|
|
|
1006
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: HÜCRELERİN YAPISI
|
: Eylül 30, 2007, 09:17:39 ÖS
|
|
HÜCRELERİN YAPISI
Hücre ; canlıların yapısını oluşturan en küçük canlı birim dir. Hücrelerin yapısı ilk kez 1605 yılında R.Hooke tarafından tespit edilmiştir. Bu bilim adamı kendi yaptığı mikroskopta şişe mantarından aldığı bir parçayı incelemiş ve mantarın hücrelerini içi boş, çevresi belirli bir yapıyla ayrılmış olarak görmüştür. Gördüğü bu yapılar için ilk defa cellula (=hücre) terimini kullanmıştır. Bundan sonra gelen bilim adamlarının katkılarıyla hücre konusunda daha ayrıntılı bilgiler ortaya çıkmıştır.
Bazı canlılar tek bir hücre yapısındadırlar (bakteriler ve tek hücreliler). Diğer bütün canlılar ise çok hücrelidir. Canlıların vücut büyüklüğü arttıkça hücre sayısıda artar. Canlılardaki hücreler çekirdek yapıları bakımından ikiye ayrılır.
Prokaryot hücrelerde; çekirdek zarı olmadığından belirgin bir çekirdek gözlenmez. Ayrıca bu hücrelerde mütokondri, kloroplast, endoplazmik retikulum gibi zarla çevrili organeller de bulunmaz. Bakteriler ve mavi-yeşil alg’ler bu şekildedir.
Ökaryot hücreler; gerçek hücreler olup, çekirdek ve diğer organelleri zarla çevrilidir. Hücre deyince çoğu zaman kastedilen de ökaryot bir hücredir. Hücreler genellikle gözle görülmeyecek kadar küçük (10-15 mikron) olup, mikroskoplarla büyüterek incelenir. Hayvanların döllenmemiş yumurtaları ve bazı su yosunları gözle görülebilen (makroskobik) büyük hücrelerdir. Her hücrenin, bulunduğu doku ve canlı türüne, ya da yaptığı işe göre farklı şekli vardır. Ancak; bitkisel hücreler genellikle köşeli, hayvansal hücreler ise genellikle yuvarlaktır.
Hücreler genelikle renksiz olup, bazıları taşımış oldukları renk maddelerine göre farklı renklerde olabilirler. Alyuvarlar kırmızı, yaprak hücreleri yeşil, yağ hücreleri sarı, vs. Ökaryot hücreler zar, sitoplazma ve çekirdek olmak üzere başlıca üç kısımda incelenir.
A. HÜCRE ZARI
Hücre zarı bireyi dış ortamdan ayıran, dağılmasını önleyen, ona şekil veren ve dış etkilerden korumaya çalışan, çanlı, esnek, çok ince ve yarı saydam bir zardır. Esas yapı maddesi “protein ve yağ”dır. En önemli özelliği seçici geçirgen olması, en önemli görevi ise, hücreye madde giriş-çıkışını düzenlmesidir. Zar çok ince (75-100 Ao) olduğundan ışık mikroskobuyla zor görülür. Ayrıntılı yapısı ancak elektron mikroskobuyla incelenebilir.
1. Zarın Yapısı
Hücre zarı, yaklaşık olarak %60 protein, %35 yağ ve %5 oranında da karbonhidrat içerir. Bu moleküllerin nsaıl bir düzende yerleştiğini en iyi açıklayan görüş “akıcı mozayik zar modeli cansız bir zar özelliği taşımakta olup, aktif taşımayı izah edememektedir.
Akıcı mozayik zar modellerine göre, zarın esas çatısını, çift katlı yağ tabakasına düzensiz olarak gömülmüştür.
Karbonhidratlar, proteinlerin bazılarına bağlanarak Glikoproteinleri, yağ moleküllerinin bazılarına bağlanarak da Glikolipidleri oluştururlar. Bu moleküller zarın seçici geçirgenliğinde çok önemli rol oynarlar. Yaş moleküllerinin suyu sevmeyen uçları birbirine dönerek kararlı bir durum oluşturmuştur. Hücrelerin birbirini tanıması, hormonlar gibi özel maddelerin hücrelere alınması zardaki glikoprotein ve glikolipitlerle sağlanır.
Bir canlının farklı dokularındaki zar yapıları farklı olabilir. Bu farklılık zardaki glikoproteinler ve glikolipitlerden kaynaklanır. Akıcı mozayik zar modelinin önemli özelliklerinden birisi de yağ tabakasının devamlı hareket halinde ve akıcı olmasıdır.
Hücre zarının seçici geçirgenliğini sağlayan esas yapı por (delik) denilen açıklıklardır. Zardan girip çıkacak moleküllerin büyüklüğü porlar tarafından belirlenir. Bütün hücrelerde porların büyüklüğü genellikle aynıdır. Ancak her hücredeki por sayısı farklı olabilir.
2. Hücre Zarı Oluşumları
Hücre zarının farklılaşması sonucu mikrovilluslar, siller, kamçılar ve yalancı ayaklar gibi bazı yapılar oluşabilir.
• Mikrovilluslar : Hücre zarının hücre dışına doğru yaptığı eldiven parmağı şeklinde çıkıntılardır. Bir çok hücre de bulunmakla beraber, özellikle emilim yapan hücrelerde (Örneğin ince bağırsağı oluşturan epitel hücreleri) fazla sayıda bulunurlar.
• Siller : Tek hücrelerden silliler grubunda bol bulunurlar. Besinlerin ağız bölgesine alınmasını ve hareketi sağlarlar. İnsanda solunum yolundaki epitel hücrelerinde bulunana siller akciğerden dış ortama doğru olan hareketiyle, balgamla birlikte tozların dışarı atılmasını sağlarlar.
• Kamçı : Tek hücrelerin kamçılılar grubunda, bakterilerde ve bazı alglerde bulunan kamçılar, sillerden daha uzun ve yine hareketli uzantılardır.
• Yalancı ayaklar (Pseudopod): Amip, akyuvar ve cıvık mantar hücrelerinin besin bulmak, yer değiştirmek ve düşmanlarına karşı kullanmak üzere zar uzantılarıyla oluşturdukları geçici farklılaşmalardır.
B. SİTOPLAZMA
Hücre zarı ile çekirdek zarı arasına doldurulan, organeller ve plazmadan meydana gelmiş bir karışımdır. Çok fazla su ihtiva etmesine rağmen, su gibi akmayıp yumurta akına benzer kolloidal (yarı sıvı) bir özelliğe sahiptir. Organeller ve plazma olmak üzere iki kısımda incelenir.
1. Hücre Organelleri
Çok hücreli gelişmiş yapılı canlılarda organ ve sistemlerle gerçekleştirilen hayatsal olaylar (solunum, sindirim, dolaşım, üreme, vs.) tek hücreli canlılarda ve çok hücrelilerin her bir gücresinde “organel” denilen hücre içi yapılarıyla gerçekleşritilir. O halde her hücre organeli bir organ ya da sisteme karşılık gelmektedir. Her hücrenin tek başına canlılık özelliği gösterilmesi organellerle mümkün olmaktadır. Sentrozom bir zarla çevrilidir.
Hücreleri, yapı ve fonksiyon olmak mükemmel işleyen bir devlete benzetebiliriz. Çünkü yöneticisi ve diğer görevleri üstlenmiş ayrı birimleri vardır. Buna göre her organel bir görevden sorumlu bakanlar gibidir.
a. Endoplazmik Retikulum (ER) : Hücre zarından çekirdek zarına kadar uzanan, hücreyi ağ gibi örmüş, hücre içi kanallar sistemidir. Üzerinde ribozom bulunduranlara Granüllü E.R., bulundurmayanlara Granülsüz E.R. denir. Granülsüz E.R. Daha çok yağlı maddelerin sentezini yapan yağ bezleri hücrelerinde veya steroit hormon sentezleyen salgı bezi hücrelerinde bulunur.
Granüllü E.R. ise protein sentezinin çok yapıldığı (karaciğer hücreleri gibi) hücrelerde daha iyi gelişmiştir. E.R. ler hücre içine ve dışına madde taşınmasında, bazı maddelerin depolanmasında görev yaparlar. Ribozomlarda sentezlenen proteinleri de golgiye taşırlar.
b) Ribozom : Işık mikroskobuyla görülemeyen çok küçük, zarsız organellerdir. Çekirdek zarı, E.R., sitoplazma sıvısı, kroloplast sıvısı ve mitokondri sıvısında bulunurlar. Hücrede her türlü protein ve enzim sentezinin yapıldığı yerlerdir. Protein ve RNA’dan yapılmıştır. Büyük ve küçük alt birimlerden oluşlurlar. Protein, enzim ve hormon sentezi hızlı olan hücrelerde daha çok bulunur. Birçoğu sitoplazmada yan yana gelerek polizom (porilibozom) ları oluşturur. Virüsler hariç bütün canlı hücrelerde bulunan temel organel dir.
c) Mitokondri : Memeli alyuvarı, bakteri ve mavi yeşil alglerin dışındaki bütün ökaryot hücrelerde bulunur. Hücrede enerji üretimini sağlayan oksijenli solunumun merkezleridirler. Enerji gereksinimi fazla olan hücrelerde sayıları fazladır.
Etrafralarında hücre zarının yapısına benzeyen, ancak çift katlı olan bir zar sistemi bulunur. Dış zar düz ve esnek bir yapıya sahiptir. Gerktiğinde şişer ve büzülür. İç zar yüzeyi arttırmak için mitokondri sıvısına (=matriks) doğru kıvrımlar yaparak krista denilen zar kıvrımlarını meydana getirir.
Oksijenli solunumda görev yapan ETS elemanları kristalar üzerinde bulunurken, krebs çemberi enzimleri sıvı kısmında (matriks) bulunurlar.
Mitokondrinin kimyasal yapısında %60-65 protein, %35-40 lipit, ve çok az miktarda DNA, RNA ve ribozom bulunur.
Mitokondriler, gerektiği zaman bölünebilir, büyüyebilir ve kendileri için gerekli bazı proteinleri sentezleyebilirler.
Mitokondriler oksijenli solunumda ATP sentezlerken; C6H12O6 (Glikoz) + 6O2 6CO2 + 6H2O + 38 ATP reaksiyonunu gerçekleştirirler.
O halde, mitokondriler;
• Organik bileşiklerin parçalandığı • O2’nin kullanıldığı • CO2’nin üretildiği • H2O’nun oluştuğu • ATP nin üretilip depolandığı yerlerdir.
Bunlardan O2 nin kullanılması ökaryotik hücrelerde sadece mitokondrilerde gerçekleşir.
d. Golgi Cisimciği:
E.R. den oluşmuştur. Birbirine paralel uzanmış kanlacık ve kesecikler şeklindedir. Salgı maddelerinin oluşturulması, paketlenmesi ve salgılanmasından sorumludurlar.
Pankreas, süt bezi, hipofiz gibi salgı bezlerinde, bitkilerin nektar bezlerinde, salgı dokusunda bol bulunur. Değişerek lizozomları meydana getirirler. Golgide kompleks bileşiklerin, karbonhidrat ve yağların sentezi de yapılmaktadır.
e. Lizozom : Golgi cisimciğinden meydana gelirler. Hücre içi sindirim enzimlerini taşıyan keseciklerdir. Hücreye fagositoz ve pinositozla alınmış ya da hücre içinde oluşturulmuş her türlü büyük moleküller lizozomlar tarafından sindirilirler.
Hücre yaşlanınca lizozomlar patlar ve hücre kendini sindirir. Buna Otoliz denir.
Kurbağa larvalarında kuyruğun kaybolması, ölmüş cesetlerin daha çok çürümesi ve intihar kesecikleriyle mümkün olmaktadır. Hücre organellerinin yenilenmesinde de lizozomların önemli görevleri vardır. Esiken hücreler veya organeller lizozomlarla otoliz olayıla sindirilirler. Örneğin 1 gram karaciğer dokusunda bir saatte, bir milyar mitokondri sindirilip, yenileri yapılır.
f. Koful (Vakuol) : Hücrede oluşan artık maddelerin ve fazla sıvıların depolandığı keseciklerdir. Hücre zarının içeriye doğru kıvrılmasıyla, E.R. dam, golgi cisimciğinden veya çekirdek zarından meydana gelebilir. Daha çok tek hücrelilerde ve bitki hücrelerinde bulunurlar. Hayvan hücrelerindeki kofullar çok az ve küçüktür.
Tek hücrelilerde vakuoller önemli görevleri üstlenmişlerdir. Bunlardan besin vakuolleri hücre içine alınan maddelerin sindirilmesini, kontraktil kofullar ise fazla suyun dışarıya atılmasını sağlar.
Kofulların bazıları ortaya çıkıp, görevleri bittikten sonra kaybolurlar. Örneğin fagositoz ve pinositazla alınan besinlerin sindirilmesini sağlayan besin kofulları, sindirim kofulları ve boşaltım kofulları gibi.
