|
|
|
125
|
cellotin genel / Fen - Fizik / Ynt: VÜCUDUMUZU TANIYALIM
|
: Mayıs 15, 2007, 02:42:16 ÖS
|
|
VÜCUDUMUZU TANIYALIM A) Duyu Organları B) Sinir Sistemi C) Hormonlar ve Hormon üreten organlar D) Bağışıklık sistemi
A) DUYU ORGANLARI
Canlılarda organizasyon: Hücre Doku Organ Sistem Organizma
Canlılarda bazı tepkilerin alınmasını sağlayan hücreler vardır. Bu hücreler duyu organlarını meydana getirir. Bu duyu organ- ları beyinden kontrol edilir. Her duyu organı almış olduğu uyar- tıyı beyinde değerlendirip, tepkisini ilgili organda gösterir. Her duyu organı farklı bir uyartıyı alabilir. Örneğin göz ışığa duyarlıdır, kulak titreşime duyarlıdır, burun ve dil suda çözü- nen maddelere duyarlıdır, deri dokunmaya duyarlıdır. İnsanda dış ortama açık 5 duyu organı vardır.
1. GÖZ
Işığa duyarlıdır. Kafatasının göz çukuruna yerleşmişlerdir. Gö- zü dıştan kaşlar, kirpikler, göz kapakları ve gözyaşı korur. Dıştan içe doğru 3 tabakadan oluşmuştur.
a) Sert tabaka :Bağ dokudan yapılıdır. Gözü dış etkilerden korur ve gözün şeklinin bozulmasını önler. Rengi parlak be-yazdır. Gözün ön tarafında saydamlaşarak “saydam tabaka” yı oluşturur. Saydam tabaka(=kornea) göze gelen ışığı kırarak gözün iç bölgesindeki göz bebeğine geçirir.
b) Damar tabaka : Gözü besleyen kan damarları burada bulu- nur. Damar tabakada melanin pigmenti birikerek gözün içini karanlık oda haline getirir. Damar tabaka gözün önünde “iris” i oluşturur. İris göze rengini verir. İrisin ortasındaki deliğe de “göz bebeği” denir. İris büzülüp gevşeyerek göz bebeğinin genişleyip daralmasını sağlar. Böylece göze giren ışık miktarı ayarlanır. Kuvvetli ışıkta göz bebeği küçülür, az ışıkta büyür. İris fotoğraf makinesinin diyaframına benzer.
c) Ağ tabaka : En içteki tabakadır. Görme sinirleri burada ağ gibi yayılmıştır. Ağ tabaka üzerinde göz bebeğinin tam karşı- sında “sarı leke” bulunur. Görüntü sarı lekede meydana gelir. Görme sinirlerinin gözden çıktığı nokta ışığa duyarlı değildir. Buraya “kör nokta” denir. Ağ tabaka gözün önünde ince ke- narlı(yakınsak) bir mercek olan “göz merceği” ni oluşturur. Göz merceği ışığı kırarak görüntüyü sarı leke üzerine düşürür. Göz uyumu : Uzağa veya yakına baktığımızda göz merceği yassılaşıp şişkinleşerek odak uzaklığını ayarlar. Böylece gö- rüntü net olarak retinaya(ağ tabaka) düşer. Buna göz uyumu denir. Cismin görüntüsü sarı lekeye ters ve cisimden küçük olarak düşer. Görme sinirleri uyartıyı beyine gönderir. Beyinde görüntü düz ve cisme eşit olarak algılanır. Mercek gözü iki bölüme ayırır. Saydam tabaka ile mercek arasına “ön oda” , mercek ile ağ tabaka arasındaki geniş boşluğa”arka oda” denir. Göz yuvarlağının içi ışığı kırma ö- zelliği olan “göz sıvısı” ile doludur. Arka odayı dolduran sıvı- ya “camsı cisim” denir. Sarı lekedeki hücrelerin iyi görev yapabilmesi için “A” vita- mini gereklidir. A vitamini eksikliğinde “gece körlüğü” hasta- lığı ortaya çıkar.
GÖZ KUSURLARI
Göz, görüntüyü ağ tabaka(retina) üzerine normal olarak düşü-rebiliyorsa bu göze normal (emetrop) göz denir.
Ancak merceğin normal göz uyumunu sağlayamaması veya gözün yuvarlaklığının bozulması durumlarında göz kusurları ortaya çıkar. Göz kusurları şunlardır;
1— Miyop 2— Hipermetrop 3— Presbitlik 4— Astigmatizm 5— Renk körlüğü 6— Şaşılık 7— Katarakt 1— MİYOP Yakını iyi görür, uzağı göremez. Kalın kenarlı mercekle dü- zeltilir. Nedeni; a) Göz üst ve alttan basıklaşarak göz ekseni uzamıştır
b) Göz merceğinin kırıcılığı artmıştır.
2— HİPERMETROP Uzağı iyi görür, yakını göremez. İnce kenarlı mercekle dü- zeltilir. Nedeni; a) Göz ön ve arkadan basıklaşarak göz ekseni kısalmıştır. b) Göz merceğinin kırıcılığı azalmıştır.
3 — PRESBİTLİK Yaşlılarda göz merceği yakına iyi uyum yapamaz. Bu durum- da göz yakını iyi görmez, uzağı iyi görür. İnce kenarlı mercek- le düzeltilir.(Hipermetrop’ a benzer)
4— ASTİGMATİZM Göz merceği yüzeyinin pürüzlü bir hal alması ya da saydam tabakanın kavislenmesi sonucunda görüntü sarı lekeye bula-nık ve şekli bozuk olarak düşer. Silindirik camlı mercekle dü- zeltilir.
5— RENK KÖRLÜĞÜ(=Daltonizm) Kırmızı ve yeşil renkleri birbirinden ayırt edemez. Kalıtsaldır. Tedavisi yoktur.
6— ŞAŞILIK Renk körlüğünde olduğu gibi doğuştandır. Şaşılıkta görme bo- zukluğu olmaz. Gözü hareket ettiren 3 çift kastan bir kısmının normalden uzun ya da kısa olması sonucunda göz eksenini doğrultusu değişir. Buna şaşılık denir. Ameliyatla giderilebilir.
7— KATARAKT Göz merceğinin içindeki sıvının ya da merceğin saydamlığını kaybetmesi sonucunda görüntü sarı lekeye düşemez. Buna katarakt denir. Ameliyatla düzeltilebilir.
GÖZ HASTALIKLARI
Arpacık : Mikrobiktir, göz kapaklarında görülür.
Trahom : Mikrobiktir. Körlüğe neden olabilen hastalıktır.
Göz tansiyonu : Ön ve arka odanın içindeki sıvının den- gesinin bozulması sonucunda basıncın artmasıdır.
KULAK İşitme ve denge organımızdır. Üç kısımda incelenir.
