasyonla yüz yüze kalmış,gıda sıkıntısı çekilen,işgal dönemi idaresince dış ticareti kısıtlanmış bir ülke durumundaydı.^(1).Ekonomi tam anlamıyla felce uğramıştı,karaborsacılık büyük boyutlara ulaşmıştı.Ülke deniz aşırı topraklarının tamamını kaybetmişti,öteki topraklardan gelen 6 milyon göçmenle ülke nüfusu 80 milyonu üzerine çıkmıştı.Askeri ikmalin durmasıyla iç talep durmuştu.Durum Japonya için çok korkunçtu fakat Japonya savaşta kendi canlarını gözü kırmadan feda edebilen kamıkaze pilotlarına sahip olduğu kadar ekonomilerini yeniden inşa etmeye kararlı idarecilere ve halka da sahipti.
              ^^Belki insanlık tarihinin en büyük felaketine sebep olmanın vicdan aabı,belki de ileriye yönelik daha farklı planlardan ötürü Amerika Japonya'ya yardım elini uzatan ilk ülke oldu.^^(2)
1951 yılına kadar gayri safi milli hasıla 1934-1936 düzeyine yükseldi.Dağılan askeri personel ile dönen siviller iş gücüne katılarak  savaş sonrası döneminin ilk yıllarındaki ekonomik yapılanma için bol miktarda işçi sağlanması mümkün oldu.
              Savaştan sonra yürütülen muhtelif reformlar,sonraki ekonomik gelişme için temel bir unsur oluşturdu.Savaş sonrası ordunun dağıtılması ve yeni ordunun oluşturulmasının yasaklanmasının yeni anayasaya yazılması ile ülkenin ekonomik kaynakları ağır askeri harcama yükünden kurtulmuştur.Zaibatsu'ların (büyük iş tröstlerinin) dağılması serbest rekabet güçlerini serbest bıraktı ve çiftlik sahipliği daha önceki çiftlik sahipleri arasında toptancılık usülüyle yeniden dağıtıldı.Bu da yeni sahiplere  kendi topraklarını geliştirmede yeni teşvik sağladı.İşçi sendikalarının faaliyetlerine karşı duran türlü engeller kaldırıdı ve sonuçta işçilerin iş güvenliği daha çok korunarak ücret düzeylerinde istikrarlı bir düzeye çıkıldı.
            ''Öncelikli üretim sistemi''uyarınca artan kömür ve çelik üretimine ağırlık verildi.Bu iki ürün ülkenin  sanayi çabalarının ana sermayesini oluşturmaktadır.Çelik üreytimindeki artış üretimin can damarı haline geldi.Tüketimin artması ile sürdürülen sermaye yatırımındaki yükselme bununen önemli belirtisidir.Üretim yalnızca anahtar malzeme sanayilerinde değil(çelik ve kimyasal maddelerde)aynı zamanda televizyon aletleri ve otomobil gibi tüketici maddeleri üreten yeni sanayilerde de kendini göstermiştir.
                    Hızlı Ekonomik Kalkınma 
            Japonya'nın ekonomisi 1950 yılınnın ortalarında 1960'lara kadar hızlı gelişimini sürdürdü.1962 ve 1965'de iki kısa yavaşlama geçirsede yıllık büyüme oranı ortalama olarak 1960'lar itibariyle gerçek olarak %11'lik orana ulaştı.Bu oran 1960-72 dönemi için Federal Alman Cunhuriyeti'nde %4,6,ABD'de ise %4,3 idi.Japonya'nın savaş öncesine ilişkin %4'lük oranın da iki mislini fazlasıyla aşıyordu.
             Japonya ekonomisinin 1950'lerden 1960'lara olan bu hızlı ekonomik büyümesinin yeni tesis ve ekipmanlara karşı özel sanayi tarafından ciddi yatırım yapılması ile açıklanabileceği kabul edildi.Japon ailelerinin yüksek düzeyde tasarruf etmeleri özel sektörde ağır yatırımlar için için bol fonlara kavuşması ve bankaların ve öteki mali kuruluşların nakit rahatlığa ulaşmalarına neden oldu.Sermaye harcamalarındaki yükselme de yeni teknolojinin de dış şirketlerin lisansı ile kurulan firmaların gelişi ile bütünleşti.Modernleşme konusundaki yatırım yapan sanayilerinin dünya pazarında daha rekabetçi olmalarına neden oldu ve yeni ürünler ortaya çıkarak Japon girişimcilerinin kitle üretiminden ve gelişen üretkenlikten yararlanmasına neden oldu.