Bitkilerde hücre yaşlandıkça koful büyür. Çünkü tuzlu artıklar kofullarda biriktirilir. Kofullar plazmoliz’de (su kaybetme) küçülür. Deplazmoliz ve turgor’da (su alma) büyür. Bitkilerden salgılanan bir çok koku maddesi koful öz suyundan dışarı atılır.
g. Sentrozom : Sadece hayvansal hücrelerde ve bazı basit yapılı alg ve mantar türlerinde bulunur. Silindir şeklindeki iki sentriolden oluşur. Hücre bölünmesi sırasında eşlenerek hücrelerin kutuplarına çekilir ve iğ ipliklerini tutarlar. Bu sayede kromozom takımlarının ayrılması sağlanır.
Her senrtiol 9 adet protein yapıdaki tüp demetinden meydana gelmiiştir. Bitki hücrelerinde sentrozom bulunmadığından iğ iplikleri sitoplazmadaki proteinlerden doğrudan oluşturulur.
h. Plastidler : Yalnız bitkisel hücrelerde bulunan renk maddeleridir. Hücre gençken renksizdirler. Zamanla gelişen hücreye göre kendi renklerini alırlar. Kloroplast, Kromoplast ve Lökoplast olarak üç çeşittirler.
Kloroplast : Bitkinin yapraklarında bol miktarda bulunan yeşil renkli organellerdir. Fotosentezde ışığı tutup kimyasal enerjiye dönüştüren yeşil renkli klorofil pigmentlerini ihtiva eder. Her kroloplast taneciği dış ve iç zar olmak üzere iki zarla çevrilmiştir. İç zarın içini dolduran renksiz sıvıya stroma denir.
Kloroplastlar yapı olarak mitokondrilere benzerler. Yapısında lipid, protein, pigment (renk) maddesi, DNA, RNA, ETS elemanları ve ribozomlar bulunur.
Kroloplastın stroması (sıvı kısım) içerisinde granum denilen temelli tanecikler bulunur. Granumlar tek bir zarla çevrilidir ve klorofil pigmentelerinin bulunduğu yerlerdir.
Fotosentezin ışıklı devre reaksiyonları granumlarda, karanlık devre reaksiyonları ise stromada gerçeklerşir.
Kroloplastlar fotosentezle organik besinlerin ve serbest oksijenin üretildiği yerlerdir. Bu sayede güneşin ışık enerjisi kimyasal enerjiye dönüştürülmüş olur. Bütün canlı organizmalar enerjilerini fotosentezle üretilen organik besinlerden saplarlar.
Kloroplastta fotosentez olayında; 6CO2 + 6 H2O C6H12O6 (Glikoz) + 6O2 reaksiyonu gerçekleşir.
Buna göre Kloroplastlar; • Işığın kullanıldığı (soğrulduğu) • CO2’nin tutulup kullanıldığı (indirgendiği) • H2O’nun kullanıldığı (parçalandığı) • O2 nin oluşturduğu • Glikoz ve nişastanın sentezlendiği yerlerdir.
Kromoplastlar : Yeşilin dışındaki renklerin oluturulan pigment maddelerini taşıyan taneciklerdir. Çiçek ve meyvalara renk verirler. Karoten (turuncu), ksantofil (sarı) ve likopin (kırmızı) başlıcalarıdır.
Bitkilerdeki diğer birçok renk, koful özsuyunun asitlik ya da bazlığına göre renk değiştirebilen, “antokyan” maddeleri tarafından oluşturulur.
Lökoplast : Renksiz plastidlerdir. Nişasta yağ ve protein depo ederler. Bu nedenle en depo organlarında bulunurlar.
Bütün plastidler ışık ve sıcaklık etkisiyle birbirlerine dönüşebilirler. Tohumların ve patates yumrusunun yeşermesi, domatesin kızarması, sonbaharda yeşil yaprakların ssararması gibi...
ı. Hücre Çeperi (Hücre Duvarı) : Bütün prokaryotlarda, mantarlarda, bazı bir hücrelilede ve bitki hücrelerinde bulunur. Bir stoplazmik organel olmayıp hücreyi dıştan saran koruyucu bir yapıdır. Bitkilerde bir karbonhidrat olan selülozdan meydana gelmiştir. Bitki türüne göre çeper üzerinde kütin, lignin, süberin, kalsiyum ve silisyum gibi farklı maddeler birikir. Hücre çeperi cansız ve serttir. Üzerindeki delik (geçit)’ler hücre zarında porlardan daha büyük olduğu için tam geçirgendir. Bitkilere dayanıklılık ve esneklik verir. Bakterilerin ve mantarların çeperi selülozdan değil başka organik maddelerden yapılmıştır.
2. Hücre Plazması Organellerin arasına doldurulan kolloid bir sıvı karışımıdır. Büyük oranın su oluşturur (%60-90). Bu oran su bitkilerinde %98, spor ve tohumlarda %10, insan hücrelerinde ise %65 dir. Yaşlandıkça su oranı azalır. Su ile beraber enzimler, hormonlar, nükleofidler, tRNA lar, mRNA lar, ATP, asitler, iyonlar, mineraller, sindirilmiş (amino asit, glikoz, yağ asiti, gliserol) ve sidirilmemiş (protein, yağ, nişasta, glikojen) besin maddeleri plazmayı oluşturur.
C. ÇEKİRDEK (NÜKLEUS)
Bakteri, mavi-yeşil alg ve memelilerin alyuvarları hariç bütün canlı hücrelerde bulunur. Çekirdeği olmayan (prokaryot) canlılarda çekirdek maddesi (DNA) sitoplazmaya dağılmış olarak bulunur. Çekirdek hücrenin bütün hayatsal olaylarını kontrol eden merkez v genetik maddenin koruyucusudur.
1. Yapısı ve Özellikleri • Çekirdek; iki zar birimiyle sitoplazmadan ayrılmıştır. Her zaman birimi hücre zarında anlatıldığı gibidir. Üzerindeki porlar hücre zarındakilerden daha geniştir. Çünkü mRNA be tRNA’ların geçmesine olanak sağlamalıdır. Bazen çekirdek zarının dış kısmında ribozomlar bulunur. Ayrıca çekirdek zarı kromozomların sitoplazmaya dağılarak bozulmasını önler. Hücre bölünürken eriyerek kaybolur. • Çekirdekçik; kromatik ipliğin yoğunlaşmış şeklidir. Protein ve RNA yönünden de zengindir. Hücre bölünmesi esasında kaybolur, sonra yeniden oluşturulur. • Çekirdek plazması; (karyoplazma) ise su, nükleotidler, RNA, ATP ve enzimlerden meydana gelmiştir. • Kromatin iplikler, çekirdeğin en önemli kısımlarıdır. Bunlar hücre bölünmesi sırasında kendini eşler, kısalıp kalınlaşarak belirginleşir ve kromozom adını alırlar.
Kromozomlaarın görevleri, hücrenin yönetimini ve kalıtımı sağlamaktır. Her canlı türünde belli sayıda olup, zamanla değişmez. Bazı türlerin kromozom sayıları ayrı olabilir. Bu çok önemli değildir. Önemli olan koromozomlar üzerindeki kişilerin benzer olmasıdır. İnsanda 46, kurtbağrı bitkisinde 46 ve moli balığında 46 kromozom vardır. Ancak görüldüğü gibi üçü de birbirinden çok farklı canlıladır. Bir tür bağırsak kurdunda 2 adet, bir tür eğrelti otunda ise 1500 adet kromozom vardır. Ancak bağırsak kurdu hayvan olmakla daha mükemmel sayılır.
Bölünme sırasında ışık mikroskobuyla görülebilen ve incelenen kromozomlar eşlenmiş halde bulunurlar. DNA ve proteinden oluşurlar, DNA’ları sitoplazma sıvısı içinde mutasyondan koruyan bu protein yapıdır.
Eşlenmiş iki kardeş kromozomu bir arada tutan bağlantı noktasına sentromer denir. İğ iplikleri bu kısımlara bağlanır. Sentromerin bulunduğu bölgeye göre kromozomlar farklı görünüm kazanırlar. 2n kromozomlu (diploid) hücrelerde kromozomlar çift çift bulunur (cinsiyet kromozomları hariç ). Şekil ve görev bakımından birbirine benzeyen ve kromozom çiftlerine homolog kromozomlar denir. Homolog kromozomların karşılıklı bölge (lokus) lerinde bulunan genler aynı karakterler üzerin etkilidir.
2. Çekirdeğin Yöneticiliği
Çekirdeğin hücre hayatı için ne kadar önemli olduğunu ve hücrenin yönetim merkezi olduğu çeşitli deneylerle ıspatlanmıştır.
Bu konuda en meşhur deney, tek hücreli bir su yosunu olan Acetabularla türleriyle yapılan deneylerdir.
Bu su yosununun şemsiye kısmı yuvarlak ve yıldız biçimli olmak üzere iki türü vardır. Her iki türden kesilen çekirdekli ve çekirdeksiz parçaların aşılanıp genişlemesi incelenmiş ve şemsiye şeklini çekirdeğin belirlediği ortaya çıkarılmıştır.
Yine amiplerle yapılan deneylerde çekirdeğin hayati önemi belirlenmiştir. Bir amipin çekirdeği, sitoplazmasından alınıp uygun bir ortama bırakılırsa bir kaç gün sonra ölür.
Eğer çekirdek çok az sitoplazmayla birlikte amipte bırakılırsa yaşamsal faaliyetlerin devam ettiği ve kesilen sitoplazmanın kendisini tamamladığı gözlenir.
Bitki ve Hayvan Hücrelerinin Karşılaştırması
Bitki ve hayvan hücreleri arasında bazı organel ve yapılar farklıdır. Plastidler, hücrre çeperi ve büyük koful sadece bitki hücrelerinde bulunur. Sentrozom sadece hayvan hücrelerinde bulunur. Farklardan bir diğeri de sitolazmada bulunan besin maddeleridir. Nişasta, maltoz ve sükroz bitkisel hücrelerde bulunur. Glikojen ve laktoz ise genellikle hayvansal hücrelerde ve bakterilerde bulunur.
Ayrıca, hücre bölünmesi yapılırken, hayvan hücreleri “boğumlanmak” suretiyle, bitki hücreleri ise “ara lamel” oluşturarak sitoplazma bölünmesini gerçekleştirirler.
|
|
|
|
|
1007
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: hücrenin yapı ve görevleri
|
: Eylül 30, 2007, 09:17:20 ÖS
|
|
HÜCRENİN YAPI VE GÖREVLERİ : İlk defa 1665 yılında Robert Hook kendi yaptığı mikroskopla şişe mantarından aldığı kesiti incelemiştir. Gördüğü odacıklara Hücre adını vermiştir.
HÜCRE : Canlıların en küçük yapı birimine denir. Hücre zar,sitoplazma ve çekirdek olmak üzere 3 kısımda incelenir.
HÜCRE ZARININ ÖZELLİKLERİ : 1. Tüm hücrelerde bulunur. Bitkilerde çeper de bulunur. 2. Mozaikli yapıdadır. Protein ve yağ moleküllerinden oluşmuştur. 3. Seçici geçirgen özelliğe sahiptir. 4. Esnektir. Hücre içindeki sıvı miktarına göre genişler veya daralır. Kısaca canlı,esnek,seçici geçirgen,saydam iki sıra yağ ve arsındaki protein moleküllerinden ibarettir.
SİTOPLAZMANIN ÖZELLİKLERİ : 1. Çekirdek ile zar arasını dolduran canlı ve akışkan sıvıdır. 2. %90 nı su geri kalanı protein,yağ,karbonhidrat,madensel tuzlar ve vitaminlerden ibarettir. 3. İçinde organelleri barındırır. 4. Su da çözünmez. Zardan geçemez. Kolloid sıvıdır. ORGANEL : Sitoplazma içinde bulunan yapı ve görev birimleridir. Mitokondri, Endoplazmik retikulum, Ribozom, Lizozom, koful, sentrozom, Plastitler, Golgi cisimciği önemli organellerdir.
MİTOKONDRİ : Yumurta veya çubuk şekline benzer. Çift zarı vardır. İç zar girintili çıkıntılıdır. Hücrenin enerji kaynağıdır. Hücreye gelen besin maddeleri hücresel enerjiye dönüşür. ATP ( Adenozintrifosfat) adı verilen enerji hücrelere dağılır. Gerekli yerlerde serbestçe kullanılır.
ENDOPLAZMİK RETİKULUM :Çekirdek ve zar arasında ince kanal sistemidir. Taşıma görevi vardır. Üzerinde ribozomlar bulunur.
RİBOZOM : Hem End.Ret. üzerinde hem de sitoplazma içinde bulunurlar. Küre şeklindedirler. Protein sentezler.
GOLGİ CİSİMCİĞİ : Üst üste yığılmış torbacık şeklindedir. Bakteri dışında tüm hücrelerde vardır. Ribozomda üretilen protenin yapısını değiştirerek salgı maddesine çevirir. Bitkideki selülozu golgi cisimciği salgılar. Salgılarını depo eder.
