|
|
|
1231
|
cellotin genel / COĞRAFYA / Ynt: Ege Bölgesi
|
: Eylül 29, 2007, 10:05:43 ÖS
|
|
EGE BÖLGESİ
Coğrafî konumu ve sınırları: Türkiye'nin batısında bulunan Ege Bölgesi adını komşu denizden almıştır. Bölgenin kuzeyinde Marmara Denizi, doğusunda iç Anadolu Bölgesi, güneyinde Akdeniz Bölgesi ve batısında Ege Denizi yer alır. Ülkemizin Güneydoğu Anadolu ve Marmara Bölgesi’nden sonra en küçük 3. bölgesidir.
Yüzey şekilleri: Ege Bölgesi'nin yer şekillerinin temelini doğu - batı doğrultusunda kıyıya dik olarak uzanan dağlar ve bunlar arasındaki çöküntü alanları oluşturur. Yerkabuğunda kırıklar oluştuğu için bölge deprem alanıdır.
Dağların kıyıya dik uzanması sonucunda; 1-Kıyılar fazla girintili, çıkıntılıdır. 2-Denizin ılıman etkisi iç kesimlere sokulabilir. 3-Kıyı ile iç kesimler arasında ulaşım kolaydır.
Dağlar: Kaz Dağları, Madra Dağı, Yund Dağı, Boz Dağlar, Aydın Dağı, Menteşe Dağları, Simav Dağı, Eğrigöz Dağı, Murat Dağı, Türkmen Dağı, Domaniç ve Emir dağları.
Ovalar: Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes, Sandıklı, Şuhut, Banaz, Çivril, Milas, Çine ve Tavas ovaları
Akarsular- Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes.
Göller: Marmara gölü, Çamiçi (Bafa gölü).
Baraj Gölleri: Demirköprü (Gediz), Kemer ve Adıgüzel (Büyük Menderes)
İklim ve bitki örtüsü: Ege Bölgesi'nde etkili olan Akdeniz ikilimi yerini iç kısımlarda karasal iklime bırakır, iklime bağlı olarak kıyılarda görülen maki bitki örtüsü, iç kısımlarda yerini bozkırlara (step) bırakır.
Nüfus ve Yerleşme: Ege Bölgesi nüfusu Marmara Bölgesi'nde olduğu gibi göçler nedeniyle artış göstermektedir. Nüfus daha çok kıyı şeridinde ve iç kısımlara doğru sokulan ovaların kenarlarında yoğunlaşmış durumdadır, iç Batı Anadolu eşiğinin çevresi ile Menteşe yöresi nüfusun az olduğu yerlerdir.
Bölgenin en önemli şehirleri; İzmir, Manisa, Aydın, Uşak, Muğla, Denizli, Afyon ve Kütahya’dır.
Ekonomik Özellikler Tarım ve hayvancılık: Ege Bölgesi'nde verimli tarım alanlarının ve elverişli iklimin bulunması, sulama koşullarının da iyi olması nedeniyle tarım önemli bir ekonomik faaliyettir. Ege birçok tarım ürününün en çok yetiştiği bölgemizdir. Yetiştirilen tarım ürünleri; zeytin, pamuk, incir, tütün, turunçgiller, şeker pancarı, tahıllar ve haşhaştır.
Madenler: Ege Bölgesi madenler bakımından da zengindir. Türkiye'de linyit en çok Ege Bölgesi'nde bulunur. Demir, krom, cıva, boraks, altın, tuz, zımpara taşı ve jeotermal enerji bölgenin diğer önemli yer altı zenginlikleridir.
Sanayi: Marmara Bölgesi'nden sonra sanayileşmenin en çok olduğu bölgedir. Dokuma, tekstil, petro - kimya, makine, gıda endüstrisi, bölgede gelişen en önemli endüstri kollarıdır.
Ticaret: Ege Bölgesi'nde ulaşım koşullarının iyi olması, çeşitli tarım ürünlerinin yetiştirilmesi ve sanayinin de gelişmiş olması nedeniyle iç ve dış ticaret gelişmiştir.
Turizm: Doğal plajların varlığı, güneşlenme süresinin uzun olması, turistik tesislerin yeterliliği, antik kentlerin ve tarihi eserlerin bulunması, kaplıcalar bakımından zengin olması nedeniyle bölgede turizm canlıdır.
a. Ege Bölümü Coğrafî Konumu ve Sınırları: Ege bölümünün kuzeyinde Marmara Bölgesi, doğusunda İç Batı Anadolu Bölümü, güneyinde Akdeniz Bölgesi, batısında da Ege Denizi yer alır.
Yüzey şekilleri: Bölümün yüzey şekillerinin temelini kırılmalar sonucunda oluşan ve kıyıya dik olarak uzanan dağlar ile bunlar arasındaki çöküntü ovalan oluşturur. Dağlar: Kuzeyden, güneye doğru sırasıyla Kaz Dağı, Marda Dağı, Yunt Dağı, Bozdağlar, Aydın Dağları ve Menteşe Dağları yer alır.
Ovalar: Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes ovaları, Menteşe dağlık yöresinde ise Milas, Çine, Tavas ovaları bulunur. Gediz, Büyük ve Küçük Menderes akarsuları taşıdıkları alüvyonları kıyıda biriktirerek birer delta oluşturmuşlardır.
Bu akarsuların taşıdıkları alüvyonlar birkaç bin yıl içinde birer liman kenti olan Efes ve Milet‘in bugün kıyıdan kilometrelerce içerisinde kalmasına yol açmıştır. Aynı tehlike Gediz Nehrinin taşıdığı alüvyonların İzmir limanı için söz konusu olunca Gediz Nehrinin yatağı değiştirilmiştir.
Akarsular: Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes.
Göller: Çamiçi (Bafa Gölü) ve Marmara Gölü ile Kemer Baraj Gölü (Büyük Menderes üzerinde) yer alır.
Körfezler: Ege kıyıları çok girintili çıkıntılı olduğu için kıyıda irili ufaklı koylar, körfezler yer alır. En önemli körfezleri; kuzeyden güneye doğru, Edremit, Dikili, Çandarlı, İzmir, Kuşadası, Güllük ve Gökova'dır
Yarımadalar: Karaburun, Bodrum, Datça ve Reşadiye
Adalar: Ege kıyılarında irili ufaklı yüzlerce ada bulunmaktadır. Bu adalar Ege çöküntü sahasının sular altında kalması sonucu buradaki dağların yüksekte kalan kısımlarından oluşmuştur.
İklim ve bitki örtüsü: Ege Bölümü'nde Akdeniz iklimi etkilidir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Don olayına çok nadir rastlanır. Ancak yağış ve sıcaklık değerleri güneyden kuzeye doğru farklılık gösterir. Bölümün doğal bitki örtüsünü alçak kesimlerde makiler, yükseklerde ise kızılçam ormanları oluşturur.
Nüfus ve yerleşme: Kıyı bölümü ve ovalık sahalar nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu yerlerdir. Bu durumun nedeni buraların geniş ve verimli tarım alanları olmasıdır. Menteşe Dağlık Yöresi isew nüfusun seyrek olduğu sahadır.
Bölümün en büyük şehri İzmir’dir. Diğer yerleşmeleri ise; Denizli, Aydın, Muğla, Manisa, Ayvalık, Edremit, Marmaris, Datça, Bodrum, Kuşadası, Çeşme ve Foça'dır.
İzmir: Sanayi, ticaret, ulaşım, liman, askerî ve üniversite şehri özelliğiyle çok fonksiyona sahip bir kentimizdir. Nüfus miktarı bakımından 3. büyük şehrimizdir. Doğal limanı olması, iyi bir ulaşım ağıyla çevresine bağlanması İzmiri büyük bir sanayi ve ticaret şehri haline getirmiştir. Ayrıca bu şehrimizde yerli ve yabancı malların sergilendiği büyük bir fuar açılmaktadır.
Denizli: Önemli bir ticaret ve dokuma sanayi merkezidir. Pamukkale travertenleri ve şifalı suları ile canlı bir turizm merkezidir.
Ekonomik Özellikler Tarım ve Hayvancılık: Bölümdeki çöküntü ovalarının verimli olmaları ve sulamanın da gelişmesi nedeniyle modern tarım yöntemleri uygulanır.
Üzüm, incir, pamuk, tütün, zeytinin en çok yetiştirildiği yer burasıdır. Ayrıca turunçgiller, tahıllar, çeşitli meyve ve sebzeler yetiştirilir, seracılık yapılır.
Edremit ve Ayvalık’ta zeytin, Bakırçay ovası ve İzmir çevresinde tütün, Gediz ve Küçük Menderes ovalarında çekirdeksiz üzüm, Büyük Menderes ovasında incir yoğun olarak yetiştirilmektedir.
Büyük yerleşim merkezlerinin çevresinde ahır ve kümes hayvancılığı gelişmiştir. Muğla çevresinde arıcılık önem kazanmıştır. Bunların yanı sıra az da olsa balıkçılık yapılmaktadır.
Madenler: Linyit; Soma (Manisa), Muğla ve İzmir’de Krom; Muğla'da Civa; Ödemiş (İzmir) de Altın, Söke (Aydın) de Zımpara taşı; İzmir’de Demir; Eğmir (Balıkesir)de Tuz; Çamaltı (İzmir)de Jeotermal kaynak, Sarayköy (Denizli)de bulunur.
Endüstri: Kıyı Ege, Çatalca – Kocaeli Bölümü’nden sonra endüstrinin en çok geliştiği bölümdür. Dokuma, konserve, zeytinyağı, sabun, petro - kimya (İzmir Aliağa'da rafineri), demir - çelik (İzmir), Jeotermal (Denizli - Sarayköy) ve termik santral (Muğla'da Gökova ve Yatağan, Manisa'da Soma bu bölümde yer alan en önemli endüstri kuruluşlarıdır. Bu bölümde ticaret İzmir’de yoğunlaşır, İzmir önemli bir ithalat - ihracat limanına sahiptir. Ayrıca her yıl 9-26 Eylül tarihleri arasında İzmir’de Uluslar arası Fuar açılır.
Turizm: Ege Bölümü; deniz turizminin gelişmesi, antik kentlerin varlığı (Efes, Selçuk, Meryem ana, Bergama, Bodrum, Millet, Sard gibi). Pamukkale travertenleri, kaplıcalar, millî parklar, Manisa mesir macunu şenlikleri nedeniyle yerli ve yabancı turistlerin akınına uğrar.
B. Içbatı Anadolu Bölümü Coğrafî konumu ve sınırları: Bölümün kuzeyinde Marmara Bölgesi, doğusunda iç Anadolu Bölgesi, güneyinde Akdeniz Bölgesi, batısında da Ege Bölümü yer alır.
Yüzey şekilleri: İçbatı Anadolu'da yer şekillerinin temelini orta yükseklikteki dağlar ve platolar oluşturur. Bölümde yükselti batıdan - doğuya doğru artar.
Dağlar: Murat, Sandıklı, Emir, Eğrigöz, Akdağ, Şaphane, Türkmen, Domaniç dağları.
Plâtolar: Yazılıkaya platosu.
Ovalar: Çivil ve Banaz.
Akarsular: Gediz, Büyük Menderes, Sakarya, Porsuk ve Susurluk ırmaklarının yukarı çığırları (kaynaklarını aldıkları yerler) bu bölümdedir.
Göller: Karamık ve Eber gölleri ile Adıgüzel Baraj gölü (Büyük Menderes), Demirköprü Baraj gölü (Gediz), Porsuk Baraj gölü (Sakarya) bu bölümde yer alır.
İklim ve bitki örtüsü: Içbatı Anadolu'da denizden uzaklaşmanın ve yükseltinin artması nedeniyle karasal İklim etkilidir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar uzun, soğuk ve kar yağışlıdır. Sık sık don olayı görülür. Yaz kuraklığı Asıl Ege Bölümü’ne göre daha az hissedilir. Doğal bitki örtüsünü platolarda otsu topluluklar, dağlarda ormanlar İç Anadolu Bölgesine yakın sahalarda ise bozkırlar (step) oluşturur.
Nüfus ve yerleşme: Yükseltinin fazla olması, verimli tarım alanlarının azlığı, İklimin karasal olması nedeniyle nüfus yoğunluğu Ege Bölümü'ne göre azdır. Kütahya, Afyon ve Uşak bölümün en önemli yerleşmeleridir. Diğer önemli yerleşim birimleri arasında; Gediz, Tavşanlı, Simav, Emet, Kula, Sandıklı, Emirdağ, Bolvadin sayılabilir.
Afyon'un tarihimizde ayrı bir önemi vardır. Yunan ordusunun yenilgisi ile sonuçlanan Büyük Taarruz (26 Ağustos 1922) burada başlamıştır.
Ekonomik Değerler Tarım ve hayvancılık: Karasal iklim nedeniyle bu bölümde tahıllar, şeker pancarı ve haşhaş üretilir.
Bölümde tarımdan elde edilen gelirin az olması nedeniyle küçükbaş hayvancılık da yaygın olarak yapılır.
