Bedava ödev indir
Ocak 09, 2009, 05:52:58 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
  Ana Sayfa Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
  İletileri Göster
Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 »
46  cellotin genel / Ziraat / Ynt: TARIMSAL ÜRETİM : Eylül 27, 2007, 09:41:30 ÖÖ
       GİRİŞ

   Tarımsal üretim insanlık tarihinin en eski üretim faaliyetidir ve dünyada ilk ve köklü politikaları da yine tarım alanında geliştirilmiştir.
Besin maddelerinin kaynağı olduğu için tarımsal üretim her dönemde stratejik önemini de korumuştur.
Ülkeler tarih boyunca tarım konusunda politikalar oluşturmuş ve tarımda dışa bağımlılığı azaltmayı ve kendi kendine yeterliliği sağlamayı hedef edinmişlerdir.
Belirlenen bu hedefler tarım sektörünün desteklenmesini zorunlu kılmıştır.Bunun sonucunda dünyada devlet müdahalesinin en yoğun olduğu sektör tarım sektörü, destek ve koruma düzeyi en yüksek politikalar da bu sektöre yönelik politikalar olmuştur.
Tarım sektörü ve bu sektöre yönelik politikalar, Avrupa Birliği’nin de temel taşlarından birisidir ve ilk ortak politika Ortak Tarım Politikası adı altında bu sektöre yönelik olarak belirlenmiştir.
Ancak Ortak Tarım Politikası, Topluluğun diğer ortak politikaları gibi gümrük birliğine dayalı bir ekonomik bütünleşme modeline dayanmamaktadır.Ortak Tarım Politikası ile üye devletlerin tarım politikaları ortak bir çerçevede yönetilmektedir.
Ayrıca bu politika, Birliğin piyasalarında destekleyici, üye olmayan ülkelere karşı koruyucu bir yapıya sahiptir.
Oluşturulduğu ilk yıllarda Birlik bütçesinden yaklaşık %90 pay alan bu sektörün günümüzde de %50’yi aşan oranda paya sahip olması Avrupa Birliği’nde (AB) Ortak Tarım Politikasının ağırlığının bir göstergesidir.
Çalışmamızın amacı AB’ne üyeliği hedeflenen Türkiye’nin tarım sektörünü nelerin beklediğini ortaya koyabilmektir.Bu kapsamda çalışmamızın birinci bölümünde; Ortak Tarım Politikasının oluşumu, işleyişi ve son durumu incelenmiştir.
İkinci ve son bölümde ise Türkiye-AB ilişkileri tarımsal boyutta incelenmiş, Türk Tarımının genel çerçevesi çizilerek Türkiye ve AB’de tarımsal yapı ve politikalar arasındaki farklar irdelenmiş ve Türk tarımının OTP’ye uyumunun olası etkileri ortaya konmaya çalışılmıştır.
Mevzuat değerlendirmesi ve açıklamasına fazlaca yer verdiğimiz için sayfalarda aynı kaynakça mükerreren gösterilmemiştir.



















BİRİNCİ BÖLÜM
ORTAK TARIM POLİTİKASININ OLUŞUMU,GELİŞİMİ VE SON DURUM
1.ORTAK TARIM POLİTİKASININ OLUŞUMU

Üye ülkeler, AB’nin kurulduğu yıllarda tarımda ulusal politikalar uygulamak yerine ortak politikalar oluşturmayı tercih etmişlerdir.
Bu tercihte:
- İkinci Dünya savaşı sırasında Avrupa’da yaşanan kıtlık dolayısıyla gıda arzının devamlılığını sağlama,
-Savaş sonrasında AB’nin nüfusunun önemli bir bölümünü (aktif nüfusun %20’si) oluşturulan tarım sektörünün gelir seviyesinin korunması ve Avrupa ekonomik bütünleşmesinin,toplumun önemli bir kesimini ilgilendiren sorunlara yeterince eğilmediği sürece başarılı olamayacağı,
-Üye ülkelerin ulusal tarım politikaları arasındaki farklılıkların sadece koordinasyonla giderilemeyeceği,
-Üye ülkeler arsında diğer sektörlerde olduğu gibi bir gümrük birliği oluşturulmasının piyasa mekanizmaları arasındaki farkların giderilmesinde yeterli olamayacağı,
 yönünde bazı görüşler etkili olmuştur.Ayrıca Avrupa entegrasyonunun baş mimarı olan Almanya ve Fransa arasında çıkar ayrılıkları  da bu oluşumda önemli rol oynamıştır.
AB kurulmadan önce yapılan görüşmelerde Almanya, bir  gümrük birliği oluşturulması  ve sanayi mallarının serbest dolaşımının sağlanmasını savunmuştur. Çünkü bu ülkenin  sanayi sektörü oldukça gelişmiş durumdaydı.
Buna karşılık toplam nüfusunun % 25’i tarım sektöründe çalışan Fransa sanayi malları için oluşturulacak gümrük birliğinin yaratacağı rekabet ortamında Almanya karşısında dezavantajlı duruma düşebileceği endişesiyle üye ülkelerin pazarlarının tarım ürünlerine de açılması gerektiği konusunda ısrarlı davranmıştır. Diğer bir ifadeyle her iki ülke arasında çıkar çatışması ve Fransa’nın bu konudaki ısrarının da ortak bir tarım politikası uygulanmasında etkili olduğu ifade edilebilir.
Ortak Tarım Politikasının (OTP) tercihinde etkili olan bir diğer neden ise tarımda ulusal politikaların uygulanması durumunda tarıma dayalı sanayi ürünlerinin  de (gıda sanayi gibi) AB içinde serbest dolaşımının tam olarak sağlanamayacağı ve rekabetin bozulacağı endişesidir.
Saydığımız bütün nedenlerle AB içinde bir ortak tarım politikası uygulanmasına karar verilmiş  ve Roma Antlaşmasıyla da  bu politikanın yasal temelleri atılmıştır.
OTP ilk kez Roma Antlaşmasının 3/d bendinde öngörülmüştür. Bu konuda ilk ciddi adımlar 1960-1964 yılları arasında atılmış ve 1962’de de ilk Ortak piyasa  Düzeni oluşturulmuştur.
OTP gereği üye ülkeler milli yasama ve yürütme yetkilerinin bir kısmını Birliğin Organlarına devrettiklerinden tarım konusunda bağımsız politikalar uygulayamamakta ve birliğin aldığı kararlara uymak zorunda kalmaktadırlar.
2.ORTAK TARIM POLİTİKASININ AMAÇLARI
   Roma Antlaşmasının 39. maddesinde Avrupa Birliği’nin OTP’ sinin amaçları:
   Teknik gelişmelerin desteklenmesi, tarımsal üretimin rasyonel hale getirilmesi, üretim faktörlerinin özellikle de işgücünün optimal kullanımını sağlayarak tarımda verimliliğin yükseltilmesi,
   Özellikle tarımda çalışanların kişi başına gelirlerinin arttırılarak yaşam standartlarının yükseltilmesi,
   Pazarlarda istikrarın sağlanması,
   Ürün arzında sürekliliğin temini diğer bir ifadeyle ürün arzının güvenliğinin sağlanması,
   Uygun fiyatlarla tarımsal ürünlerin tüketiminin mümkün kılınması
olarak belirlenmiştir.
Roma Antlaşması ile OTP’nin genel çerçevesi çizilmiş, daha somut önlemler,ilkeler ve mekanizmalar ise uzun yıllar süren görüşmeler sonucunda şekillendirilmiştir.
Yaklaşık üç yıl süren görüşmelerin sonucunda 1962 yılında tahıllara ilişkin bir Ortak Piyasa Düzeni oluşturulmuş ve OTP resmen uygulamaya konulmuştur.
3. ORTAK TARIM POLİTİKASININ İLKELERİ
Avrupa Birliği’nde Ortak Tarım Politikası’nın yürütülmesinde bazı prensipler esas alınmıştır. Roma anlaşmasında yer almayan ancak 1960’lı yılların başından bu yana  uygulanan bu prensipler; tek pazar ,Birlik tercihi ve ortak mali sorumluluktur.
3.1 Tek Pazar
   Bu ülke ,ticarette gümrük vergilerinin, diğer engellerin ve rekabeti bozabilecek sübvansiyonların kaldırılarak üye ülkeler arasında tarım ürünlerinin serbest dolaşımının sağlanmasını hedeflemektedir.
   Belirlenen bu hedefe ulaşmak için fiyat, döviz kuru, rekabet kuralları, üçüncü ülkelere karşı koruma mekanizmaları, kamu sağlığı ve veterinerlik gibi tarımı doğrudan etkileyen alanlarda ortak düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.
   Üye ülkelerde iç pazarlarına yönelik korumaya son verilmesi ve kuralların uyumlu hale getirilmesi, ayrıca diş rekabete karşı ortak kotuma mekanizmaları kullanılması sonucunda Birlik içinde tarım ürünlerinde tek fiyatın oluşacağı düşünülmüşse de bu gerçekleşmemiştir. Birlik içinde tarımsal ürünlerde tek fiyatın oluşmamasında; idari kararlarla fiyat oluşumuna müdahale edilmesi ve döviz kurlarında yaşanan istikrarsızlık etkili olmuştur.
   Ürünlerin üye ülkeler arasında serbest dolaşımı sağlanmış ancak bu Tek Pazarın oluşturulması yeterli olmamıştır. Ancak 1999 yılından itibaren EURO’nun kaydi anlamda da olsa tek para birimi olarak kullanılması, üye ülkelerde döviz kuru istikrarsızlıklarını ortadan kaldırmış ve bu gelişme de tarım ürünlerini Tek Pazar’a göz ardı edilemeyecek katkılarda bulunmuştur.
3.2 Birlik Tercihi
   Tek Pazar oluşturma çabalarının bir sonucu olarak görülebilecek bu tercih;ürün alımında Avrupa Birliği üyesi devletlerin tercih edilmesini ifade etmektedir. Böylece doğal olarak tarım sektörünün üçüncü ülkelere karşı korunması da sağlanmış olmaktadır.
   Avrupa Birliği tarım ürünlerinin fiyatları dünya fiyatlarının üzerindedir. Bu nedenle fiyatların düşmemesi dolayısıyla üreticilerin bu düşüşten zarar görmemesi ayrıca üçüncü ülkeler ile rekabet edebilme imkanına sahip olunması için Avrupa Birliği üreticilerini korumak zorunda kalmakta ve bunu yaparken de iki temel mekanizmadan yararlanmaktadır.
   Bunlardan birincisi  gümrük vergileridir. Bilindiği gibi daha önce ithal edilen ürünlerin fiyatının AB seviyesine yükseltilmesi amacıyla “prelevman” adlı değişken bir vergi uygulanmaktaydı.Prelevman, Birlik tarafından belirlenecek olan eşik fiyat ile dünya CIF fiyatı arasındaki farka eşit olmakta ve AB’ye üye ülkenin giriş gümrüğünde ithalatçıdan tahsil edilmekteydi. Sabit ve değişken olmak üzere iki şekilde alınmakta olan prelevmanda, sabit unsur, işletme sanayi sektörünün korunması amacıyla işlenmiş tarım ürünlerinde işleme sanayiinin katkı oranına göre hesaplanmaktaydı.Değişken unsur ise işlenmiş tarım ürünlerinde kullanılan temel gıda maddelerinde Birlik fiyatı ile dünya fiyatı arasındaki farka eşittir.Ancak günümüzde prelevman yerini, GATT’ın Uruguay Raund Müzakerelerinde kabul edilen DTÖ Tarım Anlaşmasıyla alınan karar gereği gümrük vergilerine bırakmıştır.
Diğeri ise AB ürünlerinin, AB dışındaki ülkelere ihraç edebilmesi imkanını sağlayan “ihracat iadesi”dir. Bu uygulama ile AB tarım ürünlerinin diğer ülkelerin tarım ürünleri ile rekabet edebilmesi sağlanmış olmaktadır. Bu yöntem üretim fazlası olan ürünler için kullanılmaktadır.
Ancak AB, bütün üçüncü ülkelere karşı her alanda aynı koruma politikasını izlememektedir. Topluluğun başta üye devletlerin eski sömürgeleri olmak üzere birçok ülke ile tercihli ticaret ilişkileri bulunmaktadır.
3.3 Ortak Mali Sorumluluk

    OTP’nin ortak bir politika olması nedeniyle finansmanının da üye ülkeler tarafından ortaklaşa karşılanması gerektiği düşüncesinden hareketle ortak mali sorumluluk ilkesi benimsenmiştir.
    Bu ilke gereği tüm harcamalar AB üyeleri tarafından ortaklaşa üstlenilirken, OTP’ ye bağlı olarak toplanan vergi gelirleri de Topluluğun ortak geliri olarak kabul edilmektedir.
4. FİNANSMAN MEKANİZMASI
   Topluluğun Ortak Tarım Politikası, Tarımsal Yönlendirme ve Garanti Fonu (FEOGA) ve diğer kaynaklardan finanse edilmektedir.
4.1 tarımsal Yönlendirme ve Garanti Fonu (FEOGA)
   Birliğe üye ülkelerde tarım için ortak bir politika uygulanmasının benimsenmesi, finansmanın diğer bir ifadeyle mali sorumluluğun da ortak olması gerektiği fikrini gündeme getirmiştir.
   Bu fikrin hayata geçirilebilmesi için ise üye ülkeler tarafından. AB bütçesinde özel bir fon oluşturulmasına karar verilmiş, sadece OTP uygulamalarını finanse etmek için 1962 yılında Tarımsal Yönlendirme ve Garanti Fonu (FEOGA) kurulmuştur.
   FEOGA, mali anlamda özerk bir fon değildir. AB genel bütçesinin bir parçası olan bu fon genel bütçe gelirleriyle finanse edilmektedir.
   OTP’nin AB bütçesine sağladığı gelir, tarım için ayrılan payın oldukça altında kalmaktadır. Örneğin 1999 yılı bütçesinin tahmini gelirleri içinde tarımın payı %2,2 iken, harcamalardan FEOGA’nın aldığı pay yaklaşık %50’dir.
   Kurulduğu ilk yıllarda AB bütçesinden %90 olan FEOGA’nın AB bütçesindeki payı zaman içinde yaklaşık %50’ye kadar gerilemiştir. Bu düşüşte, AB bütçesinden finanse edilen harcama kalemlerinin büyüklüğünün ve sayısının artması ile OTP’de yapılan reformlar etkili olmuştur.
   FEOGA’nın “Yönlendirme” ve “Garanti” olmak üzere iki ayrı bölümü bulunmaktadır. Aşağıda verilen tabloda 1995/99 döneminde FEOGA’nın iki bölümüne ayrılan pay ve bu değerlerin toplam bütçe içindeki oranları görülmektedir.
Tablo:1  FEOGA’nın “Yönlendirme” ve “Garanti” Bölümlerinin Harcamaları (EURO) ve Toplam Bütçe İçindeki Oranları(%)
   1995   1996   1997   1998   1999
   EURO   %   EURO   %   EURO   %   EURO   %   EURO   %
Garanti   34490   50.5   39324   50.0   40423   49.6   39133   47.3   40940   46.9
Yönlendirme   2531   3.7   3360   4.3   3580   4.4   3521   4.3   3774   4.3
Toplam   37021   54.2   42684   54.3   44003   54.0   42654   51.6   44714   51.2
Kaynak:Ebru Ekeman 21. Yüzyılın Eşiğinde Avrupa Birliğinde Ortak Tarım Politikası IKV Yayını Yayın No:158 Eylül 1999

Yukarıda  yer alan çizelgede de görüldüğü gibi toplam bütçe içinde FEOGA’nın Garanti Bölümünün payı yaklaşık %47, Yönlendirme Bölümünün payı da %4 tür.
Fonun yaklaşık %90’ını oluşturan Garanti Bölümü, fiyat ve Pazar politikasının işleyişi için gerekli AB harcamalarını finanse etmektedir. Bu bölüme ait giderler;AB dışı ülkelere ihracatta ödenen iadeler,iç piyasa müdahaleleri ve telafi edici meblağlardan oluşmaktadır.
Topluluğun 1999 yılı bütçesinden Ortak Piyasa Düzenleri için “Garanti”bölümünden ayrılan payın sektörel dağılımı tablo 2 de görülmektedir.

