Bedava ödev indir
Ocak 09, 2009, 04:11:04 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
  Ana Sayfa Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
  İletileri Göster
Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 »
1336  cellotin genel / COĞRAFYA / Ynt: ay ve özellikleri : Eylül 28, 2007, 12:10:57 ÖS
AY VE ÖZELLİKLERİ
•   Ay dünyamızın 1/50’si kadardır. Bu sebeple Ay’da yerçekimi azdır(dünyadakinin 1/6’sı kadardır).   
•   Ayda atmosfer yoktur. Bunun sonucunda ;
•   Hava ve su yoktur.
•   Meteorolojik olay (iklim) görülmez.
•   Meteorlar doğrudan ay yüzeyine düşer.  Sonuçta büyük krater çukurlukları oluşmuştur.
•   Günlük sıcaklık farkı fazladır. Bu sebeple mekanik çözülme fazladır.
•   Canlı hayatı yoktur.
•   İç ısısını kaybetmiştir. Bundan dolayı volkanik olay görülmez.
Ay günü:   Dünyadaki herhangi bir meridyenin  ard arda  iki kez  Ay’ın karşısından  geçinceye kadar geçen süredir. Bu süre 24 saat 50 dakikadır.
Güneş günü: 24 saattir.
***Ay günü ile güneş günü arasındaki zaman farkından dolayı bir yerde Ay her gün bir önceki güne göre daha geç gözlenir ve gel-git olayı daha geç oluşur.
AY’IN EVRELERİ (Etkileri  için tıklayınız)
 
Ay’ın aydınlık yüzünün dünyadan görünüşünde bir ay boyunca meydana gelen değişikliklerdir.  Yeniay ve dolunay evrelerinde büyük gel-git yaşanır. Sebebi dünya , ay  ve güneşin aynı doğrultuda olmasıdır. İlk ve son dördünde ise küçük gel-git yaşanır.
Güneş tutulması, Ay’ın Güneş ile Dünya arasına girmesi ve bazı özel  koşulların sağlanması neticesinde meydana gelir. Tutulmanın olabilmesi için, Ay'ın, Dünya etrafındaki yörüngesiyle Dünyanın Güneş etrafındaki yörüngesinin kesişim yerlerini belirleyen düğüm noktalarında veya bu noktalar civarında (Yeniay safhasında) bulunması gerekir.
 
 
Bilindiği üzere bir yıl içerisinde Ay, Dünya etrafında 12 kez dolanır. Dolayısıyla, eğer Ay’ın yörünge düzlemi Dünya’nınkiyle çakışık olsaydı, bir yılda 12 kez Güneş tutulması meydana gelebilirdi. Fakat durum böyle değildir. Ay'ın ve Dünya'nın yörüngeleri arasında 5°'lik bir açı vardır. Yörüngelerdeki bu konum nedeniyle Güneş, Ay ve Dünya'ın aynı çizgi üzerinde olmaları çok sık karşılaşılan bir durum değildir. Böylece her ay bir Güneş tutulması oluşması engellenmiş olur. Nitekim bir yılda en az iki, en çok beş Güneş tutulması meydana gelebilir.  Bu tutulmaların da az bir bölümü Tam Güneş Tutulması'dır. Ayrıca Tam Güneş Tutulması, Dünya üzerinde tam gölgenin düştüğü çok dar bir bölgeden izlenebilir. Bu da Tam Güneş Tutulması'nın belli bir bölgeden görülme sıklığını çok azaltır. Örneğin 11 Ağustos 1999'dakinden sonra ilk Tam Güneş Tutulması 21 Haziran 2001 tarihinde oldu ve Türkiye'den izlenemedi. Yurdumuzdan izlenebilecek bir sonraki Tam Güneş Tutulması, ancak 29 Mart 2006'da gerçekleşecek .
 Ay dünya etrafındaki yörüngesini tamamlarken, dünyanın güneş ve ay arasında kalmasına neden olabilir. Bu durumda ay yüzeyine düşen güneş ışınları dünya tarafından engellenmiş olur. Karanlıkta kalan ay kısa süreli de olsa dünyadan gözlenemez bu olaya ay tutulması adı verilir. Bulutsuz bir gecede çıplak gözle rahatlıkla fark edilebilen bu olay, güneş tutulmasına göre, dünya yüzeyinde daha geniş bir alandan gözlenebilir. Ay tutulmasının dünya yüzeyinden gözlenebildiği alan dünyanın yarısından 24º kadar fazladır.
 

1337  cellotin genel / COĞRAFYA / Ynt: Ay : Eylül 28, 2007, 12:10:12 ÖS
Ay (uydu)
   Ay   

 

Yörünge Özellikleri
Dolandığı cisim
Yer

Yarı büyük eksen
384.400 km.
0,0026 AB

Yerberi
363.300 km.
0,0024 AB

Yeröte
405.500 km.
0,0027 AB

Yörünge dışmerkezliği
0,055
Yörünge eğikliği
Tutulum düzlemine
Yer ekvatoruna

5,142 o
18,28 o - 28,58 o
Dolanma süresi
27,322 gün
27 gün 7 saat 43 dk. 11,5s.
Kavuşum süresi
29,53 gün
29 gün 12 saat 44 dk. 2,8s.
Yörünge hızı
en yüksek
ortalama
en düşük   
1,082 km/saniye
1,022 km/saniye
0,968 km/saniye
Gözlem Özellikleri
Görünür parlaklık
-12,7
Görünür çap
Yer'e en yakın
Yer'e en uzak   
33,6 yay dakika
30 yay dakika
Fiziksel Özellikler
Ekvator çapı
3.476,2 km.
(0,273 x Yer)

Kutuplar arası çap
3.472 km.
Basıklık
0,0012
Hacim
0,02 x Yer

Kütle
0,012 x Yer

Yoğunluk
3,34 g/cm3
(0,6 x Yer)

Eksen eğikliği
6,68 o
Dönme süresi
Eşzamanlı
Ekvatorda Yerçekimi
1,622 m/s2
(0,17 x Yer)
Ekvatorda Kurtulma hızı
2,38 km/saniye
Beyazlık
(albedo)   0,12
Yüzey sıcaklığı
en yüksek
ortalama
en düşük   
400 K (127oC)
250 K (- 23oC)
90 K (-183oC)
Ay, Dünya'nın tek doğal uydusudur.
Ay'ın Dünya ile Mars büyüklüğündeki bir asteroitin çarpışması sonucu oluştuğu ileri sürüldü. Colorado'daki Southwest Araştırma Enstitüsü'nden araştırmacı Robin Canup, ilerlemiş bilgisayar teknolojisinden faydanılarak yapılan yeni canlandırmaların ve yeniden gözden geçirilen önceki canlandırmaların, Dünya'ya çarpan Mars kütlesindeki bir nesnenin, her ikisini şimdiki konumuna sokmak için yeterli olduğunu gösterdiğini' söyledi.
Bilim adamları ayrıca, aralarında Dünya'daki yerçekiminin Ay'ı yakaladığı ya da Dünya ve Ay'ın eş zamanda oluştuğunun bulunduğu diğer teorileri geçersiz sayıyorlar.
Öte yandan, Mars büyüklüğündeki asteroit teorisini ilk ortaya atan Harvardlı araştırmacı Al Cameron, Canup'un canlandırmasının tam oluşumu değil, ilk çarpışmayı kapsadığını ve çarpışmadan çıkan materyali taş yığını değil sert bir kaya varsaydığını bildirdi. Cameron, Ay'ı oluşturacak çarpışma zamanında Dünya'nın, Canup'un bildiği gibi tamamen değil, yalnızca 3/2'sinin oluştuğunu kaydetti.
Neden Ay'ın Hep Aynı Yüzünü Görüyoruz?
Ay in kendi ekseni etrafında dönüşü ile Dünya çevresindeki dönüşü eşit zamanda olmaktadır: 27,32 gün. Kombine (bileşik) dönüş diye de anılan ve Dünya ile Ay arasındaki karşılıklı kütle çekişinln (gravitasyon) sonucu olan bu dönüş nedeniyle, Ay Dünya’ya hep aynı yüzüyle yönelik kalır.
Oysa, farkına varılabilecek az bir sapma olmaktadır. Ay yörüngesi tam bir çember olmayıp elipse benzer. Ay, Dünya’ya yaklaşınca daha hızlı, uzaklaşınca daha yavaş hareket eder. Dönüş her zaman eşit olduğundan Ay’ın sağ (veya sol) kenarına bakılıyor olur. Bundan başka Ay’ın dönme ekseni de, yörüngesine dik değildir. Bu nedenle, Dünya, Ay’ın bazen Kuzey (veya güney) kutbuna doğru hafifçe yönelik durumdadır. Bu, eksendeki eğilme nedeniyle, bir Ay dolanımı içinde, yerden Ay’ın yüzünün, yaklaşık yüzde 60’ı görülür.
Ayın Evreleri
Yeni ay evresi
Ayın aydınlık olmayan tarafı dünyayı kaplamıştır. Ay dünyadan açıkça görülemez. Fakat güneş tutulması süresince görülebilir.
Hilal evresi
Ayın muz gibi bir güneş ışınlarıyla aydınlanır. Ama aydınlanan bölüm ayın yarısından küçüktür. Ayın parçalı görüntüsü sürekli büyüyecektir.
İlk dördün evresi
Ayın yarısı güneş ışınlarıyla aydınlanır. Ayın parçalı görüntüsü sürekli büyüyecektir. Ayın sağdaki yarısı aydınlıktır.
Konveks ay evresi
Ayın yarıdan fazlası güneş ışınlarıyla aydınlanır. Fakat tamamı güneş ışınlarıyla aydınlanmaz. Ayın parçalı görüntüsü sürekli büyüyecektir.
Dolunay evresi
Ayın aydınlık tarafı dünyayı kaplamıştır. Ay dünyadan açıkça dünyadan görülür.
Güneş tutulması
Ayın Güneş ile Dünya arasına girmesi ve bazı özel koşulların sağlanması neticesinde meydana gelir. Tutulmanın olabilmesi için, Ayın, Dünya etrafındaki yörüngesiyle Dünyanın Güneş etrafındaki yörüngesinin kesişim yerlerini belirleyen düğüm noktalarında veya bu noktalar civarında (Yeniay safhasında) bulunması gerekir.
Bilindiği üzere bir yıl içerisinde Ay, Dünya etrafında 12 kez dolanır. Dolayısıyla, eğer Ayın yörünge düzlemi Dünya’nınkiyle çakışık olsaydı, bir yılda 12 kez Güneş tutulması meydana gelebilirdi. Fakat durum böyle değildir. Ayın yörünge düzlemi ile Dünya’nınki arasında yaklaşık 5° 9’ lık bir açı vardır. Bu açı nedeniyle Dünya, Ay ve Güneş, Ayın Dünya etrafındaki her dolanımında tam olarak aynı doğrultuda bulunmazlar. Böylece her ay bir Güneş tutulması oluşması engellenmiş olur. Nitekim bir yılda en az iki, en çok beş Güneş tutulması meydana gelebilir.
Ay Tutulması
Ay dünya etrafındaki yörüngesini tamamlarken, dünyanın güneş ve ay arasında kalmasına neden olabilir. Bu durumda ay yüzeyine düşen güneş ışınları dünya tarafından engellenmiş olur. Karanlıkta kalan ay kısa süreli de olsa dünyadan gözlenemez bu olaya ay tutulması adı verilir. Bulutsuz bir gecede çıplak gözle rahatlıkla fark edilebilen bu olay, güneş tutulmasına göre, dünya yüzeyinde daha geniş bir alandan gözlenebilir. Ay tutulmasının dünya yüzeyinden gözlenebildiği alan dünyanın yarısından 24º kadar fazladır.

1338  cellotin genel / COĞRAFYA / Ynt: avrupa : Eylül 28, 2007, 12:09:07 ÖS
    

   AVRUPA
________________________________________
Ortalama yükseltisi en az olan kıtadır(330 m).
Akarsular denge profiline kavuşmuştur.
Kıtanın batısından denize dökülen akarsular döküldükleri yerde delta ovası 
oluşturamazlar. Gel-git olayı ve deniz akıntılarından dolayı.
Kıtanın kuzey batısında gel-git olayı sonucu akarsu ağızlarında  haliç oluşumu fazladır.
Kıyıları balıkçılığa elverişlidir.
Tarımda sulamanın zorunlu olduğu alanlar çok sınırlıdır.
Batı rüzgarları sebebiyle kıtanın büyük kısmında “ılıman okyanus” iklimi görülür.
Yer şekilleri ulaşım ve tarıma uygundur.
Güney Avrupa ülkelerinde (İspanya, Portekiz, İtalya gibi) yer şekillerinin büyük bir kısmı
III. Zamanda Alp Orojenezi sonucu oluşmuştur. Akdeniz iklimi görülür. Turizm gelirleri
fazladır.
Avrupa kıtasını Asya kıtasından ayıran sınır Ural Dağlarından geçmektedir.
Buzullaşmanın ve buzul göllerinin günümüzde en belirgin olarak görüldüğü yer Kuzeybatı 
Avrupa ülkeleridir (İskandinav ülkeleri: İsveç, Norveç ve Finlandiya).
Avrupa’da hiçbir çöl alanı yoktur.
Avrupa dünyanın en gelişmiş kara, deniz , hava ve demiryolu ulaşımına sahiptir.
Irmaklar kanallarla birbirine bağlandığından önemli su yolu sistemine sahiptir. 
Akarsuların denge profiline kavuşmuş olması, debilerinin yüksek olması  ve rejimlerinin 
düzenli  olmasından dolayı akarsular üzerinde ulaşım gelişmiştir.
 
