|
|
|
1096
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: organeller
|
: Eylül 30, 2007, 07:23:24 ÖS
|
|
Sentrozom: Hayvan hücrelerinde bulunur, Görevi: Hücre bölünmesinin profaz evresinde kendisini eşeyleyerek sayısını iki katına çıkarır. Hücre bölünmesinde iğ ipliklerinin oluşmasını sağlar. İğ iplikleri bozulursa hücre bölünemez. Sentrozom oluşturduğu iğ iplikleri ile kromozomların ekvatordan kutuplara çekilmesine yardımcı olur. sentrozom ribozom Ribozom: Bütün hücrelerde bulunur (Vîrüs hariç). Hücrede bulunduğu yerler: Sitoplazmada, Endoplazmik retikulum zarlarına tutunmuş olarak, çekirdek zan üzerine tutunmuş olarak, kloroplast ve mitokondri iç smsmda Görevî: Çekirdekten DNA'dan gelen şifreye göre protein üretmektir. ENDOPLAZMIK RETİKULUM: Hücre zanndan çekirdeğe kadar uzanan kanallar sis-temidir. Yapısı: Hücre zarının yapısına benzer. Fakat daha incedir. Üzerinde ribozom bulundurup bulundurmamasına göre ikiye ayrılır. Zarları üzerinde ribozom taşıyorsa granüllü endopilazmik retikulum, zarının üzerinde ribozom taşımıyorsa granülsüz endoplazmik retikulum adını alır. Hücrede bulunduğu yerler: Sitoplazmanın her tarafına dağılmış durumdadır. Görevî: Granüllü endoplazmik retikulum üzerindeki ribozomlarda sentezlenen proteini kanalcık sistemi ile hücrenin gerekli yerlerine taşımak. Hücre içinde madde dağıtımını ve taşınmasını sağlar. Endoplazmik Retikulum GOLGİ CİSİMCİĞİ Endoplazmik retikulumdan oluşan kesecikler topluluğudur. Yapısı: Üst üste dizilmiş yassı keselerden meydana gelmiştir. Lizozom Golgi LİZOZOM Bakteri, mavi - yeşil algler ve alyuvar hücreleri dışındaki bütün hücrelerde bulunur. Yapısı: Tek zarlı bir organeldir. Endoplazmik retikulum ve golgiden meydana gelir. İçi kuvvetli sindirim enzimleri ile doludur. Lizozom zarı, her hangi bir nedenle yırtılacak olursa. içindeki sindirim enzimleri hücreyi parçalar. Bu olaya otoliz denir. Bu özelliğinde dolayı lizozom intihar keseciği olarak da adlandırılır. Görevi: Hücre içi sindirim organelidir. Alınan besinleri sindirerek hücrenin kullanabileceği hale getirir. Yaşlanmış yada ölmüş hücreleri parçalar, kurbağa. larvalarında kuyruğun kopmasını sağlar. Akyuvarlar da bol bulunur. KOFUL Endoplazmik retikulumdan, golgiden, hücre zarından meydana gelebilir. Yapısı: Tek zarlı bir organeldir. Yaşlı ve genç bitki hücrelerinde farklı yapıdadır. Genç bitki hücresinde ve hayvan hücresinde koful küçük ve çok sayıda, yaşlı bitki hücresinde büyük ve az sayıdadır. Görevi: Bitki hücrelerinde suyun alış-verişine yardımcı olur. • Bazı besin maddelerinin depolanmasını sağlar. • Tek hücrelilerde besinlerin sindirilmesini sağlar (Besin kofulu) • Tek hücrelilerde fazla suyun boşaltılmasını sağlar (Kontraktil koful = Boşaltım kofulu) MİTOKONDRİ Bakteriler ve algler hariç bütün hücrelerde bulunur. Enerjiye fazla ihtiyaç duyulan hücrelerde mitokondri sayısı çok fazladır. Örneğin; kas hücreleri, sinir hücreleri. sperm hücresi gîbi. Görevleri: Çok sayıda görevi vardır. Salgı maddelerinin yapıldığı, depolandığı, paketlendiği organeldir. • Salgı maddelerinin salınmasını sağlar. • Golgi bulunduğu dokuya uygun salgı üretir. Örneğin: süt bezlerinde süt, ter bezlerinde ter üretme gibi. PLASTİTLER Mantar ve hayvan hücrelerinde bulunmazlar. Plastitler hücreyle beraber gelişerek görevine uygun şekil ve renk kazanırlar. Renklerine ve görevlerine göre plastitler üç grupta incelenirler. a) Kloroplastlar: Öglena da ve bitkilerin yeşil kısımlarında bulunurlar. Görevî: Köklerle topraktan alınan suyu, gözenekleri "havadan alınan karbondioksiti güneş ışığı yardımıyla birleştirip besin üretmektir. Bu olaya Fotosentez denir. Fotosentez olayının denklemi: Solunum denklemine bakıldığında bu iki olayın birbirinin tersi olduğu görülmektedir. 0 halde mitokondri ve kloroplast için birinin ürettiğini diğeri kullanır diyebiliriz. Bu iki organelin bir arada bulunduğu bir ortamda gaz oranı sabit kalır. b)Kromoplast: Bitkilerde sarı, kırmızı, turuncu renkte olan plastitlerdir. Yaşlı yapraklarda, meyvalarda ve bazı yüksek yapılı bitkilerin köklerinde bulunur. Sari renkte kromoplastlar —> Limon, Muz vb. Kırmızı Renkte olan Kromoplastlar: —> Domates vb. ... Turuncu Renkte olan Kromoplastlar —> Havuç vb. c)Lokoplastlar Renksiz plastitlerdir. Besin depolama işinde göredirler. Bitkinin kök, toprak altı gövdesi ve tohumlar da protein, yağ, nişasta depo ederler. Işıkta ye renge dönüşürler. Depo edilen nişasta taneleri şekli bitki hücresine göre değişir. Plastitler birbirine dönüşülebilirler. Örneğin olgunlaşmamış domates yeşil renklidir ve kloroplast taşır. ( olgunlaşma tamamlandıkça yeşil renk yerini kırmızı renge bırakır. Yani kloroplastlar kromoplasta dönüşür. 3. ÇEKİRDEK (NUCLEUS) Genel olarak her hücrede bir çekirdek bulunur. Hücrenin ortasında yer alır. Belirgin zarla çevrili çekirdek olmayan hücrenin çekirdek maddesi sitoplazmaya dağılmıştır.Çekirdek: Çekirdek zarı, çekirdekçik, çekirdek plazması ve kromatin iplik olmak üzere dört kısımda meydana gelir. 1. Çekirdek Zarı: Çekirdek zarı, endoplazmik retikulumun devamı şeklinde olup endoplazmik retikulumun zarı ile bağlantı halindedir. Yapısında porlar bulunur. Bu porlar çekirdek plazması ile sitoplazma arasında serbest geçiş ve madde alış-verişin imkan sağlar. Çift katlıdır. 2. Çekirdekçik: Hücrede bîr veya daha fazla bulunabilen çekirdekçik ribozom ve protein sentezinde aktif rol oynar. Çekirdekçiğin sayısı ve büyüklüğü hücrenin işlevine göre değişir. Çekirdekçik ışığı çok iyi kırdığın dan ışık mikroskobuyla belirgin olarak görülebilir. 3. Çekirdek Plazması: Çekirdeğin içini dolduran sıvıya denir. Yarı akışkan yapıdadır. Çekirdek sıvısı su %50 - 80, protein % 39. DNA % 10, RNA % 1, mineral ve diğer maddelerden oluşur. 4. Kromatin İplik: Nukleus (çekirdek) içinde bulunup özel boyalarla boyandığı zaman görülebilir, iplikçik şeklindeki bir ağ sistemidir. Bu iplikçiklere kromatin iplikleri ve kromatin ağı denir. Dinlenme halindeki nükleus un içinde görüler: bu iplikçikler, spiralleri açılmış uzamış ve dağınık durumda bulunan kromozomlardır. Hücre bölüneceği zaman bu iplikler spiral yaparak toplanır, kısalır ve kalınlaşır. Böylece kromozomları meydana getirir.
|
|
|
|
|
1097
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: organik maddeler
|
: Eylül 30, 2007, 07:22:19 ÖS
|
|
ORGANİK MOLEKÜLLER Karbonhidratlar,proteinler,yaglar ve vitaminlerdir.cansız ortamda bulunmayıp ancak canlıların vucudunda üretilirler(günümüzde teknolojinin gelişmesi ile bazı vitaminler fabrikalarda sentetik olarak üretile bilmektedir.)bütün organik besinlerin temel yapısını karbon atomları oluşturur.cogunda karbonun yanında oksijen ve hidrojen de bulunur.karbonhidrat,yag ve proteinler enerji elde edmek için kullanılabilir.hücre zorunlu kalmadıkca,proteinleri enerji kaynagı olarak kullanmaz çünkü proteinlerin esas görevi hücre dolasıyla canlı yapısına katılmak ve enzim olarak görev yapmaktır.bu 3 temel besinin enerji verimliligi farklıdır.1 gr karbonhidrat yakılınca 4,2 k.cal,1 gr protein yakılınca 4,3 k.cal ve 1 gr yag yakılınca 9,5 k.cal nerji acıga cıkarırlar.hücrelerde bu enerjinin bi kısmı ATP`nin baglarına aktarılırken bir kısmıda ısı olarak ortama verilir..böylecehem vucud ısısı oluştururlur hemde kimyasal reaksiyonlar için enerji saglanır.