KOFUL : Artık maddelerin depolandığı,dışarı atıldığı yerdir. Sindirime de yardımcı olur. Bitkide büyük hayvanlarda küçüktür. Hücre yaşlandıkça kofullar çoğalır ve büyür.
LİZOZOM : Tek zarlı torbacıklardır. En çok akyuvarda bulunur. Golgi cisimciğindeki depolanmış salgıları ilgili yerlere taşır. Bunlar sindirici özellik taşır. Böylece hücre kendi kendini sindirmesini önler. Bazen Lizozomun zarı açılır ve hücre kendini sindirmeye başlar. Bu olaya OTOLİZ denir. Yaşlanmış hücreler böyle yok edilir. Yani lizozom enzimleri hücreyi sindirip yok eder. Hücre sindiriminde görevlidir. SENTROZOM : Hayvanlarda bulunur. İlkel bitkilerde de bulunabilir. Demet şeklinde 9 iplikçikten oluşmuştur. Bölünme esnasında her sentriol eşlenerek yavru hücrelere giderler. Ayrıca kamçı ve sil (kirpiksi cisim) oluşturur. Bölünme esnasında iğ iplikleri oluşturur. PLASTİTLER : Bitkilerde bulunur. Mitokondriye benzer. Fakat büyüktür. Hücre bölünmesinden bağımsız olarak bölünüp çoğalırlar. Kloroplast,kromoplast ve lökoplast olmak üzere 3 çeşittir. KLORPLAST : Yeşil bitkilerde bulunur. Fotosentezin gerçekleştiği organeldir. Yeşil rengi Klorofil a ve b moleküllerinden gelir. Başka renk molekülleri de vardır ama sayıca azdır. KROMOPLAST : Bitkinin yeşil dışındaki organlarının hücrelerinde bulunur. Erik ve elmada başlangıçta yeşil daha sonra kırmızı veya başka renge dönüşür. Meyve olgunlaşırken yeşil rengi veren kloroplast daha sonra kromoplasta dönüşür. LÖKOPLAST : Bitkilerin kök,gövde gibi kısımlarında daha çok bulunur. Nişasta,protein ve yağ depo ederler. Renk maddesi bulunmaz. Ancak ışıkta bırakılırsa lökoplastlar kloroplasta dönüşür. Örneğin patates ışıkta bırakılırsa kabuğun altından yeşermeye başlar. Lügol damlatılırsa içindeki nişastanın varlığı anlaşılır.
ÇEKİRDEK : Hücrenin büyüme,bölünme ve onarım işlerini denetleyen merkezidir. Bazı hücrelerde birden fazla çekirdek bulunurken bazılarında hiç bulunmaz. Kırmız kas ve karaciğer hücrelerinde birden fazla çekirdek vardır. Kandaki alyuvar hücrelerinde ise hiç çekirdek yoktur. Bakteri ve mavi-yeşil su yosunlarında da çekirdek yoktur. Bunlarda çekirdek maddesi sitoplazma içinde dağınık şekilde bulunur. Çekirdeği yok edilen amip birkaç gün içinde ölür. Eledeo Bitkisinin hücrelerin lügol damlatlırsa çekirdek kahve renk alır. Çekirdek 4 kısımdan ibarettir. Zar,Özsu,çekirdekçik ve Kromotin iplik ÇEKİRDEK ZARI : Hücre zarına benzer. Por adı verilen delikçikler vardır. Porlar madde alışverişini kontrol eder. ÇEKİRDEK ÖZSUYU : Sitoplazmaya benzeyen kolloid sıvıdır. Kimyasal yapısında organik bileşikler ve nükleik asitler bulunur. ÇEKİRDEKÇİK : Çekirdek öz suyunun yoğunlaşmasıyla zarsız yapıdır. Bir veya birkaç tane olabilir. Protein ve RNA (Ribonükleik asit) yönünden zengindir. Protein sentezinde önemli görev alır. Hücre bölünürken yok olur. Mikroskopta parlak tanecik olarak görülür. KROMOTİN : Ağ şeklindedirler. Hücrenin kalıtsal karakterlerinin ve yaşamsal özelliklerinin şifrelendiği yerdir. DNA ( Deoksiribonükleikasit) moleküllerinden yapılmıştır. Hücre bölünmeye başlamadan kromotin ipliklerini oluşturur. Bölünme sırasında iplikler spiral kıvrılır, kısalır,kalınlaşır ve KROMOZOMları oluşturur. DEĞERLENDİRME : 1. Hücreyi bulan kimdir ? 2.Hücrenin kısımları nelerdir ? 3. Hücre zarının özellikleri nelerdir ? 4. Sitoplazmadaki organeller nelerdir ? 4. Çekirdeğin görevi nedir ? D. SONUÇ : 1. 2. 3. Y. SONUÇ: 1. 2. 3. HALUK ÇOLAK FEN BİL. ÖĞR.
KROMOZOM : Kromatin ipliklerin hücre bölünmesi sırasında yay gibi kıvrılıp, kısalıp,kalınlaşmasına kromozom denir. Yapısında DNA ( Deoksiribonükleik asit) ve protein bulunur. Kromozomdaki DNA molekülü üzerinde herhangi bir hayatsal olaya ait bilginin şifrelendiği bölgeye GEN denir. Genler Hücrenin hangi proteini yapacağını belirler. Ana babaya ait karakterleri yavruya taşır. Kromozomlar bir türün tüm bireylerinde aynı şekil ve sayıda bulunur. Kromozom sayıları (n) ile gösterilir. Üreme hücrelerinde (n), vücut hücrelerinde (2n)tane kromozom bulunur. İnsan 23 (n) 46 (2n) (23 çift) Soğanda 8 (n) 16 (2n) ( 8 çift) Sivrisinekte 3 (n) 6 (2n) ( 3 çift) Buğdayda 21 (n) 42 (2n) (21 çift) Eğrelti otunda 510 (n) 1020 (2n) (510 çift) kromozom vardır. Kromozom sayıları sabittir. Ancak canlı türünü kromozom sayısı değil kromozom üzerindeki genlerin diziliş ve yapı özellikleri belirler. Kromozom üzerinde Sentromer adı verilen boğum bölgesi vardır. Bölünme sırasında kromozomlar sentomerlerle iğ ipliklerine bağlanarak hücrenin kutuplarına giderler. Kromatin iplikler çekirdek dışarı çıkamaz. Bir kromozomda iki kromotid iplik vardır. Bir anadan diğeri babadan gelmiştir. Bu kromatid çiftine HOMOLOG KROMOZOM denir. Homolog kromozomlar şekil ve büyüklük açısından birbirine benzer. NÜKLEİK ASİTLER : RNA ( RİBO NÜKLEİK ASİT ) : Yapısında riboz şekeri bulunan nükleotidlerin birleşmesiyle oluşur. Kromatin iplikler çekirdek dışına çıkamadığından Üzerindeki bilgileri RNA ya okur. RNA sitoplazmaya geçerek ribozomla birleşir. DNA dan aldığı emirleri ribozomlarda proteinle sentezler. Bu görevi yapan RNA ya elçi veya mesajcı RNA denir. RNA her zaman DNA üzerinden sentezlenir. RNA tek iplik halindedir. Yapısında Adenin, Urasil ,Sitozin ve Guanin organik bazları vardır. RNA’NIN GÖREVİ : Proteinle birleşerek ribozomun yapısını oluşturur. Amino asitleri protein sentez yeri olan ribozoma taşır.DNA dan aldığı bilgileri ribozoma taşır.
DNA ( DEOKSİRİBONÜKLEİK ASİT ) : Yapısında deoksiriboz şekeri bulunduran nükleik asittir. Çift iplik şeklindedir. (Merdiven ve fermuar gibi) Bölünme sırasında İki kromatin iplik oluşabilmesi için DNA açılıp iki tane çift iplik meydana getirir. DNA bölünmeden 170 cm. bölünürken 340 cm olur. Bu olaya EŞLEME denir. Böylece kendi benzerini yapar. İpliklerden biri kalıp görevi yaparken diğeri aynen sentezlenir. Böylece doğada kendine benzeyen canlılar oluşur. Yapısında Adenin, Timin, Sitozin ve Guanin organik bazları vardır. DNA’NIN GÖREVİ : Hücre bölünmesini ve hayatsal olayları yönetir. NÜKLEİK ASİTLER : Bir Fosfat, bir şeker ve organik bir bazdan oluşan nükleotitlerdir. Fosfat-Şeker-Adenin Fosfat-Şeker-Timin Fosfat-Şeker-Sitozin Fosfat-Şeker-Guanin gibi Nükleik asitlerde Bazı bazlar birbirine eşit olmak zorundadır.
DNA’da Adenin ve Timin bazları ile Sitozin ve Guanin bazlarının sayıları birbirine eşittir. ( A=T ) ( S= G ) DANIN KENDİNİ EŞLEME MODELİ A-T A-T A-T A-T S-G S-G S-G S-G G-S –ATP-> G-S --- G-S G-S T-A T-A T-A T-A T-A T-A T-A T-A Ana DNA Kopya DNA YAVRU DNA lar
RNA’da Adenin ve Urasil bazları ile Sitozin ve Guanin bazlarının sayıları birbirine eşittir. ( A=U ) ( S= G )
DNA RNA’YI SENTEZLERKEN BAZLARIN BİRLEŞME YÖNTEMİ : DNA RNA A U Adenin - Urasil T A Timin - Adenin S G Sitozin - Guanin G S Guanin - Sitozin
DNA VE RNA ARASINDAKİ FARKLAR : 1. RNA da Riboz, DNA da deoksiriboz şekeri vardır. 2. RNA tek zincirli, DNA çift zincirlidir. 3. RNA hem çekirdek hem de sitoplazmada ,DNA çekirdekte,bulunur. 4. RNA da A,U,S,G bazları, DNA da A,T,S,G bazları vardır. 5. RNA protein sentezler. DNA Hangi proteinin sentezleneceğini çekirdekte depolar. Kalıtsal,yönetici görevi de vardır. 6. RNA kendini eşleyemez, DNA kendini eşleyebilir.
DEĞERLENDİRME : 1. Kromozom nedir ? 2. Kromozomun yapısında neler vardır ? 3. DNA nın görevi nedir ? 4. RNA nın görevi nedir ? 5. RNA ve DNA arasındaki farklar nelerdir ? 6. RNA ve DNA nın yapısındaki bazlar nelerdir ? D. SONUÇ : 1. 2. 3. Y. SONUÇ: 1. 2. 3.
HALUK ÇOLAK FEN BİL. ÖĞR.
HÜCRE BÖLÜNMESİ : Belirli bir büyüklüğe ve olgunluğa erişen hücreler bölünmeye başlar. İki tür bölünme vardır. Mitoz ve Mayoz bölünme. Mitoz bölünme tek hücrelilerde üremeyi, çok hücrelilerde büyüme,onarım ve gelişmeyi sağlar. Hücre bölünmesinin hızı hücrenin özelliklerine göre değişir. Embriyonun ilk evrelerinde 20 dakika da bir bölünür. Sinir hücreleri hayatın sonuna kadar bölünmez. Derimiz oluşturan epitel hücrelerde sık sık bölünür. Çok hücreli canlılarda bölünme canlının kontrolündedir. Kontrol dışına çıkarsa kanser gibi hastalıklara neden olur. Tek hücreli canlılarda sitoplazma ve çekirdek yeterince büyüyünce çekirdek bölünme emri verir. Çekirdek ve sitoplazma böylece ikiye bölünür. MİTOZ BÖLÜNME : Vücut hücrelerinin belirli bir büyüklüğe gelince bir hücreden birbirine benzeyen iki yavru oluşmasına MİTOZ BÖLÜNME denir. Mitoz bölünme sonunda hücrenin hacmi küçülür,hücre sayısı artar. Mitoz iki aşamada meydana gelir. 1. İnterfaz 2. Çekirdek eşlenmesi 3. Sitoplazma bölünmesi 1. İNTERFAZ : Mitoz hücre bölünmesinde bölünmeye hazırlık evresidir. 2. ÇEKİRDEK EŞLENMESİ : Profoz,Metafaz,Anafaz,Telofaz evreleri vardır. a. PROFAZ : Çekirdek zarı ve çekirdekçik eriyerek kaybolur. Kromotin iplikler kromozom halini alır. Boyları kısalır. Enleri kalınlaşır. b. METAFAZ : İğ iplikler oluşur. Eşleşen kromozomlar hücrenin merkezine dizilirler. Kromozom sayısı bu evrede sayılabilir. c. ANAFAZ : İğ iplikler kısalır. Eşleşen kromozomlar iğ iplikleri üzerinde kutuplara gider. Son aşamada iğ iplikleri merkezden başlayarak kaybolmaya başlar. d. TELOFAZ : Kromozomlar tamamen kutuplara çekilir. Kromotin iplik haline dönerler. Çekirdek zarı ve çekirdekçik oluşur. Böylece çekirdek eşlenmesi tamamlanır. 3. SİTOPLAZMA BÖLÜNMESİ : Çekirdek eşlenmesi tamamlanınca sitoplazma ikiye bölünür. Bazı hücrelerde sitoplazma bölünmez. BU durumda çok çekirdekli hücreler oluşur. Bitki ve hayvanda farklı gerçekleşir. BİTKİ HÜCRESİNDE SİTOPLAZMA BÖLÜNMESİ : Zar hücre çeperine yapışık olduğundan ANAFAZ evresinden sonra,çeper yapıcı madde,sitoplazmanın merkezinde toplanarak ara bölmeyi oluşturur. Bu çeper maddesi, sitoplazmayı içerden dışarıya doğru ikiye ayırır. HAYVAN HÜCRESİNDE SİTOPLAZMA BÖLÜNMESİ : Hücre zarı çevresinden merkeze doğru boğumlanarak olur.