              Bu dönemde Japonya'nın ekonomik büyümesinin ardında yatan bir başka unsur da yüksek düzeyde eğitim ile bol bulunan iş gücüne kavuşulmasıdır.Çok yükek sayıda genç her yıl iş gücüne katıldı ve özellikle tarım kesimlerindeki bir çok işçi büyük şehirlerde bulunan hizmet işleri ile imalata katıldı.
             1965 yılındaki kısa duraksamadan sonra Japon ekonomisi1970 yılı yazına kadar uzun bir rahatlık dönemi yaşadı.Bu dönemdeki gerçek büyüme oranı %12'yi buldu.Bu büyümenin arkasındaki gerçek unsur yükselen sermaye yatırımları oldu.Bu yatırımlar kapsamlı ekonomilerin oluşmasını sağlayan projelere aktarıldı,ihracat kapasitesinin arttıracak ilave tesislerin yapılması sağlandı ve işten tasarruf sağlayan araçlar,kirliliği kesen aygıtlar gibi ekonomik ve sosyal ortamlardaki değişimlere yanıt vermesi gereken ekipmanların sağlanmasına harcandı.Japon ürünlerinin kuvvetli fiyat rekabetçiliği nedeniyle lhracattaki artışlar da iş faaliyetlerindeki uzun süreli büyümeyi destekledi.
              Gayri safi milli hasılanın hızlı büyümesi ile 1968 yılına kadar Japonya,ulusal ekonomik ıskılası bakımından pazar ekonomileri arasında yalnızca A.B.D'nin ardından ikinci sıraya yükseldi.
              Japonya'nın sürekli refahı uluslararası konumunu geliştirdi ama ihracatındaki hızlı artış ile ödemeler dengesindeki büyüyen fazlalık öteki ülkelerdeki korumacılığa doğru giderek artan hareketlere neden oldu.1971 yılının ağustos ayında A.B.D Dolarının altına çevrilebilirliğini askıya aldı ve bunun sonucunda da Bretton Woods uluslararası para sistemine son verdi.1973 yılını şubat ayında Japonya dahil dünyanın önemli ülkeleri döviz kurlarını dalgalandırma sistemine geçtiler.Uluslararası para işlerindeki karışıklık dünya çapında bir enflasyon krizine neden oldu.
                   Japonya içerisinde, ekonomik faaliyeti teşvik eden ve ülkenin mevcut hesap artığını azaltmak üzere benimsenen gevşek para politikaları ile dahada kötü hale geldi.1973 yılının sonbaharında ilk petrol şoku enflasyon alevlerini dahada fazla körükledi.
              1974 mali yılında gerçek büyüme(Nisan 1974-Mart1975)%-0.4'e düştü ve ülke kendisine savaş sonrasını izleyen yıllardaki en ciddi ekonomik darboğazda buldu.Daha sonraki yıllarda ekonomi biraz canlandı,fakat hiçbir zaman o hızlı büyüme dönemine ulaşamadı.Mali portrede vergi gelirlerindeki düşüşle karardı;çünkü ekonominin kötü duruma düşmesi vergi oranlarını da etkilemişti.1975 mali yılındaki ek bütçe ile hükümet savaştan itibareb ilk kez olarak mali açığın kapatılması gibi bir sorunla karşı karşıya kalıyordu.
             1978 yılının sonuna doğru Japonya petrol şokunun etkilerinden tam kendini kurtarıyor gibi görünürken İran Devrimi ikinci kez olarak petrol fiyatlarına bir darbe daha vurdu.İlk şoktaki deneyimi hatırlayan Japon hükümeti enflasyonu kontrolden çıkmaması için sıkı para politikası ve öteki uygun tedbirlerle karşı saldırıya geçti ve 1980 yılının yazına doğru fiyatlar istikrar kazandı.Fakat ekonomi yavaşlama dönemine girdi ve iş dünyası envanter düzeylerine kavuştu.Sermaye garcamalarını azalttı ve bireyler tüketim harcamalarını konut yatırımlarını azalttılar.A.B.D'deki yüksek faiz oranları Japonya'daki ekonomik yavaşlama dönemini daha da uzatmış oldu.
             Japon sanayi,petrol krizleri sonucu olarak hem enerji hemde iş maliyetlerindeki ciddi artışlar karşısında enerji ve iş taleplerini indirererk yeni teknoloji ortaya koyma yönünde mecburu çabalarda bulundu.Bu çabalar,Japonya'nın petrol krizleri öncesindeki uluslararası rekabetçiliğinden daha güçlü duruma ulaştırdı.
              1980'lerin başlarında dünya çapındaki bir ekonomik yavaşlama petrol tüketiminin azalmasına ve Petrol İhraç Eden ülkeler organizasyonunun bütünlüğünü ciddi boyutlarda zayıflatmıştı.OPEC 1983 yılının mart ayında ilan edilenfiyatlarını aşağı çekti ve bu da ucuz petrol dönemini başlattı.