İTALYA-ROMA
Güney Avrupa ülkesidir. Akdeniz ve karasal iklim etkilidir.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Kuzey İtalya ovalarında pirinç tarımı yaygındır. 
Üretimde Avrupa’da 1.dir.
Üzüm üretiminde Fransa’dan sonra 2. dir.
Zeytin ve zeytin yağı üretiminde  dünyada 1. dir.
Fındık üretiminde Türkiye’den sonra 2. dir.
Yer altı kaynakları bakımından fazla zengin değildir.
Enerji ihtiyacının büyük bir kısmını ithal ettiği kömürle çalışan termik santrallerden sağlar.
Sanayinin  büyük bir kısmı ülkenin kuzeyinde toplanmıştır. Sebebi: Avrupa ile ilişkilerin 
daha kolay olması.
Turizm en önemli gelir kaynaklarındandır.
 
İSPANYA-MADRİD
İspanya  Avrupa’nın güneyindeki İber yarımadasında yer alır.
İspanya ile Fransa arasında bulunan Prene Dağları Avrupa ile İber Yarımadasındaki doğal 
engeldir.
İspanya’da ; Türkiye’de görülen bütün iklim özellikleri görülür. Ülkenin Kuzey kıyılarında 
ılıman okyanus iklimi, Doğu ve güneydoğusunda Akdeniz, İç kesimlerde ise karasal iklim 
görülmektedir.
Dünya zeytin üretiminde İtalya’dan sonra 2. dir.
Turizm sektörü açısından dünyanın en önde gelen ülkelerinden biridir. Dış ticaret açığının 
büyük bir kısmını turizm gelirlerin ile kapatmaktadır.
 
PORTEKİZ-LİZBON
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Tarımsal üretimin büyük bir kısmı iç tüketimde 
kullanılır.
Yer altı kaynakları bakımından fakirdir.
Enerji ihtiyacının büyük bir kısmını dışardan temin eder.
Turizm; Portekiz ekonomisi için büyük önem taşır.
Balıkçılık gelişmiştir.
İber Yarımadasında yer alır.
Türkiye ile benzer iklimlere sahiptir.
 
ALMANYA-BERLİN
Ilıman okyanus (batısında) ve karasal iklim (İç kesimlerde) görülür.
Çok gelişmiş sanayisi yanında önemli tarım ülkesidir. Fakat tarımsal üretim tüketimi 
karşılamaz.
A.B.D’den sonra dünyadaki en büyük oto yol şebekesine sahiptir.
Büyük bir ihracat ve ithalat ülkesi olduğundan  çok gelişmiş deniz ticaret filosuna sahiptir.
Dış ticaret açısından A.B.D’den sonra 2. büyük ülkedir.
Türkiye’nin dış ticaretinde her zaman 1. sırada yer almıştır.
 
İSVİÇRE-BERN
Karasal iklim görülür.
Yer altı kaynaklarının az olması ve hammaddenin yetersiz olmasına rağmen sanayi çok gelişmiştir.
Saat yapımında dünyada 1. dir.
Dünyanın başta gelen kış turizm merkezlerinden biridir.
Siyasi ve mali istikrarı sebebiyle dünya para piyasasının önemli merkezidir. Bankacılık 
çok gelişmiştir.
 
AVUSTURYA-VİYANA
Ortalama yükseltisi fazla olan bir ülkedir. Karasal iklim görülür.
Avusturya Alplerinde kış turizmi çok gelişmiştir.
Enerji açısından dışa bağımlı olmasına rağmen sanayi çok gelişmiştir.
 
İSVEÇ-STOCKHOLM
İskandinav yarım adasında yer alır.
İklimi karasaldır. Baltık Denizinin uzantısı olan Botni Körfezi kıyıları kışın buz tutar. 
Güneyinde Gulf-Stream sıcak su akıntısı sebebiyle ılıman iklim görülür. Ülkenin kuzeyinde 
tundra iklimi görülür.
Tarıma elverişli alan çok az olmasına rağmen tarımsal üretim ihtiyacın büyük bir kısmını 
karşılar (Modern-intansif tarım metodundan dolayı).
Tarım alanlarının az olmasından dolayı hayvancılığa yönelmiştir.
Doğal kaynaklar açısından zengindir.
Ormancılık çok gelişmiştir.
En önemli sanayisi demir-çelik ve kağıt sanayisidir.
Buzul gölleri çok fazladır.
 
NORVEÇ-OSLO
İskandinav yarımadasında yer alır.
Fiyort ve skyer kıyı tiplerinin en güzel örnekleri bu ülkede görülür.
Yüksek enlemlerde yer almasına rağmen Gulf-Stream sıcak su akıntısı sebebiyle ülkenin 
güney kıyılarında ılıman okyanus iklimi görülür.
Tarım alanlarının az ve iklim şartlarının elverişsiz olmasından dolayı halk balıkçılığa yönelmiştir.
Ormancılıkta dünyanın önde gelen ülkelerindendir.
Çok büyük hidroelektrik potansiyeline sahiptir.  Elektrik  üretiminin tamamı 
hidroelektrikten sağlanır. 
Dünyanın büyük ticaret filolarından birine sahiptir.
FİNLANDİYA-HELSİNKİ
Buzul gölleri çok fazladır. Göller ülkesi de denilmektedir.
Gulf-Stream sıcak su akıntısı sebebiyle güney kıyılarında ılıman bir iklim görülür.
Tarım alanları azdır. Ancak modern tarım metodu sayesinde üretim azladır.
İskandinav ülkelerindendir.
 
DANİMARKA-KOPENHAG
Ilıman okyanus iklimi görülür.
Tarım ve hayvancılık çok gelişmiştir.
Sanayisi çok gelişmiştir. Besin sanayisi dışında kullanılan hammaddenin tamamı ithal 
edilir.
Balıkçılık çok gelişmiştir.
 
FRANSA-PARİS
Güneyinde Akdeniz, batısında ılıman okyanus ve iç kesimlerinde karasal iklim görülen bir 
ülkedir. Bu özelliği Türkiye ile benzerlik gösterir.
Tarım ve hayvancılık  çok gelişmiştir. Üzüm üretimi çok fazladır. Bu sebeple şarap 
üretiminde 1. dir.
Avrupa ülkeleri içinde buğday üretimi en fazla olan ülkedir.
Sanayi de çok gelişmiştir.
Turizm faaliyetleri çok gelişmiştir.
 
İNGİLTERE- LONDRA
Batı rüzgarları ve gulf-stream sıcak su akıntısı sebebiyle ılıman okyanus iklimi görülür.
Ekonomisinin temeli ticarete dayanır.
İngiltere’de  bulunan zengin demir ve kömür yataklarına bağlı olarak sanayi de çok 
gelişmiştir.
Dünyanın önemli deniz ticaret filosuna sahiptir.
 
HOLLANDA-AMSTERDAM
Topraklarının yarıdan fazlası deniz seviyesinin altındadır. Bu kesimler su baskınına karşı 
setlerle korunmuştur. Bu setlere polder denir.
Ilıman okyanus iklimi görülür.
Modern tarım (intansif) yöntemleri uygulanmaktadır.
Batı Avrupa’da nüfus yoğunluğu en fazla olan ülkedir.
Dünya çiçek üretiminde 1.dir.
Hayvancılık çok gelişmiştir. Önemli süt, peynir ve tereyağ üreticisidir.
 
BELÇİKA-BRÜKSEL
Batısında ılıman okyanus iklimi , iç kesimlerde karasal iklim görülür.
İntansif tarım ( modern) gelişmiştir.
Yer altı kaynaklar bakımından fakirdir. Sanayi için gerekli hammaddeyi ithal etmektedir.
BULGARİSTAN –SOFYA
Karadeniz kıyılarında ılıman, iç kesimlerde karasal iklim görülür.
Ekonomisi tarıma dayanır.
Karadeniz kıyılarında turizm gelişmiştir.
 
YUNANİSTAN-ATİNA
Akdeniz iklimi görülür.
Zeytin ve zeytin yağı üretiminde İtalya ve İspanya’dan sonra 3. dür.
Turizm ülke ekonomisi için hayati önem arz eder.
A.B.D ‘den sonra en büyük ticaret filosuna sahiptir.
 
A.B.D- WASHİNGTON
Pamuk, tütün, mısır ve turunçgiller üretiminde 1. dir.
Dünya elektrik üretiminde 1.dir.
Balıkçılıkta ilk sıralarda yer alır.
Yer altı kaynakları bakımından zengindir. En önemlileri; taşkömürü ve petroldür.
Turizm ve film yapımcılığı çok önemli ekonomik faaliyetlerdir.
Dünyanın en sık karayolu ağına sahiptir. Demiryolu ağının da 1/3’ üne sahiptir.
 
KANADA – OTTOVA
Nüfus ve sanayi ülkenin güneyinde toplanmıştır. İklim şartlarını elverişli olmasından 
dolayı.
Orman bakımından çok zengindir. Orman ürünleri ihracatı Kanada’nın ihracatının 
%30 ‘unu verir.
Doğal kaynaklar açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir.
Zengin bir akarsu potansiyeline sahip Kanada’da enerjinin büyük bir kısmı 
hidroelektrikten sağlanır.
Dünya gazete kağıdı üretiminde 1.dir.
 
MEKSİKA- MEXİCO CİTY
Zengin yer altı kaynaklarına sahiptir. Gümüş üretiminde 2.dir.
Ekonomik gelişmesine hız veren en önemli yer altı zenginliği petrol ve doğalgazdır.
 
BREZİLYA-BRASİLİA
Güney Amerikanının en büyük ve en kalabalık ülkesidir.
Ormanlar ülke yüzölçümünün yarıdan fazlasını kaplar.
Önemli tarım ülkesidir. Dünya kahve üretiminde 1. dir. Mısır ve soya fasulyesi üretiminde 
2.dir.
Çok zengin yer altı kaynaklarına sahiptir. Demir üretiminde 1.dir. dünya rezervinin 
yarısına sahiptir.
Amazon nehri bu ülkede yer alır.  Amazon havzası yüksek nem ve sık orman örtüsünden 
dolayı dünyanın seyrek nüfuslu alanlarındandır.
 
ARJANTİN-BUENOS AİRES
En önemli ekonomik faaliyet hayvancılıktır. Et-yün üretimi ve ihracatında 1.dir.
Güney Amerika kıtasında yer alır.
 
TÜRKMENİSTAN-AŞKABAT
Dünyanın en büyük çöllerinden Karakum Çölü bu ülkededir.
Pamuk üretimi çok fazladır. Ancak sanayisi gelişmediğinden büyük bir kısmı ham olarak 
ihracat edilir.
En önemli yer altı zenginliği petrol ve doğalgazdır.   
ÖZBEKİSTAN-TAŞKENT
Ülkenin büyük bir kısmı Kızılkum Çölü ile kaplıdır.
Dünyanın en önemli pamuk üreticilerindendir. İhracatında en önemli üründür.
Hayvancılık gelişmiştir.
Dünyanın en saf altını bu ülkededir.   
KIRGIZİSTAN-BİŞKEK
Dağlık bir ülke olduğu için en önemli gelir kaynağı hayvancılıktır.
Zengin yer altı kaynaklarına sahiptir. Fakat işletilememektedir.
 
KAZAKİSTAN-ASTANA
Topraklarının büyük bir kısmı tarıma elverişlidir. Ancak büyük bir kısmı otlak alanıdır. 
Hayvancılık gelişmiştir.
Zengin yer altı kaynaklarına sahiptir. En önemlileri: taşkömürü, petrol ve doğalgazdır.
Enerji ihtiyacının büyük bir kısmını taşkömüründen elde eder. Türk Cumhuriyetleri içinde 
Rus nüfusu en fazla olan ülkedir.
 
TACİKİSTAN-DUŞANBE
Yer şekilleri  ve iklimin elverişsizliği sebebiyle tarım arazileri çok kısıtlıdır.
Hayvancılık başlıca geçim kaynağıdır.
Yer altı kaynakları bakımından fakirdir. En önemlisi taşkömürüdür.
 
