|
|
|
1156
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: Azot Döngüsü
|
: Eylül 30, 2007, 01:54:44 ÖÖ
|
|
Yeryüzündeki Azot Döngüsü Canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için oksijen ve karbondioksite ihtiyaç duydukları gibi, büyüyebilmek için de azota (N2) ihtiyaç duyarlar. Azot, canlı vücudunda özellikle nükleik asitlerin, proteinlerin ve vitaminlerin yapısında %15 oranında bulunmaktadır. Yani hayatın temel maddelerinden birini teşkil eder. Atmosferin de yaklaşık %78’i azot gazından oluşur. Ancak canlılar havadaki bu azotu, ihtiyaçları olmasına rağmen doğada bulunduğu gibi bünyelerine alamazlar. Bu gazın bir şekilde canlıların kullanabileceği hale dönüştürülmesi ve canlılar tarafından tüketilip bitirilmemesi için bir döngü şeklinde atmosfere geri dönmesi gerekmektedir. Bu zorunluluğu ise mikroskobik bakteriler karşılamaktadır.
Atmosferdeki azot, çeşitli şekillerde yeryüzüne iner. Azot, yeryüzüne yağmurlarla nitrik asit şeklinde döner. Nitrik asit toprakta bakteriler tarafından nitratlara dönüştürülür ve bitki ancak bu besini topraktan alabilir.
Bir başka döngü şekli de havadaki azotun doğrudan toprağa alınmasıdır. Toprakta bulunan bazı bakterilerle bezelye ve fasulye gibi baklagillerin köklerinde bulunan bakteriler, havadaki azot gazını toprağın içine alırlar. Bu aşamada, üstün bir tasarımla karşı karşıya kalırız. Bütün organizmaların gelişiminde en önemli mineral azottur (nitrojen). Nükleik asit diğer hücre organellerinin büyük bir kısmı bu maddeye muhtaçtır. Büyümek için azota ihtiyaç duyan bitkiler ve bu ihtiyacı karşılayan bakteriler arasında, dünyanın en faydalı ortaklıklarından biri kurulur. Bitkiler, köklerinden, bakterileri çekmek için özel besinler salgılar ve onları kendilerine yaklaştırırlar. Daha sonra bakteriler köklerde ortaya çıkan özel açıklıklardan içeri girerek, bitki köküne yerleşir ve burada büyük miktarlarda çoğalarak kök düğümlerini oluştururlar. Bugün yediğimiz sebzelerin, bitkilerin, tahılların büyük bir kısmını ve ekolojik dengenin sağlanması için gerekli olan azot döngüsünü, bu ortaklığa borçluyuz.
Evrimcilerin basit olarak nitelendirdiği bakteriler azot döngüsünü gerçekleştirirken, fotosentezde olduğu gibi, bir kimya laboratuvarı olarak çalışırlar ve kimya bilimine aşina olmayanlar için fazla anlam taşımayan karmaşık kimyasal reaksiyonları ilk yaratıldıkları günden itibaren hiç durmadan gerçekleştirirler. Aşağıda kimyasal terimlerle özetlenmiş olan azot sabitleme reaksiyonunu çözebilmek bile bilim adamları için büyük bir başarı olmuştur. N2 + 8H+ 8e- + 16 ATP = 2NH3 + H2 + 16ADP + 16 Pi Bu reaksiyonun gerçekleşebilmesi için, fotosentez, solunum veya fermentasyon gibi ikinci bir destek reaksiyonunun varlığı zorunludur. Çoğu insanın kafasını karıştıran bu formüller, bakteriler için sıradan, günlük bir çalışmadır. Elbette bakteriler bu kimyasal işlemleri yapmak için, özel bir kimya eğitiminden geçmemişlerdir. Dünyaya gelen her yeni bakteri, ancak özel olarak tasarlanmış bir kimya laboratuvarına ve özel olarak eğitilmiş bir kimyacıya ait olabilecek malzeme ve bilgiyle donatılmış olarak görevine başlar. Ayrıca bu işlemler sadece bitki kökleriyle sınırlı değildir. Bu konuda da büyük bir çeşitlilik ve farklı alternatifler mevcuttur. Birçoğu, çok ayrı yerlerde ve çok farklı yapılarda olmalarına rağmen, aynı reaksiyonu, aynı bilgi ve programla, mükemmel bir şekilde gerçekleştirirler. Bakterilerin bu reaksiyon sırasında kullandıkları, nitrojenaz enzim kompleksi, oksijene karşı aşırı duyarlıdır. Oksijene maruz kaldığında aktivitesi durur, bu yüzden proteinlerin demir bileşikleriyle reaksiyona girer. Fotosentez yaparak, oksijen üreten Siyanobakteri gibi bakteriler ve toprakta serbest şekilde yaşayan Azotobakteri gibi bakteriler için bu durum büyük bir sorun içerir. Ancak bakteriler, bu soruna karşı, çeşitli mekanizmalarla donatılmışlardır. Mesela, Azotobakteri türleri, bütün organizmalar içinde bilinen en yüksek solunum oranına sahip metabolizmalarıyla, hücrelerinde çok düşük seviyede oksijen tutarak, enzimi korumaya alırlar. Ayrıca Azotobakteri türleri, çok yüksek miktarda hücre dışı kimyasal bir bileşik üretirler. Bu bileşiklerin oluşturduğu yapışkan sıvının içinde su muhafaza eden bakteriler, hücre içinde oksijen yayılma oranını sınırlandırırlar. Bitki köklerinde azot sabitleyen Rhizobium gibi bakteriler ise, kök düğümlerinde oksijen tüketen moleküllere sahiptirler. Tek başına yaşayan bakteriler veya bakterisiz yaşayan bitkiler bu maddeyi üretmezler. Bu örnekler bize açık bir mesaj vermektedir. İnsanların ve diğer canlıların beslenmesi için nitrojenin belirli bir forma dönüşmesi gerekmektedir. Bu dönüşüm bütün dünyayı kaplayacak bir yaygınlıkta ve sistemin riske girmesini önleyecek kadar çok çeşitlilikte olmalıdır. Ayrıca bu çeşitlilik için de aynı sistem farklı tasarımlarla desteklenmelidir. Bu ihtiyaçlar, doğada gördüğümüz sistemle karşılaştırıldığında, karşımıza, evrim teorisinin iddia ettiği gibi kör tesadüflerle oluşmuş, eksik tam işlemeyen bir yapı değil tam tersine tüm ayrıntılarına kadar hassas bir şekilde tasarlanmış bir sistem çıkar. Bu sistemi herşeyin yaratıcısı, üstün güç sahibi Rabbimiz bir amaçla yaratmıştır.
|
|
|
|
|
1157
|
cellotin genel / Sağlık - Tıp / Ynt: ASTIM NEDİR?
|
: Eylül 30, 2007, 12:51:11 ÖÖ
|
|
ASTIM Nedir?
Solunum yollarinin mikrobik olmayan iltihaplanma nedeniyle daralmasina “astim” denir. Bu daralma, solunum yollari daralmasindaki kaslarin kasilmasina, mukozanin sismesine ve buradaki salginin artmasina baglidir.
Astimin belli basli belirtileri nelerdir; belirtileri ortaya çikaran nedir? - Hirilti - Öksürük - Nefes darligi - Gögüste sikisma hissi
Bu belirtiler genellikle nöbetler halinde gelir, egzersiz veya gülmeyle, sogukalginligi sirasinda veya çesitli allerjilerle maruz kalma ile artar. Astim tedavi edilmeme veya yetersiz tedavi edilirse belirtiler sürekli hale gelebilir.
Astimi baslatici eteknlerin bazilari çok özgündür ve bazi kisileri etkileyip, bazilarini etkilemez. Bilinen baslatici etkenlerin arasinda en sik görülen ev tozu akaslari (Toz böcekleri), polenler r ve küf mantarlari gibi allerjenlerdir. Bunun disinda sigara dumani, bazi ilaçlar ,( aspirin, bazi tansiyon ialçalri), öbazi yiyecekler de bulunan katki maddeleri de astimi baslatabilir.
Astim kalitsal midir? Evet, ailesinde astim bulunanlarda, saman nezlesi yada egzama olanlarda daha sik görülür. Ancak astim ailede böyle bir hikaye yokken de ortaya çikabilir.
Astimi baslatan etkenlerden nasil kaçinilabilir? Astimi baslatan etkenler tespit edildiginde bunlardan kaçinmak için alinacak önlemler, yakinmalari ve ilaç gereksinimini azaltabilir. Özellikle ev tovn allerjisi olanlarda yatak odasi temizligi önemlidir. Yatak takimlarinin her hafta degistirilerek, makinada yiknamasi, yatak odasindaki halinin kaldirilmasi, odanin havalandirilmasi, akar öldürücü ilaçlarin kullanilmasi yakinmalari azaltacaktir.
Sigara dumanina maruz kalmak (içici olmadan da), kalitsal olarak astima egimli olan birimde astima neden olabilir veya mevcut astimi dahada arttirabilir. Astimli çocuk sahibi olma riskini arttirdigindan hamilelik sirasinda sigaradan kaçinilmalidir.
Ben ya da çocugum egzersizi birakmalimiyiz? Astimli insanlarin çogunda egzersiz yaptiklarinda belirtiler ortaya çikabilir. Ancak asitmi iyi kontrol edilen, yeterli tedavi gören astimlar normal günlük aktivitelerini yapabildikleri gibi, çesitli spor ve egzersizleri de yapabilirler. Öyleki astimli olan olimpiyat sampiyonu olmus pek çok sporcu vardir.
Astim nasil tedavi edilir?
Astimi tedavi etmekte kullanilan ilaçlar üç ayri grupta toplanabilir.
1. Rahatlaticilar : Astim belirtilerinin hemen giderilmesi saglanir 2. Önleyiciler : Solunum yollarindaki duyarliligi ortadan kaldiran, uzun süreli kullanimda hastaligi tedavi eden ilaçlar 3. Kurtarici ya da Acil ilaçlar: Kötüye giden astim tedavisinde ya da bir nöbet sirasinda belirtileri acilen kontrol altina almak için kullanilan ilaçlar
Hasta ya da ebeveyn olarak sizin sorumluluklariniz ; - Ilaçlari reçetede yazildigi gibi düzenli aliniz. Astimli çocuklarin aileleri için bu, ilacin alinmasini denetleme ve dogru alinmasini saglama anlamina gelir, - Sigara dumani dahil baslatici etkenlerden korunma, - Astim kronik bir hastalik oldugundan, düzenli araliklarla doktorunuza görünün, sizinle düzenli ilgilenen ve durumunuzu bilen ayni doktora görünmenizde önemlidir. - Tedavi esnasinda sikayetlerinizde astim olursa, doktorunuza planlanandan önce basvurunuz, - Astim konusunda ögütleri, iyi niyetli arkadaslariniz, yakinlariniz ya da komsularinizdan degil , doktorunuzdan aliniz. Herkesin astimi farklidir. Bir kisiye uygun olan ögüt digerine uymayabilir.
Astim ilaçlari güvenlimidir? Astim ilaçlari genellikle tedavi edilmemis ya da yetersiz tedavi edilmis astimdan daha güvenlidir.