Madenler: Linyit: Tavşanlı, Tunçbilek, Seyitömer, Değirmisaz - Kütahya, Krom: Kütahya Mermer: Afyon, Kütahya Bor: Emet - Kütahya
Endüstri: iç Batı Anadolu'da endüstri Ege Bölümü'nde olduğu kadar gelişmemiştir. Şeker, çimento, mermer (Afyon, Kütahya) maden suyu (Afyon), gübre (Kütahya) dokuma, termik santral (Seyitömer, Tunçbilek) bölümün en önemli endüstri kuruluşlarını oluşturur. Halıcılık önemli bir uğraşı koludur. Uşak, Gördes, Kula, Demirci ve Simav’da dokunan halılar dünyaca meşhurdur.
Ticaret: Halı ticareti başta olmak üzere tarım ve hayvan ürünleri ticareti yapılır.
Turizm: Kaplıcalar ve tarihî eserler bölümün turizm değerlerini oluşturur.
Ege Bölgesi'nin Genel özellikleri 1. Kıyı uzunluğu en fazla olan bölgemizdir. 2. Zeytin, üzüm, incir, haşhaş, tütün, pamuk gibi ürünlerin üretiminde ülke birincisidir. 3. Linyitin en çok çıkarıldığı bölgedir. 4. Sanayileşmede Marmara Bölgesi'nden sonra 2. sırada yer alır. 5. Turizm gelirleri bakımından Marmara'dan sonra 2. sıradadır. 6. Türkiye'deki tek Jeotermal enerji santrali Denizli (Sarayköy)'dedir. 7. Akdeniz Bölgesi'nden sonra seracılığın en çok yapıldığı bölgemizdir. 8. Yüzölçümü bakımından ülkemizin %10'nu kaplar ve 5. sıradadır. 9. Orman oram bakımından %16'lık oran ile 4. sırada yer alır. 10. Kıta sahanlığı en geniş olan kıyımızdır.
|
|
|
|
|
1232
|
cellotin genel / COĞRAFYA / Ynt: dünyanin şekli ve sonuçları
|
: Eylül 29, 2007, 10:02:32 ÖS
|
|
DÜNYANIN ŞEKLİ VE SONUÇLARI Dünyamızın Ekvatorda şişkin, Kutuplarda basık olan kendine has şekline GEOİD denir. DÜNYANIN BOYUTLARI Ekvator çevresi: 40.076 km Kutuplar çevresi: 40.009 km Ekvator yarıçapı: 6378 km Kutuplar yarıçapı: 6357 km Karalar yüzölçümü:149 milyon km2(%29) Denizler yüzölçümü: 361 milyon km2(%71) KYK’de karalar %39 denizler %61 GYK’de ise karalar %19 denizler %81 dir. DÜNYANIN ŞEKLİNİN SONUÇLARI • Ekvatorun uzunluğu tam dairelik bir meridyenin uzunluğundan fazladır. • Paralellerin uzunluğu kutuplara doğru azalır. • İki meridyen arasındaki uzaklık kutuplara doğru azalır. • Güneş ışınlarının düşme açısı kutuplara doğru azalır. • Yer şekilleri haritaya gerçeğe tam uygun olarak aktarılamaz. • Aynı anda Dünyanın yarısı aydınlık (gündüz) yarısı karanlık (gece) olur. • Dünyanın çizgisel dönüş hızı kutuplara doğru azalır. • Yer çekimi kutuplara doğru artar. DÜNYANIN HAREKETLERİ VE SONUÇLARI DÜNYANIN GÜNLÜK HAREKETİ VE SONUÇLARI • Gece gündüz olayı ardalanır (birbirini takip eder). • Güneş ışınlarının düşme açısı günün her saatine göre değişir. • Yerel saat farkları oluşur. • Günlük sıcaklık farkları oluşur. Buna bağlı olarak; • Meltem rüzgarları oluşur . • Mekanik çözülme olur (özellikle çöllerde ve karasal iklimlerde) • Sürekli rüzgarların esme yönünde sapmalar olur. • Okyanus akıntılarında sapmalar ve halkalar olur. • Dinamik basınç merkezleri oluşur. • Yönler belirlenir. • Fotosentez meydana gelir. DÜNYANIN EKSENİ ÇEVRESİNDE DÖNÜŞÜNDE DOĞAN HIZLAR ÇİZGİSEL HIZ VE SONUÇLARI (Enleme bağlı) • Çizgisel hız en fazla Ekvator üzerindedir (1670 km/h) . Bu hız kutuplara doğru azalır. Bunun sonucunda; • Güneşin doğuş ve batış süresi kutuplara doğru uzar. • Atmosferin kalınlığı Ekvator'da fazla , Kutup'larda azdır. • Ekvator'da yerçekimi az , Kutup'larda fazladır. AÇISAL HIZ VE SONUÇLARI (Boylama bağlı) Dünyanın açısal hızı ; 24 saatte: 360° 1 saatte : 15° 4 dakikada :1° dir. *** Açısal hız her enlemde aynıdır. Açısal hız sonucunda yerel saat farkları oluşur.
|
|
|
|
|
1233
|
cellotin genel / COĞRAFYA / Ynt: dünyanin yıllık haraketi ve sonuçları
|
: Eylül 29, 2007, 10:02:20 ÖS
|
|
DÜNYANIN ŞEKLİ VE SONUÇLARI Dünyamızın Ekvatorda şişkin, Kutuplarda basık olan kendine has şekline GEOİD denir. DÜNYANIN BOYUTLARI Ekvator çevresi: 40.076 km Kutuplar çevresi: 40.009 km Ekvator yarıçapı: 6378 km Kutuplar yarıçapı: 6357 km Karalar yüzölçümü:149 milyon km2(%29) Denizler yüzölçümü: 361 milyon km2(%71) KYK’de karalar %39 denizler %61 GYK’de ise karalar %19 denizler %81 dir. DÜNYANIN ŞEKLİNİN SONUÇLARI • Ekvatorun uzunluğu tam dairelik bir meridyenin uzunluğundan fazladır. • Paralellerin uzunluğu kutuplara doğru azalır. • İki meridyen arasındaki uzaklık kutuplara doğru azalır. • Güneş ışınlarının düşme açısı kutuplara doğru azalır. • Yer şekilleri haritaya gerçeğe tam uygun olarak aktarılamaz. • Aynı anda Dünyanın yarısı aydınlık (gündüz) yarısı karanlık (gece) olur. • Dünyanın çizgisel dönüş hızı kutuplara doğru azalır. • Yer çekimi kutuplara doğru artar. DÜNYANIN HAREKETLERİ VE SONUÇLARI DÜNYANIN GÜNLÜK HAREKETİ VE SONUÇLARI • Gece gündüz olayı ardalanır (birbirini takip eder). • Güneş ışınlarının düşme açısı günün her saatine göre değişir. • Yerel saat farkları oluşur. • Günlük sıcaklık farkları oluşur. Buna bağlı olarak; • Meltem rüzgarları oluşur . • Mekanik çözülme olur (özellikle çöllerde ve karasal iklimlerde) • Sürekli rüzgarların esme yönünde sapmalar olur. • Okyanus akıntılarında sapmalar ve halkalar olur. • Dinamik basınç merkezleri oluşur. • Yönler belirlenir. • Fotosentez meydana gelir. DÜNYANIN EKSENİ ÇEVRESİNDE DÖNÜŞÜNDE DOĞAN HIZLAR ÇİZGİSEL HIZ VE SONUÇLARI (Enleme bağlı) • Çizgisel hız en fazla Ekvator üzerindedir (1670 km/h) . Bu hız kutuplara doğru azalır. Bunun sonucunda; • Güneşin doğuş ve batış süresi kutuplara doğru uzar. • Atmosferin kalınlığı Ekvator'da fazla , Kutup'larda azdır. • Ekvator'da yerçekimi az , Kutup'larda fazladır. AÇISAL HIZ VE SONUÇLARI (Boylama bağlı) Dünyanın açısal hızı ; 24 saatte: 360° 1 saatte : 15° 4 dakikada :1° dir. *** Açısal hız her enlemde aynıdır. Açısal hız sonucunda yerel saat farkları oluşur.
|
|
|
|
|
1234
|
cellotin genel / COĞRAFYA / Ynt: Dünyanın Yıllık Hareketi ve Sonuçları
|
: Eylül 29, 2007, 10:01:44 ÖS
|
|
Yer yuvarlağının hareketleri ve sonuçları(MEVSİMLER)
GÜNEŞ ETRAFINDAKİ HAREKETİ Bu hareketini 365 gün 5 saat 48 dakikada tamamlar.Buna yıllık dolanım denir.Yer küre kendi ekseni etrafında hareket ederken aynı zamanda saat ibresinin tersi yönünde Güneş etrafında döner.365 günde arta kalan 5 saat 48 dakikalar 4 yılda yaklaşık olarak 1 gün yapar.Bu nedenle Şubat ayları 3 yıl boyunca ;28 gün,4. yıl 29 gün sürmektedir. Dünya güneş etrafında dolanırken elips şeklinde izlediği yola yörünge denir. Bu elips şeklindeki yörüngeden geçen düzleme Yörünge düzlemi veya Ekliptik denir.(Şekil: ) Yer kürenin Güneş çevresindeki hızı;saniyede 30 km’dir. Dünya Güneş etrafında dönerken 2-3 Ocak’ta Güneşe en yakın konumda bulunmaktadır.Bu konuma günberi denir. Dünyanın güneşe olan uzaklığı 147 milyon km’dir.Dünyanın Güneşe en yakın olduğu bu dönem de Güneşin çekim etkisinin artmasına bağlı olarak Dünyanın dönüş hızı da artar.Bu nedenle Şubat ayları kısa sürer. Dünya Güneş etrafında dönerken 3-4 Temmuzda Güneş’e en uzak konumda bulunmaktadır.Bu konuma günöte denilmektedir.Bu tarihte Dünyanın Güneş’e olan uzaklığı 152 milyon km’dir.Dünyanın Güneş’e en uzak konumda olduğu bu dönemde,Güneşin çekim Gücünün azalmasına bağlı olarak da Eylül Ekinoksu iki gün gecikmeyle 23 Eylül olmaktadır. Yer kürenin ekvator düzlemi ile Ekliptik düzlemi bir biri üzerine oturmazlar;aralarında 230 27/ bir açı vardır.Bu nedenle yerin ekseni ekliptiğe dikey değildir;aralarında 660 33/ bir açı vardır.Bu açılar nedeniyle; 1-Mevsimler oluşur 2-İki yarım kürede aynı anda farklı mevsimler yaşanır. 3-Gece gündüz süreleri yıl boyunca Ekvator dışındaki yerlerde değişkenlik gösterirken Gece gündüz süreleri arasındaki fark ekvatordan kutuplara gidildikçe artar. 4-Güneş ışınlarının Yer küreye dik geldiği noktalar yıl içerisin değişmektedir.Güneş ışınları,yıl boyunca sadece dönenceler arasına tam dik olarak düşmektedir. 5-Güneş ışınlarının yere düşme açıları değişir. Dünya güneş etrafında döndükçe ekvator düzlemi ile Ekliptik düzlemi arasındaki açıda değişmektedir.Bu açı değişikliği ise Güneş ışınlarının düşüş açısını etkilemektedir. Buna bağlı olarak da yıllık sıcaklık farkları oluşmaktadır. 6-Güneşin doğuş ve batış saatlerinin sürekli değişmesi 7-Güneş ışınları dönencelere yılda bir kez ekvatora iki kez dik gelmektedir. 8-Yer yüzündeki her hangi bir yerin Güneş enerjisini yıl boyunca farklı ölçülerde alması 9-Kuzey ve güney kutup dairelerinde gündüz ve gece süresi 24 saatten fazla olup kutuplarda yazlar aydınlık,kışlar karanlıktır. *Mevsimlerin oluşumunu sağlayan etmenler 1- Dünya eksenin Ekliptikle yaptığı açı önemlidir.(660 33/ ) ve bir başka deyişle Ekvator ile Ekliptik arasındaki açı 230 27/ dır. 2- Yerin Güneş çevresindeki hareketidir. *Eğer Dünyanın yörüngesi elips şeklinde değilde tam bir daire olsaydı bütün mevsimlerin süreleri birbirine eşit olurdu.Ancak Elips şeklindeki yörüngesi üzerinde sabit bir hızla ilerleyen yer,birbirine eşit zamanlarda eşit kavisler alamaz.Bu nedenle mevsimlerin süreleri değişiktir. ÖRN.:KYK’da kış 89 gün,Yaz 93 gün 7 saat
*Eğer ekvatorla ekliptik düzlemi arasındaki 230 27/ bir açı olmasaydı bu iki düzlem birbirine çakışacak yerin ekseni ile ekliptik arasında 900 lik açı olacaktı Yani Yerin ekseni ekliptik düzlemine dik olsaydı o zaman sadece ekvator Güneş ışınlarını her zaman 900 ile alırdı,güneş ışınlarının düşme açısı kutuplara doğru giderek küçülür ve bu açılar yıl boyunca hiç değişmeyeceğinden yer yüzünde her hangi bir nokta yıl boyunca hiç değişmeyeceğinden yer yüzünde her hangi bir nokta yıl boyunca güneşten hep aynı derecede enerji alacak mevsimler meydana gelmeyecekti ancak hep aynı mevsim yaşanacaktı *Ekliptik ile Ekvator arasındaki açı 230 27/ değil de 300 olsaydı,mevsimler yine oluşurdu,fakat Güneş ışınlarının tam dik olarak düştüğü alan(Tropikal Kuşak)genişler;kışlar daha şiddetli,yazlar daha sıcak geçerdi. *Ekliptik ile Ekvator arasındaki açı 230 27/ dan daha az olsaydı; Güneş ışınlarının düştüğü alan daralır,dönemler arası sıcaklık farkı azalırdı.O halde 230 27/ lik Kuzey ve Güney enlemleri kuzeyde ve güneyde Güneş ışınlarının dik düştüğü alanın sınırlarını belirlemektedir.