1. KARBONHİDRATLAR Bütün hücrelerin en önemli enerji kaynagıdır.Genel formülleri(CH2O)n ile gösterilir.Bu formülde glikoz için "n" yerine 6 yazarsak.C6,H12,O6,,olur.solunum ürünleri H2O ve CO2 dir. karbonhidratlar,bitkilerin hüçre çeperinin yapısını oluşturarak,bütün canlı hüçrelerden zarın yapısına katılarak,DNA ve RNA da bulunarak yapısal fonksiyon da görürler.Yapısındaki şeker molekülünün sayısına göre üç çeşit karbonhidrat vardır. A. Monosakkaritler ( tek şekerler):Basit şekerler de denir.İçerdikleri karbon atomu sayısına göre,6 karbonlu olanlar(heksozlar);Glikoz,fruktoz ve galaktoz`dur. 5 karbonlu olanlar ise(pentozlar) Riboz ve deoksiribozdur.monosakkaritler,disakkarit ve polisakkalitlerin yapı taşı(monomeri)dırlar. Glikoz : serbest olarak bal,üzüm ve incirde bol bulunur.Bütün polisakkaritlerin yapısını oluşturur. Fruktoz:Bal ve olgun meyvelerde bol bulunur.Bunun için meyve şekeri denir. Galaktoz:süt ve süt ürünlerinden bol bulunur .süt şekeri denir .Bunun için hayvansal bir besin maddesidir. Riboz:RNA nın,ATP nin ve bazı enzimlerin yapısında bulunur.Deoksiriboz ise DNA nın yapısında bulunur. B.Disakkaritler:(çift şekerler):iki monosakkaritin birleşerek meydana getirdigi şekerlerdir.Bu birleşme sırasında su açıga çıkar.Bu tip reaksiyonlara dehidrasyon sentezi denir. Dehidrasyonun tersi olan su ile parçalanma reaksiyonlarına ise hidroliz denir.Disakkaritler ancak sindirildikten sonra hücre zarından geçebilirler. C.Polisakkaritler:(Çok şekerler):Çok sayıda glikozun glikozid bağlanması sonucu oluşurlar.yani glikozun dehidrasyon senteziyle oluşmuş polımerlerdir. Glikoz+Glikoz+.......+Glikoz___ polisakkarit+(n_1)H2O Hepsi ayı yapı maddesinden oluştuğu halde fiziksel ve kimyasal özellikleri farklıdır.Çünkü, glikoz moleküllerinin birbirine bağlanma biçimleri farklıdır. Nişasta Bitki hücrekerinde karbonhidratların depo şeklidir.Çok sayıda glikozdan meydana gelir.Hayvan hücrelerinde bulunmaz . Suda çok az erir. Bağırsak epitelinden doğrudan doğruya kana geçemezler.Hayvanların çoğu sindirerek enerji hammaddesi olarak kullanır . Selüloz: Bitki hücrelerinde hücre çeperinin yapısını oluşturur. selülozu oluşturan glikozlar birbirlerine ters bağlandıkları için memeli canlıların sindirim sistemlerinden salgılanan enzimlerle yapıtaşlarına ayrılmazlar . suda erimez. Bağırsak epitelinden doğrudan kana geçemez.Geviş getiren memelilerde ,bazı kuşlarda ve termitlerde (beyaz karıncalar)sindirilerek kullanılır.Ağaçların yapısının yaklaşık %50 si selülozdur. Glikojen:Hayvan, insan, mantar ve bakteri hücrelerinde bulunur ve hayvansal nişasta da denir .En fazla karaciğer ve kaslarda bulunur.Hayvanların en hızlı kullandığı yedek enerji deposudur.Suda çözünür. 2.YAĞLAR (Lipidler) Lipidler C,H,O atomlarından meydana gelir.Bazılarında fosfor ve azot gibi elementler de yer alabilir. Yapısındaki oksijen oranı şekerlerden azdır.Yapılarında yağ asitleri , gliserol ve başka bazı maddeler bulunur.Yağlar suda ya hiç çözünmez ya da çok az çözünürler.Aseton, eter, kloroform,benzen ve alkol gibi organik çözücülerde çözünürler. Hücrede enerji yapı maddesi olarak (hücrezarı)kullanılır.ayrıca deri altında ısı kaybının önlenmesinde ve hayvanlarda çeşitli organların dış kısmının korunmasında görevlidir.solunumla yakılmaları(oksidasyonları)sonucunda fazla miktarda metapolik su acıga cıkarırlar bunun için özellikle kış uykusuna yatan uzun süre göç eden ve suyun az oldugu ortamlarda yaşayan hayvanlarda iy ibir depo ve enerji ham maddesidirler. Aynı zamanda hafif oldugundan uçmada havyana avantaj saglarlar. Yagların yakımı ve kullanımı uzun sürdügünden hücrelerde enerji kaynagı olarak karbonhidratlardan sonra tercih edilirler.En önemli lipidler yağ asitleri, yağlar (nötr yağlar) fosfolipidler ve steroidlerdir. Yağ asitleri:en basit lipidler olup,uzun karbon zincirlerinden oluşurlar. Karbonlar arasındaki bütün bağlar tekli ise doymuş,çift bağ varsa doymamış yağ asitleri diye adlandırılırlar. Genellikle sıvı yağlar bitkisel kaynaklı olup.doymamiş yağ asitleri içerirler .katı yağlar ise genellikle hayvansal kaynaklı olup, doymuş yağ asitleri içerirler.Doymamış yağların yüksek sıcaklık ve basınçta hidrojenle doyurulmasından margarinler elde edilir. Steroidler: zarların yapısına katıldığı gibi vitamin ve hormon olarak da görev alırlar. Fosforlipitler: hücre zarının yapısına katılan ve fosfor içeren yağlardır. Nötral yağlar:yağların en önemli depo şeklidir.Bir gliserol molekülünün üç yağ asidine bağlanması sonucu oluşurlar. 3 Yağ asidi+1 Gliserol____Yağ+3H2O Yağ asitleri gliserol ile ester bağlarıyla bağlanır ve su açığa çıkarırlar (dehidrasyon sentezi) Bir gliserole bağlanan yağ asitleri aynı olabileceği gibi farklı da olabilir. Bundan dolayı yağların birçok türevi meydana gelmiştir. 3.PROTEİNLER: Proteinler hücrede ribozomlarda sentezlenir.Hücrenin en önemli organik bileşiklerindendir. yapısında karbon (C), Hidrojen (H),oksijen(O),azot(N) ve bazılarında bulunanek olarak kükürt (S) ve fofor (P) da bulunabilir.Protein moleküllerinin yapısına 20 çeşit amino asit bulunur. Herbir amino asitte amino grubuyla (HN2) karboksil (COOH) grubu aynıdır.Amino asitlerde radikal grubu (R)farklıdır.Dolayısıyla 20 çeşit amino asitte 20 farklı R grubu bulunur. İnsanlar bu amino asitlerden bir kısmını sentezlerken, bir kısmınıda hazır olarak alırlar.Diş ortamdan alınan amino asitlere temel amino asitler denir.Bir organizmanın kuru ağırlığının yaklaşık %50 sini proteinler meydana getirir. Diğer besin maddelerinden farklı bir özelliği sahip olup, hücrede DNA tarafından sentezlettirilen tek moleküldür.Protein molekülleri her canlı türüne hatta bireye özgü olup antijen özelliği gösterirler.Yani farklı özelliğe sahip bir canlıya aktarıldıklarında antikor oluşumuna neden olurlar.Günümüzde doku ve organ nakillerinin başarısızlıkta sonuçlanmasının nedeni proteinlerin bu özelliklerinden doleyıdır.Doku aktarımlarının başarıyla sonuçlanabilmesi için daha çok protein yapıları benzer kişiler seçilmektedir.Solunumla ancak zor durumlarda yakılırlar. solunum ürünü olarak H2O, üre,ürik asit,H2S, CO2 ve NH3 gibi artıklar oluştururlar. Bütün amino asitlerde karboksil ve amino grubu bulunduğu için proreinler ve amino asitler hem asit hem baz özelliği gösterirler.Proteinler n sayıda amino asitin peptit bağları ile birleşmesinden oluşurlar. A.asit+........+A.asit_____ protein (polipeptit) + (n_1) H2O Proteinlerdeki amino asitler birbirine bağlayan bağa peptid bağı denir . peptit bağı 1.amino asitin karboksil grubu ile 2.amino asitin amin grubu arasında meydana gelir ve bu sırada bir su açiğa çıkar. peptit bağlarının tümü aynıdır.Proteinlerin birbirinin farklı özellikte olması içerdikleri amino asitlerin sayısına , çeşidine, dizilişine ve amino asittin kullanılma miktarına bağlı olarak değişir.
H H O H H O ' ' '' ' ' '' H---N----C---C-----(OH+H)----------N----C----C---OH------Dipeptid+H2O ' ' R1 R2
Proteinler yapıcı ve onarıcı moleküllerdir.Az miktarda da enerji verici olarak kullanılırlar.Organizmalar ancak uzun süen bir açlıkta, proteinlerini solunumda fazlaca yıkmaya başlarlar.Bu durumda hücrelerin protein sentezi protein yıkımından sentezlemek zorundadır.Çünkü proteinlerdeki amino asit sırasını DNA belirler. Hücrede oluşan proteinlerin bir kısmı enzim,bir kısmı hormon. bir kısmı antikor,bir kısmı iseyapısal görevler yapmak üzere özelleşmişlerdir. yapısal proteinler hücreninçeşitli organellerinin yapısında da bulunur. Hücre zarının yapısında lipoprotein glikoprotein gibi farklı protein bileşikleri vardır. 4. VİTAMİNLER: Vücutta düzenleştirici fonksiyon görürler.Bazıları enzimlerin yapısına katılır. Sindirime uğramazlar.sindirim sisteminden doğrudan kana emilirler.Vücutta enerji verici olarak kullanılmazlar.Yeşil bitkiler ihtiyaç duyduklraı vitaminleri kendileri sentezlerler.İnsanlar ve hayvanlarda vitamin senteziçok azdır. Sadece bazı provitaminleri gerçek vitaminlere çevirebilirler.Mesela deride D vitamini, kracigerde A vitaminin sentezlenmesı.Çoğu vitaminleri dışardan hazır almamız gerek.