PAKİSTAN-İSLAMABAD
Dağlık kesimlerde karasal , düzlüklerde Muson iklimi görülür.
En önemli akarsuyu İndus’tur.
En önemli tarım ürünleri; pamuk, buğday ve pirinçtir. Buğday üretimi sürekli artmasına 
rağmen tüketici nüfus fazla olduğundan yetmemektedir.
 
HİNDİSTAN- YENİ DELHİ
Muson iklimi görülür. Dünyanın en fazla yağış alan yeri buradadır (Çerapunçi-12000 mm).
Önemli tarım ülkesidir. Fakat nüfus fazla olduğundan üretim yetmemektedir. Bu sebeple 
tahıl ithal etmektedir.
Dünya pirinç üretiminde Çin’den sonra 2.dir.  Şeker  kamışı, tütün ve pamuk üretiminde 
önemli paya sahiptir.
Dünyada en fazla büyük baş hayvan varlığına sahiptir. Hindular sığır eti yemedikleri için 
et üretimi azdır.
Yer altı kaynakları bakımından zengindir.
 
BANGLADEŞ-DAKKA
Muson yağmurları ve kasırgalar sonucunda her yıl ülkenin büyük bir kısmı sular altında 
kalır.
Tarım ülkesidir. Fakat ilkel yöntemlerle yapıldığı için verim düşüktür.
 
MALEZYA-KUALA LUMPUR
Muson iklimi görülür. Ülkenin yarıdan fazlası ormanlarla kaplıdır.
Dünyanın en büyük kauçuk üreticilerindendir.
 En önemli yer altı kaynağı kalaydır. Tamamı ihraç edilir.
İhracatı ithalatından fazla olan ender ülkelerden biridir.
 
ENDONEZYA-JAKARTA
1300 ‘ü aşkın adadan oluşur. 100 den fazla yanardağ vardır.
Ekvator boyunca uzanır.
Ülke topraklarının yarıdan fazlası ormandır.
En önemli tarım ürünü pirinçtir. Kauçuk üretimi de fazladır.


1339  cellotin genel / COĞRAFYA / Ynt: atmosferin faydaları : Eylül 28, 2007, 12:08:33 ÖS
ATMOSFERİN FAYDALARI
Güneşten gelen zararlı ışınları süzer.
Meteorların dünyamıza düşmesini büyük oranda engeller.
 Canlılar için gerekli gazları bulundurur.
 İklim olayları meydana gelir.
 Dünyamızın aşırı ısınmasını ve soğumasını engeller.
Güneş ışınlarını dağıtır. Böylece gölgede kalan yerlerin de aydınlanmasını sağlar.
Dünya ile birlikte dönerek sürtünmeden doğacak yanmayı engeller.   
 
 
ATMOSFERİN KATMANLARI   
 
1)TROPOSFER: Kalınlığı Ekvatorda fazla  Kutuplarda azdır. Bunun sebepleri:
Sıcaklığın etkisiyle Ekvatorda yükselici, kutuplarda alçalıcı hava hareketlerinin olmasıdır.
Yerçekiminin kutuplarda daha fazla olmasıdır.
Çizgisel hız ve savrulmanın Ekvatorda daha fazla olması.
ÖZELLİKLERİ:
Atmosferde bulunan gazların %75 ‘i ve su buharının tamamı bu katmandadır.
Yoğunluğu en fazla olan katmandır.
Yeryüzünü etkileyen bütün iklim olayları bu katmanda görülür.
Troposfer daha çok yerden yansıyan ışınlarla alttan itibaren ısındığı için  yükseldikçe sıcaklık azalır.
Yatay yönde de Ekvatordan kutuplara doğru sıcaklık azalır. Sebebi, dünyanın şeklinden dolayı güneş ışınlarının düşme açısının küçülmesidir.
2)STRATOSFER: İklim olayları görülmez. Sıcaklık değişimi yok gibidir.
3)OZONOSFER: Güneşten gelen morötesi (ultraviyole) ışınlar tarafından oksijen moleküllerinin  O3  ‘e dönüştürülmesiyle oluşur.
Güneşten gelen zararlı ışınları tutar, soğumayı önler.
4)KEMOSFER: Az miktarda zararlı ışın tutulur.*Gazların iyonlaşmaya başladığı yerdir.
5)İYONOSFER: Radyo dalgalarını en iyi yansıtan tabakadır.
6)EKZOSFER: Atmosferin en dış sınırıdır.

1340  cellotin genel / COĞRAFYA / Ynt: Atmosfer : Eylül 28, 2007, 12:07:24 ÖS
Atmosfer
 
 
Atmosferin tabakaları
Atmosfer, yerkürenin etrafını saran gaz örtüsüdür. Dünya'nın etrafında bir gaz örtüsünün bulunmasının temel nedeni de yerçekimi kuvvetidir. Atmosfer, yerkürenin katı bölümünü saran, çoğunlukla gaz ve buharlardan oluşan bir kılıftır. Toplam kütlesinin yaklaşık 5,1 x 1015 ton olduğu sanılmaktadır; bu da Dünya’nın toplam kütlesinin milyonda birinden daha azdır.
Yapısı
Atmosfer, kendini ısı farklılıklarıyla gösteren çeşitli bölümlere ayrılır. Aşağıdan yukarıya doğru sırasıyla atmosferin bölümleri: troposfer, stratosfer, mezosfer, iyonosfer ve en dış kabuğu da eksosferdir. Bunların en altta, yeryüzüne en yakın olanına troposfer denir. Troposferin bir sonraki katman olan stratosfere kadar yüksekliği kutuplarda 7-8 km’yi, Ekvator’da ise 16-17 km’yi bulur. En önemli özelliği yüksek ölçüde su buharı içermesi ve içinde havanın yatay olduğu kadar düşey hareketler de yapmasıdır. Yükseğe çıkıldıkça ısı da düşer; bu düşüş stratosfere kadar sürer. Bu katmandaki ısı Ekvator’da –80°C dereceyken kutuplarda –55°C derece dolayındadır.
Atmosfer tüm hava dolaşımı, bulutlar ve fırtınalar, kısacası meteorolojik olayların hepsi troposferde, yani en çok 8-13 km’ler arasında olur.
Troposferden sonra stratosfer gelir. O da ortalama 11-50 km’ler arasında yer alır. Sıcaklık troposfer ile stratosfer arasındaki bölgede –55°C ile –80°C derece arasında değişirken, stratosferin üst bölümlerinde +50°C dereceye kadar çıkar. Bunun nedeni morötesi ışınların bu bölgede emilmesidir. Ozon katmanının oluşması da zaten bu sürecin bir sonucudur. Yeryüzünde yaşam için gerekli olan ozon, stratosferin bu üst katmanlarında üretilir. Stratosferde gözlenen ısı değişmelerinin ise mevsimlere bağlı olduğu belirlenmiştir.
Stratosferden sonraki bölüme mezosfer adı verilir, o da 80 km yükseğe kadar çıkar. Mezosferde ısı yeniden –80 ile –130 dereceye kadar düşer. 80 km’den 1.000 km’ye kadar olan bölüme iyonosfer adı verilir. Burada ısı gene belirgin bir biçimde artar. Gündüz ya da gece olmasına göre 600 km yükseklikte 1.000°C ile 2.500°C derece sıcaklıklar vardır. Adından da anlaşıldığı gibi, atmosferdeki gazlar bu katmanda düzenli bir iyonlaşma süreci içindedir; iyonlaşma daha yüksek bölgelerde daha da yoğunlaşır.
Ekzosfer ise atmosferin son katmanını oluşturur. Burada artık belirgin bir sınır olmadan boşluğa geçiş vardır.
Bileşimi
Atmosfer, renksiz, kokusuz, tatsız, çok hızlı hareket edebilen, akışkan, elastik, sıkıştırılabilir, sonsuz genleşmeye sahip, ısı geçirgenliği zayıf ve titreşimleri belli bir hızda ileten bir yapıya sahiptir. Tam olarak yüksekliği saptanamamıştır. "Homojen atmosfer" olarak isimlendirilen ve yoğunluğun hemen hemen aynı olduğu alt bölümün yüksekliği beş mil civarındadır. Bu seviyeden sonra yoğunluk yükseklikle azalır ve seyrek gaz kütleleri şekline dönüşerek uzay boşluğuna kadar uzanır ki bu bölge de "heterojen atmosfer" olarak isimlendirilir. Belirgin olan bir şey; atmosferin üst seviyesinin 20 mil civarında son bulduğudur. Bu seviyeden sonra da hava bulunduğunu söylemek doğrudur fakat bu bölümün meteoroloji ile bir ilişkisi yoktur. Şöyle ki 50 mil yukarıda güneş ışınlarını yansıtabilecek kadar hava, 200 mil yukarıda meteorların atmosfere girişinde sürtünme nedeniyle ışık verebilmesi ve hatta 375 mil yukarıda aurora'ların gözlenmesi buralarda da az da olsa atmosferin olduğu yönünde ipuçları vermektedir.
Atmosferin yeryüzüne yakın katmanlarının yüzde 75,5’i azot, yüzde 23,1’i de oksijenden oluşur. Su buharı da, mevsimlere ve bulunulan yere göre değişiklikler göstermesine karşılık, atmosferin önemli bir parçasıdır. Atmosferde ayrıca argon, karbondioksit, neon, helyum, metan, kripton, hidrojen, ozon ve ksenon bulunur; bunlara toz ve duman gibi maddeler de katılır.
100 km yükseğe kadar azot-oksijen oranında önemli bir değişiklik olmaz, yalnızca 20-30 km arasındaki yüksekliklerde bir ozon yoğunlaşması gözlenir. Bu ozon katmanının önemli bir işlevi vardır, çünkü güneşten gelen morötesi ışınların büyük bir bölümü bu katman tarafından süzülür. Ama buradaki ozon hem miktar, hem de yüzde olarak çok fazla değildir.
100 km’nin üzerinde hızlı bir ısı düşmesi gözlenir. Buradaki gazlar artık çok ince katmanlar biçimindedir. Daha çok da hafif gazlar bulunur. Bu gazlar morötesi ışınların etkisiyle ayrışır ve böylece burada oksijen serbest atomlar halinde bulunur. Işılayrışma dene bu olay 200 km yükseklikte daha da yüksek bir düzeye çıkar.
600-1,500 km arasında atmosferdeki oksijenin yerini, güneşteki lekelerin durumuna göre değişen bir biçimde, helyum alır, bunun üstünde de bir hidrojen katmanı bulunur. Onun için burada yerküreyi çepeçevre saran bir hidrojen tacından söz edilebilir.
Subuharı, yer ve zamana göre değişen biçimde, atmosferin alt katmanlarına karışmış olarak bulunur ve yaklaşık 10-15 km yükseklikten sonra azalmaya başlar. Yeryüzünün iklim ve meteoroloji koşulları üstünde bu su buharının önemli bir rolü vardır, çünkü bulutlara asılı olan su buharı yağış olarak yeryüzüne düşer.
Atmosfer kendini oluşturan gazların yanında az da olsa su buharı ile sıvı ve katı parçacıkları da içerir. Su buharı sayılmazsa, yeryüzüne yakın katmanlarda atmosferi oluşturan gaz ve oranları şöyledir (yüzde olarak):
•   Nitrojen 78.09
•   Oksijen 20.95
•   Argon 0.93
•   Karbondioksit 0.03
•   Neon 0.0018
•   Kripton 0.0001
•   Helyum 0.00053
•   Hidrojen 0.00005
•   Ksenon 0.000008
•   Ozon 0.000001 (bu oran değişebilir).
Yerçekimi nedeniyle dünya ile beraber dönmesi ve dünyanın eksenindeki yatıklık nedeniyle atmosfer içinde "merkezkaç kuvveti" oluşur.
Basıncın birimi: Normal atmosferde, 0°C'de, 760 mm.lik bir cıva kolonunun yarattığı basınca eşittir.

