Bedava ödev indir
Ocak 09, 2009, 05:44:14 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
  Ana Sayfa Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
  İletileri Göster
Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 »
151  cellotin genel / Ziraat / VİOLA’NIN MORFOLOJİK ÖZELLİKLERİ,YETİŞTİRİLMESİ,HASTALIKLARI VE EKONOMİK ÖNEMİ : Nisan 17, 2007, 09:51:27 ÖÖ
Bedava ödev indir

dosya şifresi cellotin.com
152  cellotin genel / Ziraat / Ynt: VİRÜSLER : Nisan 17, 2007, 09:50:27 ÖÖ
VİRÜSLER
     Çok küçük mikroorganizmalardır. Uzun süre bilim adamlarının dikkatini çekmemiştir. Meydana getirdiği hastalıklar hep bakterilerden bilinmiştir. Elektron mikroskobunun bulunmasıyla ancak virüslerin farkına varılmıştır.
     İlk olarak tütün bitkisinin yapraklarında hastalık meydana getiren virüs bulunmuştur. Daha önce tütnlerde bu hastalığın bakteriler tarafından meydana getirildiği sanılıyordu, fakat incelemelerin hiç birisinde bakteriye rastlanmıyordu. Hasta tütün yapraklarından elde edilen özütün elektron mikroskobuyla incelenmesinden sonra hastalığın bakteri dışında yeni bir mikroorganizma tarafından meydana getirildiği görüldü. Bu mikroorganizmalarda daha önce hiç rastlanılmayan ve bilinmeyen bir yapı ortaya çıktı. Normal hücre yapısına bemzemeyen virüslerde sadece dış tarafında bir protein kılıf ve içerisinde nükleik asit vardı. Bunların dışında stoplazma, organel gibi yapılar bulunmuyordu. Bu yapıda onların zorunlu parazit yaşamalarını gerektiriyordu.
       Evet, bir virüsün yapısı sadece dışta bir protein kılıf ve içerisinde nükleik asitten meydana gelir. Herhangi bir organeli ve enzimleri olmadığı için normal bir hücre gigi yaşamlarını sürdürebilmeleri olanaksızdır. Yaşamsal faaliyet (üreme gibi) gösterebilmek için mutlaka canlı bir hücreye girmeleri gerekir. Hücre dışında ise kristal halde bulunurlar. Bu yüzden bilim adamları tarafından cansızlık ile canlılık arasında geçiş formu olarak kabul edilirler.
        Virüsler küre, çubuk ve elips şeklinde olabilirler. Bulundurdukları nükleik asit tek çeşittir. Yani ya sadece DNA yada sadece RNA bulundururlar. Aynı zamanda çok ta spesifiktirler. Sadece belirli hücrelere girerler. Bir kuduz virüsü sadece beyin hücrelerine, uçuk virüsü sadece ağız civarındaki epitel doku hücrelerine bir bakteriyofaj sadece belirli bakteri türlerine, AIDS virüsü sadece kandaki akyuvar hücrelerine gibi.
         Virüs hücreye tutunduğunda ilk önce hücrenin zarını eritir. Daha sonra bu delikten içeriye kendi nükleik asitini akıtır. Hücreye giren virüs nükleik asiti derhal yönetimi ele geçirerek hücreyi kendi hesabına çalıştırmaya başlar. İlk önce kendi nükleik asitlerinin kopyalarını arkasından da protein kılıflarını sentezlettirir. Daha sonra bunları birleştirerek yüzlerce virüs oluşmasını sağlar. Hücre içerisindeki virüsler hücreyi patlatarak dışarı çıkar ve yeni hücrelere saldırırlar. Yapılarından dolayı ve hücre içerisinde bulunduklarından antibiyotik türü ilaçlardan etkilenmezler.
153  cellotin genel / Ziraat / VİRÜSLER : Nisan 17, 2007, 09:49:40 ÖÖ
Bedava ödev indir

dosya şifresi cellotin.com
154  cellotin genel / Tarih / Ynt: Ahilik ve Lonca Teşkilatı : Nisan 17, 2007, 09:37:02 ÖÖ
AHİLİK VE LONCA TEŞKİLATI

Ahilik (Ahîlik)
Selçuklu Türkleri'nde, dinî ve millî birliğin muhafazasında, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda ve Osmanlı insanının yetişmesi ve terbiyesinde büyük hizmetler gören içtimaî (sosyal) bir teşkilat. Arapça "kardeşim" manâsına gelen ahî ile Türkçe "cömert, eli açık" manâsında olan akı kelimeleri ile yakınlık göstermekte ise de, hangisinden geldiği belli değildir. Her iki kelimeden de gelmesi ihtimal dahilindedir. Ahilik, 13. yüzyılda Anadolu'da yaşayan Türklerin, esnaf ve sanatkârlarının birliğini, çalışma esas ve usullerini teşkil eden, sosyo-ekonomik bir Türk kurumudur.
Ahilik, ihtiva ettiği hizmetler bakımından cömertlik, mertlik ve mürüvvet manâlarına gelen fütüvvet teşkilatının daha da gelişmiş bir şekli olarak görülmektedir. Sonraları esnaf ve sanatkârlar birliğine unvan olarak verilmiştir. On birinci asrın ikinci yarısından itibaren Anadolu’ya girmeye başlayan Müslüman Türkler (Selçuklular), Türkistan’da ticaret ve sanayi merkezlerinde yaygın fütüvvet ilkelerini de beraberlerinde getirdiler. Bu ilkeler arasında bilhassa; Müslüman kardeşinin işini görmek, onun yardımında bulunmak, hatâ ve kusurlarını affedip, husumet ve düşmanlık beslememek, ayıp ve kusurlarını örtmek, kendisini başkasından üstün görmemek, musibete uğrayan düşman bile olsa sevinmemek, başta gelmektedir.
Diğer taraftan Horasan ve Mâverâünnehir’deyken Fahreddin-i Razî, Ahmed Yesevî ve Şihabüddin Sühreverdî gibi büyük âlimlerden ders alan Ahi Evren (1171-1262), daha sonra Anadolu’ya gelerek, Kayseri’de yerleşmiş ve halkı irşad vazifesine başlamıştı. Kayseri’de debbağlık yapıp, elinin emeği ile geçinen Ahi Evren, Türkistan’dan gelen bilhassa esnaf teşekküllerini bir çatı altında toplayıp teşkilatlandırdı. Fütüvvetnamelerden faydalanarak, teşkilatın bir nevi yönetmeliğini yazdı. İslam ahlâkını esas alan bu yönetmeliği, esnaf ve sanatkârlar arasında tatbik etti. Onlar arasında İslam ahlâkına dayalı bir birlik ve kardeşlik kurdu. Böylece “ahilik teşkilatı” ortaya çıktı. Diğer taraftan, hocası Evhadüddin Kirmanî’nin kızı olan hanımı Fatma Bacı da kadınları yetiştirip “Baciyan” grubunu teşkil etti.
Ahilik teşkilatı sayesinde, Anadolu’da Rumlar ile Ermenilerin elinde olan sanat ve ticaret hayatına, zamanla Türkler de katılıp, söz sahibi olmaya başladılar. Ayrıca ahiler, yaptıkları zaviyelerde, Müslüman tüccar ve esnafın ahlaki terbiyesi ile de uğraştılar. Ahi zaviyeleri zamanla memleketin her tarafına yayıldı.
Ahiler, içtimaî hayattaki bu hizmetleri yanında ihtiyaç halinde gazalara ve memleket savunmasına da katıldılar. On üçüncü asrın ilk yıllarında Çin’in kuzey-batısında katliamlara başlayan, kısa bir müddet içerisinde dünyanın siyasî haritasını alt üst eden ve Anadolu’ya doğru yaklaşan Moğol tehlikesine karşı tedbir aldılar. Moğolların önlerinden kaçıp gelenlere kucak açarak, Anadolu insanını, Moğollara karşı gaza aşkı ile doldurarak; cihad yolunda Allahü tealanın rızasından başka bir şey düşünmeyen kimseler olarak yetiştirmeye çalıştılar ve bu insafsız düşman karşısında kahramanca mücadele ettiler.
Nihayet Moğollar, 1243 yılında Kayseri’yi muhasara edip, çetin bir muharebe sonunda şehri ele geçirince, binlerce ahiyi şehid ettiler. Anadolu’nun karışıklıklar içerisinde olduğu bu sırada, Ahi Evren’i de Kırşehir’de öldürdüler.
Kısaca "sulhta muallim, muharebede asker" olan ve Anadolu’nun her tarafına yayılmış bulunan ahiler, gerek Moğol zulmü ve gerekse başka karışıklıklarla sıkılan ve bunalan insanlara, maddî ve manevî güç ve moral vererek Osmanlı Devletinin kuruluşuna kadar Anadolu’yu dinî ve millî birlik içinde tutmaya muvaffak oldular.
Bu sırada Söğüt civarında gelişmekte olan Osmanlı Beyliğinin emrine koşan ahilerin bir kısmı, uçlara yerleşip zaviyeler kurdular. Doğudan bu mıntıkaya gelen Türkmenlerin erkeklerini, ahi erkekleri, kadınlarını da Fatıma Bacının yetiştirdiği bacıyan grubu terbiye etti. Böylece, üç kıtada altı asır at koşturacak olan, istikbaldeki Osmanlı neslinin temelini attılar.
Bu esnada itibarlı bir ahi olan Şeyh Edebali, Osman Gazi ile yakın münasebetler kurup, kızını ona verdi. Orhan Gazi ve Murad-ı Hüdavendigâr, ahilerden olup, vezirleri Alâeddin ve Çandarlı Kara Halil de ahi idiler. Böylece ahilerden bir kısmı âlim, kadı olarak ilim sahasında, bir kısmı vali ve komutan olarak idarî ve askerî alanda, bir kısmı da ticaret ve sanat alanında hizmet vermeye başladılar. Ahilerin; İslam'ın emri olan, zamanın kıymetini bilmek, disiplinli bir hayata sahip olmak, istişare etmek (karşılıklı danışmak, tartışmak), adil olmak ve adalet esaslarını aşıladıkları küçücük bir aşiret, kısa zamanda büyük bir devlet olmaya başladı.
Zaman zaman devletin yükünü hafifletici hizmetlerde de bulunan ahiler, Bursa’yı Düzmece Mustafa’nın hücumundan korudukları gibi, 1360 yılında idareleri altındaki Ankara’yı Sultan Birinci Murad’a teslim ettiler.
Bu hizmetlerine karşılık Osmanlılar, ahilere yardımcı olup hürmet göstererek halkı yetiştirmeleri için teşvikte bulundular. Bu yüzden, daha sonra Birinci Murad’ın ahilerin başı olduğu ve kendisinden Ahi Murad diye bahsedildiği de bilinmektedir. Osmanlı Devleti kuvvetlenip Anadolu’ya hakim olduktan sonra, ahiler daha ziyade hayırsever bir cemiyet, bir esnaf teşkilatı şeklinde faaliyetlerini devam ettirdiler.
Ahiler arasında, sanatın okumakla değil, ahinin yetişmesi için, üstattan öğrenmesi şartı getirilip; yamaklık, çıraklık, kalfalık, ustalık, yiğitbaşılık, ahi babalık ve kethüdalık safhalarından geçmesi şartı vardı. Gündüz işinde çalışan ahiler, akşamları kendilerine mahsus binalarda sohbetlere katılırlardı. Böylece ahilerin ahlaki terbiyesi, ihmal edilmezdi.
Ahilerin kendilerine mahsus kıyafetleri vardı. On dördüncü asır seyyahlarından İbn-i Battuta, üstlerine hırka, başlarına sarık sarılı beyaz yünden bir külah ve ayaklarına mest gibi ayakkabı giydiklerini bildirmektedir. Ahiliğe kabul edilen namzede (adaya), şeyh tarafından şedd-i bend denilen ve ahiliğin nişanı kabul edilen bir kuşak kuşatılırdı. Ahiler kuşaklarında, büyükçe bir bıçak taşırlardı.
Ahilik teşkilatında şu mertebeler bulunurdu:
1) Teşkilata yeni giren yiğitler, 2) Ahi bölükleri (Altı bölük olup ilk üç bölüğe “eshab-ı tarik”, diğer üçüne de “nakib” denirdi), 3) Halife, 4) Şeyh, 5) Şeyh-ül-meşayıh.
Ahilerin idare heyeti, her sanat kolunda, kendi azaları arasından seçilmiş beş kişiden meydana geliyordu. Kendilerine, kadı tarafından, seçimden sonra resmi vesika, icazet verilip, icraatları ve neticeleri büyük meclise bildirilirdi. Birlik idare heyeti, her ay üç gün toplanırdı. İdare heyeti, birliğin hazinesi mahiyetinde olan orta sandığını idare ederdi.
Ahilerin kendilerine has merasimleri vardı. Bunlardan bazıları şöyledir:
1. An’anevi Ahi Evren merasimleri: Senelik olup, Ahi Evren’in türbesinin bulunduğu Kırşehir’de yapılırdı.
2. Yol atası ve yol kardeşliği merasimi: Ahiliğe girmek talebinde bulunan gençlerin, birliğe kabul edilmesi mahiyetindeki bir merasim olup, zamanla çırak kabul etme merasimi halini aldı.
3. Yol sahibi olma merasimi: Çıraklık müddetini tamamlayanların, kalfalığa yükseltilmesi için yapılan merasimdi.
Ahilerin yönetmeliğine göre, ahinin üç şeyi açık olmalıydı: Eli açık, yani cömert olmalı; kapısı açık, yani misafirperver olmalı; sofrası açık, yani aç geleni tok göndermeli. Üç şeyi de kapalı olmalıydı: Gözü kapalı olmalı, yani kimseye kötü nazarla bakmamalı; kimsenin ayıbını görmemeli; dili bağlı olmalı, yani kimseye kötü söz söylememeli; beli bağlı olmalı, yani kimsenin namusuna ve şerefine göz dikmemeli.
Ahilik mensuplarının, takdir edilmelerinin yanında cezalandırıldıkları da olurdu. Fütüvvetnamelerde, şu on sekiz şeyin, ahiyi ahilikten çıkarma sebebi olduğu, ayrıca Cehennemlik yapacağı yazılıdır:
1) Şarap içmek, 2) Zina yapmak, 3) Livata yapmak, 4) Dedikodu ve iftira etmek, 5) Münafıklık etmek 6) Gururlanıp kibirlenmek, 7) Sert ve merhametsiz olmak, Karizmatik Hased etmek, kıskanmak, 9) Kin tutmak, affetmemek, 10) Sözünde durmamak, 11) Kadınlara şehvetle bakmak, 12) Yalan söylemek, 13) Hıyanet etmek, 14) Emanete riayet etmemek, 15) İnsanların aybını örtmeyip, açığa vurmak, 16) Cimrilik etmek, 17) Koğuculuk ve gıybet etmek, 18) Hırsızlık etmek.
Yine ahi yönetmeliği olan fütüvvetnamelere göre; ahi, helalinden kazanmalıdır. Hepsinin bir sanatı olmalıdır. Yoksul ve düşkünlere yardım etmeli, cömert olmalıdır. Alimleri sevmeli, hoş tutmalıdır. Fakirleri sevmeli, alçak gönüllü olmalıdır. Temiz, iyi kimselerle sohbet etmeli, namazını kazaya bırakmamalı, haya sahibi olup, nefsine hakim olmalı, dünyaya düşkün olanlarla düşüp kalkmamalıdır. Bunlar, asırlarca Osmanlı insanının ahlâkının temel taşı olan hasletler hâline geldi.
Osmanlı Devletinin bünyesinde, bu hizmetleri hakkıyla yapmış, sanat ve ticaret hayatını Osmanlının maddi ve manevi yapısına göre düzenlemiş olan ahilik teşkilatı, diğer kıymetli müesseseler gibi, bilhassa İngilizlerin desteklediği Mustafa Reşit Paşa'nın hazırladığı Tanzimat Fermanı’ndan sonra, büyük bir sarsıntı geçirmiş ve eski işlevini kaybetmiştir.
Lonca (Loncalar)
Eskiden belirli bir şehirde oturan sanatkâr ve sanâyicilerin mensup oldukları meslekî teşkilat.
Loncaların kökeni, 7 ve 8. yüzyıldan îtibâren faaliyet gösteren fütüvvet ve ahîlik teşkilâtlarına dayanır. Ahîlik kuruluşuna âit töreler, kurallar birçok özellikler loncalarda devam eder.
Loncaların iki ana gâyesi vardır: 1) Lonca mensubu sanatkâr, esnaf arasında sosyal eşitliği ve dayanışmayı sağlamak. 2) Meslekî faaliyetin uygulanışını düzenlemek ve denetlemek. Loncalar, bugünün Esnaf ve Sanatkârlar Derneğine benzetilebilir. Loncaların ekonomik ve meslekî, kültürel ve sosyal faaliyet ve vazifeleri vardı.
Kendi içinde sıkı bir disiplinle teşkilatlanmış olan loncalar, bu özelliği ile devletin piyasa kontrolünü kolaylaştırıyorlardı. Aynı esnaf grubunun bağlı olduğu loncaların içinde rekabetin yasaklanmış olması, kaynakların ihtiyaçlar dâhilinde kullanılması, kaynak israfı, karaborsa ve fâhiş fiyat artışına mâni oluyordu. Devletle sıkı irtibâtı olan loncalar, hükümet tarafından teftiş edilebiliyordu. Muhtelif târihlerde esnafla alâkalı olarak çıkarılan yasaknâme ve fermânlar esnafın aksayan yönlerini düzeltme gâyesindeydiler.
Esnaflar, bağlı oldukları lonca heyetinin sıkı bir denetimi altındaydı. Ustaların hammaddelerini nereden, nasıl ve ne evsafta alacakları loncalar tarafından düzenlenmekteydi. Lonca üyeleri arasındaki eşitliği bozmamak temel gâyeydi. Tüketiciyi de korumak göz önünde tutulurdu. Ustaların kullandığı bütün âlet ve edevât devamlı denetlenirdi. Üretilen malların fiyatlarının nisbetini loncalar denetlerdi. Denetimden geçen mal damgalanır ve pazara sunulurdu. Bozuk mal çıkaran esnaf cezalandırılırdı. “Pabucu dama atıldı.” deyimi buradan kalmadır. Düşük kaliteli mallar da fakirlere dağıtılırdı. Çırakların mesleğe girmeleri, meslekte ilerlemeleri ve yükselmeleri, loncaların koyduğu kâidelere ve âdete bağlıydı. Lonca mensupları arasında rekabet yasaktı.
Kalfaya, usta olduktan sonra, pîri, bir törenle ustalık belgesi verirdi. Dükkân açacak olup da parası olmayana lonca para ve sermâye verip, dükkan bulurdu. Evlenmek isteyenleri evlendirir, masraflarını görürdü. Yoksul cenâze sâhiplerinin cenâzesini kaldırır, hastalara yardım ederdi.
Görünüşte iktisâdî müesseseler olan loncalar, iç yapı îtibâriyle cemiyette hâkim olan bâzı ahlâkî kâideleri, müeyyideleri ile, esnafın kendi kendine tatbik ettiği müesseselerdir. Loncalarda bulunan iş ahlâkının temelinde, otoriteye ve geleneklere bağlılık, el işçiliğine hürmet, kanâatkârlık, meslek sırrını saklamak gibi prensipler yatmaktaydı.
Osmanlı Devletinde loncaların ekonomik vasıfları yanında, onlara husûsiyet kazandıran, iç kuruluşları ve sosyal faaliyetleridir. Osmanlı Devletinin kuruluşunda önemli olan ahîlikle yakın bağları bulunan loncaların da, ahîliğin; yiğit, ahî ve şeyh olmak üzere üç derecesine karşılık çırak, kalfa, usta, nakib vekili, nakib, baş nakib, şeyh halifesi, şeyh ve şeyh-üş-şuyûh olarak dokuz kademesi vardı. Ahîliğin kavlî ve seyfi üyelik olmak üzere, üyelerinin iki grupta değerlenmesi yerine, loncalarda üyelik kavlî, şürbî ve seyfî olarak üç grupta meydana getirildi.
Lonca teşkilâtı, Osmanlı Devletinin en ücrâ köşelerine kadar yayılmıştı. Avârız sandıkları sistemiyle üyelerini, her türlü kazaya ve ölüme karşı aileleriyle berâber sigortalamıştı. Lonca teşkilâtı, Osmanlı Devletinin sosyal yapısında büyük güç, düzen, âsâyiş ve ahlâk unsuru olmuştur. Kendi bünyesi içerisinde denetlendiği gibi, devletin de kontrolü altında bulunuyordu. On yedinci yüzyılda İstanbul’da 1109 Loncaya bağlı, 126.000 üye tespit edilebilmişti.
Osmanlı Devletinin son zamanlarında, sanâyileşme hareketlerinin ve fabrikalaşmanın başlaması neticesinde el sanatları giderek önemini kaybetti. İttihat ve Terakki Fırkasınca 1913 târihinde loncalar kaldırıldı.   