Vitaminlerin çok az miktarda bile etkili olurlar,eksikliklerinden çeşitli aksaklık ve hastalıklar ortaya çıkar.çogu zaman vitamin alınınca ilgili aksaklık geçer.Ancak gelişme dönemindeki aksamalar kalıcı sonuçlar dogurabilir. Vitamin adı Önledigi aksaklık A vitamini ----------> Gece körlügü D vitamini ----------> Raşitizm(kemiklerde bozukluk) E vitamini ----------> Kısırlık ve üreme bozuklugu K vitamini ----------> Kanın pıhtılaşmaması B vitamini ----------> Beri beri kansızlık C vitamini ----------> Skorbit(diş etlerinde kanama)
Vitaminler suda ve yagda olmak üzere 2 ye ayrılır. A,D,E,K vitaminleri yagda çözülürler.Biraz daha uzun süre bozulmadan kalabilirler.Bunun için Karacigerde depolanırlar. B grubu vitaminleri ve C vitamini suda çözülür.uzun süre bozulmadan kalamazlar.Özellikle C vitamini taze alınmalıdır.Isıtmakla,bekletmekle,metallere temasla degerlerinden kaybederler.Depolanmazlar,fazlası atılır.
|
|
|
|
|
1098
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: Organik moneküller
|
: Eylül 30, 2007, 07:22:05 ÖS
|
|
ORGANİK MOLEKÜLLER ATP VE ENZİMLER Organik Moleküller:Yapılarında C,H,O ve N gibi elementler bulunduran, canlı hücreler tarafından sentezlenen veya kullanılan moleküllerdir. Beşe ayrılırlar: 1.Karbonhidratlar 2.Yağlar 3.Proteinler 4.Vitaminler 5.Nükleik asitler ENERJİ VERİCİ MOLEKÜLLER Karbonhidratlar:Canlılar için en önemli enerji kaynağıdırlar. Yapılarında C,H,O bulunur. Taşıdıkları şekerlere göre üçe ayrılırlar. 1.Monosakkaritler(Glikoz-Galaktoz-Früktoz):Karbonhidratların yapı birimidir. Hücre zarından geçebilirler. Deoksiriboz ve riboz beş karbonlu monosakkarit olup enerji vermezler. 2.Disakkaritler:İki monosakkaritin dehidrasyon sentezi ile birleşmesinden oluşur. 3.Polisakkaritler:Çok sayıda monosakkaritin bir araya gelmesiyle oluşur. Selüloz ve nişasta bitkisel, glikojen ve kitin ise hayvansal polisakkaritlerdir. Karbonhidratlar glikozit bağı ile birbirine bağlanırlar. n sayıda monosakkarit tepkimeye girmişse n-1 mol su ve n-1 tane glikozit bağı oluşur. Yağlar:Yapıtaşları gliserin(gliserol) ve yağ asitleridir. Bu birleşim sırasında oluşan bağa ester bağı denir. •Biyolojik açıdan önemli yağlar:Nötral yağlar, yağ asitleri, fosfolipidler ve steroidlerdir. •Yağlar ikiye ayrılır: Katı Yağlar:Doymuş yağ asitlerinden oluşur. Sıvı Yağlar:Doymamış yağ asitlerinden oluşur. •Steroidler zarları yapısına katılır, metabolizmayı düzenler, vitamin ve hormon olarak görev yaparlar. Proteinler:Yapıtaşları aminoasitlerdir. Canlı yapısına katılan 20çeşit aminoasit vardır.aminoasitler dehidrasyon sentezi ile birleşerek proteinleri oluşturur. Aminoasitler peptit bağı ile bağlanırlar. •Aminoasitlerin dizilişi, çeşidi ve sayısı protein çeşitliliğini sağlar. •Proteinler, hücrenin yapısında yer alırlar. Ayrıca enzim ve bazı hormonlarda protein yapılıdır. •Doku ve organ nakillerinde proteinsel benzerlikler önem taşır. Dehidrasyon:İki yada daha fazla molekülün su açığa çıkararak büyük molekülleri oluşturduğu tepkimelerdir. Hidroliz:Dehidrasyonun tersidir. Büyük moleküllerin, su alarak küçük moleküllere parçalanmasıdır. Vücutta enerji bakımından kullanılış sırası:Karbonhidratlar, yağlar, proteinler. Verdiği enerji miktarı bakımından:Yağlar. Proteinler. Karbonhidratlar olarak sıralanırlar. Vitaminler:Vücut tarafından sentezlenemezler. Metabolizmayı düzenleyici görevleri vardır. Yağda eriyenler:A,D,E,K. Suda eriyenler:B,C vitaminleridir. Nükleik Asitler:Hücrede yönetici molekül olarak görev yaparlar. İki çeşittir:DNA ve RNA ATP(Adenozin Trifosfat) Canlıların kullandığı enerji şeklidir. Baz, riboz şekeri ve fosfat tan oluşur. Yapı birimi nükleotitlerdir. Yapısındaki fosfat bağlarının koparılması suretiyle enerji kazanılır. ATP®ADP+P+7300 kalori •ATP tüketen reaksiyonlar endergonik, ATP oluşturan reaksiyonlarda ekzorgoniktir. •Tüm reaksiyonların başlaması için mutlaka bir enerji gereklidir. Buna AKTİVASYON ENERJİSİ denir. •ATP oluşturan reaksiyonlar:O2 li ve O2 siz solunum. ATP tüketen reaksiyonlar:Aktif taşıma, Fiziksel hareket, Biyosentez olayları dır. Fosforilasyon:Bir moleküle fosfatın katılması işlemidir(ATP sentezi). Üç şekilde yapılır: 1.Subsrat düzeyide fosforilasyon:Subsratların yapısındaki fosfatların koparılarak ATP sentezlenmesidir. 2.Oksidadif fosforilasyon:Elektron taşıma sisteminden geçişlerisırasında elektronların enerjisinden yararlanılarak ATP sentezlenmesidir. 3.Fotofosforilasyon:Klorofil sayesinde ışık enerjisinden yararlanılarak ATP sentezlenmesidir.
Oksidatif fosforilasyonla ATP eldesi ENZİMLER Hücre içinde üretilen ve hücredeki bütün reaksiyonların hızlanmasını sağlayan protein yapısındaki biyolojik katalizörlerdir. Enzimler iki çeşittir: a-Basit enzimler:Yalnızca protein yapısındaki enzimlerdir. b-Bileşik enzimler:İki kısımdan oluşurlar: 1.Apoenzim:Protein yapısındaki kısımdır. 2.Koenzim:Vitaminlerden oluşan kısımdır. Metal iyonları(Ca, Mg, Zn, Fe) varsa kofaktör adını alır. Apoenzim+Koenzim veya Kofaktör=Aktif enzim(Holoenzim) Enzimlerin Özellikleri •Her enzim bir gen kontrolünde meydana gelir.(Bir gen bir enzim hipotezi) Gen1 Gen2 ¯ ¯ Enzim1 Enzim2 ¯ ¯ Arjinin ®Sitrolin®Ornitin •Aktivasyon enerjisini düşürürler •Tekrar tekrar kullanılabilirler. •Tersinirdirler. Çift yönlü reaksiyonları katalizlerler. •Enzim etkisi ile değişikliğe uğrayan maddeye SUBSRAT, enzimin subsrata bağlandığı yere AKTİF MERKEZ, reaksiyonlar sonucu oluşan maddeye de ÜRÜN adı verilir. •Hem hücre içinde hem de hücre dışında iş görebilirler. •Enzimler spesifiktirler. Reaksiyonlarda madde yüzeyi artarsa reaksiyon hızı da artar. •Enzimlerin etkinliğini azaltan veya yok eden maddelere İNHİBİTÖR (zehir, ilaç vs.) denir. •Protein yapısında olduklarından proteinin yapısını bozan her şey enzimlerin yapısını da bozar. •Apoenzim ribozomlarda sentezlenir ve etkilenecek subsratı seçer. Koenzim ve kofaktör ise asıl etkiyi yapıp aktivatör etki gösterir.
|
|
|
|
|
1099
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: osman zeki üngör
|
: Eylül 30, 2007, 07:21:43 ÖS
|
|
Osman Zeki Üngör (1880 - 1958)
Besteci, Orkestra şefi, keman virtüozu Osman Zeki Üngör 1880 yılında İstanbul'da doğdu. Muzıka-i Hümayun'da Fasl'ı Cedid'i tertib eden Santuri Hilmi Bey'in torunu; Hacı Bekirzade Hüseyin Bey'in oğlu, Ekrem Zeki Ün'ün babasıdır.
Beşiktaş Askeri Rüştiyesi'nde okudu. 1891'de girdiği Mızıkai Hümayün'da yeteneğiyle II.Abdülhamid'in dikkatini çekti. Batı müziği öğrenimi görerek konser kemancısı oldu. Büyükbabası Santuri Hilmi Bey'in kurduğu Mızıkai Hümayun faslı Cedidi'nde ve Saffet Atabinen'in ilk defa düzenlediği senfoni orkestrasında başkemancı olarak çalıştı. Binbaşı rütbesiyle de Saray Orkestrası Şefi oldu.
Mızıkai Hümayun'da öğretim görevinde bulundu. İstanbul Erkek Muallim Mektebi'nde öğretmenlik yaptı. Bağımsız kadrosu olan ilk Türk senfoni orkestrasıyla Union Française'de haftalık halk konserleri verdi. Musiki Muallim Mektebi'nin müdürlüğünü yaptı.
Avrupa şehirlerinde de orkestralar idare ederek konserler veren Üngör; asıl ününü Mehmed Akif Ersoy'un İstiklal Marşını 1922 senesinde besueleyerek elde etti. Cumhuriyet'in İlanı'ndan sonra vazifesini Ankara'ya naklederek Ankara Riyaset-I Cumhur Musıki Hey'eti Şefi oldu.
Musıki Muallim Mektebi'nin kurulmasında önemli rol oynayan Üngör; 1924-1934 seneleri arasında bu okulun müdürlüğü vazifesinde bulundu.
1934 senesinde emekliye ayrılan Üngör; bir müddet de Teşvikiye Caddesi'nde Maçka Palas'ta oturmuş, 1958 senesinde de İstanbul'da vefat etmiştir. Cenaze töreninde özel izinle İstiklal Marşı çalındı.
İstiklal Marşı dışında başlıca eserleri: İlim Marşı, Azmü Ümit Marşı, Töre Marşı, Türk çocukları, Cumhuriyet Marşı.
