|
|
|
1051
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: kromozomlar
|
: Eylül 30, 2007, 08:31:31 ÖS
|
|
KROMOZOMLAR ve HÜCRE BÖLÜNMELERİ KROMOZOMLAR Hücre bölünmeleri sırasında DNA ipliklerinden oluşan kroma- tin iplikler kıvrılır, kısalır ve kalınlaşır. Üzerleri matrix denilen proteinden yapılı bir kılıfla örtülerek “kromozom” halini alır- lar. Genler kromozomlar üzerinde bulunur. DİKKAT : Virüs ve bakteri DNA larında protein kılıf yoktur. Bu nedenle gen araştırmalarında yaygın kullanılırlar.
— Kromozomun yapısı — Bir kromozomun yapısında neler vardır? — Çift kromatit (kardeş kromatitler) — Lokuslarda genler — Protein (matrix) — DNA nükleotitleri (A, G, C, T) Haploit(monoploit) hücre ne demektir? Bir hücrede tek takım kromozom bulunuyorsa, bu hücrelere haploit(=monoploit = n kromozomlu) hücre denir. Haploit bir hücrede her karakter için bir tek gen vardır. Eşeyli üreyen can- lıların tamamında üreme hücreleri(sperm-yumurta) haploittir. Eşeysiz üreyen canlılar da haploittir. Diploit hücre ne demektir? Bir hücrede iki takım kromozom bir arada bulunuyorsa, o hüc- reye diploit (2n kromozomlu) hücre denir. Diploit hücrelerde her karakter için iki tane gen vardır. Eşeyli üreyen canlıların vücut (=soma) hücreleri diploittir. Bu takımlardan biri anneden yumurta(n) ile, diğeri babadan sperm(n) ile gelir. n kromozom- lu hücrelerin çekirdeklerinin kaynaşarak 2n hücreyi oluştur- masına “döllenme” denir. Döllenmiş yumurta(zigot) daima diploit(2n) tir. Homolog kromozom ne demektir? Karşılıklı lokuslarında aynı karakter üzerine etkili(aynı veya zıt yönde) gen taşıyan, biri anadan diğeri babadan gelen kromo-zom çiftlerine “homolog kromozom” denir.
Lokus : Kromozom üzerinde genlerin bulunduğu yere lokus denir. Bir kromozomda lokus sayısı kadar gen vardır. Sentromer : Kromozom üzerinde bulunur. Kromatitlerin bir birine tutunmasını sağlar. Ayrıca hücre bölünmeleri sırasında kromatitler iğ ipliklerine sentromerlerinden bağlanırlar. Bütün kromozomların büyüklükleri aynı değildir. Homolog kro- mozomların şekil ve büyüklükleri aynıdır. Aynı türün bireylerin- de kromozom sayısı aynıdır. Gonozom : Eşeyli üreyen canlılarda son iki çift kromozom cin-siyeti belirler. Üzerinde cinsiyetle ilgili genler bulunan kromo- zomlara “gonozom” denir. Gonozomlarda cinsiyet genleriyle beraber başka genler de bulunur. Otozom : Son iki kromozomun dışındaki hücrelerde cinsiyetle ilgili gen bulunmaz. Üzerinde sadece vücut özellikleriyle ilgili genler bulunan kromozomlara “otozom” denir. ÖRNEK : İnsanda; 2n = 46 dır. n= 23 tür. Kromatit sayısı 92 dir. 23 çift homolog kromozom vardır. 2 gonozom bulunur. Otozom Gonozom Kromozom Erkek : 44 + XY = 46 Kadın : 44 + XX = 46 Üreme hücreleri (n) kromozomlu(haploit) olduğundan tek go- nozom taşırlar. 22 + X = 23 (n) Erkek : 44 + XY Spermler (2n) 22 + Y = 23 (n)
22 + X = 23 (n) Kadın : 44 + XX Yumurtalar (2n) 22 + X = 23 (n) Kardeş kromatitler : Hücre bölünmesinden önce(interfazın sonunda) DNA kendini eşleyerek kromozom sayısı iki katına çıkar. DNA nın kendini eşlemesiyle oluşan aynı kimyasal ve fiziksel özeliklere sahip kromatit çiftlerine “kardeş kromatit-ler” denir. Kardeş kromatit(=eş kromatit) lerden her birine “kromatit” denir.
HÜCRE BÖLÜNMELERİ AMİTOZ BÖLÜNME Bir hücreli canlılarda çok görülür. Hücrede çekirdek zarı ve çekirdekçik kaybolmaz, iğ iplikleri oluşmaz. Doğrudan doğruya DNA eşlenir, sitoplazma ve çekirdek boğumlanarak bölünür. ÖRNEK : Amip, bakteri, akyuvarlar amitozla bölünürler.
MİTOZ BÖLÜNME MİTOZ BÖLÜNMENİN ÖZELLİKLERİ: 1 — (2n) veya (n) kromozomlu hücreler mitoz bölünebilir. 2 — Bölünme sonunda kromozom sayısı aynı(ayrılmama hariç) olan,daima iki(2) hücre oluşur. 3 — Oluşan hücreler ata hücre ve birbirleriyle aynı kalıtsal özellikte olurlar(mutasyon hariç). Varyasyona yol açmaz. Hücrelerin genetik özellikleri dışındaki(büyüklük, mito- kondri sayısı vb.) birbirinden farklı olabilir. 4 — DİKKAT !!! TÜM !!! Büyüme, gelişme, çimlenme, filizlen- me, farklılaşma, yenileme(rejenerasyon), eşeysiz üreme olayları mitoz bölünmeyle olur. 5 — Döl almaşı(metagenez) ile çoğalan canlılarda (karayosu- nu, eğrelti otu) gamet (sperm-yumurta) oluşumu mitoz bölünmeyle olur. 6 — Partenogenezle çoğalan canlılarda(Arı, karınca) erkek bi- reylerde sperm oluşumu mitoz bölünmeyle sağlanır. MİTOZ BÖLÜNME İKİ EVREDE GERÇEKLEŞİR 1 — Çekirdek Bölünmesi (karyokinez) 2 — Sitoplazma Bölünmesi (sitokinez) Bazen karyokinez gerçekleştiği halde sitokinez gerçekleşme- yebilir. Bu durumda hücre sayısı artmaz çekirdek sayısı artar. Yani çok çekirdekli hücreler oluşur. Örneğin karaciğer hücre- lerinde sitokinez hiç olmaz. Çizgili kaslarda hücre zarı önce oluşur sonra kaybolur. Bu nedenle hücreler çok çekirdekli gö- rülür. MİTOZUN EVRELERİ ( İ – P – O – M – A – T ) 1 — İNTERFAZ ((*) Hazırlık) Hücre bölünmesi için gerekli enerji sağlanır. Protein ve RNA sentezi yapılır. Metabolik olaylar hızlanır, organeller eşlenir. G1, S, G2 evrelerine interfaz denir. İki mitoz arasıdır. ***** DNA kendini eşler. DNA iki katına çıkar. 2 — PROFAZ ((*) Dağılma) — Kromatin iplikler kromozom halini alır. — Çekirdek zarı erir. Çekirdekçik kaybolur. — Endoplazmik retikulum yıkılır. Organeller görünmez olur. — Hayvan hücrelerinde sentriyoller eşlenerek iğ iplikleri oluş- maya başlar. 3 — METAFAZ ((*)Dizilme) İğ iplikleri oluşumu tamamlanır. Hayvan hücrelerinde sentriyol-ler zıt kutuplardaki yerini alır. Bitki hücrelerinde sentrozom yoktur. Bitki hücrelerinde zıt kutuplarda sitoplazma çöküntüsüyle oluşan aster denilen ışınsal uzantılar vardır. İğ iplikleri asterler arasına gerilir. *** Kardeş kromatitler, sentromerlerinden birbirine ve iğ ipliklerine tutunarak ekvatoral düzlemde karşılıklı ola- rak dizilirler. 4 — ANAFAZ ((*)Çekilme) İğ iplikleri kısalmaya başlar, kardeş kromatitler birbirinden ay- rılarak zıt kutuplara çekilir. Bu safhada ATP çok harcanır.
5 — TELOFAZ ((*)Bölünme) Profazda olan olayların tam tersi olur. — Kromozomlar çözülerek kromatin iplikler oluşur. — İğ iplikleri kaybolur. — Çekirdek zarı ve çekirdekçik oluşur. — Endoplazmik retikulum oluşur. Organeller belirginleşmeye başlar. SİTOKİNEZ Karyokinezden sonra sitokinez başlar. Bu evrede sitoplazma bölünür. BİTKİ ve HAYVAN HÜCRESİND GÖRÜLEN MİTOZ BÖLÜNMENİN FARKLARI İki fark vardır: 1 — Bitkilerde sentrozom yoktur. Sentriyol eşlenmesi görül- mez. 2 — Sitoplazma bölünmesi; Bitkilerde : Merkezden yanlara doğru, selülozdan yapılı orta lamel oluşumuyla gerçekleşir. Hayvanlarda : Yanlardan merkeze doğru boğumlanmay- la gerçekleşir.