Dış Kulak : Kulak kepçesi ve kulak yolundan oluşur. Ses dal- galarının toplanarak kulak zarına iletilmesini sağlar. Kulak yolu içindeki kıllar ve kulak yolundan salgılanan sıvı kulağa yaban-cı toz gibi maddelerin girmesini önler. Kulak yolundan salgıla-nan sıvı(kulak kiri) aynı zamanda kulak zarının yumuşaklığını sağlar. Kulak zarı dış kulakla orta kulağı birbirinden ayırır.
Orta Kulak : Kulak zarı ile oval pencere denilen zar arasında küçük bir oda gibidir. Kulak zarına bağlı ilk kemik “çekiç” ke-miğidir. İkinci kemik “örs” ve üçüncü kemik “üzengi” kemiği- dir. Bu kemiklerin üçüne birden “kemik köprü” denir. Bu ke- mikler kulak zarından alınan ses dalgalarını iç kulağa iletir. Vücudumuzun en küçük kemiği üzengi kemiğidir. Orta kulak “östaki borusu” ile yutağa açılır. Östaki boru- su dış kulak ile orta kulak arasındaki hava basıncını dengele-yerek kulak zarını korur.
İç Kulak : İşitmeyi sağlayan yerdir. İçinde işitme sinirleri ve duyu hücreleri bulunur. Orta kulaktan itibaren “oval pencere” ile başlar. İç kulaktaki “dalız” oval pencere yoluyla gelen ses dalgalarını sıvı dalgalanması halinde “salyangoz” a iletir. Salyangozun içinde işitme duyu hücrelerinin bulunduğu “korti organı” bulunur. Buradan da işitme duyu sinirleriyle alınan u-yartı beyine taşınır ve ses beyin tarafından algılanır. Salyangozun üst kısmında “üç yarım daire kanalı” bulu- nur. Bu kanalların içindeki sıvı ile vücudun dengesi algılana- rak beyine bildirilir. Vücudun dengesini “beyincik” sağlar.
Ses dalgalarının izlediği yol : Ses K.yolu K.zarıKemik köprüDalızSalyangoz
DİL Tat alma organımızdır. Ancak tat dışında sindirim ve konuşma gibi olaylarda da görev alır. Yazýlým Dili kaslar-dan yapılıdır. Üzerinde girintili çı-kıntılı tat alma cisimcikleri(= tat memecikleri = papilla) bulunur. Dilimiz suda çözünebilen madde-lerin tadını alabilir. Dilimiz dört farklı tada duyarlıdır. Dilin farklı bölgeleri farklı tat- lara duyarlıdır. Ucu tatlı, orta kenarları tuzlu, arka kenarları ek- şi ve arkası acı tatları algılar.
BURUN Burun koku alma organıdır. Uç kısmı kıkırdak, arka kısmı ke- mikten yapılıdır. Burun boşluğu “sapan” kemiği ile ikiye ayrılır. Boşluklardan ortaya doğru üçer tane kemik çıkıntı iner. Araların-da hava dolaşan bu kemiklere “boynuzcuk kemikleri” denir. Bu kemiklerin arasındaki boşluklara “sinüs” denir. Sinüslerin iltihaplanmasına “sinüzit” denir. Burun boşluğu mukus salgısı yapan epitel hücreleriyle döşen- miştir. Burun içindeki kıllar ve mukus kirli havayı temizler, mu- kus havayı nemlendirir, burun içindeki kıvrımlar havayı ısıtır. Koku alma sinirleri burun boşluğunun üst tarafındaki “sarı böl- ge” de bulunur. Havaya karışan koku zerrecikleri mukus içinde çözünerek koklama sinirlerini uyarır. Duyu sinirleri bu uyartıyı beyine taşır. Böylece koku algılanır. Koklama ve tatma duyuları suda çözünebilen maddelere du- yarlıdır. Bu nedenle birbiriyle yakından ilgilidir. Örneğin nezle olduğumuzda koku ve tat alma duyularımız iyi çalışmaz.
DERİ Dokunma duyu organımız deridir. Ancak derinin duyu dışında başka görevleri de vardır. Dıştan içe doğru ölü tabaka, üst deri, alt deri ve yağ taba- kalarından oluşur. Üst derinin canlı olan alt kısmında deriye rengini veren renk tanecikleri (melanin pigmenti) bulunur. Alt deri üst deriden daha kalındır. Alt deride kıl kökleri, yağ- bezleri, ter bezleri, duyu cisimcikleri, kılcal kan damarları, du- yu sinirleri bulunur.
Derinin Görevleri: a) Dokunma duyu organıdır. Basınç, sıcak-soğuk, ağrı ve sertlik-yumuşaklık, düzlük- pürüzlülük gibi duyuları algılar. b) Terleme yaparak boşaltıma yardım eder. c) Gaz alışverişi yaparak solunuma yardım eder. d) Vücudumuzu dış etkilerden(çarpma, mikroplar vb.) korur. e) Vücudumuza desteklik sağlar. Estetik ve güzellik verir. f) Vücut ısısının ayarlanmasına yardım eder.
KONU İLE İLGİLİ SINAVLARDA ÇIKMIŞ SORULAR
1. Kulağımızın hangi kısmı, oval pencere yoluyla gelen ses dalgalarını salyangoza iletir?(1992-FL)
A) Yarım daire kanalları B) Östaki borusu C) Üzengi D) Dalız
2. Aşağıdaki vitaminlerden hangisi göz hastalıklarını ön- ler?(1993-FL)
A) D B) A C) B D) C
3. Aşağıdakilerden hangisi kulakta bulunan kemik dolam- bacın kısımlarından değildir? (1994-FL)
A) Yarım daire kanalları B) Salyangoz C) Dalız D) Örs
4. I. Göz ekseninin normalden uzun olması II. Göz merceğinin kırma indisinin büyük olması III. Göz merceği yüzeyinin pürüzlü olması (1995-FL/AÖL) Yukarıdakilerden hangileri miyopluğa sebep olur?