155  cellotin genel / Ziraat / Ynt: YABANCI OTLAR : Nisan 17, 2007, 09:22:52 ÖÖ
GİRİŞ
İnsanoğlunun yabancıotlarla ilk tanışması, bazı bitkileri kültüre almasıyla başlamıştır. İlk olarak, kültüre aldığı bitkilerin içinde gelişen diğer otları yok etmek istemiş ve onları elle yolarak temizlemiştir. Bu tarımsal faaliyetlerin, bundan 10 bin yıl öncesinde başladığı tahmin edilmektedir. Daha sonraları ise insanoğlu, bu işlemi bazı aletler kullanarak kolaylaştırmaya çalışmıştır. M.Ö. 6000'li yıllarda ilk defa çapa benzeri bir aletin, M.Ö. 1000 yıllarında ise tırmığın kullanıldığı tarihi belgelerden anlaşılmaktadır.- Neolitik çağdan itibaren başlayan bu gelişim ve değişim süreci, günümüze kadar aşama aşama gelmiştir (Erciş ve ark., 1993).
İlk olarak alınan bu basit mekanik mücadele yöntemlerinin yanısıra, zamanla kültürel önlemlerin de alınmaya başladığı görülmektedir. Asur Kralı Hammurabi'nin, M.Ö. 2000 yıllarında yabancıotlara karşı kültürel önlemlerle mücadele yapılmasını öneren, kanunlar koyduğu görülmektedir. Yine, M.Ö. 394-368 yıllarında Xenephon, yazdığı ekonomi kitabında (Oeconomicus) yabancıotları gömmeyi ve köklerinin çıkarılmalarını; M.S. 100. yılda ise Romalı yazarlar, yabancıotların ürünü azaltıcı etkisine dikkat çekerek, çapalama ile ortadan kaldırılmalarını önermişlerdir (Özer ve Özer, 1993). Bazı kültür bitkilerinin, 1700'lü yıllardan sonra sıraya ekilmeye başlanmasıyla, çapalama ve toprak işleme yöntemleri de devreye girmiştir. İngiltere'de 1731 yılında Jenhro Tull, yazdığı "Horse Hoeıng Husbandry" isimli kitabında, ot mücadelesinde atla çekilen çapayı önermiş, bunun için bitkilerin sıraya ekilmesi gerektiğini savunmuş ve ilk olarak yabancıot (weed) kelimesini kullananlardan birisi olmuştur (Klingman ve Ashton, 1982) Ondokuzuncu yüzyıla gelinildiğinde, sanayileşme ile makinalı tarıma geçiş başlamış, bundan yabancıot mücadelesi de payına düşeni almıştır. Önceleri, makinalı tarım çeki hayvanlarından gücünü alırken; sonraları, dizel motorunun icadı ile traktörden gücünü almaya başlamıştır. Zamanla, traktörle çekilen saban, pulluk, tırmık, külütüvatör ve diskaro gibi aletler yabancıot mücadelesinde kullanılmıştır.
Yabancıotları yok etmek amacıyla, 1900'lü yılların başlarında ilk olarak bazı kimyasal maddeler denenmiştir. Bu yıllarda Fransa'da dinitrofenoller ve kresoller kullanılmıştır. Yine, bitkileri öldürmek için sodyum klorür, demir sülfat, bakır sülfat, sodyum klorat, sülfirik asit, kalsiyum siyanamid, arsenikli bileşikler ve boratlar kullanılmıştır (Robbins ve ark,, 1952).
Bunlardan AMS (amonyum sülfamat) ve boratlar, son zamanlara kadar dünya üzerinde kullanılmaktaydı. İnorganik yapıda olan bu ilk herbisitler, seçici özelliğe sahip olmamakla beraber bir kısmının ise toprakta kalıcılıkları oldukça uzundu, dolayısıyla çevreye ve insanlara olan olumsuz etkileri de fazlaydı.
Organik kimyadaki ilerlemelerle, yeni kimyasal maddelerin arayışı sürerken, II. Dünya Savaşı yıllarında bitki büyüme düzenleyicisi olarak keşfedilen 2,4-D (2,4-dichlorophenoxyaceticacid)'nin yüksek dozlarda bitkileri öldürdüğü, hatta buğdaygiller familyası üyelerine zarar vermezken, çift çenekli (geniş yapraklı) birçok bitkiye etki ettiği görülmüştür. Savaş sırasında bu buluş askeri amaçla yani, düşman ülkelerinin tarım ürünlerini yok etmede kullanılmak istenmiş ve bir süre sır olarak saklanmıştır. Bu kimyasal madde, savaştan sonra tarımsal amaçlı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Dolayısıyla 1947 yılı, bugünkü anlamda yabancıotlarla kimyasal savaşımın başlangıcı olarak kabul edilebilir. 2,4-D'nin bulunuşu, organik yapıda ve seçici özellik taşıyan ilk herbisit olması açısından önemlidir. Vietnam savaşı sırasında ABD,, benzer bir madde olan 2,4,5-T (2,4,5-trichlorophenoxyacetıcacid)'yi yaprak dökücü özelliğinden dolayı, ağaçlarda saklanan Kuzey Vietnamlıları ortaya çıkarmak amacıyla kullanmıştır. Yıllar sonra, bu bileşiğin kanser yapıcı özelliğinin olduğu anlaşılmış ve üretimi yasaklanmıştır. Bu buluşlardan sonra, herbisit sanayisi hızlı bir şekilde gelişmiş ve günümüzde dev bir sektör halını almıştır.
Son yıllarda, kimyasal mücadelenin zararlarının çokça tartışılıyor olması, biyolojik mücadele gibi alternatif yöntemleri de gündeme getirmiştir. Yüzyılımızda, biyolojik mücadele ile ilgili çok sayıda araştırma yapılmakla beraber, kimyasal mücadele araştırmalarına harcanan zaman, para ve emekle kıyaslandığında oldukça gerilerde kaldığı görülmektedir. Burada, kimyasal mücadelenin ucuz, pratik ve yüksek etkili olmasının rolü büyüktür. Dünya üzerinde yabancıotlarla biyolojik mücadelede, çok az örnek bulunmaktadır. Avustralya'ya Amerika'dan getirilen bir kaktüs türü (Opuntia sp.) mücadelesinde Cactoblasüs cactorum adlı bir böcek ve Tetramchus opımtiae isimli bir kırmızı örümceğin; Hawaii'de Lantana camara isimli bir çalı ile mücadelede Crocidosema lantana ve Agromyza lantanae isimli böceklerin; ABD'de kuzukıran (Hypericum perforatumyiâ mücadelede bazı Chrysolina türlennin; yine ABD'nin New Orleans Eyaleti'nde Misisippi deltasında yayılan bir çeşit su sümbülü (Eichhornia crassipes) ile mücadelede Neochetina eichhornide ve N. brııchi isimli böceklerin ve su yabancıotlarına karşı ot sazanı (Cytenopharingodon idelhymn kullanılması bunlara en iyi örneklen oluşturmaktadır (Güncan, 1985). Yabancıotlarla biyolojik mücadelede, pas fungusları üzerinde de çalışmalar yapılmaktadır. Ancak, pas funguslarının yapay ortamlarda üretilememesinden dolayı, pratikte kullanılabilecek sonuçlar henüz alınamamıştır. Bunun yanında, son 10 yıl içinde ABD'de bir herbisit gibi kurulanıp satılan bir kaç organizma mevcuttur. Amerika'ya özgü bazı yabancıotlarla mücadelede kullanılan bu ilaçlar, sadece söz konusu yabancıotları hastalandıran bazı fungusların sporlarından oluşmaktadır. Biyoherbisit veya mıkoherbisıt olarak adlandırılan bu ilaçlara örnek olarak; Devine (Phytophytora palmivora), Collego (Çölletotrichum gloeosporioides sp. aeschynomene}, Bio Mal (Colletotrichum gloeosporioides sp. malvae), Casst (Alternaria cassiae) ve MYX-1200 (Fusarium latehtium) verilebilir (Thomson, 1993).
Türkiye'de yabancıot mücadelesinin gelişimi, 1914 yılında Tarımda Zararlıların ve Zarar Yapan Bitkilerin Yok Edilmesine Dair Kanun" ile başlamaktadır. Ardından Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından sonra, 1924 yılında Ziraat Vekaleti (Tarım Bakanlığı) kurulmuştur. Tarım Bakanlığı zamanla, bitki koruma konusunda araştırmalar yapmak üzere İzmir, Adana, Ankara, İstanbul, Samsun, Diyarbakır ve Erzincan'da istasyonlar kurmuştur. (Erciş ve ark., 1993). Günümüzde ise sadece İzmir, Adana, Ankara ve Diyarbakır'daki Zirai Mücadele Araştırma İstasyonları faaliyetlerim sürdürmektedir.
Türkiye'de yabancıotlarla ilgili ilk bilimsel çalışmalar, 1940'lı yıllarda Ankara'da, Selahattin Kuntay ile başlamıştır. Kimyasal mücadelenin başlangıcı ise, 1950 yılında 2,4-D'nin kullanılmasıyla olmuştur. Daha sonra 1950'li yıllarda Naime Göksel tarafından yabancıot araştırmaları yapılmış ve ilk defa 1952'de Enstitülerde, Fitopatoloji Şubeleri içerisinde Yabancıot Laboratuarları kurulmuştur. Enstitüler-deki yabancıot laboratuarları, önce 1963 yılında Fitopatoloji ve Entomoloji bölümlerine eşdeğer bölüm haline getirilmiş, sonra tekrar 1967 yılında Yabancıotlar ve Parazit Bitkiler Laboratuarına dönüştürülmüştür. 1988 yılında ise, Herboloji Şube Şefliği, Fitopatoloji ve Entomoloji Şeflikleriyle beraber üçüncü bir birim olarak yerini almıştır. Enstitülerde bu gelişmeler yaşanırken, günümüzde yabancıot bilimi, Ziraat Fakülteleri Bitki Koruma Bölümlerinde, Fitopatoloji Anabilim Dalının bir parçası olarak yer almaya devam etmektedir.
Materyali bitki olan Herboloji'nin, materyalini mikroorganizmaların oluşturduğu Fitopatolojinin içinde yer alması, bilim dallarının sistematiğine uygun düşmese de, Ziraat Fakültelerinde bu bilimsel disiplinlerin birbirinden ayrılması henüz gerçekleşememiştir.
Yabancıot Bilim Dalı'nın Ziraat Fakültelerinde yeni bir bilim dalı olması ve halen Fitopatoloji içinde yer alması, gelişmesini olumsuz yönde etkilemiştir. 1940-1992 arasındaki 52 yıllık dönemde, Türkiye'de yabancıot araştırmacılarının toplam sayısının 55 kişi, bunlardan doktoralı olanların ise sadece 22 kişi olduğu bir gerçektir. Aynı süre içinde, toplam 657 yayın yapıldığı, bunların % 80'e yakınının ise 1970'den sonrasına denk geldiği bilinmektedir (Şekil G.l).







Şekil l. Türkiye'de yabancıotlarla ilgili yapılan çalışmaların 10 yıllık dönemler bazında dağılımı
(Erciş, A., Yıldırım, A. ve Tuncer, G.; Türkiye Yabancıot Bibliyografyası'ndan).