Profaz Metafaz Anafaz Telofaz MAYOZ ( Redüksiyon) BÖLÜNME MAYOZ BÖLÜNMENİN ÖZELLİKLERİ: 1 — Daima diploit (2n) hücreler mayoz bölünebilir. Haploit (n) hücreler mayoz bölünemez. 2 — Bölünme sonucunda daima haploit (n) dört (4) hücre oluşur. Oluşan hücrelerin genetik yapıları birbirinden farklıdır. Krossing over olmuşsa dört hücrenin de genetik yapısı birbirinden farklıdır. Krossing over olmamışsa dört hücreden 2sinin genetik yapısı birbiriyle aynı, diğer ikisi- nin genetik yapısı da bir biriyle aynı olmak üzere 2 çeşit genetik yapı oluşur. 3 — Kromozom sayısını yarıya indirir. Böylece yüksek yapılı canlılarda(çiçekli bitki, omurgalı hayvan vb.) gamet oluşu- munu sağlar. 4 — Eşeyli üreyen canlılarda oğul döllerde kromozom sayısı- nın sabit kalmasını sağlar. 5 — Varyasyona(çeşitliliğe) neden olduğu için evrimsel açıdan önemlidir. 6 — Döl almaşı yapan canlılarda (karayosunu, eğrelti otu vb) spor oluşumu mayoz bölünmeyle olur. Yani bu canlılarda eşeysiz üreme mayozla başlar. 7 — Mayoz bölünme bütün canlılarda veya aynı canlının bütün hücrelerinde gerçekleşmez. Ancak özel hücreler mayoz bölünebilir. ÖRNEK: Yumurtalıktaki foliküllerden oluşan I. dereceli oositler, testislerdeki seminifer tüplerinden oluşan I. dereceli spermatositler gibi. 8 — Mayoz bölünme 2 evrede gerçekleşir. Birinci mayoz ger- çek mayozdur. Bu evrede mayoza has özellikler gerçek- leşir. İkinci mayoz mitoza benzer. Mitoza has özellikler görülür.
MAYOZ BÖLÜNMENİN TEMEL ŞEMASI n n 2n n n n n Bu şemada krossing over olmadığını düşünürsek, I. mayoz sonunda oluşan (n) kromozomlu hücrelerin genetik yapıları birbirinden farklıdır. II. mayozda bu hücreler mitoza benzer şekilde bölündüklerinden oluşan dört hücrede 2 çeşit genetik yapı görülür. Krossing over gerçekleşmişse 4 hücrenin hepsi farklı genetik özellikte olur. Şemadan anlaşılacağı gibi kromozom sayısının yarıya inmesi I. mayozda olur. DİKKAT!!! ÖNEMLİDİR !!!! Lütfen şu bilgileri unutmayınız, yerinde ve zamanında kul- lanınız. Bir bilgide, soruda ya da açıklamada, şu terimler geçerse der- hal aklınıza mayoz bölünme gelmelidir. — (2n) kromozumlu hücrelerden, (n) kromozomlu hücre oluşması. (örneğin yüksek yapılı canlılarda gamet) — Sinapsis — Krossing – over — Tetrat — Kiyazma — Homolog kromozom Bu terimler mitoz bölünmede geçmez. Bunun dışında mitozda anlatılan tüm özellikler mayoz için de geçerlidir. Bitki ve hay- van hücrelerindeki farklar(sentriyol-sitoplazma bölünmesi) ma- yoz için de geçerlidir. (Unutmayınız mayozun ikinci evresi mi- tozla aynıdır)
EŞEYLİ ÜREYEN CANLILARDA MAYOZ BÖLÜNME KROMOZOM SAYISININ SABİT KALMASINI SAĞLAR 2n 2n Mayoz n n Döllenme 2n
MAYOZUN EVRELERİ I. MAYOZ PROFAZ – I İnterfaz evresinde DNA mitozda olduğu gibi kendini eşler.
— Homolog kromozomlar birbirine yaklaşır, birbirine değer ve sarılırlar. Bu sarılma olayına “sinapsis” denir. Kromozom- ların birbirine değdiği yerlere “kiyazma” denir. Bu değme sonucunda karşılıklı lokuslarda gen değişimi olursa buna da “krossing over” denir. — Homolog kromozomlar sentromerlerinden birbirine bağla- narak 4 lü kromatit grupları oluştururlar. Bu dörtlü kromatit gruplarına “tetrat” denir. Tetrat sayısı kromozom sayısı- nın yarısına eşittir. Örneğin: 2n = 46 olan bir insan hücresi mayoz bölünürken, Kromozom sayısı : 46 dır. = 2n Kromatit sayısı : 92 dir. = 4n Homolog kromozom sayısı : 23 tür = n Tetrat sayısı : 23 tür = n METAFAZ – I
Tetratlar, homolog kromozomlar karşılıklı gelecek şekilde ek- vator düzleminde, iğ ipliklerine tutunarak dizilirler. ANAFAZ – I
Homolog kromozomlar zıt kutuplara çekilerek tekrar birbirin- den ayrılır. Bu ayrılma tamamen rasgeledir. Böylece hiç krossing over olmasa dahi varyasyon ortaya çıkar. TELOFAZ – I
İki tane (n) kromozomlu haploid hücre oluşur. Kromozomlar çift kromatit durumunda olduğundan, 2. mayoza geçerken DNA tekrar eşlenmez. I. mayozun sonunda kromozom sayısı yarıya inmiştir.
II. MAYOZ PROFAZ – II Sentriyol eşlenir, iğ iplikleri oluşmaya başlar.
METAFAZ – II
Kardeş kromatitler ekvatoral düzlemde karşılıklı dizilirler. ANAFAZ – II
Kardeş kromatitler iğ ipliklerinin kısalmasıyla karşılıklı kutupla- ra çekilir. TELOFAZ – II
Haploit (n kromozomlu) 4 tane hücre oluşur. Bu hücrelere gon denir. Dişilerde; Bu 4 tane gondan 3 tanesi erir. Bir tanesi gelişerek yumurtayı oluşturur. Erkeklerde; Bu 4 gon gelişerek 4 tane sperm meydana gelir.
1. Genlerle ilgili olan aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır? (1975) A) Nükleolus (çekirdekçik) içinde yer alır. B) Kromozomlar üzerinde dizilirler. C) Eşey hücreleriyle oğul döle geçerler. D) Kendilerini eşleyebilirler. E) Mutasyona uğrayabilirler.
2. Kromozomları (22+X) olan bir insan hücresi için aşa- ğıdakilerden hangisi söylenebilir? (1980) A) Döllenmiş yumurtadır. B) Mayoz geçirmiş bir hücredir. C) Vücut hücresidir. D) Mitoz geçirmekte olan bir hücredir. E) Döl yatağının hücresidir.
3. Sirke sineklerinin vücut hücrelerinde dört çift kromozom bulunur. Aşağıdaki sperm ve yumurta çiftlerinin hangisinden sirke sineklerinin dişi bireyleri meydana gelir? (1978) A) (7 + X) + (7 + X) B) (3 + X) + (3 + X) C) (7 + X) + (7 + Y) D) (3 + X) + (3 + Y) E) (4 + X) + (4 + X)
4. Diploit bir dişinin bir yumurtasından, döllenme ol- maksızın gelişen monoploit bir bireyin spermaların- daki kromozom sayısı normal olarak ne kadardır? (1990 – ÖSS) A) B) n C) n + 1 D) 2n – 1 E) 2n 5. n = 8 olan diploid bir hücrede mitoz bölünme sırasın- da kaç tane kromatit bulunması gerekir? (1974) A) 4 B) 8 C) 16 D) 32 E) 64
6. Soğan bitkisinin zigotunda 16 kromozom vardır. Bu zigottan meydana gelen soğan bitkisinin yaprak hücrelerinde kaç kromozom bulunur? (1982 – ÖYS) A) 4 B) 8 C) 16 D) 32 E) 64
7. Mitoz bölünme ile aynı kalıtım materyaline sahip iki hücrenin oluşmasının temelini teşkil eden en önemli neden aşağıdakilerden hangisidir? (1977) A) Her kromozomun iki kromatitli hale gelmesi. B) DNA moleküllerinin kendilerini eşlemesi C) Kromatitlerin birbirinden ayrılması D) Sitoplazmanın iki eşit parçaya bölünmesi E) Bir çekirdekten iki çekirdek oluşması
8. Hayvan ve bitki hücrelerinde görülen mitoz bölünme, aşağıdaki olayların hangisinde birbirinden farklılık gösterir? (1984) A) Kromozomların kalınlaşmasında B) DNA nın eşlenmesinde C) Sitoplazmanın bölünmesinde D) Kromatitlerin ayrılmasında E) Kromozomların dizilmesinde
9. Aşağıdakilerden hangisi mayoz bölünmeye has bir özellik olup mitoz bölünmede görülmez? (1974) A) Kromozomların kendini eşlemesi B) Homolog kromozomların birleşerek tetratları oluştur- ması C) Kromatitlerin birbirinden ayrılması D) Kromozomların kısalıp kalınlaşması E) Kromozomların ekvator bölgesinde sıralanmaları.