|
|
|
|
|
1100
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: Örümcekler
|
: Eylül 30, 2007, 07:21:30 ÖS
|
|
Örümcekler
Bilimsel Sınıflandırma
Alem: Animalia
Şube: Arthropoda
Sınıf: Arachnida
Takım: Araneae Clerck, 1757
Alt takımlar Araneomorphae Mesothelae Mygalomorphae
Örümceklerin ayrıntılar: dört çift yürüme bacağı (1), başla göğüs kaynaşmış olur (sefalotoraks, 2), karın (3), ne anten ne de kanat var Örümcekler, eklembacaklıların örümceğimsiler (Arachnida) sınıfının örümcekler (Araneae) takımından türlerine verilen genel ad. Hemen hemen dünyanın her tarafında yaşarlar. 30.000 kadar türü vardır. Baş ve göğüs kaynaşmıştır. Karın, göğüse ince bir bel ile bağlanmıştır. Aynı büyüklükte başka bir canlının beli bu kadar ince değildir. İçinden sindirim borusu, kan damarları nefes boruları ve sinir sistemi geçer. Örümceklerin boyları, birkaç cm'den 20 cm'ye kadar değişir. Ağızlarının önünde iki zehir çengeli (keliser) ve iki his ayağı (pedipalp) yer alır. Göğüslerinde ise, gelişmiş dört çift yürüme bacağı vardır. Uçları, tarak gibi dişli iki çengelle sonlanır. Örümcek bunların sayesinde ağ üzerinde rahatça dolaşır. Bir kısmı ileriye, geriye ve yanlara doğru yürüyebilirler. Çoğunun başında 8 adet osel (basit) göz bulunur. Gözlerin dizilişi, sınıflandırmada önemli bir özelliktir. Yuvarlak olan karın kısmı yumuşak ve esnek olup, alt kısmında solunum delikleri, ipek bezleri, anüs ve cinsiyet organları yer alır. Örümcekler yırtıcı ve aç gözlü hayvanlardır. Birbirlerine saldırmaktan çekinmezler. Avları çok çeşitlidir. Çoğu, böceklerle beslendiklerinden faydalı sayılırlar. Bazı tropikal türler amfibyum, sürüngen, küçük kuş ve memeli gibi omurgalıları avlarlar. Örümceklerin hepsi avlarını yakalamak için tuzak ağları kurmaz. Bir kısmı avlarını kovalayarak veya üzerlerine sıçrayarak yakalar. Suda böcek, kurbağa ve balık avlayanlar da vardır. Yakaladığı avını, kıskaçlarına açılan zehir salgısı ile felce uğratır. Sonra ısırarak avının iç organlarına, eritici enzimler ihtiva eden tükrük salgısını akıtır. Kısa bir zaman zarfında, avın iç organları eriyerek sıvı haline gelir. Örümcek, emici midesini bir pompa gibi kullanarak bu sıvıyı emer. Av, kısa bir sürede içi boş kabuğa döner. Örümcek, bu boş kabuğu ya olduğu yere bırakır veya başka bir yere atar. Böcekler, küçük kuşlar bu avlar arasındadırlar. Güney Amerika'da yaşayan, bacakları hariç 10 cm boyunda olan, toprakaltı inlerinde barınan bazı türler, tavşan ve tavukların içini boşaltabilecek güçtedir. Örümceklerin özofagusları (yemek borusu) çok dar olduğundan böyle beslenmek zorundadırlar. Ayrıca, ağız parçaları da bir sineği bile parçalayacak güçte değildir. Zehir çengelleri, avı delmeye ve zehir akıtmaya yarar. Uçtaki iğneli kısımları, bir şırınga gibi birer yan delikle biter. Deliğin böyle enjektörvari oluşu, tıkanma tehlikesini önler. İğne ava girince, zehir bu delikten sızar. Örümcekler, iki keliseri de kullanırlar. Isırdıkları zaman yanyana iki delik olması bu yüzdendir. Keliser, aynı zamanda, delik açma ve küçük cisimleri taşıma işlerine de yarar. Örümceklerin böceklerden ayrılan birçok özelliği vardır. Böceklerin çoğu kanatlı olduğu halde, örümcekler kanatsızdır. Böceklerde 6 bacak olmasına karşılık örümceklerde 8 bacak vardır. Antenleri olmadığından, ağız önündeki pedipalpler bu görevi üstlenirler. Dış görünüşleri bacağa benzediğinden bunlara duyu bacakları da denir. Üzerleri duyu algılayıcı tüylerle kaplı olup, dokunma, tad alma ve çevreyi koklayıp araştırma gibi görevler yaparlar. Üreme dönemlerinde erkeklerde spermaları biriktirip dişiye aktaran bir kopulasyon (çiftleşme) organı olarak da iş görürler. Örümceklerde trakealar (solunum boruları), akreplerde olduğu gibi karın altında kitap akciğerleri tipindedir. Kitap yaprakları şeklindeki deri kıvrımlarından dolayı solunum organları bu adı alır. İki veya dört tane kitap akciğerleri vardır. Eğer örümcekte bunlar iki ise, eksikliği ek solunum boruları ile tamamlanır. Örümceklerde, diğer eklembacaklılar gibi açık bir dolaşım sistemi bulunur. Kılcal damarları yoktur. Hemen hemen her yerde rastlanan örümcek ağı, aslında bir sanat şaheseridir. Yapılış maksadı avlanmak olan ağ, bir nevi tuzaktır. Fakat her örümcek türü ağ yapmaz. Ancak bütün örümcekler ağ tellerinden yumurtalarının etrafını saran kozalar yaparlar. Bazıları da ağ bezlerini, yaprakları yapıştırmakta, yuvalarının içini döşemede, açtıkları çukurun çevresini kapatmakta vs. işlerde kullanırlar. Ağ kurmayan bu tür avcı örümcekler de, arkalarında ağdan bir iz bırakarak, rüzgarla sürüklenmekten korunurlar. Erkekler, dişileri bulmakta da bu izlerden faydalanırlar. Karın altlarının arka taraflarında üç çift ağ organları bulunur. Her birinin dışarıya ayrı bir çıkışı vardır. Bezlerden meydana gelen yapışkan ve sıvı iplik maddesi, havayla temas edince sertleşir. Her ağ memeciğinde 100 kadar ince ve küçük kanalcıklar bulunur. Bu ince kanalcıklardan sızan iplikçikler bir araya gelerek büküldükleri zaman (çelik kablolar gibi) tek iplik durumuna gelirler. Esnek ve yapışkandırlar. Bir sinek ne kadar sert çarpsa da kopmazlar. Ağ yapmak isteyen örümcek, ağ organlarını bacaklarının bir kısmı ile bastırarak ağ maddesinin akışını başlatır. Örümcekler, iplik deliklerinden çıkan tellerin hepsini toplayıp bir tek tel halinde kullandıkları gibi bunlardan ayrı ayrı incecik tel de yaparlar. Düşme anında bir yere taktığı ağ telini, kendisi yere varıncaya kadar uzatabilir. Genç örümcekler, ağ tellerinin sayesinde uzun mesafelere uçabilirler. Bunun için telin bir ucunu bir yere bağlayarak kendilerini hava akımlarına bırakırlar. Böylece yerlerinden havalanan örümcekler, karada 5 km, denizde ise yüzlerce km uzaklara savrulabilirler. Okyanuslardaki ıssız adalarda yaşayan örümcekler, hep böyle havadan gelmişlerdir. Sonbaharda bol bol rastlanan ağ telleri de uçan genç örümceklerden kalmıştır. Ağ yapacak olan bir örümcek, önce yüksekçe bir yere tırmanarak, ağın ucunu bulunduğu kısma yapıştırarak ipek iplik yardımıyla aşağı süzülür. Gözüne kestirdiği bir dala ulaşarak bağlantı kurar. Sonra o iplik üzerinde gidip gelerek ağı kalınlaştırır. Daha sonra vücudundan çıkmakta olan ipliğin bir ucunu ilk ipliğe tutturarak kendisini boşluğa bırakır. Ağa bağlı halde bir yere varınca, o ucu vardığı yere yapıştırır. Bu yolla birkaç gidiş gelişte ağın kaba iskeleti meydana gelir. Bundan sonra iskeletin merkezi çevresinde dairevi halkalar yaparak ağı tamamlar. Ağ örümü çoğunlukla gece olur. Örülmesi en fazla 60 dakika alır. Ağın ortasında spiral ve yapışkan bir yer vardır. Diğer iplikçikler kurudur. Bir sinek ağa konsa hemen yapışır. Kurtulmak için çırpındıkça daha da yapışır. İkaz iplikçiği ile avın yakalandığını anlayan örümcek gelerek avını zehirler. İkaz iplikçiğinin bir ucu ağa bağlı, diğer ucu ise daima kendisindedir. Ağlar, genellikle yere dik vaziyettedir. Maksat, uçan arı ve sinekleri yakalamaktır. Her örümcek türünün, kendisine has ağ örme stili vardır. Ancak dikkati çeken nokta, ağlarda geometrik inceliklerin her zaman varlığıdır. Ağ örme işi örümceklerin, doğuştan kazandıkları bir sanattır. Küçük bir örümcek, daha önce hiç ağı görmemiş ve örmemiş olmasına rağmen büyüklere benzer ağlar örer. Bazı örümcekler düşmanlarından korunmak için çeşitli hilelere başvururlar. Güneydoğu Asya'da bir örümcek türü yaptığı büyük ve dairevi ağının ortasında durur. Bu duruş örümcek yiyen kuşlar için kolay bir hedef teşkil eder. Örümcek, düşmanlarını yanıltmak için birkaç adet sahte ağ merkezi tesis eder. Yediği avlarının kalıntılarını da ağ merkezlerine takarak manken örümcekler kullanır. Başka bir örümcek çeşidi de diken ve ağaç kabuklarından manken örümcekler yapar. Örümcek ağlarının ipleri ipektir. Bu iplikler, aynı çaptaki çelik telden daha sağlamdır. Örümceğin ipeği, ipekböceğinin ipeğinden daha ince ve daha dayanıklıdır. Üstelik bildiğimiz ipekten daha güzeldir. Ancak yapılan araştırmalar göstermiştir ki, örümcek ipeği tellerinden ince ipek elde etmeye imkan yoktur. Daha doğrusu çok pahalıya mal olmaktadır. Bunun başlıca sebebi, örümcekleri bir arada tutmanın zorluğudur. Zira bir arada bulunan örümcekler birbirini yerler. Örümcekler ayrı eşeyli canlılardır. Dişileri erkeklerden daha iridir. Ağ yapan ve ağ ile avlananlar da bunlardır. Bazı türlerde erkekler de ağ yapar. Örümceklerde bir arada yaşamak, toplum ve aile hayatı yoktur. Erkekten daha iri olan dişiler, yakaladıkları erkekleri hemen yerler. Örümceklerde en ilgi çekici hususlardan biri de erkeklerde duyu bacaklarının eşleşme organı vazifesi görmesidir. Erkek önce bir sperma ağı örerek üzerine bir damla spermatozoon sıvısı bırakır. Sonra ters dönerek bu sıvıyı şırıngaya çeker gibi pedipalplerin şişkin kısmına doldurur. Bundan sonra dişiyi aramaya çıkar. Örümceklerin çiftleşmesinde erkek örümcek, daima ölümle karşı karşıyadır. Çiftleşme zamanında erkek örümcekler dişilerin karşısında çeşitli hareketlerle, dişilere açlığını unutturmaya çalışırlar. Sıçramalarla yaptığı bu hareketlere örümceğin sevgi dansı denir. Dişi örümceğe açlığını unutturmak için dans yaparken ondan uzak durmaya da dikkat eder. Zira bir anda yakalanmak tehlikesi vardır. Bazıları, çiftleşme öncesi dişi örümceğe bir böcek ikram ederek açlığını giderir. Bir tehlike kalmadığını anlayınca dişiye yaklaşır. Açlığını hatırlayan dişi, erkeği yemeyi düşündüğü için, erkekler çiftleşmeden sonra hemen kaçarlar. Birçok örümcek kaçmaya fırsat bulamadan dişi örümceğe yem olmaktadır. Fakat her çiftleşmeden sonra dişinin mutlaka erkek örümceği yediği söylenemez. Dişi örümcekler yumurtalarını, ağ ipiyle yaptıkları kozalara (torbalara) bırakırlar. Bir kozada bazan yüzlerce yumurta olabilir. Genellikle yazın sonlarında döllenen yumurtalar, ilkbaharda yavru verir. Yaz başlarında döllenen yumurtalardan 20-60 gün içinde yavru çıkar. Örümcek, sonbaharda sarı bir ipek kozası içine bıraktığı yumurtalarına karşı çok şefkatlidir. Yumuşak ve çok küçük olan bu yumurtalarla dolu kozayı bir dala, taş altına duvar yarığına, ağaç kovuğuna veya çalılıklar arasına emin bir yere yapıştırır. İlkbaharda doğan yavrular ana-babalarına benzerler. Doğduktan birkaç gün sonra iyi bir ağ kurup kendi kendilerine beslenirler. Çoğu türlerde, yavrular dünyaya geldikleri zaman anneleri çoktan ölmüş olacaktır. Zira örümcekler 1-2 yıl yaşarlar.