660 33/ Ekliptik Yer ekseni 230 27/ Ekvator
Dünya batıdan doğuya doğru dönmektedir. 21 Mart İlkbahar Ekinoksu
21 Aralık
21 Haziran
KUTUP DAİRESİ EKVATOR 23 Eylül Ekinoksu
23 EYLÜL DURUMU: -Güneş ışınları Ekvator üzerine 900 lik bir açı ile düşer.21 Mart’ta olduğu gibi Yer’in her iki yarım küresi eşit oranda aydınlandığından gece-gündüz süreleri eşittir.Bu güne gün-gece eşitliği(Ekinoks)denir. -Bu tarihten sonra Güneş ışınları K.Y.K.’ye küçülen açılarla düşerken G.Y.K.’ye büyüyen açılarla düşecektir. -Bu dönem K.Y.K.’de sonbahar,G.Y.K.’de ilkbahar başlangıcıdır. -Bu tarihte Güneş ışınları Ekvator’a 900 ile düştüğünde Ekvatorda düz zeminlerde öğle vakti cisimlerin gölgeleri sıfır olur yani yoktur. Cisimlerin gölge uzunluğu kutuplara gidildikçe uzar.K.Y.K.’de gölge yönleri kuzeye,G.Y.K.’de güneye doğrudur. -450 Paralelinde öğlen gölge boyu cisimlerin boyuna eşittir.
21 ARALIK DURURMU: -Dünyanın güneyi Güneşe dönüktür. -230 27/ Paralel Dairesi(Oğlak dönencesine)ne öğle zamanı Güneş ışınları tam dik olarak gelir. -Güney Yarım Küre’de yaz gündönümü yaşanır.Güneye gidildikçe gündüz süresi uzar. -Kuzey yarım kürede kış gündönümü yaşanır. -Kuzeye gidildikçe gece süresi uzar. -Aydınlanma dairesi(çizgisi)kutup dairelerinden geçer.Kuzey kutup dairesini karanlıkta Güney Kutup Dairesini aydınlıkta bırakır. -K.Y.K.’de en uzun gece, en kısa gündüz;G.Y.K.’de en uzun gündüz,en kısa gece yaşanır. -Güneş ışınları;bu tarihten sonra G.Y.K.’nin daha bir büyük kısmına daha dik açılarla, K.Y.K.’nin daha az bir kısmına daha küçük açılarla düşecektir. -Bu tarihten sonra K.Y.K.’de gündüzler uzamaya geceler kısalmaya başlar 21 Mart’ta gece ile gündüz süreleri eşitlenir.Gündüzlerin uzaması gecelerin kısalması 21 Haziran’a kadar devam eder. -Bu tarihte oğlak dönencesinin kuzeyinde bulunan cisimlerin gölge yönü kuzeye,güneyinde bulunan cisimlerin gölge yönü ise güneye doğrudur.Oğlak dönencesindeki cisimlerin gölgesi ise sıfırdır.
21 MART DURURMU: -Bu tarihte, her iki yarım kürede de gece ve gündüz süresi eşittir.Gece ve gündüz süresinin eşitliği durumuna Ekinoks denilmektedir. -Bu dönemde Güneş ışınları sadece Ekvatora tam dik olarak düşer ve sadece Ekvatordaki cisimlerin gölge uzunlukları sıfır olur.Bu tarihten sonra Güneş ışınları Kuzey Yarım Küre’ye daha büyüyen açılarla geleceğinden K.Y.K:’de gündüzler uzamaya geceler kısalmaya başlar.Bu durum 21 Haziran’a kadar devam eder. -G.Y.Küreye ise Güneş ışınları küçülen açılarla düşecektir. -Bu tarih;K.Y.K.’de ilkbahar;G.Y.K.’de sonbahar başlangıcıdır. -Ekinoks dönemleri olan 21 Mart ve 23 Eylül tarihlerinde Güneş Işınları 450 kuzey ve güney enlemlerine 450 lik bir açıyla düştüğünden,bu enlemdeki cisimlerin gölge uzunlukları cisimlerin uzunluklarına eşittir.
21 HAZİRAN DURUMU: -K.Y.Küre bir başka deyişle Dünyanın kuzeyi Güneş’e daha dönüktür. -Güneş ışınları 230 27/ Kuzey enlemindeki Yengeç dönencesine öğle zamanı tam dik (900)olarak gelir. -Kuzey Yarım Küre’de yaz gündönümü yaşanır.Kuzeye gidildikçe gündüz süresi uzar.Bu tarihte K.Y.K. en uzun gündüz en kısa gece yaşanır.Ancak bu tarihten sonra K.Y.K.’de gündüzler kısalmaya,geceler uzamaya başlar. -23 Eylül’de gece ile gündüz süreleri eşitlenir.Gündüzlerin kısalması ve gecelerin uzaması 21 Aralığa kadar devam eder. -G.Y.Küre’de kış gündönümü yaşanır. -Güneye gidildikçe gece süresi uzar.Bu tarihte Güney yarım Kürede en uzun gece en kısa gündüz yaşanır. -Güneş ışınları;Bu tarihten sonra K.Y.K.’nin daha büyük bir kısmına daha büyük açılarla ,G.Y.K.’nin daha az bir kısmına daha küçük açılarla düşecektir. -Bu tarihte Yengeç dönencesindeki cisimlerin gölge uzunlukları sıfırdır.
-Yengeç dönencesinin kuzeyindeki cisimlerin gölge yönleri kuzeye,güneyindekilerin ki güneye doğrudur. -Bu tarihte aydınlanma çizgisi kutup dairelerinde teğet geçer. -Bu tarihte Kuzey Kutup Dairesi sürekli aydınlık,Güney kutup dairesi sürekli karanlıktır.
NOT:21 Mart ve 23 Eylül Durumu şöyle özetlenebilir: Güneş ışınlarının dik olarak geldiği yerler 21 Haziran’dan 21 Aralık tarihine kadar 6 ay içinde,Yengeç dönencesinden Oğlak dönencesine;21 Aralık’tan 21 Haziran’a diğer 6 ayda Oğlak dönencesinden Yengeç dönencesine doğru yer değiştirmektedir.Bir yıl içinde güneş ışınlarının dik olarak geldiği yerler iki dönence arasında gidiş ve dönüş şeklinde bir hareket yapar.Bu hareket sırasında Güneş ışınları Ekvator üzerine iki kez dik olarak gelir.Bu tarihler 21 Mart ve 23 Eylül’dür.Bu duruma Ekinoks denir. Bu tarihte; -İki yarım kürede eşit aydınlanır. -Aydınlanma dairesi kutup noktalarından geçer. -Yer ekseni ile aydınlanma dairesi çakışır. -Dünyanın her yerinde gece gündüz süresi eşittir. -Ekvator çevresi daha fazla ısınır. -Her iki yarım küre için bahar başlangıçlarıdır. GÜNEŞ GÜNÜ:Her hangi bir meridyen Güneş’in tam karşısında iken,Dünya bir turunu atarak aynı meridyenin yine Güneş’in tam karşısına gelmesine kadar geçen süredir.Bu süre 24 saattir. AY GÜNÜ:Her hangi bir meridyen Ay’ın tam karşısında iken ,Dünya bir turunu atarak aynı meridyenin yine Ay’ın tam karşısına gelmesine kadar geçen süredir.Bu süre 24 saat 50 dakikadır.Ay günü Güneş gününde 50 dakika daha uzundur.Çünkü Dünya dönerken Ay’da bir miktar dönmüş oluyor.Bu nedenle takvimlerini Ay gününe göre ayarlayan İslam ülkelerinin yılları,takvimlerini Güneş gününe göre ayarlayan ülkelerden 10-11 gün farklıdır.Her yıl Ramazan ayı ve Dini bayramların 10-11 gün erken gelmesi bu durumda kaynaklanmaktadır. GÜNEŞ IŞINLARININ DÜŞÜŞ AÇISININ HESAPLANMASI Güneş ışınlarının bir enleme düşüş açısı biliniyorsa,diğer enlemlere de düşüş açısı hesaplanabilir. Bunun için; a)Güneş ışınlarını her hangi bir enleme kaç derece ile düştüğünün b)Güneş ışınlarının düşüş açısının bilindiği yer ile güneş ışınlarının düşüş açısının bulunacağı yer arasındaki enlem farkının bilinmesi gerekir. ÖRNEK:21 Mart’ta 600 kuzey enleminde bulunan bir yere Güneş ışınları kaç derecelik bir açıyla düşer? Yanıt olarak:21 Mart’ta Güneş ışınları Ekvator’a 900 ile düşer.Ekvator ile 60. enlem arasında 600 lik fark vardır.O halde Güneş ışınları 60. enleme 600 daha yatık düşecektir. Yani 900 –600 =300 ile düşecektir.
300
00 900 90
ÖRNEK:21 Aralık’ta Güneş ışınları 300 kuzey enlemine kaç derecelik bir açıyla düşer? 21 Aralık’ta Güneş ışınları 230 lik güney paraleline 900 ile düşer.230 Güney paraleli ile 300 kuzey paraleli arasında 230+300 =530 fark vardır.Buna göre 300 kuzey paraleline Güneş ışınları 530 daha yatık düşecektir. Yani 900-530=370 ile düşecektir. 300 enlemi 370
900
230 27/ KAYNAKÇA: Coğrafya 1-2-3 Sema Köroğlu,Mahmut Köroğlu,Tumay Yayınları *Lise Coğrafya Ders Kitabı,Mehmet BARANAYDIN,Final yay.
|
|
|
|
|
1235
|
cellotin genel / COĞRAFYA / Ynt: dünyanın yedi harikası
|
: Eylül 29, 2007, 10:00:41 ÖS
|
|
Dünyanın Yedi Harikası
İnsanların çağlar boyunca hayran kaldıkları büyük eserler, asırlar boyu sanatçılara ilham, onlara yaklaşma ve onları geçme, daha iyisini ve daha güzelini yapma arzusu vermiştir. Tarihi açıklayan, insan gücünün ve kabiliyetinin tanıkları olan bu şaheserlere ilgi duymayan nesiller, yaratıcılıklarını kaybetmişler, içinde bulundukları nesillerin medeniyet yarışında geri kalmalarına sebep olmuşlardır. Bu sebeple, bütün dünya için eşsiz birer kaynak ve hazine olan bu eserlerin bilinmesinde büyük faydalar vardır.
Tarihçiler, yazarlar ve sanatkarlar, yüzyıllardan beri "Dünyanın en büyük ve en güzel anıtları hangileridir, nerede, ne zaman ve niçin yapılmışlardır?" sorularına cevap aramışlardır.
M.Ö. 4. yüzyılda Sidon'lu Antipatros ilk defa, kendi çağında yeryüzünde mevcut olan yedi büyük ve güzel anıtı "Dünyanın Yedi Harikası" olarak adlandırmıştır. Heykeltraşlık ve mimarlık şaheseri olan bu eserler şunlardır:
• Mısır Piramitleri • İskenderiye Feneri • Babil'in Asma Bahçeleri • Efes'teki Artemis Tapınağı • Olimpos'taki Zeus Heykeli • Kral Mausoleus'un Mozolesi • Rodos Heykeli
Antipatros'un, yaşadığı çağda dünyanın başka yerlerine gitme imkanı olsaydı, belki de bu harikaların sayısını iki, üç katına çıkarırdı. Ancak, sadece tanıdığı yerlerde gördüğü bu eserleri yedi harika olarak tanımlamıştır.
Ne yazık ki bu eserlerden günümüze sadece Mısır Piramitleri ulaşabilmiştir. Diğerlerinin ise kısmen kalıntıları bulunabilmiş ve hatta bazıları tamamen yok olmuşlardır.
Daha sonraki yüzyıllarda bazı tarihçiler "Dünyanın Yedi Harikası"na denk başka eserler olduğunu ve bu sayının arttırılıması gerektiğini dile getirmişler, Çin Seddi'ni, Ayasofya'yı, Maya ve Aztek tapınaklarını, Taç Mahal'i, Sultanahmet Camii'ni ve diğer bazı eserleri de harika sanat eserlerinin arasında saymışlardır.