Yabancıotları tanımlayacak olursak, tarım arazilerinde ürünün verim ve kalitesini azaltan, tarım arazisi dışında ise bulunduğu ortamda yapılan faaliyetlere zararlı olan ve bu ortamlarda yetişmelerini istemediğimiz tüm bitkilerdir. Bir bitkinin yabancıot tanımına girmesi için, zararlı olması gerekir. Yabancıot, "yabani ot" kavramı ile karıştırılmamalıdır. Yabanı ot, kültüre alınmamış yani, insan eliyle yetiştirilmemiş bitki demektir. Oysa, bir kültür bitkisi de yabancıot olabilir. Örneğin, buğday içinde gelişen çavdar veya pamuk tarlasında gelişen buğday, yabancıot olarak nitelendirilir. Yabancıot olarak tanımladığımız bitkiler, aslında bulunduğu bölgenin doğal bitki örtüsünün (flora) bir parçasıdır.
Bu bitkiler aynı zamanda bir kültür bitkisi olabileceği gibi; üaç yapımında, kimya ve boya sanayiinde, el sanatlarında, ıslah çalışmalarında vb. gibi birçok faydalı işte de pullanılan bitkiler olabilirler. Bu tip faydaları olmasa dahi ortamda bulunmaları, doğal dengenin korunması ve doğal hayatın devamı için gereklidir Bu sebeplerden dolayı yabancıotları, yok edilmesi gereken bir düşman gibi görmemek gerekir. Bir tarımcının amacı, yabancıotları tamamen yok etmek değil, onları verim ve kaliteyi olumsuz etkileyecek seviyelerinin altında tutmak olmalıdır.
YABANCIOTLARIN ZARARLARI
Yabancıotların zararlarını aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür :
Toprağın Su Düzenine Olan Zararları
Kültür bitkileri için gerekli olan toprak suyunun kritik olduğu yerlerde bu husus çok büyük önem taşımaktadır. Yabancıotlar kültür bitkilerine nazaran çok daha fazla su sarfetmektedirler. Örneğin, Yabani Hardal (Sinapts arvensis), arpaya göre 2,6; yulaf bitkisine göre 1.6 defa daha fazla su sarfetmektedir. KOBŞMO (1930), 8 derişik yabancıot ve 8 kültür bitkisi ile yapı ı 3 olduğu bir araştırmasında, l kg kuru madde için yabancıotlar in 537-657 litre, kültür bitkilerinin ise 242-320 litre suya ihtiyaç duyduklarını ortaya koymuştur. Kuru tarım yapılarak tahıl yetiştirilen yerlerde, çok yoğun yabancıot bulunması. buralarda su harcamasını arttırmakta ve bu durum da kültür bitkisinin toprak suyundan faydalanmasına büyük ölçüde etkide bulunmaktadır. Yağışın az olduğu yıllarda ve kumlu topraklarda yabancıotlar in fazla su harcamasından dolayı kültür bitkilerinde ortaya çıkan zarar daha da belirgin oluktadır.
Ayrıca tanısal ataçlar için toplamış olan sularda ve kanallarda bulunan yabancıotlar. hem suyun kalitesini bozarak ve kanalları tıkayarak ve hem de transprasyon ile büyük kayıplara sebep olmaktadırlar. Diğer taraftan su topluluklarında yabancıotların bulunması, buralarda hayvansal su ürünleri yetiştirilmesine negatif etkide bulunmak tadır. 2.2, Toprağın besin maddelerine olan zararlar :
Yabancıotlar, sahip oldukları kuvvetli kök sistemleri ile kültür bitkilerinden daha fazla besin maddesini topraktan alabilmektedirler. Örneğin Yabani Turp (Raphanus raphanistrm) olarak isimlendirilen yabancıot, tohum olgunlaşmasına kadar, yulaf bitkisine göre 4 katı daha fazla potasyum, 2 katı daha fazla azot ve fosforu, topraktan sömürmektedir.
Ayrıca yabancıotlar, toprağın daha derinlerine inebilen kök sistemleri ile buralardaki besin maddelerini de kullanabilmektedirler.
Diğer taraftan, kültür bitkileri ile yabancıotlar arasındaki besin maddelerine olan rekabette, toplam besin maddesi alın kadar, bu besin maddeler inin alındığı süre de çok önemlidir. Örneğin, Sarmaşık Tavşanotu (Veronica hederifolia) kışlık hububattan daha önce gelişmesini tamamlamaktadır. Bu bakımdan adı gecen yabancıot, azot ihtiyacını, kışlık hububattan daha önce topraktan almaktadır. Toprağında azot açığı bulunan tarım alanlarında, gelişmesini kültür bitkisinden önce tamamlayarak. topraktaki zaten yetersiz olan azotu sömüren yabancıotlar, kültür bitkisinin gelişme ve veriline olumsuz etkide bulunabilmektedirler,
Kültür Bitkilerinin Işıklamalarına Olan Etkiler
Yabancıotlar, kültür bitkilerinden daha fazla ve daha çabuk geliştiklerinden, tanı alanını, ekimi yapılmış olan bitkiden daha önce kaplamakta ve bu suretle de kültür bitkisinin ışıklamasını önemli ölçüde negatif yönde etkileyebilmektedir. Bilindiği gibi bitkiler, güneş  enerjisi yardın ile CO2'i indirgeyerek önce basit şekerleri, daha sonra da yağ ve protein gibi yüksek moleküllü yapı taşlarını oluşturmaktadırlar. Basit olarak bu şekilde ifade edilebilen fotosentez olayında, güneş enerjisinin rolü çok önemlidir, Yabancıotların tarlayı kaplaması sonucu güneş ışınları, kültür bitkisine daha az oranda ulaşmakta ve bu şekildeki bitkiler, yabancıotlardan temizlenmiş sahalarda yetişen kültür bitkilerine oranla, daha düşük özümleme yapabildiklerinden, sonuçta gelişme gerilişi ve veril düşüklüğü göstermektedirler.
Ayrıca yabancıotların yoğun bulunduğu tarlalarda, ışıklama homojen olmadığından, kültür bitkisinin olgunlaşması da, mütecanis olmamakta ve bu durum da hasat zamanının saptamasında güçlük yaratmaktadır.
Toprak Sıcaklığına Olan Etkiler
Yapılmış olan araştırmalar, tanı yapılan toprakların vejetasyon periyodunun başından itibaren yabancıotlarla kaplamış oltasının, toprak sıcaklığını, yabancıotlardan temizlenmiş bir tanı toprağına göre. 3 °C'ye yakın düşürdüğünü ortaya koymuştur. Araştırıcılar, yabancıotlu bir buğday tarlasının toprak sıcaklığının, yabancıotlardan temizlenmiş olana nazaran, 0.8 0C daha düşük olduğunu saptamışlardır.
Bu durumda toprak sıcaklığı daha düşük olan tarlada kültür bitkisinin daha geç olgunlaşacağı açıktır, Bu şekilde daha uzun süre tarlada kalan kol tür bitkisinin. kötü çevre koşullarından, zararlı ve hastalık etmenlerinden daha çok etkileneceği, sonuçta veril düşüklüğü ortaya çıkacağı söylenebilir.
Yabancı Otların Bazı Kültür Bitkisi Zararlı ve Hastalık Etmenlerine Yataklık Yapması   
Bazı yabancıotlar, kültür bitkilerinin zararlı ve hastalık etmenlerine konukçu veya ara konukçu görevi yaparak kültür bitkilerine dolaylı olarak zararlı olabilmektedirler. Örneğin, Çoban Çantası (Capsella bursa-pastoris) olarak isimlendirilen yabancıot üzerinde de yaşayabilen yaprak pireleri, seker pancarı, fasulye ve domates bitkilerine bazı virüs hastalıklarını taşıyabilmedirler, Ayrıca virüs nakledebilen bazı yaprak biti türleri (Aphis spp.) de yabancıotlar üzerinde beslenebilmektedirler. Gramineae familyasına bağlı bazı yabancıotlar, hububatın önemli hastalık etmenlerinden olan Gaeumannomyces graminis ve Pseudocer cosporella herpotrichoides'e konukçu bitki vazifesi görmekte ve bu hastalık etmeninin ertesi yıllara geçişini sağlamaktadır. Ayrıca Berberis bitkisinin Buğday Karapası hastalık etmeni (Puccinia graminis tritici)'ne arakonukçuluk yaptığı ve bu hastalıktan korunma çarelerinden birinin de hastalık etmenine arakonukçuluk yapan Berberis bitkisinin ortadan kaldırılması gerektiği uzun zamandır bilinmektedir.
Yabancıotların Salgıladıkları Maddelerin Etkileri
Bazı yabancıotlar köklerinden veya toprak üstü organlarından salgıladıkları maddelerle çevrelerinde yetişen kültür bitkilerinin gelişme ve Yerlilerine negatif etkide bulunabilmektedirler. örneğin Ayrık (Agropyrop repens) olarak isimlendirilen yabancıotun köklerinden salgılanan bazı maddeler, kültür bitkilerine toksik etkide bulunarak onların normal çimlenme ve gelişmelerine engel olmaktadırlar.Ayrıca Artemisia california (Pelin türü bir yabancıot) ve Salvia leocophylla (Çimen Adaçayı türü bir yabancıot) isimli yabancıotların salgıladıkları uçucu yağların, çevrede yetiştirilen hıyar ve yulaf bitkilerinin gelişmelerini negatif yönde etkilediği literatürde belirtilmektedir (GÜNEYLİ, 1973).
Yabancıotların Çiftlik Hayvanlarına Olan Zararları
Bazı yabancıotların bünyelerinde bulunan alkoloid, glikozid veya benzeri toksik imaddeler, bu yabancıotları yiyen çiftlik hayvanlarına zehir etkisi göstermekte ve bu hayvanların kaybına neden olabilmektedirler, örneğin Demir Dikeni (Tribulus terrestris) zehirlemesinden 1927 yılında Güney Afrika'da 600.000 koyunun öldüğü bildirilmektedir (GÜNEYLİ, 1973). Eğrelti Otu (Pteridium spp.) türleri bünyesinde bulunan Thiaminase enzimi, geviş getiren hayvanlar dışındaki diğer çiftlik hayvanlarının Thiamin sentezlerini etkileyerek zararlı olmaktadırlar. Bazı yörelerde Sert Ot (Hypericum spp.) olarak isimlendirilen yabancıot türleri, içerisindeki Hypericin maddesi, bunları yiyen sığırların derilerini güneş ısınlarına hassaslaştırarak ödemlere neden olabilmektedirler. Ayrıca Çavdar Mahmuzu hastalık etmeni (Claviceps purpurea) ile hastalandırılmış çavdar bitkilerini veya tohumlarını yiyen hayvanlarda, hastalık etmeni fungusun sklerotilerinde bulunan Ergot Alkoloidlerinden dolayı, yavru atma, gaga, ibik ve tırnak dökülmesi seklindeki belirtilerle ortaya çıkan hastalıklar görülebilmektedir. Bu hastalık etmeni, çavdardan başka, bazı çayır otlarını da hastalandırıp ODlar üzerinde de sklerotiler oluşturduğundan, bunları yiyen çiftlik hayvanları için oldukça tehlikeli olabilmektedirler.
Yabancıotların Hasat Sırasındaki Zararları
Kültür bitkileri arasında yabancıotların bulunması, hasat sırasında büyük kayıplara neden olabilmektedir. Örneğin, hububat tarlalarında yabancıot bulunması,  biçer-döver ile hasat sırasında, aletin çalışmasını güçleştirmekte, sık sık arızalanmasına neden olmakta ve hububat tanelerinin sap ve samandan ayrılmadan toprağa atılmasına sebep olmaktadır. Pamuk tarlaları içerisinde bulunan bazı yabancıotların tohum veya bazı bitki kısıtlan, pamuk liflerine yapışarak pamuğun kalitesini düşürmektedir. Ayrıca bu şekildeki yabancıotlar, pamuk hasadını da güçleştirirler.
Yabancıotlar Yangın Tehlikesini Artırmaktadırlar
özellikle ülkemizdeki yabancıotların çoğu yaz aylarında vejetasyon sürelerini tanılayarak Kurmaktadır, Kurmuş olan bu bitkiler, söndürülmeden atılan bir sigara izmaritinden veya iyi söndürülmeden bırakılmış kamp ateşinden kolaylıkla tutuşmakta ve yangını etrafa yayabilmektedirler. Bu bakımdan orman kenarı ve içinde, endüstriyel tesislerin çevrelerinde yabancıot bulunması istenilmez.
Ayrıca demiryolları kenarlarında, lokomotiflerden sıçrayan kıvılcımlarla veya vagonlardan atılan izmaritlerle yangın çıkma ihtilaline karşı yabancıotlardan temizlenmiş olmasına dikkat edilir.
Yabancıotların Bina ve Tesislere Yaptığı Zararlar
Bazı yabancıot tohumları, bina ve tesislerin dış yüzeylerinde bulunan yarık ve çatlaklara yerleşerek oralarda çimlenip gelişmekte, yağı ur, don gibi dış etkilerin de yardın ile bu k ıs ular ı tahrip edebilmektedir. Ayrıca rizom ve stolonları ile gelişip yayılabilen yabancıotlar, karayollarının ve hava alanları pistlerinin asfalt veya betonlarının altlarına girerek, önce buraları çatlatmakta ve bu çatlayan k ıs ular dış etkilerin de yardın ile kolaylıkla bozulabilmektedir. Bu bakımdan yabancıot bulunan karayolları ve hava alanı pistlerinde bakım masrafları artmaktadır.
TARIMDIŞI VE BOŞ ALANLARDA YABANCIOTLAR VE MÜCADELELERİ
SORUN OLAN YABANCIOTLAR
Tarım dışı veya boş alan denildiğinde; otoyol ve tren yolu kenarları, bina, fabrika, hava alanları ve sanayi yerlerinin çevresi, endüstri alanları, boru hatları, kanal kenarları ve şevler, tarihi alanlar anlaşılmaktadır. Bu alanların kullanım amaçlarına bağlı olarak, bazı bitkiler sorun oluştururlar ve sorun olan bu bitkiler, yabancıot olarak nitelendirilirler. Bazı yabancıotlar kuruyarak, yangınlara sebep olabilir. Yaz sonuna ve sonbahar mevsimine doğru buralarda gelişen yabancıotlar iyice kurur; sonra kuru hava ve sıcağın da etkisiyle küçük bir kıvılcım veya kırık cam parçalarının güneşi odaklamasıyla tutuşabilirler. Otoyol, tren yolu, havaalanı, bina kenarları ve endüstriyel alanlarda bu durum oldukça önemlidir. Ayrıca, otların tutuşmasıyla orman yangınları oluşabilmekte, hatta bina ve endüstriyel alanlarda da yangınlar çıkabilmektedir. Tarım dışı alanlarda yabancıotların diğer bir zararı ise, tarihi alanlardaki eserlerin örtülmesine, üzerinde veya içinde gelişen kökleriyle tarihi eserlerin zamanla parçalanmasına, ufalanmasına ve bozulmasına sebep olmalarıdır. Yabancıotlar kazı çalışmalarını zorlaştırmakta ve sarfedilen işgücünü artırmaktadır. Tarım dışı alanlarda çoğalan yabancıotlar, buradan diğer bölgelere de yayılabilir.
Tarım dışı alanlarda sorun olan yabancıotları, belli bir gurup altında isimlendirmek güçtür. Çünkü, tek veya çok yıllık, dar veya geniş yapraklı; hatta çalı, ağaççık ve ağaç formunda birçok bitki de buralarda sorun olabilmektedir.
Bu konuyla ilgili olarak Akdeniz Bölgesi'nde yapılan bir çalışmada, kültür arazisi dışında, kültür arazisi içindeki kadar yabancıot türünün bulunduğu ve kültür arazisi dışındaki yabancıotların en çok yol kenarları, tarla kenarları ve boş alanlarda bulunduğu bildirilmektedir (Düzenli ve ark., 1993). Bu yabancı otların hepsinden bahsetmek veya onların bir dokümanını vermek oldukça zordur. Çizelge I 'de bunların bir kısmının ve Çizelge 2 'de de çalı, ağaççık veya ağaç formunda olan bazılarının bir listesi verilmiştir.