MİTOZ BÖLÜNME ÖZELLİKLERİ : 1. Yavru hücreler ana hücrenin yarısı kadardır. 2. Görevlerine göre dokulara eklenerek büyümeyi sağlar, yıpranan yerleri onarır. 3. Bitkiler meristem dokuya sahip olduklarından büyüme sınırsızdır. Meristem dokudaki hücreler sürekli bölündüklerinden bitki enine, boyuna büyümenin yanı sıra dal,yaprak,çiçek oluşmasını da sağlar. 4. Hayvanlarda büyüme sınırlıdır. Örneğin insanlar 20 yaşına kadar büyür. Büyüme sonucu özelleşen hücreler bölünme yeteneğini kaybeder. Bölünen hücreler dokunun büyümesini yada yıpranan yerleri onarmayı sağlar. 5. Çekirdek bölünmesine KARYOKİNEZ, sitoplazma bölünmesine SİTOKİNEZ denir. 6. Bir hücrelilerde çoğalmayı, çok hücrelilerde vücut hücre sayısının artmasını,büyümesini ve yıpranan yeri onarmaya yarar. 7. Mitoz bölünme hücre sayısını artırır. Kromozom sayısını sabit tutar. İnsan da 46 kromozom olduğu gibi.
MAYOZ BÖLÜNME : Eşeyli üreyen canlılardaki eşey ana hücrelerinin kromozom sayısını yarıya indiren bölünmedir. İnsandaki 46 kromozomun Yarısı anadan yarısı babadan gelir. Bu hücreler birleşince MİTOZ bölünme ile çoğalıp,yavruyu oluştururlar. Sadece mitoz bölünme olsaydı Kromozom sayısı yavru hücrede iki katına çıkardı. Bu da ana-babaya benzemeyen canlı oluşması demektir. Mayoz bölünmede 1. Ve 2. Mayoz bölünme diye iki bölüm vardır. Her evrede Profaz,Metafaz,Anafaz ve Telofaz evreleri vardır. 1.MAYOZ EVRESİ : a) PROFAZ 1 : Kromotin iplikler kısalıp,kalınlaşır. Anne ve babadan gelen benzer kromozomlar yan yana gelir. Her kromozomun yanında kardeş KROMOTİDLER belirir. İğ iplikleri oluşur. Çekirdek zarı erir. b) METAFAZ 1 : Kromotidler dörtlü demetler halinde hücrenin merkezinde dizilirler. c) ANAFAZ 1: İğ iplikleri kısalıp kalınlaşırken kardeş kromotidler birlikte kutuplara giderler. Sitoplazma boğumlanmaya başlar. d) TELOFAZ 1: Kromozomlar tamamen kutuplara çekilir. Çevrelerinde çekirdek zarı oluşur. Böylece iki HAPLOİD hücre meydana gelir. 2.MAYOZ EVRESİ : Mitoz bölünmeye benzer. 2.MAYOZ bittiğinde Haploid kromozomlu 4 hücre oluşur. Erkek ve dişi canlıya ait haploid kromozomlu iki üreme hücresi birbiriyle birleşince DİPLOİT kromozomlu bir hücre oluşur. Bu hücreye de ZİGOT denir. MAYOZ BÖLÜNME ÖZELLİKLERİ : 1. üreme hücreleri başlangıçta diğer hücreler gibi 2n (46) kromozomludur. Mayoz bölünme tamamlanınca n (23) kromozomludur. Böylece kromozom sayısı birleşme sonucu yine 46 olur. 2. 1.Mayozdaki profaz 1 evresi çok karmaşıktır. Dörtlü kromotidlere TETRAT denir. 3. Ana ve babadan gelip birleşen homolog kromozomlar SARMAL birleşerek SİNAPSİS yaparlar. Sinapsis aşamasında kromozomlar arasında gen alışverişi olur. Bu olaya KROSİNG-OVER adı verilir.
MİTOZ VE MAYOZ HÜCRE BÖLÜNMESİ FARKLILIKLARI : 1. Mitoz Normal vücut hücrelerinin (SOMATİK) pek çoğunda görülür. Mayoz üreme hücrelerinde (GAMET) meydana gelir. 2. Mitozda terat oluşmaz. Mayozda tetrat oluşur. 3. Mitozda kromozom sayısı sabit kalır. (2n). Mayozda Kromozom sayısı yarı yarıya azalır. ( Diploid 2n’den, haploid n’ye iner) 4. Mitozda bir tek bölünme gerçekleşir.(Çekirdek ve sitoplazma bölünmesi). Mayozda arka arkaya iki bölünme gerçekleşir. ( iki çekirdek bölünmesi) 5. Mitozda 2 yavru hücre oluşur. Mayozda 4 yavru hücre oluşur. 6. Mitozda meydana gelen yavru hücreler birbiriyle ve ana hücreyle aynıdır. Mayozda meydana gelen yavru hücreler değişik kromozom kombinasyonları taşıdıklarından ana hücreye benzemeyebilirler. DİPLOİD HÜCRE : 2n kromozomlu vücut hücrelerine denir. HAPLOİD HÜCRE : n kromozomlu üreme hücrelerine denir. SOMA HÜCRELER : Vücut hücrelerine denir. GERMA HÜCRELER : Üreme hücrelerine denir. Gamet de denir. ERBEZİ – TESTİS : Erkek canlının üreme organına denir. YUMURTALIK – OVARYUM : Dişi canlının üreme organına denir. ZİGOT : Döllenmiş yumurta hücresidir.
|
|
|
|
|
1008
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: hücrenin yapısı
|
: Eylül 30, 2007, 09:17:05 ÖS
|
|
HÜCRE
Dünya üzerinde yaşayan canlılar, bitkiler ve hayvanlar olmak üzere iki kısımda incelenebilir. Bu canlı organizmaların temel bir takım ortak özellikleri bulunmaktadır.
1. Hücre yapısı: Bütün canlılar hücre ya da hücrelerden oluşmuştur. Hücre organizmanın temel birimidir. Hücrede geçen bir takım olaylar canlılığın devamına izin verir.
2. Beslenme: Canlılar yaşam faaliyetlerini gerçekleştirebilmeleri için dış ortamdan besin olmak zorundadırlar. Hayvansal organizmalar besinlerini dış ortam hazır olarak alırken, bitkiler kendi besinlerini kendileri sentezler.
3. Hareket: Canlılar dış ortamdan gelen uyaranlara karşı tepki gösterirler. Dış ortamdan gelen uyartılar ışık, ısı v.s olabilir.
4. Büyüme: Canlılarda hücre bölünmesi ile hücre sayısı artar. Buna bağlı olarak organizma büyüme eğilimine girer. Organizmaya alınan besinlerin büyük bir kısmı bu amaç için kullanılır.
5. Üreme: Canlılar kendi nesillerini devam ettirebilmek için ürerler. Eşeysiz ve eşeyli üreme olmak üzere iki tip üreme canlılarda görülür.
6. Solunum: Canlıların yapılarına almış oldukları besinleri hücre organ ellerinde oksijenli ya da oksijensiz bir şekilde yakarak enerji üretmeleri olayıdır. Oksijenli solunum olayı özetlenecek olursa; Besin+Oksijen ———>Su+Karbondioksit+ Enerji şeklinde gerçekleşmektedir. Tabiatta birtakım canlılar (Bira mayası) enerji üretmek maksadı ile oksijensiz solunum olayını gerçekleştirir. Besin ———>Etilalkol+Karbondioksit+Enerji şeklinde gerçekleşmektedir. Bu olaya aynı zamanda fermantasyon= mayalanma da denir.
7. Boşaltım: Canlılar, çeşitli faaliyetler sonucu organizmalarında oluşan artık maddeleri, kararlı bir iç ortam oluşturmak için atarlar. Canlılar bu olayı gerçekleştirebilmek için çeşitli organ sistemleri oluşturmuşlardır.
8. Sindirim: Canlılar, yapılarına almış oldukları büyük molekülleri küçük moleküllere çevirirler. 9. Sentez: Canlılar, yapılarına almış oldukları küçük molekülleri organizmalarına uygun büyük moleküllere dönüştürürler. Örneğin; protein sentezi HÜCRENİN YAPISI Canlıların en küçük temel yapı birimine hücre denir. BİTKİ HÜCRESİ HAYVAN HÜCRESİ
Hücre teorisi 1)Bütün canlılar hücrelerden meydana gelmiştir. 2)Hücreler bağımsız hareket ettikleri halde birlikte iş görürler. 3)Hücreler bölünerek çoğalırlar. Bilinen en büyük hücre deve kuşu yumurtasıdır.Bilinen en uzun hücre ise sinir hücresidir. Hücreler ökaryot ve prokaryot olmak üzere iki kısımda incelenir.
Prokaryot hücre: Kalıtım maddesi etrafında çekirdek zarı bulunmayan ve ribozom hariç hücre organellerine sahip olmayan ilkel hücre tipidir. Bakteri ve mavi - yeşil alg örnek verilebilir.
Ökaryot hücre Kalıtım maddesi etrafında çekirdek zarı bulunan ve hücre organellerine sahip olan gelişmiş hücre tipidir. Ökaryot hücre üç kısımda incelenir.
1) HÜCRE ZARI Yağ,protein az miktarda karbonhidrattan oluşur.Hücre zarının yapısı akıcı-mozaik zar modeli ile açıklanır.Bu modele göre zar; yağ denizinde yüzen proteinlerden oluşmuştur. Karbonhidratlar hücre zarındaki yağlarla birleşerek glikolipid, proteinlerle birleşerek glikoprotein şeklinde bulunur.Bunun sağladığı avantaj ise hücrelerin birbirini tanıması ve bağışıklıktır.Hücre zarının özgüllüğünü veren kimyasal madde glikoproteindir. Glikolipidi ve glikoproteini golgi sentezler.
Madde giriş-çıkışı proteinler üzerindeki porlardan olur. Zarın özellikleri : Canlıdır,saydamdır,esnektir ve seçici geçirgendir. Zardaki proteinler enzim görevi yapar. Zarın görevleri : Hücreyi dağılmaktan korur.Hücreye şekil verir.Hücreyi dış etkilerden korur.Madde alışverişini sağlar. Zarın seçici-geçirgen olması onun canlı olduğunu gösterir. Hücre çeperi cansızdır,esnek değildir,tam geçirgendir.Hücrenin dayanıklılığını arttırır, hücreye şekil verir.Üzerindeki deliklere geçit denir. Selülozik yapıdadır. Prokaryot hücrelerde de bulunur ama yapısı selülozik değildir. 2) SİTOPLAZMA Hücre zarı ile çekirdek arasını dolduran, canlı, renksiz, yarısaydam, suda çözünmeyen bir sıvıdır. İki kısımdır a) Sıvı kısım: Su,protein,yağ,karbonhidrat,mineral,vitamin,RNA çeşitleri,nükleotidler,ATP ve enzimler gibi organik ve inorganik maddelerden oluşmuştur .Görevi: 1) Biyokimyasal reaksiyonlar için zemin oluşturmak 2) Organellere yataklık etmek. 3) Rotasyon ve sirkülasyon hareketleri ile organellerin hareketini sağlamak.