Unutmamak gerekir ki, bu eserleri değerlerine, üstünlüklerine göre bir sıraya koymak mümkün değildir. Yaş farkı gözetmeksizin her insanın harika sıfatını almış bu eserleri tanımasının, bu eserlerin ortaya çıkmasındaki ortam, yaşam tarzı ve inanışları bilmesindeki faydaları küçümsenemez.
BABİL'İN ASMA BAHÇELERİ
M.Ö. 450'li yıllarda tarihçi Herodot "Babil, yeryüzünde bilinen bütün diğer şehirlerin ihtişamını aşar." demiştir. Herodot, şehrin dış duvarlarının 80 kilometre uzunlukta, 25 metre kalınlıkta ve 97 metre yükseklikte olduğunu ve 4 atlı bir arabanın gezinmesine uygun olduğunu belirtmiştir. İç duvarlar, dış duvar kadar kalın değildi. Duvarların içinde som altından yapılmış büyük heykeller bulunan kaleler ve tapınaklar vardı. Şehrin içinde ünlü Babil Kulesi vardı. Bu kule, Tanrı Marduk'a yapılan bir tapınaktı ve cennete ulaşmak için göğe doğru yükseliyordu.
Babil, M.Ö. 605'den itibaren 43 yıl hüküm süren kral Nebuchadnezzar tarafından yapılmıştır. Daha zayıf bir rivayete göre ise M.Ö. 810 yılından itibaren 5 yıl hüküm süren Asur kraliçesi Semiramis tarafından yapılmıştır.
Bahçeler Nebuchadnezzar'ın sıla hasreti çeken karısı Amyitis'i neşelendirmek için yapılmıştı.Amytis, Medes kralının kızıydı ve iki ülkenin müttefik olması amacıyla Nebuchadnezzar ile evlendirilmişti. Onun geldiği ülke yeşil, engebeli ve dağlıktı. Mezopotamya'nın bu dümdüz ve sıcak ortamı onu depresyona itmişti. Kral, karısının sıla hasretini gidermek için onun memleketinin bir benzerini yapmaya karar verdi. Yapay dağlar ve suların akacağı büyük teraslar yaptırdı.
Yunanlı coğrafyacı Strabo'nun M.Ö. birinci yüzyıldaki tanımlamasına göre, bahçeler birbiri üzerinde yükselen kübik direklerden oluşuyordu. Bunların içleri çukurdu ve büyük bitkilerin ve ağaçların yetişebilmesi için toprakla doldurulmuştu. Kubbeler, sütunlar ve taraçalar pişmiş tuğla ve asfalttan yapılmıştı. Yüksekteki bahçeleri sulamak için Fırat nehrinden zincir pompalarla su yukarılara çıkarılıyordu. Zincir pompa, biri yukarıda, diğeriyse su kaynağında bulunan iki büyük volana gerili, üzerinde kovalar bulunan bir sistemdi. Nehirden dolan kova yukarıya çıkıyor içindeki suyu havuza boşaltıp tekrar nehre dönüyordu. Bu şekilde üst seviyelere taşınan su, bahçeleri sulayarak teraslardan aşağıya doğru akıyordu.
İstilalar yüzünden sönmeye başlayan şehir, özellikle Pers Kralı Keyhüsrev'in Babil'i fethetmesinden sonra sönmeye başlamış, M.S. 5 ve 6. yüzyıllarda kumlara gömülmüş ve bir kum dağı haline gelmiştir. Bu şehrin, içindeki tapınakların ve asma bahçelerin kalıntıları ancak 20. yüzyılda yapılan kazılarla meydana çıkarılabilmiştir.
ARTEMİS TAPINAĞI
Bizanslı Philon "Babil'in asma bahçelerini, Olimpos'taki Zeus Heykelini, Rodos Kolossusu'nu, yüksek piramitlerin kudretli işçiliğini ve Mausoleus'in mezarını gördüm. Ama bulutlara doğru yükselen Efes'teki tapınağı gördüğümde, diğerlerinin tümünün gölgede kaldığını hissettim." diye yazmıştı.
Tanrıça Artemis adına ilk türbe M.Ö.800'lü yıllarda Efes'teki nehrin yakınındaki bataklık kıyıya yapılmıştı. Bazen Diana da denen Efes tanrıçası Artemis, Yunan Artemis'iyle aynı değildi. Yunan Artemis'i av tanrıçasıydı. Efes Artemis'i ise belinden omuzlarına kadar birçok göğüsle resmedildiği gibi verimlilik, bereket ve doğurganlık tanrıçasıydı.
Bu eski tapınakta muhtemelen Jüpiterden düşen bir meteorit olduğu düşünülen kutsal birtaş vardı. Tapınak, sonraki yüzyıllarda birkaç kez tahrip olmuş ve yeniden inşaa edilmiştir. M.Ö.600'lerde Efes şehri büyük bir ticaret limanı haline geldi ve Chersiphron adlı bir mimar yüksek taş kolonları olan yeni ve büyük bir tapınak inşaa etti.
Lidya kralı Croesus, M.Ö.550'de Efes'i ve Anadolu'daki diğer Yunan şehirlerini fethetti. Bu savaş sırasında mabet tahrip oldu. Croesus, mimar Theodorus'a daha öncekilerin hepsini gölgede bırakan yeni bir mabet yaptırdı. Yeni tapınak öncekinin 4 katı büyüklükte 90 metre yükseklikte ve 45 metre genişlikteydi. Masif bir çatı, yüzden fazla taş sütunla destekleniyordu.
M.Ö. 356'da Herostratus adlı biri tarafından çıkarılan bir yangında yanarak tahrip oldu. Bundan kısa bir süre sonra o günün en ünlü heykeltraşı olan Scopas'lı Paros tarafından yeni bir mabet yapıldı. Romalı tarihçi Pliny'ye göre yeni tapınak, 130 metre uzunlukta ve 68 metre genişlikteydi. Tavanı, yükseklikleri 18 metre olan 127 adet sütun destekliyordu. İnşaat 120 yıl sürmüştü. Büyük İskender M.Ö.333'de Efes'e geldiğinde tapınağın inşaası hala devam ediyordu.
M.S. 57'de St. Paul hristiyanlığı yaymak için Efes'e geldi. O kadar başarılı oldu ki bundan, şehrin demircisi ve tapınaktaki heykellerin sahiplerinden birisi olan Demetrius büyük bir korkuya kapıldı. Çünkü Demetrius tapınaktaki heykellerin bir kısmının sahibiydi ve her yıl tapınağa hacca gelenlerden iyi bir geliri vardı ve insanların dinini değiştirmesi demek onun geçimini kaybetmesi anlamına geliyordu. Birlikte ticaret yaptığı diğer kişileri de yanına alan Demetrius heyecan verici ve "Yaşasın Efesliler'in Artemisi" diye biten bir söylev yaptı ve halkı galeyana getirdi. Hemen sonra St. Paul'un yardımcılarından ikisini tutukladılar. Bunu bir isyan takip etti. Sonuçta St. Paul, tutuklanan yardımcılarıyla şehri terketti ve Makedonya'ya geri döndü.
262'de Gotların bir akını sırasında büyük Artemis tapınağı yakılıp yıkıldı. Bir yüzyıl sonra Roma İmparatoru Constantine şehri yeniden inşaa ettirdi. Fakat hristiyan olduğu için tapınağı restore ettirmedi.Constantin'in çabalarına rağmen Efes eski günlerine dönemedi. Çünkü gemilerin demirlediği liman yokolmuştu. Nehrin taşıdığı alüvyonlar tarafından deniz şehirden uzaklaşmıştı. Zamanla şehir sakinleri kenti terkettiler. Mabetin kalıntıları başka yapıların ve heykellerin yapılmasında kullanıldı.
British Museum'dan John Turtle Wood 1863'de tapınağı araştırmaya başladı. 1869'da 6 metre derinlikte, çamurların içinde tapınağın temellerini buldu. Bulduğu heykelleri ve bazı kalıntıları British Museum'a götürdü.
1904'de yine aynı müzeden D.G. Hograth'ın liderliğindeki bir ekip kazılara devam ettiler ve sitede birbirinin üzerine inşaa edilen 5 tapınak olduğunu keşfettiler. Bugün gelen ziyaretçilere tapınağın yerini belli etmek için, bataklık halinde olan bölgeye sadece bir tek sütun dikilmiştir.
İSKENDERİYE FENERİ
Mısır'da İskenderiye Limanı'nın karşısındaki Pharos Adası üzerine yapılmıştı. Romalılar Mısır'ı ele geçirdikten sonra burada Ptolemaios (Batlamyus) olarak anılan bir devlet kurmuşlardı. İnşaası M.Ö. 285-246 yılları arasında süren Fener, bu devletin ilk iki kralı Ptolemy-Batlamyus-Soter ve Ptolemy tarafından yaptırılmıştı.
Kaidesi ile birlikte 135 metre yüksekliğinde olan fener, beyaz mermerden yapılmıştı. Tepesinde bulunan, tunçtan yapılmış büyük bir ayna 70 kilometre uzaklıktan görülüyor ve limana giren gemilere rehberlik ediyordu.
Üç bölümden oluşan fenerin mimarı Knidos'lu Sostratus'tur. Alt bölümü dikdörtgen şeklinde ve yaklaşık 55 metre yüksekliğindeydi. Orta bölüm, yukarıya doğru giden rampası olan bir silindir şeklindeydi. Yaklaşık 27 metre yüksekliğindeydi. Üst bölüm ise silindir şeklindeydi ve üzerinde alevin bulunduğu bir odası vardı.
İskenderiye Feneri, antik çağın yedi harikası içinde günlük yaşam için kullanılan tek eserdir. Ayrıca yedi harikanın ve gelmiş geçmiş deniz fenerlerinin en yüksek olanı da bu fenerdir.
Üst kısmı M.S. 955 yılında bir deprem ve fırtınada kopan fenerin gövde kısmı da 1302'de başka bir depremde yıkıldı. 1500 yılında ise bu yapıya ait kalıntılar tamamen yokoldu.
Üzerinde inşaa edildiği adadan dolayı Pharos olarak anılmış ve bu kelime bir çok dile yerleşmiştir. İspanyolca, Fransızca ve İtalyancada Pharos, deniz feneri anlamına gelmektedir. Yıkılmadan önce yapılan resimleri, dünyadaki deniz fenerlerine yüzlerce yıldan beri örnek olmuştur.
Mausoleum
Plinius'un bildirdiğine göre, dünyanın yedi harikasından biri sayılan Mausoleum, M.Ö. 350 de Mausolos için karısı Artemisia tarafından yaptırılmıştır.
"Farklı cephelerin süslemeleri ve mükemmelliği birbirini taklit eden farklı sanatcılar tarafından ele alındı. Leochares, Bryaxis, Skopas ve bazılarının düşündükleri gibi Timotheus'un sanatlarının seçkin mükemmelliği o yapıya dünyanın yedi harikası arasında ün kazandırdı." Antik yazarlardan Vitrivius böyle söylüyor. Romalı tarihci Plinius'a göre pteron kare şeklindeydi ve çevresinde 36 tane ion stili sütun vardı. Her sütun arasında bir heykel dikiliydi. Pterondaki kabartmalar Amazonlarla Yunanlıların savaşını gösteriyordu. Pteron üzerinde yirmi basamaklı bir piramit vardı. Piramit beyaz paros mermerindendi. İskenderiye limanının karşısında bulunan paros adasından özel seçilmişti. En üstte quadrika (dört atlı araba) bunun üzerinde ise Mausolos ve Artemisia'nın heykelleri bulunuyordu.
Tüm istilalara ve doğal afetlere karşın Mausoleum İS. 1406 yılına dek ayakta kalmayı başarmıştır. Ta ki Alman mimar Schegelholt tarafından yapılan St. Peters kalenin yapımına dek. Bu zamana kadar 1500 yıl ayakta kaldı. Sadece basamakları görünen yapının derinlerine giderek elde ettikleri mermeri yakıp kireç yaptılar. Bazı kabartmalar duvar taşı olarak kullanıldı. Bazılarının üzeri silinerek oymalar kazındı. 1875 de Sir C. Newton kazılara başlar, bazı friz ve Mausoleon ile Artemision'un heykellerini ve büyük aslan heykelleri İngiliz Britich Museum'a taşındı.
Mausoleum'un yapımı yarılandığında Halikarnassos'un parası biter ve geri kalan bölümler özveri ile yapılır. Neyazık ki şu an yapının yerinde görülecek hiç bir şey yoktur. Bu ünlü yapı Halikarnassos'un diğer karia kentlerinden daha fazla tanınmasını sağlamıştır.
Rahip Eustatius 12.yy da "Homeros üzerine açıklamalar" adlı eserinde Mausoleum için ölümsüz pırlanta sıfatını kullanır.
MISIR PİRAMİTLERİ
Dünyanın yedi harikasından günümüze kadar ulaşan tek eser, Mısır'daki Keops Piramididir. Mısır'ın başkenti Kahire yakınındaki Nil Nehrinin batısında bulunan Giza Yaylasında bulunmaktadır.