1341  cellotin genel / COĞRAFYA / Ynt: arnavutluk : Eylül 28, 2007, 12:04:59 ÖS
     Arnavutluk Cumhuriyeti

Nüfus:   3,544,841 (Temmuz 2002 tahmini)
Yaş Dağılımı:   0-14 yaş: 28.8% (erkek 528,678; kadın 493,531)
15-64 yaş: 64% (erkek 1,094,034; kadın 1,175,024)
65 yaş ve üstü: 7.2% (erkek 111,524; kadın 142,050) (2002 tahmini)
Nüfus Büyüme Hızı:   1.06% (2002 tahmini )
Doğum Oranı:   18.59 doğum/1,000 nüfus (2002 tah.)
Ölüm Oranı:   6.49 ölüm/1,000 nüfus (2002 tah.)
Net Göç Oranı:   -1.46 göçmen/1,000 nüfus (2002 tahmini )
Yaşam Ortalaması:   Toplam nüfus: 72.1 yıl
kadın: 75.14 yıl
erkek: 69.27 yıl (2002 tahmini )
Etnik Gruplar:   Arnavut 95%, Yunan 3%, Diğerleri 2% ( Çingene, Sırp, Bulgar )
Dinler:   Müslüman 70%, Ortodoks Arnavut 20%, Katolik Roman 10%
Okur-Yazarlık:   Tanım: 9 yaş ve üstü okur-yazar
erkek: 93.3
kadın: 79.5
toplam nüfus: 86.5


1342  cellotin genel / COĞRAFYA / Ynt: arnavut : Eylül 28, 2007, 12:04:46 ÖS
Arnavutluk Cumhuriyeti
Arnavutluk Cumhuriyeti
 
 

(Arnavutluk bayrağı)
(Arnavutluk amblemi)


Nüfus:   3,544,841 (Temmuz 2002 tahmini)
Yaş Dağılımı:   0-14 yaş: 28.8% (erkek 528,678; kadın 493,531)
15-64 yaş: 64% (erkek 1,094,034; kadın 1,175,024)
65 yaş ve üstü: 7.2% (erkek 111,524; kadın 142,050) (2002 tahmini)
Nüfus Büyüme Hızı:   1.06% (2002 tahmini )
Doğum Oranı:   18.59 doğum/1,000 nüfus (2002 tah.)
Ölüm Oranı:   6.49 ölüm/1,000 nüfus (2002 tah.)
Net Göç Oranı:   -1.46 göçmen/1,000 nüfus (2002 tahmini )
Yaşam Ortalaması:   Toplam nüfus: 72.1 yıl
kadın: 75.14 yıl
erkek: 69.27 yıl (2002 tahmini )
Etnik Gruplar:   Arnavut 95%, Yunan 3%, Diğerleri 2% ( Çingene, Sırp, Bulgar )
Dinler:   Müslüman 70%, Ortodoks Arnavut 20%, Katolik Roman 10%
Okur-Yazarlık:   Tanım: 9 yaş ve üstü okur-yazar
erkek: 93.3
kadın: 79.5
toplam nüfus: 86.5

Arnavutluk, güneydoğu Avrupa'da bir Balkan ve Akdeniz ülkesidir. Balkan yarımadasının batı bölgesinde uzanan Arnavutluk, kuzeyden Karadağ, doğudan Sırbistan ve Makedonya, güneydoğudan Yunanistan, batıdan Adriyatik Denizi'yle çevrilidir.
Tarihi
Türkçe'deki Arnavut kelimesi bir güney Arnavut (Toska) aşireti olan 'Arvanit'lerin Türkçeleştirilmiş şeklidir. Arnavutlar ülkelerine kartallar ülkesi anlamında Shqiperia (okunuşu Şipria veya Şiptar) derler. Diger dünya dillerinde ise 'Albania' kelimesi kullanılır.
Arnavutlar Avrupa'nın en eski halkı oldukları konusunu özellikle vurgularlar.
Arnavutça dili (Arn. Gjuha Shqiptar) Hint-Avrupa dil ailesinin özgün bir koludur. Arnavutçada, uzun süre komşu olmaktan ve 1000 yıllık Bizans idaresinden dolayı Yunanca ve Sırpça, 437 yıllık Osmanlı idaresinden dolayı da Türkçe ve Arapça kelimeler mevcuttur. Latin ve Germen dilleriyle de, bilhassa Italyanca, Fransizca ve Almanca ile benzer yanları çoktur.
Arnavutlar tarihçilerce eski İlliryalıların devamı olarak görürlürler. Antik İllirya bugünkü Dalmaçya sahil bölgesidir (bugünkü Hırvatistan ve Karadağ) ve pek çok Roma imparatoru bu bölgeden çıkmıştır.
Roma İmparatorluğu'nun kurucu halklarından olan İllirya bölgesi 5. yüzyılda Roma'nın Germen, Hun ve Slavlar tarafından saldırıya uğraması ve yıkılması sonucunda 7.-8. yüzyıllardan sonra giderek Slavların eline geçmiş ve bölge Orta Çağ'dan sonra Hırvatistan ve Karadağ olarak anılmaya başlanmıştır. 20. yüzyılda da bu bölgede 'Güney Slavları' anlamında 'Yugoslav' devleti kurulmuştur. Ancak Arnavutlar bu bölgede her zaman hak iddia etmişlerdir.