|
|
|
|
|
1101
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: ÖSS BİYOLOJİ - BIOTEKNOLOJI - DAVRANıŞ VE EVRIM TEORILERI SORULARı VE CEVAPLARı
|
: Eylül 30, 2007, 07:21:11 ÖS
|
|
Biyoteknoloji - Davranış ve Evrim Teorileri – 7 soru 1. Kural olarak, memelilerde, aynı cinse bağlı iki türden, kutuplara yakın yerlerde yaşayanın, ekvatorda yaşayandan daha büyük vücutlu olduğu bilinmektedir. Büyük vücutlu olma, aşağıdakilerden hangisini sağlar? A) Terleme yüzeyini büyültmeyi B) Vücut sıcaklığını korumayı C) Enerji kullanımını arttırmayı D) Vücuttan su kaybını önlemeyi E) Metabolizma hızını yavaşlatmayı (1986 - ÖSS) Kutuplarda yaşayan hayvanların, sıcak bölgelerde (Ekvatorda) yaşayanlara göre daha iri vücutlu olması, vücut yüzeyinin kütleye oranını azaltır. Dolayısıyla vücut yüzeyi küçüldükçe vücut ısısının kaybolması azalır. Vücut fazla ısı kaybetmediği için kutuplarda yaşama şansı bulmaktadırlar. Yoksa ekvatorda yaşayan hayvanlar gibi bünyelerindeki ısıyı çevreye verirlerse kısa sürede ölürler. Sonuç olarak, büyüklük arttıça yüzey daralır ve vücut ısısının korunması sağlanır.
2. Evrimsel olarak, hayvanların sudan karaya geçmesi sırasında aşağıdakilerden hangisi önemli bir sorun olmamıştır? A) Sindirimin gerçekleştirilmesi B) Vücuttaki suyun korunması C) Vücut ısısınının korunması D) Solunum için gerekli oksijenin alınması E) Vücut ağırlığının taşınması (1987 - ÖSS) Sindirim, hem suda yaşayan hem de karada yaşayan hayvanlar tarafından gerçekleştirilmektedir ve gerçekleştirilmek zorundadır. Vücut suyunu koruma, kara hayvanlarının en önemli problemlerindendir. Bunun için, az idrar atma, vücudun çeşitli örtülerle kaplı olması, solunum organlarının vücut içine doğru gömülü olması gibi birçok adaptasyonları vardır. Çünkü kara ortamının ısı değişimleri su ortamındaki ısı değişimlerinden çok fazladır. Vücut ısısının korunması, yine kara hayvanlarının problemidir. Çünkü kış mevsimlerinde ortam ısısı çok azalır. Yaz mevsimlerinde ise çok artar. Bu değişimlere uyum sağlayabilmek oldukça zordur. Oksijenin alınması, su ve kara hayvanlarında farklı biçimlerde ve oranlarda gerçekleşir. Havada % 21 oranında oksijen bulunurken, sularda bu oran çok düşük olup, %7-15 dolayındadır. Ayrıca kara hayvanları havanın serbest oksijenini almak zorundadırlar. Vücut ağırlığını taşımak, yine kara hayvanlarında problemdir. Çünkü suda suyun kaldırma kuvveti ve akışkan olması ağırlığın taşınmasına büyük oranda katkıda bulunmaktadır. Buna göre, sudan karaya geçişte besinlerin sindirilmesi bakımından büyük bir fark yoktur.
3. Aşağıdakilerden hangisi, bir populasyonun iki farklı türe evrimleşmesine yol açmaz? A) Bazı bireylerin üreme zamanlarının kayması B) Populasyondaki bireylerin farklı sayıda yavru oluşturması C) Bazı bireylerin farklı yaşam ortamlarında (habitatlarda) yaşamaya uyum sağlaması D) Bazı bireylerin çiftleşme davranışlarında farklılaşma olması E) Coğrafik engellerin artması (1998 - ÖSS) Hem populasyon genetiği hem de evrim konularını kapsayan bir sorudur. Populasyonlardaki, coğrafi ve fizyolojik izolasyonlar (ayrılmalar), iç ve dış göçler, ortam şartlarının farklılığı ve buna bağlı seleksiyonlar bireylerin gen frekanslarını değiştirir. Bu değişim türün bireyleri arasında farklılaşmalara neden olabilir. Üreme zamanı değişen bireyler ve çiftleşme davranışları değişenler de kalıtsal değişime neden olabilir. Bunun sonucunda kısır bireyler oluşur. Bireylerin farklı sayılarda yavru yapması, belli bir birey grubuna özgü olmadığı için çeşitliliğe ve farklılışmaya neden olmaz.
4. Aşağıdaki durumların hangisinde, vücutta özel savunma (antijen - antikor reaksiyonu) gerçekleşmesi beklenmez? A) Kan grubu A olan bir insana B grubu kan verilmesi B) Aynı yumurta ikizleri arasında doku nakli yapılması C) Penisiline duyarlı bir insana penisilin iğnesi yapılması D) Yumurtaya karşı alerjisi olan bir insanın yumurta içeren bir besin yemesi E) Kanı Rh– olan bir annenin, I. ve II. hamileliklerinde, bebeklerin kanının Rh+ özelliğinde olması (2000 - ÖSS) Aynı yumurta ikizleri, bir yumurtanın bir spermle döllenmesiyle oluşurlar. Çünkü, zigot mitozla bölünerek yeni hücreleri oluşturur. Yeni hücreler mitoz ürünü olduğu için aynı kalıtsal yapıdadırlar. Bu hücrelerin birbirinden ayrılarak bağımsız olarak gelişmeleri tek (aynı) yumurta ikizlerini oluşturur. Aynı ikizlerin, kalıtsal özelliklerle ilgili bütün yönleri aynıdır. Bunun için protein yapılarında fark yoktur ve doku nakilleri çok başarılı olarak yapılabilir. Fenotipte görülebilecek bazı farklılıklar çevresel etkilerle oluşmuş olabilir.
5. Evrimleşmeyi sağlayan aşağıdaki mekanizmalardan hangisi, yapay seçilim (ıslah) çalışmalarının temel koşuludur? A) Populasyondaki kalıtsal çeşitlilik B) Eşeysel üremedeki çeşitleme C) Çevre koşullarındaki değişme D) Yeni mutasyonlar E) Eşeysel seçilim (2001 - ÖSS) Evrim teorilerine göre, bir populasyon içinde bulunan bireylerdeki kalıtsal çeşitlilik evrimin asıl hammaddesidir. Çevre koşullarındaki değişmeler, mutasyonlar ve eşeysel seçilim bu kalıtsal çeşitlilik sayesinde türlerin farklılaşmasına neden olur. Dorwin’in doğal seçilim sipotezine göre, kalıtsal yapısı farklı olan bireyler, değişen şartlara uyarken giderek değişecek ve yeni türlerin oluşmasına neden olacaktır.
6. Aşağıdaki grafik; bir ekosistemde bulunan bir bitki populasyonundaki bireylerin boy uzunluğuyla ilgili dağılımını göstermektedir. Belirli bir süre sonra, bu populasyonda boyu 5 cm nin altında ve boyu 15 cm nin üzerinde olan bireyler, ekosistem koşullarına bağlı olarak ayıklanmıştır. Boy uzunluğu kalıtsal olarak saptanan bir özellik olduğuna göre, bu bitki türünün gen havuzunda meydana gelen bu değişme, boy uzunluğuyla ilgili olarak bu türde, I. kalıtsal farklılıkların azalması, II. uyum yeteneğinin zayıflaması, III. evrimleşmenin yavaşlaması durumlarından hangilerinin gerçekleşmesine neden olabilir? A) Yalnız I B) Yalnız II C) I ve II D) II ve III E) I, II ve III (2002 - ÖSS) Grafik incelendiğinde, boy uzunluğuna göre çok farklı bitkilerin bulunduğu görülebilir. Ekosistemin koşulları bu gruplardan bazılarını yok etmiştir. Buna göre populasyondaki kalıtsal çeşitlilikte azalmıştır denebilir. Evrimin temel mekanizması, türü oluşturan bireyler arasındaki kalıtsal çeşitliliğe dayanır. Değişen çevre şartlarının bu kalıtsal çeşitlilikte uygun bireylerin değişimine, uygun olmayanlarınsa elenmesine neden olur. (Doğal gelişim). Bu durumda kalıtsal çeşitliliğin azalması, evrimleşmenin de yavaşlamasına neden olacaktır. Ekosistemi oluşturan bireylerden iki grubun azalması, populasyonu etkileyen bütün faktörlerin üçüncü gruba daha çok etkilemesine neden olur. Bu da populasyonun uyum yeteneğini azaltır.