Tablo:2 Ortak Piyasa Düzenleri İçin “Garanti” Bölümünden Ayrılan Payın Sektörel Dağılımı(Euro)
Ortak Piyasa Düzenleri   Değer   Pay %
Tarım Ürünleri   27022   66,8
Ekilebilir Ürünler   17,831   44,1
Şeker   1937   4,8
Zeytinyağı   2251   5,6
Kurutulmuş Yem   388   1
Lifli Bitkiler Ve İpek Kozası   968   2,4
Meyve-Sebze   1701   4,2
Şarap Ve Bağcılık Ürünleri   661   1,6
Tütün   980   2,4
Diğer Tarım Ürünleri   305   0,8
Hayvancılık Ürünleri   9706   24
Süt Ve Süt Ürünleri   2621   6,5
Dana Ve Sığır Eti   4916   12,2
Koyun Ve Keçi eti   1755   4,3
Domuz Eti Kümes Hayvanları Yumurta   365   0,9
Diğer Hayvancılım Ürünleri   49   0,1
Diğer Harcamalar   1095   2,7
Ek Tedbirler   2617   6,5
Toplam   40440   100
Kaynak:Ebru Ekeman 21. Yüzyılın Eşiğinde Avrupa Birliğinde Ortak Tarım Politikası IKV Yayını Yayın No:158 Eylül 1999

   Tablo 3’te de görüldüğü gibi topluluğun Ortak Piyasa Düzenleri içim garanti bölümü harcamaları içinde yaklaşık %44 ile ekilebilir ürünler, birinci sıradadır. Tahıllar proteinli bitkiler ve yağlı tohumlardan oluşan ekilebilir ürünler sırasıyla sığır ve dana eti, süt ve süt ürünleri, zeytinyağı ve şeker takip etmektedir.
   Bu bölümün ödemelerinden en fazla yararlanan ülke Fransa’dır.
Yönlendirme bölümü ise Ortak Tarım Politikası’nın hedeflerin gerçekleştirilmesine yönelik yapısal uyum tedbirlerinin finansmanını üstlenmiştir.
Bu bölüm FEOGA’nın yaklaşık %10’unu AB bütçesinin ise %4’ünü oluşturmaktadır.
Dolaylı eylemler çerçevesindeki ödemeler (üye ülke harcamalarının geri ödemeleri) ve doğrudan eylemler çerçevesindeki ödemeler (yatırım projeleri için yapılan doğrudan ödemeler) bu bölümün gider kalemindedir.
 Yönlendirme bölümü harcamaları içinde proje bazında yapılan ödemelerden en fazla yararlanan ülke Almanya’dır.
4.2 Diğer Finansman Kaynakları
   Temel finansman kaynağı FEOGA olmakla birlikte Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu (FEDER), Avrupa Sosyal Fonu(FSE), ve LEADER AB OTP’sinin diğer finansman kaynaklarını oluşturmaktadır.
i.   Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu (FEDER):hedefi Topluluğu bölgeler arası kalkınmışlık farklarının giderilmesidir. 1999 yılı bütçesinde FEDER için ayrılan miktar 15,6 milyar EUROdur.
ii.   Avrupa Sosyal Fonu(FSE): mesleki eğitim, istihdam ve insan kaynaklarının geliştirilmesine yönelik olarak kullanılmaktadır. Bu fon için AB bütçesinden ayrılan miktar 1999 yılı itibariyle 9,6 milyar Eurodur.
iii.   LEADER: hedefi kırsal kalkınmayı destekleyen faaliyetleri bütünleştirmektedir. Bu kapsamda, kırsal alanda çalışan işgücünün desteklenmesi, yenilikçi faaliyetlerin geliştirilmesi gibi alanlarda yerel düzeyde oluşturulan projelere mali destek sağlanmaktadır.halen yürürlükte bulunan LEADER II için 1994-99 döneminde bütçeden ayrılan pay 1,7 milyar ECU’dür.2000-2006 döneminde yürürlüğe konulan ve uygulanan LEADER III  için ise ayrılan pay 2,02 milyar Euro’dur.
5. ORTAK PİYASA DÜZENLERİ
   Roma Antlaşmasında belirlenen amaçlara ulaşılabilmesi için yine aynı antlaşmada öngörüldüğü biçimde 1962 yılından itibaren AB içinde “ORTAK PİYASA DÜZENLERİ” oluşturulmaya başlanmıştır. Bu düzenler, politik sorunlar nedeniyle 11 Mayıs 1966 tarihine kadar tam olarak uygulamaya konulamamıştır. Çok sayıda ORTAK PİYASA DÜZENİ oluşturulması, tarım ürünlerinin üretim ve pazarlama koşullarının birbirinden farklı olmasından kaynaklanmaktadır.
   Ortak Piyasa Düzenlerinin Amaçları:
   Üye ülkelerde farklı şekillerde piyasa düzenlemeleri yerine birlikte ortak tarım politikası oluşturmak.
   Üye ülkeler arasında ticari ilişkileri geliştirmeye yönelik koşulları oluşturmak ve bu şekilde ticaretin serbestçe yapılmasını sağlamak,
   Birlik içinde tarımsal ortak Pazar oluşturmak ve iç Pazar ile birlik üretimini üçüncü ülkelere karşı korumak,
Şeklinde belirlenmiştir.
   Topluluğun kurulduğu yıllarda tarım ürünlerinin  sadece %50’si ortak piyasa düzenleri kapsamında yer alırken 1980’li yıllardan itibaren bu oran %91’e ulaşmıştır. Günümüzde, patates (nişastalık patates hariç) dışında tüm tarım ürünleri ortak piyasa düzenleri kapsamındadır.














Ortak piyasa düzeni uygulanan ürün gruplar aşağıdaki tabloda verilmiştir.

     Tablo:3 Ortak Piyasa Düzeni Uygulanan Ürün Grupları

Tarım Ürünleri
Tahıllar
Pirinç
Nişastalık Patates
Zeytinyağı
Şeker
Süt ve süt ürünleri
Proteinli bitkiler
Yağlı tohumlar
Keten-kenevir
İpekböceği
Şerbetçi otu
Kurutulmuş yem
Yaş sebze ve meyve
İşlenmiş sebze ve meyve
Tekstil ürünleri (pamuk)
Şarap
Tütün
Et ürünleri
Sığır-dana eti
Koyun-keçi eti
Domuz eti
Kümes hayvanları ve yumurta