Dogal terapiler yardimci olur mu? Astim çogu kez ilaçla kolayca kontrol edilmektedir. Insanlarin çogu ilaç almamayi tercih edip alternatif saglik uygulamalarina basvurmak isteyebilir. Dogal terapilerin hiçbirisinin etkinligi bilimsel olarak kanitlanamamistir. Doktorunuz tarafindan size öneriloen tedaviyi uygulamamaniz veya kesmeniz tehlikeli sonuçlara yol açabilir
|
|
|
|
|
1158
|
cellotin genel / Sağlık - Tıp / Ynt: ASTIM BRONŞİYALE
|
: Eylül 30, 2007, 12:51:00 ÖÖ
|
|
ASTIM BRONŞİYALE Dr. Züleyha (Öztürk)ALPER Astım Bronşiyale toplumda en sık görülen kronik karakterli bir kaç hastalıktan biridir. Hastalık her yaş grubundan kişileri etkilemekte ve bazı durumlarda ölüme bile sebebiyet vermektedir. Ayrıca hastalığın prevalansının yapılan çeşitli araştırmalarla çocuk ve genç erişkinlerde artış gösterdiği anlaşılmıştır.Yapılan çalışmalarda ülkemizde erişkinlerde % 2-4, çocuklarda % 6-8 civarında astımlı vaka olduğu gösterilmiştir. Astma kelimesi İngilizce'de ilk defa 1542 de kullanılmıştır. Yunanca'da ''üfleme, zorlu üfleme'' köklerinden türetilmiştir. Hipokrat’ın artritli hastalarda nefes darlığı olduğunu belirttiğine dair bilgiler olmakla birlikte ilk ayrıntılı bilgiler Galen ve Aretaeus tarafından ortaya konmuştur. Son 20 yılda hastalığın patoloji, patofizyoloji, immünoloji ve farmakolojisinde önemli ilerlemeler kaydedilmiş olmasına rağmen hastalık halen tam olarak tanımlanabilmiş ve sınıflandırılabilmiş değildir. Uluslararası Konsensus Raporunda hastalık şu şekilde tanımlanmıştır. ''Astım, mast hücreleri ve eozinofiller de dahil olmak üzere birçok hücrenin rol oynadığı hava yollarının kronik enflamatuar bir rahatsızlığıdır. Bu rahatsızlığa meyilli kişilerde bu enflamasyon genellikle yaygın fakat farklı derecelerde havayolu obstrüksiyonuna bağlı semptomlara sebep olur. Hava yolu obstrüksiyonu ya spontan olarak veya tedavi ile sıklıkla geri dönüşümlüdür ve havayollarının farklı stimuluslara olan duyarlılığın artmasına sebep olur.'' Kısaca Astım; wheezing (hışıltı) ve nefes darlığı semptomlarına yol açan, genellikle reversibl havayolu obstrüksiyonu ve aşırı duyarlılığı ile karakterize kronik enflamatuar bir havayolu hastalığıdır. Patolojik çalışmalar en hafif astımda dahi havayolunda enflamasyon olduğunu, bu enflamasyonun hastalığın asemptomatik dönemlerinde dahi devam ettiğini ve havayolu aşırı duyarlılığı ile direk olarak ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Çocukluk çağı astımlarının % 90 'ı, erişkin astımlarının ise % 50-60 'ının allerjik mekanizmalara bağlı olarak gelişir. Duyarlı kişilerde nöbetler halinde gelen hışıltı, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi ve öksürük yakınmaları olmaktadır. Yakınmalar özellikle gece ve/veya sabaha karşı görülür. Immunopatoloji: Astım havayollarının kronik enflamatuar bir hastalığıdır. Patogenezinde çeşitli genetik ve çevresel faktörler sorumlu tutulmuştur. Genetik çalışmalar sonucu astım ve atopi ile ilgisi olabilecek birkaç olası gen ve kromozomal bölge saptanmıştır: Kromozomal Bölge Aday Fonksiyon 5q31 IL-3, IL-4, IL-5, IL-9, IL-13, GM-CSF IgE regülasyonu, eozinofil ve mast hücresi fonksiyonları 5q32 β2 adrenoseptör Bronkodilatasyon 6p HLA kompleksi Antijen sunumu 6p21-3 TNF-α Enflamasyon 11q13 FcεRI Mast hücre, bazofil ve dendritik hücre üzerinde yüksek afinite IgE reseptörü 12q İnterferon-γ Th-2 sitokin inhibisyonu 12q Konstitutif nitrik oksit sentetaz enzimi, mast hücre büyüme faktörü Enflamatuar mediatörler 14q T hücre reseptörü α/γ kompleksi T hücre aktivasyonu
Astımda temel özellik altta yatan kronik havayolu enflamasyonudur. Bu enfalamasyonda mast hücreleri, eozinofiller, lenfositler, makrofajlar, bazofiller, nötrofiller ve trombositlere ek olarak epitel hücreleri, nöronlar ve düz kas hücreleri rol oynarlar. Mast hücreleri: CD 34+ kemik iliği prekürsör hücrelerinden köken alan mast hücreleri akciğerlerde hava yolu lümeninde, epitelde, submukozada ve akciğer parenkiminde bulunur. Mast hücresinin yüzeyinde bulunan IgE moleküllerinin ilgili allerjen tarafından bağlanması sonucunda tirozinkinaz ve proteinkinaz C aktivasyonu ile daha önce sentezlenmiş olan histamin ve triptaz gibi mediatörler ekzositozla hücre dışına verilir. Ayrıca prostaglandinler, lökotrienler ve trombosit aktive edici faktör (PAF) gibi lipid mediatörler sentezlenir ve salınır. Histamin ve lökotrienlerin etkisi ile Erken Astmatik Reaksiyonu (EAR) karakterize eden bronkokonstrüksiyon ve ödem meydana gelir. (Lökotrienlerin astım patogenezindeki rollerin belirlenmesinden sonra lökotrien reseptör antagonistleri ve sentez inhibitörleri de klinik kullanıma girmiştir.) Eozinofiller: CD 34+ kemik iliği prekürsör hücrelerinden köken alan eozinofillerin astımda en önemli efektör hücre olduklarına inanılır. Bu nedenle astım; ''Kronik Eozinofilik Deskuamatif Bronsit'' olarak ta adlandırılmaktadır. Dolaşımdan hava yollarına geçen eozinofiller aktive olduğunda çeşitli enzim, protein ve mediatörler salgılayarak doku hasarına neden olurlar. Eozinofil kökenli bazik proteinler ve oksijen metabolitleri dokulara toksik etki yaparlar. Bronş epitelinde kolumnar hücreler ile bazal hücreler arasında bulunan desmozomları parçalayarak epitel bütünlüğünün bozulmasına ve epitel hücrelerinin lümene dökülmesine neden olurlar. Epitel bütünlüğünün bozulması astımlı hastalarda havayolu aşırı cevaplılığının diffüz reversibl havayolu obstrüksiyonu gibi değişikliklerin ortaya çıkmasında önemlidir. T-Lenfositler: Astımın enflamatuar sürecinde merkezi rol oynarlar. Özellikle Th-2 lenfositler allerjik enflamasyonda önemli olan IL-4 ve IL-5 salarlar. Dendritik Hücreler ve Mononükleer Fagositler: Allerjik astımda CD 34+ prekürsörlerinden köken alan dendritik hücreler epitel ve submukozada bol miktarda bulunurlar ve allerjen alımında ve T hücrelere sunulmasında kilit rol oynarlar. İnhalasyon yolu ile alınıp havayollarına gelen allerjeni fagosite eden dendritik hücreler lokal lenf nodlarına göçerler. Nötrofiller: Astımda görülen enflamasyonun önemli parçası olduğu bilinmekle beraber, rolleri tam olarak açığa kavuşmamıştır. Sitokinler: Ig E sentez regülasyonu, eozinofili ve mast hücresi profilerasyonunda önemlidirler. Patolojik Bulgular: HAVAYOLLARININ DÜZ KASLARINDA KASILMA VE HİPERPLAZİ ile BRONŞ DUVARINDA ÖDEM, ENFLAMASYON VE EPİTEL YIKIMIdır. Bunun nedeni vazodilatasyon sonrası damar geçirgenliğinin artması ile serumun ve enflamatuar hücrelerin (mast hüc., T-lenfosit, makrofaj, trombosit, nötrofil plazma hücresi ) mukozaya ve submukozaya toplanarak, bronş epitelinde frajilite ile displazi ve deskuamasyon oluşturmasıdır. Daha sonra: Dökülen epitel hücrelerinin, diğer enflamatuar hücre artıklarının, artmış mukusun oluşturduğu ve lümeni tıkayan plakların yani MUKOZ TIKACIN OLUŞUMU ortaya çıkar. Uzun süren enflamasyonlar sonucu gelişen matriks fibroblastlarının miyofibroblast tipinde artışı, subepitelyal fibrozis, düz kas hipertrofisi, mukoz salgı bezi hipertrofisi ve revaskülarizasyon ile KALICI YAPISAL DEĞİŞİKLİKLER oluşur. ASTIM SINIFLAMASI: Astım Bronşiyale’yi; Etyolojisine göre Patogenezine göre Havayolu obstrüksiyonunun şiddetine ve paternine göre olmak üzere çeşitli şekillerde sınıflamak olasıdır. A- Etyolojisine göre: (1) İlaçlara bağlı astım: Bu tip astımda dikkat edilmesi gereken nokta hasta ve hasta yakınları, ağrı kesici, vitamin, göz damlası gibi bazı ilaçları önemsiz buldukları için söylemezler. Bu nedenle hastalarda özellikle ilaç anamnezine önem verilmelidir. 2 yıllık bir dönemde izlenen 781 olguluk bir seride ilaçlarla oluşan astım gelişimi % 10,5 olarak saptanmıştır. Astıma neden olan ilaçlar şu şekilde gösterilebilir ve herbiri farklı mekanizmalarla astıma neden olmaktadır. Aspirin ve diğer NSAİ İlaçlarla oluşan astım: Günümüzde NSAİİ rapor edilen ilaç yan etkilerinin % 21 'inden sorumludur. Bu yan etkiler arasında da ilaca bağlı olarak gelişen astım en yaygın olanıdır. Günümüzde yazılan tüm reçetelerin % 3-5 'inde en az bir NSAİİ 'a rastlanması ve analjezik intoleransının ise rinitler arasında % 1-4, nazal polibi olanlarda % 14-23, kronik ürtikerlerde % 23-28 oranında görülmesi bu ilaçların reçete edilirken hastaların astım, rinit ve ürtiker açısından çok iyi sorgulanmasını gerektirmektedir. Klasik olarak 3 tip aspirin intoleransı bulunur; (1) Bronkospastik tip: Yaşla birlikte artar, (2) Ürtikeryal tip: Daha nadirdir, yaşla birlikte artmaz. (3) Kombine tip. Hastalarin yaklasik 2/3 si kadin ve 30-40 yas arasidir. Aspirin ile olusan astmada ilk semptomlar 3. veya 4. dekatta görülen vazomotor rinit ve bunu takiben gelişen nazal polipozistir. Nazal poliplerin görülme sıklığı % 50-95 'tir, genellikle bilateraldir. Rekkürrens sıktır. % 90 hastada sinüzit mevcuttur. Astım ve aspirin hassasiyeti riniti takiben gelişir. Bu hastalarda aspirin entoleransı, steroide dirençli intrinsik astım va nazal polibin birlikte görülmesi " SAMTER TRİADI '' olarak adlandırılmaktadır. b-Blokerler ile olusan astım: Hafif astmatiklerde dahi şiddetli bronkospazmlara neden olurken kronik olgularda ölüme götüren ciddi reaksiyonlar bildirilmiştir. Timolollu göz damlalarında olduğu gibi çok düşük dozları dahi etkili olabilmektedir. Bronkospazm, ilaç alımını takiben hemen olabildiği gibi uzun süreli kullanım sonucu da gelişebilmektedir. Ancak bunun mekanizması halen çözülememiştir. Antibiyotiklerle olusan astma: Bu ilaçların oral veya parenteral kullanımları sonucu oluşabildiği gibi üretimleri esnasındaki maruziyet ile mesleksel olarak ta olabilir. Enzimlerle olusan astım: Çeşitli enzim preparatlarının inhalasyonla maruziyetine bağlı bronkospazm geliştiği rapor edilmiştir. Kistik fibrozisli hastaların aile üyelerinde pankreas enzimlerinin hazırlanmasındaki maruziyete bağlı bronkospazm saptanmıştır. Astım tedavisinde kullanılan ilaçların irritan etkileri ile şiddetlenen astım: Yan etkileri açısından en güvenilir ilaçlar içinde sayılan Na-kromoglikat 'ın irritan etkisi ile boğazda irritasyon, ses kısıklığı, ağız kuruluğu yanı sıra öksürük ve bronkospazma neden olduğu, N-asetilsistein inhalasyonu sonrası astmatik reaksiyon olduğu bildirilmiştir. Ölçülü doz inhaleri ile kullanım çok yaygın olmakla birlikte içinde bulunan itici gazlar ve surfaktanın irritan etkisi ile ilaç bronkodilatatör bile olsa bronkospazma neden olabilmektedir. Gıda sektöründe kullanılan katkı maddeleri ve sülfitlerle olusan astım: Hazır gıdaların içine renk verici, oksidasyonu ve bozulmayı önleyici, lezzet verici olarak konan bazı katkı maddeleri allerjik, non-allerjik veya