10. Aşağıdakilerden hangisi mayoz bölünmeyi mitoz bö- lünmeden ayırt eden özelliklerden biridir? (1975) A) Kromozomların kendi kendilerini eşlemeleri. B) Metafaz evresinde kromozomların ekvator düzleminde dizilmesi. C) Kromatitlerin oluşması D) Bölünme sırasında çekirdekçiğin (nükleolus) kaybol- ması E) Homolog kromozomların bir araya gelmesi
11. Aşağıdakilerden hangisi mayoz bölünme ile sağlanır? (1975) A) Planaryada yenileme B) Eğreltilerde spor çimlenmesi C) Memelilerde gamet oluşumu D) İnsanda yaraların iyileşmesi E) Omurgalılarda büyüme ve gelişme
12. Bir hücrede mayoz bölünme sırasında aşağıdakiler- den hangisi görülmez? (1976) A) Homolog kromozomların tetratlar oluşturması B) Monoploid hücrelerin oluşması C) Homolog kromozomların birbirlerine değerek sinapsis yapmaları D) Bölünme sırasında çekirdek ve çekirdekçiğin kaybol- ması E) Diploid hücrelerin oluşması
13. Mayoz bölünme hangi özelliği ile mitoz bölünmeye benzer? (1982 – ÖYS) A) Homolog kromozomların birbirine sarılması B) Tetratların meydana gelmesi C) Kromozom sayısının yarıya indirgenmesi D) Hayvanlarda gametleri oluşturması E) DNA nın kendi kendini eşlemesi
14. Diploit canlılarda, monoploit normal hücreler oluşur- ken meydana gelen aşağıdaki olaylardan hangisi, sa- dece bazı canlı gruplarında gerçekleşir?(1990 – ÖYS) A) Sentriyollerin kutuplardaki yerlerini alması B) Tetratların oluşması C) Endoplazmik retikulumun yıkılması D) Kromozomların kendilerini eşlemesi E) Homolog kromozomların ayrı kutuplara çekilmesi
15. Aşağıdakilerden hangisi, yalnızca bitkilerin hücre bö- lünmesinde görülür? (1997 – ÖYS) A) Orta lamel oluşması B) İğ ipliklerinin oluşması C) Sentriyolün işlevi D) Sitoplazmanın boğumlanarak bölünmesi E) Bölünme sırasında çekirdek zarının kaybolması.
16. Dört çift kromozomlu sirke sinekleri, birbirini izleyen üç döl verecek şekilde eşeyli ürerse üçüncü dölde kromozom sayısı ne olur? (1974) A) 2 çift B) 4 çift C) 8 çift D) 16 çift E) 32 çift
17. Sekiz kromozomlu bir hücre iki defa mitoz, bir defa da mayoz bölünme geçiriyor. Oluşan hücrelerden biri dölleni- yor. Yukarıda sözü edilen evrelerden geçen bir hücrenin kromozom sayısında görülen değişmeler, hangi gra- fikte gösterilmiştir? (1981 – ÖSS) A) B) C)
D) E)
18. Diploid bir hücre önce bir mitoz bölünme, ardından mayoz bölünme, mayoz bölünme tamamlandıktan bir süre sonra ise yeniden mitoz bölünme geçirmiştir. Buna göre, tek bir ana hücreden oluşan hücrelerle il- gili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır? (1997 – ÖYS) A) İlk mitozda oluşan iki diploid hücre aynı genotiptedir. B) Mayoz bölünme tamamlandığında, ilk hücreden 4 hap- loid hücre oluşur. C) Mayoz bölünme tamamlandığında, ilk hücreden olu- şan hücreler 4 ayrı genotipte olabilir. D) Son mitoz bölünmeyle ilk hücreden 16 haploid hücre oluşur E) Son mitoz bölünmeyle ilk hücreden oluşan haploid hücreler, 4 ayrı genotipte olabilir.
19. İnsanın normal gelişme ve çoğalma evrelerinde, I. Zigotun bölünmeye başlaması II. Yumurta hücresinin oluşumu III. Sperm hücresinin oluşumu IV. Gastrula(üç tabakalı embriyo) oluşumu V. Blastula(içi sıvı dolu top görünümündeki embriyo) oluşumu olaylarından hangilerinde mayoz bölünme gerçekle- şir? (1999 – ÖSS) A) I ve II B) II ve III C) IV ve V D) I, II ve III E) I, IV ve V
20. Canlılarda görülen mitoz bölünme, mayoz bölünme ve döllenme olayları sonucunda 1n ve 2n kromozomlu hücreler oluşabilir. Bu olaylarla ilgili, I. 2n kromozomlu hücreler mayoz 2n kromo- zomlu hücreler mitoz 1n kromozomlu hücre- ler II. 2n kromozomlu hücreler mitoz 2n kromozom- lu hücreler mayoz 1n kromozomlu hücreler III. 1n kromozomlu hücreler mayoz 2n kromo- zomlu hücreler mitoz 1n kromozomlu hücreler döllenme 2n kromozomlu hücreler ifadelerinden hangilerinde, olayların gerçekleşme sı- rası ve kromozom sayıları doğru olarak verilmiştir? (1994 – ÖSS) A) Yalnız I B) Yalnız II C) Yalnız III D) I ve II E) I ve III
21. Aşağıda mitoz ve mayoz bölünmenin bazı evreleri şematik olarak gösterilmiştir.
Bu şekillerden mayoz bölünmeye ait olanlar, aşağıda- kilerin hangisinde gerçekleşme sırasına göre veril- miştir? (1995 – ÖYS)
A) I – IV – III B) I – V – II C) IV – I – III D) IV – V – III E) V – I – II
22. Normal bir mayoz bölünmenin profaz evresi, aşağıda- kilerden hangisi gerçekleştikten sonra başlar? (1998 – ÖSS) A) Ribozomlarda protein sentezinin başlaması. B) Sentrozomun kendini eşlemesi C) Hücrede DNA miktarının iki katına (4n) çıkması D) Kromatitlerin birbirinden ayrılması E) İğ iplikçiklerinin oluşması
ÖĞRENCİ NOTLARI
|
|
|
|
|
1052
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: KROMOZOMLARIN YAPISI
|
: Eylül 30, 2007, 08:30:58 ÖS
|
|
KROMOZOMLARIN YAPISI ilk defa 1840 yılında botanikçi HOFMEİSTER tarafından Tradescamia bitkisinin polen ana hücrelerinde görülmüş ve 1888 yılında VVALDEYER tarafından da "K r o m o z o m" ismi verilmiştir. Hiçbir zaman yeniden yapılmazlar ya eskiden varolan kromozomun bölünme-sinden ya da tamamlama sentezleri ile yapılırlar. Yaşamın sürekliliği kromozomların devamlılığına dayanır. h-ler canlıda kromozomlann şekli farklı olmasına karşın, aynı türde aynı kromozomların şekilleri birbirine benzerdir. Örneğin, 3. kromozom bir türde aynı şekle sahip olmasına karşılık, aynı türde 3. ile 8. kromozomların şekilleri birbirinden farklıdır. Sayıları, türden türe farklı olur. Sayısı ile organizasyon derecesi arasında herhangi bir bağlantı yoktur. Küçük bir kromozom daha fazla gen taşıyabilir. Örneğin, Ascaris megalocephala un/va/ens'öe 2n = 2 (bilinen en az sayıda kromozom taşıyan canlı), Drosophila melanogaster'öe 2n = 8, insanda 2n = 46, keçide 2n = 60, bir tür istakozda 2n = 200, Ophyoglos-sum vulgatum (bir çeşit eğrelti otul'da 2n = 500 (canlılar arasında bilinen en fazla kromozom sayılı bitki) kromozom vardır. Normal vücut hücreleri anadan ve babadan gelen birer kromozom takımına sahiptir. Ana ve babadan gelen eş kromozomların şekilleri ve büyüklükleri (eşey kromozomları hariç) birbirine eşittir. Bu çift kromozom takımı bütün vücut hücrelerinde bulunur. Böyle hücrelere "S o m a t i k h ü c r e-l e r" adı verilir. Kromozom sayısı bakımından da "D ı p l o i f'tir denir ve 2n ile gösterilir. Fakat eşey hücrelerinde, ergin gametlerde ve bazı ilkel canlıların bütün hayat devrelerinde (yalnız zigot halinde diploit) kromozomlar eşlerinden yoksundur. Partenogenetik çoğalan bazı hayvanlarda, örneğin, erkek arılarda, vücut hücreleri-nın kromozom sayısı dişilerinin somatik hücrelerindekinin yarısı kadardır. Ya erkek ya da dişi eşey kromozomunu bulunduranlara "G e r m i n a t i f H ü c r e l e r " denir. Eşi olmayan kromozomlara da "H a p l o i t" denir ve "n" simgesiyle gösterilir. Kromozom sayısı sabit olmakla beraber bazı özelieşmiş hücrelerde örneğin, böcek-lenn, özellikle bazı sineklerin tükrük bezlerinde bu sayı 2n'nin katları şeklinde bir artış gösterir. Burada kromozomlar çekirdek zan parçalanmaksızın çoğalırlar. Buna "E n d o m i t o z i s" ve kromozom durumuna da "P o l i p l o i d i" denir. Çekir-dek büyüklüğü kromozomların miktarına bağlı olduğundan, poliploidide çekirdek hacminde büyüme görülür. Normal bir hücrede kromozomlar gözükmez. Profazın başlangıcından başla-yarak gittikçe yay şeklinde kıvrılan ve kalınlaşan ince kromatin ağı şeklindedir. Sonunda türlere özgü kromozom şeklini alıncaya kadar kıvrılma devam eder. Dino-f/age/lata'öa kromozomlar her zaman gözükür. Çünkü bunlarda çekirdek zan yoktur