   Tahıllar, proteinli bitikler ve pirinç ortak düzenlerinin 1999 yıl bütçesinden aldığı pay %47, sığı-dana eti ortak düzeninin aldığı pay ise %17 seviyesindedir. Diğer bir ifadeyle bütçenin %64 gibi önemli bir payı adı geçen ortak düzenlere ayrılmış durumdadır.
   Süt ve süt ürünleri, zeytinyağı ve şeker ortak düzenlerinin payı ise sırasıyla %7,%6,%5’tir.
6. PAZAR VE FİYAT MEKANİZMALARI
1962 yılında “Tahıllar Ortak Piyasa Düzeni”nin oluşturulması ile birlikte ilk kez uygulamaya konulan bu mekanizmaların amacı; tarımsal ürünlerin fiyatlarının düşmesi dolayısıyla üreticilerin gelirlerinin azalmasını önlemektir. Bu amaca yönelik olarak ortak piyasa düzenleri kapsamında yer alan ürünlerin ortak fiyatları her yıl Konsey tarafından tespit edilmektedir. Fiyatların belli bir seviyenin altına düşmesi halinde pazara müdahale edilmekte ve aradaki fark AB bütçesinden destekleme yoluyla karşılanmaktadır.
Ortak fiyatlar, uygulandıkları ürün gruplarına göre farklı isimler almakla birlikte iki işlev üstlenmiştir. Bunlardan birincisi, AB üyeleri arasında tarımsal ürün fiyat farklılıklarının, ortak Pazar düzenini olumsuz yönde etkilemesini engellemek için oluşturulan AB içi ortak fiyat politikası ikincisi ise topluluğa ithal edilen düşük fiyatlı ürünlerden kaynaklanan rekabeti önlemek amacıyla üçüncü ülkelere uygulanan fiyat politikasıdır.
Ortak piyasa düzenleri kapsamında bulunan ürünlerin %70’i bu fiyat politikalarının her ikisi, %25’i sadece ikincisi geriye kalan %5İ de OTP’nin başlangıcından günümüze kadar sadece doğrudan ödemeler aracılığıyla desteklenmektedir.
Ancak 1990’lı yıllardan itibaren yapılan reformlar sonucu doğrudan ödemeler yoluyla desteklenen ürünlerin kapsamı genişletilmiştir. Bu uygulama reformlar nedeniyle destek fiyatlarında yapılan indirimlerden ve müdahale sisteminin esnekleşen yapısından çiftçilerin zarar görmesini engellenmesi amacıyla başlatılmış olsa da, OTP içinde ağırlığı giderek artmaktadır.
6.1 Birlik İçi Ortak Fiyat Politikası
   Birlik içi ortak fiyat politikası; hedef fiyat ve müdahale fiyatı olmak üzere iki ayrı fiyat sistemini esas almaktadır.
   Hedef fiyat, üretici için arzu edilen gelir seviyesini göstermektedir. AB’de tüm piyasa destekleme mekanizmaları hedef fiyat (ürünlere ve sektörlere göre farklı isimler verilmiştir)prensibine dayanmaktadır.
   AB’de piyasa fiyatlarının hedef fiyat seviyesinde tutulabilmesi için müdahale fiyatı belirlenmekte ve fiyatlar bu seviyenin altına düştüğünde, müdahale mekanizmaları devreye sokulmaktadır. Temel fiyat ya da referans fiyat da denilen müdahale fiyatı bir anlamda üreticilere sağlanan en düşük garanti seviyesini belirten taban fiyattır.
   Tahıllar,şeker, zeytinyağı, pirinç, tereyağı ve süttozu,sığır ve dana eti ile domuz eti, müdahale fiyatı belirlenen ürünlerdir. Ürünün arz ve talebinden ziyade üreticilerin gelir düzeyleri dikkate alınarak belirlenen müdahale fiyatları OTP’nin uygulamaya konulduğu ilk yıllarda sınırsız miktarda ürün alımında kullanılırken günümüzde sistem daha esnek hale getirilmiştir.
   Sayılan bu fiyat şekilleri dışında sınırlı sayıda ürün için kullanılan geri çekme ve satın alma olmak üzere iki değişik fiyat şekli daha bulunmaktadır. Geri çekme fiyatı bazı sebze ve meyveler için uygulanmaktadır. Bu ürünlerde arz fazlasının bulunduğu dönemlerde üretici kuruluşlar bu fiyat üzerinden ürün fazlasını piyasadan çekerler.
   Satın alma fiyatı da sebze ve meyvelerde uygulanmakla birlikte, geri çekme fiyatından farkı;devlet kurumları tarafından veriliyor olmasıdır.
6.2 Üçüncü Ülkelere Karşı Uygulanan Fiyat Politikaları
   OTP kapsamında dış ticarette iki çeşit fiyat politikası uygulanmaktadır.Üçüncü ülkelerden topluluğa ithal edilen mallara karşı koruma uygulanırken, ihracatı teşvik etmek amacıyla ihracat desteklemesi yapılmaktadır.
   OTP’nin üçüncü ülkelere karşı uygulanan fiyat politikası GATT Uruguay Raund müzakereleri sonucunda hazırlanarak Temmuz 1995 tarihinde yürürlüğe giren Dünya Ticaret Örgütü’nün Tarım Anlaşmasıyla önemli ölçüde değişime uğramıştır.
   Söz konusu anlaşma sonucunda tarım ürünleri ithalatında değişen vergilerin yerini gümrük tarifeleri almış ve DTÖ’ne üye ülkelerin değişken vergi uyguladıkları tüm ürünler için birer gümrük tarifesi üst sınırı belirlenmesi ve belirlenen bu tarife tavırlarının bir takvim uyarınca aşamalı olarak düşürülmesi kararı alınmıştır. Varılan bu anlaşma çerçevesinde bir ürünün ithalatında söz konusu tarife üst sınırından daha fazla vergi alınamamaktadır. Alınan karar sonucunda diğer ülkeler gibi AB’de prelevman ve değişken vergi uyguladığı tüm ürünler için birer gümrük tarifesi üst sınırı belirlenmiştir.
   Belirlenen bu tarife üst sınırlarının 6 yılda %36 oranında azaltılması öngörülmüştür. Sadece tahıllar için farklı bir uygulama benimsenmiştir. Tahıllarda iyi, orta ve düşük kalite buğday; durum buğdayı, yulaf, arpa ve çavdar olmak üzere altı ayrı kategoride, 15 günde bir belirlenen bir tür vergi uygulanmaktadır.
   Yapılan bu değişiklik, AB’nin tarım sektörünü dış rekabete karşı korunma düzeyinde bir azalmaya yol açmamıştır.
   Yine tarım anlaşması ile tarife sınırlarını aşmamak koşuluyla ülkelere gümrük vergilerini değiştirme olanağı da tanınmıştır. Bu tolerans değişken vergilerin yasaklanmış olmasına rağmen fiilen uygulandığı yönünde eleştirileri de gündeme getirmesine karşın tarife sınırlarının belirlenen takvim uyarınca düşürülmesi ile birlikte gelecek yıllarda bu sorunun önemli ölçüde çözümleneceği öngörülmüştür.
   Birlik ihracata da ihracat iadeleri ve ihracat vergileri olmak üzere iki farklı araç kullanmaktadır.
   Normal şartlar altında Birlik’te tarımsal ürün fiyatları dünya ülkelerine göre daha yüksek ve doğal olarak rekabet şansı bulunmamaktadır. Bu nedenle AB ihracatını arttırmak amacıyla ihracatçılarına dünya fiyatları ile müdahale fiyatları arasındaki fark oranında prim ödememektedir.
   İhracat iadesi (restitution) olarak adlandırılan bu prim dünya fiyatlarına bağlı olduğundan değişken bir yapıya sahiptir. İhracat iadesi kapsamında olan ürünler; tahıllar, pirinç, süt ve süt ürünleri, şeker, sığır eti, kümes hayvanları eti, domuz eti, yumurta, şarap, yaş ve işlenmiş meyve sebze ve bazı sıvı yağlardır.
    Fiyatlarının dünya fiyatlarından düşük olması halinde ise AB, ihracatçılarından fiyatlar arasındaki fark kadar ihracat vergisi alınmaktadır. Ancak genellikle AB tarım ürünlerinin fiyatları üçüncü ülke fiyatlarından yüksek olduğundan ihracat vergisi uygulaması nadiren görülmektedir.
6.3 Doğrudan Ödemeler
   OTP’nin ilk yıllarında müdahelede3 sistemi kapsama alınmayan ürünler doğrudan ödemeler yoluyla desteklenmekteydi. Zaman içerisinde müdahale kapsamında yer alan ürünlerde de fiyat indirimleri ve getirilen çeşitli kısıtlamalara paralel olarak doğrudan ödemelerle gelir desteği sağlanmaya başlanmıştır.
   1-Üretim desteği; OTP’nin başlangıcından günümüze keten, kenevir, şerbetçi otu, ipek kozası, sert buğday, kuru yem ve tohumlar için üretim miktarı yada ekim alanı üzerinden verilen götürü yardım bu kapsamda yer almaktadır.
   1992 yılından itibaren tahıl ve sığır eti sektörleri de fiyat desteğinin yanı sıra hektar/hayvan sayısı üzerinden verilen doğrudan ödemeler yoluyla da desteklenmeye başlanmıştır.
   Proteinli bitkiler, yağlı tohumlar, koyun ve keçi etlerinde ise fiyat desteğinin yerine hektar/hayvan sayısına göre verilen ödemeleri ile doğrudan destek sağlanmaktadır.
   Ayrıca tütünün kalitesine göre üreticilere prim verilmekte, zeytinyağı sektöründe müdahale mekanizmasına ek olarak üretimi arttırmak amacıyla üretim yardımları yapılmaktadır.
   2- İşleme desteği; bu destekler bazı ürünlerin işlenme sürecinde verilmekte ve miktarı ve şekli ürününe göre farklılık göstermektedir. İşlenmiş ve sebze üretimi için verilen destek bu kapsamda yer almaktadır.
   3- Tüketim desteği; AB tarafından bazı ürünlerin tüketimini attırmaya yönelik destekler verilmektedir ancak bu desteğin kapsamı giderek azalmaktadır.,
   4- Depolama desteği; adından da anlaşılacağı gibi üreticilerin ürünlerini piyasaya sürmemeleri ve depolamaları için verilen destektir.
7.PARA MEKANİZMASI
   Daha öncede ifade edildiği gibi OTP çerçevesinde oluşturulan ortak piyasa düzenleri, ortak fiyatları temel almaktadır. Üye ülkelerin tümünün farklı ulusal para birimleri kullanması, ortak fiyatların topluluğun kabul ettiği ortak bir para birimi üzeriden belirlenmesini zorunlu hale getirmiş ve bu fiyatların topluluğun ortak para birimi üzerinden belirlenmesi kararı alınmıştır.
   İlk yıllarda hesap birimi üzerinden belirlenen ortak fiyatlar 1979-99 döneminde ECU üzerinden tespit edilmiştir. Sözü edilen her iki  para biriminin de maddi varlığının bulunmaması ortak fiyatların bu para birimlerinden ülkelerin ulusal para birimlerine çevrilmesine neden olmuştur. Diğer bir ifade ile OTP’nin temel unsurlarından biri olan ortak fiyatlar ülkelerin farklı para birimlerine sahip olmaları nedeni ile reel anlamda uygulamaya konulamamıştır.
   OTP’nin kurulduğu yıllardan günümüze dek dünya mali piyasalarında yaşanan istikrarsızlıklar ile buna paralel olarak ortaya çıkan döviz kuru dalgalanmaları ortak fiyat sisteminde erozyona yol açmıştır.
    Zaman içerisinde AB tarafından belirlenen ortak fiyatların yerini ülkeden ülkeye farklılık gösteren ulusal fiyatlar almıştır. Bu durum OTP’yi karmaşık bir hale getirmiş aynı zamanda ülkeler arasında sadece döviz kuru  dalgalanmalarına bağlı olarak bir spekülatif ticaret oluşmasına ve destek fiyatlarının yükselmesine yol açmıştır. Bu olumsuzlukların giderilmesi ve ortak fiyat düzeninin tekrar kurulması için AB tarafından tedbirler getirilmiş ve sadece OTP’ye özgü olan “ Yeşil Para” (ya da tarımsal para mekanizması) sistemi oluşturulmuştur. Bu sistem de dünya mali piyasalarına ve Birlik içi gelişmelere bağlı olarak sürekli değişim geçirmiştir.
   1 Ocak 1999 tarihinde Ekonomik ve Parasal Birliğin (EPB) son aşamasına geçilmesi ile birlikte Topluluğa üye ülkelerde EURO kaydi anlamda tek para birimi olarak kullanılmaya başlanmış ve “Yeşil Kur” uygulamasına son verilmiştir. Bu tarih itibariyle üye ülkelerin ulusal para birimlerinin pariteleri, EURO karşısında sabit hale getirilmiştir. Uluslar arası piyasalarda sadece EURO’nun döviz kuru değeri değişmekte, AB üyesi ülkelerin para birimleri ise EURO’nun değerindeki değişmelere bağlı olarak sabitleştirilmiş pariteler oranında değişim göstermektedir.
   Banknotlar ve madeni paraların basılmasının ardından 1 Ocak- 1 Temmuz 2002 tarihleri arasında 6 aylık dönem geçiş dönemi olacak ve bu döneminde ulusal para birimleri ile birlikte EURO kullanılacaktır. 1 Temmuz 2002 tarihinden sonra ulusal banknot ve madeni paralar tamamen tedavülden kaldırılacak ve EURO, APB’ye üye ülkelere üye ülkelerin tek para birimi olarak ödemelerde kullanılır hale gelecektir. Ayrıca 1 Ocak 1999 tarihi 1 ECU= 1 EUR olmuştur.
   Ortak fiyatların EPB’nin üçüncü aşamasına katılmayan dolayısıyla tek para birimi olarak EURO’yu kullanmayan İngiltere, Danimarka, İsveç, Yunanistan’ın ulusal para birimlerine çevrilmesi için ise bu ülkelerin para birimlerinin EURO karşısında piyasa kurları kullanılmaktadır. İstedikleri takdirde adı geçen ülkelerin EURO üzerinden ödeme yapma hakkı da bulunmaktadır.
   Yapılan bu değişiklik ile OTP’nin kurulmasından günümüze dek ilk kez ortak fiyatların büyük ölçüde uygulamaya geçirilmesi sağlanmıştır.
8. ORTAK TARIM POLİTİKASINDA REFORMU GEREKLİ KILAN NEDENLER
   Ortak Tarım Politikası işleyiş mekanizması ile ortak piyasa düzeninin kurulmasından günümüze dek sürekli değişim göstermiştir. Bu değişmeleri gerekli kılan bazı gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmeler kısaca aşağıdaki gibi özetlenebilir.
   Bilindiği gibi başlangıçta OTP kapsamında alınan tedbirler, tarımsal üretimin güvenliğinin sağlanması ve gıda açığının kapatılması amacına yöneliktir. OTP’nin oluşturduğu yıllarda tarımsal üretimde kendine yeterli olmayan AB kısa sürede tarımsal ürün ihracatında dünya pazarında ABD’den sonra ikinci sıraya yerleşmiştir.
   Kendi kendine yeterliliğin sağlanmasından sonra da üretim artışının devam etmesi ve iç ve dış pazarlarda pazarlanmasında sorunlar yaşanması bazı ürünlerde stokları da beraberinde  getirmiştir.
   1973-88 döneminde iç tüketim %0.5 oranında artarken tarımsal üretimde kaydedilen artış %2 oranında gerçekleşmiştir. Üretimin tüketimden daha fazla oranda artması stokları kaçınılmaz kılmıştır. 1991 yılı bütçesinde stoklama harcamaları için ayrılan miktar 6,4 milyar ECU’ye ulaşmıştır.
        Tablo 4’te AB tarım ürünleri stok durumu yıllar itibari ile verilmiştir.
Tablo 4: Topluluğun Tarımsal Ürün Stokları (Milyon Ton)
Ürünler   1976   1981   1983   1984   1985   1987   1989   1991   1994   1995   1996
Tahıllar   1313   4194   9541   9393   18647   10506   8608   17237   12409   5524   1209
Zeytinyağı   43   140   121   167   75   311   131   18   88   32   12
Tütün   19   30   30   14   15   42   78   107   13   -   0,1
Alkol   -   -   -   -   501   1688   3568   2400   3127   1018   873
Süt Tozu    895   298   957   773   514   594   22   416   73   14   125
Tereyağı   148   14   686   973   1018   888   5   266   59   20   39
Sığır Dana Eti   310   210   390   595   803   736   158   1010   162   18   434
Kaynak:Ebru Ekeman 21. Yüzyılın Eşiğinde Avrupa Birliğinde Ortak Tarım Politikası IKV Yayını Yayın No:158 Eylül 1999