b) Organeller:Özel yapı ve görevi olan sitoplazmik cisimlerdir. ENDOPLAZMİK RETİKULUM
Hücre zarından çekirdek zarına kadar uzanan zarlı kanallar sistemidir. Memeli alyuvarı hariç bütün çekirdekli hücrelerde bulunur. Hücre içine ve dışına madde taşır.Bazı maddeleri depolar.(Ca ve protein). Çekirdek zarı ve golgiyi yapar.Hücreyi bölmelere ayırarak,sitoplazmadaki asidik ve bazik tepkimelerin birbirini etkilemeden yapılabilmesini sağlar. Üzerinde ribozom bulunanlarına granüllü ER; bulundurmayanlara da granülsüz ER denir. Granüllü ER enzim salgılayan hücrelerde, granülsüz ER yağ sentezleyen hücrelerde çoktur. GOLGİ
Çekirdeğe yakın bulunur.Hücre zarı yapımına katılır. Salgı maddelerin yapılması,paketlenmesi ve salgılanmasından sorumludur.Onun için süt bezi, tükrük bezi,ter bezi gibi salgı yapan hücrelerdeki sayısı diğer hücrelerdekilere oranla daha fazladır. Enzimleri paketliyerek lizozomu oluşturur.Hücre zarı yapımına katılır. Glikoprotein,lipoprotein,mukus,bağ dokusu ara maddesi ve ayrıca bitkilerde selülozlu maddeler salgılar. Memeli alyuvarı hariç bütün çekirdekli hücrelerde bulunur. LİZOZOM
Büyük moleküllü besinleri parçalar.Kurbağa larvalarında kuyruğun kopması,salgılama dönemi biten memelilerde süt bezlerinin körelmesi,pasif kalan kasların küçülmesi,harap olmuş dokuların, yaşlı alyuvarların ve vücuda giren mikropların yok edilmesi lizozom sayesindedir. Fagositoz ve pinositoz yapan hücrelerde çoktur.ÖRNEK:Akyuvar hücresi ve tek hücreliler. Lizozom parçalanırsa hücre kendini sindirir.Buna otoliz denir. Lizozomun etrafındaki zar golgiden oluşur. İçerisindeki enzimler ribozomlarda üretilir. Üretilen enzimler ER ile taşınır. ER ile taşınan enzimler golgide paketlenerek lizozom oluşturulur. Yani lizozomun oluşmasında ribozom,golgi ve ER etkilidir. NOT 1 : (Bazı kitaplara göre)Hayvanlara özgüdür.Bitkilerde ise lizozom benzeri yapılara fitolizozom denir. RİBOZOM
Bütün hücrelerde bulunan en küçük organeldir. Protein ve rRNA'dan oluşur.Çekirdekçikte üretilir. Zarsızdır ve iki birimdir.Üst birim(büyük birim) protein,alt birimse(küçük birim) rRNA'dan oluşur. Protein ve enzim sentezler. Granüllü ER ve çekirdek zarı üzerinde,mitekondri ve kloroplastın sıvısında ve ayrıca sitoplazma da bulunabilir. Yoğun protein sentezi sırasında yan yana gelerek polizomları oluştururlar. Her canlıda ribozomların farklı olmasının sebebi rRNA' ların farklılığındandır. Bir hücrenin canlılığını sürdürebilmesi için mutlaka ribozoma ihtiyacı vardır.(Enzimlerden dolayı) Enzim salgılayan bez hücrelerinde sayısı daha fazladır. MİTOKONDRİ
Çift zarlıdır.İç zar kıvrımlıdır. Kıvrımlara krista,zarların arasını ve içini dolduran sıvıya matrix denir. Oksijenli solunum yaparak enerjinin üretildiği ve depolandığı yerdir. Enerji ihtiyacı fazla olan kas,sinir ve karaciğer gibi hücrelerde sayısı daha fazladır. Bulundukları hücrenin de enerjiye en çok ihtiyaç olan bölümlerinde toplanırlar. ÖRNEK:Sinirlerin sinaps bölgelerinde,spermlerin kuyruklarında ve kasların kasılma bölgelerinde çok bulunur. Kendine ait DNA,RNA,ribozom ve ETS'si bulunur. Kendi DNA'sı olmasına rağmen hücre DNA' sına bağımlıdır. Bitkilerde mesozom ve klorofil bulunduğundan dolayı mitokondri miktarı daha azdır. Prokaryotlarda ve memeli alyuvarında bulunmaz SENTROZOM
Bazı su yosunu,mantar,hayvan ve insan hücrelerinde bulunur. Sentriol denilen iki alt birimden oluşur. Hücre bölünmesi sırasında kendini eşleyerek zıt kutuplara çekilir ve iğ ipliklerinin oluşmasını sağlar. Hücre dışına uzanan kirpik,kamçı,sil gibi yapıları oluşturur. Sentrioller dikine duran dokuz çift tüpçükten oluşur. PLASTİDLER
Sadece bitki hücrelerinde bulunan renk maddesidir.3 tiptir. a) Kloroplast Bitkiye yeşil rengini verir. Çift zarlıdır.İç zarı katmanlıdır.Bu katmanlara grana,içini dolduran sıvıya ise stroma denir. Fotosentez yaparak besin üretir. Kendine has DNA,RNA,ribozom ve ETS'si bulunur. Granalar içinde bitkiye yeşil rengini veren ve fotosentez için gerekli ışığı absorbe eden klorofil vardır. Bütün bitki hücrelerinde bulunmaz.ÖRNEK:Kökte. b) Kromoplast Bitkilerde meyve ve çiçeklerin rengini verir.Likopin(kırmızı),ksantofil(sarı) ve karoten (turuncu) olmak üzere üç çeşittir. Bitkilerde diğer renkler koful öz suyunun asit veya baz oluşuna göre renk değiştiren aktokyan denen maddeler ile oluşturulur. c) Lökoplast Renksizdir.Genelde kök,gövde ve tohumda bulunur. Nişasta,yağ ve protein depolar. Işıkla karşılaşınca kloroplastlara dönüşür. KOFUL
ER'dan,golgiden,hücre zarından ve lizozomdan oluşabilir. Hayvansal hücrelerde az ve küçük,bitkisel hücrelerde ise gençken küçük,yaşlandıkça büyürler.Çünkü tuzlu artıklar kofullarda biriktirilir. Hücre içi osmatik basınç ve pH'ı ayarlar. Kofulda bulunan su turgor basıncı oluşturarak hücreye diklik ve direnç verir. Metabolizmanın aktiflik derecesini belirler.Eğer koful büyük ve sitoplazmada miktarı çok ise metabolizma yavaşlar. Besin kofulu : Fagositoz ve pinositozla alınan besinlerin bir zarla çevrilmesiyle oluşur.Akyuvarlar mikropları fagositoz ve pinositozla aldığında dolayı,akyuvarlarda daha fazla sayıda besin kofulu bulunur. Kontraktil (vurgan) koful : Tatlı su tek hücrelilerinde bulunan daimi kofuldur.Fazla suyu dışarı atar. Boşaltım kofulu : Artık maddeleri ekzositozla dışarı atar.
PEROKSİZOM
Bitkisel ve hayvansal hücrelerde bulunan ve içerisinde katalaz enzimi bulunan organeldir. İçerisindeki katalaz enzimi H2O2 'yi H2O ve O2'ye parçalar. H2O2 hücre için çok tehlikelidir.Çünkü O2'nin reaksiyona girmesini yani solunumu önler. Sitoplazmanın pH derecesi 8,0'dır. Hücre Çeperi: Hücre zarı üzerinde selüloz birikmesi ile oluşur. Bitki hücresine sertlik ve desteklik verir. Bitki hücrelerind bulunur.ölüdür.bazen yapısına bağlı olarak kütin, lignin mum gibi maddeler katılır.
3) ÇEKİRDEK Hücre bölünmesini sağlar.Kalıtım bilgisini taşır. Hücresel olayların yönetilmesinde ve karakterlerin sonraki nesillere aktarılmasında görevlidir4 bölümdür.
A) ÇEKİRDEK ZARI Çift katlı bir zardır. Üzerindeki deliklere por denir.Bunlar hücre zarındaki porlardan daha büyüktür. Hücre bölünmesi sırasında kaybolan bu zarın bölünmeden sonra yeniden yapılmasında ER ve golgi görevlidir B) ÇEKİRDEK SIVISI Homojen görünümlüdür.İçerisinde bol miktarda ATP,nükleotit,ribozom ve protein bulunur. C) ÇEKİRDEKÇİK Bol miktarda RNA ve protein bulunur.Ribozom sentez yapılır.Bakterilerde yoktur. D) KROMATİN İPLİK Hücrede en çok bulunan maddedir. DNA'nın kendisi olup kromozomları oluşturur.Kromozomlar DNA ve proteinden oluşmuştur. Kalıtsal karakterleri taşır.Üreme ve büyümeyi sağlar.Hücreyi yönetir. Kromozom sayısı, türlere göre değişkenlik gösterir. Örneğin insanda 46, soğanda 16 kromozom bulunur. Homolog Kromozom:Birisi anneden diğeri babadan gelen şekil ve yapısı aynı olan karşılıklı lokuslarında aynı karakter üzerine etkili genleri taşıyan kromozomlara denir. Homolog kromozom taşıyan hücrelere diploid( 2n) hücre denir.Üreme hücreleri gibi (n) kromozom taşıyan hücrelere haploid hücre denir. HÜCRE METABOLİZMASI Canlıların yapısına giren maddelerin yadımlama ürünü halinde dışarıya atılıncaya kadar uğradığı fizyolojik değişikliklere metabolizma (madde değişimi) denir. Metabolizmaya kısaca canlının yaşam temposu denilebilir. Metabolizma hücrede yapım ve yıkım olayları içerir. Hücre metabolizması ikiye ayrılır. A. Anabolik Reaksiyonlar Hücrelerin sindirimle aldıkları küçük moleküllerden kendi yapılarında kullanabilecekleri yeni moleküllerin sentezlemesi olayına anabolizma (asimilasyon = özümleme) denir. Besinler sindirim sonucunda amino asitlere,glikoza,yağ asitlerine ve gliserole dönüşür. Bu moleküller hücrede yeni dizilimle saç, tırnak gibi cansız yapılara dönüşür. Hücre organellerinin yapısına katılır. Enzimlerin, hormonların yapısına girer. Bu reaksiyonlar sırasında enzim ve ATP kullanılır. Anabolizma sonucu hücreler büyür, çoğalır, yaralanan ve yıpranan yerler onarılır, canlılık maddeleri artar. Yeni moleküllerin sentezlenmesi için proteinlere gereksinim duyulur. Fazla protein alınması azotlu artık maddelerin miktarını çoğaltır. Proteinin azlığından yaraların geç iyileşmesi, alyuvar yapımında bozukluklar, enfeksiyonlara karşı direncin azalması gibi olaylar görülür. Diğer temel besin maddelerinin de yeterli miktarda alınması, vücuda özgü bileşiklerin yapılması için gereklidir. B. Katabolik Reaksiyonlar Anabolizma sonucu meydana gelen maddelerin enerji elde etmek için yıkılmasına katabolizma (disimilasyon = yadımlama) denir. Hücre, çevresinden aldığı ya da yapısında bulunan karbonhidrat, lipit ve protein moleküllerini küçük moleküllere parçalar. Besinlerin stoplazma ve mitekondride oksidasyonu sonunda ısı ve serbest enerji (ATP) oluşur. Buna hücre solunumu da denir. Atılması gereken su, karbondioksit, amonyak, ürik asit ve üre gibi yan ürünler meydana gelir. Enerji sağlamak için önce karbonhidratlar kullanılır. Kandaki glikoz miktarı oldukça sabittir. Glikoz miktarı%45’in altına düşerse kas titremsi, kramp, bilinçsizlik ve sonuçta ölüm ortaya çıkar. Vücudumuzda aynı anda hem katabolik hem de anabolik tepkimeler yapılır. Hücre katabolik tepkimelerle hem enerji hem de küçük yapı taşları elde eder. Besin maddelerinin hücreye alınmasından metabolizma sonucu oluşan artık maddelerin atılmasına kadar geçen olaylar kısaca şöyle açıklanabilir. • Hücre zarından difüzyon ve aktif taşımayla geçebilen besin molekülleri, herhangi bir değişikliğe uğramadan enerji elde edilen tepkimelere ya da sentez tepkimelrine doğrudan katılabilir. • Hücre zarından difüzyon kurallarına göre geçemeyen besin maddeleri ise endositozla besin kofulu oluşturarak hücre içine alınır. Alınan besin lizozomdaki sindirim enzimlerinin etkisiyle koful içinde sindirilir. Sindirilen besin (amino asit, yağ asidi, glikoz gibi) sitoplazmaya geçer. Atık maddeleri taşıyan koful sitoplazmanın hareketi ile hücre zarına doğru ilerler. Besin kofulunun parçalanmasıyla sindirilmemiş atıklar ekzositozla hücre dışına atılır. • Sitoplazmaya geçen besinlerden amino asitler ribozomlarda anabolik tepkimelerle proteine dönüştürülür. Böylece enzimler, hormonlar ve antikorların temeli olan proteinler üretilmiş olur.