psödoallerjik mekanizmalarla reaksiyonlara neden olurlar. Azo boyaları grubundan tartarazin, meşrubatlara sarı renk vermede; amarath, kırmızı renk vermede; indigotin, mavi renk vermede kullanılır ve astmatik reaksiyonlara neden olabilirler. Bira, şarap, deniz ürünleri, kızarmış hazır patates ve soslu gıdaların içine konan metabisülfit sindirim kanalına girdikten sonra kükürtdioksite dönüşmekte ve bunun solunması ile ani astım krizleri ortaya çıkmaktadır. Bu olay daha çok lokantalarda olduğu için ''lokanta astması'' olarak bilinir. Sülfitler hassas kişilerde astmaya neden olurken, normal kişilerde de ürtiker, anjionörotik ödem ve anafilaktik şok gibi reaksiyonlara neden olurlar. Mast hücresinden mediatör salınımı ile oluşan astım: İyotlu kontrast maddeler, polimiksin, çeşitli kas gevşeticiler, kodein ve pentamidin gibi çeşitli ilaçlar, mast hücrelerinden non-allerjik mekanizmalar ile oluşan mediatör salınımı ile astımla birlikte ciddi sistemik reaksiyonlara neden olurlar. İyotlu kontrast maddeler, sistemik anafilaktoid reaksiyonların en sık nedenlerinden biridir ( % 4.6 - 8.5), bu reaksiyonların çoğu bronkospazm ile birliktedir. Son günlerde pekçok hastada kokain inhalasyonunu takiben şiddetli bronkospazm geliştiği rapor edilmiştir. Kokaine bağlı gelişen astımın IgE yolu ile mi, yoksa mast hücresinden direkt mediatör salınımı ile mi olduğu henüz kesin değildir. Astıma yol açan ilaçlar 1.Nonsteroid antienflamatuar ilaçlar: Salisilatlar Aspirin Diflunisal Salisilik asit Polisiklik asitler Asetik asitler İndometasin Acemetasin Suliudac Tolmetin Aryl alifatik asitler Naproksen Diclophenac Fenoprofen İbuprofen Ketaprofen Fluribrofen Enolik asitler Piroksikam Tenoksikam Mefenamik asit Flufenamik asit Ketorolak Tromethamol Meperidin Tramadol Siklofenamik asit Aminpirin Noramidopirin Sülfinpirazon Fenilbutazon Metamizol 2.Betablokerler 3.Parasempatomimetikler 4.ACE İnhibitörleri 5.Nöromusküler blokerler 6.Radyolojide kullanılan kontrast ilaçlar Astımlılar tarafından genelde tolere edilebilen ilaçlar: Sodyum salisilat Kolin salisilat Kolin magnezyum trisalisilat Salisilamid Dekstroproksofen Azapropazon Benzidamin Klorokin Parasetamol Kodein kaşe (2) Egzersiz ile oluşan astım: Akut havayolu obstrüksiyonu oluşturmada viral ÜSYE 'undan sonra ikinci sırada yer almaktadır. Bir çalışmada astımlıların % 94 'ü egzersizin önemli bir astım atağı başlatan faktör olduğunu ifade etmişlerdir. Egzersiz astımının patogenezinde havayolu mukozasından havaya termal (ısı ve nem) enerji transferi önemlidir. Normalde hava alındıktan sonra ağızdan akciğer periferine kadar ulaşırken , ısı ve nem değişimi devam eder, aşağılara indikçe hava ısınır ve nemlenir. Egzersiz sırasında dinlenme anındaki dakika ventilasyonumuz 5-7 L/dk.' dan 100-200L/dk.' ya çıkabilmektedir. Artmış ventilasyon ile hava yeteri kadar ısınıp nemlenemez, ayrıca hava soğuk ise daha uzak noktada vücut ısı ve saturasyonuna ulaşır. Egzersiz ile hiperventilasyon yapıldığında havanın vücut ısı ve nemine gelmesi güçleşir, hava yollarındaki termal yük artar. Bronş mukozasından ne kadar çok su ve ısı transferi gerekirse o kadar da obstrüktif cevap gelişir. Egzersiz testi sırasında inspire edilen havanın humidifikasyonu arttırılırsa cevap azalır, kuru ve soğuk hava ile bronşiyal daralma artar. Ayrıca yüksek seviyede ventilasyon ile daha fazla bronkokonstrüksiyon oluşturulur. Egzersiz, tek takiflaksi oluşturan doğal uyarandır. 40 dakika içinde egzersiz tekrarlanacak olursa bu kez bronş daralması görülmez veya ilk cevaptan daha az bronkokonstrüksiyon oluşur. ''Refrakter period'' olarak adlandırılan bu period astımlıların % 40-50' sinde saptanmıştır. Tedavide bu dönemden faydalanmak için ağır egzersiz öncesi ısınma hareketlerinin yapılması önerilmektedir. Ancak günlük yaşamda programsız egzersizlerde (otobüs yakalamak için koşmak gibi), yakınma devam edecektir. Kişilere inhale ettikleri havayı ısıtmak için burun solunumu yapması, atkı veya maske kullanması, egzersiz ortamındaki havanın nemledirilmesi, kışın soğuk havada dışarıda yapılacak egzersiz yerine, kapalı ortamlardaki egzersizi tercih etmesi önerilmektedir. Hastalar yapabilecekleri egzersiz tipi konusunda bilgi verirken dikkat edilmesi gereken o egzersiz çeşidini hastanın dakika ventilasyonunu arttırma derecesi ve egzersiz yapılan ortamdaki ısı ile nemdir. Tenis, hentbol, jimnastik, karate, boks, golf, beyzbol düşük dakika ventilasyonu gerektirdiği için; yüzme ve dalma sporları da ılık ve nemli ortamda yapıldığı için hastalara önerilebilir. Ancak; uzun mesafe koşusu, basketbol, futbol, bisiklet daha yüksek dakika ventilasyonu gerektirdiği için; buz hokeyi, buz pateni ve kayak serin ve kuru havada yapıldığı için hastalara önerilmemelidir. Antihistaminikler, inhale b-2 agonistler, uzun etkili metilksantinler, inhale veya intranasal kortikosteroidler olimpiyat komitesince kabul edilebilir ilaçlar iken; efedrin, psödoefedrin, epinefrin, oral b-2 agonistler, oral veya parenteral steroidler kabul edilmeyen ilaçlar listesindedir. (3) Mesleksel etkenlerle olusan astım: Mesleğe bağlı astım, işyeri koşullarındaki bir etkene maruz kalma nedeni ile oluşan astım olarak tanımlanır ve primer sebep işyerindeki ajan inhalasyonuna karşı oluşan duyarlılıktır. İşyerindeki fiziksel stimulus veya irritanlarla agrave olan önceden mevcut ya da aynı andaki astım bu tanımlamanın dışında tutulmaktadır. Mesleğe bağlı astım, meslek hastalıkları içinde en yaygın olan akciğer hastalıkları olup insidansı giderek artmaktadır. Ülkemizde en sık mesleğe bağlı astıma neden olan ajanlar; tahıl tozları, odun tozları, metal tozları ve izosiyanatlardır. Mesleğe bağlı astımlı hastaların 2/3' ünde dispne, öksürük, mukoid balgam, hışıltılı solunum, çabuk yorulma gibi semptomlar mevcuttur. Semptomlar ajana ve astımın oluş mekanizmasına bağlı olarak gelişir. Değişmeyen anamnez bulgusu hafta sonları ve tatil günleri semptomların azalması veya kaybolmasıdır. Fizik muayene bulguları astım bronşiyale ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı gibidir. Mesleksel Astıma neden olan Bileşikler A.ANTİJENLER Yüksek Molekül Ağırlıklı Hayvan Antijenleri Laboratuar hayvanları Meslek Laboratuar Çalışanları Düşük Molekül Ağırlıklı Meslek (4) Emosyonel nedenlerle olusan astım: Bazı hastalarda astım bulguları stres, heyecan, korku, üzüntü, ağlama ile sonuçlanan değişik olaylar karşısında oluşabilir. Hastada, tam sakinlik durumlarında astım ile ilgili klinik bulgu yoktur. (5) Latent astım: Krizler arası dönemde uzun süre klinik olarak stabil hastalardır. Bu hastalar, allerjen ile karşılaşmadıkları sürece klinik olarak iyidirler. (6) Solunumsal enfeksiyonlarla olusan astım: Üst solunum yolu enfeksiyonu, çok sık olarak astımın akut ataklarında rol oynar. Bakteriyel enfeksiyonların astım oluşumundaki rolü minimal iken, virüsler major etyolojik ajanlardır. (7) Fizyolojik Faktörler: Vagal efferent aktivite ile astım tablosu oluştururlar. B- Patogenezine göre: (1) Ig E'ye bağlı yol (Allerjik Astım): 'Ekstrinsik Astım' da denir. ‘İnhalasyon veya sindirim yolu ile organizmaya giren allerjenlerin yaptığı astımdır. Vakaların çoğunluğu bu gruptandır. Genellikle 30 yaştan önce başlar ve heredite faktörü önemlidir. Dispne nöbetleri paroksistiktir, serumda IgE artar. Vakanın kan bağı olan yakınlarında astım bronşiyale dahil; egzama, ürtiker, saman nezlesi, allerjik bronşit ve quincke ödemi gibi çeşitli allerjik hastalıklara da rastlanmaktadır. (2) Ig E'ye bağlı olmayan yol (Nonallerjik Astım): 'İntrinsik Astım' da denir. Nöbetlerin ortaya çıkışında solunum yolu enfeksiyonları önde gelen bir rol oynar. Eksojen bir allerjen tespit edilemez. Genellikle orta yaşlarda başlar. Serum IgE seviyesinde artma yoktur. Nefes darlığı nöbetleri uzun sürelidir ve nöbetler arası tam sağlıklılık yoktur. Özgeçmiş ve soygeçmişinde allerjik hastalık öyküsü oranı çok düşüktür veya yoktur. C- Havayolu obstrüksiyonunun şiddetine ve paternine göre: Astımın Şiddeti Tedaviden önce klinik özellikler Akciğer Fonksiyonu Hafif • İntermittan, kısa semptomlar < Haftada 1-2 kez • Nokturnal Astım semptomları < Ayda 2 kez • Ataklar arası asemptomatik • PEF > % 80 ( beklenen başlangıç değeri) • PEF değişkenliği > % 20 • PEF, bronkodilatatör sonrası normal Orta • Ataklar > haftada 1-2 kez • Nokturnal semptomlar > ayda 2 kez • Hemen her gün b-2 agonist inhalasyonu gerektiren semptomlar • PEF % 60- 80 (beklenen başlangıç değeri) • PEF Değişkenliği % 20-30 Şiddetli • Sık ataklar • Devamlı semptomlar • Sıklıkla nokturnal astım semptomları • Astımdan ötürü fiziksel aktivitenin kısıtlanması • Bir önceki yıl astım nedeniyle hastaneye yatırılmak • Daha önce hayati tehlikesi olan ataklar • PEF < % 60 (beklenen başlangıç değeri) • PEF değişkenliği > % 30 • Optimal tedaviye rağmen normalin altında PEF TANI YÖNTEMLERİ Astım tanısının temeli anamneze dayanır.Hastaların başlıca şikayetleri: (1) Nefes darlığı (2) Hışıltı (3) Göğüste sıkışma hissi (4) Nonprodüktif öksürüktür ve diğer hastalıklardan ayırıcı tanısı şu özelliklere dayanır Şikayetleri tekrarlayıcı karakterdedir, Nöbetler halinde gelişir, Gece ve/veya sabaha karşı ortaya çıkar, Kendiliğinden veya ilaçlarla hafifler veya kaybolur, Allerjenler,irritanlar,egzersiz,virüs enfeksiyonları gibi faktörlerle provake olur Mevsimsel değişiklik gösterir. FİZİK MUAYENE BULGULARI: Hastalığın ağırlık derecesine göre değişir.Oskültasyonda akciğer blguları normal olabileceği gibi ekspiryum sonunda veya inspiryum ve ekspiryumda ronküs ve hışıltı duyulabilir.Ancak solunum seslerinin normal olması astmayı ekarte ettirmez. Ağır atak sırasında sessiz akciğer,hiperinflasyon,siyanoz,taşikardi,yardımcı solunum kaslarının kullanımı,interkostal çekilmeler bulunabilir. AC GRAFİSİ: Her hastanın ilk muayenesinde diğer hastalıkları ekarte etmek amacıyla PA AC Grafisi çekilmelidir. SOLUNUM FONKSİYON TESTLERİ: Spirometrik ölçümler ve Peak Expiratory Flow (PEF) ölçümleri Erken Reverzibilite testi Geç Reverzibilite testi PEF Değişkenliği Nonspesifik Bronş Hiperreaktivitesi AYIRICI TANI Akut Bronşit ve Bronşiyolitler: Virüs ve mikoplazma etkenlerinin neden olduğu Akut Bronşitler, alt hava yollarını tutarak öksürük ve hırıltılı solunuma yol açar.Semptomlar akut evreden sonra hafiflemekle birlikte üç aya kadar devam edebilir. Yakınmalarının tekrarlayıcı olmaması nedeniyle astımdan ayrılır. Kronik Sinüzit, Postnazal Akıntı, GÖR, ACE- İnhibitörleri ile Oluşan Öksürükler: Astım ile beraber ve ayrı olarak bulunan bu patolojiler tekrarlayıcı öksürük