             Öteki unsurlarla birlikte bu gelişmelerin birleşmasi(güçlü dolar ile zayıf yen ve ABD ekonomisinin güçlenmesi)de 1980'lerin başlarında Japon ekonomisine yararlı bir etkide bulundu.Özel sektör sermaye yatırımındaki ciddi artışlar ile ihracat satışlarındaki büyüme nihayet ekonomiyi uzun ekonomik yavaşlama koridorundan çıkardı ve 1984 mali yılındaki %5,1lik genelde tatminkar ekonomik büyüme oranına yükseltti,1985 yılındaki oranda %4,3 idi.
             1985 yılının eylül ayında beş büyük sanayi ülkesi ortak bir karar alarak aşırı yükselen doları aşağı çekme kararı aldılar.Bir sonraki oniki ayda dolar 240 yenden 160 yenin altına indi.Yenin değerindeki bu artışın ters etkisi Japon ekonomisinde ciddi sorunlara neden oldu.^^Dünyanın en büyük ekonomik güçlerinden biri olan Japonyada Liberal Demokratik Parti'nin uyguladığı ekonomik politikallar faydalı olmuş ve 19852ten sonra ortaya çıkan enflasyon ve işsizlik gibi sorunların üstesinden gelinerek önemli bir ekonomik  büyüme sağlanmıştır^^(3)
              1987 yılının Eylül ayında Ekonomik Kooprasyon ve Gelişme Örgütü 1986 yılında 1.958,5 milyar dolarlık bir gayrisafi milli hasılaya ulaştığını bildirmiştir.Bu rakam yalnızca 4.166,8milyar dolarlık ABD gayrisafi milli hasılasının altındaydı.Japonya'nın kişi başına 16,127 lik gayri safi milli hasılası 24 OECD ülkesi arasında enüst düzeyde olan 4. ülkeydi.Bu rakam ötekilerle kıyaslandığında ABD'ninki 17.246 dolar ve en üst düzeyde olan İsvşçre ise 22.800 dolardı.Bugün Japonyanın kişi başına düşen gayri safi milli hasılası 1968'in oldukça üzerindedir.O tarihte Japonya gayrisafi hasıla yönünden ABD'yi ve bütün Batı Avrupa ülkelerini geride bırakarak 19.sırada bulunuyordu. 
              1985 yılında Japonya dünyanın en büyük alacaklı ülkesi haline geldi ve 1986 yılının sonuna kadar net yurt dışı yatırımları 180,4 milyar doları bulmuştu.Daha önce dünyanın en büyük alacaklı ülkesi konumunda olan ABD 1985 yılının sonuna doğru borçlu konumuna girmiştir.Net borçları 263.6 milyar dolara kadar yükselmiştir.
             Japonya bir dönem ihracattan ziyade iç talepten kaynaklanan bir ekonomiye doğru yapısal bir uyarlama politikası izleyerek mümkün olduğu kadar kısa bir süre içerisinde dış dengesizliklerini tamir etmeye çalışmıştır.Hükümet bu bağlamda iç talebin yayılması konusuna özel önem vermiştir.Çünkü özellikle konut ve altyapı gibi özel konularda Kuzey Amerikanın ve Batı Avrupa'nın ileri ülkelerinden hayli geride kalmaktaydı.
             1988 bütçesi mali yılında Hükümet kamu işletme harcamalarını başlangıç 1987 bütçesindeki düzeyin %20 üzerine çıkmıştır.Özel sektörde aynı şekilde iç talebe yönelik olarak bir sanayi yapısı gelişmesi yoluyla uluslararası topluluktaki Japonya'nın konumunu muhafaza etmeye çalışmıştır.
              ^^1990'lar Japonya için kayıp bir on yıl olarak geçmiştir.1998 yılında Japon ekonomisi resesyona girme tehlikesiyle karşı karşıya iken,aynı yılın Kasım ayında ekonomi için bir Acil Önlemler Paketi kabul edilmiştir.Genişletici para ve maliye politikaları yoluyla,ekonominin içinde bulunduğu deflasyonist kısır döngü tehlikesinden uzaklaşmayı amaçlayan ekonomik paket kısmen başarılı olmuştur.1999 yılı Kasım ayında bir önceki yılın politikalarına ilaveten bazı yapısal reformları da gerçekleştirmeyi amaçlayan yeni bir ekonomik paket (Ekonomik Yeniden Doğuş İçin Politika Önlemleri)uygulanmaya konmuştur.Açıklanan bu paket,sürdürülebilir bir büyümeyi ve ekonomik ve sosyal yapının21. yüzyılın gereklerine uygun olarak düzenlenmesini sağlamak amacını güdüyordu.