Keops Piramidinin yanında biraz daha küçük olan Kefren ve Mikorinos piramitleri bulunmaktadır. Ayrıca, içlerinde prenseslere ve firavunun en yakın yardımcılarına ait mumyaların bulunduğu beş piramit daha vardır.
Büyük Piramit de denen Keops Piramidi, M.Ö. 2800 yıllarına doğru hüküm süren Mısır'ın 4. Sülale devri hükümdarlarından Keops'un mezarıdır. İkinci büyük piramit, Keops'un kardeşi olan ve O öldükten sonra firavun olan Kefren'e aittir. Küçük piramit ise M.Ö. 2500'lü yıllarda hüküm süren Mikerinos'a aittir.
Keops
Mısır piramitleri yeryüzündeki anıt-kabirlerin en eskileri ve en büyükleridir. Bunların en haşmetlisi olan Keops Piramidi dış görünüşü ile de "Dünyanın Birinci Harikası" olma niteliğine hak kazanmıştır.
Piramitler, firavunun mumyası ile hepsi birbirinden değerli eşsiz nitelikteki sanat eserlerini; kral, kraliçe, prens heykellerini de içlerinde saklıyordu ve bu eşsiz hazineleri saklamak için yapılmışlardır.
Keops Piramidinin yüksekliği 138 metredir. Tepeden 10 metre kadar aşınmıştır. Bazıları 10-15 ton ağırlığında olan 2.300.000 adet blok taşın üst üste yığılmasıyla oluşturulmuştur. Bir kenarı 227 metre olan dörtgen tabanı 50.524 metrekarelik bir alanı kaplar. Piramidin iç ortasında, tepeden 100 metre kadar aşağıda ve tabandan 40 metre kadar yukarıda firavunun odası vardır. Firavunun mumyası, hazinesi ve özel eşyası bu odaya konmuştur. Oda 10,5 metre uzunlukta, 5 metre genişlikte ve 6 metre yüksekliktedir. Buraya 50 metrelik bir dehlizden girilir. Biri kraliçeye ait olan iki oda daha vardır.
Tarihçi Herodot'a göre, ağır granit blokları, piramidin üst bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa yapılmıştır. Sadece bu rampanın yapılması bile 10 yıl sürmüştür. Bu muazzam mezar, üç ayda bir toplanan 100.000 esirin çalışmasıyla 30 yılda tamamlanmıştır. Daha sonra da Keops'un ve eşinin mumyalanmış cesetleri bu mezara yerleştirilmiştir.
OLİMPOS'TAKİ ZEUS HEYKELİ
Eski zamanlarda Yunanlılar'ın en büyük festivali, "Tanrıların Kralı Zeus" onuruna düzenlenen Olimpiyat Oyunlarıydı. Bugünkü Olimpiyat oyunlarına benzeyen bu müsabakalarda Anadolu, Suriye, Mısır, Yunanistan ve Sicilya'dan atletler yarışırlardı. Olimpiyatlar ilk kez M.Ö. 776'da başladı. Oyunlar 4 yılda bir düzenleniyordu ve Yunan şehir devletlerinin bütünlüğünü sağlamaya yardımcı oluyordu. Yunanlılar, Yunanistan'ın batı kıyısında Peloponnesus denen bölgedeki Olimpos'ta Zeus adına bir tapınak yaptırmışlardı. Kutsal oyunlar süresince, şehir devletleri arasındaki savaşlar kesiliyor ve oyunlar için Olimpos'a (Olympia) gidecekler için güvenli bir geçiş imkanı sağlanıyordu.
Oyunların yapıldığı yerde bir stadyum ve kutsal bir koruluk vardı. Yunanlılar ilk zamanlarda basit bir yapısı olan tapınağın yerine, zaman içinde oyunların öneminin artmasıyla, yeni ve tanrıların kralının adına yaraşır bir tapınak yapmak istediler. Bunun için Elis'li Libon yeni bir tapınak yapmaya başladı ve M.Ö. 456'da Zeus tapınağı bitirildi.
Tapınak dikdörtgen bir platform üzerine inşaa edilmişti. Binanın yanlarında yeralan 13 adet büyük sütun, tavanı destekliyordu. Her köşede 6 adet sütun vardı. Üçgen şeklindeki tavan heykellerle doldurulmuştu. Kolonların üzerindeki pedimentler, Heracles'in heykelleriyle süslüydü. Tapınağın içerisinde tanrıların kralı Zeus'un görkemli bir heykeli yeralıyordu.
Heykeli, Atina'daki Parthenon tapınağı için Athena heykelini yapan Phidias yapmıştır. Heykel tapınağın batı ucuna yerleştirilmişti. 7 metre genişlikte ve yaklaşık 12 metre yüksekliğindeydi. Zeus, özenle hazırlanmış tahtında oturur şekildeydi. Başı neredeyse tavana değiyordu. Sağ elinde zafer tanrıçası Nike'ı tutuyordu. Sol elindeyse üzerinde çeşitli metallerden kakmalar olan ve üzerinde kartal olan bir hükümdar asası vardı. Altın, abanoz, fildişinden yapılmış olan ve değerli taşlardan kakmaların bulunduğu Zeus'un oturduğu taht, heykelin kendisinden daha etkileyiciydi. Üzerinde, Yunan tanrılarının ve sfenks gibi mistik hayvanların oyma figürleri yeralıyordu.
Heykelin derisi fildişinden, sakalı, saçları ve elbisesi altındandı. Tasarım, bir ahşap çerçeveye altın ve fildişi levhaların tutturulmasıyla yapılmıştı. Olimpos'un havası çok fazla nemliydi. Bu yüzden fildişi levhaların çatlamaması için tapınağın altındaki özel bir havuzda bulundurulan bir yağ ile sürekli yağlanıyordu.
Roma imparatoru Theodosius I, M.S.255 yılında, bir dinsiz adeti olduğu gerekçesiyle olimpiyatları durdurdu. Daha sonra zengin Yunanlılar, heykeli Bizans'a taşıdılar. Heykel, M.S.462 yılında çıkan bir yangında yokoldu.
Olimpos'ta 1829'da Fransızlar tarafından burada bulunan bazı heykel parçaları Paris'te Louvre müzesinde sergilenmektedir.
Bugün, bölgedeki stadyum restore edilmiştir. Zeus tapınağıyla ilgili birkaç sütun haricinde hiçbir şey kalmamıştır. Heykel ise tamamen yokolmuştur. Ancak, o döneme ait bulunan paralar üzerindeki resimlerden, mabedin şekli hakkında ipuçları elde edilebilmiştir.
RODOS HEYKELİ
Rodos'un ilk sakinleri olan Dor'lar, Argos'tan gelen denizci bir kavimdi ve güneş ilahı olan Helios'a taparlardı. Dor'lar Rodos'ta en parlak devrini M.Ö. 3. asırda yaşayan bir medeniyet kurdular. Mısır ve Fenike'nin ürünlerini alıp satarak zengin oldular. Adayı kültür-sanat merkezi, güzel konuşma ve felsefe okulu haline getirdiler.
Dor'lar, Makedonya Kralı Demetrios'la yaptıkları bir savaşı kazandıktan sonra, zafer anıtı olarak ve ilahları Helios'a şükran borçlarını ödemek için, Rodos limanının girişine büyük bir Helios heykeli yaptılar. M.Ö.281-280 yılında yapılan 32 metre yüksekliğindeki bu tunç heykel, elinde bir meşale tutuyordu. Bu haliyle Newyork limanındaki Hürriyet Heykeli'ni andırıyordu.
Rodoslular bu heykelin kendilerini ve adayı koruduğuna inanırlardı. Bu nedenle her yıl "Helicia" denilen şölenler düzenler, bu heykelin dibinde dört atlı bir arabayı denize atarlardı. İnanışlarına göre, Helios böyle bir arabayla dünyayı dolaşarak insanları gözetlerdi.
Rodos heykeli ancak 50 yıl ayakta kalabilmiş ve M.Ö. 223 yılında bir depremde yıkılmıştır. Rodos Kolossosu da denilen bu anıtın heykeltıraşı Lindos'lu Khares'ti. Lindos, Rodos adasının üç büyük kasabasından biridir.
|
|
|
|
|
1236
|
cellotin genel / COĞRAFYA / Ynt: DÜNYANIN UYDUSU AY
|
: Eylül 29, 2007, 10:00:27 ÖS
|
|
DÜNYA'NIN UYDUSU AY Dünya’nın tek doğal uydusu Ay, uzaydaki en yakın komşumuzdur. Gökyüzündeki göz alıcı görünümüyle yüzyıllar boyunca insanları etkiledi. Bunun yanı sıra Ay’ın evrelerinin düzenli olarak birbirini izlemesi, zaman olarak ay ve haftanın kökenini oluşturdu. Yakınlığı nedeniyle gözlemlenmesi kolay olan Ay, binlerce yıldan beri çeşitli araştırmalara konu oldu Ay’ın yaklaşık büyüklüğü, uzaklığı ve görünen hareketinin yasalarının hesaplanması Milattan önce başarılmıştır. 17. yüzyılın başında teleskopun bulunması Ay’ın yüzeyinin ve fiziksel özelliklerinin incelenmesinde yeni bir dönem başlattı. Yaşadığımız uzay çağının başlangıcından bu yana Ay hakkındaki bilgilerimizde büyük bir değişme oldu. Başlangıçta uzaktan kumandalı otomatik araçlarla Ay incelendi. 1969-1972 yılları arasında ABD, Apollo yazýlýmının yürüttü, uydumuzun nasıl bir iç yapısı olduğu belirlendi. Ne var ki Ay’ın kökeni gizemini hâlâ korumaktadır. Ay Dünya’nın bir parçası mıdır? Gezegenimizin çekim gücüne mi yakalanmıştır? Yoksa Dünya çevresinde madde yığışımıyla mı oluşmuştur? Kuşkusuz bu soruların yanıtları yeni keşiflerle ortaya çıkacak. Aslında bu konuda çeşitli kuramlar vardır. Bunlardan biri olan parçalanma kuramına göre, oluşumunun başlangıcında çok hızlı dönmesi yüzünden Dünya’dan kopmuş bir parça Ay’ı oluşturmuştur. Bu varsayım, Dünya ile Ay arasındaki kimyasal bileşen farkıyla çelişir. Dünya demir ve uçucu elementler bakımından Ay’dan çok daha zengin bir yapıya sahiptir. Yakalanma kuramına göre Ay, Dünya’nın kütle çekim etkisiyle tutulan bir gökcismidir. Bu varsayım Dünya ile Ay arasındaki kimyasal bileşim farkını açıklar. Bir başka kuram olan yığışma varsayımına göreyse Ay, Dünya çevresindeki parçacıkların giderek bir araya gelmeleri sonucu oluşmuştur. Bu varsayımların hiçbiri de bazı sorulara tam olarak yanıt verebilmiş değildir. Ama içlerinden en ilginci Ay’ın yakalanmış olduğu varsayımıdır: Ay’ın uydu olarak varoluşuna yönelik düşünceler çok tuhaftır. Nitekim, bazı gökbilimciler onun uydu olarak oluşmadığını, ama daha sonra Dünya tarafından yakalanmış olduğunu ileri sürmekteler. Ay’ın büyüklüğü ve Yeryüzü’nden uzaklığı Ay’ın sonradan yakalanmış olmasıyla ilgili olasılığın lehinedir. Dahası Ay’ın yörüngesi gezegenlerin Güneş etrafında döndükleri düzlemin hemen hemen içindedir. Bunun yanında Yer’in Ekvator düzleminden fazlaca sapma gösterir. Bu ise uyduların bağlı oldukları gezegenin genellikle ekvator düzlemi içinde olması durumundan farklıdır. Bütün bunlar, Ay’ın başlangıçta bir uydu olmaktan çok bir gezegen olduğu düşüncesine bağlanabilir. Ay’ın kompozisyonu Dünya’dan epey farklıdır. Yoğunluğu Dünya yoğunluğunun beşte üçüdür ve metal çekirdeği yoktur. Bu haliyle daha çok Mars’ın yapısına benzer. Bu durum Ay’ın başlangıcındaki gaz ve toz bulutunun Mars’ın oluştuğu kesimden olabileceği düşüncesini akla getiriyor. Ay’daki bir başka farklılık da Yeryüzü’nde bulunup da düşük sıcaklıklarda eriyen katı elementlerin bulunmamasıdır. Yine, kayalardan oluşmuş, eriyip yeniden katılaşmış camsı maddeler Yeryüzü’nde az bulunmasına karşın Ay’da boldur. Ay’ın bu özellikleri onun uzunca bir süre Dünya’nın ve kendisinin şimdiki sıcaklığından daha yüksek sıcaklıklara maruz kaldığını gösteriyor. Öyleyse, Mars’la aynı süreç içinde oluşmuş olan Ay bazı nedenlerden dolayı oldukça eksantrik bir yörüngeye sahip olmuş olabilir mi? Belki yörüngesinin bir ucundayken Güneş’e Merkür kadar yakından geçmiş, yörüngesinin diğer ucundayken de Mars kadar uzaklaşmıştır. Bu durum, yüzeyinin Merkür benzeri, çekirdeğinin Mars benzeri olmasını açıklayabilir. Zamanla Mars’la Merkür arasında bulunan Dünya’ya yakalanmıştır. Ay’ın sonradan yakalanmış olduğu yönündeki açıklamalar çok zorlayıcı değildir. Bununla birlikte büyük boyutta oluşu inandırıcı değildir, çünkü Güneş Sistemi’nde, gökbilimcilerin yakaladıklarından emin oldukları uyduların hepsi çok küçüktür. Uydumuzun kimyasal bileşimindeki farklılıklar içinse bilim adamları değişik tahminlerde bulunuyorlar. Bu tahminlere göre Dünya’da önce metaller yoğuşmuş olabilir fakat Ay, Dünya’nın yoğunlaşma noktasından uzakta bir yerde yoğunlaştığı sırada, buradaki bulut başlıca kayaları oluşturacak türden meydana gelmiş olabilir. Yüzeyin maruz kaldığı yüksek sıcaklığı açıklamak içinse, Dünya’nın tersine Güneş radyasyonunu tutacak bir atmosfere ve okyanusa sahip olmadığını anımsamak yeterlidir. Ay boyutundaki bir gökcisminin Dünya tarafından yakalanışı oldukça karmaşık bir süreçtir. Bu yüzden gökbilimcilerin bu işin nasıl olabildiğine dair inandırıcı bir açıklama yapamamaları doğaldır. Buna karşılık Ay’ın yakalanmış bir uydu olmasına karşı öneriler de ikna edici değildir. Ay ne zaman yakalanmış olabilir? Bunu söylemek gerçekten mümkün değil. 