semptomu nedeni ile astım ile karışabilirler. Spirometre, PEF takibi, erken ve geç reversibilite testleri ile ayırıcı tanı yapılabilir. Lokal Hava Yolu Obstrüksiyonları: Vokal kord parezisi, larinks, trake,bronş tümörleri, yabancı cisimler, bronkopulmoner displazi astıma benzer semptomlara yol açar. Yakınmaların kalıcı ve ilerleyici oluşu ve reverzibilite göstermemesi nedeni ile astımdan ayrılır. Yaygın Hava Yolu Obstrüksiyonları: KOAH; Bronşektazi, Obliteratif Bronşiolit, Kistik Fibrozis: Özellikle yaşlı, sigara içen hastalarda KOAH, astım ile karışabilir. Steroid ve betamimetikleri içeren deneme tedavisine verilen dramatik yanıt (geç reverzibilite) astım lehine kabul edilir. ASTIM VE TEDAVİSİ Uygun ve yeterli tedavisinde amaç; Semptomları kontrol altına almak, Astma ataklarını önlemek,mümkünse hiç atak olmamasını sağlamak bate-mimetik ihtiyacını en aza indirmek Solunum fonksiyonlarının mümkün olduğu kadar normal sınırlara yakın olmasını sağlamak Günlük aktivite ve egzersizleri kısıtlama olmaksızın yapabilmesini sağlamak Tedavide kullanılan ilaçların yan etkilerinden sakınmak. Tedavi Programı ise 6 bölümden oluşmaktadır: (1) Hasta Eğitimi: Tedavi başarısı için hastanın ve ailesinin işbirliğine ihtiyaç vardır. Hasta, hastalığın özellikleri, kronik enflamasyonun varlığı, sürekli antienflamatuar ilaç ve semptom sırasında bronkodilatatör ilaç kullanımı gerekliliği, inhalasyon teknikleri ve spacer kullanımı, atak belirtilerinin önceden tanınması, düzenli PEFmetre kullanımı ile solunum fonksiyonlarındaki bozulmanın farkedilmesi, buna yönelik ilaç eklenmesi veya doz arttırımı ve tetik çeken faktörlerden uzaklaşılması konusunda eğitilmelidir. (2) Semptomlar ve Solunum Fonksiyon Testleri ile hastalığın ağırlığının saptanması ve izlenmesi: Hastalığın ağırlığı; a) semptomların şiddeti ve süresi b) SFT’lerinde oluşan azalmalar ve günlük PEF değişkenliği c) Semptomları gidermek için gereksinim duyulan günlük bronkodilatatör ilaç miktarları ile saptanabilir. PEFmetreler kullanılarak yapılan SFT objektif değerler verdikleri için önemlidirler. Ağırlık belirlenmesinde son 1 aylık sürede yapılan değerlendirme önemlidir. Semptomlar, SFT sonuçları ve ilaç gereksinimlerine göre astım 4 grupta incelenir İntermittan-Hafif Persistan-Orta Persistan-Ağır Persistan Semptom sıklığı Semptom süresi ve ağırlığı Nokturnal semptom sıklığı FEV1, PEF % olarak Günlük PEF değişkenliği Ağır Sürekli -Günlük aktivite ve uyku kısıtlanmıştır -Yüksek doz BD ilaç gereksinimi vardır Hergün < % 60 > % 30 Orta Hergün Hergün BD ilaç kullanımı vardır > Haftada 1 % 60-80 > % 30 Hafif > Haftada 1 < Hergün -Semptomlar günlük aktiviteyi veya uykuyu engeller -Haftada birkaç gün BD ilaç kullanımı vardır > Ayda 2 ³ %80 % 20-30 İntermittan < Haftada 1 Kısa süreli (birkaç saat,birkaç gün) semptom vardır. Atak dışı semptom yoktur. < Ayda 2 Normal veya > % 80 < % 20 Tabloda gösterilen kriterlerden sadece birinin olması bile hastanın bu gruplardan birine girmesi için yeterli kabul edilir. (3) Tetik çeken etkenlerin uzaklaştırılması: Ev içi Allerjenler: Ev tozu akarı: Tüm dünyada en yaygın allerjendir. Ülkemizde sahil kesimlerde ev tozu akarları duyarlılığı, iç ve yüksek kesimlere oranla daha sık saptanmaktadır. Ev tozu akarları; halılar, yatak, yorgan, battaniye ve kumaşla kaplı mobilyalarda, kendilerini tekstil lifleri arasında derinlere gömerek yaşarlar. Yaşamları için ideal ortam 22-26°C ısı ve % 55’in üzerinde nemdir. Mantar sporları ve bakteriler ile kontamine olmuş insan epitel döküntüleri ile beslenirler. Akarların yaşaması için gereken bu koşullar hemen hemen her evde vardır. Alınacak tedbirler: Ev içi nem oranı düşük tutulmalıdır, Özellikle hastanın yatak odasında bulunan halı, kilim, battaniye, kumaşla kaplı mobilyalar ve tüylü oyuncaklar kaldırılmalıdır, Nevresim, çarşaf ve yatak kılıfları düzenli olarak haftada bir kez sıcak su ile (55°C) yıkanmalıdır. Battaniye ve perdeler üç ayda bir yıkanmalı veya temizlemeye verilmelidir, Önemli bir akar kaynağı olan tüylü yumuşak oyuncaklar sıcak suyla yıkanmalı, derin dondurucuda haftada bir dondurulmalı veya güneşe çıkarılmalıdır. Evde deri, ahşap, plastik ve vileks eşyalar ve mobilyalar kullanılmalıdır. Ev Hayvanları: Evde tüylü hayvan ve kuş beslenmemelidir. Evde beslenen hayvanların idrar, tüy ve salyası allerjik reaksiyonlara neden olabilir. Hamam böceklerine yönelik temizlik ve ilaçlama yapılmalıdır. Ancak ilaçlama düzenli aralıklarla ve hastanın evde olmadığı sırada yapılmalıdır. Dış Ortam Allerjenleri: Bunlar kontrol altına alınması mümkün olmayan değişik bitkisel polenler ve mantar sporlarıdır. Ancak karşılaşmayı önlemek amacıyla Allerjenlerin yoğun olduğu dönemlerde hasta dışarı çıkmamalı Kapı ve pencereler kapalı tutulmalıdı Havalandırma için özel filtreli ‘air condition’ kullanımı önerilebilir. Seyahatlerde gidilecek çevrenin durumu göz önüne alınmalıdır. Sigara Dumanı: Çocukluk çağında sigara dumanı allerjik duyarlaşmaya neden olur, ayrıca mesleksel astım için de sigara predispozan faktörlerdendir. Aktif ve pasif sigara içimi astım semptomlarını arttırdığı için astımlı hastaların bundan kesinlikle kaçınması gerekmektedir. Ayrıca kaynakları soba ve fırın yakıtları, kızarmış yağlar, oda spreyleri, boya ve cila olan nitrik oksit, CO, CO2, sülfür dioksit, formaldehit gibi ajanlardan kaçınma, bacalı soba kullanılması, bacanın sık sık temizlenmesi, mutfaktaki ocağın, fırınının dumanının aspiratörlerle uzaklaştırılması, mutfağın kapalı tutulması ve iyi havalandırılması gereklidir. Kaynakları, ısınma ve sanayi yakıtları, egzos dumanları olan sülfürdioksit, ozon, nitrojen oksitler, asit aerosollerden de kaçınmak gereklidir. Hava kirliliği dönemlerinde; Gereksiz fiziksel aktiviteden kaçınmalı, açık havada özellikle soğukta egzersiz yapılmamalı, Aktif-pasif içicilikten, saç spreyi, boya, cila, egzos dumanı veya herhangi bir dumandan kaçınmalı Eğer mutlaka dışarı çıkmak gerekiyorsa önceden kısa etkili bir bronkodilatatör almalı Evin pencerelerini kapalı tutmalı, havalandırma için mümkünse filtreli air condition kullanılmalı Hava kirliliği döneminde ilaçlar hekim tarafından yeniden düzenlenmelidir. İlaç, gıda ve meslekle ilgili astımda etkenlerden uzaklaşılmalı, solunum yolu enfeksiyonu olan kişilerle temastan kaçınmalı, enfeksyonlar sırasında inhaler, gerekirse oral steroidlerle tedaviye başlanmalı ve her yıl Eylül-Ekim aylarında grip aşısı olmalıdırlar. Astımlılarda sık görülen Gastro Özafajiyal Reflü saptanması durumunda; Az ve sık öğünler halinde yemek düzenlenmeli, Yemekler arasında, özellikle yatmadan önce içecek ve yiyecekten kaçınılmalı, Yağlı yiyeceklerden kaçınılmalı, Alkol, teofilin ve b-mimetikler kullanılmamalı, Yatağın baş kısmı yükseltilmeli, Mide asitini azaltıcı medikal veya gerekiyorsa cerrahi tedavi uygulanmalıdır. (4) Uzun Süreli Tedavi Planının Yapılması: Astım tedavisinde kullanılan ilaçlar iki ana grupta toplanmaktadır: (A) Anti-enflamatuar ilaçlar (B) Bronkodilatatör ilaçlar Antienflamatuar İlaçlar: Uzun süreli kullanılması gereken, günlük düzenli alınan ve astımı kontrol altında tutan ilaçlardır. Profilaktik, koruyucu ya da idame tedavisinde kullanılırlar. Bu amaçla en sık inhale steroidler kullanılır. Hava yollarındaki kronik enflamasyonu baskılarken, solunum fonksiyonlarında normalleşme, bronş hiperreaktivitesinde azalma, semptomlarda düzelme ve hastanın yaşam kalitesinde artmaya neden olurlar. Bronkodilatatör İlaçlar: Bronş düz kasını gevşeterek semptomların düzelmesini sağlarlar. Jenerik isim Etki mekanizması Yan etkiler Uzun süreli etki* Kısa süreli etki** ANTİ-ENFLAMATUAR İLAÇLAR 1.Kortikosteroidler 1.1.İnhale steroidler Beclomethasone DP Budesonide Fluticasone DP Triamsinolone 1.2.Oral, IV formlar Prednisone Prednisolone Metilprednisolone 2.Sodyum kromoglikat 3.Nedokromil sodyum Enflamatuar hücrelerin sayı ve aktivasyonunu ¯ Mikrovasküler perm.¯ Bronş duvarı ödemini ¯ Mukus prodüksiyonunu ¯ b-reseptör cevaplılığını Enflamatuar hücrelerin aktivasyonunu ve mediatör salgılanmasını engeller. Enflamatuar hücrelerin aktivasyonunu ve mediatör salgılanmasını engeller Oral kandidiasis Vokal kord parezisi (Spacer kull. İle ¯) 1 mg/kg üzerinde sistemik steroid yan etkileri Osteoporoz, katarakt, HT, diabet, Cushing send., hipotalamo-hipofizer-surrenal aksta supresyon, ciltte incelme, kas zaafiyeti Nadiren inhalasyon sırasında öksürük Kötü tad +++ ++ + + _ ++ _ _ BRONKODİLATATÖR İLAÇLAR 1.b-2 Agonistler 1.1.Kısa etkili b-agonistler Salbutamol, Terbutalin 1.1.1.İnhale formlar 1.1.2.Tablet, şurup, parenteral formlar 1.2.Uzun etkili b-agonistler 1.2.1.İnhale formlar Formoterol, Salmeterol 1.2.2.Yavaş salınımlı tabletler Terbutalin, Salbutamol 2.Teofilin 2.1.Kısa etkili Teofilin (i.v., tbl., şurup, supp.) 2.2.Uzun etkili Teofilin (oral yavaş salınımlı tbl.) 3.Antikolinerjikler İnhale formlar Ipratopium bromid Oxitropium bromid Bronş düz kaslarında relaksasyon, mukosilier klirenste, Vasküler permeabilitede ¯ Fosfodiesteraz inhibisyonu ile düz kas relaksasyonu, erken ve geç allerjik reaksiyonun inhibisyonu, (antienflamatuar etki ?) Vagal tonüsü azaltarak düz kas relaksasyonu yapar. Kardiyovasküler stimulasyon, tremor, başağrısı, irritabilite, hipopotasemi (inhale formlarda bu yan etkiler minimaldir.) Yüksek dozlarda: Başağrısı, uykusuzluk, bulantı, kusma, epileptik nöbet, taşikardi, aritmi, ventriküler fibrilasyon Sürekli serum düzeyi ölçümleriyle doz monitorizasyonu gereklidir. Ağız kuruluğu ve kötü tad _ _ + + _ + _ +++ ++ Ataklarda kullanılmamalıdır Ataklarda kullanılmamalıdır ++ ++ ++ Bu ilaçların doğrudan hasta olan bölgeye verilebilmesi, etkinin hızlı başlaması, öğrenildiğinde kullanım kolaylığı ve daha az ilaçla sistemik yan etkilerinin minimale indirilebilmesi için inhalasyon yolu özellikle tercih edilir. Bu amaçla geliştirilen çeşitli aletler vardır: Ölçülü doz inhaler Spacer ( Nebuhaler) Turbohaler Autohaler Diskhaler Spinhaler Rotahaler Diskus Astımda bu ilaçlar hastalığın ağırlığına göre ilaç ve doz çeşidini ayarlayarak kullanılır. Buna BASAMAK TEDAVİSİ denir. Bunda amaç en az ilaçla en etkin tedavinin sağlanmasıdır. İlk kez hekime başvuran hastada tedaviye hastanın bulgularına en yakın olan basamaktan başlanır ve o basamak için geçerli olan maksimum bir tedavi başlanıp hastalık en kısa zamanda kontrol altına alınır ve en az bir ay süre ile kontrol altında kalırsa bir basamak aşağı inilir.
|
|
|
|
|
1159
|
cellotin genel / Sağlık - Tıp / Ynt: aspirin nedir
|
: Eylül 30, 2007, 12:50:42 ÖÖ
|
|
ASPİRİN NEDİR ?