Çizelge1. Tarım Dışı Veya Boş Alanlarda Bulunan Bazı Yabancıotlar
Yabancıotun bilimsel ismi   Türkçe İsmi
Achillea spp.    Civan Perçemleri
Acroptylon repens    Kekre
Aegilops spp.    Yaban Buğdayları, Teke Çimenleri
Alcea spp.   Hatmiler
Alkanna spp.    Tosbağa Otu, Köpekdili, Havaciva Otu
Allium spp.    Yabani Sarımsaklar
Althea spp.    Hatmiler
Anagyris foetida    Katır Kuyruğu, Domuz Dikeni
Anchusa azurea    Sığırdili
Anthemis spp.    Papatyalar
Apera spica-venti    Rüzgar Otu
Artemisia spp.    Pelin Otları, Yavşan Otlan
Bromus spp.    Bromlar
Bupleurum spp.    Tavşankulakları
Calendula arvensis    Portakal Nergizi
Campanula spp.    Çan Çiçekleri
Carduus spp.    Kangallar, Kenger Dikenleri
Centaurea solstitiaîis    Güneş Dikeni
Centaurea spp.    Gökbaşlar, Çayır Düğmeleri
Chenopodium spp.    Sirkenler, Kazayakları
Chondrilla juncea    Karakavuk, Çengel Sakızı
Cichorium intybus    Çatlangaç, Köksakızı
Circium arvense    Tarla Köygöçüreni
Convolvulus arvenisis    Tarla Sarmaşığı
Cynodon dactylon    Köpekdişi Ayrığı
Datura stramonium    Şeytan Elması
Ecballium elaterium    Eşek Hıyarı, Acı Kavun, Cırtatan
Echinops spp.    Kirpi Dikenleri, Topuzlar
Echium spp.    Engerek Otlan
Erodium spp.    Dönbabalar
Eryngium spp.    Boğa Dikenleri
Euphorbia spp.   Sütleğenler
Fumaria spp.   Şahtere Otları
Geranium spp.    Turnagagaları
Glycyrrhiza spp.    Meyan Kökleri
Gypsophyla spp.    Çövenler, Alçı Otları, Yağlıotlar
Heliotropium spp.    Bozotlar
Hordeum murinum    Duvar Arpası, Pisi Pisi Otu
Hyoscyamus niger    Deli Batbat, Siyah Banotu
Lamium spp.    Ballıbabalar
Lavandula stoechas    Karabaş Otu, Lavanta
Malva spp.   Ebegümeciler
Matricaria chamomilla    Hakiki Papatya, Mayıs Papatyası
Medicago spp.    Yabanı Yoncalar
Melilotus spp.    Taş Yoncaları
Mentha spp.    Naneler
Onopordum acanthium    Adı Eşek Dikeni, Kangal, Gengel
Papaver spp.    Gelincikler
Plantago spp.    Sinir Otları
Polygönüm spp.    Çoban Değenekleri
Pteridium aquilinum    Eğrelti Otu, Kartal Eğrelti
Ranunculus spp.    Düğün Çiçekleri
Rumexspp.    Labadalar
Salsola kali    Adı Soda Otu
Salvia spp.   Adaçayları
Scandix pecten-venerîs    Zühre Tarağı, Çoban Tarağı
Sinapis arvensis    Yabanı Hardal
Slipa spp.    Sorguç Otlan
Tribulus terrestris    Demir Dikeni
Trifoliıım spp.    Üçgüller, Tırtıllar
Turgenia latifolia    Geniş Yapraklı Pıtrak, Küçük Pıtrak
Verbascum spp.    Sığır Kuyrukları, Balık Otlan
Veronica spp.    Yavşan Otları
Vicia  spp.   Yabanı Fiğler
Xanihium spinosıım    Zincir Pıtrağı, San Pıtrak
Xanthium strumarium   Domuz Pıtrağı, İri Pıtrak
   


 
Çizelge 2. Tarım Dışı Ve Boş Alanlarda Sorun Olan Bazı Çalı, Ağaççık Veya Ağaç Formundaki Yabancıotlar
Yabancıotun bilimsel ismi   Türkçe İsmi   Formu*
Genista spp.    Katırtırnakları   OT, ÇL
Alhagi pseudoalhagi    Deve Dikeni   ÇL
Berberis crataegina    Kadın Tuzluğu, Diken Üzümü   ÇL
Capparis spinosa    Kebere, Keditırnağı   ÇL (sürünücü)
Hypericum spp.    Binbirdelik Otları, Kantaron   ÇL
Prosopis farcta    Çeti   ÇL
Rubus canascens    Böğürtlen   ÇL
Rubus sanctus    Böğürtlen   ÇL
Rubus idaeus    Ahududu, Ağaç Çileği   ÇL
Sarcopoterium spinosum    Abdestbozan Otu   ÇL
Erica spp.    Fundalar   ÇL,AÇ
Juniperus spp.    Ardıçlar   ÇL, AÇ
Myrtus communis    Mersin, Murt   ÇL,AÇ
Paliurus spina-chrisli    Karaçalı   ÇL, AÇ
Prunus spinosa    Çakal Eriği   ÇL,AÇ
Rosa canına    Kuşburnu, Yabani Gül   ÇL, AÇ
Tamarix spp.    Ilgınlar   ÇL, AÇ
Vitex angus-castus    Hayıt   AÇ
Elaegnus angustifolia    İğde   AÇ, AĞ
Salix spp.    Söğütler   AÇ, AĞ
Ouercus spp.    Meşeler   AÇ, AĞ
Ailanihus altissima   Kokarağaç, Aylandız   AĞ
* OT=otsu;   ÇL=çah;   AÇ=ağaççık;   AĞ=ağaç







KAYNAKÇA
-   Prof. Dr. Oktay YEĞEN, Yabancıotlar ve Mücadelesi, Akdeniz Üniversitesi Basımevi, Antalya, 1993.
-   Yrd. Doç. Dr. Işık TEPE, Türkiye’de Tarım ve Tarımdışı Alanlarda Sorun Olan Yabancıotlar ve Mücadeleleri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Yayınları, No:32/18, Van, 1997.







































İÇİNDEKİLER

GİRİŞ   1
YABANCIOTLARIN ZARARLARI   5
Toprağın Su Düzenine Olan Zararları   5
Kültür Bitkilerinin Işıklamalarına Olan Etkiler   6
Toprak Sıcaklığına Olan Etkiler   6
Yabancı Otların Bazı Kültür Bitkisi Zararlı ve Hastalık Etmenlerine Yataklık Yapması   7
Yabancıotların Salgıladıkları Maddelerin Etkileri   7
Yabancıotların Çiftlik Hayvanlarına Olan Zararları   8
Yabancıotların Hasat Sırasındaki Zararları   8
Yabancıotlar Yangın Tehlikesini Artırmaktadırlar   8
Yabancıotların Bina ve Tesislere Yaptığı Zararlar   9
TARIMDIŞI VE BOŞ ALANLARDA YABANCIOTLAR VE MÜCADELELERİ   9
SORUN OLAN YABANCIOTLAR   9
Türkçe İsmi   13
KAYNAKÇA   14




156  cellotin genel / Ziraat / YABANCI OTLAR : Nisan 17, 2007, 09:20:40 ÖÖ
Bedava ödev indir

dosya şifresi cellotin.com
157  cellotin genel / Ziraat / Ynt: YALANCI AKASYA'NIN GENEL ÖZELLİKLERİ : Nisan 17, 2007, 09:20:10 ÖÖ
l - YALANCI AKASYA 'NIN GENEL ÖZELLİKLERİ  (Robinia pseudoacacia L.)
Yaklaşık 20 civarında tür ile temsil edilen Robinia cinsi Kuzey Amerika ve Meksika'da 35-43 derece enlemleri arasında doğal yayılış yapar. Dikey yayılışı 1100 m. ye kadar çıkar. Doğal yayılışında tek tek veya gruplar halinde bulunur. 25 m. kadar boylanabilen bu tür ortalama 100 yıl yaşayabilmektedir. Dallarının dikenli,beyaz renkteki kokulu çiçeklerinin salkım halinde bulunması, yapraklarının pennat ve çok yapraklı olmasıyla (5-12 yaprakçık) tanınır. Robinia cinsinin ağaç formunda bulunan sadece 4 türünün (Yalancı Akasya (Robinia pseudoacacia L), Robinia lıucurians Schneid., Robinia viscosa Vent. (kısa salkımk fazla boylanmaz) ve Robinia ambigua Poir.) ormancılık açısından önemi vardır. Türkiye'de R..pseudoacacia, R..viscosa (çalı formunda) ve R.hispida'mn (dalları tüylü salkımları canlı pembe ve 1-3 m. boyunda ağaççık) yayılışı vardır. Robinia pseudoacacia Avrupaya XVII: yüz yılda, Türkiye'ye Cumhuriyet ile birlikte girmiş ve yol kenarlarına, okul bahçelerine, kışlalara ve tren yolu kenarlarına dikimleri yapılmıştır. Bu nedenle bu türe ülkemizde Cumhuriyet ağacı da denilmektedir (Kayacık 1966). Ülkemizde Yalancı Akasyanın eskiden beri çok sevilen bir ağaç türü olduğu, bu ağacın Kavak ve Söğüt gibi Anadolu halkıyla bütünleştiğini de söyleyebiliriz. Bu konuda çok eski belgelere rastlanmamakla birlikte Yalancı Akasyanın 18. yüzyıl sonlarına doğru Türklerin aracılığıyla İstanbul üzerinden Balkanlara yani Bulgaristan, Romanya, Besarabya ve Makedonya'ya geçtiği iddia edilmektedir. Akasyaya Anadolu'da 'Salkım' Balkanlarda ise 'Saikam' denilmektedir. Akasyanın bazı yöreler için diğer ismi de 'Kral Ağacı' dır. 1916 Yılında Belgrat Ormanında kurulan ilk Orman Fidanlığımızdan Ankara'ya ulu önderimiz Atatürk'ün buyrukları ile kurulan Gazi Orman Çiftliği' ne dikilmek üzere binlerce Akasya fidanının gönderildiği bilinmektedir (Yaltırık 1991 ). Bu tür ile 1940'lı yıllarda köy baltalıkları oluşturulmaya çalışılmışsa da önemli sonuçlar alınamamıştır (Kayacık 1975). îkinci Dünya Savaşı yıllarında maden direği amaçlı Akasya meşcereleri tesisi için çalışmalar yapılmışsa da yine günümüze gerekli bilgiler ulaşamamıştır (Turan 1982). Ülkemizde özellikle Orman Bakanlığı ve Ağaçlandırma ve Erozyonu Kontrol Genel Müdürlüğünün kurulmasıyla ivme kazanan ağaçlandırma çalışmalarında en fazla kullanılan yapraklı ağaç türünün Yalancı Akasya olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ülkemizde Orman Fidanlıklarımızda 1989 yılında 34.711.000, 1990 da 35.347.000, 1991 de 25.543.000, 1992 de 14.231.000, 1993 de 6.161.000 ve 1994 de de 7.546.00 adet Akasya fidanı üretilmiştir (AGM 1995).
Bu tür çeşitli ağaç ve büyüme formlarına sahiptir. Serbest büyüyen tek ağaç kısa bir gövdeye ve bu gövdenin alt yüksekliklerinden başlayan dallanmaya sahiptir. Ağaç tacı ise geniş,yumurta şeklinde ve asimetriktir. Kapalı meşcerelerde ise gövde uzun ve silindirik olup yan dallar sadece ağaç tacının üst kısımlarında bulunur. Doğal budanma kabiliyeti oldukça yüksektir. Yalancı Akasyanın kabuğu genç yaşlarda düz olup lentisellerle kaplı görünümü vardır. Yaşlı ağaçlarda ise kabuk gri - kahverengi renkte olup oldukça kahrıdır. Yalancı Akasya, yoğun bir şekilde dallanmış ve lateral köklere sahip bir kök sistemine sahiptir. Toprakta kök gelişmesi genelde horizontal olup, vertikal olarak gelişen bazı kökler' de görülebilir.
Yetişme çevresi toleransı geniştir. Yalancı Akasyanın hızlı büyümesi ve yüksek ürün vermesi isteniyorsa yeterli besleyici madde ve suya sahip, havalanması iyi topraklara gereksinmesi vardır. Bu tür kuraklığa ve marjinal toprak koşullarına tahammül gösterebilir. Fakat bu koşullarda sadece toprak korunması ve yeşil örtü amaçlı kullanılabilir. Doğal yayılışında yıllık ortalama yağış 1000-1500 mm. olup bu miktarın 500-750 mm.si büyüme mevsimine aittir. Sıcaklıklara ilişkin olarak, Temmuz ayı ortalaması 20-27 , maksimumu 30-38 santigrat derecedir. Ocak ayı ortalaması 2-8, minimumu ise -10 - -25 santigrattır. Doğal yayılışında 1100 metreye kadar çıkabilir. Çok kuru ve ağır topraklar dışında çok çeşitli toprak tipleri üzerinde yetişebilir.
Normal koşullar altında büyümesi hızlı ve kuvvetlidir. Fidanlarda boy artımı 1. yılda l metre ,2-5. yıllar arasında yılda ortalama 2 metredir. 20. yaşa kadar çok hızlı olan boy büyümesi bu yaştan sonra azalır, 40 yaşından sonra da herhangi bir boy büyümesi görülemez. Hacım gelişmesinde ise 30 -40 yaşına kadar bir hızlılık sonra da yavaşlama görülür.
Yalancı Akasyada çiçek verme yaşı oldukça erkendir (4. ve 5. yaşlarda). Bol çiçeklenmeler 25 - 30 yaşında ve tepe tacı iyi gelişmiş ağaçlarda görülür. Güzel kokulu çiçekleri Mayıs ve Haziran aylarında tamamen açar ve anları nektar toplamak üzere tahrik eder. Bilinen zararlıları arasında, Megacyllene robiniae, Chalepus dorsalis ve Ecdytolopa insitiana yz sayabiliriz. Fakat bunların hiçbiri önemli zararlı değildir.
En önemli mantar zararlısı Fomes fraxineus olup ağaçlarda kök boğazı çürümelerine neden olur. Yalancı Akasya bir dereceye kadar don zararlarına karşı dayanıklıdır.
Yalancı Akasya baklagil bitkilerden olduğu için köklerindeki nodüllerde azot fikse eden bakteriler havadaki azotu su ile alınabilir hale getirerek toprağı azotça zenginleştirir ve birlikte bulunduğu bitkilerin de büyümelerini hızlandırır.
2 - YALANCI AKASYANIN DÜNYADAKİ YAYILIŞI
Yalancı Akasya doğal yayılış yaptığı Amerika Birleşik Devletlerinin hemen hemen her eyaletinde görülür. Bu tür genellikle toprak kayıplarının önlenmesinde (oyuntu ıslahında, su yataklarının tespitinde, su erozyonunun kontrolünde) ve gevşek toprakların ağaçlandırılmasında kullanılır.
Yalancı Akasya 17. yüzyılın başında Kuzey Amerika'dan Fransa'ya getirilen ilk ağaç türüdür. O zamandan bu yana bu tür Ballık ülkeleri dışında tüm Avrupa'ya yayılmıştır. Yalancı Akasya, Dünyada, meşcere kuruluşu ve ağaçlandırması yapılan yapraklı ağaç türleri arasında Okaliptüs ve melez Kavaktan sonra 3. sırada gelmektedir. 1988 yılı verilerine göre çeşitli ülkelerin Yalancı Akasya alanları aşağıda verilmiştir.
l - Bulgaristan                  73 000 ha
2- Çekoslovakya (önceki)                   28 000 ha
3 - Fransa                     30 000 ha
4- Yugoslavya (Önceki)               50 000 ha
5 - Macaristan                280 000 ha
6 - Almanya                       6 000 ha
7- Romanya                   161 000 ha
8-İtalya                   120 000 ha
9- Sovyetler Birliği (önceki)                40 000 ha
I O- Çin Halk Cumhuriyeti                    l 000 000 ha
II - Güney Kore 270 000 ha 12-Kuzey Kore       178 000 ha
Yukarıdaki verileri özetleyecek olursak toplam Yalancı Akasya alanının 2 milyon hektardan fazla olduğunu görürüz.
Yakın gelecekte Asya kıtasında Çin, Güney Kore ve Kuzey Kore'nin Avrupa Kıtasında ise Türkiye, İtalya, Yunanistan ve İspanyanın Yalancı Akasya alanlarında hızlı bir artma beklenmektedir. Yukarıda adı geçen ülkeler Yalancı Akasya Yetiştiriciliği yönünden Dünyanın önde gelen ülkeleri arasında sayılmaktadır.
Yalancı Akasya Macaristan'da en çok yayılışı olan ağaç türlerinden biridir. Bu tür Macaristan'a ilk kez 1710 - 1720 yıllarında parklar için süs ağacı olarak ithal edilmiştir. 1750 Yıllarında da orman ağacı olarak meşcere kuruluşlarına geçilmiştir. 19. Yüzyılın sonlarında toplam Yalancı Akasya alanı 70.000 hektara ulaşmıştır. Macaristan'da Yalancı Akasya alanlarının asıl genişlemesi 1920 yılından başlayarak görülmektedir. Bu ağaç türünün kısa idare süresine sahip olması, yetiştirilmesinin basit oluşu, odununu çok yönlü kullanımı ve de en önemlisi Macaristan ovalarının ağaç dikimine konu olması nedenleriyle bu yıllarda meşcere kuruluşları hızla artmıştır.
Macaristan'ın toplam orman alanı 1.719.200 hektar olup bunun % 19.8 (340.402 ha) ini Yalancı Akasya oluşturmaktadır. Bazı Yalancı Akasya ormanları doğal meşe ormanları uzaklaştırılarak tesis edilmiştir. Bu durumda Meşenin rotasyon süresini 90, Yalancı Akasyanınkini de 30 yıl kabul edersek Macaristan koşullarında bir Meşe rotasyonundan 400 m3/ha kereste üretimi sağlandığı halde 3 generasyon Yalancı Akasyadan 900 m3/ha kereste üretimi gerçekleştirilmektedir. Bu veriler kereste üretimi açısından Yalancı Akasyanın ne kadar ekonomik öneme haiz olduğunu göstermektedir (Anon.1996).
3 - YALANCI AKASYA'NIN EKOLOJİSİ
Aşağıdaki faktörler Yalancı Akasyanın plantasyonlarının hızla yayılmasına yardımcı olmuştur.
1 - Taşınarak kaybolan kumların tespiti ihtiyacı
2 - Terkedilmiş tarım arazilerinin ağaçlandırılması
3 - Bol   tohum  verimi,, canlılık,   mükemmel  vejetatif yenilenme kabiliyeti, serbest atmosferik      azotu tespit kabiliyeti.
4 - Odununun çok çeşitli kullanım yerleri
5 - Arıcılık
Odunundan çok çeşitli yönlerde faydalanma imkanı ve çevre üzerine olumlu etkileri nedeniyle Yalancı Akasyanın gelecekteki önemi giderek artacaktır. Macaristan'ın değişik coğrafi koşullan ve çok geniş Yalancı Akasya meşcereleri bu türün istekleri ve yetişebileceği yerlerin tespitinde etkili olmuştur. Bunun sonucu olarak orman yetişme çevresi sınıflaması yapılmıştır. Bu sınıflamaya dayanarak Yalancı Akasyanın yetişebileceği yetişme çevreleri tavsiye edilebildiği gibi aynı zamanda da beklenen ürün ve karlılık da tespit edilebilmektedir. Orman yetişme çevrelerinin sınıflandırılması aşağıda belirtilen 4 dominant faktöre dayandırılmıştır.
l - İklim
2- Hidrolojik koşullar,Yağış dışı su kaynaklan, taban suyu ve sel-su baskını gibi)
3 - Genetik toprak tipi
4 - Toprağın fiziksel yapısı ve köklenebilme derinliği
Yalancı Akasya, iklim istekleri yönünden, Macaristan'ın orman-step iklim koşulları ve Quercus cerris-Quercus sessiliflora yetişme zonunda aradıklarını bulur. Erken ve geç donlara karşı hassastır. Bu nedenle yüksek tepelik zonlarda ve don çukurları için önerilmez. Yıllık ortalama sıcaklığın +8 dereceden fazla olduğu yerlerde bu türden olumlu sonuçlar alınır.
Yalancı Akasya, iyi gelişmiş, yoğun ve oldukça fazla dallanmış bir kök yapısına sahiptir. Bu nedenle topraktaki besin maddeleri ve sudan çok iyi yararlanır. Çok fazla neme sahip olmayan iyi havalanmış topraklan tercih eder. Periyodik olarak sulanan, drenajı iyi topraklarda (taban suyu 150 cm) bu tür iyi gelişme yapar.
Toprağın genetik tipi, fiziksel yapısı ve köklerime derinliği Yalancı Akasya için önemli faktörlerdir. Bu açıdan konuyu ele alırsak, su kaynağı kıt, köklenme derinliği az, çakıllı ve taşlı topraklar Yalancı Akasya yetiştirmeciliği için uygun olmayan yerlerdir. Killi topraklar da toprak havalanmasını önlediği için uygun değildir. Yeterli derecede köklenme derinliği sağladığı için ince kumlu ve hafif balçık topraklar bu tür için en uygundur.