A) Yalnız I B) Yalnız II C) I – II D) II – III
5. Aşağıdakilerden hangilerinin meydana getirdiği rahat- sızlık giderilebilir?(1996-FL/AÖL)
I. Kulak zarındaki yırtılmanın II. Ortakulaktaki kemiklerin birbirine kaynamasının III. İşitme sinirlerinin görev yapmamasının
A) Yalnız I B) I – II C) II – III D) I – II – III
6. Aşağıdaki durumlardan hangisi sağırlık meydana ge- tirir?(1997-FL/AÖL)
A) Kulak zarının yırtılması B) Kulak kepçesinin kopması C) Yarım daire kanallarının görev yapamaması D) İşitme sinirlerinin fonksiyonunu yitirmesi
7. Aşağıdakilerden hangisi orta kulakta yer alır? (1995-DPY)
A) Yarım daire kanalları B) Üzengi C) İşitme sinirleri D) Salyangoz
8. Cisimler hangi özelliklerinden dolayı görülebilirler? (1997-DPY) I. Kendiliğinden ışık yayma II. Işığı yansıtabilme III. Işığı soğurabilme
A) Yalnız II B) I – II C) I – III D) II – III
9. Aşağıdakilerden hangisi ışınların göz bebeğinde top- lanmasını sağlar? (1997-DPY)
A) Saydam tabaka B) Göz merceği C) Kör nokta D) İris
10. Aşağıdakilerden hangisi, göz yuvarlağını hareket et- tiren kasların normalden uzun veya kısa olması sonu- cu meydana gelir? (1999-DPY)
A) Astigmatlık B) Şaşılık C) Presbitlik D) Miyopluk
11. I. İris II. Kornea III. Sarı benek IV. Kör nokta
Yukarıdakilerden hangileri gözün ağ tabakasında bu- lunur?(1999-DPY)
A) I – II B) I – III C) II – IV D) III – IV
12. Kulağın dengemizi sağlamada görevli kısmı aşağıda- kilerden hangisidir? (1990-ATEML)
A) Salyangoz B) Kemik köprü C) Yarım daire kanalları D) Kulak zarı
13. Kulağın hangi kısmı işitme ile ilgili değildir? (1991-KUR)
A) Yarım daire kanalları B) Salyangoz C) Kulak zarı D) Kemik köprü
14. Östaki borusu hangisinde verilenlerle bağlantılıdır? (1995-ATEML)
A) Yutak – İç kulak B) Orta kulak – Yutak C) Dış kulak – Orta kulak D) Salyangoz – Yarım daire kanalları
15. Aşağıdakilerden hangisine kornea adı verilir? (1997-ATML)
A) Damar tabaka B) Saydam tabaka C) Sert tabaka D) Ağ tabaka
16. Aşağıdakilerden hangisi derimizin görevlerinden de- ğildir? (1998-ML)
A) Basınç ve sıcaklık duyularını almak B) Beynin verdiği emirleri kaslara iletmek C) Vücut sıcaklığının ayarlanmasında rol oynamak D) Solunuma yardımcı olmak
KONU TESTİ
1. Bütün duyu organlarının merkezleri nerede bulunur?
A) Beyinde B) Omurilik soğanında C) Her organın kendinde D) Beyincikte
2. Aşağıdakilerden hangisi duyu organı değildir?
A) Göz B) Böbrek C) Deri D) Burun
3. Aşağıdakilerden hangisi göz merceği ile saydam ta- bakanın ortak özelliğidir?
A) Gözü dış etkilerden korumak B) Göze giren ışık miktarını ayarlamak C) Göze gelen ışığı kırmak D) Odak uzaklığını ayarlayarak, göz uyumunu sağlamak
4. Aşağıda verilen göz kusurlarından hangileri ince ke- narlı merceklerle düzeltilir?
I. Hipermetrop II. Miyop III. Astigmatizm IV. Presbitlik
A) I – II B) II – III C) II – IV D) I – IV
5. Göz ekseninin kısalması ya da göz merceğinin kırıcı- lığının azalmasıyla ortaya çıkan göz kusuru aşağı- dakilerden hangisidir? A) Miyop B) Astigmatizm C) Şaşılık D) Hipermetrop
6. Kulakla ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi doğ- rudur?
A) İşitme sinirleri orta kulağın salyangoz kısmında bulunur B) Denge sinirleri orta kulaktaki yarım daire kanallarından çıkar C) Orta kulaktaki kemik köprü sesin iç kulağa iletilmesini sağlar D) Kulak zarının basınç değişimine karşı korunması iç- kulaktaki dalız tarafından sağlanır.
7. Aşağıdakilerden hangisi alt deride bulunmaz?
A) Derimize rengini veren renk tanecikleri B) Kıl kökleri C) Serbest sinir uçları D) Duyu cisimcikleri
8. Dilimizin ucunu kurutma kâğıdı ile kurulayarak şeker sürdüğümüzde tadını alamayız.
Yukarıdaki deney aşağıdakilerden hangisini anlamak için yapılmıştır?
A) Dilimizin tat alma organı olduğunu anlama B) Dilimizin konuşmayı nasıl sağladığı C) Dilimizin ancak suda çözünen maddelerin tadını alabil- diğini anlama D) Dilimizin sindirimdeki rolünü anlama
9. Nezle olduğumuzda, besinlerin tadını da alamayız.
Yukarıdaki bilgiye dayanarak aşağıdaki sonuçlardan hangisine ulaşılabilir?
A) Koku duyusu ile tat duyusunun birbiriyle bağlantısı yoktur. B) Koku ve tat duyuları birbiriyle bağlantılı çalışır. C) Nezle mikrobik bir hastalıktır D) Nezle olan kişinin duyu organları iyi çalışmaz
10. Karanlıktan birden aydınlığa çıktığımızda, ya da aydınlık-tan az ışıklı ortama girdiğimizde cisimleri bir süre seçe-meyiz. Yukarıda verilen gözlem, aşağıdaki göz kısımlarının hangisinin çalışması ile ilgilidir?
A) İris B) Sarı leke C) Göz merceği D) Saydam tabaka
11. Elimizi soğuk sudan çıkarıp, ılık suya soktuğumuzda suyu “sıcak” olarak algılarız. Aynı şekilde sıcak su- dan çıkarıp ılık suya soktuğumuzda bu defa “soğuk” olarak algılarız. Bu durumun aşağıdaki özelliklerden hangisi ile açıklanabilir?
A) Bazı duyu organlarımız çabuk yorulur B) Bazı duyu organlarımız diğerlerinden daha geniş yü- zeylidir. C) Duyu organlarımızı uyaran etkenler birbirinden farklıdır D) Duyu organlarımız aldığı uyartıyı sinirlerle beyne iletir
12. Gözümüzün ağ tabakasında kör nokta bulunmasına rağmen, belirli bir noktaya bakan normal bir insanın görme alanı içindeki her şeyi görmesini sağlayan ne-dir?
A) Göz merceğinin uyum yapması B) İki gözün birlikte kullanılması C) Göz bebeğinin büyüyüp küçülebilmesi D) Cisimlere dikkatli bakılması
13. Kulak kepçesi aşağıdaki canlı gruplarının hangisinde bulunur?
A) Balıklar B) Sürüngenler C) Memeliler D) Kuşlar
14. Saydam tabakanın buzlu cam gibi pürüzlü bir hal almasıyla hangi göz kusuru ortaya çıkar?
A) Astigmatizm B) Presbitlik C) Miyop D) Hipermetrop
15. Aşağıdakilerden hangisi göz kusuru değildir?
A) Renk körlüğü B) Şaşılık C) Presbitlik D) Trahom
16. Kulağın dengeyle ilgili kısmı aşağıdakilerden hangisi- dir?
A) Korti organı B) Dalız C) Yarım daire kanalları D) Kemik köprü
17. Boğaz enfeksiyonu görülen kişilerde, aynı zamanda ortakulak iltihabının da yaygın görülmesi aşağıdaki- lerden hangisi ile açıklanabilir?
A) Orta kulak ile yutağın östaki borusu ile birbirine bağ- lantılı olması B) Enfeksiyona mikropların yol açması C) Önce enfeksiyonun kulakta başlayıp, sonra yutağa geçmesi D) Kişinin sağlığına dikkat etmemesi
SİNİR SİSTEMİ Organlar ve sistemler arasındaki uyumlu çalışmayı ve bütün- lüğü sinir sistemi sağlar.