   Yukarıda yer alan çizelgeden  de görüldüğü gibi bazı ürünlerin stoklarında azalma söz konusudur. Bu azalış, söz konusu ürünlere olan dış talebin artışı ve OTP’de yapılan reformlar ile yakından ilişkilidir.
   Tarımsal ürünlerde kontrolsüz üretim artışı nedeniyle müdahale kurullarında oluşan stoklar özellikle 1980 sonrasında OTP’nin en önemli sorunu haline gelmiştir. AB bütçesinden fiyat destekleri ve stoklama giderleri ile stokları eritebilmek amacıyla ihracatı arttırmak için ihracat iadelerinin artması OTP’nin mali külfetini ağırlaştırmıştır.
   1975 yılında 4,5 milyar ECU olan FEOGA garanti bölümü harcamaları 1991 yılında 31,5 milyar ECU’ye yükselmiştir.
   Destekleme alımlarının FEOGA giderleri içindeki payı %60-70 oranındadır.
   OTP ile oluşturulan Pazar ve fiyat mekanizmaları büyük ve küçük ölçekli tarımsal işletmeler arasındaki gelir dağılımını olumsuz yönde etkilemiştir.
   Fiyat garantisine dayanan gelir desteklemesinin üretim hacmi ile bağlantılı olması bu desteklerin önemli bir bölümünün büyük tarımsal işletmelere yapılmasına neden olmaktadır. Üreticilerin %20’sini oluşturan büyük toprak ve işletme sahibi çiftçiler FEOGA desteğinin %80ini almaktadırlar. Küçük ve orta  ölçekli aile çiftliklerinin gelirlerinde ise azalma görülmektedir.
   Ayrıca bölgeler arası gelir bozukluğu sorununun derinleşmesine neden olmuştur.
   Topluluğun uyguladığı ihracat iadesi ile tarımsal ürün ihracatının artması sonucu, AB dışında diğer ülkeler bu uygulama ile  Topluluğun rekabeti bozduğu yönünde eleştirilerini yoğunlaştırmıştır. Özellikle ABD rekabet gücünü koruyabilmek için uyguladığı sübvansiyon oranları yükseltme yoluna gitmiş ve bunun sonucunda Birlik aralarında sübvansiyonlar savaşı başlamıştır.
   Ayrıca gelişmiş ülkelerin bu korumacı politikalarının kalkınmalarını engellediği gerekçesiyle büyük çoğunluğu ihracatta tarım ürünlerine bağımlı olan ülkeler de OTP’ye yönelik eleştirilerini arttırmışlardır.
   OTP’nin üretimi teşvik eden yapısı, enstantif tarımı da körüklemiştir. Bunun sonucunda doğal kaynakların rasyonel kullanımına özen gösterilmemiştir. Ayrıca üreticilerin üretimi arttırmak için giderek artan miktarlarda kimyasal madde kullanılması, toprak ve suların kirlenmesine de yol açmıştır.
   Saydığımız bu genel nedenler sonucunda OTP reformları gündeme gelmiştir.
9. YAPILAN REFORMLAR
   OTP’de ilk reform girişimi, 1968 yılında hazırlanan ve Mansholt Planı olarak bilinen memorandumdur. İlk kez bu plan çerçevesinde üye ülkelerin tarım sektörlerinde uyum sağlamaya yönelik tedbirler içeren politikalar ortaya konmaktadır. 1972 yılında Avrupa Konseyinin 72/159/EEC sayılı kararı, Topluluğun tarımsal yapı politikasına yönelik ilk resmi dokümanıdır. Adı geçen kararda;
   İşletmelerin modernizasyonu,
   İşletmelerin yeniden yapılanması ve işgücünün gençleştirilmesine yönelik olarak 55 yaşın üzerindeki çiftçilerin bundan sonraki yaşantılarını da garanti altına alarak erken emekli edilmesi,
   Tarımda teknik ve ekonomik gelişmeyi sağlamak için çiftçilere, çiftlik yöneticilerine ve eğitici danışmanlarına (sosyoekonomik danışman) eğitim verilmesi.
yer almıştır. Ancak 1973 yılından sonra dünyada ekonomik durgunluk yaşanması, işsizliğin artması tarım sektöründe istihdam azalmasını engellemiştir. Bu dönemde enflasyon ve faiz oranlarındaki artış yatırım maliyetlerini yükselttiğinden işletmelerin modernizasyonuna yönelik yatırımları da askıya alınmak zorunda kalınmıştır. Mevcut ortamda yalnızca büyük, modern ve verimli üretim yapan ve büyük bir çoğunluğu kuzey ülkelerinde yer alan işletmeler yörüngede belirlenen düzenlemelerden yararlanabilmiştir.
   Söz konusu olumsuzluklar dikkate alınarak Konsey, yeni düzenlemelere gitmiştir. Konseyin 1975 yılında 75/268/EEC sayılı ikinci kararında AB’de dağlık ve az gelişmiş bölgelerde tarımsal yapının modernizasyonu için ilk kez ek yardım yapılmasına yönelik düzenlemelere gidilmiş ve bu çerçevede çiftçilere doğrudan yardım ve yatırım desteği sağlamaya başlanmıştır.
   Ayrıca 1980’li yılların başında, Topluluğun geri kalmış olarak kabul edilen Güney Bölgelerine yönelik olarak tarım sektörünü de içine alan Akdeniz Entegre Programları, uygulamaya konulmuştur. Bu programlar ile yine Topluluğa üye ülkeler arasında tarımsal yapıya ilişkin farklılıklar ortadan kaldırılmaya çalışılıştır.
   Yapılan tüm çalışmalar sonucunda tarım sektöründe bazı olumlu gelişmeler sağlanmış, tarımsal sektörde yatırımlar artmış, istihdam azaltılabilmiştir. Bu olumlu gelişmeler yanında uygulanan OTP üretim fazlalıklarını, bütçe maliyetinin yükselmesi ve üretici gelirlerinde azalma sorunlarını da beraberinde getirmiştir.
   Ayrıca yaşanan bu sorunlar yanında Topluluğa katılan her üye ülke ile birlikte yenileri eklenmiştir.
   Sözü edilen sorunlar karşısında Topluluklar Komisyonu, reform yapılması yönündeki niyetini önce 1985  yılı programlarında vurgulanmış, daha sonra bu politikanın perspektiflerini kapsayan ve Yeşil Kitap (Green Paper) diye anılan raporunu Konseye sunmuştur.
   Yeşil Kitap temelinde başlatılan tartışmalar Komisyonun 18 Aralık 1985 tarihli memorandumunda ortaya konulan prensiplerle sonuçlanmış ve bu prensipler çerçevesinde piyasa düzenlerinde reform yapılmıştır. Şubat 1988 tarihli Avrupa Konseyinde dengeleyiciler (stabilizerler) kavramı ortaya konmuştur. Bu reformların genel olarak amaçları;üretimin belli bir eşiği aşması halinde destekleme fiyatlarının düşürülmesi, üreticilerin, harcamaların finansmanına katkısının arttırılması, müdahale sisteminin getirdiği garantilerin azaltılmasıdır. Ancak dengeleyiciler politikası da OTP’nin sorunlarının çözümünde etkili olamamıştır.
   1980’li yıllarda gündeme getirilen reformlar, daha önce yapılandırılan daha kapsamlı önlemler içermektedir. Bu dönemde üretimi sınırlamaya yönelik önlemler alınmış ve ilk kez bütçeden FEOGA için ayrılan paya disiplin getirilmiştir. Bu dönemde ayrıca tarım sektöründe yapısal politikalar kapsamlı olarak ele alınmıştır. Bu değişiklikte topluluğun, yeni üç üye (İspanya, Portekiz,Yunanistan)ile genişlemesi etkili olmuştur.
   1990’lı yıllara doğru, OTP reformuna hız kazandıran iç etkenler yerini dış etkenlere bırakmıştır. OTP ile sağlanan üretim artışı sonucunda topluluğun dünyanın en büyük ikinci tarım ürünleri ihracatçısı haline gelmesi OTP’den zarar gören  ülkelerin eleştirilerini arttırmaya etkili olmuştur.
   ABD, AB’nin rakipleri ve ihracat payını arttırmayı hedefleyen ülkeler arasındaki rekabetten olumsuz etkilenen gelişmekte olan ülkeler,OTP’nin reformunda baskı unsuru olmuşlardır. Bu dönemde GATT çerçevesinde başlatılan Uruguay Raundu görüşmelerinde bu ülkelerin baskıları sonucu AB, 1992 yılında OTP tarihinin en kapsamlı reformunu yapmıştır.
   Mac Sharry reformları olarak adlandırılan bu reform tedbirleri ortak piyasa düzenine tabi ürünlerin üretiminin değer olarak yaklaşık %75’ini kapsamaktadır.
   Bu tedbirler kapsamında:
   Hububat sektöründe üç yıllık bir dönemde iç müdahale fiyatlarının %29 oranında indirilmesi öngörülmüştür. Yapılacak bu indirimden doğan gelir kayıplarını telafi etmek amacıyla üreticilere hektar başına doğrudan yardım yapılacaktır.
   Yağlı tohumlar rejimi tahıllara uygulanan sistemle aynı olmakla birlikte iki sistem arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Yağlı tohumlar fiyat garantilerinden artık yararlanmamakta, sadece AB düzeyinde tespit edilen hektar başına yardıma tabi olmaktadır.
   Proteinli bitkilere 1993/94 kampanya döneminden itibaren bölgesel tahıl verimi esas alınarak hektar başına telafi edici ödemeler yapılması öngörülmüştür. Bu tazminatlardan üreticilerin tamamına yakın bir bölümü yararlanabilmektedir. Ortalama üretimleri 92 tonu geçen üreticiler, topraklarının bir kısmını nadasa bırakmak zorundadır. Nadasa bırakılacak toprak yüzdesi konsey tarafından belirlenmektedir(1993/94 yılı için %15).
   Tütün ortak piyasa düzeninde 1992/93 kampanya döneminde 370000 ton seviyesinde tespit edilen kota, 1994’te 350000 tona düşürülmüştür.ayrıca müdahale alımları ve ihracat iadeleri kaldırılmış, üreticiye pirim ödenmesi sistemi benimsenmiştir.
   Süt ve süt ürünleri ortak piyasa düzeninde üretim kotası rejimine devam edilmektedir. 1993/94 ve 1994/95 dönemlerinde kotalarda %2 oranında indirim yapılması öngörülmüştür. Ayrıca sadece tereyağı ortak fiyatında 1993/94 ve 1994/95 yıllarında %2,5’lik bir indirim yapılmasına karar verilmiştir.
   Sığır eti ortak piyasa düzenine getirilen pirim sisteminde meydana gelebilecek istismarları önlemek amacıyla hektar başına azami sığır sayısı tespit edilmiştir. Bu bakımdan üreticiler primden yararlanırken bir gösterge olarak büyükbaş hayvan sayısı üzerinden hesaplama yapılacaktır. Konsey bu sektöre yönelik müdahale rejiminde bazı değişiklikler yapmıştır. Müdahale tavanı 1993 yılı için 750bin tona 1997 yılı içinde 350 bin tona indirilmiştir. Müdahalede kalite unsuru ön plana çıkarılmış, müdahale fiyatının da üç yılda % 15 oranında azaltılması öngörülmüştür.
   Koyun eti sektöründe prim sisteminin devamına karar verilmiştir. Üretici başına ödenecek prim geri kalmış bölgelerde 1000 koyun diğer bölgelerde 500 koyun olarak belirlenmiştir. Bu miktar aşıldığında prim %50 oranında düşürülmektedir.
Genel olarak değerlendirildiğinde, reform uygulanmaları ile fiyat desteklemelerinin giderek üreticilere doğrudan gelir yardımlarına dönüştürüldüğü görülmektedir. Doğrudan gelir yardımları, desteklemeden ziyade, vazgeçilen üretime ve dolayısıyla gelir kaybına karşı telafi edici tazminatlar şeklinde verildiğinden yeni stoklara yol açmayacaktır. Yapılan reform ile piyasaya müdahaleler mümkün olabilen asgari seviyeye çekilmeye çalışılmıştır.
Mac Sharry reformların sonucunda bütçe harcamalarının artması söz konusu reformların temellerinde yapısal dönüşüm hedefinin yer aldığını göstermektedir.
1995 yılında DTÖ tarım anlaşmasının yürürlüğe girmesi ile birlikte, Mac Sharry reformlarıyla iç piyasa mekanizmaları yenilenen OTP’nin dış rekabete karşı kullanılan temel korunma mekanizmaları olan prelevmanlar kaldırılmıştır.
Ayrıca birlik;
   İç desteklemelerde altı yıl içerisinde %20 oranında indirim yapacaktır. Ticaret veya üretim üzerinde bozucu etkileri olmayan yada çok sınırlı olan iç destekler indirim taahhütleri dışındadır.
   İhracat sübvansiyonlarında altı yıl içerisinde bütçe harcamalarına %36 sübvansiyon miktarını %21 oranında azaltacaktır.
   Pazara giriş açısından ise, 1986-88 dönemi esas alınmak ve tarife dışı engeller tarifeye dönüştürülmek suretiyle, tarife oranlarında altı yıl içerisinde her ürün için en az %15 ve basit ortalama olarak %36 oranında indirime gidilecektir.
Yapılan iki önemli reformun ardından 1990’lı yılların sonlarında OTP reformunun tekrar gündeme gelmesi AB’nin 21. yüzyıl için belirlediği en önemli hedeflerden biri olan genişleme ile bağlantılıdır.
Ancak bu kez OTP reformu yapısal fonlar başta olmak üzere AB’nin mali perspektifini etkileyen diğer alanları da içeren daha kapsamlı bir reform planı çerçevesinde ele alınmıştır. Aday ülkelerin Birlikte yer alan ülkelere göre oldukça fakir olmalarının 21. yüzyılda gerçekleştirilmesi planlanan genişlemenin Topluluğun ortak politikalarının işleyişine zarar verebileceği endişesi yeni reform çalışmalarına hız kazandırmış ve “Gündem 2000” olarak adlandırılan yeni reform paketi ile topluluğun 2006 yılına kadar geçerli olacak genel mali çerçevesi tespit edilmiştir.
   Gündem 2000 reformunda öncelikle;
   İç ve dış pazarlarda rekabet gücünün arttırılması,
   Tüketicilere karşı temel sorumluluk olan ürün güvenliğinin sağlanması ve kalitesinin yükseltilmesi,
   Tarım toplumuna iyi bir yaşam seviyesi ve gelirlerinde (üreticilerin) istikrar sağlaması,
   Üreticiler ve aileleri için alternatif iş imkanlarının oluşturulması,
   Çevrenin korunması hedeflerinin OTP uygulamaları ile bütünleşmesi,
   Tarımla ilgili Birlik mevzuatının sadeleştirilmesi,
şeklinde OTP’nin yeni amaçları belirlenmiştir. Bu amaçlar, önümüzdeki yıllarda OTP’nin işleyişine yön verecektir.
Son reform çalışması yapılan çalışmaların en kapsamlısıdır. Bu reform tarımsal üretimden ziyade yaygın bir kırsal ekonomiyi desteklemeyi ve çiftçilerin üretimleri yanında topluma sağladıkları katkıları da ödüllendirilmeyi hedeflemektedir.
Reformun genel olarak unsurları:
   Dünya pazarlarında rekabet gücünü arttırmak için tarım ürünlerinin piyasa destek fiyatlarının düşürülmesi,
   Çiftçileri yüksek gelir düzeyi sağlamak için fiyat indirimlerini kısmen telafi edecek şekilde doğrudan yardımların yükseltilmesi,
   Topluluğun uluslar arası ticaret pozisyonunun güçlendirilmesi,
   Gıda güvenliği ve kalitesi, çevrenin korunması ve hayvan sağlığı konularında etkin bir çevre koruma mevzuatının oluşturulması,
   Yeni bir kırsal kalkınma politikasının oluşturulması şeklindedir.
AB’nin gelecekteki finansmanını, tarım politikası ve bölgesel yardımlar konusundaki komisyon önerileri ile aday ülkelerin üyeliğine ilişkin dokümanları içeren Gündem 2000 çerçevesinde ortaya konulan reform önerilerinin, yeni görüşme sürecinin başlamasından önce uygulamaya geçirilmesi öngörülmüştür. Bu öneriler 1992 Mac Sharry reform tedbirleri ile aynı mantığa dayanmaktadır. Buna göre, başlıca tarım ürünlerinin Birlik içi fiyatlarının dünya piyasa fiyatlarına yaklaştırılmasına yönelik indirime gidilecektir. Bu indirimler, üreticilerin fiyatların düşmesinden dolayı uğrayacakları zarar seviyesinde doğrudan ödemelerle telafi edilecektir.
Ürün fiyatlarının dünya fiyatları seviyesine düşürülmesi ile birlikte bu ürünler rekabet gücü kazanacağından ihracat artacak ve ihracatın teşvik edilmesine gerek kalmayacaktır.
OTP reform paketinin bütününe dikkat edilmesi önem arz etmektedir. Buna göre yalnızca et ve hububata yönelik bir mini paket anlayışının yada halihazırda kararlaştırılan fiyat indirimlerinin yeterli olamayacağı ve topluluğun ihracat şansını arttıramayacağı düşünülmektedir. Bu indirimler ihracat için Uruguay raundu taahhütlerinin çiğnenmesi riskini de ortaya çıkaracaktır.
Üye ülkelerin Maliye Bakanlarının (Ecofin Konseyi) vardığı mutabakata göre üreticilere yapılan doğrudan ödemeler, ilk üç yılda OTP harcamalarını arttıracaktır. Ancak bu harcamaların büyüklüğü 2006 yılında, yaklaşık 1999 yılı seviyesine geri çekilebilecektir. Bu hedef  gerçekleştirilebildiği ölçüde reform süreci canlı tutulabilecek ve yeni DTÖ görüşmeleri başarılı bir şekilde sonuçlandırılabilecektir.
Reform tedbirlerinin uygulamaya konulması ile birlikte sığır eti ve hububat sektörlerine yönelik “mavi kutu” ödemelerinde artış yapılması sütlü ürünler sektöründe ise üretimi kısmen teşvik eden doğrudan ödeme sisteminin yürürlüğe girecektir.
Gündem 2000 reformu OTP’de yapılan son reformdur. Ancak DTÖ bünyesinde 1999 yılı sonunda başlayan yeni müzakereler, Gündem 2000 reformu ile hedeflenen mali perspektife uyulmaması vb. nedenlerin OTP’de yeni bir reformu gündeme getirebileceği ihtimali gözardı edilmemelidir.
10.GÜNDEM 2000 VE 25 HAZİRAN TARİHLİ TARIM KONSEYİ KARARLARI ÇERÇEVESİNDE ORTAK PİYASA DÜZENLERİNDE SON DURUM
   Ortak piyasa düzenleri kapsamındaki ürünlere yönelik son düzenlemeler 25 haziran tarihli Tarım Konseyi Kararları ve Gündem 2000 ile gerçekleştirilmiştir.
   Gündem 2000 çerçevesinde reformu gündeme gelen Ortak Piyasa Düzenleri kapsamındaki ürünler; ekilebilir ürünler, sığır ve dana etleri, süt ve süt ürünleri ile şaraptır. Tütün ve zeytinyağına ilişkin Ortak Piyasa Düzenleri ise son olarak 25 Haziran tarihli Tarım Konseyi Kararları ile düzenlenmiştir.
10.1 Ekilebilir Ürünler
   Bilindiği gibi 1992 yılı öncesinde tahıllar, yağlı tohumlar ve proteinli bitkiler oldukça farklı ortak piyasa düzenleri çerçevesinde yönetilmekteydi. Mac Sharry reformlarıyla adı geçen ürün grupları için “ekilebilir ürünler” adı altında bir sistem oluşturulmuş ve bu ürünler için geçerli olan ortak piyasa düzenleri birbirine yaklaştırılmıştır.
   Kullanımdaki ekilebilir alanların %42’sinde söz konusu ürünler yetiştirilmekte ve AB’nin toplam tarımsal üretiminin %11’i tarım gelirinin de %21’i bu ürünlerden sağlanmaktadır.
10.1.1 Tahıllar
   2000-2002 yılları arasında tahılların müdahale fiyatlarında toplam %15 oranında indirim yapılacaktır. Her aşamada %7.5 oranında gerçekleştirilecek indirim sonucunda tahıllarda müdahale fiyatları 2001-2002 pazarlama dönemi sonunda 101,31EURO/ton’a düşürülecektedir.
2002-2003 pazarlama döneminde ise konsey tarafından yeni bir indirimin gerek olup olmadığı konusunda karar verilecektir.
Yapılan fiyat indirimine karşılık telafi edici ödeme miktarları 63EURO/ton’a yükseltilecektir. Konseyin 2002-2003 pazarlama döneminde müdahale fiyatları konusunda alacağı karar bu ödemelerin miktarlarını da etkileyecektir.
10.1.2 Yağlı Tohumlar
Telafi edici ödemeler üç aşamada indirilerek 2002-2003 yıllarında 63EURO/ton seviyesine çekilecektir. Böylece tahıllar ve yağlı tohumlara sağlanan doğrudan ödemeler eşitlenmiş olacaktır. Ayrıca 2000 yılından itibaren yağlı tohumlar için uygulanan referans fiyat uygulamasına son verilecektir.
Yapılan bu düzenlemeler ile 2002-2003 yıllarından itibaren üretim alanlarına ilişkin kısıtlamalarda kaldırılacaktır.
10.1.3 Proteinli Bitkiler
   Proteinli bitkilerin tahıllar karşısında rekabet avantajını devam ettirebilmesi için toplam  72,5 EURO/ton telafi edici ödeme yapılacaktır.
   Gündem 2000 reformları ile ekilebilir ürünlerde üretimden vazgeçme uygulaması da ele alınmıştır. Ekilebilir ürünlerde tarım arazilerinin zorunlu olarak üretime kapatılması uygulamasına 2006-2007 dönemine kadar devam edilecektir. Küçük ölçekli üreticilerin bu zorunluluktan muafiyet hakları korunmuştur.
   Tarım arazilerinin gönüllü olarak üretime kapatılması da desteklenerek 2001-2002 yılından itibaren bu arazilere de 63EURO/ton (telafi edici ödemelerle aynı miktardır) destek ödenecektir.
   Ayrıca patates nişastasının asgari fiyatı 2000-2001’den başlayarak eşit dilimde %15 oranında indirime tabi tutulacaktır. Yapılan doğrudan yardım miktarı ise 110,54EURO/ton’a yükseltilecektir.
10.2 Sığır ve Dana Etleri
   Bilindiği gibi AB’nin net üretimi son yıllarda 8 milyon ton seviyesine ulaşmıştır. En önemli üreticiler Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere’dir ve AB üretiminin üçte ikisi bu ülkelere aittir.
   Sığır ve dana AB’deki toplam tarım üretiminde değer açısından ikinci büyük bileşkenidir ve %11,9’luk bir paya sahiptir.
   1996 yılında İngiltere’de baş gösteren BSE (deli dana hastalığı) krizi sektöre büyük zarar vermiştir. Krizle mücadele etmek amacıyla aynı yıl kısa vadeli önlemler alınmıştır. Danaların kesilerek işlenmesi, mevsimden önce pazara sürülmesini içeren bazı önlemlere ek olarak İngiltere’de 30 aylıktan daha büyük sığırlar imha edilmiştir. Ayrıca bu hayvanların insan gıdası ve hayvan yemi olarak kullanılması yasaklanmıştır.
   Yeni düzenleme ile sığır eti müdahale fiyatlarında 2000-2002 yılları arasında toplam %20 oranında indirim yapılacaktır. Her aşamada eşit oranlarda gerçekleştirilecek indirimler sonucu müdahale fiyatları 2224 EURO/ton seviyesi düşürülecektir.
   1 Temmuz 2002’de müdahale fiyatı uygulaması yerine 2224 EURO/ton seviyesinde sabitlenen özel depolama yardımı için temel fiyat uygulamaya başlanacaktır. Özel depolama yardımı domuz etinde olduğu gibi ortalama AB piyasa fiyatlarının, temel fiyatların %103’ünden daha az olması halinde verilecektir. Bu tarihten itibaren ortalama piyasa fiyatının 1,560 EURO/ton’un altına düşmesi durumunda komisyon tarafından üye ülkelerde alım için ihaleler düzenlenecektir.
   Erkek hayvanlar ve yavrulamış inekler için verilen mevcut prim üç yıllık dönemde arttırılacak ve doğrudan çiftçiye ödenmek şartıyla yeni bir kesim primi ihdas edilecektir. Bu yardım her takvim yılında bölge için öngörülmüş sınırları aşmamak koşuluyla işletme başına verilecektir.
   Yavrulamış inekler için verilecek prim 2002 yılında hayvan başına 200 EURO’ya üye ülkelerin insiyatifinde bulunan ulusal ek yardım miktarı da hayvan başına 50 EURO’ya yükseltilecektir.
   8 aylıktan büyük bütün büyükbaş hayvanlar için 80 EURO, diğerleri (1-7 aylık) için de 50 EURO kesim primi ödenecektir. Ödeme belirli bir besleme sürecinden sonra doğrudan çiftçilere yapılacaktır.
   Üye ülkelere, kendilerine tahsis edilen toplam miktarları aşmamak koşuluyla üreticilerine yıllık ek ödeme yapabilme imkanı verilmiştir.
   Gündem 2000 belgesine göre, tüketimdeki azalışa bağlı olarak üretimde de azalma olması, müdahale stoklarının ise 2005 yılında 1,5 milyon tona yükselmesi beklenmektedir.
10.3 Süt ve Süt Ürünleri
   Süt üretimi AB ülkelerinde önemli bir tarımsal faaliyettir. İnek sütü üretiminin Birlik tarımsal üretim değeri içindeki payı %18,4’tür.
   Gündem 2000’de komisyon ekilebilir ürünler ve sığır eti sektörlerinde uygulaması öngörülen köklü değişikliklerin bu sektör için gerekli olmadığına karar verilmiştir. Bu alanda rereformlar2005 yılından itibaren yürürlüğe girmiştir.
   Tereyağı ve yağsız süt tozu müdahale fiyatları 2005/2006 yılından itibaren üç aşamada %15 düşürülecektir.
   Üretim kotası rejiminin uygulama süresi 2007/2008 pazarlama dönemine kadar uzatılmıştır. Tüm kotalar 2005 yılından itibaren %1.5 arttırılacaktır. Artış üç aşamalı ve destekleme fiyatlarındaki düşüşe paralel olacaktır.
   Yunanistan, İspanya, İrlanda, İtalya ve Kuzey İrlanda diğer ülkelerden farklı olarak 2000 yılından itibaren iki aşamadan oluşan özel bir artışa sahip olacaklardır. Bu ayarlamalar 2003 yılında tekrar gözden geçirilecektir. Amaç 2006 yılından sonra şimdiki kota sistemine son vermektir.
   Üreticilerin gelir seviyesinin korunabilmesi amacıyla fiyat indirimlerine paralel olarak üç yılda artacak bir yardım sistemi düzenlenecektir. Her takvim yılında,işletme başına ve prim ödenebilecek referans miktarlarına göre ton başına üreticilere;2005 yılında 5.75 EURO, 2006’da  yılında 11,49 EURO, 2007’de 17,24 EURO süt primi ödenecektir.
10.4_Şarap