Bütün ilaçlar arasında, aspirin hiç tartışmasız en yaygın olanıdır. Baş ağrısını, diş ağrısını dindirmek veya ateşini düşürmek için aspirin almamış olan var mıdır?
«Aspirin» asetilsalisilik asitin herkesçe bilinen yaygın adıdır; bu asit ilk olarak 1853'te bir bitkiden elde edilmiştir. 1895'te Alman araştırmacılar, bugünkü aspirin yapımının esası olan kimyasal sentezi başardılar.
Bu asit beyaz, kokusuz, hafif ekşi, acı bir tozdur. Sodyum karbonat içinde erir. Suda kolay erimez. Bağırsaklarda ya da alkali bir ortamda parçalanırsa salisilik ve asetik asitlere ayrışır. 135 derecede erir, tortu bırakmadan yanar. İnce iğnecikler halinde billurlaşır.
Dünya aspirin tüketimi yılda binlerce ton olarak hesaplanır (yalnız Amerika Birleşik Devletleri'nde 12 000 ton).
Özellikle ağrı dindirici olarak kullanılan aspirin ateşe karşı da çok etkilidir, ayrıca romatizmayı ve sancıyı hafifletmeğe yarar. Bugünkü araştırmalar, bu ilacın bir gün miyokard enfarktüsünü (en yaygın kalp hastalıklarından biri) ve kanserlerin yayılmasını önlemekte de yararlı olabileceği umudunu vermektedir.
Aspirin evrensel bir ilaç olmakla birlikte bazı sakıncaları da vardır: bir kere sindirimi güçtür (mide yanmaları), bir de kanama yapabilir. Bunun için aspirini her fırsatta ve aşırı kullanmamalıdır. İlacı yemek sırasında almak veya sindirim yolunda erimesini kolaylaştıracak bir içecekle yutmak en iyisidir.
Eczacılıkta aspirinin çeşitli biçimleri bulunur. İlacın soğurulmasını kolaylaştırmak için köpüren haplar, sindirimini kolaylaştırmak için üstü başka bir madde ile kaplanmış haplar bulunduğu gibi hafif uyku verici etkisini gidermek için içine sinirleri kuvvetlendirici maddeler (C vitamini, kafein) karıştırılmış aspirin hapları da vardır. Aspirin şüphesiz çağımızın en çok kullanılan ilaçlarından biri. Başımız ağrıdığında yutuveririz bir aspirin, geçer gider. Çantalarda taşınır, şeker gibi dağıtılır eşe, dosta. Belki de bu yüzden, kimilerince ilaç kategorisine sokulmaz bile. Şimdilerdeyse, insanlığın yaklaşık yüz yıldır aşina olduğu bu alçak gönüllü küçük hapın, birbiriyle hiç alakası olmayan bir dolu hastalığı engelleyerek, kendisinden umulandan çok daha fazla işin üstesinden gelebileceği düşünülmeye başlandı. Asetilsalisilik asitin ait olduğu bileşikler grubu olan salisilatların en zengin kaynağı, söğüt ağacı kabukları. Bu ağacın kabuklarında bulunan salisin maddesi, vücuda girdiğinde salisilik aside dönüşüyor. Salisilik asitten elde edilen asetilsalisilik asit yani namı diğer aspirinse, yüz yılı aşkın bir süredir ağrı kesici, ateş düşürücü, iltihap önleyici özellikleri nedeniyle yaygın bir şekilde kullanılıyor. Bir yandan da. aynı ilacın yeni yararları hâlâ gün ışığına çıkmaya devam ediyor. Kanı sulandırıcı özellikleri onu kalp krizi ve felci önlemede mükemmel bir uzun süreli tedavi aracı yapıyor. Bu uzun yıllardır bilinen bir özelliği. Aspirinle ilgili yeni araştırmaların konusuysa, aspirinin kanser, Alzheimer gibi hastalıklara deva olup olmadığı. Etki Mekanizması Aspirin, 1971'de John R. Vane bu ilacın siklo-oksijenaz (COX) enzimini ve dolayısıyla prostaglandin sentezini baskıladığını gösterene kadar, yaklaşık elli yıl boyunca etki mekanizması bilinmeden kullanılmış. Bu buluş Vane'e, 1982 Nobel Tıp Ödülünü kazandırmış. Bu arada aspirinle benzer özellikler taşıyan başka ilaçlar geliştirilmiş. Bunlar, nonsteroidal anti-inflamatuar ilaçlar (NSAİİ'ler) yâni, steroit olmayan iltihap önleyici ilaçlar olarak anılıyor. Bu ilaçların tümü Vane'in belirttiği gibi COX sınıfı enzimleri baskılayarak çalışıyorlar. Enzimin, COX-1 ve COX-2 olmak üzere iki türü var. Aspirinin iltihap giderici, ateş düşürücü ve ağrı kesici etkileri, COX-2 enziminin baskılanması sonucu oluşuyor. COX-2 enzimleri hücrelerdeki serbest radikalleri, önemli sinyal molekülleri olan prostaglandinlere çeviriyor ve böylece ağrı başlıyor. COX-2'nin çalışması engellenince prostaglandin üretilemediğinden, ağrının nedeni ortadan kalkmamış olsa da, ağrıyı hissetmiyoruz. COX1 enziminin baskılanmasıylaysa tromboksan-A2 adı verilen bir maddenin sentezi de engelleniyor. Bu da aspirine pıhtı oluşumunu engelleme özelliğini katıyor. Mide kanamasına kadar gidebilen yan etkilerse yine COX-1 enziminin baskılanmasının bir sonucu. Çünkü bu enzim, mide duvarının mide asidinden korunabilmesi için gereken düzgün yapıyı korumaktan sorumlu. Dolayısıyla sürekli alınan aspirin, midenin düzgün yapısını bozuyor ve kanamaya kadar uzanan hastalıklara neden oluyor. Kalp Krizi ve Aspirin Aspirinin kalp-damar hastalıklarını engelleyebilme özelliğinin keşfi biraz daha geç olmuş. Bir kalp krizi ya da felci tetikleyebilecek kan pıhtılarının oluşumunun arkasındaki mekanizma o zamanlar bilinmiyordu. Ancak, kanda bulunan ve pıhtılaşma ve yara tamirini sağlayan trombositler ilgi çekmeye başlamıştı. 1960'ların sonlarına doğru, aspirinin trombosit yapışkanlığında belirgin ve uzun süreli bir azalma yarattığı keşfedildi. Trombositler, COX-1 enzimlerince üretilen tromboksanın etkinliğinden dolayı bir araya toplanıp kümeler oluşturur. Aspirin COX-l'i de baskıladığından trombositlerin pıhtı oluşturma olasılıkları azalır. 1974'de araştırmacılar bunun bir klinik etki olduğunu gösterdiler. Yakın zamanda kalp krizi geçirmiş 1000'in üzerinde hastanın kontrol edildiği bir çalışma, 300 miligram civarındaki düşük doz aspirinin iki yıl boyunca ölümleri % 25 oranında azalttığını gösterdi. Daha sonra yapılan, binlerce hastanın dahil edildiği deneyler de, hergün alınan düşük doz aspirinin kalp krizi ve felç risklerini azalttığını kanıtladı. Artık doktorlar kalp krizi ya da felç geçiren hastalara olayın tekrarlama olasılığını azaltmak için yaşamlarının geri kalan kısmında günlük aspirin alımını öneriyorlar. Pek çok doktorsa, sigara içen ya da aşırı kilolu olanlar gibi kalp krizi ya da felç riski taşıyanlara da aynı öneride bulunuyor. Hatta bazı hastalara ani ve şiddetli göğüs ağrısı durumları için, suda çözülebilen aspirin taşımaları öneriliyor. Ancak, COX-1 baskılanması, aspirinin istenmeyen etkilerini de ortaya çıkartıyor. Bunların en belirgini midenin tahriş olması ve kanaması. Neyse ki, bu nedenle ciddi kanama ve ölümler oldukça az; ancak, ülser gibi mide sorunu olan hastaların, aspirin kullanmadan önce kesinlikle bir doktora danışmaları gerekiyor. Bunun dışında, düşük doz aspirin kullanımı genelde oldukça güvenli ve hastaların % 90’ından fazlası herhangi bir sorun yaşamadan kullanabiliyor. Yine de, her gün bir aspirin almaya başlama kararı, her zaman doktor kontrolünde alınmalı. Alzheimer? İlk yıllarda yalnızca ağrı kesici ateş düşürücü özellikleri bilinen aspirinin şimdilerde mucize ilaç olarak nitelendirilmesi yersiz değil. Çünkü yetenekleri arasına Alzheimer hastalığı riskini % 10 dolaylarında azaltabilme özelliği de ekleniyor gibi. Gelişim nedeni ve tam tedavisi olmayan bir hastalık için % 10 hiç de küçümsenecek bir oran değil. Alzheimer hastalığının gelişimiyle ilgili olarak, beyindeki iltihaplanmanın en azından bazı zihinsel bozulmalardan sorumlu olduğu yönünde bir fikir vardır. Eğer böyleyse önleyici etki basitçe aspirinin iltihap giderici etkisinden kaynaklanıyor olabilir. Uzun süreli düşük doz aspirin kullanımının C-reaktif proteini düzeyini azaltması, bu hipotezi destekleyen bir kanıt. Çünkü. C-reaktif protein iltihabın bir işareti. Besinler ve Salisilat İlişkisi Şimdi, aspirinin tüm bu yararları sunmasının nedeni, salisilatın insanların doğal beslenme düzeninin bir parçası olması gerektiğinden mi kaynaklanıyor? Pek çok bitki türü bir savunma mekanizması olarak salisilat üretiyor. Üretilen salisilat hasarlı ya da hastalıklı hücrelerin intihar etmesine neden oluyor. Bu yüzden yüksek seviyelerde salisilat içeren meyve ve sebzeler hasarlara ve hastalıklara daha dayanıklı oluyor. Çok sayıda çalışma, bol miktarda sebze ve meyve tüketen insanların daha az kalp krizi geçirme ve kansere yakalanma riski taşıdığını gösteriyor. Acaba salisilat bu duruma açıklık getiren bir etken mi? Üç yıl önce yapılan bir araştırmada vejeteryen Budist rahiplerinin kanında vejeteryen olmayan kontrol grubundaki insanlara göre yüksek seviyelerde salisilat bulunduğu gösterilmiş. Ayrıca, vejeteryenlerdeki salisilat seviyesi, üçüncü bir grup olan günlük düşük doz aspirin alan insanlarınkilerle denk düşüyormuş. Öte yandan, günümüzde çoğumuzun tükettiği meyve ve sebzelerdeki salisilat miktarının bir zamanlar olduğundan daha az olma olasılığı var. Bir zamanlar bitkiler kendilerini hastalıklardan, böceklerden ya da fiziksel zararlardan korumak için büyük olasılıkla bol miktarda salisilat üretiyorlardı. Günümüzdeyse, bitkilerin korunması görevini, dışardan verilen ilaçlarla insanlar yerine getiriyor. Bu durumda da, bitkilerdeki savunma amaçlı salisilat üretiminin düşük olması bekleniyor. Konuyla