          TABLO:GSYIH VE KAMU BORÇLARI(Trilyon Yen)
                                                  1996       1997       1998       1999       2000
GSYIH                                       485,6        493,2         480,6        481,9         498,9
Kamu borçları                             343,7        368,6         427,0        477,8         577,9 
Kamu borçlar*/GSYIH(%)           70,2          74,7           88,8          99,1          115,8
*Kamu borçları merkezi hükümetin doğrudan borçları ile hükümet garantisindeki borçlardır.
              Ekonomik ortama olan güven son 2,5 yılın en düşük düzeyine inmiş bulunmaktadır.Bankaların batık kredileri önemli bir sorun olarak çözüm beklemektedir.Yaklaşık 250 milyar dolara ulaşan batık krediler finansal kesimin en önemli zaaflarından birini oluşturmaktadır.Büyük ölçüde1980'lerin 'balon ekonomisi' zamanında alınan ve sonra da gri ödenemeyen şirket borçları bankaları zor duruma sokmuştur.Yeni tasarrufların bir kısmı da zor durumdaki şirketlere aktarılmaktadır.Bu durum,üretime yönlendirilmesi gereken kaynakların tüketilmesine yol açmaktadır.
          TABLO:GSYIH BÜYÜME ORANLARI
                    1991  1992  1993 1994  1995  1996  1997  1998  1999  2000*  2001*
Dünya           1,8      2,0       2,3     3,7      3,6       4,1       4,1      2,6       3,4      4,7         4,2
Japonya           3,8      1,0       0,3     0,6      1,5       5,0       1,6     -2,5      0,2      1,1         1,7
Kaynak:IMF,Japonya istatistik bürosu
*2000 yılı dünya büyüme oranı ile dünya ve Japonya büyüme oranı tahminidir.
              Dünya ekonomisi son on yılda ortalama yüzde 3,2 büyürken,Japonya ekonomisi sadece yüzde1,3 oranında büyüyebilmiştir.Ekonomideki işsizlik sorunu devam etmektedir.İşsizlik oranı 1999 yılında yüzde 4,7 iken 2000 yılının üçüncü çeyreğinden itibaren yüzde 4,8'e,Aralık ayından itibaren ise yüzde 4,9'a yükselmiş bulunmaktadır.Şubat ayı rakamlarına göre sözkonusu oran tekrar yüzde 4,7'ye gerilemiştir.Şubat ayında istihdam edilen kişi sayısı 63,52 milyon ve işsiz sayısı ise 3,18 milyon olarak hesaplanmıştı.^^(4)                     
              ^^1991 yılından itibaren üretimde önemli azalmaların olmasına karşın hala dünyanın en sağlam sanayi kuruluşlarından biri olan Japon kuruluşları artık otomobil ve eloktronik esyanın yanısıra kimyasal madde sektorunde de çok iyi durumdadırlar^^(5)
                                            TOPLUM
                              Nüfus
                            Bugün Japonya 125.449.000'lik bir nüfusa sahiptir.Japonya nüfus yönünden ,
Çin Halk Cumhuriyrti,Hindistan,Rusya,Amerika Birleşik Devletleri,Endonezya ve Brezilya'dan sonra dünyanın yedinci ülkesidir.
                                   Diğer sanayileşmiş ülkelerde olduğu gibi,Japonyada nüfus artışı son yıllarda ölüm oranlarındaki azalmaya rağmen yavaşlamıştır.
                                  1974'te %1,27 ile en yüksek düzeyde olan nüfus artış oranı önceki yıllara göre giderek düşmüş ve 1987'de %0,54'e inmiştir.Bu azalma doğum oranında meydana gelen keskin düşüşle açıklanabilir.Bu oran 1974' te binde 18,6'dan 1986'da binde 11,4'e düşmüştür.Japonya'nın nüfusunun yavaş yavaş azalarak 2013 yılında 135,0 milyon olması beklenmektedir.
                                  1987 Mart ayında Japonya'da nüfus yoğunluğu 321 kişi/km kareydi ve Belçika,Hollanda ve Kore gibi nüfus yoğunluğu yüksek ülkeler arasında yer almaktayı.Günümüzde bütün nüfusun %45'i üç büyük metropol olan Tokyo,Osaka ve Nagoya'da yaşamaktadır.Son zamanlarda nüfus daha çok Tokyo metropolünde toplanmaya başlamıştır.
                                   Japonya'nın nüfusunun yaş kompozisyonu yavaş bir değişikliğe uğramaktadır.Kalabalık bir 14 yaş ve altı çocuk nüfusu ile geniş bir taban oluşturmuş olan tipik savaş öncesi yapı,doğum oranındaki azalma sonucunda nüfus piramidinde kolona benzer bir şeklin oluşmasına neden olmuştur.