Ortaçağda bölgenin tam Doğu ve Batı Roma İmparatorlukları'nın sınırında bulunması nedeniyle Arnavutlar 6.yüzyıldan sonra Slavlaşma tehlikesine karşı, batının en güçlü şehri olan Venedik'in himayesine girerek katolikliği tercih etmişler ama daha doğuda kalan Kosova ve bugünkü Sırbistan bölgeleri hızla Slav asimilasyonuna ve ortodokslaşmaya girmiştir.
Doğu Roma'nın 13. yüzyıldan sonra yıkılma sürecine girmesi sonucu doğudan gelen Osmanlılar 15.yüzyılda bölgeyi ele geçirmişler, Arnavutların ulusal kahramanları Gjergj Kastriotiİskender Bey'nin önderliğinde 40 yıldan fazla süren direnişini kırıp bölgeyi 1478'de ele geçirmişlerdir. Bu gelişmeler yüzbinlerce Arnavut'un İtalya'yada yoğunlukla sicilya ve clebriaya göç etmesine yol açmıştır. Günümüzde bu Arnavutlar 'Arbereş' adıyla anılmaktadırlar.
Arnavutlar, Osmanlılar döneminde ulusal kimliklerini kaybetmemek için en çok direnen millet olarak bilinirlerdi (Arnavut inadı). Diğer Balkan milletleri gibi Arnavutlar da bu dönemde müslümanlaşmış ve Osmanlı idaresinde sadrazamlık gibi pek çok önemli mevkiye gelmişler ve bu sayede ezeli rakipleri olan Slav milletlerine karşı bölgede kendilerine büyük avantajlar sağlamışlardır.
Arnavutlar 7.yüzyıldan sonra karşılaştıkları Slav istilasına karşı azınlıkta kalmalarından dolayı, kendilerini destekleyen ve avantaj sağlayabilecekleri her yabancı güçten faydalnmaya çalışmışlardır. Bunun diğer bir örneği de 1. ve 2. Dünya Savaşlarında Almanya, Avusturya ve İtalya'nın destekleriyle Balkanlar'daki Sirp üstünlüğüne karşın tekrardan bölgenin hakimi olmaları gösterilebilir. 2. Dünya Savasinda Alman Ordusu'nun destegiyle Arnavut Skandarbeg birlikleri kurulmus, Arnavutlar tekrar bölgenin hakimi olmuslar, ancak 1. ve 2.Dünya Savaşlarının Almanya ve İtalya'nın yenilgisiyle sonuçlanması, Arnavutları tekrar Sirp hakimiyeti altına sokmuştur. Ayrıca İtalya 1939'da Arnavut ordusu ile birlikte Yunanistan'a da girmiştir.
Arnavutlar her zaman için ulusal kimliklerini ve aidiyetliklerini öne çıkarmış, aralarındaki din farklılıklarını hiçbir zaman önemsememişlerdir. Bu olgu kendilerinin 'Arnavut Dini'ne mensup oldukları esprisine yol açmıştır. Şu anki halk 1944-1990 arasıdaki komünist rejimin etkisi ile genellikle ateist eğilimlidir. Ancak Osmanlı dönemi öncesi ait oldukları Katolikliğe ilgi de giderek büyümektedir ve bu Avrupa Birliği Hristiyan Demokratlarınca desteklemektedir. Yarı-bağımsız bir Arnavut Katolik Kilisesi mevcuttur.
Osmanlı Devleti 1478'de Arnavutluk'u ele geçirerek Arnavut sancağını kurdu. Arnavutluk'ta Osmanlı idaresine karşı çeşitli isyanlar çıktı. Bu isyanlar ve bazı dış müdahaleler dolayısıyla Arnavutluk'un bir kısmı Osmanlıların elinden çıktı. 1463 Osmanlı-Venedik savaşlarından sonra Osmanlı, Arnavutluk'un elinden çıkan bölgelerini geri almaya başladı ve 1501'de büyük bir kısmını ele geçirdi.
I.Dünya Savaşı sırasında Osmanlı, Rusya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluklarının askeri ilgi alanları arasında kalan Arnavut bölgesi, Avusturya'nın desteğiyle bağımsızlığını kazanmış ancak kuzeyden Rus ve Sırp, güneyden ise Yunan ordularının taaruzlaruna maruz kalmış, Arnavut devleti fiilen ancak 1930'lardan sonra Kral Zogu yönetimi altında ortaya çıkmıştır.
Osmanlı fethinden sonra dört asırdan fazla bir süre Avrupa'da İslam'ın yayılmasında bir merkez rolü oynayan Arnavutluk, 1912'de diğer Balkan ülkeleriyle birlikte Osmanlılar'dan ayrıldı. Ancak bu tarihten sonra da Balkan Ülkeleri Birliği'nin saldırılarına uğradı. Bu saldırılar sonunda Arnavutluk'a giren hıristiyan Balkan orduları ülkenin Müslüman halkını Hıristiyan olmakla ölüm arasında bir tercih yapmaya zorladılar. O tarihlerde onbinlerce Arnavut hıristiyan olmadığından öldürülmüştür. İşgalciler 1914'te Sırp asıllı William Ovfid'i ülkeye kral tayin ettiler. Ancak Kral William din ve milliyet yönünden Arnavutlara yabancı olduğundan ülkede otoriteyi sağlayamadı. Bu yüzden Arnavutluk 1925'e kadar tam bir karışıklık yaşadı. Bu dönemde ülkenin bağımsızlığını sağlamak için çeteler oluşturuldu ve bu çeteler işgalcilere karşı mücadele ettiler. 1925'in başlarında ülkede cumhuriyet ilan edildi ve cumhurbaşkanlığına da Ahmed Zogu seçildi. 1939'da II. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte faşist İtalyan orduları Arnavutluk'u işgal etti. Bu işgal 29 Kasım 1944'e kadar sürdü. İşgalin sona ermesinden hemen sonra ülkede Enver Hoca'nın liderliğinde bir komünist rejim kuruldu.
Komünist Arnavutluk ilk zamanlar Rusya'ya yanaştı ve o sıralar Stalin'in yönettiği Rusya'dan destek gördü. Ancak altmışlı yıllardan sonra daha çok Çin'e yöneldi. Yetmişli yılların başından itibaren Çin'le de bağlantısını keserek, kendine özel, içine kapanık bir ülke halini aldı. Arnavutluk'taki komünist rejim başından itibaren baskıcı çizgiyi izledi. Ülke halkının dışarıyla bağlantısını kesti. Daha komünist diktatörlüğün kurulduğu ilk yıllarda binlerce insan İtalya'yla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle idam edildi. Sonraki yıllarda da halk içindeki bütün gelişmeler çok iyi organize edilmiş bir istihbarat örgütü aracılığıyla izlendi.
Enver Hoca, 11 Nisan 1985'te ölünceye kadar yönetimde kaldı. Ondan sonra cumhurbaşkanlığına Ramiz Alia seçildi.
Sovyetler Birliği'nde başlayan değişim rüzgârlarından en son etkilenen Doğu Avrupa ülkesi Arnavutluk olmuştur. Ülke yönetiminin halkın dışarıyla bağlantısını kesmesinin ve dünyadaki gelişmelerden doğru bir şekilde haber almasını engellemesinin bunda büyük etkisi olmuştur. Temmuz 1990'ın başlarında Tiran'da bazı kişilerin yabancı büyükelçiliklere sığınması olaylarına kadar görünürde ciddi bir olay yaşanmamıştı.
Arnavutluk cumhurbaşkanı Ramiz Aliya 25 Ocak 1990'da yaptığı konuşmasında, Doğu blokundaki gelişmeleri sosyalist çizgiden sapma ve bir felaket olarak niteledi ve Arnavutluk'un bu duruma asla düşmeyeceğini ileri sürdü. Ama çok geçmeden Temmuz 1990'da meydana gelen olaylar halkın rejimden rahatsız olduğunu ortaya çıkardı ve ülke çok hızlı bir değişim sürecine girdi. Ramiz Alia, bu hızlı değişim süreci içinde koltuğunu koruyabilmek için birden radikal bir reformcu kesildi. Halkın tepkisini yatıştırmak için çok partili sisteme geçme kararı aldı. Ardından, iktidardaki komünist Emek Partisi'nin yanısıra Demokrat Parti'nin kuruluşu da resmen kabul edildi. Bunu basın alanında da bazı özgürlükler sağlanarak Demokrat Parti'nin Demokrasinin Doğuşu adlı bir gazete çıkarmasına izin verilmesi izledi.
Ramiz Alia'nın ülkede pazar sistemine dayalı bir ekonomik modele geçileceğini açıklaması üzerine ekonomik reformlar da uygulamaya konmaya başladı. Bütün bu reformların süreklilik kazanması için yürürlüğe konan yeni anayasa da kısmen din hürriyeti, özel mülkiyet edinme hakkı, seyahat hürriyeti ve yabancı sermayenin ülke içinde iş yapması imkânı getiriyordu.
10 Şubat 1991'de 250 kişilik Halk Meclisi üyelerinin belirlenmesi için seçimler yapıldı. Seçimlerin böyle aceleye getirilmesindeki amaç muhalefet partilerinin teşkilatlanmalarını tamamlamadan, halka kendilerini tanıtamadan ve seçim hilelerinin yapılabileceği ortam mevcutken Emek Partisi'nin devamı olan Sosyalist Parti'nin bir dönem daha iktidarda kalmasını sağlamaktı. Öyle de oldu ve Sosyalist Parti seçimlerde parlamentoda 169 üyelik kazandı. Ancak halk bu sonuçtan memnun kalmadı ve tepki gösterdi. Bunun üzerine 22 Mart 1992'de tekrar seçim yapıldı ve bu seçimlerde Demokrat Parti 92 milletvekilliği kazanarak birinci parti oldu. Bunun üzerine Ramiz Aliya istifa etmek zorunda kaldı ve cumhurbaşkanlığına Demokrat Parti lideri Sali Berişa seçildi. Sosyalist Parti iktidarına da son verilerek Demokrat Parti liderliğinde bir hükümet kuruldu.
Arnavutluk'ta Eylül 2005 seçimlerini Demokrat Parti büyük farkla kazanmış, Fatos Nano başbakanlığındaki Sosyalist Parti hükümeti yerini S.Berisha hükümetine bırakmıştır.
Arnavutluk'un Avrupa Birliği ve Nato üyelik görüşmeleri sürmektedir.
Coğrafyası
Önemli şehirleri: Tiran, İşkodra, Elbasan, Dıraç, Körçe, Avlonya.
Nüfusu: 3.425.000 (1993 tahmini). Nüfusun % 36'sı şehirlerde yaşamaktadır. Ortalama ömür 72 yıldır. Çocuk ölümlerinin oranı binde 28'dir. Nüfusun % 33'ünü 14 yaşın altındakiler oluşturmaktadır.
Nüfus artış hızı: % 1.7
Etnik yapı: % 95.3 Arnavut, % 2.5 Roman, % 1.8 Yunan, % 0.14 Makedon, kalanı diğer etnik unsurlar. Arnavutların İliyalıların soyundan geldikleri sanılmaktadır. Makedonya ve Kosova başta olmak üzere eski Yugoslavya cumhuriyetlerine ve dünyanın birçok ülkesine yayılmışlardır. Arnavutluk'taki Arnavutların % 70'i Müslüman büyük çoğunluğu sünni, az bir kısmı da bektaşidir, ancak din farkliliklari Arnavut ulusal bilinci acisindan önem tasimaz,farklı dinlere mensup olnalarda kendilerini arnavut olarak tanımlarlar.
Yazýlým Dili: Resmi dil Arnavutçadır. Etnik unsurların dilleri de konuşulur.
Coğrafi durumu: Bir balkan ülkesi olan ve Balkan yarımadasının batı bölgesinde uzanan Arnavutluk, kuzeyden Karadağ, doğudan Sırbistan ve Makedonya, güneydoğudan Yunanistan, batıdan Adriya Denizi'yle çevrilidir. Adriya Denizi'ne bakan kıyısının uzunluğu 316 km'dir. Genelde dağlık olan topraklarının üçte ikisi dağlar ve tepelerden oluşur. Kalan kısmı ise ovalık ve alçak tepelerdir. Ülkenin batısında Adriya Denizi'ne paralel olarak Dinar Alpleri, kuzeyinde de Arnavutluk Alpleri uzanır. En yüksek yerleri Korab tepesi (2751 m.) ve Yezertsa Zirvesi (2694 m.)'dir. Çok sayıda akarsuyu vardır. En uzun ırmakları Drina, Vyosa, Şkumbi, Semani, Mati ve Erzen'dir. İşkodra, Ohri ve Prespa göllerinin bir kısmı Arnavutluk'a aittir. Sınırları içinde bazı küçük gölleri vardır ve bunların bazıları buzul gölleridir. Topraklarının % 36'sı ormanlık, % 17'si tarım alanı, % 14'ü otlaktır. Akdeniz iklimi kuşağında bulunan Arnavutluk'ta yazlar kuru sıcak ve güneşli, kışlar bol yağmurlu ve yumuşak geçer. Dağlık kısımlarda iklim bölgeden bölgeye değişir. Buralarda kışlar daha soğuktur. Kıyıdan biraz içerde yeralan başkent Tiran'da yıllık sıcaklık ortalaması 15.6 derece, yıllık yağış ortalaması da 1588 mm.'dir.
Yönetim
Yönetim şekli: Arnavutluk çok partili demokratik sistemle ve 29 Nisan 1991'de yürürlüğe konan anayasayla yönetilmektedir. Devletin en üst yöneticisi devlet başkanı, hükümetin başkanı başbakandır. Üyeleri serbest genel seçimlerle belirlenen 140 üyeli bir parlamentosu vardır. Arnavutluk, BM'e ve Uluslarası Para Fonu'na üyedir.
Siyasi partiler: Arnavutluk'taki siyasi partilerin başta gelenleri şunlardır:
Demokrat Parti: Liberal anlayışa sahiptir. En son genel seçimlerde parlamentoda 92 üyelik kazanan bu parti iktidarı elinde bulundurmaktadır.
Sosyal Demokrat Parti: Solcudur. En son genel seçimlerde parlamentoda 7 üyelik kazandı.
Sosyalist Parti: Komünist Emek Partisi'nin devamıdır. En son genel seçimlerde parlamentoda 38 üyelik kazandı.
Cumhuriyetçi Parti: Demokrat Parti'ye yakındır.
İdari bölünüş: 27 ille, 200 ilçeye ayrılır.
Dış problemleri: En önemli dış problemi Kosova meselesidir. Bugün Yeni Yugoslavya sınırları içinde bulunan ve Sırbistan yönetimi tarafından özerkliği kaldırılarak Sırbistan'a ilhak edilmiş olan Kosova halkının % 80'den fazlası Arnavut asıllıdır. Arnavutluk yönetimi Kosova meselesine sahip çıkmakta ve buranın bağımsızlığı için mücadele eden Kosova Arnavutlarını desteklemektedir. Makedonya'da yaşayan Arnavutlara baskı uygulanması da bu iki ülke ilişkilerini olumsuz yönde etkilemektedir.
Arnavutluk-Yunanistan ilişkileri de iyi değildir ve Yunanistan etnik azınlık ve göç gibi konularda Arnavutluk yönetimine baskı yapmaktadır.
Ekonomi
Ekonomi: Arnavutluk ekonomisi daha çok maden üretimine ve sanayiye dayanır. Bir miktar petrol ve doğal gaz çıkarmaktadır. 1992'de toplam 6 milyon varil petrol, 136 milyon m3 doğal gaz üretmiştir. 1993'deki petrol rezervi 185 milyon varil, doğal gaz rezervi 11 milyar m3 olarak tahmin ediliyordu. Ayrıca krom, linyit, nikel, bakır, demir, kükürt, çinko, kurşun ve boksit üretmektedir.
Tarım ve hayvancılığın da ekonomide önemli yeri vardır. Bu sektörlerden elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 36'dır ve çalışan nüfusun % 55'i bu alanlarda iş görmektedir. Orta kesimdeki kıyı ovalarda daha çok buğday, mısır, tütün ve patates, iç kesimlerde daha çok şeker pancarı, güney kıyılarda en çok zeytin ve turunçgiller üretilir. Ülke genelinde bunlardan başka meyve ve sebzeler de üretilmektedir. 1992'de 600 bin ton tahıl, 60 bin ton yer bitkileri, 15 bin ton baklagiller, 130 bin ton meyve, 250 bin ton sebze üretilmiştir. Aynı yıl ülkede 500 bin baş sığır, 1 milyon baş koyun, 170 bin baş domuz bulunuyordu. 1991'de % 55'i denizden, % 45'i iç sulardan olmak üzere 12 bin ton balık avlanmıştır. Aynı yıl 2.6 milyon ton da tomruk üretilmiştir.
Dış ticaret: İhraç ettiği ürünlerinin başında petrol, maden cevherleri (bunlar tüm ihracatının % 47'sini oluşturur) ve çeşitli tarım ürünleri gelir. İthal ettiği malların başında da makinalar, ulaşım araçları ve yedek parçaları, gıda maddeleri, kimyasal maddeler ve dayanıklı tüketim maddeleri gelir. 1991'deki dış ticaret açığı 179 milyon dolar olmuştur.
Sanayi: En çok metalürji, demir-çelik, kimya, tekstil, ayakkabı, deri, kereste, mobilya, gıda, meşrubat, sigara, ilaç ve inşaat malzemeleri sanayileri gelişmiştir ve gelişme yolundadır. Yerel kaynaklardan ve imalat sanayiinden elde edilen gelirlerin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 42'dir. Çalışan nüfusun yaklaşık % 19.5'i sanayi sektöründe iş görmektedir. Buna maden ocaklarında çalışanlar da dahildir.
Enerji: 1991'de 2 milyar 800 milyon kw/saat elektrik üretilmiş, 3 milyar 155 milyon kw/saat tüketilmiş, aradaki fark ithalatla karşılanmıştır. Elektrik enerjisinin % 9'u termik santrallerden, % 91'i hidroelektrik santrallerinden elde edilmektedir. Kişi başına yıllık elektrik tüketimi ortalama 960 kw/saattir.
Ulaşım: Ülkenin tarifeli sefer yapılan tek havaalanı başkent Tiran'daki uluslararası trafiğe açık havaalanıdır. Arnavutluk, 100 grostonun üstünde yük taşıyabilen 25 gemiye, 720 km. demiryoluna, 8.000 km.'si asfaltlanmış olmak üzere 21.000 km. karayoluna sahiptir. Bu ülkede ortalama 68 kişiye bir motorlu ulaşım aracı düşmektedir.
Eğitim: Eğitim ücretsizdir. 1800 ilkokul, 50 genel ortaöğretim kurumu, 470 mesleki ortaöğretim kurumu, 8 yükseköğretim kurumu vardır. Üniversite çağındaki gençlerden üniversiteye kayıt yaptıranların oranı % 80, okuma yazma bilenlerin oranı ise % 100'dür.
Sağlık: Arnavutluk'ta 900 hastane, toplam olarak 5860 doktor ve diş doktoru, 40 bin ebe ve bayan sağlık görevlisi mevcuttur. Ortalama 585 kişiye bir doktor düşmektedir. (Buna diş doktorları da dahildir.)
Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Avrupa'da, Adriyatik Denizi kıyısında yer almakta olup, kuzey ve kuzey doğuda Karadağ, Kosova, doğuda Makedonya, güney ve güney batıda Yunanistan ile komşudur.
Coğrafi konumu: 41 00 Kuzey enlemi, 20 00 Doğu boylamı
Haritadaki konumu: Avrupa
Yüzölçümü: toplam: 28,748 km²
kara: 27,398 km²
su: 1,350 km²
Sınırları: toplam: 720 km
Sınır komşuları: Yunanistan 282 km, Makedonya 151 km, Yugoslavya 287 km
Akarsuları: Kuzeydeki İşkodra Gölü (368 km²) Balkanlardaki en büyük gölüdür. Ohri Gölü 362 km² güney-doğudadır ve Balkanların en derin gölüdür. Prespa Gölü ise Makedonya, Yunanistan ve Arnavutluk arasındadır. Bunların dışında kuzey ve kuzeydoğusunda küçük alp gölleri mevcuttur. Drin, Mati, İşmi, Erzeni, Şkurbini, Semani, Niosa başlıca ırmaklardır. 152 ırmak ve çay, 5 baraj, 200 kaynak (içme suyu ve mineral) vardır.
Sahil şeridi: 362 km
İklimi: Ilıman iklim; kışlar soğuk, bulutlu, yağışlı; yazlar sıcak, açık, kuru geçer; iç kısımlarında daha soğuk ve daha rutubetli bir iklim hakimdir.
Arazi yapısı: Arnavutluk dağlık bir ülkedir. Ülkenin batısında denizden yüksekliği 300 metre olan platolar olmakla birlikte üçte ikisi dağlık ve tepeliktir.
Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Adriyatik Denizi 0 m; en yüksek noktası: Maja e Korabit (Korabi dağı)
Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, kömür, krom, bakır, kereste, nikel
Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %21
düzenli ekilen topraklar: %5
otlaklar: %15
ormanlık arazi: %38
diğer: %21 (1993 verileri)
Sulanan arazi: 3,410 km² (1993 verileri)
Doğal afetler: yıkıcı depremler; güneybatı kıyısında su baskınları; kuraklık
 


Nüfus Bilgileri

Nüfusu: 3,510,484 (2001 Temmuz ayı tahmini) Nüfusun %50 si kırsal alanda ikame eder.
Yaş yapısı: 0-14 yaş: %29.53 (erkek 536,495; kadın 500,026)
15-64 yaş: %63.48 (erkek 1,073,351; kadın 1,155,115)
65 yaş ve üzeri: %6.99 (erkek 107,476; kadın 138,021) (2001 verileri)
Nüfus artış oranı: %0.88 (2001 verileri)
Nüfus yoğunluğu: Nüfus yoğunluğu km²'ye 113,3 dir.
Mülteci sayısı: -3.69 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini)
Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.08 erkek/kadın
15 yaş altı: 1.07 erkek/kadın
15-64 yaş: 0.93 erkek/kadın
65 yaş ve üzeri: 0.78 erkek/kadın
toplam nüfus: 0.96 erkek/kadın (2001 tahmini)
Bebek ölüm oranı: 39.99 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini)
Ortalama hayat süresi: toplam nüfus: 71.83 yıl
erkeklerde: 69.01 yıl
kadınlarda: 74.87 yıl (2001 tahmini)
Ortalama çocuk sayısı: 2.32 çocuk/1 kadın (2001 tahmini)
HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01den az (1999 verileri)
Ulus: Arnavut
Nüfusun etnik dağılımı: %95 Arnavut, %3 Yunan, diğerleri %2 2 (Roman, Sırp, Bulgar).
Dinler: %70 Müslüman, %20 Arnavut Ortodoksu, %10 Katolik.
Yazýlým Dili: Resmi dil Arnavutçadır, ayrıca Yunanca konuşulmaktadır.
Okur yazar oranı: 9 yaş ve üzeri bilgiler
toplam nüfusta: %93 (1997 tahmini)
Eğitim alanında Avrupa standardını yakalamak üzere büyük reform yapılmaktadır.
 


Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Arnavutluk Cumhuriyeti
kısa şekli : Arnavutluk
ingilizce: Macedonia
Yerel tam adı: Republika e Shqiperise
yerel kısa şekli: Shqiperia
eski adı: Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyet
Yönetim biçimi: Cumhuriyet.
Başkenti: Tiran
İdari bölümler: 36 şehir Berat, Bulqize, Delvine, Devoll (Bilisht), Diber (Peshkopi), Durres, Elbasan, Fier, Gjirokaster, Gramsh, Has (Krume), Kavaje, Kolonje (Erseke), Korce, Kruje, Kucove, Kukes, Kurbin, Lezhe, Librazhd, Lushnje, Malesi e Madhe (Koplik), Mallakaster (Ballsh), Mat (Burrel), Mirdite (Rreshen), Peqin, Permet, Pogradec, Puke, Sarande, Shkoder (İşkodra), Skrapar (Corovode), Tepelene, Tiran (Tirana), Tropoje (Bajram Curri), Vlore
Bağımsızlık günü: 28 Kasım 1912
Milli bayram: Kurtuluş günü, 28 Kasım 1912
Anayasa: 28 Kasım 1998 de referandumla yeni anayasa kabul edildi.
Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), IOM (Uluslararası Göçmen Teşkilatı), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), OIC (İslam Konferansı Örgütü), OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü), PFP (Barış için Ortaklık), UN (Birleşmiş Milletler), UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü), UNIDO (Endüstriyel Kalkınma Örgütü), UNOMIG (BM Gürcistan Gözlem Misyonu), UPU (Dünya Posta Birliği), WFTU (Dünya İşçi Sendikaları Federasyonu), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı), WMO (Dünya Meteoroloji Örgütü), WToO (Dünya Turizm Örgütü), WTrO (Dünya Ticaret Örgütü)
Bayrağı: Kırmızı üzerine çift başlı siyah kartaldır. Arnavutlar kendilerini kartalın oğulları (Shqipetare) olarak tanımlarlar.
 


Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Ekonomisi Avrupa standartlarının altında olan Arnavutluk, serbest piyasa ekonomisine geçiş dönemi yaşamaktadır.
İş gücü: 1.692 milyon (352,000 göçmen işçi dahil) (1994 tahmini)
Sektörlere göre işgücü dağılımı: tarım %50, endüstri ve hizmet %50
İşsizlik oranı: Resmi olarak %16 (2000 tahmini); gerçek verilere göre %25 civarında olabilir.
Bütçe: gelirler: 393 milyon $; giderler: 676 milyon $ (1997 verileri)
Endüstri: gıda, tekstil ve giyim; kereste, yağ, çimento, kimyasallar, madencilik, temel metalürji
Endüstrinin büyüme oranı: %9 (2000 tahmini)
Elektrik üretimi: 5.332 milyar kWh (1999)
Elektrik tüketimi: 5.379 milyar kWh (1999)
Elektrik ihracatı: 100 milyon kWh (1999)
Elektrik ithalatı: 600 milyon kWh (2000)
Tarım ve hayvancılık ürünleri: buğday, mısır, patates, sebzeler, meyveler, şeker pancarı, üzüm; et, süt ürünleri
İhracat tutarı: 310 milyon $ (2000 verileri)
İhracat ürünleri: tekstil ve ayakkabı, metaller ve madensel cevherler, ham petrol, sebzeler, meyveler, asfalt, tütün
İhracat ortakları: İtalya %67, Yunanistan %15, Almanya %5, Avusturya %2, Makedonya %2 (2000 verileri)
İthalat tutarı: 1 milyar $ (2000 verileri)
İthalat ürünleri: makine ve teçhizatlar, gıda, tekstil, kimyasallar
İthalat ortakları: İtalya %37, Yunanistan %28, Türkiye %6, Almanya %6, Bulgaristan %3 (2000)
Dış borç tutarı: 1 milyar $ (2000)
Para birimi: Lek (ALL)
Para birimi kodu: ALL
Mali yıl: Takvim yılı
 


İletişim Bilgileri

Kullanılan telefon hatları: 87,000 (1997)
Telefon kodu: 355
Radyo yayın istasyonları: AM 16, FM 3, kısa dalga 2 (1999)
Radyolar: 810,000 (1997)
Televizyon yayını yapan istasyonlar: 9 (1995)
Televizyonlar: 405,000 (1997)
Internet kısaltması: .al
Internet servis sağlayıcıları: 7 (2000)
Internet kullanıcıları: 2,500 (2000)
 


Ulaşım ve Taşımacılık

Demiryolları: toplam: 447 km
Karayolları: toplam: 18,000 km
asfalt: 5,400 km
asfalt olmayan: 12,600 km (1998 verileri)
Deniz yolları: 43 km
Boru hatları: ham petrol 145 km; petrol ürünleri 55 km; doğal gaz 64 km (1991)
Limanları: Durres, Sarande, Shengjin, Vlore
Hava alanları: 11 (2000 tahmini)
Helikopter alanları: 1 (2000 tahmini)

İhracat
Madde   1998   1999   Değişim (%)
Tekstil elyafı ve mamulleri   7.581   13.061   72,28
Hububat ve mamulleri   7.532   8.884   17,94
Metallerden nihai ürünler   1.928   4.640   140,68
Tabii bal, şeker, şekerli meyveler   1.506   4.477   197,38
Uçucu yağlar, yüzey aktif maddeler   5.070   4.013   -20,84
Çeşitli mamul eşya   2.087   3.417   63,71
Demir ve çelik   2.991   3.244   8,47
Elektrikli makine ve cihazlar   2.264   3.168   39,89
Metal dışı mineral mamuller   1.554   2.485   59,86
Giyim eşyası ve aksesuarları   1.580   1.781   12,74


İthalat
Madde   1998   1999   Değişim (%)
Hayvansal ve bitkisel ham maddeler   327   282   -13,80
Mantar ve ağaç mamulleri   7   217   3068,11
Kahve, çay, baharat, kakao ve hülasaları   45   196   334,41
Tekstil elyafı ve mamulleri   355   195   -44,95
Haberleşme, hayal-ses kayıt cihazları   74   167   125,81
Tabii kauçuk, sentetik kauçuk   5   83   1592,41
Büro makinaları, bilgi işlem makinaları   37   78   108,00
Demir ve çelik   -   25   100,00
İşlenmiş sıvı ve katı yağlar, mumlar   32   20   -36,97
Giyim eşyası ve aksesuarları   1   17   1278,01
            

1343  cellotin genel / COĞRAFYA / Ynt: arktika ve antartika : Eylül 28, 2007, 12:04:08 ÖS
Kutup Bölgeleri:
Arktika ve Antarktika

Karalarda buzdan kalın bir zırh ve donmuş toprak, denizlerde buzdağları, çok soğuk ve güneşsiz bir kış. İnsan kutup bölgelerini böyle düşünüyor. Yaşam koşullarının ağırlığı nedeniyle bu bölgeler bugüne değin insanların yıkıcı müdahalesinden kurtulmuş. Kutupların gerek atmosfer, gerekse dünya iklimi üstündeki düzenleyici etkileri ise tartışılmıyor bile. Kutup buzlarındaki bir erimenin yeryüzü çapında iklim değişikliklerine yol açacağı, bunun da tüm insanlık için çok kötü sonuçlar vereceği biliniyor.

Dev Bir Buzdolabı

Yerküremizin kuzey ve güneyindeki buzdan örtüler, bütün değişmez görüntülerine karşın, Dünya’nın 4,5 milyar yıllık yaşamında daha çok kural dışı bir durum oluşturur. Bugünkü bilgilerimize göre yeryüzünde üç büyük soğuk dönemi yaşanmıştır. Bunlardan biri 750, biri de 250 milyon yıl önce yer almıştır; üçüncüsü olan “Büyük Buzul Çağı” ise yaklaşık 2 milyon yıl önce, Pleyistosen Bölüm’de başlamıştır ve günümüzde de sürmektedir. Günümüze en yakın bu jeolojik dönemde buzullar en az dört kez bugün Avrupa, Asya ve Amerika’da ılıman iklim kuşağı içinde oldukları bilinen bölgelere kadar inmiş, aralardaki sıcak dönemlerde de kutuplarla yüksek dağların tepelerinde bugün bulundukları sınırlara, hatta daha da gerilere çekilmiştir. Alman buzul çağı araştırmacısı Albrecht Penck (1858-1945) bu dört buzul katına, ülkesinin güneyinde çalışmalarını sürdürerek onların varlığını kanıtladığı bölgedeki küçük ırmakların adını vermişti: Günz, Mindel, Riss ve Würm.


Yaklaşık 10.000 yıl önce Würm Buzul Katı’nın sona ermesinden beri yeryüzü yeni bir sıcak dönem yaşamaktadır. Kutuplardaki ve Grönland’daki buz katmanlarına bakılırsa Dünya’nın hala “buzlanmaya yatkın” olduğu söylenebilir. Ama 4,5 milyar yıllık yaşamının büyük bir bölümünü buzsuz geçirdiği anlaşılıyor. O zamanlar sıcak, hatta tropik bir iklim çok daha geniş bir alana yayılıyormuş. Büyük su kütleleri buz olarak karalara bağlı olmadığından, denizlerin düzeyi bugünküne göre 60 m daha yüksekmiş ve karaların önemli bir bölümü suyun altındaymış.

Kuzey Kutup Bölgesi - Arktika

Matematiksel bir belirlemeye göre kutup bölgeleri kutup dönencelerinin altında ve üstünde kalan (ve her biri 21,2 milyon km2 büyüklüğünde olan) yerler olarak tanımlanıyor. Bir adını da Eski Yunanca’da “ayı” anlamına gelen arktos sözcüğünden alan Kuzey Kutup Bölgesi toplam 27 mlyon km2’lik bir alana yayılır. Bunun 9 milyon km’si kara, geri kalanı denizdir.


Burada en sıcak ayda bile deniz suyu sıcaklığı +10° C’nin üstüne çıkmaz. Arktik kara ve deniz iklimlerinin egemen olduğu bölgede yağış azdır, yılda 100 mm ile 500 mm arasında değişir. Kuru rüzgarlar ve sis, düşük sıcaklık (Grönland’da şubat ortalaması -40° C), sıcaklığın mevsimlere göre büyük değişkenlik göstermesi (+15° C ile -40° C) bu bölgenin iklim özellikleri arasındadır. 23 Eylül ile 21 Mart arasında Güneş’in hiç doğmadığı kış kutup gecesi, yılın geri kalan bölümünde ise, hiç batmadığı kutup gündüzü yaşanır. Sıcaklığın çok düşük olmasına karşın, kutup bölgelerinin de en az tropik bölgeler kadar güneş enerjisi aldığı unutulmamalıdır. Kara bitkileri buna, çok hızlı ve karmaşık bir büyüme biçimi benimseyerek uyum sağlamıştır. Denizlerde ise yüksek oksijen ve zengin besin maddesi nedeniyle, bir de 0 derece dolayındaki deniz suyu sıcaklığı fazla değişmediği için plankton ve balık çok boldur.