AB, dünya şarap piyasasında söz sahibi konumdadır ve dünya üretim ve tüketiminde %60, ihracatında da %70 paya sahiptir.
Bu sektör 1962 yılından günümüze dek ortak piyasa düzeni kapsamında yer almıştır.
Özellikle 1980’li yıllarda ortaya çıkan aşırı üretim, o dönemde stokların artmasına neden olmuştur ve ünlü şarap gölleri nitelemesi bu dönemde ortaya çıkmıştır.Stok artışı ile mücadele etmek için 1987 yılında mevzuat yenilenmiştir.

Gündem 2000 ile;

   Sektöre yönelik yürürlükte bulunan 23 ayrı tüzük birleştirilmiş ve böylece yeni bir şarap Ortak Piyasa Düzeni oluşturulmuştur.
   Yeni üzüm bağları ekimi konusundaki yasağın devamına karar verilmiş olmakla birlikte yeni üye ülkelere belirli oranlarda yeni ekim hakkı tanınmıştır.
   Ev şaraplarının zorunlu distilasyonu (damıtılması) uygulaması kaldırılmıştır.Bunların yerine Pazar koşullarının bozulduğu ve stokların artmaya başladığı dönemlerde hayata geçirilmek üzere arz garantisi sağlamak ve pazara sürülen şarabın belirli bir kalite seviyesinin altına düşmesini engellemek amacıyla “kriz distilasyonu” adı altında yeni bir uygulama başlatma kararı alınmıştır.
10.5_Tütün

Tütün üretimi Topluluğun en az gelişmiş bölgelerinde yoğunlaşmış durumdadır. Tütün işlemesine yönelik fabrikalar da yine bu bölgelerde bulunmaktadır.

Bu bölgeler için tütün önemlidir. Çünkü üretim yapılan topraklar verimsizdir ve alternatif ürün üretim miktarları kısıtlıdır. Bu nedenle az gelişmiş bölgelerde tarım sektöründe faaliyet gösterenlerin gelir düzeyinin korunması için tütün sektörünü destekleme yoluna gitmektedir. Günümüzde bu ürün için sağlanan primler, tütün üreticilerinin gelirlerinin %80’ini oluşturmaktadır.

Tütün işleme ve üretiminde yaklaşık 200 bin kişi istihdam edilmektedir.

25 Haziran 1998 tarihinde Tarım Konsey Toplantısında; üç yıllık geçiş döneminin ardından prim ödemelerinin 2 bölüme (sabit ve değişken) ayrılması kararlaştırılmıştır. Toplam primin %30-45’i değişken bölüme ayrılacak ve bu prim kaliteli ürün üretenlere verilecektir. Böylece kaliteli ürün üretimi teşvik edilmiş olacaktır. Sabit bölüm ise tüm üreticilere verilecektir.

Ayrıca üretim kotalarına ilişkin sistem de esnek hale getirilmiştir. Getirilen bu esneklik ile kotalar tütün çeşitleri arasında transfer edilebilecek ve üreticiler kotalarını devredebileceklerdir. Üretim yapmak istemeyen üreticiler de kotalarını ücret karşılığında geri iade edebileceklerdir.
10.6_Zeytinyağı

Topluluğun zeytin üretiminde, İspanya %50, İtalya da %25 söz sahibi ülkelerdir.

Birliğin zeytinyağı ortak piyasa düzeni 1966 yılında oluşturulmuştur. Son olarak sektörde, arz ve talep dengesini sağlamak ve kaliteli ürün üretimini teşvik etmek amacıyla 25 Haziran 1998 tarihli Tarım Konsey toplantısında reform yapılmıştır.

Yapılan yeni düzenleme uyarınca, geçiş dönemi (1 Kasım 1998- 31 Ekim 2001) uygulamaları başlamıştır. Bu kapsamda, azami garanti edilmiş miktar 1.777.261 tona (%31.6 oranında) çıkarılmıştır. Üreticiye verilecek yardımlar %5 oranında azaltılacak, üretim yardımı 1 Kasım 2001 tarihinden itibaren (bazı istisnalar hariç) sadece 1 Mayıs 1998 tarihinden önce dikilmiş ağaçlardan elde edilen zeytinyağına verilecektir.

Reformlar kapsamında;

   Azami garanti edilmiş miktar, üye ülkelere ulusal garanti edilmiş miktarlar olarak dağıtılacak,
   Ulusal miktarın bir bölümü sofralık zeytin için kullanılabilecek,
   Üretim yardımlarının kullandırılmasında 500 kg/yıldan üreten üreticiler ile diğerleri arasında yapılan ayırıma son verilecek,
   Tüketim yardımı kaldırılacak,
   Müdahale alımı kaldırılacak ve yerine müdahale için özel depolama yardımı geliştirilecektir.


10.7_Bütün Ortak Piyasa Düzenlerine Yönelik Düzenlemeler: Yatay Tüzük

Gündem 2000 ile tüm Ortak Piyasa Düzenlerini kapsayan ve Yatay Tüzük olarak adlandırılan yeni bir tüzük belirlenmiştir. Bu tüzük ile Ortak Piyasa Düzenlerinde geçerli olacak genel kurallar düzenlenmiştir.

Sözü edilen tüzüğün en önemli unsurları; çevre koruma yükümlülükleri, doğrudan ödemelerin ayarlanması ve artan fonların üye ülkenin kullanımına bırakılmasıdır.

Belirlenen bu unsurlara göre;

   Üreticilerin doğrudan ödemelerden yararlanabilmeleri için üretim yöntemlerinde çevre faktörünü dikkate almak zorundadır. Üye ülkeler, uyulması gereken çevresel önlemleri ve bu önlemlerin alınmaması durumunda geçerli olacak yaptırımları tanımlayacaktır. Bu yaptırımlar, doğrudan ödemelerin kısıtlanması ve durdurulmasını da içerebilecektir.

   Üye ülkeler, tarım işletmesinin refah düzeyi ve işletmenin istihdama katkısını dikkate alarak bazı şartlar altında doğrudan ödeme miktarlarını ayarlayabileceklerdir.


   İlk iki uygulama çerçevesinde üreticilere ödenmeyen fonlar, üye ülkelerin kullanımına tahsis edilecektir. Ancak bu fonların tarımsal çevre koruma programları, ağaçlandırma, erken emeklilik ve az gelişmiş bölgelerin kalkındırılmasına yönelik olarak kullanılma şartı bulunmaktadır.

Yatay tüzük, doğrudan ödemelerde üye ülkelerin yetkilerini önemli ölçüde arttırmış ve bir anlamda sisteme esneklik de kazandırmıştır.
10.8_Kırsal Kalkınmaya Yönelik Tedbirler

Gündem 2000 ile fiyat ve Pazar mekanizmalarında yapılan düzenlemelerin kırsal kalkınma tedbirleriyle desteklenmesi kararı alınmıştır.

Bu alandaki en önemli yenilik, kırsal kalkınma alanındaki AB mevzuatının tek bir Tüzük altında birleştirilmesidir. Bu tüzük ile, FEOGA yapısal fonlar Tüzüğü, Yapısal Fonların Hedef 5a’ya ilişkin dört tüzük ile MacSharry reformlarının çevre, ağaçlandırma ve erken emekliliğe ilişkin ek tedbirlerini içeren üç tüzük yürürlükten kaldırılmıştır.

Yeni tüzük; tarım ve ormancılık sektörlerinin güçlendirilmesi, kırsal alanların rekabet gücünün arttırılması ve çevre koruması yoluyla Avrupa’nın kırsal mirasının sürdürülmesi şeklinde üç alanda kırsal kalkınmayı desteklemeyi hedeflemekte ve bu alanlarda verilecek destekten yararlanmak için gerekli genel şartların çerçevesi çizilmektedir. Ayrıntılar yazýlým aşamasında saptanacaktır. Üye ülkelerin esnek biçimde ve kendi ihtiyaç ve önceliklerine göre hazırlayacakları Tüzük kapsamında yer alan kırsal kalkınma tedbirlerine yönelik programları 2000 yılı başından itibaren 7 yıl için geçerli olacaktır.




2000-2006 Döneminde uygulanacak AB’nin Kırsal Kalkınma Destek Miktarları aşağıdaki tablo 5’te verilmiştir.

Önlem   Ödeme (EURO)   Referans
Genç çiftçiler için ödeme yardımı   25000   -----
Erken emeklilik planı   15000   İşletme sahibi (yılda)
   150000   İşletme sahibine edinebilecek toplam miktar
   3500   İşçilere (yılda)
   35000   İşçiye ödenebilecek toplam miktar
En az gelişmiş bölgelere  telafi için ödeme
-maksimum
-minimum   

200   
Tarım amaçlı kullanılan araziler için hektar başına
   25   
Tarımsal çevre önlemleri desteği:
-Yıllık üretim
-Özel dayanıklı üretim
-Diğer amaçlı kullanım   

600
900
450   

Hektar başına
Ağaçlandırmadan doğan gelir kaybını telafi primi:
-Çiftçiler yada çiftçi örgütleri
-Diğer tüzel kişiler   

725
185   

Hektar başına
Ormanları koruma ve ekolojik işleviyle bağlantılı ödemeler:
-minimum telafi ödemesi
-maksimum telafi ödemesi   

40
120   

Hektar başına
Kaynak:Ebru Ekeman 21. Yüzyılın Eşiğinde Avrupa Birliğinde Ortak Tarım Politikası IKV Yayını Yayın No:158 Eylül 1999
10.9_Aday Ülkelerin Ortak Tarım Politikası’na Uyumu
Daha öncede ifade edildiği üzere Gündem 2000 reformunun hazırlanmasında en önemli neden AB’nin genişleme sürecidir. Nitekim Gündem 2000 reform planının yayınlanmasının ardından 11-12 Aralık 1997 tarihinde düzenlenen Lüksembourg Zirvesinde AB’ye aday olan ülkeler belirlenmiş ve bu ülkeler için tam üyelik süreci de başlatılmıştır.