4 milyar yıl önce de yakalanmış olabilir, 4 milyon yıl önce de. Bilim adamları bunun için kendilerine şu soruyu soruyorlar: Yeryüzü’nün tarihinde, Ay’ın yakalanmasıyla ilgili olarak olağandışı bir gelişme olmuş mudur? Yeryüzü’nün karaları anlaşılmaz bir biçimde hayvanlar tarafından geç istila edilmişti. Okyanuslardaki yaşam belki Dünya’nın oluşumundan bir milyar yıl sonra görüldüyse de karalardaki yaşam Dünya’nın oluşumundan sonra 4,2 milyar yıl geçinceye kadar ortaya çıkmamıştır. Bunun nedeni gelgitlerin kara yaşamına neden olması olarak gösterilebilir mi? Suyun düzenli aralıklarla sahile ilerleyip sonra geri çekilmesi yaşamı da beraberinde sürükleyebilirdi. Su, arksında gölcükler bırakacak ve bazı yaşam türleri buralarda gelişecekti. Yaşam için elverişli olabilecek ıslak kumlar meydana gelebilecekti. Canlılar iki gelgit arasındaki sınırlı kendilerini uyarlayabilirdi ve zamanla sahile daha fazla tırmanarak suya gerek duymadan yaşayabilirlerdi. Ay’sız ve dolayısıyla gelgitsiz bir yeryüzünde deniz yaşamıyla kara yaşamı arasında gelgitlere bağlanabilecek bir geçiş yoktu; bu yüzden üç milyar yıl boyunca kara yaşamı gelişmedi. Bu mümkün mü bilinmiyor. Belki de Ay 600 milyon yıl önce yakalanmıştı ve aniden meydana gelen dalgalar çökelti kayalarını yerlerinden oynatarak ilk fosillerin izlerini silmişti ve Kambriyum kayalarında görülen yaşamın birdenbire ortaya çıkmasına neden olmuştu. Gelgitler belki de birkaç yüz milyon yıl boyunca yaşamı karalara taşıyıp zekanın ortaya çıkmasına neden olmuşlardır. Kuşkusuz Ay olmadan da Dünya’da gelgit olayları vardır. Güneş de gelgit meydana getirir, fakat eğer Ay gökyüzünde bulunmasaydı Güneş’in meydana getireceği gelgit dalgaları Güneş’in ve Ay’ın bugün birlikte meydana getirdikleri dalgaların üçte biri yükseklikte olacaktı. Bununla birlikte Güneş’in aynı işi başaramayacağı, ayrıca Ay’ın geçmişte şimdikine göre daha etkili olabileceği ileri sürülebilir. Gelgit olayları Dünya’nın dönüşünü yavaşlattığından Dünya açısal momentumunu kaybetmektedir. Ama açısal momentum gerçekte kaybolmaz, aktarılır. Bu olayda toplam açısal momentumun bir kısmı Dünya’nın dönüşünden Dünya-Ay ikilisinin dönüşüne aktarılmıştır. Yeryüzü ve Ay yavaşça birbirlerinden uzaklaşırlar, ortak kütle merkezi etrafında daha büyük yörüngeler çizerler ve böylece açısal momentum kazanırlar. Eğer zaman içinde geriye bakarsak, 400 milyon yıl önce yaşam, denizlerden karalara geçmeye başladığı sıralarda, günler daha kısa ve Ay daha yakın olmalıydı. Araştırmacılar bu devre ait mercan fosilleri üzerinde yaptıkları çalışmalardan elde ettikleri sonuçlara göre bir günün uzunluğunun 21,8 saat, ve Ay’ın dönüş süresinin 21 gün olduğunu hesapladılar. Bu da Ay’ın yalnızca 320.000 km uzaklıkta olduğunu gösteriyor. 400 milyon yıl önceki Ay gelgitlerinin bugünkünün 1,66 katı, Güneşle Ay’ın birlikte yarattığı gelgitlerin 1,44 katı olduğu biliniyor. Bugünkülerden daha yüksek ve hızı yüzde on daha fazla olan dalgalarla deniz yaşamının karalara itilmesi gerçekleşmiş olabilir. Bütün bunlar şunu gösteriyor: Dünya Ay’ı yakalamakla karada yaşamı olanaklı kılmıştır. Böyleyken bazı bilim adamlarının karşıt görüşlerine göre, milyarlarca yıl boyunca yaşam karalarda değil denizlerde var oldu. Ay’ın gelgitleri ne denli yüksek olursa olsun yaşamın karalara aktarımını sağlayamayabilirdi. Bütün bunlar bir yana Yeryüzü’nün var olduğu yılların büyük bir bölümünde atmosfer çok düşük düzeyde serbest oksijen içeriyordu. Bu ozon tabakası henüz yok demekti. Böylece Güneş’in morötesi radyasyonu büyük ölçüde Yeryüzü’ne vuruyordu. Karalar da bu yüzden ölü kalmış olabilir. Eldeki verilerle ve bugünkü olanaklarımızla Ay’ın tarihi iyi bilinse de, kökeni hâlâ büyük bir sırdır. Ay, üzerinde çalışılması gereken bir gökcismi olarak çekiciliğini korumaktadır Boyutları ve yapısı nedeniyle Ay bazen, teresterial gezegen olarak sınıflandırılır (Merkür, Venüs, Dünya ve Mars'la birlikte). Pluto/Charon gibi Dünya/Ay sistemi de bazı gökbilimcilerce bir çift gezegen olarak kabul edilir. Ay'a ilk kez inen uzay aracı 1959'da Luna2 sovyet uzay aracı olmuştur. Halen insanların ziyaret edebildiği tek uzay cismidir.Ay'a ilk insanlı iniş 20 temmuz 1969'da ve sonuncusu da 1972 aralığında gerçekleşmiştir. Ay, yüzeyinden örnekler toplanarak dünyaya getirilen tek cisim olma özelliğini de halen korumaktadır. 1994 yazında Clementine ve 1999'da da Lunar Prospector uzay araçları aracılığı ile Ay'ın son derece detaylı haritaları elde edilmiştir. Hayret verici bir şekilde, Ay'ın ağırlık merkezi, geometrik merkezinden kaçıktır, bu nedenle de Ay'ın dünyaya bakan yüzündeki yer çekimi aksi yüzdeki çekimden daha fazladır. Dünya ile Ay arasındaki çekim kuvvetleri bazı ilginç olaylara neden olur. Bunlardan en belirgini gelgit olayıdır. Dünyanın Ay'a bakan tarafındaki ve tam aksi yüzdeki okyanusta belirgin bir kabarma olur. Dünya kendi çevresinde Ay'ın döndüğünden çok daha hızlı döndüğü için, her iki kabarıklık da dünya çevresini dolaşarak günde iki kez denizlerin çekilip tekrar yükselmesine (gelgite) neden olur. Bu basitleştirilmiş bir modeldir, gelgit olayı özellikle sahillerde çok daha karmaşıktır. Dünyanın rotasyonu, gelgit kabartısını ay-dünya hattının biraz daha ilerisine taşır. Bu da dünya ve ay arasındaki kuvvetin ay ve dünyanın merkezlerini birleştiren çizginin dışına kaymasına neden olur. Aradaki bu kuvvet Ay'ın dünya çevresinde dönüşünü hızlandırırken, dünyanın da kendi çevresindeki dönüşünü yavaşlatır. Bunun sonucu olarak da günler her yüzyılda 1.5 milisaniye kadar uzar ve A'yın yörüngesi senede 3.8 cm. kadar dünyadan uzaklaşır. Ay'ın rotasyonunun senkron olmasından, yani, ayın her zaman aynı yüzünün dünyaya dönük olmasından da bu asimetrik özellikteki çekim kuvveti sorumludur. Bu kuvvet, ayın rotasyonunu yavaşlatarak senkron hale gelmesine neden olmuştur. Aynı şey güneş sistemindeki pek çok uydunun başına gelmiştir. Dünyanın da yavaşlaması ile zaman içinde Ay ve Dünya tıpkı Pluto-Charon ikilisi gibi karşılıklı senkron hale gelecek, ve sonuçta dünyanın da hep aynı yüzü aya bakar hale gelecektir. Eliptik yürüngesi ve ağırlık merkezinin eksantrikliği nedeniyle ay dünya etrafındaki dönüşü sırasında hafifçe yalpalar, bu sayede arka yüzünün birkaç derecelik bölümü zaman zaman dünyadan görünür (sayfanın sonundaki hareketli resme bakınız). Arka yüzün tamamına yakın bir bölümü 1959' a kadar sır olarak kalmıştı. Ayın arka yüzünün fotoğrafları ilk kez sovyet uzay aracı Luna3 tarafından çekilmiştir. (Not: Ay'ın karanlık yüzü yoktur. Ayın kutuplarındaki derin kraterlerin belli bölgeleri dışında her noktası zamanın yarısında güneş görür. Geçmişte sıkça kullanılan ''karanlık yüz'' terimi bilinmeyen anlamındadır ve artık geçerli değildir.) Ay'ın atmosferi yoktur. Ancak Clementine uzay aracının bulguları Ay'ın güney kutbundaki, güneş görmeyen bazı derin kraterler içinde su buzu bulunduğunu göstermiştir. Çok yakın zamanda Lunar Prospector uzay aracı da bunu hem güney hem de kuzey kutbu için doğrulamıştır. Ay'ın kabuğu ortalama 68km. kalınlıktadır. Kabuk kalınlığı Mare Crisium tabanında 0'dan arka yüzde, Korolev karteri Kuzeyinde, 107 km'ye kadar değişiklikler gösterir. Genelde ön yüzde daha incedir. Kabuğun altında Magma tabakası ve altında muhtemelen küçük bir çekirdek (kabaca 340 km çapında ve Ay kütlesinin %2'si kadar) bulunur. Dünyadakinin aksine Ay'ın magma tabakasının ancak bir bölümü erimiş haldedir. Ay'ın ağırlık merkezi, geometrik merkezinden, 2 km kadar dünya tarafına yakındır. Ay yüzeyi, yüzey şekline göre iki ana sınıfta toplanır: Çok sayıda ve sık kraterlerle karakterize, oluşumu çok eski dağlık bölgeler ve nispeten düz, ve daha genç maria bölgeleri. Ay yüzeyinin %16'sını oluşturan bu kuru denizler içleri daha sonradan magma ile dolmuş çok büyük kraterlerdir. Yüzeyin büyük bölümü regolith adı verilen meteor çarpmaları sonu oluşmuş toz, taş ve kayalarla kaplıdır. (not : ay yüzeyündeki daha koyu olarak gözüken ve çoğunluğu Ay'ın ön yüzünde bulunan bu düzlükler, çok eskiden beri deniz anlamına gelen mare adıyla anılırlar. Maria sözcüğü mare'nin çoğuludur) Ön yüzdeki kraterlerin büyük bölümüne, bilim tarihinin önemli kişiliklerinin isimleri verilmiştir (Tyco, Copernicus, Ptolemaeus gibi). Arka yüzdeki şekilllere ise daha güncel isimler verilmiştir (Apollo, Gagarin, Korolev gibi. Bu yüz ilk kez sovyet araçlarınca görüntülendiğinden isimlerin çoğu da rusça kökenlidir) Aşağıdaki şekil Ay yüzeyinin eksiksiz bir projeksiyonudur. Şeklin orta bölgesi dünyaya bakan yüz, sağ ve sol bölümler ise arka yüzü göstermektedir.