                                   1989'da,Japonya'nın toplam nüfusunun %10,9'u,65 yaş üstündeydi.Bu şekil,İsviçre gibi bu oranın %20 civarında olduğu,İngilter gibi %15 civarında olduğu bazı Batı ülkeleri ile karşılaştırıldığında düşüktür.
                                   Japonya,ortalama yaşam süresinin dünyada en uzun olan ülke olması nedeniyle-kadınlar için 81,erkekler için 75 yaş civarında-yaşlı nüfus oranı belirgin bir şekilde artmaktadır;ve 2020 yılında bu oranın %23,6'ya ulaşması beklenmektedir.
                                              Aile Hayatı
                             2.Dünya Savaşı'ndan önce Japonların çoğu üç yada daha çok kuşağın bir arada olduğu geniş aileler halinde yaşıyorlardı.Aile ilişkilerinde katı bir hiyerarşik sistem hakimdi ve ebeveynlerin otoritesi güçlüydü.Babalar çocuklarından saygı ve itaat bekler ve buna karşılık kendi aileleri ile ilişkileri da aynı şekilde olurdu;evli kadınlardan kocalarını ve ailelerini saygı ile itaat etmeleri beklenirdi.Savaştan sonra demokratikleşme süreci Japon aile hayatını her yönüyle değiştirmiştir.Özellikle 1947'de kadınlara hayatın her alanında erkeklerle eşit yasal statü tanıyan ve böylece eski ataerkil aile yapısını ortadan kaldıran medeni kanunun revizyonu çok önemlidir.
                                      Hızlı ekonomik büyümenin aile hayatı üzerinde de geniş etkileri olmuştur.En  çarpıcı değişikliklerden biri,kentleşme ve teknolojik gelişmelerle kuvvetlenen bir eğilim olarak,ebeveyn ve çocuklardan oluşan çekirdek aile sayısındaki artıştır.1955'te ailelerin %44'ü geniş aileidi fakat bu oran giderek düşmüş ve 1970'te %19'a 1980'de %16,2 ve 1985'te %15,2 ye inmiştir.Bu arada çekirdek aile oranı ise 1985'te %61,1'e yükselmiştir.
                                     Aile içerisinde bir başka değişiklik doğan çocuk sayısındaki belirgin azalmadır.1930'da kadınlar ortalama olarak 4.7 çocuk doğururken bu sayı 1950'de 3,6'ya ve 1985'te 1,8'e düşmüştür.Bu azalma gençler arasında gittikçe büyüyen kentte çalışma,şirket lojmanlarında yada tekbaşlarına yaşama eğilimi ile birlikte Japon ailelerinin ortalama büyüklüğünün düşmesine yol açmıltır.
                                     Geniş ailenin yok olmasının ve Japonların yaşam süresinin uzamasının sonucu olarak,tek başına yaşıyan yaşlı nüfusta artış olmuştur.65 ve daha yaşlı insanlardan oluşan ailelerin oranı 1955'te %2,2 iken 1986'da %8,8'e yükselmiştir.Son zamanlarda yaşlı insanların tek başlarına yaşarken karşılaştıkları  sorunlar kadar geniş ailede yaşamanın yararlarının da dikkate alınmasıyla geniş aile biriminin yeniden gözden geçirilmesi gündeme gelmiştir.
                                              Yaşam Biçimi 
                                     Japonların yaşam biçimi modern ev aletlerinin gelişmesi,hazır ve donmuş yiyecek sanayinin büyümesi ve hazır giyimin diğer günlük ihtiyaçların yaygınlaşması ile büyük bir değişime uğramıştır.
                                     Bu kolaylıklar,ailelere dinlenme,eğitim ve kültürel uğraşlara daha çok vakit ayırma imkanı vermiştir.Özellikle daha önce ev işleri ile bağlanan evli hanımlara ev işi için daha az zaman gerekmesi ve dinlenmek için daha çok boş zaman kalması nedeniyle,artan sayıda evli hanım iş bulmakta üniversitelerde veya sosyal merkezlerde kurslara kaydolmakta veya gönüllü faaliyetlere katılmaktadırlar.
                                      Yaşam standardındaki yükselme ve nispi tutarlılık Japonlar arasında kuvvetli bir urta sınıf bilinci geliştirmiştir.Başbakanlık tarafından 1964'ten beri toplum yaşamına ilişkin yapılan kamuoyu yoklamaları ezici bir çoğunluğun kendilerinin orta sınıfa dahil olduklarını hissettiklerini göstermiştir.Savaştan sonra sınıflı toplumun yok olması sınıf yada geçmiş ayırımının en aza indiği daha eşit bir toplumun gerçekleşmesine imkan vermiştir.Bu eşitlik gelirlerede yansımıştır.