4 - YALANCI AKASYA'NIN ISLAHI
Yalancı Akasyanın Macaristan'a ithal edildiği yıllarda odunu çoğunlukla tarımsal ve yöresel amaçlara dönük kullanıldığı için tarımsal çalışmalarla yakın ilişki içinde olmuştur. İkinci Dünya savaşının bitiminden sonra, büyük çiftliklerin oduna olan talebi azalmış bunun yanında kereste endüstrisi Yalancı Akasya odununu satın almamaya karar vermiştir. Bu noktada, tüketicilerin isteklerini karşılamak üzere Yalancı Akasya ormanlarından elde edilen son ürünün ıslahı gündeme gelmiştir. Bu amaçla yeni ıslah teknikleri kullanılarak yeni kültivarlar bulmaya ve pratik ormancılığın yararına sunmaya yönelme olmuştur. Yalancı Akasyanın birçok özelliklere sahip poligen karakterde bir tür olduğu için çaprazlama yolu ile ıslahında en az 30-40 yıla ihtiyaç vardır. Bu şekildeki bir ıslah çalışmasından sonuç almak diğer yönden tesadüflere kalmıştır. Macaristan'ın seçkin Yalancı Akasya ıslatıcılarından F.Kopecky, farklı orijinleri kullanarak hazırlamış bulunduğu dikkatli ve itinalı bir ıslah yazýlýmından bazı ümit verici sonuçlar elde etmesine rağmen esas beklediği neticelere ulaşamamıştır. Aynı yıllarda Budapeşte Ormancılık Araştırma Enstitüsünde yapay çaprazlamaları kullanan ve birkaç safhadan oluşan yeni bir ıslah stratejisi yazýlýmı üzerinde çalışmalara başlanmıştır. Bu ıslah yazýlýmında her biri ayrı birer orijin olarak kabul edilen Yalancı Akasya meşcerelerinin ıslahı hedeflenmiştir. En iyi Yalancı Akasya meşcerelerinde en kaliteli ağaç gruplarının yanı sıra plus ağaç seçimleri de yapılmıştır. Seçilen ağaçların dölleri vejetatif olarak üretilmiş ve bunu takiben de farklı varyeteler (Klön) halinde gruplanmışlardır. Bu şekilde hem birkaç klondan hem de sadece bir klondan oluşan varyeteler meydana getirilmiştir. Dikim materyalleri, plus ağaçların sürgünlerinden alınan aşı kalemlerinden elde edilen yeşil çeliklerden çoğaltılmıştır. Bu şekilde elde edilen başlangıç materyalleri ile Ormancılık Araştırma Enstitüsünün Gödöllö Arboretumunda bir varyete (klon) denemesi tesis edilmiştir. Bu şekilde kurulan denemelerin tesisine bugüne kadar halen devam edilmektedir. Bu denemeler kum üzerinde oluşmuş kahverengi orman topraklarında tesis edilmiştir. Bu arada arıcıların da istekleri göz önüne alınarak ıslah hedefleri genişletilmiştir. Bununla ilgili olarak çiçeklenmenin başlangıcı, süresi, nektar üretiminin iyileştirilmesi gibi konular üzerinde de çalışmalara başlanmıştır. Bu kapsamda hem ülke dışından hem de ülke içinden arı besleyicileri tarafından seleksiyonu yapılmış ağaçlar araştırma çalışmaları kapsamına alınmışlardır.
Yalancı Akasya da ıslah denemelerinin kuruluş amacı, ülkenin ve yurtdışına ait kültivarların kalıtsal büyümelerini ve kalite karakteristiklerini tespit etmek, kültivarlar arasındaki farklılıkları mukayese etmektir. Şu anda Gödöllö arboretumundaki bu denemenin büyüklüğü 50 hektar olup 210 kültivar bulundurmaktadır. Islahın ana amaçlarından bir tanesi de endüstriyel odun üretimini arttırmak üzere gövde kalitesini ıslah etmektir. Araştırmanın sonuçlan kereste hacmi ve onun kesim yaşındaki değerine göre değerlendirilmiştir. Hacımdaki küçük bir artış parasal kazançta önemli artışlar demektir. Kesim yaşındaki kereste hacmi temel alındığında, Jaszkiseri, Üllöi, Nyirsegi, Kiskunsagi, Kiscsalai ve Penzesdobi isimli kültivarlar en iyi olarak tespit edilmişlerdir. Bu kültivarlar kontrol kültivarlarına göre % 15 - 30 daha fazla hacımda kereste üretiminde bulunmuşlardır. Macaristan'da kereste üretimi için önerilen varyetelerin yanı sıra diğer bazı önemli amaçlar (bal üretimi, yakacak odun, hayvan yemi) için de önerilen varyeteler vardır.
I - Yüksek hacım ve iyi kalitede bıçkılık kereste için önerilen varyete (klon) veya varyete adayları;
1 - Nyirsegi       4 - penzesdombi       7 - Kiscsalai
2 - Kiskunsagi    5 - Üllöi          8 - Röjtökmuzsagi
3 - Jaszkiseri       6 - Egylevelü          9 - Gori
II- Direk ve sırık üretimi için önerilen varyete (klon) veya varyete adayları;
1 - Zalai       3 - Szajki               5 - Vati - 46
2 - Csaszartöltesi     4 - Ricsikai            6 - Appalachia
III - Bal üretimi için önerilen varyete (klon) veya varyete adayları;
1 - Rozsaszin-AC    5 - Matyusi 1-3         9 - Csaszartöltesi
2 - Debreceni - 2    6 - Vati - 46             l0 - Egylevelü
3 - Debreceni 3-4    7 - Zalai                  11 - Ricsikai
4 - Kiskinsagi       8 - Halvany Rozsaszinu

Bundan başka, Yalancı Akasyanın hem bir varyetesi hem de kültivarı olarak bildirilen Robinia pseudoacacia var. rectissima (Shipmast Locust) Keresztesi'ye (1988) göre silindirik ve düzgün gövdeli ve bu düzgünlüğünü tepe tacına kadar uzatan bütün kültivarları kapsamaktadır.
Ukrayna -Kherson' da yapılan bir çalışmada denemelerin 23. yaşındaki değerlendirmelerine göre dalları dikenli olmayan R. pseudoacacia var. rectissima kültivarı dik gövde yapısına, iyi bir doğal budanmaya ve daha iyi bir büyümeye sahip olduğu halde dalları dikenli olan diğer tipik Yalancı Akasya kötü bir gövde formuna ve zayıf bir büyümeye sahip olmuştur (Golovchanski ve Kokhanyf 1984).
Macaristan'da bal üretiminin temelini Yalancı Akasya ormanları oluşturmaktadır. Bu ormanların genişliği 1885 yılında 37000 hektar iken 1996 yılında 340000 hektara ulaşmıştır. Yalancı Akasyanın balı sarımsı renk ve hafif bir tada sahiptir!: Bu balın olumlu diğer bir özelliği de kristallenmenin çok yavaş olması bazen birkaç yıl sürmesidir. Yalancı Akasya ormanlarının ortalama nektar potansiyeli ve bal verimi ağaç yaşı ile birlikte incelendiğinde tablo 2'den de görüldüğü gibi her iki tür verimin ilk yıllarda düşük olduğu, 15. yılda en yüksek miktara ulaştığı, en verimli dönemin ise 15 ve 25 yaşlar arasında olduğu ve daha sonraki yıllarda giderek azaldığı saptanmıştır. Bu bilgiler kovan dağılımını planlamada ve bal arılarının yeni kapasitelerini hesaplamada kullanılmaktadır. Arıcılık amaçlı akasya ormanının bir idare süresindeki bal verimi bu ormanın tesis masraflarını karşılamakta tomruk üretimi ise ek kar olmaktadır. Akasyanın ilkbaharda çiçeklerime dönemi kovandaki arıların gelişimine bakarak daha erken olmakta ve kısa sürmektedir (10-12 gün) (Bujtas. 1998). Bal üretimi için kullanılan varyetelerin, normal olarak diğer amaçlar için kullanılan varyetelere göre çiçeklerime süreleri uzun, çiçeklerime başlangıcı geç ve nektar üretimi fazladır (Anon.1996).
5 - YALANCI AKASYA'NIN ÜRETME TEKNİKLERİ
5.1- Üretim Materyalinin Üretilmesi ve Onayı
Macaristan'da yeni varyete, klonların onaylanması ve tescil edilmesi, fidanlıklarda yetiştirilen üretim materyallerinin sertifikasyonu devletin kontrolü (Ulusal Tarımsal Kalite Kontrol Enstitüsü - OMMI) altındadır.
Vejetatif olarak üretilen materyallerin yönetim ve denetimi Macaristan'da 1968 yılında başlamıştır. Macaristan ISTA üyesi bir ülke olup 1983 yılında da yeni bitki varyetelerinin korunması ile ilgili bir kuruluş olan UPOV'a katılmıştır. 1989 yılında ise bir OECD yan kuruluşu olan Orman Üretim Materyallerinin Kontrolü isimli bir komite içinde yerini almıştır. Yeni varyete ve klonların onayı, tescili ve sertifikasyonu işlemleri C / 74 / 29 (Paris - 1974), EU 66 / 404 / EC ve 75 / 445 / EC numaralı yasalara göre yapılır (Anon.1996).
5.2 - Yalancı Akasya Üretim Materyalinin Kaynakları
Yalancı Akasya üretim materyalinin % 98 M klonal varyetelerden vejetatif olarak üretimin çok pahalı olması nedeniyle fenotipik olarak seçilen ve tescili yapılan tohum meşcerelerinden elde edilmektedir. Tohumlar OECD / EC'nin seleksiyon sınıflamaları içindedir. Tohum üretim meşcereleri Macaristan'ın iki ayrı bölgesindedir (Orta Macaristan -Pusztavacs ve Kuzeydoğu Macaristan - Baktaloranthaza). Bu bölgelerde Yalancı Akasya yetiştirilmesi uzun bir geleneğe sahip olup fenotipik özellikler yönüyle süper meşcereler bulunur. Yeni klonal varyetelerin ilk üretim kaynaklan, çelik bahçeleri tesisi için kök çeliklerinin toplandığı orijinal plantasyonlardır.
5.3 - Yalancı Akasya Tohum Üretim Meşcereleri ve Tohum Üretimi
Tohum üretim meşcerelerinin seçimi ve tesciline ilişkin prensipler OECD'nin talimatları ile uygunluk içindedir. Tohum üretim meşcerelerinin seçiminde öncelikli kriter gövde formu olup arkasından da gövde kalitesi gelir. Bu özellikler bitişik meşcere özelliklerinden kabul edilebilir düzeyde üstün olmalıdır. Çatallı, kıvrılmış ve bükülmüş gövdelere sahip fert sayısı meşcerenin toplam fert sayısının 1/3 ünden fazla olmamalıdır.Tohum üretim meşcerelerinin minimum alanı l hektar, yaşı da 20 olmalıdır. Macaristan'da bu şekilde 583 hektar tohum üretim meşceresi seçilmiş olup bu miktarın 249 hektarı Orta Macaristan'da, 330 hektarı Kuzeydoğu Macaristan'da gerisi de Güney Transdanubia' dadır (Anon. 1996).
Yalancı Akasya tohumunun bin tane ağırlığı 23 gramdır. 100 Kgr. tohum kapsülünden 20 Kgr. tohum elde edilir. Bir ağaçtan 0.2 - 0.5 Kgr., bir hektardan ise 120 - 150 Kgr./yıl tohum toplanabilir.
Yalancı Akasyada tohum ihtiyacı devletçe onaylı 2 adet (Pusztavacs ve Ofeherto) tohum meşceresinden karşılanır. Diğer Akasya meşcerelerinden tohum toplanmasına izin verilmez. Macaristan'a özel en ekonomik tohum toplama işlemi, tohum üretim meşceresinin altındaki 5-20 cm. kalınlığındaki bir tabakanın elekten geçirilmesi suretiyle gerçekleştirilir. Yalancı Akasya tohumları yaşlan yönünden oldukça heterojen olan tohum meşcereleri altında birkaç yıl dormant olarak kalabilir. Bu metodu kullanarak 50 yaşındaki bir tohum üretim meşceresinden metrekarede 100 adet, hektarda ise 2000 - 2200 Kgr. sağlıklı tohum elde edilebilir. Bu yolla elde edilen tohumun kalitesi çok mükemmeldir. Toplanan tohumlara etkili bir temizleme işlemi uygulanırsa çimlenme kabiliyeti ortalama % 96 dır. Tohum kabuğu oldukça sert olduğu için ekimden önce tohumlar yaralanmalıdır.
5.4-Yalancı Akasya Varyete (klon) lerinin Onayı
Macaristan' da sadece yetkili kuruluşlarca onaylanmış varyeteler herhangi bir sınırlandırmaya uğramaksızın üretilebilir ve kullanılabilir. Yalancı Akasya plantasyonlarının tesisi için sadece onaylanmış varyeteler (Klon) kullanıldığı takdirde devlet desteği istenebilir.
Bir ıslahçı yeni bulduğu bir varyete (klon) ile ilgili olarak tescil için öncelikle Ulusal Tarımsal Kalite Kontrol Enstitüsü (OMMI) ne başvurmak zorundadır. Eğer varyete genel kullanım için yeterli özellikleri taşıyorsa önce fidanlıklarda üretilmesi için geçici izin verilir. Varyeteye ilişkin yeterli kesin bilgiler toplandıktan sonra OMMI, varyetenin tescili için Tarımsal Varyeteleri Tescil Ulusal Konseyi (OMFT) ne başvurur. Varyetenin
tesciline ilişkin son kararI OMFT nin teklifi üzerine Tarım Bakanlığı verir. Şimdiye kadar seçilen Yalancı Akasya varyeteleri (klon) aşağıda verilmiştir.
Temel Seçim:
1973:
Robinia ambigua 'RoZsaszinu'
Robiniapseudoacacia ‘Nyirsegi’
Robinia pseudoacacia "Zalai"
Genişletilmiş Seçim:
1979:
Robinia pseudoacacia * Appalachia
Robinia pseudoacacia " Jaszkiseri'
Robinia pseudoacacia * Kiskunsagf
Robinia pseudoacacia Tenzesdombi'
Robinia pseudoacacia ' Csaszartöltesi'
1982:
Robinia pseudoacacia 'Szajkf
Robinia pseudoacacia 'Üllöi'
Varyete Adayları: Vati - 46 ve Kiscsalai
5.5 - Yalancı Akasyada Fidan Üretimi
Yalancı Akasya fidanlarının üretileceği fidanlık toprağı besin maddesince zengin olmalıdır. Ekim yastıkları özenle hazırlanmalı ve sulama sistemi de hazır tutulmalıdır. Tohum ekimi için en iyi zaman, Nisan sonu veya Mayıs ayı başıdır. Tohum ekim zamanını belirlenmesinde erken ve geç donların zamanı da çok önemlidir. Ekimden sonra fidecikler 7-10 gün içinde ortaya çıkarlar. El ile tohum ekilecekse ekilecek tohumun çimlenme yüzdesi % 100 civarında ise sıra üzerinde bir metre uzunluğa 50 adet tohum ekmek uygundur. Sıra araları ise 80 - 100 cm olmalıdır. Optimal ekim derinliği 2-3 cm. yeterlidir. Ekimden sonra, sıra üzerinde bir metre uzunlukta beklenen fidan adedi 10 - 15 dir. Makine ile tohum ekiminde ise sıralar arası uzaklık en az 40 cm., her metreye de 40 - 50 adet tohum ekilmelidir. Yalancı Akasya ışık isteyen bir tür olduğu için fideciklerin ilk oluşmasından bir süre sonra sürgün toprak seviyesinden kesilerek fidanlar arasında homojen büyüme sağlanmalıdır.
5.6 - Yalancı Akasyada Vejetatif Üretim
Başlangıçta kültivarların çoğaltılmasında (propagation) tohumdan yetiştirilen fidanların kullanılması düşünülmüşse de tohum bahçelerinden yeteri kadar tohum elde edilemediğinden vejetatif üretim (yeşil çelik, kök çeliği ve doku kültürü) teknikleri geliştirilmiştir.