ve DNA bazik proteinlere bağlı değildir. Bu tip hücreiere "M e z o k a r y o t i k" hücreler denir. Bir kromozomu kaba taslak dıştan incelemeye başlarsak şu kısımlar (Şekıl 10.3 ve 4) görülür: Aralarında genel olarak açı bulunan iki koldan oluşur. Kol-lar, primer boğumla birbirinden aynlmıştır, buna S e n t r o m e r " (Kinetokor) denir. iki kolu birbirine eşit olan kromozomlara "Metasentrik", eşit olmayanlara ise "Submetasentrik" denir. Bir kollu gibi görünen kromozomlara da "Akrosentrik" (buniann sentromeri kromozomların ucundadır) (Şekil 10.5) kromozomlar denir. Bazı hayvan grupları bu üç tipten yalnız birine sahiptir. Örneğin amfibiler yalnız metasentrik kromozomlara sahiptir. Kromozomlar üzerinde bu primer (birincil) boğumlardan başka, sekonder (ikin-cil) boğumlar da bulunabilir (Şekil 10.3 ve 4). Bazen (genellikle) kromozomun uç kıs-mında uydu "S a t e l l i t" denilen yuvarlak ya da uzunca bir yapı bulunur. Uydu, kromozoma ince bir kromatin ipliğiyle bağlıdır. Bu tip kromozomlara SAT kromo-zomlar denir. Sentromerler kromozomların iğ ipliğine takılmasını sağlar. Sentromeri olmayan bir kromozom bölünmeye katılamaz ve tasfiye olur. Bu boğulma yerlerinde bulunan genler, rRNA'ları ve dolayısıyla çekirdekcikleri organize ederler. Bu genler çok defa yüzlerce kopya halinde bulunur ve buna 'Gen Amplifikasyon'u ya da 'Redunanz' denir. Kromozomların uçlarına da "Telomer7' denir. Kromozomun (İnsanda) İnce Yapısı: Çözülmüş DNA'nın uzunluğu, bölün-mekte olan hücredeki paketlenmiş kromozomlardan yaklaşık 100.000 defa daha fazladır. insan kromozomlarının ağırlığı, kabaca, DNA ve kromozomdaki proteinie-rin toplamına eşittir. DNA'nın "Histonlar" olarak bilinen kromozomal proteinlerle olan bağlantıları, tamamen yoğunlaşmış kromozomlar içınde DNA'nın inanılmaz derecede sıkıca paketlenmesim sağlar. Bölünmeyen hücrelerde, çekirdek, kromatin olarak bilinen, kaba ve şekilsız bir granüler materyal içerir. Kromatin, elektronmikroskop altında incelendiğinde, 0.3-0.5 mp çapında boncuk dizisi gibi belirli bır yapıya sahip olduğu görülür (Şekil 10.6)- Bu kromatin ipliğine çok defa "Kromonema" denir. Kromonemalar, bölünme evresine girmiş kromozomlarda. "Matrix" denen, proteinlerden yapılmış amorf bir madde içerisinde bulunur. Bölünmelerin haricinde, kromatin iplikler çözünmüş olarak bulundukları için, ışık mikroskopunda görülmezler. Kromatınlerin her bir boncuğuna "Nucleosom" (eskı adlandınlması ile Kromomer) denir. Nukleozom, dört farklı histon çeşidinin her birinden ikişer adet molekül içeren bir nukleozom çekirdeğinden ve bunun üzerinde bır çember gibi sarılı olan DNA'dan oluşur (Şekil 10.6/n). Şekil 10.6/n'de görüldüğü gibı DNA, nukleozom çekirdeğinin etrafında tam olarak iki defa dönmüştür. Nukleozomlar birbirlerine "Linker DNA = Bağlayıcı DNA" denen çok uzun olmayan bir DNA zinciri ile bağlanmışlardır. Beşinci çeşit histon, nukleozomun dış yüzünde yer alır ve muhtemelen nukleozo-mun kararlı kalmasını ve DNA'nın bulunduğu yere sabitleştirilmesini sağlar. DNA'nın nukleozom etrafında dönen kısmı yaklaşık 200 baz çiftinden oluşmuştur ve bunun da yaklaşık 1/6'sı sarılmadan durur. Eğer hücreler bölünme-leri sırasında incelenirlerse, kromozomların bölünmeye yaklaştıkça yoğunlaştıkları görülür. Bölünen hücrelerdekı DNA'nın ve proteinlerin bu denli sıkı paketlenme mekanızmaları tam olarak bilinmemektedir; fakat birincil ve ikincil kıvrılmaların bu yoğunlaşmada önemli olduğu açıktır. Kromatinin yoğunlaşma derecesi. yapısal ve regulatör genlerin ürün verme derecelerinin göstergesidir. Çeşitli kanıtlar, kıvrılmamış, yanı çözülmüş kromatin-deki genlerin, yoğunlaşmış kromatindekı genlerden çok daha fazla okunduklarını göstermektedir. Kadınlarda çok sıkı paketlenmiş X kromozomlarından biri (Barr Cisimciği), kalıtsal olarak işlevsizdir; nitekim homoloğu olan, çözülmüş ve uzamış olan ıkinci X kromozomu yüzlerce okunabilir durumda gen taşır. Hücre bölünme-sinden önce kromozomlar gittikçe yoğunlaşırken (anafazda en yoğun durumuna ulaşır), bazı kromozomiarın bazı bölgelerimn diğer kısımlardan daha fazla yoğunlaş-tığı görülür. Boyama ile, belirli evrelerde, belirii yoğunlaşma (kondensasyon) bölgeleri taşıyan kromozomlar gösterilebilir. Özel boyama teknikieriyle bir krorno-zom üzerinde açık (az yoğunlaşmış bölgeler = Eukromatik Bölgeler) ve koyu (çok yoğunlaşmış = Heterokromatik Bölgeler) bantlar şeklinde görülen kromatın kısımları saptanır. Her kromozomdaki bantların konumu kendıne özgüdür ve bu bantlaşmanın incelenmesi, genetik yazýlýmın aydınlatılması için çok önemli sonuçlar verir. Her ne kadar bölünmekte olan hücrelerdeki kromozomların açık renkli bantlarındakı kromatin, koyu renkli olan kısımlardakine (yani çok sıkı paketlenmiş) göre nisbeten daha çok okunabilen gen taşırsa da, bölünme olayının ılerlemiş evrelerinde, kromozomun hiçbir kısmında artık gen okunması meydana gelmez. Çünkü paketlenme en üst düzeyine ulaşır. mRNA'ya tercüme, yalnız, bölünme döngüsüne girmemiş hücrelerdeki, kısmen gevşemiş kromatin kısımla-rında gerçekleşir. Histonlar, üç çeşit kromozomal proteinden ancak bir grubudur. Diğer ikisi yapısal ve regülatör proteinlerdır. Histonları alınan kromozomun şeklı bozulmaz; çünkü şekli oluşturan yapısal proteinlerdir. Çıplak DNA sarmalları bu yapısal proteinlere tutunurlar. Regülatör proteinler en az bilinen gruptur. Büyük bir olasılıkla DNA'nın çift sarmallarını ya da DNA'nın en azından yapısal ve regülatör genlenni içeren kısımlarını tümüyle örterek kapatırlar ve böylece okunmalarını önlerler. Kromozomal regülatör proteinlerin etkisini, gelişme süreci içerisinde, belirlı bir zamana ve sıraya göre gösterdiği ve böylece organizmadaki yapıların bir zaman dizisi içerisinde ortaya çıktığı bilinmektedir. Dev kromozomların incelenmesi (sineklerin tükrük bezlerinde, Malpiki kanalın-daki hücrelerde ve bazı yağ dokularında) oldukça önemli bilgiler vermiştir. Çünkü endomitozis ile kromozomlar binlerce defa bölünmesine karşın, yavru kromonemalar yan yana kalmakta ve bu suretle kuvvetli boyanan DNA bantları meydana gelmekte-dir (Şekil 10.7). Biz dev kromozomları haploit olarak kabul ediyoruz. Çünkü ana ve babadan gelen kromozom çifti bunlarda birbirine kaynaşmış durumdadır. Mutasyon-ların gösterilmesinde önemli rol oynarlar. Çünkü haploit olduğundan çekinik genler dahi etkisini fenotipte gösterebilecektir. Dev kromozomların özel bir durumunu yumurta sarısı bakımından zengin olan balık, amfibi, sürüngen ve kuşlarda görüyoruz. Mayoz bölünmenin profaz evresinde, homolog kromozomlar lamba şeklinde dizilirler . Kromozomların döller boyunca sabit tutulması, gamet oluşumu sırasında, homolog kromozomların ikiye ayrılması ve yalnız bir tanesinin gametlere verilmesiyle rnümkün olur. 2n sayısı döllenme ile tekrar sağlanır. Her kromozom içerisinde bir ya da birkaç özelliği kontrol eden birçok gen vardır. Her gen belirli bir yerde bulunur; bu yere lokus denir (çoğul loki). Her hücrede aynı kromozomdan bir çift bulunduğun-dan aynı özelliğe etki eden genler de çift (en azından) halde bulunur (Y kromozo-munda bulunanlar hariç). Kromozomlar birbirinden ayrılırken genler de buna uygun olarak ayrılır. Genler, kromozomların içinde bir doğrultu üzerinde dizilmişlerdir. Homolog kromozomlarda aynı genler aynı yerlerde bulunurlar. Dolayısıyla mayoz esnasında sinapsis yapan kromozomlar, noktası noktasına kavuştuklarından homolog genler tamamen birbirlerinin karşısına gelirler.