                                      ^^Japonların yaşayışları sade,mütevazi ve ucuza mal olur.Bu durumda Japon insanının tasarruf gücünü,yüzyıllardan beri güçlü tutmuş bir özelliktir.Bu özellik sayesinde Japonya'da her zaman büyük ölçüde tasarruf potansiyeli mevcut olmakta,buda şüphesiz kalkınmaya tesir etmektedir^^(6)       
                                                                    EĞİTİM 
                                        ^^1980'lerden sonra ,çok başarılı olmsına rağmen,değişen dünya koşulları,bazı sosyal problemlerin mevcut eğitim sisteminden kaynaklandığı inancı 2.Dünya Savaşı'ndan beri uygulanan eğitim sisteminde değişiklik ihtiyacı doğmuştur.Daha esnek,yaratıcılığa açık,uluslararasılaşmış(kokusaika)eğitim sistemi oluşturmak için son 20 yılda birçok çalışma yapılmıştır.Ulusal,bölgesel ve yerel yönetimlerin ülkedeki yaklaşık 62.000 okul ve 25 milyon öğrenciye eğitim hizmetlerinin sağlanmasında farklı sorumlulukları olmasına rağmen sistem oldukça merkezi bir özellik arzeder.^^(7)
                                       Bugünkü eğitim sisteminin temel yapısı ve prensipleri 1947'de kabul edilen iki kanunla belirlenmiştir.Temel Eğitim Kanunu ve Okul Eğitimi Kanunu.Temel Eğitim Kanunundailan edilen temel prensip eğitim fırsatlarında herkes için eşitliktir.Kanun ırk-din,cinsiyet,sosyal stat;ekonomik durum ve aile yapısına dayanan ayrımı yasaklar.
                                        Eğitim sisteminin esas amacı,insan haklarına,sevgi geçeğine ve barıla saygı duyan,barışçı ve demokratik bir milletin kendine güvenen insanlarını yetiştirmektir.Kanun,sağlıklı bir toplum için politik bilince ve dini toleransa çok önem vermektedir,fakat politik partiler veya din ile eğitim arasında herhangi bir bağı özellikle yasaklamıştır.
                                      ^^Japon eğitim ve öğretim sistemine hakim olan ve sistemin temelini teşkil eden milliyetçi görüşün bir neticesi olarak,Japonlardaki şuuru ve adalılık ruhu,politik bir baskı ile veya ideolojik bir beyin yıkama ile veyahut da peşin da peşin hükümlere dayanan bir disiplinle meydana gelmemektedir,aksine,en az yüz yıldan beri devam eden bir eğitim sisteminin tabi bir eğitim sisteminin tabii bir neticesi ve Japon insanının karakter ve şahsiyetinin bir parçası olarak gelişmiştir.^^(Karizmatik
                                              Eğitim Sistemi     
                                         Eğitim sistemi beş aşamaya bölünmüştür;Anaokulu(1-3 yıl),ilokul(6 yıl),ortaokul(3 yıl),lise(3 yıl),üniversite(genel olarak 4 yıl),2-3 yıllık eğitim veren lise düzeyinde kolejler de vardır.Bunlara ek olarak birçok üniversite mezuniyet sonrası ileri düzey kurslar açmaktadır.
                                         Eğitim 6-15 yaş arası çocuklar için parasız ve zorunludur.Bununla beraber,ortaokul mezunlarının büyük bir bölümü öğrenime devam etmek istemektedir.^^Dokuz yıllık zorunlu eğitim bitmesine rağmen öğrencilerin%95'i liseye devam etmektedir^^(9).Lise düzeyinde kolejler ve üniversitelerin yanısıra bir çok öğrenci de meslek okullarına girmektedirler.Bunun da ötesinde,yetişkinlere radyo ve TV yayınlarıyla ders verme yoluyla,eğitimlerine devam olanağı vermek için 1985'de Açık Öğretim Üniversitesi açılmıştır.
                                         Japon eğitim sisteminde ve iş hayatında üniversitelerin rolü küçümsenemeyecek kadar fazladır.^^510 özel ve devlet üniversitesinde 2,1 milyon öğrenci eğitim görmektedir.Üniversitelerin 95'i devlet,40 tanesi yerel yönetimlerin,geriye kalanlarda özel üniversitedir.Öğrencilerin %40'ı sosyal bilimlerde %19'u mühendislik bilimlerinde,%15'i edebiyat ve %7'side eğitim bilimlerinde okumaktadır.Üniversite harçları oldukça yüksektir ve vakıflar yerel yönetimler,hükümet burs ve kredi şeklinde finansal destek sağlamaktadır^^(10)
                                         Kamu eğitim olanaklarının yanısıra sistemin her basamağında özel okullar mevcuttur.Her ikisi de zorunlu eğitimin kapsamı dışında kalan bu okullar okul öncesi ve üniversite eğitiminde özellikle önemli rol oynaylar.