7. Bir türün evrimleşebilmesi için aşağıdakilerin hangisi zorunludur? A) Yüksek enerjili ışınımlar B) Tür içi kalıtsal çeşitlilik C) Populasyonun bireyleri arasında farklı beslenme biçimlerinin gelişmesi D) Coğrafik engel oluşması E) Yeni bir hastalık etkeninin ortaya çıkması (2003 - ÖSS) Evrim teorisine göre bir türe ait canlıların evrimleşerek başka bir türe dönüşmesi, türün yaşadığı ortamın değişmesi ve bu değişikliklere uygun adaptasyonlara sahip olanların, farklılaşmasıyla sağlanır. Bu durumda bir türde evrimleşmenin olabilmesi için türü oluşturan bireyler arasında kalıtsal çeşitliliğin olması temel şart olarak kabul edilir. Bu çeşitlilik sayesinde evrim mekanizmasının diğer faktörleri devreye girerek farklılaşmayı sağlayabilir. Kalıtsal çeşitlilik olmazsa, çevre şartlarının etkisiyle tür ya tamamen yok olur, ya da evrimleşme olmaz.
|
|
|
|
|
1102
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: öss biyoloji 2003
|
: Eylül 30, 2007, 07:20:58 ÖS
|
|
Diğer sayfaya geçiniz. 42 79. Bir hücrede oksijenli solunum, protein sentezi, fotosentez olaylarõnõn tümünün gerçekleşebilmesi için bu hücrede, I. ribozom, II. kloroplast, III. mitokondri, IV. sentrozom organellerinden hangilerinin bulunmasõ zorunludur? A) I ve II B) II ve III C) I, II ve III D) I, III ve IV E) II, III ve IV 80. Hücrede enzimlerle gerçekleşen bir biyokimyasal olay şematik olarak, Substrat + Enzim Substrat - Enzim ( Kompleksi ) Ürün + Enzim şeklinde gösterilebilir. Aşağõdaki grafikte, numaralanm õş eğriler, hücrede gerçekleşen kimyasal olay sõras õnda, substrat, enzim, substrat-enzim kompleksi ve ürün konsantrasyonundaki değişmeleri göstermektedir. Konsantrasyon Zaman II I III IV Grafikte substrat, enzim, substrat-enzim kompleksi ve ürün konsantrasyonlarõnõ gösteren eğrilerin numaralarõ aşağõdakilerin hangisinde doğru olarak verilmiştir? Substrat-Enzim Substrat Enzim Kompleksi Ürün A) I III IV II B) II III I IV C) II IV III I D) IV II I III E) IV III II I 81. Işõklõ bir kültür ortamõnda, glikoz ve oksijenin varlõğõna ya da yokluğuna göre, bir bakteri türünün gelişimi incelenmiştir. Değiştirilen koşullarda, bakterinin üremesiyle ilgili sonuçlar aşağõdaki tabloda verilmiştir. Oksijen Glikoz Bakteri üremesi Var Var Var Yok Var Var Var Yok Yok Tablodaki bilgilere göre, bu bakteri türü ile ilgili olarak, I. Heteretrof beslenir. II. Ototrof beslenir. III. Oksijenli solunum yapar. IV. Oksijene gereksinimi yoktur. ifadelerinden hangileri doğrudur? A) Yalnõz II B) Yalnõz III C) I ve III D) I ve IV E) II ve IV 82. Kurak bir ekosistemde bulunan farklõ türlere ait iki otsu bitkinin, aşağõdaki özelliklerden hangisi bakõmõndan benzer uyum yapmasõ beklenmez? A) Çiçeğin anatomik yapõsõ B) Yaprak yüzey genişliği C) Stomalarõn konumu D) Yaprakta kütikula tabakasõnõn kalõnlõğõ E) Kök uzunluğu Diğer sayfaya geçiniz. 43 83. Eşeyli üremeyle oluşmuş ergin bir koyundan (1. birey), kopyalama (klonlama) yöntemiyle yavru (2. birey) elde edilmiştir. Aşağõdaki şemada 2. bireyin eşeyli üremesi gösterilmiştir. Ergin Zigot 2. n Ergin n 2n Döllenme Yavru 4. birey 3. birey birey 1. Ergin birey KOPYALAMA EŞEYLİ ÜREME Bu bilgilere göre, aşağõdaki yargõlardan hangisi yanlõştõr? A) 2. bireyin hücrelerinin çekirdeğindeki kalõtsal bileşim, 1. bireyi oluşturan yumurta ve spermden kaynaklanõr. B) 1. ve 2. bireylerin fenotipleri arasõndaki farklõlõklarda, çevresel etkenlerin de rolü vardõr. C) 1., 3. ve 4. bireylerin genotipleri birbirinden farklõ- dõr. D) 1. bireyin 2. bireye genetik katkõsõyla, 2. bireyin 4. bireye genetik katkõsõ aynõdõr. E) 1. ve 2. bireylerin, aynõ erkek bireyden (3. birey) eşeyli üremeyle oluşacak yavrularõnõn çekirdek genotipleri, iki kardeşinki kadar birbirine benzer. 84. 2 1 Boyalõ su seviyesi a b Işõk CO2 tutucu c Fotosenteze uygun bir ortamda bir saksõ bitkisiyle şekildeki gibi bir düzenek hazõrlanmõştõr. a hunisi dõ- şarõdan hava almayacak şekilde yaprağõn üzerine konmuş; CO2 tutucu, düzeneğe şekildeki gibi yerleştirilmiş; b musluğu açõlmõş; sistemdeki hava emilerek c kabõndaki boyalõ suyun 1 numaralõ düzeye kadar yükselmesi sağlandõktan sonra musluk kapatõlmõştõr. Bir süre sonra boyalõ suyun 2 numaralõ düzeye belirli bir hõzla indiği gözlenmiştir. Deney koşullarõnda, I. deney ortamõnõn karanlõk hale getirilmesi, II. ortam sõcaklõğõnõn fotosentez için en uygun (optimum) değere getirilmesi, III. bitkinin sulanmasõ değişikliklerinden hangilerinin yapõlmasõ, boyalõ suyun 2 numaralõ düzeye daha büyük bir hõzla inmesine neden olur? A) Yalnõz I B) Yalnõz II C) Yalnõz III D) I ve III E) II ve III Diğer sayfaya geçiniz. 44 85. Nişastalõ agar Embriyolu buğday 1. petri kabõ Embriyosu çõkarõlmõş buğday 2. petri kabõ İki buğday tanesinden birincisi olduğu gibi, ikincisi ise embriyosu çõkarõlarak iki ayrõ petri kabõndaki nişastalõ agardan oluşan besi ortamõna yerleştirilmiş ve buğday tanesindeki enzimlerin aktive olmasõ için üzerlerine õslak pamuk konmuştur. Belirli bir süre sonra petri kaplarõnõn her birine lugol çözeltisi (nişastayla mavi renk veren ayõraç) konarak izlenmiş; birinci petri kabõndaki besi ortamõnda, buğday tanesinde ve çevresindeki halka şeklinde bir alanda renk değişimi olmadõğõ, geri kalan alanõn mavi renk aldõğõ; ikinci petri kabõnda ise besi ortamõnõn tamam õnõn ve buğday tanesinin mavi renk aldõğõ gözlenmiştir. Bu sonuçlarla ilgili, I. Embriyo sadece buğday tanesinde depolanmõş olan nişastayõ kullanabilir. II. Enzimler canlõnõn dõşõnda da etkindir. III. Nişastayõ sindiren enzimler embriyoda bulunur. ifadelerinden hangileri doğrudur? A) Yalnõz I B) Yalnõz II C) I ve II D) I ve III E) II ve III 86. Memeli hayvanlarda mide özsuyu salgõlanmasõ konusunda, aşağõdaki deneyler yapõlmõş ve belirtilen sonu çlar alõnmõştõr. 1. Deney : Aynõ türe ait iki memeli hayvanõn uygun iki damarõ arasõna konan özel bir boruyla dolaşõm sistemleri birbirine bağlanmõştõr. Birbirini görmesi engellenen bu iki hayvandan birincisine ağõzdan besin verildikten sonra midesinde mide özsuyu salgõlandõğõ; ikinci hayvana besin verilmediği halde onun midesinde de mide özsuyu salgõlandõğõ saptanmõştõr. 2. Deney : Birinci deneydekiyle aynõ türe ait başka bir memeli hayvanõn yemek borusu enine kesilmiş ve kesik uçlar dõşarõda olacak şekilde boyun bölgesine tutturulmuştur. Bu deney hayvanõna ağõzdan besin verildiğinde, besinin kesik uçtan dõşarõ çõkmasõna ve hayvan õn midesine ulaşmamasõna karşõn, midesinde mide özsuyu salgõlandõğõ saptanmõştõr. Bu iki deneyden alõnan sonuçlar, bu memeli hayvanlarda mide özsuyu salgõlanmasõnõn, I. sinirsel, II. hormonal, III. mekanik yollardan hangileriyle uyarõldõğõnõ destekler? A) Yalnõz I B) Yalnõz III C) I ve II D) I ve III E) II ve III 87. Bir insanõn, belirli bir süre içinde, vücuduna aldõğõ sõvõdan daha fazla miktarda idrar çõkarmasõna, I. böbrek atardamarõnda kan basõncõnõn azalmasõ, II. böbrek kanallarõndan suyun geri emilimini sağlayan hormonun normalden az salgõlanmasõ, III. böbreklerden geçen kan akõm hõzõnõn azalmasõ durumlarõndan hangileri neden olabilir? A) Yalnõz I B) Yalnõz II C) Yalnõz III D) I ve II E) I ve III Diğer sayfaya geçiniz. 45 88. İnsanlarda kan gruplarõnõ, alyuvarlarda bulunan özel proteinler belirler. Kan gruplarõnõn plazmalarõnda ise alyuvarlarõndaki proteinlerle ilgili anti maddeler bulunabilir. A kan grubunun plazmasõnda Anti B, B kan grubunun plazmasõnda Anti A bulunur. AB kan grubunun plazmasõnda bu anti maddelerin hiçbiri bulunmazken, 0 kan grubunun plazmasõnda her iki anti madde de bulunur. Bu anti maddeler, karşõ olduklarõ proteinleri içeren kan grubundaki alyuvarlarõn çökelmesine neden olur. Bir deneyde hangisinin Anti A, hangisinin Anti B olduğu bilinmediği için Anti X ve Anti Y olarak adlandõrõlan bu maddeler, I, II, III ve IV numaralõ kan örneklerine ayrõ ayrõ uygulanmõş ve aşağõdaki tabloda belirtilen çökelme reaksiyonlarõ alõnmõştõr. Kan örneği Çökelme reaksiyonlarõ numarasõ Anti X Anti Y I Çökelme var Çökelme yok II Çökelme yok Çökelme var III Çökelme var Çökelme var IV Çökelme yok Çökelme yok Bu bilgilere dayanarak, kaç numaralõ kan örneklerinin, hangi kan grubundan olduğu belirlenemez? A) I ve II B) II ve III C) III ve IV D) I, II ve III E) I, II ve IV 89. x ve y mikroorganizma türleri, içeriği aynõ olan iki besi ortamõna ayrõ ayrõ konmuş ve birey sayõlarõ 1. ve 2. grafikteki gibi değişmiştir. x ve y türleri, içeriği öncekilerin aynõ olan bir besi ortamõna birlikte konduklarõnda ise birey sayõlarõnda 3. grafikteki gibi değişme olmuştur. Birey sayõsõ y türü Zaman 2. Grafik 0 30 50 x türü Birey sayõsõ Zaman 1. Grafik 0 30 50 x türü y türü Birey sayõsõ Zaman 3. Grafik 0 30 50 Birey sayõlarõndaki değişmenin 3. grafikteki gibi olmasõna, I. iki türün aynõ besin için rekabet etmesi, II. iki türün ortamdaki yadõmlama ürünlerinden farklõ etkilenmesi, III. x in, y nin paraziti olmasõ durumlarõndan hangileri neden olabilir? A) Yalnõz I B) Yalnõz II C) Yalnõz III D) I ve II E) II ve III 90. Bir türün evrimleşebilmesi için aşağõdakilerin hangisi zorunludur? A) Yüksek enerjili õşõnõmlar B) Tür içi kalõtsal çeşitlilik C) Populasyonun bireyleri arasõnda farklõ beslenme biçimlerinin gelişmesi D) Coğrafik engel oluşmasõ E) Yeni bir hastalõk etkeninin ortaya çõkmasõ TEST BİTTİ. CEVAPLARINIZI KONTROL EDİNİZ.
|
|
|
|
|
1103
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: parkinson
|
: Eylül 30, 2007, 07:19:45 ÖS
|
|
PARKİNSON
* Beynin alt kısımlarındaki gri cevher çekirdeklerinin bozukluğuna bağlı bir sinir sistemi hastalığıdır. Genellikle orta yaş hastalığıdır. Adını, “Titremeli Felç” ola- rak niteleyen James Parkinson’ dan almıştır. * Binde bir sıklıkla görülen, müzmin, ilerleyici, tedavisiz iyileşmeyen bir has- talıktır.