|
|
|
|
|
1053
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: kuduz hastalığı
|
: Eylül 30, 2007, 08:30:23 ÖS
|
|
KUDUZ
* Merkezi sinir sistemini ağır şekilde etkisi altında tutan, insanlara, hayvanlardan geçen bir hastalıktır. Günümüzde bile ölümlere sebep olmaktadır. Etkeni, “Rhabdovirus” lar grubundan olan bir RNA’ lı virüstür. Bu virüs, kuduz hayvanların salyasında bulunur ve genellikle ısırılma suretiyle bulaşır. Virüs, diğer memeli hayvanlara vampir yarasadan geçmiştir. * Hastalığın kuluçka süresi, 8 yıldan 2 yıla kadar değişebilir. Fakat ortalama 40 gündür. Bu esnada, kuduz aşısı veya anti serumu yapılırsa, hastalık belirti vermeden önlenebilir. Klinik belirtiler ortaya çıktıktan sonra aşıdan fayda beklenemez.
HASTALIĞIN GELİŞİMİ VE SEBEBİ: * İlk olay, virüsün deriden veya mukozlardan vücuda girmesidir. Burada çoğalır ve sinir uçlarından içeri girip, sinir yolunu takip ederek merkezi sinir sistemine ulaşır. Fakat hastalığın yayılmasında bunun pek bir önemi yoktur. Beyinde hemen sadece gri cevherde çoğalan virüs yeniden otonom sinirler yolu ile tükürük bezleri,böbrek,böbrek üstü bezi,akciğer,karaciğer,deri ve kalp gibi organlara ulaşır. Virüsün tükürük bezine ulaşması hastalığın salya ile bulaşmasına neden olur.
HASTALIĞIN BELİRTİLERİ: * Kuduz bir hayvan tarafından ısırılıp tedavi edilmeyen bir insanda ilk belirtiler kuluçka devri bittikten sonra bir ila dört gün sürebilir. * Bu belirtiler; ateş, baş ağrısı, kaşıntı, halsizlik, bir takım ağrılar, kusma, öksürük, içine kapanma, korku, çeşitli yüz mimiklerinde değişme, hırçınlaşma.... gibi belirtilerdir. * Daha sonra huzursuzluk, beş duyuya ait hayaller, kavgacılık, hava akımından, parlak ışıktan, sudan ve görmekten korkma gibi belirtiler gelişir. * Sudan korkmanın sebebi; yutkunma kaslarının ağrı vermesidir. * Salyasını yutamayan hastanın ağzı köpürür ve sonuçta felçten ölür.
HASTALIKTAN KORUNMA YOLLARI : * Esas korunma; bulaştırmada en önemli rolü oynayan başı boş köpeklerin, ortadan kaldırılmasıdır. * Ev hayvanları, kuduz virüsü ile karşılaşma riski yüksek olan veterinerler, mağaracılar ve hayvan bakıcıları, önceden aşılanmalıdır. * Şüpheli ısırıklarda yara, bol su ve sabunla yıkanmalıdır.
HASTALIĞIN TEDAVİSİ : Tedavinin üç ana prensibi vardır: 1. YARA TEDAVİSİ : Kuduz şüphesi olan hayvan tarafından ısırılan yer, hemen ilk fırsatta bol su ve sabunla veya tentürdiyot gibi alkollü dezenfektenlerle yıkanmalıdır. Ayrıca tetanoz aşısı olunmalı veya tetanoz için antibiyotikler alınmaya başlanmalıdır. 2. PASİF BAĞIŞIKLANMA : Kuduz antiserumları ile yapılır. 3. AKTİF BAĞIŞIKLAMA : Ölü kuduz virüsü aşıları ile yapılır.
|
|
|
|
|
1054
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: kulak zarı
|
: Eylül 30, 2007, 08:30:09 ÖS
|
|
KULAK ZARI Titreşerek işitmemizi sağlayan zar adeta akıllıdır ve kendi başına karar verme yeteneğine sahip gibidir. Yarım santimetre kareden biraz büyük bir alanı ancak kaplayan kulak zarı, sivri ucu dışarı bakan koni şeklindedir. Dış ortamdan gelen ses sinyalleri zara çarptıklarında titreşime neden olurlar. Kulak zarı o denli hassastır ki örneğin, bazı ses dalgalarında, zarı santimetrenin milyonda biri kadar hareket ettirebilir. Bu, bir hidrojen atomunun çapından daha azdır. Zar, bu küçük hareketiyle bile sesin işitme merkezine gönderilmesi işini gerçekleştirebilir. Öncelikle titreşimleri sadece dış yüzüyle alır. Her iki yüzüyle alıyor olsa, vücudumuzun içinden kaynaklanan seslerle de titreşiyor olurdu. Biz de bu düzensiz titreşimler sonucu ses karmaşası işitiyor olurduk. Ancak zar belli frekanslarda titreşir. Dış dünyadan gelen bütün frekanslarda titreşiyor olsaydı eğer, işitmeyi hiç istemeyeceğimiz bir çok rahatsız edici sesi işitiyor olurduk. Kulak zarımız, titreşime neden olan ses dalgaları arasında ayırım yapar. Bir fısıltıyla titreşebilen zarımız, bundan 40 kat şiddetle gelen ses dalgalarını da zarar görmeden işleme sokabilir. Bu özellik sayesinde kulak içindeki hassas yapılı hücreler kendileri için zararlı olabilecek şiddetli seslerden korunabilmektedir. Kulak zarı, sesin geliş açısına bakmaksızın her taraftan gelen sesle titreşir. Bu özellik olmasaydı karşımızda konuşan birini hiç duyamazdık. Sadece yanımızdan gelen sesleri duyabilirdik. Zarın amortisör gücü de çok yüksektir. Sesin şiddetine bağlı olarak fazla titreştikten sonra bile, sesin kesilmesinden sonra saniyenin binde dördü kadar bir sürede titreşmeyi durdurabilir. Bu gerçekten de hayranlık duyulması gereken bir yetenektir. Doğada bulunan çeşitli maddelerin veya metallerin titreşimleri saniyeler sürer. Kulak zarımız bu derece hızlı bir biçimde durağan duruma geçmiyor olsaydı, kendisine gelen bir ses uyarısı sonucu daha titreşimdeyken yenileri gelecek ve biz pürüzsüz sesler yerine birbiri üstüne çakışan sesler, uğultular işitiyor olacaktık. Bütün bunlar çok açık bir gerçeği bize göstermektedir. Büyüklüğü milimetrelerle ifade edilen kulak zarı belirli bir amaç için tasarlanmış ve yaratılmıştır. Elbette kulak zarını meydana getiren hücrelerin kendi aklı yoktur Kulak zarı, kendisine ulaşan titreşimleri güçlendirerek orta kulak bölgesine aktarır. Burada birbiri ile çok hassas bir dengede temas eden, çekiç, örs, ve üzengi olarak bilinen üç küçük kemik vardır. Bu üç kemikçik birbirleriyle bağlantılı bir biçimde kulak zarı ile iç kulağımız arasında bulunurlar. Kemikçikleri iterek harekete geçiren kulak zarıdır. Sonuçta kulak zarı dış dünyadan aldığı ses sinyalleriyle titreşir. Bu titreşim kemikçikleri hareketlendirir, zara bitişik olan çekiç örsü, örs de üzengiyi iter. Bir kaldıracın parçacıkları gibi hareket eden orta kulak kemikçikleri zardan aldıkları kuvveti işitme sisteminin bir başka üyesi olan salyangoza taşırlar. Allah her üç kemiğin şekli, boyu ve birbirlerine bağlanma biçimlerini zardan gelen kuvveti % 30’luk artışa neden olacak biçimde yaratmıştır. Peki ama zaten zarda aşırı şiddette titreşimlere neden olacak bir sesin daha da büyütülerek iletilmesi büyük zararlara neden olmaz mı? Kulaktaki mükemmel tasarımda bu gibi zararları ortadan kaldıracak tedbirler de alınmıştır. Kaldıraç sistemini oluşturan kemikçikler klasik hareketlerinin dışında ‘patinaj’ olarak nitelendirilen bir hareket de yapabilirler. Patinajın amacı, şiddetli seslerin iç kulağın hassas dokusuna zarar vermesini önlemektir. Orta kulağın aşırı derecede yüksek sesleri aşağı indirmek için kullandığı başka bir tür "tampon" özelliği daha vardır. Bu özellik, örs, çekiç ve üzengi kemiklerini kontrol eden, vücudun en küçük boyuttaki iki kası tarafından sağlanır. Kasların biri çekiç, diğeri ise üzengi kemikçiklerine tutunmuştur. Şiddetli bir sesle karşılaştığımızda; sinyal, işitme siniri ile beynimize ulaşır ulaşmaz refleks bir mekanizma harekete geçer. Bu iki kas, sinirler yoluyla uyarılır. Kasların kasılmasıyla çekiç ve üzengi, ses sinyalini ilettikleri yönün tersine doğru çekilirler ve adeta frenlenirler! Böylece, iç kulağa giden ses şiddeti azaltılmış olur. Bu refleks bir saniyenin beşte biri kadar kısa bir sürede devreye girer. Ancak minik kaslar, hızlı olmalarının yanı sıra, son derece akıllıdırlar da; çünkü seçerek kasılırlar! Her ses şiddetinde kasılıyor olsalardı, dış dünyadan gelen normal seslerin de şiddetini azaltmış olacaklardı... Dolayısıyla, dünya üzerindeki tüm insanlar işitme güçlüğü çekeceklerdi.