ilgili yapılan bir çalışma, organik sebzelerin, organik olmayanlardan altı kat daha fazla salisilat içerdiğini gösteriyor. Sonuçta, gıda üretimindeki ve yiyecek alışkanlıklarımızdaki değişikliklerin bir sonucu olarak, bizlerde salisilat eksikliği oluşmuş olabilir diye düşünülüyor. Salisilat Bir Vitamin mi? Peki salisilat gerçekten bir vitamin olarak düşünülebilir mi? Genelde bir vitamini nelerin oluşturduğuna yönelik net bir tanım bulunmuyor. Yalnızca belli kriterler var. Salisilatsa bu kriterlerden bazılarını karşılıyor. Salisilat tükettiğimiz gıdalarda bulunuyor (ya da en azından bir zamanlar bulunuyordu) ve çoğu vitamin gibi, vücutta sentezlenmiyor. Eser miktarları yaşamın devamı için gerekli. Ancak, salisilat eksikliği kendi başına akut semptomlara neden olmuyor. Sorunlar, ilerleyen yaşla ortaya çıkan kronik hastalıkların riskini artıracak şekilde daha yavaş gelişiyor gibi görünüyor. Salisilat eksikliğiyle ilişkili bulunan hastalıkların geç başlamasının, yaşam boyunca biriken hücre hasarları ve kronik iltihaplanmaya bağlı olabileceği düşünülüyor. Eğer, salisilat eksikliği gerçekten kalp krizi, felç, kanser, Alzheimer gibi hastalıklara temel oluşturuyorsa, bu bileşiğe giderek daha fazla önem verilmesi gerekiyor. Aspirinin bir vitamin olabileceği iddiasına karşı çıkılmasının nedeniyse, pek çok vitaminin enzim kofaktörü (Enzimlerin yapısında yer alan ve etkinlik göstermeleri için gerekli olan yan gruplar) olması. Başka bir deyişle, vitaminlerin hücrelerimizde belli biyokimyasal reaksiyonların oluşmasına yardımcı olmaları. Örneğin C vitamini yaygın bir yapısal protein olan kollajen üretimine yardımcı oluyor. Salisilatın böyle bir işlevi yok: ancak, E vitamini de bir kofaktör değil. Buna karşın, bir antioksidan olması nedeniyle, tümüyle saf bir vitamin olarak tanımlanıyor. Oysa bu, salisilatın da sahip olduğu bir özellik. Ayrıca, çoğu vitamin vücutta üretilemediğinden, bunların beslenmemizde önemli bir yer tutmaları gerektiği düşünülür. Ancak bu durum, A ve D vitaminleri için geçerli değildir. A vitamini, bir çok sebzede bulunan karotenoidden sentezlenebiliyor. (Havuç, domates gibi besinlerde bulunan ve vücutta A vitaminine dönüşen, sarı renkte bir madde.) D vitaminiyse, güneş ışığına maruz kalan hücrelerce üretiliyor. Bu yüzden, salisilat vitamin olarak adlandırılmayı, bazılarına göre A ve D vitaminlerinden daha fazla ya da en azından E vitamini kadar hak ediyor. Henüz S vitamini olarak adlandırılmış bir vitamin olmadığından, salisilatın bir vitamin olduğunu düşünenler ona "S vitamini" adını yakıştırmışlar. Hangi terim kullanılırsa kullanılsın araştırma gruplarınca paylaşılan görüş, salisilatın önemli bir mikro-besin olduğu. Şu andaki beslenmeyle ilgili araştırmalar, batı toplumlarının büyük yüzdesinde salisilat eksikliği olduğunu gösteriyor. Özellikle de kötü bir beslenme alışkanlığına sahip olan gelir düzeyi düşük grupların. Bu durumda yakın zamanda bu halk sağlığı sorunuyla başa çıkmak için, yiyecek ve içme sularına sentetik salisilat eklenmesi, gıda üretim yöntemlerinde değişiklikler yapılması, daha fazla insanı düşük doz aspirin kullanmaya yöneltecek programlar uygulanması gibi yaklaşımlara gidilebilir. Önemli bir soru, salisilat desteğinin hangi yaşta önerilmesi gerektiği. Geçtiğimiz yıl yayımlanan bir makaleye göre, 50 yaşından itibaren günlük düşük doz aspirin almaya başlayan kişiler, 90'lı yaşlara kadar sağlıklı bir yaşam sürme şanslarını ikiye katlayabilirler. Ancak, aspirinle ilgili daha fazla denemeye gereksinim olduğu açık. Şundan emin olabiliriz ki, salisilatla ilgili mikro-besin teorisi en azından, günde 5 porsiyon meyve ya da sebze yememiz için bir neden daha oluşturuyor. Bu teori organik ürünlere geçiş yapmamız gerektiği anlamına mı geliyor, bunu zaman gösterecek. Ancak, potansiyel halk sağlığı yararları o kadar yüksek ki, bu konuyu önemsememekle hata yapabiliriz. Aspirin içeren ilaçlar • Algo tablet • Algo-Bebe tablet • Alka-Seltzer efervesan tablet -kombine • Anacin tablet - kombine • Asabrin enterik tablet • Asinpirine tablet • Aspinal tablet • Aspirin forte tablet -kombine • Aspirin pluc-C efervesan tablet -kombine • Aspirin tablet • Ataspin tablet • Babyprin tablet • Coraspin enterik tablet • Dispiril efervesan tablet • Dolviran tablet -kombine • Ecopirin tablet • Nötras tablet • Opon tablet • Sedergine Vit-C UPSA efervesan tablet-kombine • Enter-Sal enterik kaplı draje – sodyum salisilat preparatı Aspirinin 12 Yeni Marifeti Dünyaca ünlü sağlık dergisi Men's Health'in, uzman görüşlerine başvurarak yaptığı bir derlemede faydaları saymakla bitirilemeyen Aspirin'in iyileştirici etki yaptığı belirlenen 12 yeni hastalık daha masaya yatırıldı. Amerikan Kalp Vakfı'nın sözcüsü olan ve Mayo Clinic'te ilaç uzmanı olarak görev yapan Dr. Gerald Fletcher, "Bu kadar farklı amaçlarla kullanılabilecek başka bir ilaç yok. Hala Aspirin'in yeni faydalarını bulmaya devam ediyoruz" diyor. İşte mucize ilacın 12 yeni marifeti... Prostatı önlüyor: Ünlü sağlık merkezi Mayo Clinic'in uzmanları tarafından 1400 erkek üzerinde 5.5 yıl boyunca yapılan bir araştırma, prostat riskinin her gün Aspirin içen erkeklerde iki kat azaldığını gösterdi. Kaşıntıyı kesiyor: Birkaç tablet Aspirin'i ezip toz haline getirin. Elde ettiğiniz tozu bir miktar nemlendiriciyle karıştırıp kaşınan bölgeye sürün. Bu losyon Aspirin'in cilde nüfuz etmesini sağlayacak ve kaşıntıyı durduracaktır. Tansiyonu düşürüyor: İspanyol bilimadamlarının yaptığı bir araştırma, Aspirin'in yüksek tansiyona iyi geldiğini ortaya koydu. Her gün alınan 100 miligram aspirin büyük ve küçük tansiyonu belirgin oranda düşürüyor. Ancak uzmanlar uyarıyor: Aspirini sabah değil, geceleri içmelisiniz. Güneş yanığına karşı: Yazın bir anda korunmasız olarak güneşin altında kalmaktan kaynaklanan yanıklar bir hayli can yakıcıdır ve ardından cildin kabarcıklar şeklinde su toplamasına neden olur. Ancak çok fazla güneş altında kaldıktan en az bir-iki saat sonra alınacak iki adet Aspirin hem yanmayı hem de cildin su toplanmasını azaltır. Kalp dostu: Günde en az 75 miligram Aspirin almak kanı inceltip damar iltihaplanmasını önleyerek kalp hastalıkları riskini yüzde 30 oranında düşürebiliyor. Göğüs ağrısı hissedildiğinde bir Aspirin çiğnemek, olası kalp krizini baştan önlemeye yardımcı oluyor ve kriz geçirilmişse bile bunun yarattığı tahribatı azaltıyor. Nasıra iyi geliyor: 5-6 adet Aspirin'i toz haline getirip yarımşar çay kaşığı su ve limon suyuyla karıştırın. Nasırlı bölgeye bu karışımı sürdükten sonra üzerini sıcak ve nemli bir bezle 10 dakika örtün. Aspirin'in içindeki asit nasırı yumuşatacak ve süngertaşıyla biraz ovduktan sonra nasırınız düzelecektir. Kolon kanserini önlüyor: Aile bireylerinizden biri kolon kanseriyse her gün Aspirin içmenizde büyük fayda var. Zira araştırmalara göre günde 81 miligram Aspirin alan erkeklerde kolon kanseri riski, almayanlara göre yüzde 50 oranında düşebiliyor. Uçukları geçiriyor: Macar uzmanlar tarafından yapılan bir araştırmaya göre, her gün alınacak 125 miligram Aspirin uçukların cilt üzerindeki ömrünü ortalama 8 günden 5 güne düşürerek, neredeyse yarı yarıya azaltabiliyor. Aspirin, uçuğa neden olan iltihabı da azaltarak, etkilenmiş bölgenin daha çabuk iyileşmesini sağlıyor. Alzheimer'dan koruyor: Hollanda'daki Erasmus Tıp Merkezi'nde görevli bilim adamları tarafından yapılan bir araştırmaya göre birkaç yıl boyunca düzenli Aspirin kullananlarda Alzheimer hastalığına yakalanma riski, bu ilacı düzensiz kullananlara göre yaklaşık yüzde 80 oranında daha az ortaya çıkıyor. Kadında kısırlığa iyi geliyor: Arjantinli uzmanlar, çocuk sahibi olamayan bir grup kadın üzerinde testler yaptı. Kadınlardan bir bölümüne sadece kısırlık ilacı, diğer gruba ise kısırlık ilacıyla birlikte 100 miligram Aspirin verildi. Aspirin, yumurtalıkta kan dolaşımını artırdığı için, ilacı Aspirinle alanların hamile kalma şansı yüzde 40 arttı. Sadece kısırlık ilacı alanlarda ise yüzde 20 artış görüldü. Siğilleri söküp atıyor: Bir parça bant alın, ortasına yuvarlak bir delik açın ve bu delik tam siğilin üzerine gelecek şekilde bantı cildinize yapıştırın. Ucu banttan dışarı çıkan siğilin üzerine, daha önce toz haline getirdiğiniz Aspirin'i sürün ancak cildinizin diğer taraflarına bulaştırmayın. Sonra bunun üzerini başka bir bantla kapatıp aynı işlemi üç gece üst üste uygulayın. Siğiliniz iyileşecektir. Felçten koruyor: Felcin nedeni kan pıhtılaşması. Aspirin'in en önemli özelliği de pıhtılaşmayı önlemesi. Her gün alınacak bir Aspirin'in, felç geçirmiş erkeklerde yeni bir felç riskini yüzde 25 oranında önlediği biliniyordu. Bundan yola çıkan uzmanlar, genel olarak felç riski taşıyanlarda da aynı oranda etkili olacağını düşünüyor. Hatta bazı araştırmalar bu oranın daha da yüksek olabileceğini gösteriyor.