Lüksembourg Zirvesi kararları uyarınca, aday ülkeler için iki aşamalı bir süreç benimsenmiştir. “İlk dalga” olarak tanımlanan ve Çek Cumhuriyeti, Estonya, Güney Kıbrıs, Macaristan, Polonya ve Slovenya’dan oluşan aday ülkeler ile 31 Mart 1998 tarihinden itibaren katılım görüşmeleri başlatılmıştır.

Bu ülkeler içinde en güçlü görünen adaylar istikrarlı politikaları ile Polonya ve Macaristan’dır. Ayrıca Estonya’da üyelik için gerekli düzenlemeleri yapmıştır. Çek Cumhuriyeti de ekonomik ve politik istikrarı yakalayamadığı ve hedefleri doğrultusunda gerekli olan değişiklikler için aldığı radikal kararları uygulamaya koyamadığından Polonya ve Macaristan’ın biraz gerisinde kalmış durumdadır.

İlk dalgada yer alan Litvanya, Letonya, Bulgaristan, Romanya ve Slovak Cumhuriyeti ise ekonomik ve siyasal alanda sağladıkları reformlar ile Birlik mevzuatına uyum konusunda kaydettikleri ilerlemeler yeterli bulunduğu takdirde “ilk dalga”ya dahil olabileceklerdir.

Türkiye ise bu zirvede adaylar arasında yer almamıştır. Üstelik ehliyeti bir kez daha teyit edilen Türkiye ile üyelik yönünde ilişkilerin özel bir strateji çerçevesinde ilerletilmesi kararı alınmış ve 3 Mart 1998 tarihinde sunulan “Türkiye için Avrupa Stratejisi” adlı belgede ülkemizin tam üyeliğe hazırlanması için öneriler sunulmuştur.

10 Aralık 1999 tarihinde düzenlenen Helsinki Zirvesinde ise Türkiye’nin adaylığı resmen tanınmıştır. Böylece Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Estonya ve Kıbrıs’ın AB’ne adaylığı en yakın ülkeler olarak değerlendirildiği günlerde Türkiye’de tam üyeliğe aday ülkeler arasında yerini almış durumdadır.

AB üyeliğine aday ülkelerin üyelik öncesinde OTP’ye uyum çalışmalarına katkıda bulunmak ve bu ülkelerin kırsal kalkınma ve tarımsal işletmelerinin modernizasyonuna yönelik çalışmalarının desteklenmesi amacıyla “Tarım ve Kırsal Kalkınma Alanında Özel Katılım Programı (SAPARD)” oluşturulmuştur.

Günümüzde tarım da dahil olmak üzere çeşitli alanlarda Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri’in  (MDAÜ) desteklenmesi için temel kaynak olarak PHARE yazýlýmı kullanılmaktadır. SAPARD ise bu ülkelerdeki kırsal kalkınma çalışmalarının FEOGA’nın “Garanti”  bölümü kapsamında desteklenmesini öngören farklı bir programdır.

Avrupa Konseyi’nin Berlin Zirvesinde (25 Mart 1999) belirlenen bütçe planı taslağı uyarınca Komisyon, 20 Temmuz 1999 tarihinde Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri (MDAÜ) için 2000-2006 (toplam 7 yıl) döneminde uygulanmak üzere yıllık 520 milyon Euro’luk genel bütçeye sahip adı geçen yazýlým çerçevesinde endikatif bir bütçe tesisatı (tablo 6) düzenlenmiştir. Aşağıda tabloda MDAÜ’lere SAPARD kapsamında sağlanması öngörülen destek miktarları görülmektedir.

Tablo:6    SAPARD Programı Kapsamında MDAÜ’lerin Yıllık Endikatif Bütçe Tahsisatları
Birim: Milyon Euro (1999 Sabit Fiyatları ile)
Ülkeler   Tahsisat Miktarı   Pay (%)
Polonya   168.683   32,0
Romanya   150.636   28,9
Bulgaristan   52.124   10,0
Macaristan   38.034   7,3
Litvanya   29.829   5,7
Çek Cumhuriyeti    22.063   4,2
Letonya   21.8
47  cellotin genel / Ziraat / Ynt: TARIM POLİTİKASI : Eylül 27, 2007, 09:40:49 ÖÖ
TARIM POLİTİKASI
Tarım politikası, üreticilerin gelirini artırmak, kırsal kesimin yaşam düzeyini iyileştirmek, gelir dağılımındaki dengesizliği gidermek, tüketicileri fiyat artışına karşı korumak amacı ile devletin uyguladığı önlemler bütünüdür. Tarım politikası, ekonomi ile yakından ilgili olup, tarımı ve ekonomiyi bir arada politik açıdan ele almaktadır. Tarım politikasının ele aldığı temel konular şöyle sıralanabilir:
a.   Tarımın genel ekonomideki yerini güçlendirmek.
b.   Kırsal nüfusun demografik özelliklerini ve gelir düzeyini saptamak, istihdam olanaklarını artırmak, kırdan kente göçü düzenlemek.
c.   İşletme büyüklükleri ile ilgili iyileştirmelere gitmek,
d.   Tarım ürünleri fiyatlarını belirleyici politikalar yürütmek,
e.   Toprak ve tarım reformunu uygulamak,
f.   Tarımsal eğitimi, araştırma ve yayım hizmetlerini yaygınlaştırmak.
g.   Doğal kaynak ve çevre koruma önlemlerini almak.
h.   Kredi kaynaklarının dağılımını düzenlemek.
DESTEKLEME POLİTİKALARI VE SORUNLAR
1. Desteklemenin Uygulanması
Bugün gelişmiş ülkeler dahil bütün dünyada tarım en fazla devlet müdahalesiyle karşı karşıya olan bir sektördür.
Tarım sektörü; ulusal gelirdeki, istihdamdaki ve tüketim harcamalarındaki payı ile ve stratejik temel ihtiyaç maddelerini üreten bir sektör olarak ulusal ekonomide önemli bir yere sahiptir. Diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de tarım çeşitli şekillerde desteklenmektedir. Bu desteklemelerden bazıları; fiyat yoluyla müdahale alımları, girdi fiyatlarına müdahale edilerek ucuz girdi kullanımının sağlanması, dış ticaretteki korumacılık, düşük faizli kredi sağlanması, teşvik ve prim uygulamaları ile üretimin desteklenmesidir.
a. Destekleme alımları
Fiyat yoluyla destekleme veya müdahale alımlarına ilk defa 1932 yılında buğdayda başlanmış ve o yıl buğday alımı T.C. Ziraat Bankası tarafından yapılmıştır. 1938 yılında TMO hububat alımına başlamıştır.
Hububat destekleme alımlarını tütün, şeker pancarı, haşhaş, fındık, çay, pamuk ve zeytinyağı gibi tarımsal ürünler izlemiştir. Planlı dönemin başlangıcına kadar sadece 11 ürün destekleme kapsamına alınmışken, planlı dönemden sonra destekleme kapsamına alınan ürün sayısı hızla artmış 1970’li yılların sonunda desteklenen ürün sayısı 30’a ulaşmıştır. 24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Tedbirleri kararlarından sonra desteklenen ürün sayısında azalma olmuş, 1990 yılında desteklenen ürün sayısı 10’a düşmüştür. 1991 yılında tekrar destekleme kapsamına alınan ürün sayısı 24’e yükseltilmiş, 1992 ve 1993 yıllarında ise 25-26 ürün destekleme kapsamına alınmıştır.
Destekleme fiyatları tespitinde; ürünün arz ve talep durumu, iç ve dış piyasa fiyatları, ürünün maliyet fiyatı, alternatif ürün fiyatları arasındaki parite ve üretici refahı gibi kriterler dikkate alınmaktadır. Destekleme alımlarında görev alan kuruluşlar TMO, Şeker Fabrikaları A.Ş., EBK, TSEK, Yapağı Tiftik A.Ş., Çay-Kur, Tekel gibi KİT statüsündeki kamu kuruluşları ile üretici kuruluşları niteliğinde olan Tarım Satış Kooperatif Birlikleri’dir.
b. Girdi Desteklemeleri (Girdi Fiyatlarına Müdahale)
Verim potansiyeline tam olarak ulaşılamamış tarımsal üretimin görüldüğü hallerde hükümetler, teknoloji kullanımını yaygınlaştırmak üzere girdi fiyatlarına müdahale ederek sübvansiyon uygulamaktadırlar. Ülkemizde de devlet tarımsal girdilerin üretiminde, ithalatında, dağıtımında ve fiyatlandırılmasında bir takım fonksiyonları üstlenerek bu girdilerin kullanımı için ucuz kredi, araştırma, yayım ve eğitim hizmetleri sağlayarak teknoloji kullanımını özendirmektedir.
c. Dış Ticarette Koruma
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yerli üretimin korunması için bir takım önlemler alınmaktadır. Bu önlemlerin başında ithalatta gümrük vergisi ve fon uygulaması gelmektedir. Örneğin şeker ihracatında dış satım fiyatıyla iç fiyat arasındaki fark devletçe görev zararı olarak karşılanmaktadır. Standartlara uyum konusunda kontrollerin artırılması, mevsimsel engeller, kota ve lisans engelleri burada belirtilebilir.
d. Düşük Faizli Kredi
Tarım kesiminde genellikle verimlilik düzeyinin düşük oluşu, düşük kredi faizleri ile kredi sağlanmasını zorunlu kılmaktadır. Ülkemizde tarımsal kredilere ticari kredi faiz oranlarının ve enflasyonun altında faiz uygulanmaktadır.
e. Teşvik ve Prim Uygulamasıyla Üretime Yönelik Destekler
Kalitenin artırılması için bazı ürünlere prim verilmektedir. Örneğin şekerpancarında yüksek kaliteye prim uygulanması yapılmaktadır. Bunun yanında 1987 yılından sonra belli ölçekli süt ve et işleme tesislerine süt ve et satan üreticilere kilogram başına teşvik primi ödemesi yapılmaktadır.
2. İleriye Yönelik Politikalar
Bu yeni çerçevedeki üç temel politika; verimlilik, bunun sonunda artan yoğun teknoloji kullanımı ile oluşan üretim fazlalığının meydana getirdiği ticari problemler ve gübre, ilaç, harman gibi girdilerin bilinçsiz kullanımının çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin ve erozyonun doğurduğu problemlerin çözümüne yöneliktir. Ülkemizin tarım sektöründeki genel politika ve prensiplerini sıralayacak olursak;
-   Tarımsal fiyatların stabil olmasını temin etmek, iç ve dış taleplere göre kaynakların uygun kullanımının geliştirilmesi amacıyla, yeni teknoloji ve girdilerin kullanımı yardımıyla verimliliğin artırılmasının teşvik edilmesi,
-   Üretici ve tüketiciler arasında düzenli çalışan bir Pazar zincirinin oluşturulması, girdi ve hizmetleri sağlayan entegre ve profesyonel bir Pazar sisteminin kurulması, düzenli bir fiyat sisteminin oluşturulması veya kurulmasının teşvik edilmesi,
-   Yapısına göre arazilerin uygun kullanımının teşvik edilmesi, bu cümleden olarak erozyon ve toprak kaynaklarının korunması gibi problemlere çözüm getirilmesi, gübre ve ilaçlarla tarım arazilerinin kirletilmesinin önüne geçilmesi, yüksek kaliteli tohumlukların üretiminin veya standart çeşitlerin ıslah edilmesinin teşvik edilmesidir (DPT Programları).
Tarımsal üretim tekniklerinde, işletme ve pazarlama yöntemlerinde sağlanan gelişmeler ve halen yürütülmekte olan araştırmalar tarımsal üretimde yeni bir çağın habercisidir.
3. Destekleme Sisteminin Öncelikli Sorunları
Türkiye zengin tarımsal kaynaklarına rağmen tarım sektöründen beklenilen faydayı sağlayamamaktadır. Bunun birincil nedeni tarımsal yapıdaki bozukluktur. Tarım işletmelerimizin büyük çoğunluğu küçük ve çok parçalı işletmelerden oluşmaktadır. Bu oluşum veya yapısal bozukluk tarım sektöründe sermaye birikimini veya başka bir ifade ile teknoloji kullanımını ve verimliliği sınırlamaktadır.
Bundan dolayı kırsal kesimde yaşamını sürdüren büyük bir nüfus kitlesi pazara dönük üretimden ziyade kendi geçimini sağlamaya çalışan köylü nüfusu olarak tarım sektörüne bağlı kalmaktadır.
Türkiye’de destekleme politikaları istikrarlı değildir. Plan ve programlarda desteklemenin, çiftçilerin gelirini artırmak, üretim artışını özendirmek, ülkemize uygun bitki paternini oluşturmak gibi amaçları olduğu vurgulanmakla beraber bu amaca bugüne kadar yeterince ulaşılmamıştır. Dolayısıyla destekleme kapsamına alınan ürün sayısında yıldan yıla çok büyük dalgalanmalar olmaktadır.
Bugüne kadar tarım sektörüne sağlanan desteklerde ekonomik ve sosyal ayırım dikkate alınmamıştır. Dolayısıyla yıllardan beri çeşitli şekillerde bu sektöre verilen destekler etkin olmamış ve üretici refahı istenilen düzeyde artmamıştır. Çünkü üretimi teşvik için verilen desteklerle kırsal kesimde yaşayanların sosyal yönünü gözeten destekler iç içe girmiştir.
Ayrıca polikültür tarım yapılabilen bölgelerle monokültür tarım yapılabilen bölgeler dikkate alınmamıştır. Bu olay bazı ürünlerde talep fazlası yaratarak kaynak israfına sebep olmakta ve üreticiyi az çalışmakla daha fazla gelir elde edebileceği üretimi yapmaya teşvik etmektedir. Bunun sonucunda Çukurova’da kalitesi düşük buğday üretimi artarken, pamuk ve soya üretimi gerilemiştir. Öte yandan destekleme için ayrılan kaynaklar daha çok Tarım Satış Kooperatifi üyesi çiftçilere yönelmektedir.
Ülkemizde kişi başına tüketilen hayvansal ürün miktarları gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında oldukça düşük seviyededir. Diğer bir deyişle gelişmiş ülkelerde protein ihtiyaçlarının çok büyük bir kısmını hayvansal ürünlerden sağlarken bu oran bizde oldukça düşüktür.
İşletmelerin küçük olmasından dolayı üreticiler ürünlerini ileride daha iyi koşullarda satma imkanını sağlayacak depolama ve muhafaza sistemleri mevcut değildir.
İşletmelerin küçüklüğü ve aralarında organizasyon bulunmaması pazarlama sorunları yaratmakla kalmamakta, bu durum katma değeri yüksek üretim yapılmasını da engellemektedir.
Ülkemizde destekleme politikaları çeşitli Bakanlık ve kuruluşlarca yürütüldüğü için koordinasyon eksiklikleri mevcuttur. Bu durum çeşitli sorunları beraberinde getirmektedir. Örneğin alternatif ürünler arasındaki fiyat dengesi kurulamamakta, dış ticaretle ilgili olarak alınan önlemler beklenen sonucu yaratamayabilmektedir.
Bir kısım tarım ürünlerinin Birlikler eliyle desteklenmesinin yarattığı olumsuz sonuçlar şu şekilde özetlenebilir:
-   Birlikler üstlendikleri görev gereği hizmet faktörünü ön plana alarak teşkilatlanmışlar, bu da kârlılık ve verimliliği düşürmüştür.
-   Kurulan entegre tesis ve fabrikaların hammadde ihtiyacının nakdi ödeme yapılmadan Devlet adına satın alınan üründen karşılanması, destekleme hesaplarının nakit akışını olumsuz yönde etkilemiş, işletmelerin verimli çalıştırılamamaları da kaynak ihtiyacını artırmıştır.
-   Zararın Hazine tarafından üstlenilmesi, Birlik yönetimlerinde sorumluluk ve kooperatifçilik ilkeleri çerçevesinde çalışma anlayışının zayıflamasına yol açmış, yöneticilerde mahalli şartların doğurduğu istek ve tercihlere göre hareket etmek,  üreticilerde de kooperatifleri Devlet Kuruluşu gibi görmek alışkanlığı yerleşmiştir.
-   Bu sebeplerle üreticinin korunmasını esas alan destekleme uygulaması Birliklerin yüksek cari giderlerinin karşılanmasının da bir aracı haline gelmiş ve destekleme alımlarının Hazineye maliyeti yükselmiştir.