Yaşamın denizlerdeki bu zenginliğine karşın, az sayıdaki buzsuz kıyı bölgesinde oldukça sınırlı olduğu gözlenir. Bitki örtüsü tundralara özgü yosunlardan, likenlerden, ardıç ağaçlarından ve cüce akkayınlardan oluşur. Temmiz sıcaklığı 6° C’nin altına düşerse bunlar da yerlerini buz çölüne bırakırlar. Zemin 600 m derinliğe kadar donmuş durumdadır ve yazın ancak yüzeyden 10-200 m arasında bir derinliğe kadar çözülür. Donmuş zeminin altında bulunan çamur katmanı aşağı doğru akar ve her türlü inşaat çalışmasını çok zorlaştırır.
Güneydeki Buz Kaplı Kıta - Antarktika

“Güneydeki efsanevi kıta”nın bulunması 200 yıllık bir arayıştan sonra, ancak 1840’ta başarıyla sonuçlanmıştır. Yelkenlisiyle kıyılar boyunca yaklaşık 2.000 km yol alan Charles Wilkes, denizlerden oluşan Kuzey Kutbu’nun tersine, Güney Kutbu’nun olduğu yerde gerçekten büyük bir kıta bulunduğunu kanıtlamıştır. 12,4 milyon km2’lik yüzölçümüyle bu kıta neredeyse Afrika’nın yarısı büyüklüğündedir. Bu bölgenin içinde Güney Shetland, Güney Georgia gibi birkaç takımada da yer alır.



Adı, “Arktika’nın karşısındaki” anlamına gelen Antarktika’yı ortalama 2.000 m kalınlığında büyük bir buz katmanı zırh gibi örter. Bir zamanlar “ulaşılamaz” diye adlandırılan kutup noktasında buzun kalınlığı 4.335 m’yi bulur. Bu buz kütlesi 24 milyon km3’lük hacmi ile yeryüzündeki bütün buzların yüzde 92’sini oluşturmaktadır. Kıyılarından kopan 350-600 m kalınlığındaki buz parçaları günde 1-3 m hızla ilerler ve birbiri üstüne yığılır. Bu tür yüzen yığınlardan biri olan Ross Buzlası 540.000 km’yi bulan alanıyla neredeyse Fransa büyüklüğündedir. Gelgit olayının buzladan kopardığı büyük parçalar yüzerek çevreye dağılır. Bu tür buzdağları arasında 20.000 km2 büyüklüğe ulaşanlar olur.



Güney Kutbu’nda yeryüzünün en soğuk ve en fırtınalı iklimi egemendir. Ortalama sıcaklık yaz aylarında -20° C’dir ve bu, güneyden fırtınalar estiğinde -70° C’ye kadar düşebilir. Coğrafi Güney Kutbu noktasında bulunan ABD gözlem istasyonunda yapılmış ölçümlerde sıcaklığın yıllık ortalamasının -50° C olduğu, en sıcak ayda ancak -29° C’ye yükseldiği belirlenmiştir. Yani yeryüzünün bu en büyük buzdolabının sıcaklığı Kuzey Kutbu’ndan ortalama 22 derece daha düşüktür.


Bu durum doğal olarak yaşam koşullarını etkilemektedir. Kuzey Kutbu’nda 400’e yakın çiçek açan bitki türü sayılabilirken, Güney Kutbu’nda bir tane bile olmaması bunun bir belirtisidir. Buna karşılık kıtanın kıyılarında ve açık denizlerinde çok sayıda hayvan yaşar. Penguenler, martılar, foklar ve balinalar soğuk, ama besin maddesi açısından zengin Güney Kutbu denizlerindeki planktonları ve balıkları yiyerek yaşamlarını sürdürürler.


Göçebe Avcılar ve Toplayıcılar

Kuzey Kutup Bölgesi Yerlileri, Amerika’da Eskimolar ve Aleutlar, Avrupa ve Asya’da Laponlar ve Doğu Yaklar’dır. Bunlar avcı ve toplayıcı olarak Taş Çağı’ndakine benzeyen göçebe bir yaşam sürerler. Buradaki yaşama koşullarına en iyi uyum sağlamış olan Eskimolar, aynı zamanda en kuzeye kadar yayılmış olan halktır. Bunlar kayak adı verilen küçük kayıklarıyla en çok fok avlayıp etini yiyecek, derisini ve kürkünü giysi, yağını ısı ve ışık kaynağı olarak kullanırlar. Vitamin gereksinimini, eti pişirmeden yiyerek karşılarlar. (Amerika Yerlileri’ni dilinde Eskimo, çiğ et yiyen demektir) Uygar ülkelerin kutup bölgelerine el atmaları, özellikle Spitzbergen’deki uranyum, titanyum ve kömür, Alaska’daki petrol ve doğal gaz kaynaklarını işletmek istemeleri, doğaya bağlı olarak yaşayan Eskimolar’ın yaşam olanaklarını sınırlamıştır. ABD ve Rusya da Kuzey Kutbu’nu işgal etmiş, yoğun bir sivil ve askeri üsler ağı ile kaplamışlardır. Amerikan atom denizaltısı “Nautilus” ilk kez 1958’de Kuzey Kutbu’nu örten 2-15 m kalınlığındaki buz katmanının altından geçerek bir uçtan ötekine 3.000 km yol almıştır. Kutupların paylaşılmasında her ülkeye, kendi sınırlarının en dış iki noktasından Kuzey Kutup noktasına çizilen iki doğru arasında kalan parçasının verilmesi ilkesi uygulanır.

1344  cellotin genel / Biyoloji / Ynt: sinir sistemi : Eylül 28, 2007, 10:39:02 ÖÖ
Sinir Sistemi Hastalıkları:
 
 
Tüm zihinsel ve motor yetilerimiz, hafıza, düşünce, duygulanım ve reflekslerimizin tamamı beyin, beyincik ve omurilikden oluşan merkezi sinir sistemi aktiviteleri sonucu oluşmaktadır. Merkezi sinir sistemi ise tüm vücudumuza ve organlarımıza yayılan çok geniş bir periferik sinir sistemi ağı sayesinde hem vüdumuzun tamamı hemde içinde bulunduğumuz çevre ile sürekli iletişim halindedir. Bütün sinir sisteminin embriyogenez esnasında yapısal oluşumu ve hayat boyu normal fonksiyonunu sürdürebilmesi çok sayıda genin uygun zaman ve yerde aktivasyonu veya susturulması ile mümkün olmaktadır. Bu gün modern moleküler genetik ve hücre biyolojisi (neurobiology) sayesinde sinir sisteminin oluşumu ve fonksiyonu için gerekli birçok moleküler mekanizmayı öğrenmiş durumdayız. Dahası, bu bilginin yeni tanı ve tedavi yöntemlerinde uygulamalarını giderek artan oranlarda görmekteyiz.
 
Anlaşılacağı üzere genetik etiyolojiye sahip sinir sistemi hastalıkları neonatal ve erken çocukluk yaşlarında bulgu verebileceği gibi çok daha ileri yaşlarda da ortaya çıkabilmektedir. Özellikle orta yaş üzeri nüfusun giderek arttığı batı toplumlarında Alzheimer hastalığı, ALS ve benzeri birçok nörolojik hastalığın morbidite ve mortaliteyi ciddi oranda etkiler derecede ön plana çıktığını görüyoruz. Yukarıda bahis olunan hastalıklar gibi birçok nörolojik hastalığın genetik komponentleri olduğu bir süredir bilinmektedir. Ancak sinir sistemi hastalıklarında genetik komponent her zaman tek bir gendeki mutasyona indirgenememekte ve bu hastalıklar çoğu zaman kompleks bir kalıtsal geçiş sergilemektedir. Örneğin Alzheimer hastalığında beyin dokusunda görülen morfolojik plaklar Parkinson hastalığında görülenlerle en az bir ortak moleküler genetik mekanizmayı paylaşmaktadır. Öte taraftan, Huntigton hastalığı, Frajil-X sendromu ve spinoserebellar atrofi hastalığı ilişkin genetik lokuslarda mecvut tekrarlayıcı DNA motiflerinin genişlemesi sonucu oluşan “dinamik mutasyon” hastalıklarıdır. Bu hastalıklarda etken tek bir gen olmasına rağmen nesilden nesile genetik patoloji ağırlaşmakta (tekrarlayan DNA motif sayısının giderek artması sonucu) ve dolayısıyla hastalığın görülme sıklığı veya hastalığın ağırlık derecesi aile fertleri arasında değişkenlik göstermektedir.
 
Sinir sistemi hastalıklarının moleküler genetik patolojisinde son zamanlarda ön plana çıkan bir diğer mekanizma ise “Apoptosis” olarak adlandırılan moleküler genetik mekanizmalar yoluyla oluşan hücre ölümleri sonucu doku ve fonksiyon kaybı oluşmasıdır. Nörodejeneraratif hastalıkların bir çoğunda hastalığın moleküler mekanizması apoptosis yoluyla veya başka özgün hücre içi iletişim yollarının aksaması nedeniyle oluşan hücre ölümü veya fonksiyon kaybıdır. Öte yandam Charcot-Marie-Tooth Sendromu veya Neimann-Pick Hastalığında olduğu gibi bir diğer grup nörodejeneraratif hastalıkta ise moleküler etken bilhassa sinir sisteminde yaygın bir metabolik yolun (sırasıyla, myelin biyosentezi ve kolesterol taşınması gibi) aksaması sonucudur.
 
Bu bölümde moleküler genetik tanı yöntemlerinin endike olduğu, genetik lokus ve moleküler mekanizması belli sinir sistemi hastalıkları üzerinde durulacaktır. Ancak doğrudan bu bölümde yer almayan birçok genetik hastalığın (Frajil-X sendromu gibi) bariz ve öemli nörolojik komponenti olduğu unutulmalıdır. Daha fazla bilgi için lütfen indeksi tarayınız veya doğrudan Gökay-BIOTECH’e yazınız.
 
 
III – Sinir Sistemi Hastalıklarında Moleküler Genetik Tanı :
     1)      Alzheimer Hastalığı
     2)      Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS)
     3)      Ataksi Telanjiektazi
     4)      Charcot-Marie-Tooth Sendromu
     5)      Epilepsi
     6)      Esansiyel Tremor
     7)      Friedreich Ataksisi
     Karizmatik      Huntington Hastalığı
     9)      Narkolepsi
    10)  Parkinson Hastalığı
    11)  Rett Sendromu
    12)  Spinal Kas Atrofisi
    13)  Spinoserebellar Ataksi
    14)  Tubero-Skleroz


1345  cellotin genel / Biyoloji / Ynt: sinir sistemi : Eylül 28, 2007, 10:38:50 ÖÖ
Sinir sistemi uyaranların ve direktiflerin, bir yerden diğerine iletilmesini ve bilgilerin en faydalı şekle sokularak biçimlendirilmesini sağlayan sistem. Bu sistem üç kısma ayrılır: 1) Periferik (çevresel) sinir sistemi, 2) Santral (merkezî) sinir sistemi, 3) Otonom (bağımsız) sinir sistemi.

Sinir dokusu: Nöron adı verilen sinir hücreleriyle, glia denen destek hücrelerden meydana gelir. Glia hücreleri nöronların arasında yer alır. Onlara desteklik yapar, beslenmelerini sağlar ve onları etkilerden korur. Nöronlar ise sinir sistemini fonksiyonel ve anatomik birimidir. Her nöron hücresinin bir gövdesi, iki veya daha fazla sayıda da uzantısı bulunur. Uzantılar akson ve dentrit adını alırlar. Dentritler uyarıyı uç kısımlardan alıp, hücre gövdesine iletirler. Akson ise uyarıları sinir gövdesinden götüren uzun sinir lifleridir. Akson içinde devamlı madde akımı vardır. Bu daha ziyâde plazma, stoplazma akımıdır, hücre gövdesinden akson sonuna doğrudur.

Sinir sistemi içinde nöronlar gruplar hâlinde bulunurlar. Beyin ve omurilik dışındaki bu nöron gruplarına ganglion (sinir düğümü) adı verilir. Omurilik ve beyindeki değişik büyüklük ve şekilde olan nöron gruplarına nükleus (çekirdek) denir. Bu sinir hücrelerinin toplu olarak bulunduğu beyin ve omurilik sahaları gri cevher (substantia grisea) ismini alır. Bunun dışında kalan ve çoğunlukla myelinli sinir liflerinden meydana gelen sahaya da beyaz cevher (substantia alba) denir.

Sinir lifinin yapısı: Akson gövdeden çıktıktan sonra kısa bir süre çıplak olarak seyreder ve daha sonra myelin kılıfıyla kaplanır. Buna göre sinir lifleri myelinli ve myelinsiz diye ikiye ayrılır. Sinir liflerinin çoğunluğunda myelin kılıfı vardır. “Myelin kılıfı”, lipid ve proteinden meydana gelir. Sinir lifinin en dışında ise, “schwann kılıfı” bulunur.