|
|
|
|
|
1055
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: kuşlar
|
: Eylül 30, 2007, 08:30:02 ÖS
|
|
kuşlar
Kuşlar vücutları tüylerle örtülü, akciğer solunumu yapan, sıcakkanlı, yumurtlayan, gagalı, kanatlı omurgalı hayvanların ortak adı.
Omurgalıların kalabalık bir sınıfıdır. Gagalarında diş bulunmaz. Günümüzde karada ve suda yaşayan 8600 kadar türü mevcuttur. Çoğu uçucudur. Kivi ve deve kuşu gibi uçamayan nadir çeşitleri de vardır. Hepsi sıcakkanlı ve yürekleri dört gözlüdür. Büyük ve küçük dolaşım birbirinden tamamen ayrılmıştır. Genellikle vücut ısıları 41-42°C’dir. Derileri tüy ve teleklerle kaplıdır. Tüyler vücut ısısını muhafaza eder. Derilerinde salgı bezleri yoktur. Yalnız kuyruk diplerinde yağ salgılayan bir çift bez vardır. Su kenarlarında yaşayanlarda bu fazla gelişmiştir. Bacakları keratin pullarla örtülüdür. Ayakları dört parmaklı olup, üçü önde biri arkadadır. Ağaçkakan gibi tırmanıcı kuşların parmaklarının ikisi önde, ikisi arkadadır. Baykuş, gök kuzgunu ve guguk kuşlarında dördüncü parmak hem öne hem de arkaya döndürülebilir. Bazılarının parmakları arasında yüzme derisi bulunur. Pelikan, karabatak ve sümsük kuşlarında dört parmak da perdelidir. Ördek ve Martılarda öndeki üç parmak perdelidir. Uzun müddet karla kaplı olan bölgelerde yaşayanların parmakları tüylüdür. Balık kartalının parmaklarının alt yüzeyinde, balıkların kaymasına mani olmaya yarayan özel dikenler vardır. Afrika devekuşları iki, Güney Amerika ve Avustralya devekuşları üç parmaklıdır. Dövüşken kuşların ayaklarında birer adet mahmuz bulunur. Ağaçkakan ve papağanların dilleri etli ve yumuşaktır. Kuşlarda vücut, uçmaya elverişli şekilde yaratılmıştır. Kemiklerin içinde ilik yoktur. Hava ile doludur. Havada üşümemesi için ve sıcaktan rahatsız olmaması için soğuk ve sıcak geçirmeyen bir tüy örtüsüne sahiptir. Kuyruk tüyleri dümen vazifesini görecek şekilde yaratılmıştır. Ayrıca fren vazifesi de görmektedir.
Tüyleri son derece hafif ve kuvvetlidir. Ana tüy gövdesinden çıkan ince tüycükler birbirine minicik çengellerle kenetlenmiştir. Hatta bu tüycüklerin insanı şaşırtan kendi kendini tamir gücü de vardır. Parçalanmış tüy dikenleri bir araya getirildikten sonra uzunlamasına birkaç kere okşanınca mikroskobik denilebilecek kadar küçük kancaların tekrar birbirine geçip eskisi gibi kenetlendiği görülür. Kuşlar tüylerini gagalarıyla tarayarak düzeltir. Ter bezleri bulunmadığından tüyler her zaman kurudur.
Uçma olayında büyük enerjiye ihtiyaç duyulduğundan kuşlarda gelişmiş bir sindirim sistemi vardır. Mîde ve barsak kuruluşu, diğer hayvanlarınkinden farklıdır. Mesela bunlarda “kursak” denilen bir torba da bulunur. Burası alınan gıdayı depolamaya ve devamlı mîdeye aktarmaya yarar. Besinler mîdeye gelmeden önce kursakta iyice yumuşatılır. Mîdeleri de iki gözlüdür. Birincisinde mîde özsuları salgılandığından, “bezli mîde” adını alır. İkincisine “taşlık” adı verilir. Kuş enerji depo edebilmesi için yediğini hemen hazmeder. Mesane bulunmadığından posalar derhal dışarı atılır, vücut hafifler.
Mîde ve barsakların posayı aşağıya iten hareketleri müthiştir. Yuvasını henüz terketmemiş bir ardıç kuşu uçmanın tekniğini şuurlu olarak bilmez. Bunun için gerekli yakıt hesabını yapamaz. Ama içgüdü olarak önüne çıkan koskoca bir solucanı hemen kursağına indirir. Karga yavrusu, sanki uçmak için fazla gıda gerektiğini biliyormuş gibi, her gün kendi ağırlığının birkaç katı öteberi yutar. Solunum sistemi de hayret vericidir. Çok yükseklerde uçarken hava molekülleri seyrek olduğu için kemiklerinin içindeki hava keseciklerinden istifade eder. Kuşlarda akciğerler son derece gelişmiş olmasına rağmen küçüktür. Bununla beraber iletim kabiliyetleri yüksektir. Ciğerler göğüs boşluğunda serbest olmayıp sırt duvarına yapışıktır. Akciğerlere bağlı dokuz adet hava kesesi mevcuttur Solunum ağızla başlar, sonra gırtlak ve soluk borusu gelir. Soluk borusunun sonunda, daha çok ötücülerde gelişen ses gırtlağı (sirenks) bulunur. Soluk borusu (trekea) iki bronşa, bronşlar da akciğerlerin içinde kılcal hava kanalcıklarına ayrılırlar. Bu hava borucukları, memeli hayvanlarda ve insanlarda olduğu gibi hava petekleri ile (alveoller) sonlanmaz. Kanalcıklar birbiri ile ağızlaşarak birleşir ve ciğerlerde hava borucukları ağı meydana getirirler. Hava, bu borucuklar içinde dolaşır. Kanalcıkların bir kısmı ise akciğerlerden çıkarak hava keselerinde biterler. Kuşların solunum sistemlerinde işe yaramayan faydasız bir boşluğa rastlanmaz.
Kuşlar rahat uçabilmek, düşmanlarından korunabilmek ve avlarına yaklaşabilmek için keskin bir görüşe sahiptir. Durdukları yerden 300 dereceyi görürler. Çulluğun görüş alanı 360 derecedir. Kuluçka olma şekillerine göre yuva şekilleri vardır. Güney kutupta yaşayan penguenlerin ayaklarında yumurtalarını bırakmaya yarayan kıvrımlar bulunur. Avustralya’da yaşayan bazı kuşlar yumurtalarını volkanik sıcak kumlara bırakarak yavrularını çıkarırlar. Bazıları da erkeğin toplayıp yığdığı yapraklar üzerine yumurtalarını bırakırlar. Fermantasyon sonucu meydana gelen ısıda yavrular çıkar. Bir kısım penguen ve martılar sahillerdeki oyuk ve yarıklara yumurtlarlar. Bazılarının dişisi kovuklarda yuvaya girdikten sonra, girişte küçük bir deliğin dışındaki kısmı dışkısı ile sıvayarak kendini hapseder. Kuluçka süresince erkek onu pencere deliğinden besler. Ayrı yetiştirilen yavru kuşlar, hiç görmedikleri halde iç güdüleriyle türlerine has yuva şeklini yapmışlardır. Ötmeleri bazılarında irsidir. Bir kısmı ise bunu sonradan öğrenirler. Bir yavru bülbül, ötmediği devrede 10 gün süre ile dinlediği başka bir kuş gibi ötmeğe başlamıştır.