Sinir Sistemi
Merkezi Sinir Sistemi Çevresel Sinir Sistemi 1 — Beyin 1 — Sempatik sinirler 2 — Beyincik 2 — Parasempatik sinirler 3 — Omurilik Soğanı 4 — Omurilik
ÇEVRESEL SİNİR SİSTEMİ
Merkezi sinir sistemi ile organlar arasında haber ve emir ileti- mi sağlayan sinirlerdir. Sempatik sinirler : Hızlandırıcı sinirlerdir. Parasempatik sinirler : Yavaşlatıcı sinirlerdir. MERKEZİ SİNİR SİSTEMİ
1 — BEYİN
Kafatasının içinde yerleşmiştir. İki yarım küre şeklindedir. Üze- rindeki kıvrımlar beyin yüzeyini genişletir. Görevleri: a) Tüm istemli hareketleri yönetir.(Örnek: iskelet kaslarının çalışması) b) Beş duyu organının idaresi ve duyuların alınması, yorum- lanması beyinde olur. c) Öğrenme, konuşma, yazma, duygusallık, hayal kurma, ha- fıza, yeni bilgi öğrenme, düşünme merkezi beyindir.
Beyin görev yapamazsa buna “bitkisel hayat” denir.
2 — BEYİNCİK
Beyinle omurilik soğanı arasında bulunur. Üzeri kıvrımlıdır. İçindeki sinirler ağacı andırdığından “hayat ağacı” da denir. Görevi : Dengeyi sağlar. İncelikli kas faaliyetlerini yönetir. İç kulaktaki yarım daire kanalları ile bağlantılı çalışır. Beyincik görev yapamazsa denge sağlanamaz. Örneğin beyinciği çıkarılan bir kuş yalpalayarak uçar.
3 — OMUR İLİK SOĞANI
Beyin ile omur ilik arasında yer alır. Bir bölümünün üzerinde beyincik vardır. Üzerinde kıvrım yoktur ve soğana benzer. Görevi : Omur ilikten gelen sinirler omur ilik soğanını geçerek beyine ulaşır. Kendisi istek dışı hareketlerin merkezidir. İç or- ganların çalışmasını yönetir. Örneğin : Kalp atışı, soluk alıp verme, öksürme, hapşırma, yutkunma, yutma vb. Omur ilik soğanı zedelenen bir insan yaşayamaz. Bu ne- denle omur ilik soğanına “hayat düğümü” de denir.
4 — OMUR İLİK
Omurlardan oluşan omurga içindeki kanala yerleşmiştir. O- murga, omur iliği dış etkilerden korur.
Görevleri : — Organlardan beyine ve beyinden kaslara giden uyartıları ta- şımak. Sinirler omur ilikten çapraz geçtiği için beynimizin sağ yarım küresi vücudumuzun solunu, sol yarım küresi de vücudumuzun sağını yönetir. — Alışkanlık ve refleks hareketlerini yönetmek Omurilik görev yapamazsa kaslarla beyin arasındaki ileti- şim kesilir. Beyin kasları yönetemez buna “felç” denir. Alışkanlık : Başlangıçta beyinin kontrolünde olan, daha sonra omuriliğin kontrolüne geçen davranışlardır. Örneğin şiir ezber- lemek beynin kontrolündedir, ezberden şiir okumak omur iliğin kontrolündedir. Yine önceden öğrenilen parçanın piyanoda çalınması, bildiğimiz bir dansın yapılması vb. olaylar alışkanlık halindeki reflekslerdir ve omur ilikten yönetilir. Refleks : Düşünmeden, aniden yapılan hareketlerdir. Bazı refleksler doğuştandır. Örneğin yeni doğan çocuğun emme refleksi, göz bebeklerinin ışıkta açılıp kapanması, diz altına vurulduğunda ayağın hareket etmesi, düşerken bir yere tutun- ma, habersiz elimize iğne battığında kolumuzu çekme v.b. Bazı refleksler de sonradan kazanılır. Alışkanlık refleksleri sonradan kazanılmıştır. Aynı şekilde limon gördüğümüzde ağ- zımızın sulanması refleksi de sonradan kazanılan (şartlı) ref- lekstir.
— Refleks Yayı —
SİNİRLER
İstemli ve istemsiz bütün hareketlerin uyartı ve emirlerini sinir- ler taşır. Sinir hücrelerine “nöron” denir. Hareket sinirleri : Bir ucu merkezi sinir sistemine, diğer ucu kas, bez veya organa bağlı olan sinirlerdir. Merkezi sinir sisteminden aldığı emirleri kas, bez veya organlara taşır. Kas kasılır, organ çalışır, bez salgı yapar. Duyu sinirleri : Bir ucu duyu organına, diğer ucu beyine bağlı olan sinirlerdir. Duyu organlarından aldığı uyartıları beyine ta-şır. Motor ve duyu sinirleri “miyelinli” sinirlerdir. Miyelinli sinirler uyartıyı miyelinsiz sinirlerden daha hızlı taşır. Örneğin miyelinli sinirler uyartıyı 90-120 m/s, miyelinsiz sinirler 12 m/s hızla iletirler.
Bir sinir hücresi 3 kısımdan oluşur: a) Sinir gövdesi : Çekirdek ve sitoplazma taşıyan asıl sinir hücresidir. Vücudumuzun en fazla özelleşmiş hücresidir. Bö- lünme yeteneğini kaybetmiştir. Mitokondri yönünden zengindir. Sinir gövdesinden çıkan kısa uzantılara “dendrit”, uzun uzan- tılara “akson” denir. b) Dendrit : Sinir gövdesinden çıkan kısa uzantılardır. Bunlara “almaç” ta denir. Uyartı daima dendritler tarafından alınır ve akson boyunca taşınır. c) Akson : Sinir gövdesinden çıkan uzun uzantılardır. Aksonun üzeri miyelin denilen tabaka varsa bu sinirlere miyelinli, kılıf yoksa miyelinsiz sinirler denir. İsteğimizin dışında çalışan or- ganlara uyartı taşıyan sinirler miyelinsizdir. Bir sinir hücresinden diğer sinir hücresine uyartı geçerken iki sinir hücresi birbirine değmez aralarında bir boşluk vardır. Bu boşluğa “sinaps” denir. Bir sinir hücresinin aksonu, diğer sinir hücresinin dendritine bağlanır.
SİNİR SİSTEMİNİN SAĞLIĞI
Sinir sitemimiz mikrop ve zedelenmelere karşı çok duyarlıdır. Felç, menenjit(beyin zarı iltihabı, sara, kuduz gibi hastalıklar sinir sistemi hastalıklarıdır. Yüksek tansiyon(hipertansiyon) so- nucunda beyin kanamaları ve zedelenmeler ortaya çıkabil-mektedir.