                                         Japonya'nın eğitim sisteminin idaresinde yerinden yönetim esas alınmakta ve Eğitim Bakanlığı'nın rolü genel olarak koordinatörlük olmaktadır.Okul bütçeleri,eğitim programları,okul atamaları ve ilk ve orta öğretimin denetimi alanlarında sorumluluk yerel öğretim kurullarındadır.Bu kurulların üyeleri yerel idare başkanı tarafından seçilir.
                                          Eğitim içeriği bakımından,her okul kendi yazýlýmını Eğitim Bakanlığı'nca hazırlanan ve yayınlanan 'Çalışma Programına' uygun olarak hazırlar.Ders kitapları yerel öğretşm kurumları tarafından bakanlığın belirlediği kitaplar arasından seçilir.
                                          Eğitim geçmişi,Japonya'daki ömür boyu istihdam sisteminde çok önemli bir faktördür.Üst düzey bir şirkette çalışmak için,birinci sınıf bir üniversiteden mezun olmak gerekir.Bu da orta ve lise öğrenimini yüksek başarıyla bitirmeye bağlıdır.Giriş sınavlarındaki şiddetli rekabet nedeniyle,artan sayıda öğrenci artık özel hazırlık okullarına devam etmektedir.O kul derslerinden sonra öğrencilere,kendi seçtikleri okullara girmelerine yardımcı olmak için açılan bu okullar,anaokulından üniversite giriş sınavına kadar her düzeyde bulunmaktadır.
                                          ^^ Dünyada,insan yavrusunun çok değerli bir varlık olduğunu ve onun istenildiği şekilde eğitilebileceğini ve hayatta insanoğlunun karşılaşabileceği her problemin,ancak bu eğitim ve öğretim sayesinde çözülebileceğini Japonlar kadar anlayan ve ona göre hareket eden başka bir millet hemen hemen hiç yoktur.Bilhassa çocukluk devrinin,karakter ve şahsiyetin gelişmesindeki rolünü ve insana hayat boyu tesir edecek birtakım vasıfların kazandırılmasında taşıdığı önemi,Japonlar yüzyıllar önce görmüş ,anlamış ve çocuk bakımı ile çocukların eğitimini bir sanat haline getirmişlerdir.^^(11)
                                                         Japonya Hakkındaki Düşünceler
                                   
                                          2.Dünya Savaşı Japonya için bir felaket olmuştu.Halkının azımsanmayacak kadar bir bölümünü savaşta kaybetti sadece atom bombaları yüzünden ölen insan sayısı 266 bin kişiydi.     
                                          Fakat Japonya 45 yıl gibi bir sürede kalkınmasını tamamladı ve dünyadaki saygın yerini almayı başarabildi.Bu süre insana gerçekten inanılmaz gibi gelebilir ve gelmektedir hatta bazı yazarlar Japon kalkınmasını Japon mucizesi şeklinde ifade ederler.
                                         Japon kalkınması incelendiğinde en çok göze çarpan şey eğitime verilen önem ve yapılan yatırımlardır.Japonlar eğitim ve öğretime her zaman büyük önem vermişlerdir.^^İnsan faktörünün her sahada büyük önemini anlamışlar,eğitim ve öğretim sahasında yaptıkları her şeyi bilerek yapmışlardır.Devlet olarak bilerek yapmışlar ve aileler olarak bilerek yapmışlardır.^^(12)
                                          Japonya'yı ve Japon kalkınmasını anlayabilmek için,Japon insanının karekteri ve kültürü göz ardı edilmemelidir.
                                          Japon toplumu ve kültürü incelendiğinde bu mucizenin hiçde mucize olmadığı rahatça anlaşılabilir.Japonların ne kadar fedakar olduklarını ve vatanları için neler yapabileceklerini,sinemalarda sıkça rastladığımız kamikazi pilotlarına bakarak anlayabiliriz.Japonya savaşta bu fedakar insanlara sahipti ve savaştan sonra da aynı düşünceye aynı fedakarlığa sahip devlet adamlarına da sahipti.Görevini yerine getiremeyen bir devlet adamının basın mensupları önünde intihar etmesi hepimizin hafızalarına kazınmış bir olaydır yada en ufak bir güvensizlik yüzünden görevinden istifa eden devlet adamları Japon siyasetiyle özdeşleşmiş bir haldedir. 