Kuşların bazıları otçul, bazıları etçil, fakat ekserisi hem otçul hem etçildir. Otçul olanlar tohum meyve ve bitki parçaları ile beslenir. Etçil kara kuşlarının besinlerini genellikle böcekler ve kemirgenler teşkil eder. Etçil su kuşlarının besinleri de kurbağa, yılan ve balıklardır. Hem etçil hem de otçul olanlar balözü, böcek ve tohum yerler. Kuşlar, zararlı böceklerin baş düşmanıdır. Yeryüzünde 8.000’i aşkın kuş türü bulunmaktadır. Bunlardan 850 kadarı kuzey Amerikada yaşar. Belli bir bölgede yaklaşık 200 çeşidi bulunabilir. Kuşların beslenme konusu incelendiğinde şu hakîkat ortaya çıkar: Pekçok kuşun yiyeceklerinin önemli bölümünü tarıma zararlı yabanî bitkilerin tohumları teşkil eder. Yabanî otlarla mücadele çiftçilere büyük mali külfetler yüklemektedir. Kuşlar hiçbir masraf olmadan zararlı tohumları yiyerek onların artmasının önüne geçerler. Kuşların Göçü: Küçücük kolibri kuşundan koskoca kartallara kadar binlerce kuş türü her sene vakti geldiği zaman üreme ve kışlama bölgeleri arasında uzun yolculuklar yaparlar. Yılda iki defa Kuzey ve Güney yarıküreleri arasında göç ederler. Kış aylarında havaların soğumasıyla besin bulmak zorlaşır ve rekabet artar. Bu sebeple Kuzey yarımkürede üreyen göçmen kuşlar, her sonbaharda Güney yarımküreye doğru göç hareketine girişir
İlkbaharda kuzeye gelen kuşlar, ilkbahar, yaz ve sonbahar mevsimleri olmak üzere yılın dörtte üçünü bu geniş alanlarda geçirirler. Yalnız kış mevsiminde tropik bölgelerde barınırlar.
kuşların çoğu zaman göç yollarını değiştirdikleri ve bunda genetik unsurların yanısıra bazı çevre faktörlerinin de etkili olduğu bilinmektedir. Mesela, kuşların yemesi için pencerelerde kırıntıların bulundurulmasının adet olduğu Büyük Britanya, Almanya’dan sıcak bölgelere göç eden kuşları çekebilmektedir.
Çeşitli deneyler genç kuşların içgüdüsel bir yön duyusuna sahib olduklarını ve buna uyduklarını, yaşlı ve tecrübelilerin ise harikulade bir pusulaya ve yerlerinden uzaklaştırıldıklarında dahi rota değiştirip doğru yolu bulabilme kabiliyetlerine sahib olduğunu göstermektedir.
Sonbaharda güneye göçeden bir kuş yakalanarak bir kafese konursa, ilginç bir olay gözlenir. Kafes ne tarafa çevrilirse çevrilsin, kuş daima göç istikameti olan güneye döner. Kuşların çoğu gündüz güneşe göre hareket ederler. Ancak birçok kuş da gece göç eder. Yapılan araştırmalar kuşların gündüz güneşe, geceleyin ise ay ve yıldızlara göre uçuş istikametlerini bulabildiklerini ispat etti.
Ardıç kuşları gökyüzünü göremeyecekleri yuvarlak bir kafese konulduklarında göç huzursuzluğuyla mevsimlik göç istikametlerine döndükleri tesbit edildi. İyi ama bunlar güneşi, ayı ve yıldızları göremedikleri halde yönlerini nasıl buluyorlardı?
Araştırmalar birçok hayvanın vücutlarında biyolojik pusulalara sahip olduklarını ortaya çıkarmaktadır. Posta güvercinleri doğru rota bulmaya yarayan “bir koku alma organına” sahiptirler; koku alma organlarını yuvalarına dönüşte kullanmakta ve atmosferde her tarafa dağılmış zerreler halindeki maddecikler, güvercinlerin “koku alma koordinat şebekesinin” muhtemelen temelini teşkil etmektedir. Koku alma duyusu asgarî 700 km’ye kadar olan mesafelerde yön bulma için vazgeçilmez bir vasıtadır. Kuşlar herhalde havadaki zerrecikleri algılamakta, bunlar yardımıyla yabancı bölgelerde “mevki tayini” yapmaktadırlar. Bunun için hangi maddelerin sözkonusu olduğu bu ana kadar tesbit edilememiştir.
Milyonlarca göçmen kuşun uzun mesafeler katederek yaptığı yolculuk insanlar için hayati değer taşır. Kuşlar zararlı böceklerin baş düşmanıdır. Karaların çoğunun bulunduğu kuzey bölgelerine göç etmeselerdi ve yılın dörtte üçünü burada geçirmeselerdi, haşereler buralarda muazzam bir bitki katliamı yapardı. Baharda milyonlarca böcek, bitkiler üzerine yumurta bırakır. Bunlardan çıkan tırtıllar, kuşlar tarafından yenilerek kontrol altında tutulur. Çeşitli kurt, böcek ve çekirge yumurtalarını yiyerek mutlak bir kıtlığın önüne geçerler.
Son senelerde Almanya’da yapılan araştırmalar, göçmen kuşların daha yumurtadan çıkar çıkmaz, ne zaman, nasıl ve hangi yol üzerinden göç edeceklerini, nerede durup dinleneceklerini ve nereye ineceklerini önceden bildiklerini ortaya çıkardı. Araştırma ekibinden Peter Borthold Almanya’dan Ekvator Afrikası’na göç eden “kara başlı çalı bülbülleri” ile yaptığı araştırmalar sırasında, iki ayrı soya mensup çalı bülbülünden meydana gelen yavruların, göç yollarının ne analarının ne de babalarınınkine benzediğini, ikisinin arasında bir başka göç yolu bulduklarını belirledi.
Bütün göçmen türler, her yıl aynı zamanda göç etmezler. Bazan hava durumu sebebiyle hareketlerini değiştirebilirler. Fakat San Juan Capistrona kırlangıçları gibi bazıları da her yıl göçmen bir biçimde aynı günler içinde göç yerlerine gidip gelirler. Umûmî olarak gece uçarlar. Gündüz yiyecek bulmak için avlanırlar.
|
|
|
|
|
1056
|
cellotin genel / Kimya / Ynt: Süblimleşme
|
: Eylül 30, 2007, 07:48:24 ÖS
|
|
Süblimleşme Bir maddenin katı, sıvı ve gaz halleri arasında geçişler yapmasına süblimleşme denir. Erime: Bir maddenin katı halden sıvı hale geçmesine erime, erimenin meydana geldiği sıcaklığa erime sıcaklığı denir.
Donma: Bir maddenin sıvı halden katı hale geçmesine donma, donmanın meydana geldiği sıcaklığa donma sıcaklığı denir.
Kaynama: Bir maddenin sıvı halden gaz hale geçmesine kaynama, kaynamanın meydana geldiği sıcaklığa kaynama sıcaklığı denir. Kaynama ile buharlaşma aynı şey değildir. Buharlaşma her sıcaklıkta olurken kaynama belirli bir sıcaklıkta olur. Kaynama buharlaşmanın en yoğun olduğu andır.
Yoğunlaşma: Bir maddenin gaz halden sıvı hale geçmesine yoğunlaşma, yoğunlaşmanın meydana geldiği sıcaklığa yoğunlaşma sıcaklığı denir.
Süblimleşme: bir katının sıvı hale geçmeden gaz hale geçmesine süblimleşme denir. Naftalin ve tuvaletlerde kullanılan katı koku gidericiler buna örnektir. Hal değiştirme ısısı(L): 1gram maddeyi bir halden başka bir hale geçirmek için ona verilmesi veya ondan alınması gereken ısıdır.
Eğer madde eriyorsa erime ısısı(Le), kaynıyorsa kaynama ısısı(Lk) adını alır.
Özısı(c): 1 maddenin 1gramının sıcaklığını 1°C değiştirmek için ona verilmesi veya ondan alınması gereken ısıdır.
Hal değişimi sırasında erime ve kaynama noktalarında bir süre sıcaklık değişmez alınan ısı moleküllerin arasındaki bağları çözmek için harcanır. Bu noktalarda harcanan enerji aşağıdaki gibi hesaplanır.
Q = m.L
Q = ısı m = kütle L = Bu harlaşma yada erime erime ısı.
Hal değişiminde yukarıda anlatılan süre dışında harcanan ısı enerjisi miktarı aşağıdaki formül ile hesaplanır. Q=m.c.?t
Q = ısı m = kütle c = öz ısı ?t= sıcaklık değişimi Hal Değiştirme İle İlgili Özellikler:
1. Hal değiştirme süresince sıcaklık sabit kalır.
2. Bir madde için ; erime sıcaklığı=donma sıcaklığı kaynama sıcaklığı=yoğunlaşma sıcaklığı erime ısısı=donma ısısı kaynama ısısı=yoğunlaşma ısısı’dır.