• Yağ asitleri ve gliserol, enerji sağlamak amacıyla kullanılacaksa sitoplazma ve mitokondrilerde metabolik tepkimelerle enerjiye dönüştürülür. Yağ asitlerinin bir kısmı zarın yapısına katılırken fazlası da yağ dokuda depo edilir. • Glikoz hücrede en çok kullanılan enerji verici karbonhidrat molekülüdür. Sitoplazma ve mitokondride katabolik tepkimelerle enerjiye dönüştürülür. Üretilen enerji dönüştürülür. Üretilen enerji hücrenin yaşamsal olaylarında kullanılır. Metabolizma sonucunda oluşan artık maddeler hücreden uzaklaşır. Protein + (n-1) H2O n aminoasit + Enerji C6H12O2 + 6 O2 6H2O + 6CO2 + Enerji Glikojen + (n-1) H2O n glikoz + Enerji Glikoz 2 Etilalkol + 2CO2 + Enerji (Etanol) Yağ +3H2O 3 yağ asiti + Gliserol + Enerji
|
|
|
|
|
1009
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: iç salgı bezleri
|
: Eylül 30, 2007, 09:15:41 ÖS
|
|
İç Salgı Bezleri Alm. Endokrine Drüsen, innersekretorische Drüsen (pl.), Fr. Glandes endocrines, glandes à sécretion interne (f.pl.), İng. Endocrine glands. Salgıladıkları hormonları, “hedef organ”lara taşıyacak olan kana veren, kanalsız bezler. Dış salgı bezleri dediğimiz salgı organları ise, bir kanal vâsıtasıyla ifrâzâtlarını bir vücut kısmına iletirler. Meselâ karaciğerin dış salgısı olan safra ince barsağa dökülür. Pankreasın hem dış, hem de iç salgısı vardır.
Hormonların pek çoğu kanda belli protein moleküllerine bağlanırlar. Bu iş, onları hedef organlara varıncaya kadar tahrip edilmekten korur ve kanda etkili yoğunluğa varmalarını sağlar. Uzun süreli kan konsantrasyonlarının sağlanması, büyüme, cinsî faaliyet, emzirme, metabolik işlemler açısından lüzumludur. İç salgı bezlerinin çalışmaları birbiriyle yakından alâkalı ve birbirine bağımlıdır; hiçbir hormon diğerlerinden bağımsız olarak salgılanamaz. Bir iç salgı bezinin çıkarılması veya çalışmasındaki aksama diğer hormanları da etkiler ve hedef organlarda tesir azalması yâhut artmasına sebeb olur.
Endokrin (iç salgı) sistem ve sinir sistemi kollektif bir çalışma gösterirler ve bu sebeple çoğu zaman nöroendokrin sistem olarak zikredilirler. Hormonlar sinir sistemini etkileyerek çeşitli faâliyetleri ortaya çıkarabildiği gibi, sinirler iç salgı bezlerine tesir ederek hormon salgısında değişimlere sebep olabilirler. Belli sinir hücreleri “nörohormon” denilen maddeleri kana vererek hem çeşitli organlar hem de salgı bezleri üzerinde tesirli olurlar.
Omurgalılarda iç salgı bezleri sisteminin idâre merkezi beyin tabanında “Türk eğeri”(Sella Turcica) denilen kemik boşlukta bulunan Hipofiz bezidir. Organlarda direkt tesirli olan büyüme hormonu hipofizden salgılanır. Bundan gayrı diğer iç salgı bezlerine tesir ederek salgı yaptıran “tropik hormonlar” hipofizden salgılanır. Bunların hepsi hipofiz ön lobundan (parçasından) salgılanır. Hipofiz orta lobundan ise “melanofor-uyarıcı hormon” denilen ve vücuttaki pigment (boya) hücrelerine tesir eden hormon salgılanır. Hipofiz arka lobu bir salgı bezi olmayıp, beyin hücrelerinin uzantılarından meydana gelir. Bu hücrelerde de hormon salgısı (nörohormonlar) yapılır. Arka lobdan salgılanan iki nörohormon “vasopressin” (antidüretik hormon) ve “oksitosin”dir. Oksitosin doğumda rahmin kasılmasını sağlarken, vasopressin idrar miktarını azaltmakla görevlidir. Eksikliğinde şekersiz şeker hastalığı ortaya çıkar.
Hipofiz her ne kadar “iç salgı orkestrasının şefi” olarak kabul edilirse de tam bağımsız olduğu söylenemez. Onun üzerindeki merkez, beynin hipotalamus bölümüdür. Hipotalamustan salgılatıcı faktörler (releasing factor) salgılanır. Salgılatıcı faktörler hipofiz-hipotalamus damar sistemi ile kan dolaşımına katılmadan hipofize gelirler ve tesirli olurlar. O hâlde bir hormonun salgılanma zamânı hipotalamusta başlar. Buranın salgılatıcı tropik hormonlar, iç salgı bezlerinden hormon salgısını uyarır ve böylece o hormonun kan seviyesi artar. Artmış ve normal sınırlarını aşmış bir hormon seviyesi hipotalamusa negatif tesirle, salgılatıcı hormon seviyesini düşürür. Buna “negatif geri besleme” (negative feed-back) işlemi adı verilir.
Her hormon salgılayan iç salgı bezinin özellikleri ve önemi kendi konusunda anlatılmıştır. Bunlar hipofiz, tiroid, paratiroid, pankreas, testis, yumurtalıklar, böbreküstü bezleri olarak sayılabilir.
|
|
|
|
|
1010
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: ilginç canlılar
|
: Eylül 30, 2007, 09:15:30 ÖS
|
|
İLGİNÇ CANLILAR Evlerimizde yada işyerlerimizde sıklıkla karşılaştığımız canlılar vardır, birde bunun yanında hiç tanımadığımız yağmur ormanı canlıları, kutup canlıları yada çöl hayvanları vardırki bunları ancak belgesellerde gorebiliyoruz.Fakat gördüğümüz bu canlılar kendi dünyalarında mucizevi bir yaşam sürdürmektedirler. Her canlı yaşadığı ortama olagan üstü bir uyum içerisindedir. Buna karşın beslenme, avlanma ve ilginç savunma mekanizmaları ise insanı gerçektende hayrete düşürmektedir. Doğada yaklaşık olarak 40 milyonun üzerinde farklı canlı türü yaşamaktadır. Bu gerçekende çok yüksek bir rakamdır.Fakat bu canlıların yanlızca küçük bir bölümü var olmasaydı şu an dünya üzerindeki "Ekolojik" dengeler altüst olacaktı. Sitenin bu bolümünde,canlıların yaşadıgı bu ortak ekosistem içerisinde birbirleriyle ne tür bir ilişki içinde olduklarını özetlemeye çalıştım. PİRENİN TEKNOLOJİSİ Canlı dostlarımızdan birisi olan pire vucut yapısının ufaklığına karşın olağan üstü bir tasarıma sahiptir.Hiç düşündünüzmü " Bir pire nasıl oluyorda kendi vücudunun 30 - 40 katı yuksekliğe sıçrayabiliyor ? ".Bu sorunun cevabını pirenin anatomisini inceleyerek vermeye çalışalım.
Yandaki resimde mikroskop altına yatırılmış bir pire görülüyor.Belkide herkese itici gelen bu hayvan aslında bir muhendislik harikasıdır.Bir pire kuvvetli bir biçimde sıçradığı vakit 30-40 cm uzağa gidebilir.Bunu ise bacaklarındaki özel bir sisteme borçludur. Şaşırtıcı olan bulgu ise, sıçramasindaki asıl etmenin bacak kaslarında değil, bacaklara bağlı potansiyel bir yay siteminde olduğudur.Bu sistem tıpkı bir sapan gibi çalışır. Bir miktar enerjiyi depo eden bu esnek sistem depoladığı potansiyel enerjiyi aniden bacaklara aktarır.Bacaklara aktarılan bu kinetik enerji sadece %5 lik bir kayıpla pirenin olağan üstü bir yuksekliğe sıçramasına neden olur. Şu an insanlar tarafından üstün teknolojiyle üretilen yay,lastik vb maddeler bile depoladıkları enerjiyi ancak %15 lik bir kayıpla kinetik enerjiye çevirebilmektedir.Fakat bu kayıp pirenin bacaklarındaki sistemde %5 tir.Bu derece muthiş bir tasarıma sahip bir pire boyunun 80 - 100 katı yüksekliğe kadar rahatça sıçrayabilir. Pire kendinden 100 kat yükseğe sıçradıktan sonra büyük bir hızla yere düşer.Buna rağmen vücüdünda hiçbir zarar meydana gelmez.Çünki vücudunda iskelet sistemi yerine pamuk gibi yumuşak tabakalar bulunur.Örneğin böceklerin sert kabuklarına karşın pirelerin kabukları oldukca yumuşak bir yapıya sahiptir.Bu yapı şiddetli darbeleri emerek pirenin hasar görmesini engeller. SUDAKİ TUZAK Bazı okyanus ve tatlı sularda yaşayan bir tür bitki beslenme ihtiyacını ilginç bir tuzak sistemiyle karşılamaktadır.Bu bitkinin Türkce ismi " Su kapanı " dır.Bu bitki tıpkı sönmuş bir balona benzer.Bitkinin vücudunun etrafından sarkan ilginç uzantılar vardır.Bu uzantılar aslında dokunma duyusunu algılayabilen reseptörlerdir.Bunun dışında birde bitkinin gövdesinin yanında bir kapakçık bulunur.Yakınlardan geçen bir canlı bu reseptörlere dokunduğu vakit kapakçık derhal açılır.Bir vakum sistemiyle bitkinin içine süratle su dolmaya başlar.
Şeklin sağdaki ve alttaki bölumlerindede görüldüğü gibi suyun akım şiddetine kapılan canlı bitkinin içerisine sürüklenir.Ardından kapak süratle kapanır. Tabii bundan sonra canlının yapacağı pek birşey kalmaz.Bu aşamadan sonra bitki salgıladığı enzimlerle (eritici maddelerle) böceği sindirerek besin ihtiyacını karşılamış olur. BİR ARININ HİKAYESİ Hiç merak ettinizmi acaba arılar niçin bal yapar ?.Bir arı yaşamı boyunca ortalama olarak 3 - 4 damla bal üretebilir.Fakat ürettiği bu bal bile kendi besin ihtiyacının çok üzerindedir.Bu ise insanın aklına kocaman bir soru işaretinide beraberinde getirmektedir.Doğadaki tüm canlılar gereğinden fazla besin toplayarak israf yapmaktan kaçınırlar.Fakat arılar tam aksine, bir kovan arı sürüsü için gerekli olan 100 - 150 gram bal yerine litrelerce bal üretirler.Bunun nedenini arının yaşam hikayesini inceleyerek açıklamaya çalışalım. Arının macerası kovanı terketmekle başlar.Arıdaki koku reseptörleri o kadar hassastır ki bu reseptörler kilometrelerce ötedeki güzel kokulu bir nektar çiçeginin bile varlığını algılayabilir.Arı çiçege vardığı vakit nektarını ağız aletleriyle içine çekmeye başlar.Arının diğer bir mucizevi özelligi ise geldiği yolu hiç şaşırmadan kilometrelerce ötedeki kovana tekrar ulaşabilmesidir.Arı yolculuk esnasında midesine depoladığı nektarı bala dönüstürmektedir.Bunu ise midesindeki o eşsiz enzimlerle gerçekleştirir.
Arının sahip oldugu bu mükemmel özellikler bununla da bitmez.Altıgen petekler üreten arılar bir mimara bile parmak ısırtacak ince hesaplamalar yaparlar. Matematikçiler arıların niçin peteklerini beşgen, dörtgen, üçgen veya sekizgen değilde altıgen yaptıklarını merak edip hesaplamaları kağıda dökmüşler.Karşılaşılan sonuç ise insana adeta " Arı ne zaman matematik öğrendi " dedirtiyor. Altıgen diğer çokgenlere gore kenar uzunluklarının toplamı en kısa olan şekildir.Bunu bilen arı peteğini altıgen yaparak en az malzemeyle en fazla peteği üretmektedir.Böylelikle malzemeyi tasarruflu kullanarak balmumu israfını önlemiştir.Ayrıca altıgenler, yapıldığı petekte üretilen balı muhafaza etmek açısından maksimum hacim sağlar.Tabii arıların mucizeleri bununlada bitmiyor. Bir arı kolonisi peteklerini yatayla 7-8 derecelik bir açı yapacak şekilde inşaa eder.Böyle yapmasının nedeni peteğin içine bırakılan balın yere dökulmemesi içindir.İlginç olan ise bu açının hiçbir zaman şaşmamasıdır. Arılar peteklerini üretirken kovanın farklı yerlerinden başlarlar.Fakat arılar o kadar hassas hesaplamalar yaparlarki peteklerini merkezde kavuşturmalarına rağmen altıgenlerin simetrisinde bir bozukluk olmaz.
Başka bir şekilde açıklayalım. Kovanın 4 köşesinden arılar peteği inşaa etmeye başlıyorlar.Her bir arı altıgenleri kusursuz bir biçimde meydana getiriyor.Kovanlar köşelerden merkeze doğru ilerliyor ve en sonunda merkezde birleşiyorlar.Arılar öyle bir hesap yapmıştırki merkezde birbirleriyle kavuşan altıgen grupları birbirine yapıştırıldığında sanki altıgen yapımına merkezden başlanılmış gibi bir izlenim verir.Ve dahası petekteki altıgenlerin herbiri aynı boyutta olup aralarında büyüklük olarak 1 mm bile fark yoktur Gerçekten çok ince hesaplar üzerine oturtulmuş bu mimari eserin düşünme yeteneği olmayan küçücük böcekler tarafından yapılması, bir güç tarafından insanların hizmetine verildiğini göstermektedir. BALON BALIK Denizlerde yaşayan bir tür balık çok akıllıca planlanmış bir savunma mekanizmasıyla düşmanlarından korunmaktadır.Bu balık düşmanla karsı karsıya olmadığı zamanlarda sıradan bir balık gibi görünür.Vücudunun etrafında iri dikenler olup bu dikenler balık normal haldeyken yassı olarak vücudun yanına yapışık vaziyettedir.