HASTALIĞIN SEBEBİ : * Temel bozukluk, koordineli hareketleri düzenleyen beyin bölümlerindedir. * Bu bozukluğu yapan sebep tam bilinmiyorsa; “ Hiyopotil Parkinson ”, se- bebin belli olduğu durumlarda ise; “ Parkinsonien Sendramlar ” adı verilir. Bunlar : 1. Geçirilmiş beyin enfeksiyonları, 2. Bazı ilaçlar, 3. Ailevi sebepler, 4. Travma, 5. Zehirlenmeler, 6. Tümörler, 7. Kandaki kırmızı hücrelerin aşırı çoğalması.... gibi durumlardır.
HASTALIĞIN GELİŞİMİ VE BELİRTİLERİ : * Hastalığın temel belirtileri, titreme, sertlik ve hareketlerin yavaşlamasıdır. * Titreme ilk ortaya çıkanı olup, başlangıçta tek eldedir. Daha sonra aynı ta- rafın bacağına veya karşı ele geçebilir. Sıklıkla, hastalıktan vücudun bir yarısı baskın olarak etkilenir. * Titreme dinlenirken olup, uyurken kaybolur. Sinirlilik veya yorgunluk, titre-meyi arttırabilir. * Sertlik veya katılık, boyun kaslarında başlar ve başın gövdeden önde tutulmasına sebep olur. * Hasta hantallaşır, saatlerce oturur. Hızlı ve küçük adımlarla sendeleyerek yürür. Monoton bir konuşması vardır. * Yüzdeki mimik ve jestler silinir, yüz anlamsız bir hal alır. * Hastada bunama görülür. * Hastada dakikalarca hatta saatlerce göz kayması meydana gelir ve çok rahat-sızlık verir. HASTALIĞIN TEDAVİSİ : Tedavi üç grupta planlanabilir: 1. Hastayı, faydalı aktiviteler ve zihni faaliyetlerle, içe kapanık ve cemiyetten ayrı ol- maktan korumaktır. 2. Bu tedavi cerrahi olup, hastanın ızdırabını azaltmak için kullanılır. Hasta bölgenin elektrik veya alkolle tahribinden ibarettir. Cerrahi tedavilerde titreme düzelir fakat kasılmalarda gözle görülür bir değişiklik olmaz. 3. Bugün Parkinson’ un esas tedavisi olarak ele alınan, ilaç tedavisidir.
|
|
|
|
|
1104
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: plastidler
|
: Eylül 30, 2007, 07:19:06 ÖS
|
|
PLASTİDLER
Bitki hücrelerinin birer organeli olan plastidlerin birbirlerine dönüşebildiklerini, ancak bu plastid tiplerinden sadece kloroplast içerisinde genetik materyal bulunduğunu biliyoruz. Peki biyolojik açıdan bu kadar farklı olan bir yapı nasıl oluyor da diğer plastidlere dönüşebiliyor? Bu değişim sırasında kloroplastın sahip olduğu genetik materyale ne oluyor? Benzer şekilde, bir leukoplast kloroplasta dönüşürken genetik materyali nasıl oluşturuyor? Bu şekilde sonradan oluşan kloroplastlar ile, herhangi bir yeşil yaprakta bulunan kloroplast birbirinden farklı mıdır Bitki hücrelerinde, endoplazma içerisinde bulunan ve çeşitli metabolik görevler üstlenmiş olan organellere “plastid” adını veriyoruz. Renk maddesi taşıyıp taşımamalarına göre gruplandırılan plastidler, daha sonra da klorofil içeriklerine gruplandırılırlar. Buna göre: 1. Renk maddesi taşıyanlar a) Klorofil içerenler (kloroplast) b) Klorofil içermeyenler (kromoplast) 2. Renk maddesi taşımayanlar (leukoplast), şeklinde sınıflandırılırlar. Kloroplastlar içerisinde bitkiye farklı renkleri veren klorofil (yeşil), karotin (turuncu), ksantofil (sarı) ve likopin (kırmızı) gibi renk pigmentleri bulunur. Kromoplastlarda ise farklı olarak klorofil pigmenti bulunmamaktadır. Tüm plastidler, genç hücrelerin sitoplazmasında bulunan ve “proplastid” olarak bilinen küçük cisimlerden meydana gelirler. Proplastidler, tıpkı kök hücreler gibi işlev görürler ve ergin hücrenin yerine ve görevine göre ilgili plastid tipine farklılaşırlar. Ancak belirli koşullar altında, hücrenin ve organizmanın ihtiyacına göre, ergin haldeki plastidler de birbirlerine dönüşebilirler. Kloroplastlar, aktif halde genetik materyal (DNA ve RNA) içerirler. Diğer plastidler de, aynı ilkin hücrelerden geliştikleri için, sitoplazmalarında genetik materyal oluşumu için gerekli olan potansiyele sahiptirler. Aynı şekilde, klorofil taşımayan tüm diğer plastid tipleri de, belli koşullar altında klorofil sentezleyebilmek için gerekli olan potansiyele sahiptirler. Bu değişimlere birkaç örnek vermemiz gerekirse; Biber ve domates gibi çeşitli bitkilerde, meyve olgunlaşması sırasında kloroplastlar, klorofillerini kaybederek kromoplastlara dönüşebilirler. Kloroplastlar, hücre içeriğindeki nişastanın fazladan depo edilmesi gerektiğinde klorofillerini kaybederek eoplastlara, sonra da yedek nişasta deposu olan amilopastlara dönüşebilirler. Renk maddesi içermeyen, nişasta, yağ ve protein depolayan plastidler olan leukoplastlar, ışık etkisi altında klorofil sentezleyerek kloroplastlara dönüşebilirler. Kloroplastlar, kromoplast, eoplast ve etiyoplastlara; kromoplastlar, eoplast ve kloroplastlara; eoplastlar da amiloplastlara dönüşebilir.
Sonbaharda ağaçların yapraklarında gördüğümüz renk değişimleri de; hava sıcaklığı, günlük alınan güneş ışığı miktarı ve daha biçok faktörün etkisiyle, plastidlerin birbirlerine dönüşmeleri ile ilişkilidir.
Fotomorfogenez adını verdiğimiz reaksiyonda, "fitoen sintaz (PSY)" adı verilen bir enzim işlev görür. Işık etkisi altında devreye giren bu enzim, hücrede klorofil ve karotenoid miktarını arttırarak, fotosentez görevi görebilecek bir organelin (kloroplast) oluşmasını kontrol eder. Karotenoid biyosentez mekanizmasının ilk enzimi olan PSY, çoğunlukla enzim reaksiyonlarını da arttırır. Belli ışık miktarlarında ise, enzim reaksiyonlarında bir artış görülmez. PSY'nin bu şekilde ışığa bağımlı oluşu, klorofil biyosentezinde görevli olan "protoklorofillid oksiredüktaz (POR)" enziminde de görülür. Karotenoid biyosentezinde görev alan diğer enzimler ise GGPS (mekanizmada anahtar görevinde olan bir enzim kodlar) ve PDS'dir. PDS, biyosentezin ileri aşamalarında PSY ile birlikte katalizör görevindedir. Hiçbir hücre, potansiyel olarak içermediği bir özelliği, normal şartlar altında bir anda göstermeye başlayamaz. Ancak bir mutasyon durumu istisna oluşturabilir. Örneğin hücre bölünmesinde iğ iplikçiklerinin oluşmasından sorumlu organel olan sentrozomlar da bitki hücrelerinde bulunmamaktadır. Ancak sentrozom içeriğindeki maddeler endoplazma içerisinde potansiyel olarak bulunmaktadır ve bölünme esnasında da hücrede bu sayede iğ iplikçikleri oluşturulabilir. Aynı şekilde, organizma tarafından gerekli görülen durumda, belirli enzimlerin etkisi altında plastidler de birbirlerine dönüştürülebilirler. Bir dönüşüm sonucu olan kloroplastın, proplastidden farklılaşarak gelişmiş olan kloroplasttan hiçbir farkı yoktur.