HORMONLAR ve HORMON ÜRETEN ORGANLAR İç salgı bezleri(endokrin bezler) denilen, bir ucu kan damarına açılan kanalsız bezlerden kana salgılanan kimyasal maddele-re “hormon” denir. Hormonlar belli doku ve organları etkile- yerek vücudun çalışmasını düzenler. Bazı hormon bezleri kar- ma bez şeklindedir. Örneğin pankreas karma bezdir. Pankre- as hem hormon salgılar, hem de sindirim özsuları salgılar. Hormon sistemi ile sinir sisteminin bütünlüğünü “hipotala- mus” sağlar. Yönetim mekanizması şöyledir;
Tiroid bezi Tiroksin, Kalsitonin Böbrek üstü bezi Adrenalin Hipotalamus Hipofiz Pankreas İnsülin, Glukagon Eşey bezleri Eşey hormonları
1 — Hipofiz ve Epifiz bezleri: Hipotalamusun altında bulu- nurlar. Bu bezlerin salgıladığı hormonlar diğer bezlerin çalış- masını kontrol eder. Salgıladığı hormonlarla büyümeyi, vücu- dun su dengesini ve kan basıncını düzenler. Örneğin büyüme çağında hipofizden büyüme hormonu(soma- totropin=STH) ; çok salgılanırsa devlik(=jigantizm), az salgılanırsa cücelik ortaya çıkar. Yetişkin insanda çok salgılanırsa akromegali ortaya çıkar.
2 — Tiroid : Boynumuzun tabanında, gırtlağın önünde “H” harfine benzeyen bir bezdir. En önemli hormonu “tiroksin” ve “kalsitonin” dir. Tiroksin : Vücudumuzun metabolizma hızını düzenler, büyü- me ve gelişmeyi etkiler. Az çalışırsa; İnsanı zayıf, yorgun, üşüyen, ve kuru derili yapar. Erken yaşlarda az çalışırsa, cücelik ve zeka geriliğine yol açar. Fazla çalışırsa; terleme, kan basıncında(tansiyon) artma, kalp atışının hızlanması ve sinirlilik ortaya çıkar. “iyot” olmazsa tiroksin yapılamaz. Bu durumda tiroid bezi çok çalışır ve şişer buna ”guatr” hastalığı denir. Kalsitonin : Kandaki kalsiyum miktarını düzenler.
3 — Böbrek üstü bezi (adrenal bez): Böbreklerin üzerinde bulunur iki tanedir. Dış kabuk(kortex) ve iç(öz=medulla) kısmı tamamen birbirinden farklı hormonlar salgılar. En önemli hor- monu “adrenalin” dir. Adrenalin (epinefrin): “Korku ve heyecan hormonu” diye de bilinir. Karbonhidrat(şeker) metabolizması ve kanın akış hızını ayarlar. Korku, heyecan ve sevinç anında fazla salgılanır. So- luk alıp verme, kalp atışı hızlanır, kan basıncı artar. Böbrek üstü bezinden salgılanan diğer hormonlar vücudun su ve mineral(tuz) dengesini kontrol ederek ayarlar.
4 — Pankreas : Kana hormon, sindirim kanalına sindirim en- zimi salgılar. Bu nedenle sindirim sistemi organıdır. Salgıladığı hormonlar kan şekerini düzenler. “insülin” ve “glukagon” ol- mak üzere iki çeşit hormon salgılar. İnsülin : Pankreasın langhergans adacıklarının beta hücrele- rinden salgılanır. Kandaki yüksek şekeri(glikoz) alarak vücutta depolattırır. Böylece kan şekerini azaltır. İnsülin salgılanamazsa kan şekeri çok artar, idrarda bile şekere rastlanır. Buna “şe- ker hastalığı=diyabet” denir. Böyle hastalar dışardan devam- lı insülin hormonu almak zorundadırlar. İnsülin hormonu yemekten hemen sonra çok salgılanır. Glukagon : Pankreasın langhergans adacıklarının alfa hücre-lerinden salgılanır. İnsülin hormonunun tam tersi yönde çalışır. Vücutta depolanmış şekeri kana geçirerek kan şekerini artırır. İki öğün arasında ve karnımız acıktığında çok salgılanır.
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ
Hastalık : Organizmayı oluşturan organların çalışma düzeni- nin bozulmasına hastalık denir. Hastalık nedenleri : Çok çeşitli olabilir. En önemlileri; — Mikroplar — Organların yapısında veya çalışmasındaki bozukluklar. — Ruhsal bozukluklar — Beslenme bozuklukları — Aşırı sıcak – soğuk, aşırı yorgunluk, uyku bozuklukları — Zehirlenmeler — Parazit canlılar — Kötü alışkanlıklar(sigara, alkol, uyuşturucu vb.)
Hastalıkların bulaşma yolları : — Hasta insanlardan : Tifo, grip, verem — Kandan : Sarılık(hepatit), AIDS — Topraktan : Tetanoz — Hasta hayvanlardan : Kuduz, veba — Doğrudan hava, su , eşya, böcek gibi etkilerle de bulaşır.
Vücudumuz hastalık etkenleriyle savaşır: Mikroplar Vücudumuz Mikroplar Akyuvarlar yer ve sindirir Toksinler Antitoksin Antijen Antikor Toksinler mikropların çıkardığı zehirli maddelerdir. Vücudu-muz bu zehiri etkisizleştiren antitoksin salgılar. Vücudumuza zararlı olan tüm mikroplara ve yabancı madde- lere antijen denir. Ak yuvarlar bu yabancı maddeleri yok etmek için antikor salgılar. Bazı ak yuvarlar mikropları yiyerek sindi- rir. Kuluçka süresi : Mikrop vücuda girince hemen hastalık oluş- turmaz. Çoğalıp hastalık oluşturması için belli bir süre geçer bu süreye “kuluçka süresi” denir. Örneğin kuduzda kuluçka süresi 40 - 60 gün iken, kızamıkta 10 -15 gün, tifoda 3 - 7 gündür. Vücudumuzda deri, sindirim salgıları, göz yaşı gibi salgılar- da mikroplara karşı vücudu koruyucu özelliktedir.
BAĞIŞIKLIK Vücut bir hastalık etkeniyle ikinci kez karşılaştığında, ilk karşı- laşmayı unutmaz. Hemen ona karşı antikor salgılayarak karşı koyar. Böylece kısa sürede etkisiz hale getirir. Vücudun bu şe- kilde mikroplara karşı kazandığı savunma gücüne “bağışık-lık” denir. Bağışıklık ikiye ayrılır:
BAĞIŞIKLIK
Doğal Bağışıklık Sonradan Kazanılan Bağışıklık Anneden çocuğa geçen bağışıklıktır. Aktif Bağışıklık Pasif Bağışıklık — Hastalığı geçirme — Serum — Aşı uygulama
Doğal Bağışıklık : Çocuk, doğmadan önce annesinin kanın-dan aldığı bağışıklıkla doğar. İşte çocuğun annesinin kanın- dan aldığı antikor nedeniyle kazandığı bağışıklığa doğal bağı- şıklık denir.
Sonradan kazanılan bağışıklık:
Aktif Bağışıklık: — Hastalığı geçirme : Hastalığı geçirirken vücutta oluşan an- tikorlar aracılığıyla kazanılan bağışıklıktır.