Pratik ormancılıkta Yalancı Akasyanın vejetatif olarak üretilmesi başarılı olarak yapılmıştır. Yalancı Akasya bireyleri vejetatif olarak kök çeliklerinden veya bir kök parçasından direkt olarak toprağa sokularak yetiştirilebilir. Her iki durumda da başlangıç materyalleri Budapeşte'deki Ormancılık Araştırma Enstitüsünün deneme fidanlığındaki gen bankalarından temin edilmelidir.
Kök çeliği üretiminde temel materyal olarak kullanılacak bitkiler gen bankalarından elde edilen üretim materyalleri vasıtasıyla elde edilir. Bu fidanların fidanlıklardaki üretimi zengin bir kök yapısı oluşturmak üzere 40 cm. x 80 cm. aralık uzaklıkta yapılır. 5 yıl boyunca bu fidanların kökleri her yıl ilkbaharda çekilerek çıkartılır, yan kök ve kökçükler kısa kesilerek kök çeliği üretimi yapılır ve bu işin sonunda kalan ana kök tekrar aynı yerine dikilir. 5 Yıl sonra çelik üretimi yapılan fidanlar, gen bankasından getirilen yeni materyallerden oluşturulan yeni fidanlarla yenilenmelidir.
Fidanlıklarda kök çelikleri (ki bunlardan elde edilecek dikim materyali ile plantasyonlar tesis edilecektir) 5-10 cm x 80 cm aralık mesafe düzeninde dikilir. Kök çeliklerinin normal olarak boyutları 10-15 cm. uzunluk ve 5-8 mm. kalınlıktadır. Üretimde kök parçacıklarının kullanılması durumunda ise 3-4 cm. uzunluğunda parçacıkların kullanılması yerinde olur. Kök çelikleri iyi hazırlanmış toprakta karıklar içine 8-10 cm. derinliğinde dikine ve birbirlerinden 5-10 cm. uzaklıkta dikilmelidir. Dikimden sonra Yalancı Akasya kök çelikleri için düzenli sulama gerekir. Fidanların boylan 15 cm. ye ulaşınca sulama azaltılabilir. Kök parçacıklarının dikim ve sulamasında uygulanacak işlemler aynıdır. Köklerin kurumasına meydan verilmemeli, toprak üzerindeki su birikmeleri de önlenmelidir (Anon.1996).
Türkiye' de yapılan bir köklendirme çalışmasında, gövde çeliklerinde Hendekte Aralık ayında % 88, İzmit'te % 82, Lüleburgaz' da % 84, Mart ayında Hendekte % 42, İzmit'te % 45, Lüleburgaz'da % 44, Kök çeliklerinde ise Aralık ayında Hendek'te % 98, İzmit'te % 94, Lüleburgaz'da % 96, Mart ayında Hendek'te % 50, İzmit'te % 52, Lüleburgaz'da %45 basan tespit edilmiştir. Tohum parsellerinde çimlenme yüzdesi % 100 olarak bulunmuştur (Sarıbaş 1995).


5.7 -Plantasyon Teknikleri
Eğer Yalancı Akasya havalanması iyi, kumlu, balçıklı ve sulu topraklarda yetiştirilirse yüksek ürün ve kaliteli kereste elde edilir. Yalancı akasya bu tür topraklarda ayrıca azot fikse eden rhizobium bakterisi ile birlikte bulunuyorsa sağlıklı ve güçlü olmaktadır. Bu nedenle dikimden önce tam alan ve sıralar arasında 60-70 cm derinliğinde veya hendekler açarak toprak işlemesinin toprağın havalanmasını ve su rejimini olumlu yönde etkilediği için gereklidir. Öncelikle Yalancı Akasya meşceresi tesis edilecek yetişme çevresi bütün komponentleri ile iyi incelenmeli ve bu tür için uygunluğu tespit edilmelidir. Ayrıca Yalancı Akasyanın büyüme performansına ilişkin bilgiye ihtiyaç varsa, yetişme çevresine ait köklenebilir toprak derinliği ve toprağın tekstürel yapısı ayrıca dikkate alınmalıdır.
Yalancı Akasya plantasyonları için en uygun dikim mevsimi ilkbahardır. Ağaçlandırmalarda en çok kullanılan aralık mesafe ise 240 cm. x 80-100 cm. dir (4000-5000 fidan/hektar). Ağaçlandırmalarda tohum yastığından alınan l yaşlı fidanlar kullanılır. Dikim, uygun ekipmanlarla hazırlanmış yarıklara makineli olarak veya traktöre monte edilmiş çukur açıcıların açtıkları çukurlara el ile yapılır. Baltalık çalışmalarında, köklerin yaralanmasıyla bol miktarda kök sürgünü elde edilir. Bu işlem en iyi şekilde derin toprak gevşeteri kanatlı bir ekipmanın 35-40 cm. derinlikte çalışmasıyla gerçekleştirilir. Dikimden sonra birinci yıl içinde birden fazla sürgüne sahip olan fidanlarda bir sürgün kalacak şekilde diğer sürgünler uzaklaştırılır. Eğer fidanda herhangi bir nedenle yaralanma meydana gelmişse fidanın gövdesi toprak seviyesinden kesilerek uzaklaştırılır. 3. ve 4. yaşlarda ise bir budama makasıyla istenmeyen dallar budanarak gövdeye düzgün bir şekil verilir. Başarılı ağaçlandırmalar için kriter; 4000 fidan/hektar (Ağaçlandırma fidan dikilerek yapılmışsa), veya 5000 kök sürgünü/hektar (genç baltalık ağaçlandırmalarında) dır. Ayrıca bu nicelikteki ağaçlandırma meşcerelerindeki ağaçların boyları en az 3 m. olmalı, sağlıklı görünmeli, kıvrık ve çatallı fertler bulundurmamak ve ağaçlar sahada düzenli bir dağılım göstermelidir (Anon. 1996).


6 -YALANCI AKASYA MEŞCERELERİNDE BAKIM VE HASILAT
Yalancı Akasya hızlı gelişen bir ağaç türü olduğu için, 10-15 yaşına kadar tepe tacı kapalılığı kolayca ve kısa zamanda oluşur. Yaşlı meşcerelerde bu daha uzun bir zamanı gerektirir. Işık gereksinmesi tam olarak karşılandığı takdirde bu türden mükemmel bir büyüme beklenir. IS-20 yaşından sonra ışık gereksinmesi çoğalır. Işık gereksinmesini, tepe tacındaki yapraklan oransal olarak daha küçük oluşturmak suretiyle gevşekçe bir taç şekli oluşturarak karşılar. Gövdesi üzerinde arızi sürgünleri oldukça az sayıda olup budanmaya tahammüllüdür. Cari artım 20, yıllık ortalama artım 35-40 yaşında azami olur. Yalancı Akasya meşcerelerinin çoğu heterojen populasyon karakterinde olup bu noktada bakım işlemleri sırasındaki kütlesel seleksiyonun önemi ortaya çıkmaktadır.
Hızlı Gelişen Melez Kavak ve Yalancı Akasya türlerine ilişkin 10. yaşta hektardaki ortalama artim değerleri aşağıda gösterilmektedir.
          m3/ha      Ton Aha
Melez Kavak Meşceresi       9.31                    3.40
Yalancı Akasya Koru Ormanı    9.39                    6.17
Yalancı Akasya Baltalık Ormanı         7.27          4.51
Meşcerede ayıklama ve aralama kesimlerine girmeden önce yaklaşık 30 m. de bir 3-5 m. genişliğinde üretim şeritleri açılmalıdır. Yalancı Akasya koru ormanlarında ilk ayıklama (negatif karakterde) meşcerede kapalılık oluştuğu ve fertler arasında boy farklılıkları görüldüğünde yapılır. Yalancı Akasya baltalık meşcerelerinde ise ilk ayıklama işlemleri 3-6 yaşlar arasında yapılmalıdır. Bu dönemde meşcerede tek ağaç hacimleri yaklaşık 0.01 m3 tür. İkinci ayıklama kesimleri sırasında ise tek ağaç hacmi 0.04 - 0.05 m3 civarındadır. Bu işlem sonucunda hektarda kalan gövde sayısı 500 ü geçmemelidir. Bu arada son ürünün kalitesini etkileyeceğinden budama işlemleri de çok önemli olup zamanında özenle yerine getirilmelidir.
Eğer meşcere I. ve IV. bonitet sınıf (yield class) ları arasında ise 12. ve 19. yaşlar arasında selektif aralamalara başlanmalıdır. Bu dönemde tek ağaç hacmi yaklaşık 0.1 m3 civarında olmalıdır. Bu işlemin amacı son ürün ağaçlar için yeterli büyüme alanı sağlamaktır. Selektif aralamalar sırasında silindirik gövde şekli, düzgün lif yapısı, yoğun yapraklanma ve sağlık gibi özellikler önceliğe sahiptir. Taç uzunluğu gövdenin 1/3 ü oranında olmalıdır. Bonitet sınıfina (yield class) bağlı olarak hektarda kalacak son ürün ağaçlarının sayısı 400-700 arasında olmalıdır. Dalsız gövde yaratmak amacıyla son ürün ağaçlarında 4-6 m. yüksekliğe kadar budama işlemi uygulanmalıdır. Bundan sonraki aralama 22-25 yaşları arasında hacım artımını tahrik etmek için yapılır. Bu periyotta yapılan hacım amaçlı aralama kereste üretimini pozitif yönde oldukça etkilemektedir.
Yalancı Akasyanın kesim yaşında (35-40) ve I.ve II. bonitet sınıflarında yıllık ortalama artım 12-14 m3'tür. II. ve IV. bonitet sınıflarında kesim yaşı 30 olup yıllık ortalama artım 8-9 m3'tür. V. ve VI. bonitet sınıflan en az verimli olup kesim yaşı 20, yıllıkntjrtalama artım 4-5 m3'tür.
7-YALANCI   AKASYADA  ODUN  ÜRETİMİ  VE  KULLANIM YERLERİ
Yalancı  Akasya Macaristan'ın   yıllık   odun   üretiminin   %   18’ini karşılayan ve ihracatında yeri çok önemli olan bir ağaç türüdür.
Odununun sağlamlığı, teknik işlemlere oldukça uygunluğu ve estetik görünüşü nedeniyle son zamanlarda kullanım alanında çok önemli yenilikler görülmüştür. Yalancı "Akasya odunu inşaat endüstrisinde parke, merdiven, kapı eşikleri, hidrolik yapılarda (köprü), duvar panelleri, madencilikte, üzüm bağlarında, kiriş ve payandalar ve mobilya endüstrisinde (bahçe-mutfak mobilya kaplama paneli, alet ve masaları) kullanılır.
7.1. Yalancı Akasyada Üretim ve Üretim Çeşitleri
Macaristan’da yılda yaklaşık 8500 hektar Yalancı Akasya ormanında üretim yapılır. Aralarında birlikte yıllık Akasya odunu üretimi son 5 yılın ortalaması olarak 1.1-1.6 milyon metreküptür. Meşcere kesim yaşı yetişme çevresine göre değişmekte ve ortalama tüm Macaristan için 31 olarak belirlenmiştir. Yalancı Akasyadan elde edilen ürün çeşitleri aşağıda verilmiştir.
1 - Kaplamabk ve bıçkılık        : % 10
2 - Endüstriyel kısa odun    : % 9
3 - Kazık odunu       : % 5
4 - Direk ve payanda odunu   : % 14
5 - Kalın yakacak odun    : % 41
6 - İnce yakacak odun    : % 5
7 - Ormanda kalan       : % 16
Yakacak oduna aşırı talep olduğu zaman yukarıdaki kompozisyon değişebilir. Tomruk dışında Akasya odununun tüm diğer kısımları karlı olarak satılabildiği için yakacak odun olarak üretilebilir. Bıçkılık odunun % 20 si diğer ülkelere ihraç edilmektedir. Kereste fabrikalarında Yalancı Akasya odunundan aşağıdaki ürünler elde edilmektedir:
Ana Ürünler:
1 - Kenarlı ve kenarsız tahta
2 - Biçilmiş mobilya latası,
3 - Kapı, Pencere vs. doğraması
4 - Fıçı, araba karoseri
5 - Kiriş tahtası, Demiryollarında travers
Tali Ürünler:
1 - Parke,
2 - Palet tahtası
3 - Parmaklık (Bahçe sınırı için tahta)
4 - Maden direği,
5 - Destek, payanda odunu
Macaristan'da son yıllarda yılda 200 - 220 bin metreküp Akasya odunu biçilmektedir. Bunun sonucunda aşağıdaki ürünler elde edilmektedir.
1 - Bıçkılık tahta          : 40 - 45 bin m3
2 - Mobilya latası, şarap fıçısı      : 6 bin m3
3 - Direk ve payanda          : 20 - 22 bin m3
4 – Kiriş tahtası ve travers         : 2.0-2.5 bin m3
5 – Palet v emaden direği           : 22-25 bin m3
6 – Parke            : 13-15 bin m3
7.2 - Yalancı Akasya Odununun Fırınlanması ve Kurutulması
Yalancı Akasya odununa, kolay ve başarılı bir şekilde buharlama işlemi uygulanabilir. Bu işlemden geçmiş Akasya odununun hoş olmayan sarı-yeşil rengi kahverengi rengine dönüşür. Renk değişimiyle birlikte odununun kuvvet ve sertliği anında azalır.