3. Her maddenin belirli bir basınç altında belirli bir erime noktası vardır. Erime sırasında hacmi artan maddeler de donma noktası basıncın artmasıyla artar. Erime sırasında hacmi azalan maddelerin donma noktası basıncın artmasıyla azalır, yani daha düşük sıcaklıklarda donar. Buzun üzerine basıldığında 0°C den daha düşük sıcaklıklarda da erimesi buna örnektir.
4. Her sıvının belirli bir basınç altında belirli bir kaynama noktası vardır. Basınç azaldıkça kaynama noktası düşer. Çünkü kaynama buhar basıncı ile dış ortam basıncın eşitlendiği anda başlar. Yükseklere çıkıldıkça atmosfer basıncı azaldığından kaynama noktası düşer.
5. Isı çoğaldıkça buharlaşma kolaylaşır.
6. Hava akımı buharlaşmayı kolaylaştırır.
7. Sıvı yüzeyi genişledikçe buharlaşma kolaylaşır.
8. Basınç azaldıkça buharlaşma kolaylaşır.
9. Erime, donma, kaynama, yoğunlaşma sıcaklıkları, özısı, hal değiştirme ısıları maddenin ayırt edici özelliklerindendir.
|
|
|
|
|
1057
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: MANTARLAR VE TÜRLERİ
|
: Eylül 30, 2007, 07:45:07 ÖS
|
|
Toplanacak mantarlarda nelere dikkat etmelidir:
1. Şapkasının hem altı hem de üstü KAHVERENGİ olan lamelli mantarlardan uzak durmak gerekir. Öldürücü zehirli örümcek mantarları Cortinarius speciosismus (C.rubellus) ve Cortinarius orellanus ile yine öldürücü mantar Galerina marginata böyle mantarlardır. (Bak: Zehirli Mantarlar) 2. Aynı şekilde şapkasının hem altı hem de üstü BEYAZ olan lamelli mantarlardan da aynı ölçüde uzak durmak gerekir. Öldürücü zehirli sinek mantarı Amanita virosa / Ölüm Meleği böyle bir mantardır. Bu mantarın en tehlikeli yönü pazardan satın aldığımız kültür mantarı Şampinyon'a benzetilmesidir. (Bak: Zehirli Mantarlar) Aslında -bilenler için- bunları birbirinden ayıran önemli özellikler bulunmaktadır. Diğerlerinin yanında belirleyici olan fark lamellerinin rengidir. Sinek mantarlarının lamelleri kesin olarak BEYAZ olur. Champinion / Şampinyon mantarlarında ise lameller beyaz değil, siyaha yakın tonlarda olurlar. Bu rengi veren Champinion mantarlarının SİYAH sporlarıdır.
Mantarın bunlardan hangisi olduğunu saptayabilmenin iki ayrı olanağı bulunmaktadır:
A- Mantarın şapkası ter çevrilip altından bakılırsa lamellerin rengi görülebilir.
Yukarıda belirtildiği gibi zehirli Sinek mantarlarında bu renk beyazdır.
Champinion mantarlarinda ise siyah veya siyaha çalar renktedir. Sadece genç Champinion mantarlarında sporlar henüz olgunlaşmadığı için lameller onlarda da beyaz renktedir. Ayrica bu mantarlarda sporların korunması amacıyla şapkanın altında oluşan beyaz, pamuğumsu zar lamellerin görülmesini engelleyebilir. O durumda zar kaldırılarak lamelleri görmek olanaklıdır.
B- Mantarlara Spor İzi yöntemi uygulanır. Sonuçta Champinion'ların spor izi siyah, sinek mantarlarının izi ise beyaz oluşacaktır. (Bak: Spor İzi yöntemi) 3. Sapının ucu torba gibi bir kılıf (kase) içinde olan mantarları da toplamayın. Öldürücü zehirli Amanita verna (A.phalloides) / Köy göçüren ile Amanita virosa / Ölüm Meleği mantarlarının içinde bulunduğu sinek mantarlarının hepsi böyle saplarında kın / kase olan mantarlardır. (Bak: Zehirli Mantarlar)
Yukarıda anlatılan uyarılara uyulduğu takdirde mantardan zehirlenme riski en az yarıyarıya azalmış demektir. Ülkemiz olguları dikkate alındığında bu oran %90-95 olmaktadır.
Genelde yukarıda adı geçen beş mantar ve diğer bir kaç örümcek mantarının hepsi de hücre öldürücü özelliklere sahiptir. Bunlara ek olarak, ülkemizde çok bulunan Kuzu göbeği denilen mantarın akrabası Gyromita esculanta ve benzeri birkaç beyin mantarının dışında kalan mantarlar sinir sistemine etkileri yada sindirim sisteminde yarattıkları bozulmalarla kendilerini belli ederler. Bu mantarlarin yaşamsal tehlikesi söz konusu değildir. (Bak: Zehirli Mantarlar ve Tablosu)
4. Şapkasının kenarlarında ince iplikcikler bulunan mantarları toplamayın. Bu mantarlar Cortinarius / Örümcek türü mantarlardır. İçlerinde öldürücü zehirli olanlar vardır. Örneğin yukarıda adı geçen öldürücü zehirli Cortinarius speciosissimus ile Cortinarius orellanus mantarları bu tür mantarlardandır.
Bu tür mantarları sporları kahverengidir. Ayrıca bunlarda sporları korumak üzere oluşan iç zar örümcek ağı gibi iplikciklerden yapılıdır. Mantarların gelişme evresinde şapkanın oluşmasıyla birlikte bu zar parçalanır ve parçaların bir kısmı sapın şapkaya yakın tarafında yapışık kalarak kahverengi izler bırakırken bie kısmı da şapka kenarlarında tülden saçaklar oluştururlar.
Ayrıca, yüze yakın çeşiti olan bu türün yenmeye değer olanları da çok az sayıdadır. 5. Kural olarak yakıcı tadı olan ve/veya nahoş kokulu mantarlardan kaçının. 6. Küflenmiş yada çürümeye yüz tutmuş mantarları toplamayın, bırakın kalsın. 7. Keza fazla böceklenmiş mantarları da toplamayın. 8. Borucukları yada ayağındaki damar ağları kırmızı olan sünger altlı mantarlardan kaçının. 9. Eğer etleri sararmış ve/veya ıslak ise yumurta mantarları ile duman mantarlarını toplamayın. 10. Tat Yoklaması: Gevrek yapılı ve sütsüz lamelli mantarların / russula türlerini birbirinden ayırmak oldukça zor, çoğu zaman imkansızdır. Bu durumda russula cinsi bir mantarın yenilir olup olmadığını anlamak için "tat yoklaması" yapılır. Ancak bu yöntem sadece ve sadece "russula" türü mantarlara uygulanabileceğinden, önce ve MUTLAKA mantarın "russula" türü olduğu kesin olarak saptanmış olmalıdır (bak: Gevreklik). Bu saptandıktan sonra mantarın yenilir olup olmadığını anlamak için, mantar şapkasının altındaki lamellerden çok ufak bir parça alınarak dilin ucuna değdirilir. Şayet mantar yenmez yada zehirli bir tür ise hemen yada çok az bir süre sonra ağzı yakacaktır. Eger yakmıyorsa mantar tehlikesizdir ve yenilebilir. Dikkat! Bu yöntem küçük çocuklarla birlikte iken kesinlikle uygulanmamalıdır. Çocuk taklit etme içgüdüsü ile bundan böyle eline geçen her çeşit mantarı ağzına götürücektir.
Mantarlar ne zaman ve nasıl toplanmalıdır:
* En uygun mantar toplama zamanı, güneşli günlerde, sabah çiyinin kaybolduğu zamandan öğlen ortasına kadar olan süredir. * Daima kuru havada mantar toplamaya çalışın. Islak mantarları toplamak oldukça zor ve sıkıcı olur. * Mantar topladığınız yerin, motorlu taşıt trafiği olan yollardan en az 100 metre uzak olmasına özen gösterin. Eksoz gazlarından çıkan zararlı maddeleri (kanserojen ağır metaller) mantarlar bünyelerinde biriktirmektedirler. * Mantar toplarken daima bir hasır sepet kullanılmalıdır. Kağıt torba ve özellikle de plastik torba elverişli değildir. Kağıt torba ıslanıp yırtılır, plastik torba ise mantarı sıkıştırır ve ezerek bozulmasına neden olur. Sepetin içinde kartondan veya uygun bir malzemeden gözler yapılırsa değişik mantar türlerini ayrı ayrı bölümlere koyabilirsiniz. * Mantarı keserek toplamayın. Önce burarak en alt kısmından (kökünden) koparın, sonra topraklı kısmını kesip atarsınız. Bazı mantarların tanınmasında kökün şekli yardımcı olmaktadır. * Mantarın temizlenmesini topladığınız gün yapın. Kaba temizliği, hatta mümkünse ince temizliği de mantarı topladığınız yerde yaparsanız iyi olur. Böylece hem mantarların bünyesindeki doğal maddeler yine doğada kalırlar hem de bo | | | |
|