— Aşı uygulama : Vücudun hastalanması beklenmeden, vü- cut sağlıklıyken, vücuda insan eliyle zayıflatılmış veya öldürül- müş mikroplar verilerek vücudun antikor oluşturması sağlanır. Böylece vücuda ikinci kez mikrop girdiğinde yok edilir. Açık alanda kumla toprakla oynayan çocuklar, ev içinde ye- tiştirilen çocuklardan daha az hastalanırlar. Çünkü açık alanda vücuda giren çok çeşitli mikroplar hastalık yapamadan vücut tarafından yok edilerek antikor hazırlanır. Böylece bağışıklık sağlanmış olur. Ev içinde yetişen çocuğun vücudu daha az mikrobu tanıyacağından sık hasta olur.
Pasif Bağışıklık: Serum uygulama : Vücuda bir mikrop girince vücut hemen antikor oluşturamaz. Oluşturabilmesi için belli bir süre geçme- si gerekir. İşte bu süre içinde vücudun geçici antikor ihtiyacını karşılamak için serum uygulanır. Serumun içinde bol miktarda antikor vardır. Vücut kendi antikorunu yapmaya başlayınca serum verilmez. Serum hayvan kanından(at, sığır) elde edilir. İçindeki antikoru artırmak için önce hayvana aşı uygulanır. Sonra kanı alınır.
Aşı ile serum arasındaki farklar:
Aşı Serum 1- Sağlıklı insana uygulanır 1- Hastaya uygulanır 2- İçinde mikroplar vardır 2- İçinde antikorlar vardır 3- Korumaya yöneliktir 3- Tedaviye yöneliktir 4- Laboratuvarda elde edilir 4- Kandan elde edilir 5- Uzun süreli bağışıklık 5- Kısa süreli bağışıklık sağlar sağlar.
KONU İLE İLGİLİ ÇIKMIŞ SINAV SORULARI
1. Aşağıdakilerden hangisi isteğimiz dışı olan hareket- lerdir? (1980-FL)
A) Nefes alma B) Yemek yeme C) Düşünme D) Yürüme
2. İnsanın bir hastalığa karşı bağışıklık kazanması aşağı- daki yolların hangileri ile sağlanır?(1988-FL)
1 — Vücuda giren mikropların, vücut tarafından hastalık yapmalarına fırsat verilmeden yok edilmesiyle 2 — Hastalanma sırasında serum kullanmakla 3 — Hastalanmadan önce aşı olmakla 4 — Aynı hastalığı daha önce geçirmekle
A) 1 ve 3 B) 1, 2 ve 3 C) 2, 3 ve 4 D) 1, 2, 3, 4
3. Aşağıdakilerden hangileri, vücuttaki hayati faaliyetle- rin düzenlenmesinde etkilidir?(1990-FL)
I. Hormon II. Vitamin III. Madensel tuz IV. Su
A) I – III B) II – IV C) I – III – IV D) I – II – III – IV
4. Aşağıdakilerden hangisi bağışıklık kazandırır? (1990-FL) I. Aşı II. Serum III.Antibiyotik kullanma IV.Bazı hastalıkları geçirme
A) I – III B) I – II – III C) I – II – IV D) I – II – III – IV 5. Aşağıdakilerden hangisinin sonucunda kanda akyuvar sayısı artar? (1991-FL)
A) Kanda CO2 miktarının artması B) Kanda O2 miktarının artması C) Vücuda mikropların girmesi D) Kanda Fe miktarının azalması
6. Aşağıdakilerden hangisi aşının özelliği değildir? (1992-FL)
A) Koruyucu özelliğe sahip olma B) Hastalıktan önce yapılma C) Antikorları yok etme D) Bağışıklık sağlama
7. Temiz ve güneşli havada toprakla oynayan çocuk, evde titizlikle bakılan çocuğa göre daha az hasta olur. Yukarıdaki bilgiye dayanarak “daha az hasta olan ço- cuk” için aşağıdakilerden hangisi kesinlikle doğru- dur? (1993-FL)
A) Daha iyi beslenmiştir. B) Bazı bağışıklıkları anneden getirmiştir. C) Mikroplara karşı yavaş yavaş bağışıklık kazanmıştır. D) Hastalık geçirerek bağışıklık kazanmıştır.
8. I. Bilgi saklama II. Vücudun dengesini sağlama III. Duyu organlarını idare etme
Yukarıdakilerden hangileri sadece beynin görevidir? (1995-FL/AÖL)
A) Yalnız II B) I – II C) I – III D) I – II – III
9. Beyinciği zedelenen bir kuş için aşağıdakilerden han- gisi doğrudur? (1997-FL/AÖL)
A) Uçamaz B) Hareket edemez C) Yalpalayarak uçar D) Hareketlerinde değişiklik olmaz
10. Kalıtsal refleksler bütün insanlarda ortak ve doğuştan olup; şartlı refleksler ise sonradan elde edilen deneyimler- dir. Buna göre aşağıdakilerden hangisi şartlı refleksdir? (1998-LGS)
A) Ani bir patlama sesi karşısında sıçrama B) Bacağa iğne battığında aniden çekilmesi C) Çocuğun yanan sobadan kendini sakınması D) Loş ışıkta göz bebeklerinin büyümesi
11. Aşağıdakilerden hangisi insanda doğuştan gelen bir reflekstir? (1999-LGS)
A) Daha önceden eli yanan çocuğun sıcak sobadan uzak- laşması B) Günde üç öğün yemek yiyen bir insanın, öğün vakti geldiğinde açlık hissetmesi C) Karanlık ortamdan aydınlık ortama aniden geçildiğinde gözlerin kısılması D) Keman çalmayı unutmuş olan birinin bir süre sonra tekrar çalabilmesi
12. Aşağıdakilerden hangisi, antikorların zararlı mikropla- ra karşı gösterdiği etkilerden biri değildir?(1989-DPY)
A) Zararlı bakterileri eriterek, zararsız hale getirirler. B) Hastalık yapan mikropların, salgıladıkları toksinleri et- kisiz hale getirirler. C) Hastalık yapan bakterileri birbirine yapıştırarak vücuda dağılmalarını önlerler. D) Karşılaştıkları mikropları uzantıları ile kuşatarak hücre içine alırlar.