|
|
|
|
|
1160
|
cellotin genel / Sağlık - Tıp / Ynt: ARTVİN HALK OYUNLARI
|
: Eylül 30, 2007, 12:41:03 ÖÖ
|
|
Artvin Halk Oyunları ATABARI 1936-1937 yıllarında Artvin oyun ekibi, Büyük Atanın isteği ile Balkan Festivaline çağrılır. Murat Coşkun ve Ahmet Çevik in anlattıklarına göre ekip, Halvaşi Servet Başkanlığında Hüseyin,Murat,Ahmet,Ziver,Tahsin ve Ali Beylerden kuruludur. Çağrı üzerine yola çıkan ekip 20 günde Tophane’ye ulaşır. Görevlilerce karşılanan ekip, konuk ekiplerle tanıştırılır. Büyük Ata, kırk gün, kırk gece süren eğlenceleri özellikle izlemektedir. Dolmabahçe sarayında gösterilerin yapıldığı salon hınca hınç doludur. Ata Savarona ile gece saat 11.00-11.30’da, bandonun vals çalışı ile gelirler. Artvin oyun ekibi, o gece yazýlýmın sunucusudur. Murat Coşkun, bu geceyi şöyle anlatmaktadır:”Oyunlarımız; Düz horon, Deli Horon,Sasa Artvin barı ile oynayacağımız bugünkü Atabarı idi. Oyunlar beşer dakika ile sınırlıydı. Çağrıldık; diğer oyunlar bitip sıra Artvin barına gelince, salon çınladı. Öteden beri Atayı gözle izliyordum. Yerinden kalktı, piste doğru ilerledi. Ziver’le Hüseyin Gürelin arasında oyuna girdi. Atayı gören diğer büyüklerde kalktılar. Oyuncular yirmi beş otuz kişi oldu. Benden pınar gibi ter akmaya başladı. Ata’nın oyununa çalgı çalmak zordu. Gecenin en coşkun bölümü olan buan, yirmi dakika sürdü, Ata ve yanındakiler ayrıldıktan sonra bizler Maradit Deli Horonu adı ile “ Şimdiki hemşin horonu” oynadık ve gösteri bitti. Park Otelde ekiplere verilen yemekte Ata özel beğeni ile Artvin ekibine birer kadeh rakı sundular. Bizler teşekkür ile karşılık verince, üçer tane badem verdiler. Yemedik, sakladık. Artvin’e dönüşte Valimiz, gezi izlenimlerimizi dinlemek üzere bizleri topladı. Bizde söz arasında Atanın bizimle oyun oynadığını anlattık. Bademlerini kendilerine sunduk. İşte bu izlenimlerin verdiği duygu ve düşünce ile barın adının Atamızın adı ile ölmezleştirilmesi ve Vali Beyin bizlere önder olmasını istedik. Uygun buldular. Anımsadığıma göre, Ataya çekilen tel, şu anlamda idi: Balkan festivalinde ekibimizle lütfederek oynadığınız Artvin barını “ATABARI” olarak adınızla ölümsüzleştirmek istiyoruz, izninizi dileriz. Gelen yanıt (cevapta) ise uygun bulunduğu “Muvafıktır” şeklinde belirtmekte idi.” İşte Atabarı, o günleri yaşayanların anlatımı ile Atatürk’e atfen “ATABARI” ismini almıştır. Oyunda sayı sınırı olmayıp, kız-erkek-karma veya yalnız kız, yalnız erkek olarak ta oynanır. Oyun, sağ yay üzerinde yarım daire, başlangıç ve bitişte düz çizgi halinde oynamaktadır. Oyun, günümüze kadar geleneksel forumları içerisinde sergilenmiştir. (Kaynak: Sarı Çiçek Aylık Halkbilimi Gazetesi-Artvin), 19 Temmuz 1973 (Mustafa AZİZAĞAOĞLU) AHÇİK BARI-AKÇİK BARI Ahçik barı, atabarı oyununu andırır. Farklı olarak figürlerin sağa ve sola yapılarak vuruşları vardır. Tek sıra bağımlı, sağ yönden çizilen yay üzerinde oynanır. Ahçik barı, bir çok oyunda olduğu gibi yine düğün,bayram ve eğlencelerde yalnız kadınlar tarafından oynanan bir oyundur.Oyunun geleneksel tavrı yarım daire biçiminde sağ yay üzerinde oynanan düzenlemeler, oyunun geleneksel tavrı içerisinde yapılmıştır.
CİLVELOY Cilveloy, genellikle halka yapısı biçimde oynanan bir kadın oyunudur. Oyun oynanırken, atma türküler söylenerek karşılıklı soru ve cevaplarla oynanan oldukça estetik bir yapıya sahip, sağa sola yürüme ve üçleme figürlerinden oluşur. Cilveloy, düğün ve eğlencelerde daha çok türkü olarak söylenip kadınlar tarafından oynanır. Oyun, ismini türkü sözlerinden almıştır. Oyunda anlatılmak istenilen tema beğenme, beğenilme ve kur yapma gibi genelde düğün ve özel eğlencelerde oynanır. Halka yapısı biçiminde oynanmaktadır. COŞKUN ÇORUH Yöremizde, bahar aylarında kar sularının erimesi, yağmurun yağması ile çeşitli dere ve ırmakların Çoruh nehrine dökülmesi sonucu azgın bir hale gelen nehir, bölge halkımıza çoğu zaman mal ve can kaybına neden olmaktadır. Bu nedenle oyun, Çoruh’u konu alarak, yaz ayları durgunluğu ile bahar aylarındaki azgın anlarını sergilemektedir. Oyun kapalı halka içerisinde ağır olarak başlar; hareketler anında hızlanarak devam ettirilir. Oldukça sert oynanan bir oyundur. Ağır bölümleri ezgi ile oynanır. Hızlı bölümleri ise sadece ritim eşliğinde oynanır. Oyun, yalnız erkekler tarafında oynanır. Oyun anonim olup ilk kuran kişi hakkında kesin bulgu yoktur. Oyunun başlangıç ve bitişi, düz çizgi olup, halka yapısı içinde oynanır. Belli sayı sınırı yok; ancak, çok kalabalık sayılarla,oyun, hızlı olması yüzünden oynanmaz. Oyun, herhangi bir düzenlemeyle şekillendirilmemiş, geleneksel formu içerisinde oynanır. DELİ HORON Deli horon, halka yapısı içinde oynanan, Artvin’in temel oyunlarından biridir. Horona “Deli” ön adının takılması, oyunun “deli dolu” diye tabir edilen biçimde oynanmasından kaynaklanmaktadır. Figürlerin birçok bölümü gerginlik, sertlik ve gerilim içerisinde canlı olarak yapılması, oyuna bu niteliği kazandırmaktadır. Oyunda coşkuyu sağlamak için, atılan uzun nağaralar (Kıcına) esastır. Komut, veren tarafından her figürü belirleyen yöresel tabirlerle (Yöresel sözlerle) anında verilir.Örneğin : Başla, başla-işle, işle kollar üste, Kollar siya-kındır oyna, Dura dura-Kollar çabuk-Gel oguna diza-Vuur orta topuk gibi belli komutlarla oyun yönetilir. Oyunu oynayanlar, belli bir sayı ile sınırlanamaz; genellikle açık hava ve harman gibi yerlerde oynanır. Oyunun kaynakçası hakkında ve hazırlanışı, oynanışı, hareketliliği yörede birlik, beraberlik ve dayanışma sembolü olduğuna, kararlılık ve güçlük ifadesini belirttiği yolunda ortak düşünceye varılmıştır. Halk arasında bu oyuna ilişkin olarak, deli horon oynanan yerde “Kırk yıl ot bitmez” sözü yaygındır. Oyun, ayrıca bazı kesimlerde (Kuçen deli horonu, Koca bey deli horonu) gibi isimlerde oynanır. Oyun kuran kişi bilinmeyip Artvin ve beldelerinin en güzide oyunudur. Yalnız erkekler tarafından oynanır. DÖNE Döne oyunu, bir genç kızın elinde aynası ile yüzüne bakarak kaşlını, gözünü, saçlarını düzeltmesi ile ve oyun içerisinde de görüldüğü gibi her yöne dönüşü ile, genç kızın kendi kendini süslemesi ile, haz duyarak kuruntu içerisinde oynanan bir oyundur. Oyun, tek sıra bağımlı sağ yöne çizilen yay üzerinde oynanır. Oyunun içerisinde yer alan döne “Dönüş” figürlerinde döne ismini alır. Öne çift sol,çift sağ ayak çıkararak sola ve sağa çift sağ ayak çekerek yine öne ve yana el çırparak, dört yönlü dönerek, öne çöküş yaparak belli sırayla oynanır. Oyun komutları “hop” diye verilir. Oyun, beğenme,beğenilme temalarını işleyip sadece kadınlar , genç kızlar tarafından oynanır. Belli bir sayı sınırı olmayıp oyunu ilk kuran kişi kesin belli olmayıp anonimleşmiş bir oyundur. DÜZ HORON – VAZRİYA DÜZ HORONU – VARAGELA Yukarıda üç isim altında toplanan bu oyun, yörede değişik isimlerle oynanmasına rağmen, aynı karakteri taşıyan bir oyundur. Düz horon, genellikle düğünlerde kız ve erkek tarafından birleşerek, dostluklarının sembolü olarak, çoğunlukla yüz açımı törenlerinde oynanan bir tür oyundur. Düz horon, halka yapısı biçiminde oynanan temel oyunlardan olup, hareketli, estetik, oldukça canlı bir oyundur. Oyuna düz horon denmesinin (Bazı yerlerde adi horonda) iki neden olabileceği kanısındayız. Birincisi, genellikle düz horon , düz bir alanda (Harman) da oynanmasından benzetilmiştir. İkincisi ise, Çoruh nehrinin durgun anlarını sembolize etmiş olması, oyuna, zaman zamanda durgun Çoruh’ta söylenir. Oyunun başlangıcından bitişine kadar, belli bir tempo ve coşku ile oynanması, uzun nağraları ile oldukça estetik bir yapıya sahiptir. Oyun, belli bir sayı ile sınırlanamaz. Yörede en çok oynanan bir oyundur ve en kalabalık kitlenin katılımıyla, büyük bir coşkuyla oynanır. Oyun, çeşitli isimler altında tek karakterde oynanan oyundur. HEMŞİN HORONU Hemşin horonu, yörede yaşayan “hemşinliler” tarafından oynanan bir oyundur. Daha çok sahil kesimi , Hopa civarında, halka yapısı içerisinde, genellikle tulum eşliğinde oynanır. Oyun 7/8 ritimle (7/8’lik) oynanır. Artvin civarlarında, bir düğünde gençlerden kurulu bir oyun ekibinin, gösterisinde oyunun oynandığı yerin tahtadan; yani ağaçtan yapılan bir zemin üzerine sertçe vurmaları, sıçrayıp düşmeleri sonucunda sahnenin çökmesi, bir benzetme ile oyuna “Atom” denmesine neden olmuştur. Hemşin oyunu, yine kendi komutlarıyla yönlendirilir. Örneğin: Siya, siya-Savuş, savuş-Geldum, geç-Geçte,dura-Geldi Hemşin gibi tabirlerle söylenip belli bir sayı ile oyuncular sınırlanamaz. Oyunun oldukça sert ve akıcı olması, yöre oyunlarının tipik örneğidir. Oyun, yalnız erkekler tarafından oynanır. KARABAĞ Yöremizin coğrafi konumu , arazi ve iş gücünün çok zorlu şartlar içerisinde yapılması nedeni ile hayırlı işler, kız köçürme, oğlan evlenmelerde düğün ve nişan gibi törenler genelde iş gücünün az olduğu güz aylarına bırakılır. Ancak, “gönül ferman dinlemez” deyiminden yola çıkan bir genç oğlan, bir kıza deli gibi vurulur. Kara sevdaya düşer. İş, güç, yaz, kış, bahar, dinlemez; yaz aylarında aile büyüklerini kız evine elçiliğe gönderir. Fakat, yukarıda bahsettiğimiz gibi tabiatı ile kız evi büyükleri, “yaylalar insin, bağlar bozulsun hele bir bakalım” gibi sebeplerle geri çevrilir. Yaylaların bozulması, bağlardaki hasatın toplanması, kız hazırlığının tamamlanması, karşı dağlara kar yağması ile belli olurmuş. Aşık genç, her gün kalkıp dağlara bakarmış; kar ne zaman yağacak diye Nihayet bir sabah kalkar ki, karşı dağlara kar yağmış; gencin aşırı haz duyması ve sevinci ile dağa doğru “kara bak! Karabağ” diyerek, hem oynayıp hemde bağırarak dağa doğru koşmasıyla sevincinden kaynaklanan bir aşık oyunudur. Karadağ, tema olarak Azeri kökenli olup, aynı sevinci paylaşan kızın da öyküsünü konu olarak, karşılıklı oynanan bir oyundur. Oyunu ilk kuran kişi bilinmemekte, oyun bir kız-bir erkek tarafından solo gösteri nitelikli, beğenme, beğenilme sevgi ve aşkı konu alır. Düğün ve özel eğlencelerde çok oynanır. Belli sayı sınırlamadan, isteyen kızlı-erkekli kalkıp oynarlar.