48  cellotin genel / Ziraat / Ynt: ŞEKER TEKNOLOJİSİ : Eylül 27, 2007, 09:39:47 ÖÖ








ŞEKER TEKNOLOJİSİ





















M. Miraç YAŞAR
Gıda Mühendisi







QKZ
2003



Şeker sanayinin tarım ve ekonomi üzerine etkileri:
Şeker senayi neden olduğu şeker pancarı tarımı nedeniyle:
   -Tarımda münavebe (nöbetleşe ekim) olanağını arttırır.
   -Tarımı yoğun emek gerektiren bir bitki olması nedeniyle tarımda iş sahası yaratır.
   -Tarımda makinalaşmayı, sulama tesisleri kurulmasını ve diğer teknik gelişmeleri özendirir.
   -Çifçinin örgütlenmeyi ve işbirliği yapmayı öğrenmesine yardım eder.
   -Tahıl ve benzerine oranla  birim olandan daha fazla değer  yaratılmasını sağlar.
   -Şeker pancarının artığı olan posa ve melas sayesinde hayvancılık gelişir. Ayrıca melas kullanılarak yan sektörlerin gelişmesine katkısı olur. (alkol üretimi vs)


Şeker Pancarının Anatomisi

Beta Vulgaris Saccharifera (şeker pancarı) bitkisinin en önemli özelliği 2 yıllık olmasıdır. 1. yılda kök kısmında besin maddeleri toplanır. 2 yılda çiçek ve tohumlar olusur. Çok fazla soğuk veya sıcak olmayan bölgelerde yıllık yağış miktarının 600 mm olduğu yerlerde yetiştirilir. Şeker pancarının su ihtiyacı oldukça fazla olup 1g şeker için 250-300 g suya ihtiyac duyar. Bu bakımdan ülkemizde 1-7 defa sulanır. Yetişme koşullarına ve çeşidine bağlı olarak ağırlığı 200-2000 g arasında değişir.


Şeker pancarının  kimyasal bileşimi:

Bilesen                                  Taze Pancarda%                                KM de miktar%
Su                                                   76.5                                                       -
Toplam KM                                    23.5                                                     100
Sakkaroz                                         16.5                                                     70.2
Pektin                                                2.5                                                    10.7
Selüloz                                              1.2                                                      5.1
Azotlu maddeler                                1.1                                                      4.6
Madensel  maddeler                                         1.7                                                      7.2
Lipidler                                              0.1                                                      0.4
Digerleri                                            0.4                                                      1.8


Sakkaroz: Özellikle şekerin kristalizasyonu sırasında sakkaroz kolaylıkla kristalize olur. Ortamdaki mineral maddeler (Na,K) sakkarozun kristalizasyonunu gücleştirir. Sakkarozun sudaki çözünürlüğü sıcaklıkla doğru orantılıdır.
              oC         Çözünürlük
                           0               64,2
                         50               72,3
                       100               62,9

            Şekerin renk değişimine etkili faktörler:

1.   Karamelizasyon
2.   Maillard reaksiyonu
3.   Polifenollerin demirle birleşmesi.


İnvert şeker: ortamda % 0,1 oranında bulunabilir. Özellikle hasat edilen pancarlar dona maruz kalırsa invert şeker miktarında artış meydana gelir. Eğer pancar hasat edilmediyse  toprak üstünde kalan ve toprak üstüne yakın kısımlarda invert şeker miktarı fazladır.
2 nedenden dolayı istenmez;
1.  Maillard reak.(renk değişimi)
2. Kristallenmeyi gücleştirir.
-   İnversiyon sıcaklıkla doğru, pH ile ters orantılıdır. Asidik ortamda meydana gelir. Şeker üretimde ortama kirec ilave edilir ve pH arttırılır, Sakkaroz kendine  4 tane su bağlayarak hidrat formuna gelebilir.
-   İnvert şekerler diger şekerlerle karşılaştırıldığında hidroskobik özellikleri azdır.

Rafinoz: (Trissakarit: glikoz-fruktoz-galaktoz)
Normal pancarda %0,3-0,5 arasında bulunur, uygunsuz depolama şartlarında ve dona maruz kalması sonucunda bu miktar artar. Doğrudan doğruya melasta kaldığı için şeker kaybına yol açar.

Azotlu maddeler: (%1,1 civarı)  Bu maddeler şekerin işlenmesini gücleştirir. Bu bakımdan miktarının düşük olması arzu edilir.

Pektik maddeler: Hücre duvarı ve hücreler arasında bulunan, olgunlasmaya bağlı olarak  bilesimi değişen bu maddeler şeker üretimi sırasında sıcaklığın gerekinden  fazla olması durumunda problem oluştururlar.

Glikozidler: Şeker pancarında % 0,14 civarında bulunan en önemli glikozid saponindir. Bu maddenin  1/3 ü serbete keçer, ve işlem sırasında şerbetin köpürmesine neden olur. Bu bakımdan işlemeyi zorlaştıran maddeler arasında yer alır.

Madensel maddeler: (kül) CL, P, Ca, Si oksit formunda bulunduklarında şekerin kristallenmesini olumsuz yönde etkilerler.


Pancarda ve şekerde saflık katsayısı

Şeker miktarının çözünür kuru maddeye oranına, diğer bir ifadeyle km’de bulunan % şeker miktarına saflık katsayısı denir.                   
sk (saflık katsayısı) = şeker/km x 100
Ham serbette %88 civarında olan sk şekerde  99,9’a çıkar 


Pancarın şekere işlenmesi aşamaları

1.   Hasat ve fabrikaya nakil
2.   Yıkama, tartım, kıyma
3.   Ham şerbet eldesi
4.   Şerbetin temizlenmesi
5.   İnce şerbetin koyalaştırılması
6.   Lapaya işleme
7.   Kristalizasyon
8.   Ham şeker eldesi
9.   Ham şekerin artırılması



1.   Pancarların hasat edilmesi ve fabrikaya taşınması:

         Pancarların olgunlaşması demek, pancarda birim zamanda üretilen şeker ile tüketilen şeker miktarının eşitlenmesi demektir. Pancarın olgunlaşması ceşide ve ekolojik şartlara bağlı olarak degişir. Türkiyede pancarlar Eylül-ekim aylarında hasat edilir. Fakat fabrikanın işleme kapasitesi belirli olduğu için pancarların aynı anda işlenmesi mümkün olmadığından erken söküm geç söküm yaptırılması zorundur. Bu şekilde pancarın işlenmesi Ağustos ve Aralık ayları arasında gerçekleştirilir. Tarlada sökülen pancarların baş,boyun ve kuyruk kısımları kesilerek fabrikaya sevk edilir. Birkaç günü geçmemek kaydıyla tarla kenarında bekletilebilir. Bu bekletme eğer uzun sürerse solunum devam ettiği için şeker kaybi artar. Erken hasat edilen pancarlarda solunum olgun olan pancarlardan daha fazladır. Pancarlar  silolanacak ise 1-2 tonu geçmeyecek kitleler  halinde yığılmalı ve yığınların doğrultusu rüzgarın yönü  gözönüne alınarak yapılmalıdır. Eğer don ihtimali varsa yığınlar örtülebilir. Pancarın depolanmasını etkileyen faktörler sıralandığında:
1.   Olgunluk derecesi
2.   Pancarın fiziksel durumu (zarar görmesi, zedelenmesi)
3.   Hastalıklı ve çürük olması
4.   Donmaya maruz kalıp kalmaması durumu
5.   Depolama sıcaklığı
6.   Havalandırma durumu


2.Yıkama, tartma ve kıyma

Pancarların yıkanması fabrıkanın en alt katında bulunan yıkama teknelerinde gerçekleştirilir. Yıkama esnasında  km kaybını minimum düzeyde tutmak için su sıcaklığı  150C nin üzerine çıkmamalıdır. Pancarların yıkanmasında kullanılan su miktarı işlenen pancarın yaklaşık 10 katıdır. Bu yüzden kullanılan su havuzlarda dinlendirilerek ve  kirec, klor ilave  edilerek tekrar yıkama suyu olarak kullanılır. Yıkanmış pancarlar elevatörlerle  fabrikanın en üst katına taşınır. Daha sonra tartım işleminden sonra doğrudan doğruya  kıyma makinasının içine düşerler. Pancarlar bu makinada 5-10 cm uzunluğundda 3-5 mm genişliğinde ve 1-2 mm kalınlığında parçacıkler halinde kesilir.

Silin sayısı; 100g pancar kıyılarak uc uca getirildiğinde oluşan uzunluk.(20*25m olmalıdır) Silin sayısının gerektiği kadar olmaması difüzyonun oturmasına sebep olur.   
Pancarların kıyılması esnasında kullanılan bıçaklar çok keskin olmalıdır.

3.Ham şerbetin elde edilmesi
 
Ham şerbet ters akım prensibine göre çalışan değişik tipteki difüzörler kullanılarak elde edilir. Difüzyon esnasında  kullanılan suyun  sıcaklığı 70-80oC civarındadır. Bu sıcaklık kofulların etrafında bulunan protoplazmanın denatüre olmasını ve difüzyonun hızının artmasını sağlar. Sıcaklığın gereğinden fazla yükseltilmesi hücre  zarının geçirgerliğini azaltır ve zaman zaman  difüzyonun  durmasına (difüzyon oturması ) neden olur. Diğer bir önemli faktör  de ortamın pH ‘sıdır. Asidik ve bazik ortamlar parçalanmayı arttırdığı için arzu edilmez. En uygun pH 5-6 cıvarındadır. Difüzyon ile pancardan çıkarılan şeker miktarı 3 faktöre bağlıdır;
1. Sıcaklık derecesi   (73-75oC civarında su kullanılır)
2. Difüzyon süresi (kesikli sistem 60-70 dak , sürekli 45-55 dak)
3. Alınan şerbet miktarı (110-130 lt) (çekiş miktarı)
Küspenin şeker içeriği % 0,2-0,5 arasında olmalıdır. Bu değerin üstündeyse difüzyon  işlemi  gereği gibi yapılmamıştır.




Difüzörler ve çalışmaları;

Olier difüzörü:  6 boru 5 dirsek vardır. En üsten pancar kıyması sisteme girer. Pancar kıyması aşağı inerken su  tersine doğru gelir. Ters akım prensibine göre çalışır. Şeker içeriği düştüğünde pancar küspe çıkışından sistemi terk eder. Boru çapı 1,25-1,45 m. Uzunluk 64-95m’dir sıcaklık kaybı azdır, enerji sarfiyyatı azdır, çekiş miktarı fazla , SK yüksektir.
Kule tipi difüzörler: Ters akım prensibine göre çalışır. İç içe iki helezon kule şeklinde bir tankın içindedir. Yukardan sisteme haslanmış şekerli küspe girer. İç helezondan suyla temas etmeden aşağı iner,sıcaklık artar. En üstten daha sonra su girer. İçteki helezon aşağı doğru getirirken,dıştaki helezon pancarı yukarı doğru getirir. En altla ızgaranın altındakı  bir vanadan şerbet çekilir. Üst taraftan sıkılmış küspe alınır ve bundan suyu çeken ek bir helezon vardır.

RT difüzörü:  Kule tipi difüzörün kapasitesi çapına ve yüksekliğine göre değişir. 600 ton kapasiteliyse yüksekliği 17,3m çapı 2,65m olur. Bütün difüzörlerde su ve pancar difüzörlere zıt yönden girip zıt yönden çıkarlar.


4.   Ham şerbetin temizlenmesi ( ince şerbet eldesi)

Elde edilen ham şerbetin sıcaklığı 70-80oC’dir.
Bu işlem 2 aşamada yapılır;
1.   Kireçle muamele (CaO)
2.   CO2 gazı verilerek kirecin CaCO3 şeklinde çökertilmesi ve bunun sonucunda süzme işlemi yapılarak temizleme yapılması
A)   Kireçleme işlemi: Bu işlem ile şerbetin pH’sı kademeli olarak önce 10 sonra 12,5’a çıkarılır. Bu işlemin yapılmasıyla şu olaylar gerçekleşir;
1.   Fosforik asit,oksalik asit ,sitrik asit gibi asitlerin suda az çözünen Ca tuzları oluşur.
2.   Fe ve Mg metal hidroksitlerine dönüşür.
3.   Proteinler kuagüle olur ve parçalanır.
4.   İnvert şeker parçalanarak ortamdan uzaklaştırılır.
5.   Pektik maddeler parçalanır.
6.   pH yükseldiğinden dolayı mo, yükü azalır.
7.   
     C12H22O11 +Ca(OH)2 →  CaC12H20O11+2H2O
     CaC12H20O11+CO2        →   C12H22O11 + CaCO3

Kirecleme işlemi 2 aşamada gerçekleşir;

1.   Pancar ağırlığının % 0,05’i kadar CaO ilave edilir. Biraz beklenir %0,25 daha ilave edilerek pH 10,9’a çıkarılır. Bu sırada serbet 70-80oC ye kadar ısıtılır, ve ortamda pıhtı meydana gelir.
2.   Kireçlemede pH 12,5’e çıkarılır. Toplam ilave edilen kireç miktarı % 2-3 arasındadır. Bu işlem üstü açık karıştırma tertibatı bulunan malaksör adı verilen sacdan yapılmış kazanlarda olur.

B)   Saturasyon işlemi: pH’sı yükseltilmiş olan ham şerbete  CO2 gazı verilir. Bu olayda 2 tepkime meydana gelir;

Ca(OH)2  + CO2  →   CaCO3 + H2O
CaC12H20O11+CO2+ H2O       →   C12H22O11 + CaCO3
Bu tepkimeler sonucunda şerbette bulunan fazla kireç aşamalı olarak azaltılır. Oluşan CaCO3 yüzey alanı çok fazla olduğundan diğer safsızlıkları da adsorblayarak çöker. Bu işlem sonucunda şerbet durulur, rengi açılır, saydam bir görünümden filtre edilebilecek  duruma getirilir. Saturasyon işlemi 2 ve ya 3 aşamada gerçekleştirilir. Önemli olan bu işlem sonucunda ortamda bulunan kirecin 100 ppm düzeyine inmesidir. Satürasyon işlemi sonunda kurumadde içeriği 13,5-14 brix, saflık katsayısı da % 93’e yükseltilmiş olur. Satürasyonun hangi aşamada olduğu tıtrasyonla (H2SO4) veya indikatör kağıdı ( timol fitalein) ile kontrol edilir. Bu şekilde CO2’in fazla verilip verilmediği tespit edilir.