Yandada görüldüğü gibi balık bir düşmanla karşı karşıya geldiği zaman düşmanının çene darbelerinden kendini korumak amacıyla vücudunu süratle suyla doldurmaya başlar.Balık bir yandan şişerken bir yandanda vücuduna yapışık olan dikenler dik konuma gelir. Bu dikenler oldukca sert olup düşmanın ağızıyla yaptığı darbelere karşı bir engel oluşturur.Balık, kendisinden daha büyük başka bir düşman tarafından yutulsa bile vücududundaki dikenler balığın düşmanın boğazından geçmesine engel olur. Düşman, balığı yuttuğu gibi ağızından geri çıkarır. Bu kadar akıllıca bir savunma mekanizmasını balığın düşünüp uygulamaya koyması elbette mümkün değildir. SAVAŞ UÇAĞI SİVRİSİNEK İnsanların çoğu, sivrisinek kelimesini duydukları vakit tiksinti duyduklarını söylerler.Fakat biz bu bölümde sivrisineği büyütec altına alarak sahip olduğu o essiz navigasyon cihazlarını siz okuyuculara aktarmaya calıştık.Eminizki sizlerde sivrisineğin bilinmeyen yönlerini öğrendiğinizde hayranlığınızı gizleyemeyeceksiniz. Bilindiği üzere sivrisinek insanların kanını emerek yaşayan bir canlı türüdür.Bunun dışında diğer canlıların kanlarınıda emerler.Sivrisinekler belirli mevsimlerde yumurtalarını suya bırakarak üremeye başlarlar.Suya bırakılan larvalar bir müddet burada kalarak değişim geçirmeye başlarlar.Yumurtalardaki mükemmel bir sistem suda boğulmalarını engeller.Bu sistem tıpkı dalgıçların kullandığı borulara benzer ve sifon adını alır.Borunun bir ucu yumurtaya bağlı iken diğer ucu su yuzeyinin üzerindedir.Larva olgunlaştıktan sonra yavru sivrisinek yumurtadan çıkar ve hayata atılır. Asağıdaki resimde su yüzeyinden baş aşağı sarkmış olan larvaların nefes almasını sağlayan sifon sistemleri net bir sekilde görülmektedir.
Bir sivrisinekte o kadar kusursuz reseptörler vardır ki bu reseptörlerle, sinek bir kan birikintisine hiç dokunmadan kanın grubunu bile belirleyebilir. Sinekteki reseptörler elbette bununla bununla sınırlı değildir.Özellikle bacak bölgelerinde bulunan çeşitli reseptörler, sineğin havadaki hızını ve çevre sıcaklığını çok hassas bir şekilde algılayabilir.Isı reseptörleri o kadar hassastırki çevredeki sıcaklığın 1000 de biri (0,001 C) değerindeki bir degişikliği bile rahatlıkla algılayabilir.
Sivrisinekteki diğer bir mucizevi sistem ise sahip olduğu gece görüş cihazlarıdır. Farzedinki siz geceleyin zifiri karanlık bir odada uyuyorsunuz.Üstünüze kocaman bir yorgan örtmüşsünüz fakat 1 parmağınız yorganın dışında kalmış. Odada bulunan bir sivrisinek odada hiç bir ışık kaynağı olmamasına rağmen sizin yorganın dışında kalan parmağınızı rahatlıkla görebilir.Bunu başarmasının nedeni sahip olduğu kızılötesi görüş organlarıdır.Bu organlar, parmağınızın sinek tarafından algılanması yanında parmağınızdaki damarların hangisinin deri yuzeyine daha yakın olduğunu bile tespit edebilir. Burada durup düşünmek gerekir.Zifiri karanlık bir odada göz gözü görmezken küçücük bir sivrisinek yalızca parmağımızı görmekle kalmıyor birde parmağımızdaki damarların konumunu bile tespit edebiliyor.Bu sistem gerçektende harikulade bir yaratılış eseridir.Bu harikulade canlılar, bugünün savaş uçaklarında yeni yeni kullanılmaya başlayan kızılötesi görüş sistemini milyonlarca yıldan beri kullanmaktadır. Bir sivrisinek sahip olduğu özel bir hortum vasıtasıyla avını sokarak kanını emer.Basit gibi görunen bu işlem aslında birtakım karmaşık basamaklar sonucunda meydana gelir.
Yukarıdaki şekillerden soldakinde hortumunu deriye saplamış vaziyette kan emen bir sivrisinek görülmektedir.Sağdaki resimde ise " Elektron tarama mikroskobu " ile fotoğrafı çekilmis bir sivrisineğin ağız aletleri görülmektedir. Sivrisinekteki ağız aletleri resimde görulenden çok daha karmaşıktır.Bir sivri sinek kan emeceği kurbanının üzerine konduktan sonra hortumundaki 6 adet bıçaktan 4 tanesi ile deriyi kesmeye başlar.Hortumunu en yakın damara kadar sokan sinek, hortumundaki diğer 2 bıçağıda deriye saplayarak damardan kanı çekmeye baslar.Fakat ortada büyük bir problem vardır. Kurbanın kanı damardan çıkar çıkmaz pıhtılaşmak için bir seri reaksiyon geçirmeye başlayacaktır.Kanın pıhtılaşması ise sivrisineğin kan emmesi sırasında büyük bir engel teşkil eder.Fakat sivrisinek, kendisine yaratılışından verilen bir sistem ile bu problemi salgıladığı bir kimyasal madde vasıtasıyla halleder.Bu maddenin latince isimi " Hirudin " dir.Bu madde kanın pıhtılaşmasını sağlayacak reaksiyonları durdurur.Kanın pıhtılaşması durdurulunca sivrisinek akışkan kanı rahatlıkla emer. Fakat sivrisineğin sahip olduğu bu mükemmel silahlar bununlada sınırlı değildir.Sivrisinek damarına hortumunu soktuğu hayvanın canının yanmasını engelleyecek bir formül geliştirmiştir.Sivrisinek, bugün tıp alanında kullanılan " Anestezi (uyuyşturucu) " kimyasallarını kendi salgı bezleri ile üretir.Bu kimyasalı hortumun içinden geçen bir kanal aracılığı ile hayvanın derisinin altına zerk eder.Hortumun girdigi bölge uyuşunca, kurban, sinek tarafından sokulduğunun farkına bile varmaz. Bu kadar mükemmel savaş silahlarına sahip bir sivrisinek, bir uçak kadar büyük değil, yanlızca bir kaç santim büyüklüğündedir.Bu kadar silahın bir kaç santimlik bir vücuda sığması kuşkusuz kendisini tasarlayan akla işaret etmektedir. KAKTÜSÜN AKLI Kurak çöllerde yasayan bir tür bitki görenleri hayrete düşürmektedir.Bu bitki kurak yaşam şartlarında yaşamaya elverişli bir yapıya sahiptir. Bitkinin gövdesini saran örtü ise çok kalındır.Bu vesileyle su kaybı en aza indirilmistir. Bitkinin ilgi çekici yanı ise kendisini çöllerde yaşayan vahşi hayvanlara karşı korumak için özel bir kamuflaj sistemine sahip olmasıdır.
Resimde de görüldüğü gibi bu özel kaktüsü, hemen yanındakı çakıl taşlarından ayırmak çok güçtür.Çölde yaşayan hayvanların ise bu bitkiyi farketmeleri mümkün değildir. Burada problem, bitkinin kendini kamufle etmesinin yanında çakıl taşlarının rengini nereden bildiğidir. Çünki bitkinin gözü yoktur.Aklı ise hiç yoktur.Aklı ve gözü olsa bile kendi DNA sını keyfine gore degiştiremeyeceğine göre, bitki kendisine yaratılışdan verilen DNA yazýlýmı ile hareket etmektedir. KÜÇÜCÜK BİR BAKTERİ Yaşadığımız heryerde çok kücük canlılar yaşamaktadır.Bu canlılar o kadar ufaktırlarki ışık mikroskobuyla bile güçlükle görülebilirler.Bu mikroskobik canlıların büyük bölümünü ise " Bakteri " adı verilen tek hücreli bir canlı grubu oluşturur. Bakterilerin vücutları yanlızca tekbir hücreden meydana gelmiştir.Bu kadar basit görünmesine karşın elektron mikroskopları ile yapılan araştırmalar, ışık mikroskobuyla bile zor görülebilen bu küçücük yaratıkların vücutlarında bile olağanüstü birer teknoloji ile tasarlanmış yapılar bulunduğunu göstermiştir.
Resimde bir bakterinin vücudunun, kamçısının bağlı olduğu bölgesinden boyuna bir kesiti görülüyor.Kesit oldukça karmaşıktır. Özetlenecek olursa sırasına uygun olarak nizami bir şekilde yerleşen özel parçalar, bakterinin kamçısını maksimum verimle döndürecek şekilde birbirleriyle uyum içerisinde çalışmaktadırlar.Sistem yakıt olarak ise hidrojen atomlarını kullanır.Yani (+) yüklü çıplak " Proton " ları.Bu ise insanların bile taklıt edemedigi olağanüstü bir sistemdir. Belki gelecekte buna benzer enerji sistemleri kurulabilir kim bilir ? Burada verilen örnekler canlıların devasal alemlerinden yanlızca birkaç örnektir.Biliyoruz ki doğada yaşayan milyonlarca canlı türünün herbiri ayrı ayrı birer tasarım harikasıdır.Canlılar aleminin insanı içine çeken yönüde bu olsa gerek.
|
|
|
|
|
1011
|
cellotin genel / Biyoloji / Ynt: ingorganik maddeler
|
: Eylül 30, 2007, 09:14:56 ÖS
|
|
Canlıların Besin Zinciri
Beslenme basamağı; bir ekosistemdeki beslenme zincirinin aşamalarından her davranışlarına göre değişik basamaklarda sıfırlandırılır. İlk ve en alt basamakta fotosentezyoluyla kendi besinini kendisi üretebilen yeşil bitkiler ( üreticiler) bulunur. Bitkiler ya dabitkisel ürünler, ikinci basamaktaki otçul hayvanlar tarafından yenir. Üçüncü basamakta, otçulları yiyen birincil etçiler, dördüncü basamakta da birincil etçileri yiyen ikincil etçiler yer alır. Canlıların çoğu birkaç beslenme basamağında birden beslendiği için , leşle yada bitkisel ürünler de beslenir. Bazı otçullar da zaman zaman hayvansal ürünleri yer. Baktariler ve mantar gibi çürükçül canlıların, ölmüş, ilk basamaktaki bitkilerin yararlanabileceği besinler haline getirilmesi ise ayrı bir beslenme basamağını oluşturur.
Beslenme zinciri ekolojide, madde ve enerjinin bir canlıdan öbürüne yiyecek biçimde aktarılma dizisi. Canlıların çoğu yalnızca bir tek hayvan ya da bitki türüyle beslenmedikleri için, beslenme zinciri ilk halkasıdır. Etçil beslenme zincirinde bitkilerle beslenen (otçul) bir hayvanı daha büyük bir hayvan yer ve ielk besin kaynağından gelen madde ve enerji bu etçil hayvana aktarılmış olur. Asalak beslenme zincirinde, küçük bir canlı, kendisinden daha büyük olan konağın bir bölümüyle beslenirken kendisi de daha küçük asalakların konağı olabilir. Çürükçül beslenme zincirinde ise mikroorganizmalar ölü organik maddelerle beslenerek yaşamlarını sürdürür.
Beslenme zincirinin halkalarını oluşturan her beslenme basamağında ısı biçiminde bir enerji kaybı olacağından bir beslenme zincirinde en çok dört ya da beş basamak bulunabilir. Nüfus yoğunlugun çok yüksek olduğu bölgelerde yaşayan insanlar, tahıl yiyen hayvanlar yerine doğrudan tahıllar beslenerek beslenme zincirinin bir halkasını azalttıklarından, toplam yiyecek arzını arttırmış olurlar. Beslenme zincirine kadar kısalırsa son tüketiciye ulaşan toplam enerji miktarı da o kadar artar.
Bitkiler gibi kendi besinini üretme yeteneği olmayan hayvanlar, yaşamlarını sürdürebilmek için başka canlıları yemek zorundadır. Bu yüzden doğadaki yabani hayvanların yaşamı genellikle başka bir hayvanların yaşamı genellikle başka bir hayvana yem olarak son bulunur.Örneğin ot yiyerek beslenen bir tavşan günün birinde bir tilkiye yem olur, tilki ölünce de onun leşini bu kez sinek kurtçuları ile leşböcekleri yiyip bitirir. Bitkilerden başlayıp çeşitli hayvanların birbirini yemesiyle sürüp giden bu ilişkiyi çevirebilir (ekoloji) uzmanları beslenmezinciri olarak adlandırılır.