KOBAK Kobak bölgemizde bir köy adıdır. Oyun halka yapısı biçiminde genellikle tulum eşliğinde erkekler tarafından oynanır. Bu oyun Yusufeli ilçemizin yakınında Kobak köyünden adını almıştır. Oyun içerisinde, belli bir yerde, ezgi değişir ve bu bölümde türkü söylenir. Sonra tekrar oyun müziğine geçilerek, oyuna devam edilir. Oyunun kaynaklanması Çoruh nehri ile de ilgilidir. Oyun içerisinde bazı figürler, Çoruh nehri üzerinde kürek çekme hareketlerini gösterir. Kobak oyunu, belli başlı komutlarla, Topal, topa-İşle, işle-üç vur sağa, üçte sola çek kürek çekha vurdu kobak gibi terimlerle kendine özgü bir oyundur. Oyun, halk arasında sıkça olarak genelde erkekler tarafından oynanır; kız-erkek karmada oynanabilir. Daha çok düğünlerde harmanda oynanır. Belli bir sayı sınırı yoktur. Oyun, halka yapısı biçiminde oynanır. Oyun, ismini bir köy adıyla almıştır. Oyunu ilk kuran kişinin o köyden olması gibi, kesin bir bulgu yoktur. KOÇERİ-KOÇÇARİ Koçeri, adını bir erkek isminden almıştır. Bu kişi , çok gezen, çok dolanan, yerinde durmayan bir kişidir. Hâlende günümüzde çok gezenlere derler ki tabiri caize “Koçeri misin, ne gezip duruyorsun?” Bölgede, genç kızların bir kahramana olan duygu ve çağrısını dile getirir bir oyundur. Genç kızların bir koçeriye vurulmasıyla onun gördükleri zaman beğenilmek maksadıyla oynadıkları bir oyundur. Oyun oynanırken bu kahramanı da şöyle davet ederler. “Oy ninni koçeri, sallanda gel içeri” diye oynanıp söylenerek, mısralarla kahramanı davet ederler.Oyun, halay yürüyüşü gibi başlar; hızlanma çapraz ve çöküş figürlerinden oluşur. Oyun, halka yapısı biçiminde oynanıp belli bir sayı sınırı yoktur. Oyunu kuran kişi (Koççari) isimli bir erkek olduğu araştırılmış olup, genç kızların bu koççariye karşı duygularını dile getirmeye çalıştıkları bir oyundur. MENDO BARI Araştırmalara göre “Mendo”, bir erkek ismidir. Aynı kişinin, oyunu, kendisinin uyarladığı bilinmektedir. Kişinin, haz duyarak oynadığı söylenmektedir. Oyun ağır hareketlerle başlar; birden hızlanan bir tempo ile devam eder. Oyun içerisinde çok yönlü dönüşler olup, tek sıra bağımlı ve sağ yöne çizilen yay üzerinde oynanır. Oyunun içindeki üçleme figürleri, diğer oyunların bir çoğunda görülen tipik figürlerinden biridir. Yürüyerek ayak çekme, üçleme, çöküş gibi figürlerin belli bir sırayı takip ederek, yavaş ve hızlı bir şekilde oynanmasından oluşur. Oyun, kişinin adını konu alan bir oyundur. Oyun, kızlı-erkekli veya yalnız erkekler tarafından da oynanır. Oyun kişinin kendini gösterme amacı ile daha çok düğünlerde oynanır.
SARI ÇİÇEK (SARI KIZ) Sarı çiçek, yörede çok yaygın bir oyundur. Yörede, sarı kızın,etkin olması konusunda birçok rivayetler vardır. Ancak bunlardan biri, en sağlıklısıdır. Yaptığımız araştırmalara göre 1124 senesinde Çoruh boylarında yerleşen Hıristiyan Kıpçak Türklerini,Müslüman yapmak maksadıyla Mısır’dan, adı “Şehsan” olan Şeyh, kuvvetleri ile Çoruh vadisine gelirler. Orada bulunan Benek hakimin,sarışın,gökyüzü kadar güzel,sarı saçlı kızını görünce aşık olur. Şehsan ile kızın arasında büyük bir aşk başlar. Kız, müslümanlığı kabul eder; ancak, babası buna asla razı olmaz. Kızın babası Şehsan’ın kuvvetleri ile çarpışmaya başlar. Benek hakimi üstün kuvvetleri ile çarpışma sonucunda Şehsan’ın ordusunu bozguna uğratır. Şehsan sevgilisini yanına alarak, tüm ordusu kılıçtan geçirilir. Şehsan ve sevgilisi sarı kız, kurtulma ümidi ile dağın yamaçlarına doğru kaçmak isterler. Benek hakimi askerleri tarafından görülür ve peşlerine düşülerek şehit edilirler. Oyunun bu olaydan kaynaklandığı, Şehsan’ın sevgilisi Sarı kızın nazı ve sonra aşklarının birleşmesi arasındaki öyküyü temsil ettiği kabul edilir. Oyun, düğün ve daha çok eğlencelerde oynanır. Bir kız, bir erkek tarafından sevgiyi, aşkı ve naz yapmayı konu almıştır. ŞAVŞAT BARI (Çift Jandarma) Şavşat Barı, genellikle türküsü söylenerek oynanan diğer bar türlerinden, üç ayak,ağır bar gibi isimler altında toplanıp oynanan bir oyundur. Oyunun bulgusu ise, çok eski tarihlere dayalı bir aşk öyküsüdür. İki genç arasında büyük bir aşk başlar. Bu karasevdayı bilmeyen kalmaz. Birçok insan, bu gençler için nağmeler yapıp türküler söylerler. Artık kızı istemenin zamanı gelmiştir. Genç oğlan, kızı istetir; ancak, kız babasının kesin razılığı olmaz. Her şeye rağmen geri çevirir. Kızını bir başkasına (Beşik kertmesi) sözlemiştir. Bahar ayları gelince köylerden, yaylalardan göç başlar. Bu göçler halk arasında büyük eğlencelerle tertiplenir.; bunlarda yer yer isimlendirilir. Bu mevkideki ismi ise (Vargoda) yayık yaylamak, yayla zamanı eğlenceleri olarak bilinir. İşte bu tarihlerde, genç oğlan,sevdiği kızın verileceği genci vurur ve köyden kaçar. Köy halkının yaylaya çıkmasını bekler ve o gün gelir. Köy halkı, bin bir eğlence masallarıyla göçe koyulur. Uzunca bir yol aldıktan sonra, ilk konaklayacakları mevkie gelirler. O düzlüğün, yani mevkinin ismi (Vaket)’tir. Vaket’e gelirler. Genç oğlan, sevdiği kızında orada olacağını bildiğinden, bunu takip eder. Köy halkı burada eğlenmeye başlar. Davul,zurnalar çalınır;türküler söylenir.; oynanır; koçlar kesilir; kebaplar vurulur; yiyilip içilir. Genç oğlan, halkın arasına gelir; uzaktan sevdiği kızı gözler,kızda sevdiğini görür ama, bir türlü yaklaşamazlar. Bakışıp hasret giderirler. O arada genç kız, birde ne görsün, karşıdan iki jandarma geliyor; sevdiğini götürecekleri genç kızın içine doğuyor. Genç kız, acılar ve üzüntüler içerisinde ağlayarak jandarmanın görünmesiyle ağıt yakarak bu türküyü söylüyor ve ağlıyor. Oyunun türkü sözlerinde ise, Çift jandarma geliyor kaymakam konağından, Fiske vursam kan damlar, kırmızı yanağından,böyle esinlendiği gibi birde, Cebi dolu paketi, giyme yeşil caketi, Yar Allah’ın seversen, gel dolanak Vaketi’nde ise sevdiği genç, yeşil bir ceketle oraya gelir; bu, tanınırsın anlamında. Gel dolanak vaketi ise, kaçmak anlamında sevdiği gence çağrı yaparak söylenen bir türküdür. Daha sonra bu öyküyü yaşayanlar, gençlere atfen ve hatırlamak, yaşatmak maksadıyla halk arasında türküsü söylenip oyuna dökmüşlerdir. Oyun, halk arasında sıkça oynanan bir oyundur. Belli bir sayı sınırı yoktur; kız-erkek genelde karma olarak oynanır. Oyun, çizgi ile başlayıp yarım daire sağ yay üzerinde oynanır.
UZUN DERE Uzun dere, yörede, gelinin (Puhaça) yoğururken genç kız ve kadınlar tarafından oynanan bir oyundur. Uzun dere “İnce dere” , yörede bir yer ismidir. Oyun. İçerisinde anlatımı bu yörede daha çok yapıldığı için, ismini bu bölgeden almıştır. Uzun dere oyununu oynayan oyuncuların ellerinde buğday, arpa daneleri, oyunla birlikte gelinin başına serpiştirilir. İnanışa göre gelinin rızıklı, bereketli olması inancı ile temsil edilir. Gelin, hamur yoğururken teknenin içine lira veya bozuk para atılır. Bu da aynı anlam içerisinde, gelinin, bolluk bereketlilik getirme inancını simgeler. Hamur pişirildikten sonra etrafındakilerce yenmesi için parça parça kırılıp dağıtılır. Ekmeğin içindeki para kime çıkarsa, uğurlu sayıldığından saklanır. Ekmeğin içinde para çıkan kişi genç kız veya erkekse, bu parayı gece yastığının altına koyup yattığı zaman, kendi kısmetini görürmüş diye inanılır. Oyun, düğünlerde yüz açımı töreninden sonra damat evinde, puğaça yoğrulup, gelinin bereketli olması dileğiyle oynanan , belli sayı sınırı olmayıp genç kız ve kadınlar tarafından oynanır. Oyun ferdi hareketlerle oynanır. Oyunu kuran kişi çok eski bulgulara dayalı olup gerçek kaynağı bilinmektedir. AĞIR BAR -ÜÇ AYAK Yurdumuzun bir çok yöresinde adımlardan ismini alan, bölgemizde de aynı isim altında bar türünde oynanan bir oyundur. Oyunun ağırlama, hoplatma, hızlanma bölümleri vardır. Oyunun üç ayak adında oynanması, üç adım kuralına bağlı olmasındandır. Oyun, tek sıra bağımlı, sağ yöne çizilen tek sıra halinde oynanır. Bölgemizde bu tür oyunlar, bir çok isim altında oynansa bile, hepsini toplayıcı özellik olarak üç ayak ismi kullanılır.Yöremizde, ağırlama bölümlerinde, bu tür oyunlarda kadınlar ve erkekler tarafından, karşılıklı atma türküleri söyleyerek oynanabilmektedir. Oyun, sağ yay üzerinde yarım daire formunda oynanır. Kız-erkek karma veya yalnız bilinmemektedir. Halk arasında düğünlerde, harmanda sıkça oynanılan bir oyundur. Giyim Cumhuriyet dönemine kadar yöredeki en dikkat çeken erkek giysisi, yerli yünden köy tezgahlarında dokunan ve şal adı verilen kaba kumaştan dikilmiş şalvar ve çuha idi. Genç kızlar ise fistan ve üstüne sıkma yelek giyerlerdi. Bellerine kuşak sararlar, başlarına tepesi düz fes, bunun üstüne renkli yazma, en üstüne de beyaz uzun ve bir örtülecek örterlerdi. Fesin altına Mahmudiye olarak adlandırılan para takarlardı. Yazma üzerine alından tüm şerit halinde dolayan poşu takılırdı. Ayaklarına yünden örülmüş çorap giyilirdi. Ayağa çapula ve yemeni adı verilen ayakkabılar giyilirdi.
|
|
|
|
|
1161
|
cellotin genel / Sağlık - Tıp / Ynt: APOPTOSİS NEDİR?
|
: Eylül 30, 2007, 12:40:50 ÖÖ
|
|
APOPTOZİS NEDİR?
NEKROZLA ARASINDA Kİ FARKLAR NELERDİR?
Doku yaşamı, hücresel çoğalma ve apoptozis gibi hücre ölüm işlemleri arasındaki sıkı dengeyle sürdürülür. Apoptozis hem fizyolojik hem de patolojik olarak istenmeyen, hasar görmüş ya da potansiyel olarak neoplastik hücrelerin uzaklaştırılmasında başvurulan bir hücre intihar mekanizmasıdır2. Bu iç sel intihar formunun temelinde genetik mekanizma vardır. Apoptozis tipik morfolojik ve biyokimyasal özelliklere sahiptir. Göze ç arpan morfolojik değ iºimler hücre küçülmesi, nuklear kromatinin yoğunlaşması, nukleusun fragmantasyonu ve DNA’nın internukleozomal alandan ayrılmasıdır1,3,4,5,7. Genomik DNA’nın (deoksiribonükleikasit) internukleozomal fragmantasyonu son yıllarda apoptozisin en belirgin biyokimyasal işareti olarak düşünülmektedir3. Tüm bu özelliklerin oluşumu&nbs | | | |
|