Filtrasyon (süzme): 1 ve 2  satürasyon işleminden sonra şerbetten kireçleme çamurunun ayrılması basınç altında plakalı filtreler kullanılarak yapılır. Çamurun içerisindeki şeker içeriğinin düşürülmesi filtreye ters yönden verilen buhar suyu ile gerçekleştirilir. 2. Satürasyondan sonra kireç çamuru yıkanmaz. Kireç çamuru yaklaşık olarak şeker pancarının% 7-9’u kadar elde edilir. Bilesiminde % 65 CaCO3, % 30 Ca tuzları, %1-3 şeker % 1-2 fosfat vardır.


5.   İnce şerbetin koyulaştırılması

%12,5-13 şeker içeren, SK:% 93 olan ince şerbetin KM oranının % 65’e çıkarılması sakkarozun kristalize olabilmesi için gereklidir. Bu işlem 2 kademeli olarak gerçekleştirilir. Şurubun su içeriği % 8-9’a kadar indirilir. 1. aşamaya koyulaştırma 2 aşamaya lapaya işleme adı verilir. Suyun uçurulması işlemi 4 etkili evaporatörlerle gerçekleştirilir. Kazanların sıcaklık dereceleri ve basınçları şöyledir:

oC                    Atü                   Brix
126                  1,44                    35
117                  0,84                    45
105                  0,23                    55
90                  0,15                    65

Bu işlem esnasında su buharlaşırken sakkarozun  parçalanması, rengin esmerleşmesi, taş oluşumu, alkaliğin değişmesi gözlenir. Oluşan taşlar CaCO3, Ca –biokarbonat, Ca-sulfat’tır. Tıkanıklık ve ısı iletimi zayıflığına yol açarlar. Şurubun lapaya işlenmesinde doygun hale gelen şeker çözeltisi , (lapa) hem kristal hem de çözünmüş halde şeker içeren koyu ve esmer renkli yapışkan bir karışımdır. Çözelti doygunluk noktasına ulaştıktan sonra kristallenme oluşmaya başlar. İlk oluşan kristaller çok küçüktür.. Oluşan  kristallerin büyüklüğü ve miktarı pişirme tekniği ile kontrol edilir. Kazanın sıcaklığı ve  kazana su çekilmesi ile bu işlem kontrol edilir. Pişirme işlemi lapanın km içeriği %92-95 oluncaya kadar yapılır ve lapa içeresindeki şekerin yaklaşık % 50’si kristal kalıntı, diğer  %50’si sıcaklık yüksek olduğu için sıvı haldedir. Lapa bir alt katta bulunan kristalizatör adı verilen çeperleri izolasyonlu, karıştırma tertibatı bulunan makinaya gönderilir. Bu arada oluşan kristallerin düzeni viskozite kontrol edilerek ayarlanır. 


6.Ham şeker elde edilmesi (Santrifüjleme)

Kristalizasyonunu tamamlamış 40-45 oC deki lapa 800-1000 dev/dak hızla çalışan santrifüjlerde kristal şeker ve şuruba ayrılır. Bu ayrılan şuruba, artık şurup veya yesil şurup adı verilir. İlk elde edilen şekere I ham şeker bundan sonra elde edilen şekerlere sırrasıyla II ve III ham şeker denir.
Ham şeker %96  oranında şeker %1-2 oranında su, %1 kül  ve %2 diğer maddeleri içerir. Rengi sarımtrak olup kristal böyüklüğü  2-4 cm arasındadır. Şekerin nötr pH’da olması mikroorganizma, etkinliğini arttırdığından ve şekerin inversiyona uğramasına neden olduğundan pH bazik tarafta tutulur.





                            100kg pancardan                            Şeker içeriği                            Saf Şeker
Ürün                            elde edilen miktar(kg)                              %                                       miktarı(kg)
I.  Ham şeker                         14,3                                                 96                                             13,73
II. ve III ham şeker                  1,4                                                 92                                               1,29
Melas                                       2,2                                                 60                                               1,32
                                                                                                                                toplam             16,34
                                                                                                            küspe ve çamur kayıpları      0,66   
                                                                                                                                   toplam          17,00




MELAS

Şeker fabrikalarının en önemli artık maddesidir. Kahverengi renkte olan ve viskoritesi yüksek olan bu sıvının  km içeriği % 80 civarındadır. Bunun % 60’ı şeker, % 20’si organik maddeler ve tuzlardır. Bileşiminde  sakkaroz, invert şeker, rafinoz, pektinin  parçalanma ürünleri, laktik asit ve azotlu maddeler yer alır. Melas ispirto ve ekmek mayası üretminide ve doğrudan doğruya hayvan yemi olarak kullanılır.


7   Ham şekerin artılması:

Ham şeker hoşa gitmeyen tat ve kokuya sahip sarı renkte ve yapışkan karakterlidir. Bu bakımdan kullanılabilmesi için artırılması gerekir. Bu işlem affinasyon ve rafinasyon olmak üzere 2 aşamadır. Affinasyon işleminde ham şeker, arı artık surup veya saf su ile yıkanır. Rafinasyon işleminde ham şeker arı su ile çözündürülüp, temizlenir. Yeniden kristalize edilmek üzere lapaya işlenir. Normalde şekerler de affinasyonda şekerlerin saflık derecesi 99,7, rafinasyon sonucunda 99,9’ dur. Elde edilen affinat şekerin kristallerinin birbirine yapışmasını önlemek için sıcak hava akımı ile karıştırılarak kurutulurlar.


Şeker kamışından şeker eldesi

Şeker kamışı buğdaygiller familyasındadır. Boyu, çeşide ve yetişme şartlarına bağlı olarak değişir. Tropikal bir bitkidir. 1g km oluşturmak için 150 g suya ihtiyac duyarlar. Çelikten yetiştirilen şeker kamışı dikimi her 4-6 yılda bir yenilenir. Olgunlaşma süresi 7-14 ay arasında değişir. Ortalama şeker içeriği % 13-14 civarındadır. Topraktan yukarıya doğru çıkıldığında kamıştaki şeker içeriği azalır.
-   Şeker kamışının şekere işlenmesi:
Şerbetin çıkarılması valsli değirmenlerde gerçekleştirilir. Bu yöntemle kamıştaki şekerin %93-97,5’i alınır. 100 kg kamıştan 90-105 kg şerbet alınır. Şerbetin km içeriği %12-15, sk; %80-86 civarındadır. Diğer işlemler şeker pancarında olduğu gibidir. İlave edilen kirec miktarı ve çözeltinin pH’sı çökmenin optimum düzeyde olacağı şekilde ayarlanır.
 

49  cellotin genel / Ziraat / Ynt: ŞARBON : Eylül 27, 2007, 09:39:22 ÖÖ
 Dünyayi Korkutan Bulasici : SARBON Yazili ve görsel basinda yer alan haberlere göre, ABD'de 25 yil sonra ilk kez, biri ölümle sonuçlanmak üzere, iki insanda sarbon hastaligi saptanmistir. Bu dünyanin içinde bulundugu kosullar nedeniyle "biyoterörizm" ve "biyolojik savas"i akla getirdigi için çok önemlidir.   Sarbon, binlerce yildan beri bilinen bir zoonozdur(zoonoz:Omurgali hayvanlardan insanlara bulasan hastalik) ve eski zamanlardan beri hayvanlar arasinda büyük salginlar yapmis, sayisiz hayvan ölümüne yol açmis olup bu arada, hastaligin bulastigi çok sayida insan da ölmüstür.  Sarbon hastaliginin olusmasina neden olan bacilius anthracis adli bakteri, insan ve hayvan vücudu disinda spor adi verilen özel bir yapiyi olusturabildigi için sicaklik, kuruluk gibi dis ortam kosullarina ve dezenfektanlara, spor olusturamayan bakterilerden çok daha dirençlidir;bu direnç sayesinde bu mikrop, hayvan diskisi ile saçildigi otlaklarda çok uzun süre, yillarca, canli kalabilmektedir.   Böyle otlaklarda beslenen otçul hayvanlar hastalanir ve ölür. Hayvanlarda sarbona bagisiklik saglayan asiyi ilk kez Pasteur hazirlamistir; asi ile elde edilen basarili sonuçlar ve çevre kosullarinin gelismesiyle, hayvanlarda sarbon bir çok ülkede azalmis ve buna bagli olarak insan sarbonu belirli Avrupa ülkelerinde,ABD ve Kanada'da görülmez olmustur.   Sarbon,en sik, çevrede bulunan sporlari ile insana deri yoluyla bulasir ve "deri sarbonu" denilen hastalik tablosunu olusturur. Bakterinin girdigi yerde sonradan siyah bir kabuk olusmakta olup "Sarbon" ismi de buradan gelmektedir; hastaligin halk arasindaki adi da "Kara Kabarcik"tir.   Bakteri sporlarinin solunum yoluyla alinmasiyla "akciger sarbonu", bakterinin iyi pismemis besinlerle sindirim yoluyla vücuda girmesiyle de "bagirsak sarbonu" olusur. Ender olarak sarbon menenjitine de rastlanir.   Bu klinik sekillerinin seyri sirasinda veya bazen de dogrudan dogruya ortaya çikabilen "sarbon septisemisi", bakterinin kana karismasi ve tüm vücuda yayilmasiyla ortaya çikan, tedaviye karsin ölümcül olabilen en agir tablodur.   Bazi Akdeniz ülkelerinde oldugu gibi yurdumuzda da sigirlar ve koyunlarda sarbon hastaliginin varligi bilinmektedir ve zaman zaman insanda sarbon vakalari da görülmektedir.   Burada Erciyes Üniversitesi Tip Fakültesi Ögretim Üyesi Prof.Dr.Mehmet Doganay'in sarbon bakterisi ile yaptigi deneysel çalismalara, uluslararasi yayinlara isaret etmek isterim.   Sarbonun kuvvetli öldürücü etkisi derinligine arastirilmistir. Bacillus anthracis'in ürettigi çok etkili bir toksin nedeniyle birçok vakada tedaviye karsin, özellikle antibiyotik tedavisinde geç baslanan vakalarda, ölüm kaçinilmaz olmaktadir. Sarbon bakterisinin canlida olusturdugu "kapsül" adi verilen yapisi da bakteriyi vücudun savunma güçlerine karsi korumaktadir.   Sarbon mikrobuna penisilin dahil bir çok antibiyotik etkilidir. Ancak, yukarida degindigimiz gibi, antibiyotikler bakterinin yaptigi toksine etki gösteremezler. Tedavide basari saglayabilmek için hekime erken basvuru, klinik kusku, erken tani ve erken tedavi çok yasamsal önem tasir. Belirli antibiyotikler, sarbona yakalanma riski bulunanlari korumak için zamaninda uygulanmalidir.   Sarbonun biyoterörizm araci olarak kullanilmasi, sarbon etkeni olan bacillus anthracis'in biyolojik savas amaciyla üretilip saklanmasi söz konusudur; bu islem kolay ve ucuz oldugu için zengin, fakir bir çok ülkenin bu konuda hazirlik yapmis olduklarinin bilinmesi hiç de sasirtici degildir.   Sarbon mikrobu, biyolojik silahlar arasinda en ön siralarda yer almaktadir. Sarbonun biyolojik savasta ne denli etkili ve önemli olabileceginin kaniti olarak Rusya da gösterilebilir:  "Bir ariza sonucunda, buradaki bir kurulustan sarbon bakterisi sporlarinin havaya dagilmasi ve rüzgarla yayilmasi sonucunda binden fazla insan ölmüstür. "   Sarbondan korunmak için alinacak önlemler arasinda, risk grubundaki insanlara önceden sarbon asisi uygulanmasi, insanlara, mikropla temas ettiklerinde, koruyucu olarak agizdan belirli antibiyotiklerin verilmesi olarak sayilabilir                       YARARLI BAKTERILER
Bakteri ismini duydugunuzda akliniza nasil bir canli türü geliyor? Elbette birçogumuzun aklina bu isim duyuldugunda mikroplar, hastaliklar ve uzak durulmasi gerekilen küçük yaratiklar gelmektedir. Ancak bunun yaninda yine birçogumuz hergün mutfagimizi, banyomuzu sterilize etmek için ugrasirken yok ettigimiz milyonlarca bakteri türünün hayatimizdaki olmazsa olmaz dedirtecek faydali özelliklerinden de bihaberiz. Aslinda iste bu monera aleminin küçük canlilari olan bakteriler olmasaydi, ne dünya simdiki oldugu gibi olabilirdi ne de insanlar simdi göründükleri gibi olurdu. Dünyamizin bu mikroskopik canlilari sadece insandaki bazi zararli canlilari öldürmekle kalmaz, dünyamizin üzerine kuruldugu kimyasal döngülerde de önemli yerler edinirler.
Bakterilerin en önemli faydasi olarak dünyamizda biriken artik maddelerin ana biyolojik monomerlerine ayristirilmasi olarak gösterebiliriz. Eger çürükçül bakteriler olmasaydi ölü insan bedenleri ve canliligini yitirmis bitki parçaciklari öldükleri bedende kalacaklardi ve bunlarin ana organik maddelere dönüsümü olmayacakti. Böylece karbon döngüsünün önemli bir parçasi yerine getirilmemis olacakti. Bu çürükçül bakteriler yaptiklari bu parçalama islemiyle ayni zamanda topraklari da beslerler ve verimli hale getirirler.
Bazi bakterilerin çürütücü göreviyle dogaya katkilarda bulunmasinin yaninda kimi bakterilerde asi veya antibiyotik olarak tip sektöründe insanlara daha saglikli bir hayat sunmak için kullanilirlar. Bilindigi üzere öldürülmüs veya zayiflatismis bakteriler insan vücuduna enjekte edildiginde, vücut bu bakterilere karsi antikor üretmeye baslar ve bu zayiflatilmis veya ölü olan bakterilere karsi bir üstünlük saglar. Bu olaya tip alaninda bagisiklik denmektedir. Vücut güçsüz bakterilere karsi benzetme yerindeyse bir antreman yapmis olur ve güçlü, saglam bakterilerle karsilastiginda nasil davranmasi gerektigini ögrenmis olur. Bildiginiz gibi günümüzde de tetanoz olsun verem olsun bir çok hastaligi önlemek için çok çesitli bakteriler kullanilir ve bir önlem olarak sayilirlar. Yine benzer sekilde bazi bakteriler de yine tip sektöründe antibiyotik yapiminda kullanilirlar. Streptomycin adi verilen bir bakteri türü Bacitracin,Polymyxin, ve Erythromycin adi verilen antibiyotikler üretmektedir ve bu antibiyotikler hastalik önleyici olarak çok zaman insanlar tarafindan kullanilmaktadir.
Bakteriler kimi zamanda besin yapiminda sikça kullanilmaktadir. Birçok bakteri türü fermantasyon adi verilen süreç sonucunda kimyasal degisikliklere sebep olmaktadir. Örnegin peynir ve yogurt bu tür kimyasal degisikliklerin sonucu ortaya çikmis yararli besinlerdendir. Ayrica yine Clostridium bacterium adi verilen bir bakte