|
|
|
|
|
1105
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: populasyon
|
: Eylül 30, 2007, 07:18:41 ÖS
|
|
POPULASYON YAŞAM BİRLİKLERİ (KOMÜNİTELER) Sınırları belli bir coğrafi ortamda yaşayan tüm populasyonların oluşturduğu birliktir. Biyosferde iki tip yaşam birliği vardır. A-Kara yaşam birliği (Orman, Çayır, Step, Tundra, Çöl, Mağara. vb.) B-Su yaşam birlikleri (Deniz, Göl, Akarsu, Havuz, Bataklık, Pınar, vb.) Yaşama birliklerinin özellikleri: • Baskın türler vardır:Komünitede gerek sayısal gerekse yaşamsal aktiviteleri bakımından en çok rastlanan türdür. • Her yaşam birliği belirli iklimsel koşullara sahip ortamlara uyumlu türlerden oluşur: Ormanlarda topraktan ağacın tepesine kadar farklı şartlara sahip microklima katmanları ve bu katmanlarda şartlara uyumlu bitki ve hayvan türleri bulunur. • Yaşam birliklerinin sınırları vardır. Ancak bazı yaşam birlikleri içiçe olabilir. • Yaşam birliklerinde canlıların sayıları ile vücud büyüklükleri ters orantılıdır. • Yaşam birliğinin baskın türü biyotik ve abiyotik nedenlerle zamanla ortadan kalkabilir ve yerini başka bir tür alabilir .Bu olaya süksesyon denir. POPULASYONLAR Sınırlandırılmış coğrafik bölgede yaşayan aynı tür bireylerin oluşturduğu topluluktur.Populasyoınlar biyolojik birimdir. Populasyonlarda bir birey doğar, büyür ve ölür ancak populasyonlar varlığını sürdürür. Populasyonların incelenmesinin sağladığı faydalar şunlardır. • Canlı ile çevresi arasındaki ilişkileri anlamak • Doğadaki madde ve enerji akışını tanımak ,önemini kavramak • Yaşanabilir doğayı öğrenmek ,tanımak ve korumanın önemini kavramak • Canlıların genetik yapı ve evrimini öğrenmek POPULASYONLARIN ÖZELLİKLERİ 1) Populasyon büyüme şekilleri: Populasyona doğum ve içe göçle birey katılarak büyür. Ölüm ve dışa göçle bireyler azalarak küçülür. Eğer populasyonun bulunduğu alanda çevresel koşullar değişmeden kalıyorsa populasyonlarda birey sayısı dengeye ulaşır. Populasyonların gelişme,gerileme ve dengesi şu formülle hesaplanır. P=Populasyon büyüklüğündeki değişme A=Doğum + İçe göç (Birey sayısı artışı) B=Ölüm + Dışa göç (Birey sayısı azalması)
|
|
|
|
|
1106
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: popülasyon genetiği
|
: Eylül 30, 2007, 07:18:25 ÖS
|
|
POPÜLASYON GENETİĞİ
Mendel yasaları tekrar bulunduktan sonra, araştırmacının gözleri bireysel karılımın üzerinde yoğunlaştı. İki koyu gözlü atadan neden mavi gözlü bir çocukluğun olduğu araştırılmaya başlandı. Daha sonra evrim konusu kalıtsal açından gündeme gelince popülasyon genetiğinin önemi anlaşılmaya başlandı. Çünkü evrim düzeneği bireyler üzerinde değil popülasyonlar üzerinde etkiliydi. Bireyler popülasyondaki genleri taşıyan aracılardan başka bişey değildi. Bir popülasyondaki tüm bireylerin taşıdığı genlerin toplamına popülasyonun “ Gen Havuzu “ denir. Aynı türe ait; fakat kalıtsal yapıları, daha doğrusu kalıtsal bileşimleri farklı olan bireylerin oluşturdukları topluluklara popülasyon denir. Ekolojik açıdan popülasyon ,belirli bir bölgeye yayılmış olan türe bağlı bireylerin oluşturduğu topluluk olarak tanımlanır. Eğer bu tanıma kendi aralarında üreyebilen canlıların topluluğu sözcüğünü de ilave edersek o zaman bu tip popülasyonlara “Mendel Popülasyonları “ denir. Eşeysiz çoğalan canlı grupları Mendel Popülasyonu tanımının dışında kalır. Panmixis: Bir popülasyonda tüm bireylerin birbirleriyle çiftleşme şensı aynı ise; yani bütün gametler kendi aralarında eşit birleşme ve döllenme şansına sahipse, buna panmixis denir. Özellikle yeterince büyük popülasyonlarda bu eşitlik sağlanmıştır. Gen Havuzlarındaki Gen Frekansı Bir bireyin kalıtsal yapısına genotip bir popülasyonun kalıtsal yapısına da Gen Havuzu denir. Örneğin insanın gen havuzunda A,B, AB ve O kan grupları bulunmasına karşı, bir bireyde ancak bu gruplardan birisi, genlerden de en çok ikisi bulunabilir. Her gen havuzundaki genlerin frekansı, o gen havuzuna geçmişte etki eden seçme baskısına göre farklılıklar gösterir. Örneğin; Gana’daki insanların gen havuzları ile, İsveç’teki insanların gen havuzlarındaki genlerin frekansı birbirinden farklıdır. Gana’da doğan bir çocuk bu ortamdaki gen havuzunun belirli bir miktarını alır; İsveç’teki de kendi gen havuzunun bir kısmını genotipinde gösterir. Bunlar ortak bir atadan gelmelerine karşın, farklı çevre koşullarının etkisi altında doğar seçme ile farklı gen frekanslarına sahip olmuşlardır. Eğer bir popülasyona dışarıdan göçle gen akını yoksa (Bu, bir popülasyona göçle yeni bireylerin gelmesi ya da bu popülasyonun komşu popülasyonla zaman karışmasıyla olabilir.) Mutasyon ve kromozomal değişme meydana gelmiyorsa, şansa bağlı çiftleşme ve döllenme varsa herhangi bir genin yararına yada zararına seçme yoksa, popülasyon yeterince büyükse, kural olarak gen havuzundaki genlerin frekansı sabit kalır ve bu tip popülasyonlara kararlı popülasyonlar denir. Doğal seçme hemen her zaman etkisini, herhangi bir şekilde göstereceği için, bir popülasyonun sürekli kararlı kalmasını düşünemeyiz.
|
|
|
|
|
1107
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: popülasyon genetiği test-1
|
: Eylül 30, 2007, 07:18:13 ÖS
|
|
POPULASYON GENETİĞİ
Soru 1. Yararlı bir alelin frekansının daha hızlı artması için nasıl olmalıdır?
(A) Dominant B) Resesif C) Az bulunması D) Eş baskın olması E) Yakın zamanda mutasyona uğramış olması
Soru 2. a gen sıklığı 0.02 olan bir toplumda Heterozigot bireylerin genotip sıklığı aşağıdakilerden hangisi olur?
A) 2 x 0,2 x 0,2 B) 0.8 x 0,8 (C) 2 x 0.02 x 0.98 D) 2 x 0.02 x 0.02 E) 0.98 x 0.98
Soru 3. Bir popülasyonda baskın bir özelliği taşıyan bireylerin sayısı 588’dir geri kalan bireyler popülasyonun % 16’sını oluşturmaktadır. Buna göre popülasyondaki Heterozigot bireylerin sayısı nedir?
A) 224 (B) 336 C) 182
D) 250 E) 488
Soru 4. Bir popülasyonda çekinik fenotipteki bireylerin oranı 0.01 olduğuna göre Heterozigot bireylerin oranı aşağıdaki seçeneklerde hangisinde doğru olarak verilmiştir?
A) % 1 B) % 9 (C) % 18
D) % 36 E) % 81
Soru 5. Bir popülasyonda olmayan bir özellik aniden ortaya çıkmışsa bunun nedeni nedir?
(A) Mutasyon B) Doğal seleksiyon C) Adaptasyon D)Varyasyon E) Modifikasyon
Soru 6. Aşağıdakilerden hangisi bir genin popülasyondaki frekansını etkilemez?
A) Doğal seçilim B) Mutasyon C) Yapay seçilim (D) Modifikasyon E) Coğrafik yalıtım
Soru 7. Aşağıdakilerden hangisi Hardy-Weinberg eşitliğini doğru olarak gösterir?
A) P2 + g2 = 1 B) P + 2pg + g = 1 C) P2 + 2pg + g = 1 D) 2P + 2pg + 2g = 1 (E) P2 + 2pg + q2 = 1
Soru 8. Bir popülasyonda çekinik özelliği taşıyan bireylerin sayısı 102’dir. Geri kalan popülasyondaki bireylerin frekansı % 96’dır. Bu popülasyondaki homozigot bireylerin toplam sayısı ne olur?
A) 816 B) 918 C) 1632
(D) 1734 E) 2550
Soru 9. Hardy-Weinberg kuralına göre çalışılan biyolojik organizasyon seviyesi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Organizma (B) Popülasyon C) Komünite
D) Ekosistem E) Biyosfer Soru 10. Popülasyonda gen havuzu ne zaman kararlı kalır?
A) Coğrafi izolasyon varsa B) Popülasyon küçükse C) Mutasyonlar sıksa (D) Eşleşmeler rasgele ise E) Göçler sık gerçekleşiyorsa
Soru 11. Denge halindeki bir popülasyonda hemofili geninin frekansı % 2 dir. Popülasyonda 600.000 bireyin 2/3 ü erkek ise, renk körü dişilerin sayısı ne olur?
(A) 80 B) 240 C) 800
D) 1200 E) 2400
Soru 12. Toplumlar tesadüfi evlenmelere bağlı kalmadıkça, akraba evlenmelerine yöneldikçe popülasyonun dengesi hangi yöne kayar?
A) Çekiniklerin baskınlığına (B) Melezlikten arı döle C) Homozigotluktan heterozigotluğa D) Çekiniklerin azalmasına E) Baskınlıktan çekinikliğe
Soru 13. Erkeklerin X kromozomunda oluşan bir mutasyon sonucu için aşağıdakilerden hangisi doğru değildir?
A) Erkek çocukları sağlam olur. B) Kız çocukları taşıyıcı olur. C) I. Döldeki kızların çocuklarında ortaya çıkabilir. D) I. Döldeki kızların çocukları taşıyıcı olabilir. (E) Erkek çocukların hepsinin fenotipinde görülebilir.
Soru 14. Bir göldeki kurbağa popülasyonunda gen havuzu birçok döl boyunca aynı kalmaktadır. Sabit gen havuzunun olmasının muhtemel nedeni ne olabilir?
A) Popülasyon küçüktür, seçmeli eşleşme vardır ve mutasyon çoktur. B) Popülasyon küçüktür, tesadüfi eşleşme vardır ve mutasyon çoktur. C) Mutasyon yok ama popülasyona çok göç vardır. (D) Göç yoktur, popülasyon büyüktür ve tesadüfi eşleşme vardır. E) Popülasyon büyüktür, göç vardır ve mutasyon çoktur.
|
|
|
|
|
1108
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: protein
|
: Eylül 30, 2007, 07:17:52 ÖS
|
|
Protein nedir? Proteinler hücrelerdeki bütün biyolojik olayların yapıtaşıdırlar. Hücreler içerisinde gerçekleşen olaylar; yüzbinlerce farklı proteinin kendilerine verilmiş olan vazifeleri mucizevi bir şekilde yerine getirmeleri ile devam eder. Mesela kanımızda bulunan hemoglobin proteini oksijen taşımacılığında vazife görmekte, antikor denilen proteinler vücudumuzun savunma sisteminin temelini oluşturmakta, insülin hücrelerimize glikoz/şeker alımını sağlamakta, keratin saç ve tırnak yapımızı meydana getirmekte, enzim adı verilen proteinler hücre içi kimyasal reaksiyonları mükemmel bir hız | | | |
|