Buharlama işlemine tabi tutulan Akasya odununda çatlaklar ve lif yırtıklığı az olup daha kolay küçük parçalara ayrılabilme özelliği vardır. Buharlama işlemi uygulanmış Akasya odunu rahatlıkla parke ve mobilya endüstrisinde kullanılabilir. Buharlama işlemine tabi tutulmuş Akasya odunu, nispeten düşük sağlamlığı nedeniyle açık alanlarda yapısal konstrüksiyonlarda kullanılmamalıdır.
7.3 - Yalancı Akasya Odununun Kullanılış Yerleri
Akasya odunu yaklaşık 20 yıldır Macaristan'da mobilya endüstrisinde kullanılmaktadır. Biçilmiş Akasya odununun mobilya endüstrisinde kullanılış yerleri aşağıda verilmiştir.
1 - Oturma takımları
2 - Dolap, Mutfak mobilyası kaplamaları
3 - Masa, dolap ayakları, elbise askıları
5 - Mobilya döşemelerinin iç yapıları
6 - Küçük boyuttaki mobilyaların kaplamalarında
7 - Açık hava mobilyalarında ( Bahçe mobilyaları, yaz evleri)
8 - Özel ürünler (Tabut gibi)
9 - Tornacılık
Odununun kuvvetli, sağlam oluşu dinamik ve çok yönlü kullanımlara elverişli olması nedeniyle Yalancı Akasya odunu yapısal doğramacılık ve bina inşaatları için en önemli hammadde haline gelmiştir. Biçilmiş Akasya odununun diğer kullanım alanları arasında parke, merdiven, bar, binaların yapısal elemanları, tahta evler, alet kutuları, bahçe sınırları (parmaklık) ve duvar panel ve lambrilerini sayabiliriz. Bunun dışında 500 veya daha fazla litrelik fıçı yapımında, odundan yapılmış araba yapımında da kullanım alanı vardır. Yapımı sırasında iskeletinde Akasya odununun kullanıldığı büyük binalar ve salonlar da görülmektedir. Örneğin, Harkanyfürdo'da bir salon akasya odunundan yapılmış ve bu salonun kirişler arası açıklığının 37 m. olduğu ölçülmüştür. Kullanım alanı açısından 'Bin Yüzlü' olarak nitelenen bu türün gelecekte de yeni kullanım alanlarının ortaya çıkacağı beklenmektedir.


8 - SONUÇ
Yalancı Akasyanın ülkemizde yetiştirilebileceği çok geniş potansiyel alanlar mevcuttur. Bu türün bu alanlarda üretim amaçlı plantasyonları tesis edilebileceği gibi aşağıda belirtilen önemli amaçlar için de kullanılmaktadır.
1 - Enerji Ormanları tesisi
2 - Arıcılık
3 - Maden direk amaçlı
4 - Erozyon önleme ve rüzgar perdesi amaçlı
5 - Kağıt sanayiinde
6 - Şehir ormancılığı ve Galeri ağaçlamalarında
7 -Terkedilmiş tarımsal ve maden ocakları alanlarının tekrar ağaçlandırılmasında
Yalancı Akasya Macaristan'da en fazla Turkey Oak - Sessile Oak (Saçlı Meşe - Saplı Meşe) zonlarında yetiştirilebilmektedir. Ülkemizde de bu zon geniş alanlar kapladığı için bu tür için potansiyel alan çok fazladır. 1994 Yılında Türkiye'yi ziyaret eden Macar Yalancı Akasya uzmanı Karoly Redei de aynı noktaya temas etmiş ve Anadolu'da özellikle Güneydoğu ve Orta Anadolu'da Akasya için geniş potansiyel alanlarının mevcut olduğunu belirtmiştir. Nitekim, Atay'da (1985) Türkiye'de Yalancı Akasyanın isteklerine çok geniş alanlardaki iklim ve toprak koşullarının uygun düştüğünü bu nedenle de Türkiye'de tesis yeteneği ve ehliyeti olan bir tür olduğunu ifade etmektedir. Ülkemizde Marmara Bölgesi için yapılan bir çalışmada Yalancı Akasyanın diğer tüm yapraklı ağaç türlerinden (Kokar Ağaç, Akçaağaç, Çınar, Meşe Ceviz, Kayın, Kestane, Dişbudak, Ihlamur ve Karaağaç) daha başarılı olduğu tespit edilmiştir. Yine aynı çalışmada Yalancı Akasyanın diğer ülkelerde mevcut ıslah edilmiş materyallerinin (varyete, klon vs.) Türkiye'ye ithalleri ile daha geniş ve sistemli çalışmalarının yararlı olacağı ifade edilmiştir (Tulukçu ve Ark. 1992).
Bütün bu nedenlerle Yalancı Akasya konusu ülkemizde bütün yönleriyle yeniden bir proje dahilinde ele alınmalı özellikle başlangıçta bu türün ıslahı üzerinde çalışmalar yoğunlaştırılmalıdır. Bu amaçla yapılacak ilk işlerden biri bu türün ülkemizdeki tüm ağaçlandırma alanları incelenmeli ve üstün bireyler seçilerek bu bireylerden alınacak materyallerle uygun yer ve sayıda klon bankalarını tesis etmek olmalıdır.
Islah amaçlı yapılabilecek en önemli girişim Yalancı Akasya ile ilgili çok geniş bilgi ve deneyimlere sahip olan Macaristan ile yakın ilişkiler ve ortak çalışmalar içine girmektir. Özellikle ıslah ve yetiştirme konularında bu ülke ile yapılacak işbirliği ve materyal alışverişi her iki ülke ormancılığının yararına olacaktır.






















KAYNAKÇA
ANON., 1992 : Meydan Larousse.Sabah Gazete ve Matbaası. İstanbul.1992 ANON.,   1996: Black Locust Growing in Hungary. Forest Research Institute.Budapest. 1996. ATAY, İ. 1985: Akasya'mn   (Robinia   pseudoacacia  L.)  Önemi   ve  Silvikültürel Özellikleri.  İ.Ü.  Orman Fakültesi Dergisi  Seri B.S. l, İstanbul.
BUJTAS, Z.  1998: Black Locust Forest as Bee-Forage, Black Locust (Robinia pseudoacacia L.) Grovving in Hungary. Forest Research Institute, No: 11 Budapest.
GOLOVCHANSKI, I.N.,KOKHANYT,S.G, 1984 : Increasing the Yield of Robinia pseudoacacia . Forestry Abstracts, Vol. 45 No. 8. GÖKER, Y. 1982: Yalancı   Akasyanın   (Robinia   pseudoacacia   L.) Teknolojik Özellikleri ve Kullanılış Yerleri. Türkiye'de Hızlı Gelişen Türlerle     Endüstriyel     Ağaçlandırmalar     Simpozyumu     Bildirisi İzmit/Kefken 21-26 Eylül 1981.
KAYACIK,   H. 1966:   Orman   ve   Park   Ağaçlarının   Özel   Sistematiği Angiospermae.Cilt.3. İ.Ü.O.F. Yayın No. 1189 İstanbul.
KAYACIK, H.1975: Orman ve Park Ağaçlarının Özel Sistematiği.  Angiospermae.Cilt.3.   Î.Ü.   Yayın  No.   2080   O.F.Yayın  No.   219.İstanbul.
 KERESZTESI,  B. 1988:  The Black Locust. Akademiai Kiado.Budapest. 1988
KOLOC, K, 1953: Wekstoff. Kartei Holz Grundmappe.
SARIBAŞ, M. 1995 : 1. Ulusal Karadeniz Ormancılık Kongresi, Bildiriler 4. Cilt K.T.Ü.Trabzon.





İÇİNDEKİLER

l - YALANCI AKASYA 'NIN GENEL ÖZELLİKLERİ  (Robinia pseudoacacia L.)   1
2 - YALANCI AKASYANIN DÜNYADAKİ YAYILIŞI   3
II - Güney Kore 270 000 ha 12-Kuzey Kore       178 000 ha   4
3 - YALANCI AKASYA'NIN EKOLOJİSİ   4
4 - YALANCI AKASYA'NIN ISLAHI   6
5 - YALANCI AKASYA'NIN ÜRETME TEKNİKLERİ   8
5.1- Üretim Materyalinin Üretilmesi ve Onayı   8
5.2 - Yalancı Akasya Üretim Materyalinin Kaynakları   9
5.3 - Yalancı Akasya Tohum Üretim Meşcereleri ve Tohum Üretimi   9
5.4-Yalancı Akasya Varyete (klon) lerinin Onayı   10
5.5 - Yalancı Akasyada Fidan Üretimi   11
5.6 - Yalancı Akasyada Vejetatif Üretim   11
5.7 -Plantasyon Teknikleri   13
6 -YALANCI AKASYA MEŞCERELERİNDE BAKIM VE HASILAT   14
7-YALANCI   AKASYADA  ODUN  ÜRETİMİ  VE  KULLANIM YERLERİ   15
7.1. Yalancı Akasyada Üretim ve Üretim Çeşitleri   15
7.2 - Yalancı Akasya Odununun Fırınlanması ve Kurutulması   16
7.3 - Yalancı Akasya Odununun Kullanılış Yerleri   17
8 - SONUÇ   18
KAYNAKÇA   20




158  cellotin genel / Ziraat / YALANCI AKASYA'NIN GENEL ÖZELLİKLERİ : Nisan 17, 2007, 09:19:23 ÖÖ
Bedava ödev indir

dosya şifresi cellotin.com
159  cellotin genel / Ziraat / Ynt: YAPILARDA KIYMET TAKDİRİ : Nisan 17, 2007, 09:18:09 ÖÖ
XV YAPILARA DEĞER BİÇME

1.   GENEL BİLGİLER

Bir tarım iş1etmesinin normal faaliyetleri için gerekli bütün yapılar (binalar), tarımsal yapı olarak kabul edilmektedir. Tarımsal yapılar özel olarak şunlardır.

a)   Toprağı işleyen kimselerin işletmede oturdukları konutlar, (toprak sahibinin kentte oturduğu konutlar hariçtir),
b)   Muhtelif ahır ve kümesler,
c)   İşletmeden elde edilen ham ürünlerin koruma ve iş1enmesiyle ilgili yapılar (ambar, mağaza, şaraphane, süthane, silo vb.),
d)   İşletmeyle ilgili tarımsal alet ye makinelerin korunma ye tamiriyle ilgili yapılar (garaj, vb.).
Bir tarımsal yapıyı, bir tarım dışı yapıdan ayıran özellik, yapının inşaat kalitesi değildir. Bir yapının kullanılma amacı, o yapının tarımsal olup olmadığını anlatır. Bu bakımdan uzman, bir i~1etmede varolan yapıların hangilerinin tarımsal olduğunu, her durum için saptamak zorundadır.
Tarımsal yapıların bazen bağımsız olarak, bazen de üzerinde bulundukları toprakla birlikte değeri biçilir.
Şayet yapı, işletme arazisi içinde ise, toprakla birlikte değeri biçilir. Ama, ülkemizde birçok köylerde olduğu gibi, yapılar işletme arazisinin dışında ise, bağımsız olarak değerlerini biçmek gerekir.
Aşağıda, önce yapıların değişik kriterlere göre bağımsız olarak değerlerinin nasıl biçildikleri anlatılacak, sonra da, işletme arazisi içerisinde olan yapılarda muhtelif durumlara göre değerinin nasıl biçildiği gösterilecektir.

2.   YAPININ ENVANTERİ
Tarımsal yapıların değerlerinin biçilebilmesi için her şeyden önce detaylı bir envanterinin yapılması gerekir. Bu envanter, yapının ölçülerini,
inşaat tipini, bugünkü durumunu ve yaşını kapsıyacaktır. Envanterde yapıların kullanılma kapasitesi ye bu kapasitenin, işletmede ne dereceye kadar kârlı olarak kullanılabileceği belirtilecektir. 0 halde, yapıların envanterinde iki kısım bulunacaktır. Birinci kısımda yapının detaylı bir tanımı bulunacak, ikinci kısımda ise, kullanılma kapasitesi ye amaca uygunluğu analiz edilecektir.
2.1. Yapının Tanımı (Betimlemesi)
Yapılardan önemli olanları ölçülerek, yapının büyüklüğü hakkında bir fikir edinilecektir. Yapıların yatay uzunluk ye genişliği ölçülecek, tavan yüksekliği ise tahmin edilecektir. Bu ölçüler, her bir yapının metreküp hacmini hesaplamağa yarar.Yapı ne kadar değerli ise, bu ölçüler o kadar dikkatli alınacaktır. Buna istisna olarak, şayet yapı, çok fazla onartma gereksinim gösteriyorsa, nelerin onarılacağının kolaylıkla anlaşılabi1mesi için, onarılacak yerlerin dikkatle ölçülmesi ve detaylı belirtilmesi gerekir.
Yapı tanıtılırken, birinci olarak, temelin durumu ayrı bir önem taşımaktadır. Zira, yapıların temeli ne kadar sağlam olursa, kendileri de o kadar iyi olur. Bu bakımdan, yapının temeli hakkında olabildiğince tam bilgi edinilmelidir. Tam bilgiden kasıt, temelde kullanılan materyalin cinsi ve tespit edilebilirse toprağın altındaki temel derinliği belirtilmelidir.
İkinci olarak inşaatta kullanılan malzeme tipi (yapının cinsi) saptanmalı ye belirtilmelidir. Yap tahta, ahşap, taş, kerpiç midir? Yapının cinsinin belirtilmesi, amortisman oranını saptamada önemlidir. Zira, amortisman oranı, yapının cinsine göre değişmektedir. Yapıların tamir masrafları da, yapının cinsine göre değişecektir.
Ayrıca, yapının çatı durumu da belirtilecektir; zira, inşaat masrafı, çatı tiplerine göre değişmektedir.
Yapının kaç yıl önce inşa edildiği de saptanmağa çalışılacaktır. Yapının yaşını saptama her zaman kolay değildir. Zira yapının aktüel sahibi veya kiracısı, yapının ne zaman inşa edilmiş olduğunu kesin olarak bilmeyebilir. Bu durumda, inşaat tipine ve yapının bugünkü durumuna bakarak, yapının yaşı uzman tarafından tahmin edilecektir.
Yapının yaşı, her zaman yapının bugünkü durumunu gösteren kesin bir faktör değildir. inşaatın cinsi, kullanılma durumu vb. de yapının bugünkü durumuna etki yapar. Bu nedenle, yapının bugünkü durumu belirtilirken, yaşının yanında, inşaat cinsi, temel durumu, bakımı vb. de belirtilmelidir.
Aşağıda, yapı tanımında saptanan ölçülerin, yazılabileceği bir form gösterilmiştir. Bu formdaki her sütun, değerine veya büyüklüğüne bakılmaksızın, her yapı için kullanılmayacaktır. Zira, bazı yapılar, bu biçimde bir tespite değmeyecek kadar değersiz olabilir. Örneğin 100 veya 200 milyon lira değerindeki bir tavuk kümesi böyle bir tespite değmez.
Tablo 6 - Yapı Tanımı için Form
Yapı   Ölçüler   


 m2   


m3    


Materyal   


Temel   


Çatı tipi   


Yaş   


Durum   


Uygunluk
   Uzunluk, genişlik, yükseklik                        
Konut
Ahır
Silo            Ahşap
Ahşap
Taş   Taş
Taş
Taş      24
24
10   İyi
Orta
Fena   Evet
Hayır
Hayır

Uzman raporuna, tanıtılan yapıların fotoğrafları da eklenecek olursa çok iyi olur. Zira, bir fotoğraf, tanımında kullanılacak yüzlerce kelimeden çok daha iyi olarak bir yapının durumunu gösterebilir. Hem de değer biçme anında yapının durumunu gösteren devamlı bir dokuman olarak raporda kalır. Bugün fotoğraf çekilmesi o kadar kolay ye ucuzdur ki, fotoğraf raporun bir parçası olarak kabul edilmêli ye genellikle rapora eklenmelidir2.
Fakat, şu da unutulmamalıdır ki, fotoğraf hiç bir zaman yapının iç durumunu, temel ye inşaat durumunu göstermez. Bu nedenle, raporda hem yapıların tanımı, hem de fotoğrafı bulunmalıdır.