Ay'dan Apollo ve Luna uzay programlarıyla dünyaya 382 kg. kaya örneği getirilmiştir. 20 sene sonra hala incelenmekte olan bu örneklerden, ayın yapısı ve geçmişi hakkındaki bilgilerimizin büyük bir bölümü elde edilmiştir. Örneklerin büyük çoğunluğunun 4.6 ila 3 milyar yaşında olduğu anlaşılmıştır. Oysa dünyada 3 milyardan daha yaşlı örnekler bulmak hayli zordur. Bu örnekler, güneş sisteminin, dünyanın ve ayın oluşumu hakkında önemli ipuçları içermektedir. Ay taşı örneklerinden önce, Ay'ın oluşumu hakkında bir fikir birliği yoktu. Üç ayrı teori ileri sürülüyordu. Ay ve dünyanın aynı zamanda solar nebuladan oluştukları, Ay'ın dünyadan kopan bir parçayla oluştuğu ya da Ay'ın başka bir yerden gelip dünyanın çekimine kapıldığı ileri sürülmekteydi. Ay taşlarının incelenmesinden sonra ise, en çok kabul gören senaryo, en az Mars büyüklüğünde bir cismin dünyaya çarparak Ay'ı dünyadan kopardığı şeklindedir. Ayın bir küresel manyetik alanı yoktur. Ancak yüzeydeki kayalardan bazılarının manyetik özelliği, bir zamanlar ayın da global manyetik alanı olduğu düşüncesini desteklemektedir.
Ay'ın Yüzeyi : Ay yüzeyi, yüzey şekline göre iki ana sınıfta toplanır: Çok sayıda ve sık kraterlerle karakterize, oluşumu çok eski dağlık bölgeler ve nispeten düz, ve daha genç maria bölgeleri. Ay yüzeyinin %16'sını oluşturan bu kuru denizler içleri daha sonradan magma ile dolmuş çok büyük kraterlerdir. Yüzeyin büyük bölümü regolith adı verilen meteor çarpmaları sonu oluşmuş toz, taş ve kayalarla kaplıdır. ( Ay yüzeyündeki daha koyu olarak gözüken ve çoğunluğu Ay'ın ön yüzünde bulunan bu düzlükler, çok eskiden beri deniz adıyla anılırlar.) Ön yüzdeki kraterlerin büyük bölümüne, bilim tarihinin önemli kişiliklerinin isimleri verilmiştir (Tyco, Copernicus, Ptolemaeus gibi). Arka yüzdeki şekillere ise daha güncel isimler verilmiştir (Apollo, Gagarin, Korolev gibi.)
Ay'ın yüzey özellikleri, basit bir dürbün yada bir teleskop yardımıyla açıkça görülebilir. Özellikle ilk ve son dürdün evrelerinde, yani güneş ışınları yüzeyde gölgeler oluşturduğunda Ay yüzeyi daha açık olarak görülebilir. İncelendiğinde görülebileceği gibi, 300 den 1000 metreye kadar değişen boyutlarda ve denizler olarak bilinen, çok geniş, düz ve karanlık parçalar vardır. Bu denizler, karalar adı verilen dağımsı yükseltilerle çevrilmiştir.Fakat bu sadece bir adlandırmadır.Çünkü bunlar anladığımız anlamda dağ ve kara değillerdir. Ay' ın tamamen kıraçtır ve herhangi bir yaşam biçimi için uygun değildir. 1950 yıllarından bu yana Ay ile ilgili araştırmalar yapılmaktadır.Bu bilgilere dayanarak, denizlerin lavlardan oluşmakta ve kalınlığı ancak 1 metreye kadar ulaşabilen kaya ve bunun yanında toz tabakasıyla kaplı bulunmaktadır. Bunlar, Ay' ın karanlık ve uzak kısımlarında nadiren bulunurlar. Bu türden dört tane bölge olmasına rağmen oldukça küçüktürler. Dağ sıralarıyla oluşan kara kuşağı ise çok ince, santimetrelerle ölçülecek bir toz tabakasıyla kaplıdır. Ay’ın atmosferi olmadığından çarpan göktaşları yüzeyinde çukurlar açmaktadır.Bunlara krater adı verilir. Bu kraterler Ay yüzeyinin en karakteristik ve en iyi bilinen özelliğidir. Çapları birkaç santimetre ile yüzlerce kilometre arasında değişir. En büyüklerinin derinliği bir km’yi aşar. Bazen yüksekliği 6000 m’ yi aşan dairesel duvarlarla çevrili olanlarına da rastlanır. Ay' daki yükseltiler ya tek başına yada bir sıra halinde bulunurlar. Ay' ın en yüksek tepeleri Dörfel ve Leibniz dağ sıralarıdır. Bu tepelerin yüksekliği 8000 m yi bulur. Orta kesimde bulunan Apeninler daha alçaktır. Apeninler' den sonraki en önemli dağ kuşağı ise Karpatlar ve Alplerdir.Ay' daki tepelerin yüksekliği onların Ay yüzeyine varan gölgeleri ile ölçülür. Önce dağın Dünyadan görülen gölgesinin uzunluğu, sonra da gölgenin bitiş yeri ile dağ arasındaki açı ölçülür. Elde edilen bir açısı ile bir kenarı belli bir üçgendir. Bundan sonra yükseklik hesaplanır.
Ay'ın Hareketi : Ay, Dünya' nın çevresindeki dönüşünü tam 27 gün 8 saatte tamamlar ve Dünya' nın kendi ekseni etrafında yaptığı hareketin aynı yönünde, yani batıdan doğuya doğru yapar. Bu süre ile tam bir dönüşünü bitirir ve yıldızıl ay ortaya çıkmış olur. Ay gökyüzündeki diğer yıldızlardan günde 13 derece yani 52 dakika geri kalır. Çünkü gökyüzünde Ay' ın durumu, Güneş ile olan ilişkisine göre değişir. Ay'ın ağırlık merkezi, geometrik merkezinden kaçıktır, bu nedenle de Ay'ın dünyaya bakan yüzündeki yer çekimi aksi yüzdeki çekimden daha fazladır. Dünya ile Ay arasındaki çekim kuvvetleri bazı ilginç olaylara neden olur. Bunlardan en belirgini gelgit olayıdır. Dünya’nın Ay'a bakan tarafındaki ve tam aksi yüzdeki okyanusta belirgin bir kabarma olur. Dünya kendi çevresinde Ay'ın döndüğünden çok daha hızlı döndüğü için, her iki kabarıklık da dünya çevresini dolaşarak günde iki kez denizlerin çekilip tekrar yükselmesine (gelgite) neden olur. Bu basitleştirilmiş bir modeldir, gelgit olayı özellikle sahillerde çok daha karmaşıktır. Dünyanın rotasyonu, gelgit kabartısını ay-dünya hattının biraz daha ilerisine taşır. Bu da dünya ve ay arasındaki kuvvetin ay ve dünyanın merkezlerini birleştiren çizginin dışına kaymasına neden olur. Aradaki bu kuvvet Ay'ın dünya çevresinde dönüşünü hızlandırırken, dünyanın da kendi çevresindeki dönüşünü yavaşlatır. Bunun sonucu olarak da günler her yüzyılda 1.5 milisaniye kadar uzar ve A'yın yörüngesi senede 3.8 cm. kadar dünyadan uzaklaşır. Ay'ın rotasyonunun senkron olmasından, yani, ay’ın her zaman aynı yüzünün dünyaya dönük olmasından da bu asimetrik özellikteki çekim kuvveti sorumludur. Bu kuvvet, ayın rotasyonunu yavaşlatarak senkron hale gelmesine neden olmuştur. Dünyanın da yavaşlaması ile zaman içinde Ay ve Dünya karşılıklı senkron hale gelecek ve sonuçta dünyanın da hep aynı yüzü aya bakar hale gelecektir.
Ay'ın Parlaklığı ve Evreleri : Ay, Güneş' ten aldığı ışınları yansıtmaktadır ve böylece Güneş ışınları ile aydınlanan kısmı her gece farklı açılardan görülür. Bunlar Yeniay, ilk dördün, dolunay ve sondördün adları ile tanımlanır. Bu evreler yaklaşık bir haftalık aralarla birbirlerini izlerler. Yeniay: Bu evrede uydumuz olan Ay gerçekte görünmez gibidir. Çünkü güneş Ay'ın bize görünmeyen kısmını aydınlatır. Ayrıca bu evrede Ay' ın uzanım açısı sıfır olduğundan Ay Güneşle beraber hareket eder. Yani güneşle doğar, güneşle batar. Gün geçtikçe uzanım açısı artacağından Ay Güneş’e göre daha geride kalacak ve yavaş yavaş görülmeye başlayacaktır. İlkdördün ve sondördün : Bu evrelerde ise aydınlanmış kısım ile karanlıkta kalan kısım tam bir dik açı oluşturur. Böylece Dünyadan aslında aydınlanmış olan Ay yüzeyinin yarısı görülür. İlk dördün evresinde Ay' ın uzanım açısı 90 derece, sondördün evresinde ise 270 derecedir. Dolunay : Bu evrede Ay yörüngesi ile Güneş tam karşı karşıyadır. Bu durumda Ay, gün doğumundan gün batımına kadar tam bir yuvarlak şekil ile bütün bir gece gökyüzünde görülür. Ay'ın her dört evrelik çevrimi 29,5 günde tamamlanır ve bu periyoda kavuşum ayı adı verilir.
AY TUTULMASI Ay tutulması, Ay’ın Yer’in gölgesine girmesi ve Güneş’ten aldığı parlaklığı yitirmesi sonucunda oluşur. Ay tutulması yalnızca dolunay evresinde, yani ayın yere göre Güneş’in tam zıt yönünde olması durumunda gerçekleşir. Ay tutulması, yeryüzünün Ay’ın ufuk çizgisinin üzerinde olduğu herhangi bir bölgesinden gözlemlenebilir. Bu tür bir tutulma Ay’ın konumuna bağlı olarak tam, kısmi yada yarı gölgesel olabilir. eğer Ay Yer’in gölgesinin merkezinden geçerse, tam Ay tutulması oluşur. Tam tutulma süresi 100 dakikaya çıkabilir; tutulma olayının tümü ise yaklaşık 3,5 saat sürer. Ay’ın yalnızca bir bölümü gölgenin içinden geçerse kısmi Ay tutulması oluşur. Yarı gölgesel Ay tutulması ise Ay’ın yalnızca gölgenin dış bölümünden geçmesi durumunda gerçekleşir. Genel olarak her yıl iki kez Ay tutulması olur. hiç Ay tutulmasına rastlanmayan yada üç kez Ay tutulması olan yıllarda olmuştur. Astronomi gözlemleri açısından Ay tutulmalarının pek az bir önemi vardır. Bilim adamları Ay yüzündeki malzemelerin ani Güneş ışığı kesilmesine karşı tepkilerini incelemişler ve bu yolla Ay toprağının yapısını ve ısıl iletkenliğini anlamaya çalışmışlardır. Ay tutulması, Güneş tarafından aydınlatılan Yer, ışıklı bir cisim olmadığı için, Güneş’e dönük olmayan tarafında, tepe noktası a olmak üzere, kenarları Yer ve Güneş yuvarlaklarına teğet olan bir bölge konisi meydana getirir. Bu koni içinde olmak şartıyla Yer’in arkasında kalan herhangi bir nokta tamamen karanlığa gömülür. Eğer Ay, bir kısmı bütünüyle bu bölge konisi içine girerse, tamamen veya kısmen karanlık olur; o zaman tam tutulma veya parçalı tutulma meydana gelir. Ayrıca, f c b noktalarıyla gösterilen ikinci koni içinde de, Ay’ın Güneş’ten aldığı ışığın şiddeti azalır; buna da yarıgölge denir. Gölge konisinin genişliği Ay’ın çapından çok daha büyük olduğu için, Ay tutulum düzlemi içinde yer değiştirse bile, her karşımada tam tutulma meydana gelir. Fakat, Ay’ın yörüngesi tutulum düzlemine doğru eğiktir ve tutulum enlemini izleyerek, gölge konisi merkezinin bazen üstüne, bazen altına geçer; eğer sapma çok az, mesela gölge konisinin yarıçapından küçükse, Ay’ın sadece bir kısmı gölgede kalır ve tutulma parçalı olur. Ay tutulması, yarım kürenin bütün noktalarından aynı anda gözlenebilir. Tam tutulma anında bile, Ay tamamıyla karanlık olmayıp hafif kırmızımtırak bir ışıkla aydınlanır. Bu olay şu şekilde açıklanabilir. Yeryuvarlağının çevresine sıyırıp geçen Güneş ışınları, Yer’i çevreleyen atmosferden geçerken kırılır ve gölge konisinin içine sızarak Ay’ı hafifçe aydınlatır.