Sinirde uyarı dalgasının yayılması: Bütün hücrelerin canlılık özelliklerinden birisi de dışarıdan gelen uyarıları fark edebilmesi ve buna reaksiyon göstermeleridir. Bu hâdise hücre zarının içiyle dışı arasındaki elektrik potansiyelinin içerisi, negatif olacak şekilde ve hücreden hücreye değişmek üzere ortalama -70 mV (minivolt) olması ile gerçekleşir.

Bu dengeye hücre içindeki iyonlar ile, hücreyi kaplayan sıvının içindeki iyonların miktarlarının belli seviyelerde bulunmaları ile ulaşılır ve bu düzende hücre zarı enerji harcayarak aktif rol alır. Dışarıdan gelen mekanik, kimyevî ve elektrikli uyarılar hücre içindeki iyonlardan özellikle sodyumun (Na+) dışarıya ve potasyumun (K+) içeriye girmesine sebep olacak şekilde hücre zarını değiştirirler. Ancak bu giriş esnâsında herbirinin girme hızlarındaki ufak bir fark, çok küçük bir zaman biriminde hücre zarı etrâfındaki elektrik potansiyelini -70 mV’dan 0 mV’a doğru yaklaştırır. Sinir hücrelerini diğer hücrelerden ayıran özellikler, bu elektrik potansiyeli farkının komşu hücre uzantısı boyunca, yâni akson boyunca, bir önceki kısmın bir sonrakini uyarması şeklinde akıp gitmesi ve akson sonuna gelindiğinde, buradan diğer sinirlere veya başka cinsten hücrelere etki edecek kimyevî maddeleri salgılatmalarıdır.

Myelinli ve myelinsiz sinirlerin farkı: 1) Myelinli sinirlerde iletim hızlı, myelinsiz sinirlerde ise yavaştır. 2) Myelinli sinirin uyarılma eşiği myelinsiz sinire göre daha düşüktür. Çünkü, akım küçük bir sahaya toplanmıştır ve birim sahaya düşen akım sıktır. Myelinsiz sinirde akım yayılmıştır. 3) Myelin kılıfının kalınlığına göre iletim hızı değişir. Sinir ne kadar kalınsa iletim o kadar hızlıdır. Çap 1 (bir) birim arttıkça iletim 6 kat artar.

Reseptörler (duyu hücreleri): İç ve dış ortamdaki değişikliklerden organizmayı haberdar eden özel yapılardır. İnsan organizmasında çeşitli uyaranları cevaplayan değişik reseptörler bulunur. Gözdeki reseptörleri ışık, kulaktakileri ses, denge organındakileri vücudun durumu, derideki reseptörleriyse; basınç, sıcaklık, soğukluk gibi uyaranlar harekete geçirir.

Periferik sinir sistemi: Çevresel sinirler ve bunların ilgili ganglionları periferik sinir sistemini meydana getirir. Periferik sinirler içinde iki türlü lif bulunur: Bunlardan duyusal lifler reseptörlerden başlar. Buradan aldıkları uyarıları omuriliğe ve beyine iletirler. Diğer lifler ise motor liflerdir. Motor lifler merkezden gelen uyarıları cevap organları ve dokularına götürürler. Bunlardan somatik motor lif olanları iskelet kaslarında sonlanırlar, otonomik lif olanları ise kalb kası, düz kas ve bezleri sinirlendirirler.

Otonom (bağımsız) sinir sistemi: İrâde dışı olan fonksiyonlarla ilgilidir. Birbirleriyle bağlantılıdır ve esas olarak otonom sinir sistemi, merkezi sinir sisteminin bölümüdür. Otonom sinir sistemi iki bölüme ayrılır: 1) Sempatik sistem, 2) Parasempatik sistem. Bu iki sistemin fonksiyonları birbirinin tam tersidir. Hangisi hasara uğrarsa, gittikleri organda, diğerinin etkisi hâkim olur. Normal şartlarda, fonksiyon bakımından aralarında bir denge vardır.

Her iki sistemin etkilerini şöyle sınıflandırabiliriz:

1. Gözün, göz çukurunda öne doğru fırlamasına sempatik sistem sebep olurken, parasempatik sistem aktivitesi arttığında göz, göz çukurunun içine gömülür.

2. Sempatik sistem göz bebeğini genişletir. Parasempatik sistem ise göz bebeğini daraltır.

3. Deride bölgesel damarları genişleterek kızarıklığa sebep olan sempatik sistem, aynı zamanda terlemeyi de azaltır. Parasempatiklerinse terlemeyi arttırıcı etkileri vardır.

4. Korku ve heyecan hâllerinde, sempatiklerin aktivitesi artar, tüyler diken diken olur. Parasempatiklerin bu etkisi yoktur.

5. Sempatikler kalbin kasılma gücünü ve atım sayısı ile kalpten bir dakikada atılan kan miktarını arttırırlar. Parasempatiklerse kalp kasılmasını ve atım hacmini ve sayısını azaltırlar.

6. Sempatikler safra boşalımını engellerken, parasempatikler safrakesesi kaslarını kasarak safra boşalımını sağlarlar.

7. Sempatikler sindirim sisteminin bütün fonksiyonlarını yavaşlatır, parasempatikler hızlandırırlar.

8. Sempatikler vücut damarlarında daralmaya sebep olarak, kan dolaşımını hızlandırırlar, kan basıncını yükseltirler. Parasempatikler damarları genişleterek dolaşımı yavaşlatırlar ve kan basıncını düşürürler.

9. Sempatikler mesâne kaslarını gevşeterek mesânenin boşalımını azaltırlar, parasempatikler bu kasları kasılmaya sevk edip mesâne sfinkterini de (kapak görevi gören büzücü kaslar) aksine gevşeterek mesâneyi boşaltırlar.

10. Kalın barsakların son kısımlarındaki büzücü kaslara (sfinkterler) sempatiklerin kasıcı, parasempatiklerin gevşetici etkileri vardır.

11. Pankreas’tan insülin salınmasını parasempatikler arttırırlar, sempatikler salınmayı engellerler.

12. Sempatiklerin katabolik (protein yıkıcı), parasempatiklerin ise anabolik (protoin yaptırıcı) etkileri vardır.

Merkezî sinir sistemi: Beyin ve omurilikten meydana gelir. Sinir sisteminde haberler, elektriksel uyarılarla cevabın hâsıl olacağı organa iletilir. Bu, sâniyeden çok daha kısa zamanda olup biter. Canlı organizma çevreden sürekli uyarılar alırken, içten gelen uyarıları da alır ve bunlara cevap verir. İlkel organizmalarda bu cevaplar neslin de devâmını sağlayan savunma reaksiyonları şeklindedir. Bu savunmayı gâye edinen refleks mekanizmalar sâdece omuriliği olan canlılarda gözlenir. Fakat üst canlılar çevreden daha çok uyarı alır ve çevreyle uyum sağlaması daha önem kazanır. Bu şekilde üst canlılarda, daha çok sayıda uyarı alan reseptörler gelişir ve gelen uyarıları düzenleyen üst merkezler meydana gelmiştir ve beyin gelişmiştir.

Beynin gösterdiği gelişme canlının sınıfına göre değişir. İnsan beyni diğer canlılar arasında en iyi gelişmişidir. Fakat insan beyni en iyi gören, en iyi koku alan yapıya sâhip değildir. O hâlde üstünlüğün sebebi nedir? 1) Hayâl etme, 2) Muhâkeme kâbiliyeti ve 3) Hâfıza ve bilgi depolama denen, bilgi ve olayların kodlanıp gereğinde tekrar hatırlanabilmesi, beynimizin üstünlüğünü sağlar.

Beyin geliştikçe üst merkezler meydana gelir ki, bu genç yapılar daha kusursuzdur. İnsan beyni sürekli gelişir. Bu gelişmenin sınırı düşünülemez. (Bkz. Beyin)

Sinir Sistemi Merkezi sinir Sistemi ve Periferik Sinir Sistemi olmak üzere ikiye ayrılır.
MERKEZI SINIR SISTEMI:
Merkezi Sinir Sistemi 2 ana parçadan oluşur: beyin ve omurilik. Ortalama bir erişkinin beyni 1300-1400 gramdır. Beyin 100 milyar sinir hücresi (nöron) ve trilyonlarca “glia” denilen destek hücrelerinden oluşur. Omurilik ise yaklaşık olarak kadınlarda 43 cm erkeklerde ise 45 cm uzunluğunda ve 35-40 gram ağırlığındadır. Omurilik Kolumna Vertebralis denilen birçok kemikten oluşmuş bir kemik yapı içinde bulunmaktadır. Kolumna Vertebralis 70 cm uzunluğundadır, yani omurilik kolumna vertebralisten oldukça kısadır.
BEYNI OLUSTURAN YAPILAR:
Serebral Korteks: Korteks kelimesi latince “kabuk” kelimesinden gelmektedir. Kalınlığı 2-6 mm arasındadır. Serebral korteksin sağ ve sol yarısı korpus kallosum denilen, kalın bir bant oluşturan sinir lifleri ile birbirine bağlanmıştır. İnsanlarda serebral korteksin yüzeyi pek çok girinti ve çıkıntıyla kaplıdır. Korteksdeki çıkıntılara girus girintilere ise sulkus denir. Yüksek seviyeli bir memeli olan insanlarda bu girinti ve çıkıntıların sayısı çok fazlayken fare, sıçan gibi düşük seviyeli memelilerde bu girinti ve çıkıntıların sayısı daha azdır.

Fonksiyonu: Düşünme, istemli hareket, dil, sonuç çıkarma, algılama.

Serebellum (Beyincik): Serebellum kelimesi latince “küçük beyin” kelimesinden gelmektedir. Serebellum beyin sapının hemen arkasındadır. Serebellum serebral korteks gibi hemisferlere ayrılır ve bu hemisferleri saran bir korteksi vardır. Serebellumun fonksiyonu hareket, denge ve postürün sağlanmasıyla ilgilidir.

Beyin sapı: Beyin sapı, talamus ile omurilik arasında kalan bölgeye verilen isimdir. Beyin sapındaki yapılar, medulla, pons, tektum, retiküler formasyon, ve tegmentumdur. Beyin sapındaki bazı alanlar kan basıncı, kalp hızı ve solunum gibi hayati fonksiyonların düzenlenmesinden sorumludur.

Hipotalamus: Bir bezelye tanesi büyüklüğündeki bu küçük yapı beynin tabanında yer alır. Beynin üç yüzde birini oluşturmasına rağmen çok önemli davranışlardan sorumludur. Hipotalamus vücudun termostatıdır. Eğer vücut çok ısınırsa, hipotalamus bunu algılar ve derideki kapiler damarların genişlemesini sağlar, bu da vücudun soğumasına yol açar. Hipotalamus ayni zamanda hipofiz bezini de kontrol eder. Duyguların, açlığın, susuzluğun ve sirkadian ritmin düzenlenmesinde rol oynar.

Talamus: Talamus periferden gelen duyusal bilgiyi alıp bunu serebral kortekse ileten bir röle gibidir. Ayrıca serebral korteksden gelen bilgileri de omurilik ve beynin diğer kısımlarına iletir. Fonksiyonu duyusal ve motor integrasyondur.

Limbik Sistem: Limbik sistem amygdala, hipokampus, mamilari kitleler ve singulat girusun da dahil olduğu bir gurup yapıdan oluşur. Bu alanlar verilen bir uyarıya karsı gösterilen duygusal cevabi kontrol etmede önemlidir. Bu sistemin pir parçası olan hipokampusun ise öğrenme ve hafıza olaylarında önemli fonksiyonu vardır.

Bazal Ganglia: Ganglia kelimesi ganglion kelimesinin çoğuludur, yani ganglionlar anlamına gelir. Bazal ganglia hareketin koordinasyonundan sorumludur. Globus pallidus, kaudat nükleus, subtalamik nükleus, putamen ve substantia nigra denilen yapılardan oluşur.

Orta beyin: Orta beyin superior ve inferior kollikuli ve red nükleustan oluşur. Orta beyin görme, duyma, göz ve vücut hareketlerinden sorumludur.
PERIFERIK SINIR SISTEMI:
Periferik Sinir Sistemi somatik sinir sistemi ve otonom sinir sistemi olmak üzere ikiye ayrılır.

a)Somatik Sinir Sistemi: Merkezi sinir sistemine duyusal bilgi gönderen periferik sinirlerden ve iskelet kaslarını inerve eden motor sinir liflerinden oluşur.

b) Otonom Sinir Sistemi (OSS): Otonom sinir sistemi üçe ayrılır: sempatik sinir sistemi, parasempatik sinir sistemi ve enterik sinir sistemi. Otonom Sinir