13. I. Düşünülerek verilen kararlar II. Düşünülerek yapılan hareketler III. Ani, olarak kendiliğinden yapılan hareketler
Yukarıdakilerden hangileri beynin kontrolündedir? (1996-DPY)
A) Yalnız I B) I – II C) II – III D) I – II – III
14. Aşağıdakilerden hangisi aşıda bulunur?(1997-DPY)
I. Zayıflatılmış mikrop II. Antitoksin III. Antikor A) Yalnız I B) I – II C) II – III D) I – II – III
15. I. Omurilik II. Sinirler III. Beyin
Yukarıdakilerden hangileri merkezi sinir sistemi orga- nıdır?(1995-ATEML)
A) Yalnız II B) I – II C) I – III D) I – II – III
16. Aşağıdakilerden hangisi kandan elde edilir? (1996-ATEML)
A) Aşı B) Serum C) Glikoz D) İnsülin
17. Sonradan kazanılan bağışıklık aşağıdakilerden hangi- si ile sağlanamaz ? (1997-ATEML)
A) Aşı B) Serum C) Bazı hastalıkları geçirme D) Bebeğin anneden antikor alması
18. Vücudumuzun denge organı hangisidir? (1999-ML)
A) Beyin B) Beyincik C) Omurilik D) Omurilik soğanı
19. Aydınlıktan karanlığa geçince göz bebeklerimizin büyü- mesi kalıtsal reflekstir.
Buna göre, aşağıdakilerden hangisi kalıtsal refleks özelliğidir? (1998-ÖO)
A) Her insanda olması B) Sonradan kazanılması C) Zamanla kaybolması D) Belli bir yaştan sonra ortaya çıkması
KONU TESTİ
1. Öğrenmeye dayalı işlevleri gerçekleştiremeyen bir insanda sinir sisteminin hangi kısmı görev yapmı- yordur?
A) Beyin B) Omurilik soğanı C) Beyincik D) Omurilik
2. Merkezi sinir sisteminin hangi kısmı vücudun denge- sini düzenler?
A) Beyin B) Omurilik soğanı C) Beyincik D) Omurilik
3. Düşünmeden ani yapılan hareketler sinir sisteminin hangi kısmı tarafından denetlenir?
A) Beyin B) Omurilik soğanı C) Beyincik D) Omurilik
4. Karaciğerin şeker ayarlaması yapmasını ya da kalbin daha hızlı çalışmasını sinir siteminin hangi kısmı yö- netir?
A) Beyin B) Omurilik soğanı C) Beyincik D) Omurilik
5. Aşağıdaki hastalık mikroplarından hangisi sinir sis- temine yerleşerek, tahribata neden olur?
A) Tifo B) Kızamık C) Kabakulak D) Kuduz
6. I. Hipofiz ve epifiz hormonları II. Tiroid hormonları III. Böbrek üstü bezi hormonları IV. Pankreas hormonları
Yukarıdaki hormonlardan hangileri gelişme çağında yetersiz salgılanırsa cüceliğe neden olur?
A) I – II B) II – III C) II – IV D) I – II – IV
7. Şeker hastalığına hangi bezin yeterli çalışmaması ne- den olur?
A) Pankreas B) Tiroid B) Böbrek üstü bezi D) Hipofiz
8. İyot eksikliği, çocuklarda zekâ geriliğine neden olmak- tadır. Bunu önlemek için piyasada satılan tuzlara iyot eklenmektedir. İyot aşağıdaki hormonlardan hangisi- nin sentezlenmesi için gereklidir?
A) Böbrek üstü bezinin salgıladığı adrenalin B) Tiroidin salgıladığı tiroksinin C) Pankreasın salgıladığı insülinin D) Pankreasın salgıladığı glukagonun
9. Kan şekeri sürekli yüksek olan, idrarında anormal ola- rak şekere rastlanan bir insanda aşağıdaki hormon- lardan hangisi yetersiz salgılanmaktadır?
A) Glukagon B) Tiroksin C) İnsülin D) Adrenalin
10. I. Aşılanmış II. Aşılanmamış III. Hastalığı geçirmiş
Yukarıdakilerden hangileri olursa, vücuda mikrop girdiğinde antikor üretimi hemen başlar?
A) I ve II B) II ve III C) I ve III D) I, II ve III
11. Aşağıdakilerden hangisi kısa süreli bağışıklık sağlar?
A) Hastalığı geçirme B) Aşı olma B) Serum uygulama D) Hastalığı geçirememe
CANLILARIN ÇEŞİTLİLİĞİ
Omurga : Baştan kuyruğa kadar uzanan, omur denilen kısa kemiklerden oluşan iskelet bölümüne “omurga” denir. Omurgası olan hayvanlara “omurgalı”, omurgası olma- yan hayvanlara da “omurgasız” hayvanlar denir.
OMURGALI HAYVANLAR
1-Memeliler 2-Kuşlar 3-Sürüngenler 4-Kurbağalar 5-Balıklar OMURGASIZ HAYVANLAR
Bir Hücreli omurgasızlar Çok hücreli omurgasızlar 1— Kök bacaklılar(Amip) 1— Süngerler 2— Kamçılılar(Öglena) 2— Selentereler 3— Sporlular(Sıtma Plazmodyumu) 3— Solucanlar 4— Haşlamlılar(Terliksi hayvan) 4— Derisi Dikenliler 5— Yumuşakçalar 6 — Eklem Bacaklılar
BİR HÜCRELİ OMURGASIZ HAYVANLAR Bir hücrelilerin hepsi sularda yaşarlar.
AMİPLER Örnek : Amip Özellikleri: — Vücudun belli bir şekli yoktur. — Beslenme ve hareketleri yalancı ayaklarla olur. — Eşeysiz olarak bölünmeyle çoğalırlar
ÖGLENA Örnek : Kamçılı hayvan Özellikleri : — Kloroplastları vardır. Fotosentez yaparlar. — Işığa duyarlı göz lekeleri vardır. — Kamçıyla yüzerek hareket ederler. — Eşeysiz olarak bölünmeyle çoğalırlar. — Hem bitki hem de hayvan özelliği gösterirler.
SPORLULAR Örnek : Sıtma Plazmodyumu Özellikleri : — Hepsi parazittir — Hareket organelleri yoktur. — Eşeysiz olarak sporlanarak çoğalırlar — Sıtma plazmodyumu “anofel” denilen sivrisineklerin tük- rük bezinde yaşar. Sivrisineğin insan kanını emmesiyle insana bulaşır. İnsanda “sıtma hastalığı” nı yaparlar. Sıtma hastalığı “kinin” denilen ilaçla tedavi edilir.
HAŞLAMLILAR Örnek : Terliksi hayvan (paramezyum) Özellikleri : — Hareketleri kirpiklerle(ince titrek tüyler) olur. — Eşeysiz olarak bölünerek çoğalırlar. — Besinlerini ağızla alırlar. — Boşaltım kontraktil kofullarla olur. — Bir hücrelilerin en gelişmiş örneğidir.
ÇOK HÜCRELİ OMURGASIZ HAYVANLAR
SÜNGERLER Örnek : Sünger Özellikleri : — Çok hücreli omurgasızların en basit yapılı(ilkel) grubudur. — Denizde yaşarlar. — Sinir sistemleri yoktur. — Hareket edemezler, bulundukları yere bağlı yaşarlar. — Eşeysiz olarak tomurcuklanmayla çoğalırlar.
SELENTERELER Örnek : Hidralar, mercanlar, deniz anaları(medüz) Özellikleri : — Denizlerde yaşarlar — Eşeysiz olarak tomurcuklanmayla çoğalırlar.