|
|
|
|
|
1237
|
cellotin genel / COĞRAFYA / Ynt: dünyanın şekli ve sonuçları
|
: Eylül 29, 2007, 09:52:41 ÖS
|
|
DÜNYANIN ŞEKLİ VE SONUÇLARI Dünyamız Samanyolu Galaksisi'ndeki yıldız sistemlerinden güneş sisteminde yer alır. Bütün gezegenler elips şeklinde bir yörüngede hareket ederler. AY VE ÖZELLİKLERİ Ay dünyamızın 1/50’si kadardır. Bu sebeple Ayda yerçekimi azdır (dünyadakinin 1/6’sı kadardır). Ayda atmosfer yoktur. Bunun sonucunda; hava ve su yoktur. Meteorolojik olay (iklim) görülmez. Meteorlar doğrudan ay yüzeyine düşer. Sonuçta büyük krater çukurlukları oluşmuştur. Günlük sıcaklık farkı fazladır. Bu sebeple mekanik çözülme fazladır. Canlı hayatı yoktur. İç ısısını kaybetmiştir. Bundan dolayı volkanik olay görülmez. AYIN HAREKETLERİ 1) Kendi ekseni çevresindeki hareketi 2) Dünya çevresindeki hareketi 3) Dünya ile birlikte güneş çevresindeki hareketi *** Ay hem kendi hem de dünya çevresindeki bir turunu aynı sürede (29,5 gün) tamamladığı için dünyadan ayın sürekli aynı yüzeyi görülür. Ay günü: Dünyadaki herhangi bir meridyenin ard arda iki kez Ayın karşısından geçinceye kadar geçen süredir. Bu süre 24 saat 50 dakikadır. Güneş günü: 24 saattir. *** Ay günü ile güneş günü arasındaki zaman farkından dolayı bir yerde Ay her gün bir önceki güne göre daha geç gözlenir ve gel-git olayı daha geç oluşur. AYIN EVRELERİ Ayın aydınlık yüzünün dünyadan görünüşünde bir ay boyunca meydana gelen değişikliklerdir. Yeniay ve dolunay evrelerinde büyük gel-git yaşanır. Sebebi dünya, ay ve güneşin aynı doğrultuda olmasıdır. İlk ve son dördünde ise küçük gel-git yaşanır. Güneş tutulması, Ayın Güneş ile Dünya arasına girmesi ve bazı özel koşulların sağlanması neticesinde meydana gelir.Tutulmanın olabilmesi için, Ayın, Dünya etrafındaki yörüngesiyle Dünyanın Güneş etrafındaki yörüngesinin kesişim yerlerini belirleyen düğüm noktalarında veya bu noktalar civarında (Yeniay safhasında) bulunması gerekir. Bilindiği üzere bir yıl içerisinde Ay, Dünya etrafında 12 kez dolanır. Dolayısıyla, eğer Ayın yörünge düzlemi Dünya’nınkiyle çakışık olsaydı, bir yılda 12 kez Güneş tutulması meydana gelebilirdi. Fakat durum böyle değildir. Ayın yörünge düzlemi ileDünya’nınki arasında yaklaşık 5° 9’ lık bir açı vardır. Bu açı nedeniyle Dünya, Ay ve Güneş, Ayın Dünya etrafındaki her dolanımında tam olarak aynı doğrultuda bulunmazlar. Böylece her ay bir Güneş tutulması oluşması engellenmiş olur. Nitekim bir yılda en az iki, en çok beş Güneş tutulması meydana gelebilir. Ay dünya etrafındaki yörüngesini tamamlarken, dünyanın güneş ve ay arasında kalmasına neden olabilir. Bu durumda ay yüzeyine düşen güneş ışınları dünya tarafından engellenmiş olur. Karanlıkta kalan ay kısa süreli de olsa dünyadan gözlenemez bu olaya ay tutulması adı verilir. Bulutsuz bir gecede çıplak gözle rahatlıkla fark edilebilen bu olay, güneş tutulmasına göre, dünya yüzeyinde daha geniş bir alandan gözlenebilir. Ay tutulmasının dünya yüzeyinden gözlenebildiği alan dünyanın yarısından 24º kadar fazladır. DÜNYANIN ŞEKLİ VE SONUÇLARI Dünyamızın Ekvatorda şişkin, Kutuplarda basık olan kendine has şekline GEOİD denir. DÜNYANIN BOYUTLARI • Ekvator çevresi: 40.076 km • Kutuplar çevresi: 40.009 km • Ekvator yarıçapı: 6378 km • Kutuplar yarıçapı: 6357 km • Karalar yüzölçümü:149 milyon km2(%29) • Denizler yüzölçümü: 361 milyon km2(%71) • KYK’de karalar %39 denizler %61 • GYK’de ise karalar %19 denizler %81 dir. DÜNYANIN ŞEKLİNİN SONUÇLARI • Ekvatorun uzunluğu tam dairelik bir meridyenin uzunluğundan fazladır. • Paralellerin uzunluğu kutuplara doğru azalır. • İki meridyen arasındaki uzaklık kutuplara doğru azalır. • Güneş ışınlarının düşme açısı kutuplara doğru azalır. • Yer şekilleri haritaya gerçeğe tam uygun olarak aktarılamaz. • Aynı anda Dünyanın yarısı aydınlık (gündüz) yarısı karanlık (gece) olur. • Dünyanın çizgisel dönüş hızı kutuplara doğru azalır. • Yer çekimi kutuplara doğru artar. DÜNYANIN HAREKETLERİ VE SONUÇLARI
• Gece gündüz olayı ardalanır (birbirini takip eder). • Güneş ışınlarının düşme açısı günün her saatine göre değişir. • Yerel saat farkları oluşur. • Günlük sıcaklık farkları oluşur. Buna bağlı olarak meltem rüzgarları oluşur. Mekanik çözülme olur. • Sürekli rüzgarların esme yönünde sapmalar olur. • Okyanus akıntılarında sapmalar ve halkalar olur. • Dinamik basınç merkezleri oluşur. Yönler belirlenir. Fotosentez meydana gelir. DÜNYANIN EKSENİ ÇEVRESİNDE DÖNÜŞÜNDE DOĞAN HIZLAR 1) ÇİZGİSEL HIZ VE SONUÇLARI (Enleme bağlı) • Çizgisel hız en fazla Ekvator üzerindedir (1670 km/h) . Bu hız kutuplara doğru azalır. Bunun sonucunda; • Güneşin doğuş ve batış süresi kutuplara doğru uzar. • Gece gündüz arasındaki fark kutuplara doğru artar. • Atmosferin kalınlığı Ekvatorda fazla, kutuplarda azdır. • Ekvatorda yerçekimi az, kutuplarda fazladır. 2) AÇISAL HIZ VE SONUÇLARI (Boylama bağlı) Dünyanın açısal hızı; 24 saatte: 360° 1 saatte : 15° 4 dakikada :1° dir. *** Açısal hız her enlemde aynıdır. Açısal hız sonucunda yerel saat farkları oluşur. DÜNYANIN YILLIK HAREKETİ VE SONUÇLARI Dünyanın güneş çevresinde dönerken izlediği yola yörünge, meydana getirdiği düzleme de yörünge düzlemi (ekliptik düzlem) denir. Dünyamızın yörüngesi elips biçimindedir. ELİPS BİÇİMİNDEKİ YÖRÜNGENİN SONUÇLARI Dünyamız güneşe bazen yaklaşır, bazen güneşten uzaklaşır. Dünyanın güneşe en yakın olduğu tarih 3 ocaktır. En uzakta olduğu tarih ise 4 temmuzdur. Dünya güneşe yaklaşınca güneşin çekim kuvveti artar. Böylece dünya güneş çevresinde daha hızlı dönmeye başlar. Sonuçta şubat ayı 28 gündür. Yani K.Y.K ‘de kış mevsimi iki gün kısa olmaktadır. Dünya güneşten uzaklaşınca çekim kuvveti ve hız azalır. Sonuçta yaz mevsimi K.Y.K.’de iki gün daha uzun olmaktadır. *** Kısacası elipsoid yörünge mevsim sürelerinin farklı olmasında etkilidir. Dünyamızın yörüngesi daire biçiminde olsaydı; mevsim süreleri birbirine eşit olacaktı. EKSEN EĞİKLİĞİ VE SONUÇLARI
(Ekvator düzlemi ile ekliptik arasında 23°27' , yer ekseni ile ekliptik arasında 66°33' açı olması) Dönenceler meydana gelir. Dönence: kuzey ve güney yarım kürelerde güneş ışınlarının en son dik geldiği noktalara denir. Matematik iklim kuşakları oluşur. Güneş ışınlarının düşme açısı yıl boyunca değişir. Güneş ışınları yıl içinde dönencelere birer kez, dönenceler arasına da ikişer kez dik açıyla düşerler. Dönenceler dışında hiçbir yere güneş ışınları dik olarak düşmez.
Mevsimler oluşur. Dört mevsimin tek yaşandığı kuşak ılıman kuşaktır. Sebebi: güneş ışınlarının düşme açısında yıl boyunca değişikliğin fazla olmasıdır. Aynı tarihlerde kuzey ve güney yarımkürelerde farklı mevsim yaşanması. Gece gündüz uzunluğunun sürekli değişmesi. Güneşin doğuş ve batış konumu ile saatinin değişmesi. Muson rüzgarlarının oluşması. Aydınlanma dairesinin sürekli değişmesi. Kutup bölgelerinde 24 saatten uzun gece ve gündüzlerin oluşması. Örnek: Kutup noktalarında 6 ay gündüz, 6 ay gece yaşanması. *** Dönence ve matematik iklim kuşaklarının oluşmasında sadece eksen eğikliği etkilidir. Diğerlerinin oluşmasında eksen eğikliği ile birlikte yıllık hareketin de etkisi vardır. EKSEN EĞİKLİĞİ OLMASAYDI; (Ekvator düzlemi ile ekliptik üst üste çakışsaydı veya yer ekseni ekliptiği dik olarak kesseydi) • Dönenceler oluşmazdı. • Mevsim değişmesi olmazdı. • Güneş ışınları sadece Ekvatora dik gelirdi. • Aydınlanma dairesi sürekli kutup noktalarına teğet geçerdi. • Gece gündüz süreleri birbirine eşit olurdu. • Güneşin doğuş-batış konumu ve saati değişmezdi. EKSEN EĞİKLİĞİ 20°OLSAYDI: • Güneş ışınlarının dik geldiği alan daralırdı. • Kutup kuşağı ve tropikal kuşağın alanları daralırken, ılıman kuşak genişlerdi. • Yurdumuzda yazlar daha serin, kışlar daha ılık olurdu. • Kutup ve ılıman kuşakta sıcaklık ortalaması azalırken tropikal kuşakta sıcaklık ortalaması artardı. • Gece-gündüz arasındaki zaman farkı azalırdı. *** Eksen eğikliğinin 23°27' dan daha büyük olması durumunda yukarıdakilerin tam tersi bir durum yaşanırdı.
|
|
|
|
|
1238
|
cellotin genel / COĞRAFYA / Ynt: dünyanın şekli
|
: Eylül 29, 2007, 09:52:27 ÖS
|
|
DÜNYANIN ŞEKLİ Dünyanın hemen her yerinde tabiatın bazı temel şekiller üzerinde yaratıldığı müşahede edilmektedir. Dairevi, spiral (helezoni), bilateral (1), spinal (iç içe geçmiş) veya poligonal (çokgen) şekillere bitkilerde, hayvanlarda, minerallerde, sıvılarda, hatta gazlarda dahi rastlamak mümkündür. Bu şekiller içinde şüphesiz ki daire en fazla görülenidir. Gezegenlerin güneş etrafında dönüşmeleri, çiçeklerin başları, volkanlar ve sayabileceğimiz pek çok şey dairevi olarak planlanmıştır. Ağacın filiz halinden yaşlılığına kadar gövdesinde oluşan iç içe geçmiş halkalar, yaprak damarları, kuş tüyleri spinal simetriye misal teşkil eder. Spiral şekiller ise su akıntılarında, bulutlarda, galaksilerde ve hayvan boynuzlarında görülür. Kar taneciklerinde, arı peteğinde ve bazı hayvanların vücutlarını kaplayan pullarda poligonal simetri göze çarpar. Asıl hayret edileni, bu şekillerin birbirinden çok ve farklı organizma ve cansızlarda görülmesi karşısında, bunların alışılmış bir figür haline geldikleri için insan dimağınca gereğince takdir edilememesidir. Hatta daha harika olanı, bazı muayyen sayıların tabiatta ve sanatta karşımıza çıkmasıdır. “Fibonacci Serisi” adını verdiğimiz ve bir sıra takip eden bu sayılar acib hususiyetlere sahiptir. Sıradaki her sayı kendinden önce gelen iki sayının toplanmasından şu şekilde teşekkül etmiştir ki: 0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21... sayıları (0+1 = 1, 1+1 = 2, 1 + 2 = 3 ...) hususiyetini gösterir. İki birbirini takip eden sayı arasındaki alaka (3’ten sonra) belli bir nispette izah edilebilir. Yani her sayı çiftinde büyük sayı küçük sayıdan belli bir nispette büyüktür. “Altın Dikdörtgen” adını verdiğimiz ve mimarlıkta en dirençli kabu | | | |
|