                                           Japon ahlakı ve dini inanışı bireyden toplum çıkarı için her türlü özveriyi ister.Bu inanışlara göre birey topluma ne kadar yararlı oabiliyor ne kadar katkıda bulunabiliyorsa o kadar saygınlık kazanır.Bireyden,bulunduğu grup ile ters düşmemesi ve grubunun yararını herşeyden üstün tutması beklenilir.Yani birey toplum için vardır.
                                           Japon halkının diğer önemli özellikleri de çalışkanlıkları,vergi yükümlülüğüne olan samimi bağlılıkları,devlete olan bağlılıkları,hesaplı ve tutumlu olmalarıdır.Japon halkının bu özellikleri incelendiğinde bu kalkınmanın neden bir mucize olmadığının anlaşılabileceği kanaatindeyim.       
                                           ^^Japonlar bugüne kadar kalkınmış olan milletlere benzemeyen bir millettir.Her şeyden önce Batı'da değil Doğu'da yaşayan bir millettir.Beyaz ırkttan değildir,Hristiyan da değildir.Dini farklı,dili farklı,sosyal yapısı farklı,devlet anlayışı,kültürel özellikleri,inançları ve dünya görüşleri farklıdır.Ama Japonlar kalkınmayı hızla,istikrar içinde ve bütün dünyaya örnek olacak şekilde yapabilmişlerdir.Hatta Rusya dahil bütün milletlerden daha hızlı olarak,daha kısa zamanda ve daha insani metodlarla kalkınmalarını başarmışlar ve bugünkü noktaya gelmişlerdir.Eğer Japonya olmasaidi,Batılı milletler,daha yıllarca,sanayileşme ve kalkınmanın sadece kendilerine,yani beyaz ırktan olan,Hristiyanlığı kabül eden ve Batı medeniyetinin değer ve ölçülerine sahip bulunan kimselere ait bir üstünlük olduğu iddiasını ileri sürecekler ve bu iddiayı biz Türkler de dahil,bütün dünyaya kabül ettireceklerdi.Bu bakımdan bütün Asya'da,Afrika'da ve dünyanın diğer yerlerinde bulunan milletler Japonlar'a büyük teşekkür borçludurlar.Japonlar dünya milletlerinin,bir peşin hükümden ,bir peşin teslimiyetten ve son derece tehlikeli bir aşağılık kompleksinden kurtularak,silkinmeleri ve kendilerine gelmeleri için son derece değerli bir örnek oluşturmuşlardır.^^(13)





1)Dr.Ahmet Cihan,^Japonya'da modernleşmenin sosyo-ekonomik ve kültürel temelleri^
2)a.g.e
3)F.Sönmezoğlu,D.Ülkü Arıboğan,'Uluslararası İlişkiler Sözlüğü'
4)T.C Dış Ticaret Müsteşarlığı Nisan 2001 Raporu(www.dtm.gov.tr)
5)Dr.Ahmet Cihan,^Japonya'da modernleşmenin sosyo-ekonomik ve kültürel temelleri^
6)Mehmet Turgut,^Japon Mucizesi ve Türkiye^Dergah yayınları 1987
7)Mitat Açıkgöz www.japonya.8m.com/japonya/egitim
8)Mehmet Turgut a.g.e
9)Mithat Açıkgöz www.japonya.8m.com/japonya/egitim.htm
10)Mithat Açıkgöz www.japonya.8m.com/japonya/egitim.htm
11)Mehmet Turgut a.g.e
12)Mehmet Turgut a.g.e
13)Mehmet Turgut a.g.e
                                                                                                                                                               
         

236  cellotin genel / Tarih / Ynt: 2. DÜNYA SAVAşI SIRASINDA JAPONYA : Ekim 08, 2007, 10:38:02 ÖS
2. DÜNYA SAVAŞI SIRASINDA JAPONYA

Büyük okyanustaki çarpışmalar(ekim1943-ağustos1944)                                                                                                                      Müteferriklerin Japonya’yı alt etmek için1943ortalarında benimsediği yeni strateji Filipinleri ve Mikronezya’ yı  alarak doğrudan Japonya’ya saldırmayı öngörüyordu.Filipinlere ulaşmak için öncelikle Rabaul kuşatmasının tamamlanması ve YeniGine’nin batısındaki  Japon üslerinin etkisiz kalması gerekiyordu.Bu maçla Ekim 1944büyük ölçüde hedefine ulaştı.Yeni Zelanda birliklerininde katıldığı  harekatlar sonunda ele geçirilen adalarda  bir hava üssü kuruldu.                                                                                                                                             ABD ve Austurya  kuvetlerinin ocak 1943 teYeniGinenin  HuonYarımadasından  batıya doğru başlattığı  bir başka harekat,buradaki Japon mevzilerininadım adım düşürülmesini sağladı. Ağustos 1943 ten sonra sırasıyla Gilbert,Marshall,Carolin ve Mariana adalarını alan