Doğada tek tür yiyecekle beslenen hayvan pek azdır. Tavşan yalnız otları değil yabani meyveleri ağaçların yaprak ve filizlerini de yiyebilir. Tilki ise tavşandan başka fareleri, şıçanları, kümes hayvanlarını ve böcekleri yiyerek beslenir. Bu nedenle, çok karmaşık olan bu ilişkiler ağını anlayabilmek için, pek çok besin zincirin arasındaki bağlantıyı kurmak gerekir. Çevre Bilim Uzmanları bu bağlantıyı göstermek için, canlıların adlarını ya da resimlerini oklarla birleştirerek ayrıntılı şemalar çizerler. Genellikle bir örümcek ağı kadar karmaşık olan bu şemalar ağı denir. Aslında dağa son derece karmaşık olduğu için ğerçeğe birebir uyan bir beslenme ağı çizmek çok güçtür. Bu ağa katılacak her yeni hayvan başka bir canlıyı yediğinden ya da başka bir canlıya yem olduğundan, ağa eklenecek okların sonu gelmeyecektir. Çevrebilimciler bu güçlüğü yenmek için genellikle bir hayvanın yalnızca temel yiyeceklerini ya da belli bir bitki türünü yiyen bellibaşlı hayvanları göstermekle yetinirler.
Beslenme ağının çizilmesiyle, doğadaki bu karmaşık ilişkinin bazı notları açıklığa kavuşur. Enerjisini güneş ışığından hammaddelerini topraktan ve sudan alarak kendi besinini kendisi üretebilirler yeşil bitkiler genellikle en alt basamağa yerleştirilir. Temel olarak bitkiyle beslenen tavşan ve sıçan gibi hayvanlar bir üst basamakta toplanabilir. Bunlar otçul hayvanlardır. Daha çok öbür hayvanları yiyerek beslenen gelincik ve baykuş gibi hayvanlar ise daha yukarıdaki basamakta yer alır. Bunlar etçilerdir. Otçullar ile etçiller arasındaki basamağa da hem bitki hem hayvan yiyen porsuk, tilki gibi hayvanlar yerleştirilir. Bunlarda hepçiler’dir. Beslenme basamağı denen bu aşamaların belirlenmesinden sonra beslenme ağı karmakarışık bir çizgiler yumağı olmaktan çıkarak düzenli bir şemaya dönüşür. Bu şemaya bakıldığında, bitkilerden otçulara ve etçilere doğru gidildikçe her basamakta daha az sayada canlı olduğu açıkça görülebilir. Bu nedenle, tabanı geniş tepesi dar olan bu şekil bir piramidi andırır. Bu beslenme piramidinin tabanında yaprak, ot, çiçek ve ağaçlarıyla kalabalık bir bitki topluluğu, tepesinde ise yalnızca bir iki gelincik yada baykuş vardır.
Yukarıda sözü edilen hayvanların çoğu ormanda yaşadığı için, çizilen bu piramit bir orman bölgesi beslenme ağıdır. Ama çöllerde tropik ormanlara varıncaya kadar, her yaşam ortamı için beslenme ağı çizilebilir. Örneğin denizlerdeki beslenme ağının en alt basamağında bitkisel plankton ya da fitoplankton denen çok küçük bitkiler yer alır. Küçük balıklar ve öbür deniz ara basamaklardır. En tepede ise köpekbalıkları, katil balinalar gibi iri ve yırtıcı hayvanlar bulunur.
Beslenme ağlarının incelenmesi bilim adamlarına birçok açıdan yardımcı olur. Söz gelimi bir ormandaki aynı türden bütün ağaçlar kesildiğinde ne olacağını önceden görebilmek için o ormanın beslenme ağı çizilir. Eğer az bulunun bir hayvan türü bu ağaçlardan beslenen hayvanları yiyerek yaşıyorsa, böyle bir kesim bu türün yaşamını tehlikeye atacaktır. Çevre korumacılar bir türü ya da bölgeyi en iyi nasıl koruyabileceklerine karar verirken, beslenme ağlarından ve benzeri yöntemlerden çok yararlanırlar. Bütün canlılar hayatlarını sürdürebilmek için besin maddelerini tüketmek zorundadır. Bazi canlılar bu besinlerinin çoğunu kendi vücutlarında üretirler. Böyle canlılara ototrof denir. Bir çok canlı ise gerekli besinleri dış ortamdan hazır olmak zorundadır. Böyle canlılara ise hetteraf denir. Üç çeşit besin vardır.
Bütün hücrelerin en önemli enerji kaynaklarıdır. Genel formülleri cn (H2 O) ile gösterilir. Bu formülde glikoz için “n” yerine b yazarsak C6 H12 I6 solunum ürünleri H2 O ve CO2 dir. Karbonhitradlar, bitkilerde hücre çeperinin yapısını oluşturarak bütün canlı hücrelerde zarın yapısına katılarak ONA ve RNA da bulunarak yapısal fonksiyon da görülür. Yapısındaki şeker molekülünün sayısına göre üç çeşit şeker vardır.
a) Monosakkoritler (Tek Şekerler): Basit şekerlerde denir. İçerdikleri karbon atom sayısına göre 6 karbonlu olanlar (eksozlar); Glikoz, Fruktoz, Monosakkoritler, Disakkorit ve polisakkarıtlerin yapı taşı (monomeri) dirler. Glikoz: Serbest olarak bol, üzüm ve incirde bol bulunur. Bütün polisakkaritlerin yapısını oluşturur.
Fruktoz: Bol ve olgun meyvelerde bol bulunur. Süt Şekeri denir. Bunun için hayvansal bir besin maddesidir. Riboz: RNA nın ATP nin ve bazı enzimlerin yapısında bulunur. Deoksiriboz ise DNA nın yapısında bulunur.
b) Disokkaritler (çif şeker) İki monosakkaritin birleşerek meydana getirdiği şekerlerdir.
Maltoz (molt şekeri) = Glikoz+Glikoz Laktoz (süt şekeri) = Glikoz+Galaktoz Sükroz (sokkaroz = Çaş şakari) Glikoz+Fruktoz Maltoz ve sükroz bitkilerinden, Loktoz da insan ve memeli hayvanlardan sağlanır. Palisakkaritler = Çok sayıda glikozun bağlanmasıyla oluşurlar. Yeni glikozun dehidrosyon oluşmuş polimarlerdir. Glikoz+Glikoz+ .............. + Glikoz _______ Polisakkorit + (n-1) H2 O
Hepsi aynı yapı maddesinden oluştuğu halde fiziksel ve kimyasal özellikleri farklıdır. Çünkü, glikoz molüküllerinin herbirine bağlanma biçimleri farklıdır.
Nişasta: Bitki hücrelerinde bulunur, hayvan hücrelerinde bulunmaz. Suda erimez. Bağırsık epitelinden doğrudan doğruya kanageçmezler. Bitkilerin depo ettiği besin maddesidir. Hayvanların çoğu sindirerek enerji hammaddesi olarak kullanır.
Selüloz: Bitki hücrelerinde bulunur. Suda erimez. Bağırsak epitelinden doğrudan kana geçmez. Geviş getiren memelilerde, bazı kuşlarda ve termitlerde (beyaz karıncalar) sindirilerek kullanılır. Ağaçların yapısının yaklaşık %50 si selulozdur.
Glikojen: Hayvan hücrelerinde bulunur ve hayvansal nişasta da denir. En fazla karaciğer ve kaslarda bulunur. Hayvanların en hızlı kullanıldığı yedek enerji deposudur. Suda çözünür.
2) Yağlar (Lipidler): Lipidler C, H, O atomundan meydana gelir. Bazılarında fosfor ve azot gibi elementler de yer alır. Yapısındaki oksijen oranı şekerden azdır. Yapılarında yağ asitleri gliserol ve başka bazı maddeler bulunur.
3 yağ asidi+1 Gliserol _______ yağ+3 H2O
Yağ asitleri gliserol ile ester bağlarıyla bağlanır ve su açığa çıkarıllar (dehidrosyon) Bir gliserol bağlanan yağ asitleri aynı olabileceği gibi farklı da olabilir. Bundan dolayı yağların birçok türevi meydana gelmiştir.
Yağlar suda hiç çözünmez ya da çok aç çözünürler. Aseton, eter, kloroform, benzen ve alkol gibi organik çözücülerde çözünürler. Hücrede enerji ve yapı maddesi olarak (hücre zarı) kullanılır. Ayrıca deri altında ısı kaybının önlenmesinde ve hayvanlarda çeşitli organların dış kısmının korunmasında görevlidir. Solunumla yakılmaları (oksidosyonların) sonucunda fazla miktarda mitebolik su açığa çıkarırlar. Bunun için özellikle kış uykusuna yatan uzun süre göç eden ve suyun az olduğu ortamlardayaşayan iyi bir depo ve enerji hammaddesidirler. Aynı zamanda hafif olduğundan uçmada hayvana avantaj sağlarlar.
Yağların yıkımı ve kullanımı uzun sürdüğünden hücreler enerji kaynağı olarak karbonhitratlardan sonra tercih edilirler.
En önemli lipidler yağ asitleri, yağlar (nötr yağları) fosfolipidler, steroidlerdir. Yağ asitleri en basit lipidled olup, uzun karbon zincirlerinde oluşurlar. Karbonlar arasındaki bütün bağlar tekli ise doymuş, çift bağ varsa doymamış yağ asitleri diye adlandırılırlar. Genellikle sıvı yağlar bitkisel kaynaklı olup, doymamış yağ asitleri içerirler. Katı yağlar ise genellikle hayvansal kaynaklı olup, doymuş yağlar asitleri içerirler. Doymamış yağların yüksek sıcaklık ve basınçta hidrojenle doğrulmasında margarinler elde edilir.Oleik asit, zeytinyağı başta olmak üzere birçok yağın yapısında bulunan, 18 karbonlu doymamış bir yağ asitidir. Linoleik asit ise ençok tohumlarda bulunan dolmamış yağ asitidir.
Butirik asit tereyağında, palmatik asit ise hem bitkisel hem hayvansal yağlarda bulunabilen doymuş yağ asitleridir. Steroidler zorların yapısına katıldığı gibi vitamin ve hormon olarak da görev alırlar. Fosfolipidler hücre zarının önemli yeapı elemanlarıdır.
Yapılarda C, H, O ve N bulunur. Bazılharında 5 de yer alır. Yapı taşları 20 çeşit amino asittir. Basit bir protein yüzlerce amino asitin birleşmesi sonucu meydana gelir. Hücrelerin mokromeleküllerinde olup, temel yapı maddesidirler. Solunumla ancak zor durumlarda yakılırlar. Solunum ürünü olarak H2 O üre ürik asit H2S, CO2 ve NH3 gibi artıklar oluştururlar.
Amino asitlerin genel formülleri Formüldeki “R” (radikal= kök) grubu 20 çeşit amino asitin hepsinde farklıdır.
Bütün amino asitlerde karboksit ve amino grubu bulunduğu için proteinler ve amino asitler hem baz özelliği gösterirler. Proteinle n sayıda (50-3.000 arasında) amino asitin bağları ile birleşmesinden oluşurlar.
A+...........................+A. Asit.......................Protein (Polipeptit)+(n- 1) HO2
Proteindeki amino asitler birbirine bağlayan bağa peptid bağı denir. Peptit bağı 1. Amino asitin karboksil grubu ile 2. Amino asitin amin grubu arasında meydana gelir ve bu sırada bir su açığa çıkar. Peptit bağlarının tümü aynıdır. Ama miktarına bağlı olarak değişir.
Proteinler yapıcı ve onarıcı moleküllerdir. Az miktarda da enerji verici olarak kullanırlar. Organizmalar ancak uzun süren bir açlıkta proteinleri solunumda fazlaca yıkmaya başlarlar. Bu durumda hücrelerin protein sentezi protein yıkımından azdır. Her canlı hücre kendi proteinini sentezlemek zorunda çünkü proteinlerdeki amino asit sırasını DNA belirler.
Hücrede oluşan proteinlerin bir kısmı enzim bir kısmı hormon kısmı antıkar, bir kısmı ise yapısal görevler üzere özelleşmemişlerdir. Yapısal proteinler hücrenin çeşitli organellerinin yapısıda da bulunur.
Hücre zarının yapısında lipoprotein, glikoprotein gibi farklı protein bileşikleri vardır.
Vücutta düzenleştirici fonksiyon görürler. Bazıları enzimlerinin yapısına katılır. Sindirim sisteminde direk kana emilirler. Yeşil bitkiler ihtiyaç duyuldukları vitaminleri kendileri sentezler. İnsanlar ve hayvanlar vitamin sentezi çok azdır. Sadece bazı provitaminleri gerçek vitaminlere çevirebilinler. Çoğu vitamini dışarıdan hazır almaları gerekir.
Vitaminler çok az miktarda bile etkili olurlar. Eksikli | | | |
|