2.2. Kullanılma Kapasitesi Ve Uygunluğu

Yapıların sadece ölçülmesi ve tanıtılması, yapıların değerini biçme için yeterli değildir. Yapıların kullanılma durumunun da belirlenmesi gerekir. Örneğin bir ahır oldukça geniş olabilir; fakat kötü kullanılması, beklenilenden daha az hayvanın barınmasını sağlar. Önemli olan, ahırdan yararlanma derecesidir.
Değer biçme raporunda, yapıların işletmeye yeterlilik derecesine de ver verilecektir. Böylece raporu okuyan bir kimse, belirli bir yapının, işletmeye yeter olup olmadığını anlayabilmelidir. Bu incelemeler, bir işletmenin yeter derecede yapıya sahip olup olmadığını gösterecektir.
Bir yapının, belirli bir işletmeye yeter olup olmadığını kesin olarak söylemek kolay değildir. Zira bu, iş1etmeciye göre değişir. Bu nedenle, yapıların yeterliliği, normal gereksinimlere göre değerlendirilmelidir. Diğer bir deyimle, işletmede normal bir tarım yapıldığı zamanda, yapıların yeterli olup olmadığı saptanmalıdır.

3.   MUHTELIF KRITERLERE GORE YAPILARA DEGER BİÇME

Yapılara değer biçmede maliyet, pazar fiyatı ye gelirlerin kapitalizasyonu kriteri olmak Üzere 3 ayrı kriter kullanılır. Tarımsal yapılara zar fiyatı ve gelirlerin kapitalizasyonu kriterlerine göre kolaylıkla değer biçilemez. Bu nedenle tarımsal yapılara değer biçmede en çok mali’ kriteri kullanılır.
Pazar fiyatı veya gelirlerin kapitalizasyonu kriterleri genellikle kentteki yapılar 1cm kullanılabilir. Zira kentteki yapıların kirası bilinebilir veya bilinmediği hallerde, belirlenebilir. Ayni zamanda kentteki yapılar pazar fiyatı da karşılaştırma yoluyla biçilerek bulunabilir.
Kırsal alanlarda ise, tarımsal yapıların ne geliri ve ne de pazar fiyatı doğru olarak biçilebilir.
Bu genel girişten sonra, şimdi yapılara değer biçmede 3 kriterin ayrı ayrı nasıl uygulandıklarını görelim.
3.1. Maliyet Kriterine göre Yapılara değer Biçme3
Maliyet kriterini açıklamak için iki değişik tarımsal yapı durumu göz önüne alınacaktır. Birincisi yeni yapılar olup, bunların maliyete göre değerlerini biçmek nispeten kolaydır. ikincisi ise, eski yapılar olup, bunla maliyete göre değerlerini biçmek çok daha zor ye karmaşıktır.
3.1.1.Yeni yapılar
Bir yeni yapının değeri, genellikle, yapının maliyet fiyatına (inşaat fiyatına) e~ittir. Maliyet fiyatı, binanın en yüksek değeri olarak kal edilebilir. Hiç kimse, yeni inşa edi1mi~ bir yapıya, maliyetinin üstünde’ fiyat Ödemek istemez; zira, o yapı, istenilirse maliyet fiyatına tekrar ir edilebilir. Şayet yapının maliyet fiyatına tekrar inşa edilmesi mümkün değilse (harp yıllarında veya yıllık enflasyon oranının çok yüksek oldu durumda) o zaman yapının değeri maliyet fiyatını geçer; zira bu durum da, yapıyı maliyet fiyatına aynen inşa etmek alternatifi ortadan kalkmış olmaktadır.
Her durumda, maliyet fiyatı en küçük değer değildir. Fena planlan bir yapının değeri, o tip bir yapı isteyen sahibi dışında, herkes için maliyetinin altında bir değere sahip olabilir. yapı sahibinin, kendi yapısına atfettiği değer ise, normal olarak herkes tarafından kabul edilmediği sübjektif bir değerdir. Bu durumda, yapının maliyet fiyatından, yapının fena planlanmasından doğan zararı karşılamak üzere belirli bir miktar çıkartılmak suretiyle ancak yapının değeri bulunacaktır.
Burada maliyet fiyatı genel anlamıyla kabul edilmiştir. Yapının maliyet fiyatına, bütün inşa masrafları (malzemeler, el emeği), inşaatçının kârı, sigorta, yatırımın inşaat süresindeki faizleri vb. dahildir.
Maliyet yöntemi, ilk bakışta görüldüğü kadar basit değildir. Zira, şayet 5 ayrı firma, bir tarımsal yapıyı ayrı ayrı inşa edecek olsalar, her biri yapıyı ayrı fiyata mal edecektir. Bunlardan hangisinin kabul edilmesi gerektiği önemli bir sorun olarak karşımıza çıkacaktır. Bu maliyet fiyatlarından, normal olanı, değer biçme için esas kabul edilmelidir.
3.1.2. Eski yapılar
Tarımda, yeni yapılardan çok, eski yapılara değer biçme sorunuyla karşılaşılır. Bu durumda değer biçme pek kolay olmamaktadır.
Eski bir yapının yenisinin inşa maliyetinin bulunması, oldukça ilginç bir sorundur. Zira burada, modası geçmiş ve tekrar inşa edildiğinde aynısı inşa edilmeyecek bir yapının, yenisinin maliyet fiyatının hesaplanması söz konusudur. Eski bir tarımsal yapının (örneğin eski bir ahır) yeniden inşasında politika ne olacaktır? Şayet böyle bir eski yapı yangın veya fırtına sonucunda harap olacak olursa, yenisi daha modern ve değişik bir biçimde inşa edilecektir. O halde burada, yapının aynısı değil, yerine geçecek olanı söz konusu olacaktır. Gerçeğe yakın olması için uzman, eski yapının aynısının yeni inşa maliyetini değil, mevcut gereksinimlere göre, eski yapının yerine inşa edilmesi gereken yeni yapının maliyetini hesaplayacaktır.
O halde eski bir yapıya maliyet kriterine göre değer biçmede yapılacak ilk iş, eski yapının aynısının maliyetini hesaplamak değil, şayet o yapı bugün inşa edilecek olsa, nasıl inşa edilirse, onun maliyetini hesaplamak olacaktır.
Daha sonra, eski yapının yıpranma payı saptanır.
Yıpranma payının saptanmasında iki yol izlenebilir: Kişisel kanı ve amortisman.
Kişisel kanıya göre yıpranma payının bulunmasında uzman, eski yapının bugünkü halini, benzer yeni bir yapıyla karşılaştırır. Bu karşılaştırmada, yapının bütününü göz önüne alabileceği gibi, kısım kısım karşılaştırma da yapabilir. Çatı, duvarlar, boya ne oranda yıpranmıştır saptanır ve sonra yapı genel olarak ne oranda yıpranmıştır, o bulunur. Örneğin, yenisi 20 milyar lira olan eski bir yapı, %30 oranında yıpranmışsa, değeri 20.000.000.000 – (20.000.000.000 x 0,30) = 20.000.000.000 - 6.000.000.000 = 14.000.000.000 lira bulunur.

Yıpranma payının kişisel kanıya göre hesaplanması nispeten daha kolaydır; fakat, uzmanın bu konuda oldukça deneyimli olmasını gerektirir.
Amortisman yoluyla yıpranma payının hesaplanmasında ise, uzman önce ilgili binanın amortisman oranını bulur. Amortisman oranı, yapının cinsine göre değişir. Aşağıdaki tabloda, bazı yapı cinslerinde ortalama amortisman oranlan gösterilmiştir.
Amortisman oranı saptandıktan sonra, yapının yaşının bulunması gereklidir. Yapının yaşının saptanmasının da pek kolay olmadığı kuşkusuzdur. Yapının yaşı kesin bilinmiyorsa, değer biçen uzman tarafından değer biçilerek belirlenecektir.
Tablo 7 - Muhtelif Yapı Cinslerinde Amortisman Oranları
Yapının Cinsi
   Amortisman Oranı

Taş
Ahşap
Taş temelli sağlam damlı kerpiç Adi kerpiç
   0,5 — 1
1
2
3 — 4

Yapının yeni değeri, amortisman oranı ve yapının yaşıyla çarpılınca, yapının yıpranma payı bulunmuş olur.
Yıpranma payı, yapının yeni değerinden düşülerek, eski yapının maliyet değeri bulunur.
Örneğin, yeni değeri 20 milyar lira olan bir eski ahşap yapı, 20 yıl önce inşa edilmişse, amortisman oranı % l olduğuna göre, değeri;
20.000.000.000 - (20.000.000.000 x 0.01 x 20) = 16.000.000.000 lira olarak bulunur.
3. l .3. Yapıların maliyetinin bulunması
Yapıların maliyeti sentetik veya analitik yollara göre bulunabilir. Analitik yol, bir uzman için uygulanması çok güç, masraflı ve fazla  zaman isteyen bir yoldur. Bu nedenle, yapı maliyetinin hesaplanmasında genellikle sentetik yol kullanılır.

Sentetik yol:
Sentetik yola göre bir yapının maliyeti, yeni inşa edilmiş ve değerleri belli diğer yapılarla karşılaştırma ile bulunur. Bu amaçla karşılaştırmada, maliyetle ilgisi olan metrekare yahut metreküp gibi teknik karşılaştırma öğeleri kullanılır.
Değeri biçilen yapının cinsi saptanır. Sonra, aynı cins yapıların metrekare veya metreküp maliyet fiyatı bulunur.
Bilinen metrekare veya metreküp fiyatlarından hareketle, karşılaştırma yoluyla, değeri biçilen yapının maliyet fiyatı kolaylıkla bulunabilir. Burada kullanılan metrekare veya metreküp fiyatlarının bulunabilmesi için, homojen birçok yapıların toplam maliyetinin bilinmesi gereklidir. Birim metrekare veya metreküp maliyet fiyatları, toplam maliyetin, metrekare veya metreküpe bölünmesi ile bulunur.
Bir yapının metrekare genişliği veya metreküp hacmi, ilgili birim metrekare veya metreküp maliyet fiyatıyla çarpıldığında, aranan maliyet değeri bulunmuş olmaktadır.
Örneğin, değerini biçtiğimiz yapının bulunduğu bölgede bir ahşap yapının metrekare maliyet fiyatı 80 milyon lira ise ve değeri biçilen yapı 150 m ise bu yapının maliyet değeri;
80.000.000 x 150 = 12.000.000.000 lira olarak bulunacaktır.
Ancak, sentetik olarak bulunan maliyet değerleri, ortalama standart değerlerdir. Yapılar birbirine tam benzemeyecekleri için, yapıların özel durumları ayrıca göz önüne alınacaktır.
Bir yapının metreküp hacmini bulmak için, uzunluk, genişlik ve yüksekliğinin çarpılması gereklidir.
Bir yapının metrekare alanını bulmak için ise, her katın yüzeyi göz önüne alınacaktır. Örneğin 10 metre genişliğinde, 20 metre uzunluğunda iki katlı bir yapının alanı 400 m olarak hesaplanacaktır.
Yapıların m maliyet fiyatları inşaat tipine göre ve bölgeden bölgeye değişir.
Analitik yol:
Analitik yolda ise, bir yapının maliyeti, muhtelif masraf unsurlarına göre bizzat uzman tarafından hesaplanacaktır. Bu hesaplamada, bir inşaatçının teklif yaparken hazırladığı biçimde bütün masraflar detaylı olarak ortaya konur. İnşaatta yapılacak işler analiz edilir ve her bir işin hesaplanılan birim maliyetinden hareketle toplam maliyet bulunur.
3.2. Pazar Fiyatı Kriterine Göre Yapılara Değer Biçme
Bu kritere göre bir yapının değeri, benzer ve en son satış fiyatı bilinen yapılarla karşılaştırma ile bulunur.
Bu yöntemin uygulanabilmesi için;
1.Değeri biçilen yapının bulunduğu bölgede, değeri biçilen yapıya her yönden benzer yapıların bulunması,
2. benzer yapıların en son ve normal gerçek alım-satım fiyatlarının bilinmesi,
3. Değeri biçilen yapı ile, karşılaştırılan yapılattın ortak ve normal bir karşılaştırma öğesinin bilinmesi.
Bu koşulların yerine gelebilmesi ve bu yöntemin uygulanabilmesi için yapı alım-satımının çok olması gerekmektedir. Aksi halde yöntemin uygulanması olanaksızdır.
Özellikle tarımsal yapıların bağımsız alım-satımı çok seyrek olduğundan, pazar fiyatı kriteri tarımsal yapılara güçlükle; uygulanabilir.
Yukarda belirtilen koşullar var ise, basit veya bileşik karşılaştırma yoluyla yapının aranan değeri bulunur. Bunun için basit karşılaştırmada şu formül uygulanır:

 

X = Değeri biçilecek A yapısının muhtemel pazar fiyatı,
D = Karşılaştırma için alınan B yapısının bilinen normal satış fiyatı,
a = A yapısının bilinen karşılaştırma öğesi,
b = B yapısının bilinen karşılaştırma öğesi.
Bileşik karşılaştırmada ise, birden fazla yapı alınır. Bu biçimde bulunan normal pazar fiyatına, değeri biçilen A yapısının, özel durumuyla ilgili olarak ekleme ve çıkarmalar yapılabilir. Yapılara değer biçmede karşılaştırma öğesi olarak:
— metreküp hacmi,
— metrekare alanı,
— Yıllık normal kira,
— Yıllık rant,
— vergi değeri,
kullanılabilir.
Uzman, bu karşılaştırma öğelerinden değer biçme anında en uygun
olanını seçerek kullanacaktır.
Uygulamada, yapıların değerlerinin biçilmişinde en çok kullanılan karşılaştırma öğesi metrekare alanıdır.
Şayet bilinmiyor ise, normal kira da bir karşılaştırma öğesi olarak kullanılabilir. Fakat, tarımsal yapılarda genellikle kira söz konusu olmadığından, kiranın bir karşılaştırma öğesi olarak kullanılması oldukça güçtür. Ancak kentsel yapılarda kira  karşılaştırma öğesi olarak kolaylıkla kullanılabilir
Örnek : A ve B yapıları aynı bölgede bulunsunlar ve her yönden bir birinin benzeri olsunlar. A yapısı 100 m2 , B yapısı ise 150 m2  olsun. B yapısı, çok yakın bir zamanda 18.000.000.000 liraya satılmış olsun. Acaba A yapısının satış fiyatı ne kadar olur? A yapısının değeri :

 

3.3. Gelirlerin Kapitalizasyonu Kriterine Göre Yapılara Değer Biçme
Bu kritere göre bir yapının değeri, ondan elde edilen gelirin kapitalizasyonu ile bulunur.
Bu kritere göre bir yapının satış değerinin bulunabilmesi için, önce yapının rantı (yıllık ortalama net geliri) bulunur. Sonra kapitalizasyon faiz oranı saptanır.
Yapılarda kapitalizasyon faiz oranı, arazilerde olduğu gibi,

 formülüne göre bulunur.


Yapılarda saptanan rant, yukarıdaki formüle göre bulunan kapitalizasyon faizi oranına bölünerek yapının normal değeri elde edilir.


D = Yapının değeri
R = Yapının normal rantı
f = Kapitalizasyon faizi oranı
Yapının normal rantı, yapıdan elde edilebilecek yıllık normal kiradan, yapı sahibinin o yapıdan dolayı yüklendiği bütün masraflar (amortisman, onarım ve bakım, sigorta, vergiler vb.) çıkartılarak bulunur.
Yıllık kira, yıl sonuna birikmiş olarak hesaplanır. Normal yıllık kiranın bulunabilmesi için, yapının bulunduğu bölgede yapı kiralamanın çok yaygın olması gerekir. Aksi halde, yapının normal rantını saptamak olanaksızdır.
Tarımsal yapılarda kiraya verme hemen hemen hiç yoktur. Bu ne