SOLUCANLAR Üç grupta incelenirler; A) Yassı solucanlar B) Yuvarlak solucanlar C) Halkalı solucanlar A) YASSI SOLUCANLAR (tenyalar) Örnek : Sığır tenyası, domuz tenyası, köpek tenyası, balık tenyası Özellikleri : — Hepsi parazittir. — İnsan ve omurgalı hayvanların bağırsak boşluğunda yaşarlar. — Vücutları baş, boyun ve yassı halkalı gövdeden oluşur. — Baş kısımlarında tutunmaya yarayan vantuz veya çen- geller bulunur. — Gövdeyi oluşturan bölmelerde çok sayıda yumurta vardır. Gövdeyi oluşturan bölmelerde erkek ve dişi organları var- dır. Eşeyli çoğalırlar. — Sindirim sistemleri gelişmemiştir. Bağırsaktaki sindirilmiş hazır besinleri tüm vücut yüzeyleriyle emerek alırlar. Yani ağızları yoktur.
Ana konak neye denir? Tenyanın asıl ergininin yaşadığı canlıya “ana konak” denir.
Ara konak neye denir? Tenyanın yumurtadan çıkan keseli kurdunun yaşadığı canlıya “ara konak” denir. Keseli Kurt (sisterkus) neye denir? Yumurtadan yeni çıkan tenyaların etrafında içi su dolu bir kese oluşur. Tenyanın bu haline “keseli kurt” denir.
SIĞIR ve DOMUZ TENYASI Ergini insan bağırsağında yaşadığından ana konağı insandır. Sindirim artıklarının dışarı atılmasıyla, tenya yumurtaları otlara bulaşarak sığıra ya da domuza geçer. Yumurtalar sindirim yo-luyla kana ve kaslara(et) geçer. Kasların arasına girerek keseli kurt oluşturur. Bu nedenle ara konağı sığır ya da domuzdur. Sığırın etini pişirmeden yiyince tekrar insana geçer. Sığır tenyasının boyu 6-8 m kadardır. Sığır tenyasınının baş kısmında sadece vantuzlar vardır. Domuz tenyasında vantuzdan başka tutunmayı sağlayan çengeller vardır. Bu ne- den le domuz tenyasına “silahlı tenya” denir. Korunma : Veteriner kontrolünden geçmemiş etler yenmeme- lidir. Etler iyice pişirilmeden çiğ olarak tüketilmemelidir.
KÖPEK TENYASI Ergini köpeğin bağırsağında yaşar. Bu nedenle ana konak kö- pektir. (köpek, kurt, çakal, kedi ana konak olabilir) Hayvanın dışkısıyla dışarı atılan yumurtalar. Hayvanın tüyü ile ya da severken elimize bulaşarak(kirli el ile) sonuçta ağız yolu ile insana bulaşır. Köpek tenyasının yumurtaları insanın vücu- dunda açılır. Keseli kurdu insanın akciğer, beyin, karaciğer gibi organlarına yerleşir. Ara konak insandır. Organlara yerle- şen keseli kurt bir çocuk başı kadar büyüyebilir. Yerleştiği or- ganı zedeleyerek ölüme neden olabilir. Korunma : Evimizde beslediğimiz kedi ve köpek gibi hayvan- lara çiğ et yedirilmemeli. Sağlık kontrolleri yaptırılmalıdır. Yem ek yemeden önce elimizi sabunla ve bol suyla yıkamalıyız
Ana Konak(ergin) Ara konak(keseli kurt) Sığır tenyası İnsan Bağırsağı Sığırın kasları Domuz tenyası İnsan Bağırsağı Domuzun kasları Köpek tenyası Köpeğin bağırsağı İnsanın iç organları B) YUVARLAK SOLUCANLAR Örnek : Askaris (bağırsak solucanı), Kancalı kurt, Trişin, Kıl kurdu (oksiyür) Özellikleri : — Vücutları yuvarlak ve bölmesizdir. — Vücutları koruyucu bir tabaka ile örtülüdür. — Parazit olarak yaşarlar — Ayrı eşeylidirler. Erkekler daha küçük, dişiler daha büyük- tür. ASKARİS (Bağırsak solucanı) İnsan bağırsağından sindirilmiş besinleri ağızları ile alarak ya- şarlar. Yani ağızları vardır. Dişi solucanlar yumurtalarını bağır- sak boşluğuna bırakırlar. Dışkıyla dışarı atılan yumurtalar, kirli sular veya iyi yıkanma- mış sebze ve meyvelerle insana geçer. Yumurta insanın mi- desinde açılır. Yumurtadan çıkan kurtçuk mideyi delerek kana geçer. Kanla karaciğere, oradan da akciğere, akciğerden de soluk borusu yoluyla yutağa gelir. Yutaktan yemek borusuna geçer. Sindirim borusundan ilerleyerek bağırsağa yerleşir.
Bağırsak solucanının izlediği yol: Mide Karaciğer Akciğer Soluk borusu Yutak Bağırsak Mide Yemek borusu
TRİŞİN İyi pişmemiş etlerle bulaşır. İnsan ve bazı memelilerin bağır- sak kasları arasına yerleşerek yaşar.
KILKURDU (Oksiyür) Küçük çocuklarda görülür. Dişileri gece yumurtlamak için anüs çevresine çıkarken kaşıntı yapar. Kaşınmayla ele bulaşan yu- murtalar tekrar kirli el ağza sokulunca aynı kişiye veya diğer insanlara bulaşır. KANCALI KURT Bataklık sularında yaşar. Çıplak ayakla suya giren insanların tırnak aralarından veya derideki bir çatlaktan vücuda girer.
PARAZİT SOLUCANLARDAN KORUNMA YOLLARI — El ve tırnak temizliğine dikkat edilmeli, — İçilen suların temiz olmasına dikkat edilmeli, — Veteriner kontrolünden geçmemiş etler yenmemeli, — Etler iyice pişirilmeden(çiğ olarak) yenmemeli, — Başı boş kedi ve köpeklerden uzak durmalı, — Evde beslenen kedi ve köpekler çiğ etle beslenmemeli, sık sık sağlık kontrolleri yaptırılmalı, — Vücudumuzda parazit varsa mutlaka tedavi olmalıyız.
Bağırsağında Parazit Bulunan Bir İnsanın; — İştahı azalır, — Karın ağrısı, ishal, kusma, kansızlık görülür, — Uyku sırasında ağzından salya akar — Burun içinde sık sık kaşıntı görülür.
YUMUŞAKÇALAR Üç grupta incelenirler, A) Kafadan bacaklılar : Örnek : Ahtapot, mürekkep balığı B) Karından bacaklılar: Örnek : Salyangoz C) Balta ayaklılar : Örnek : Midye, istiridye Özellikleri : — Salyangoz dışında hepsi tatlı su veya denizlerde yaşarlar. — Salyangoz, midye ve istiridyede vücut dışında sert “kav- kı” bulunur. — Solungaç solunumu yaparlar.
DERİSİ DİKENLİLER Örnek : Deniz yıldızı, deniz kestanesi, deniz hıyarı Özellikleri : — Hepsi denizlerde yaşarlar. — Solungaç solunumu yaparlar. — Vücutları dikenlerle örtülüdür. Dikkat : Kirpi ile karıştırmayınız. Kirpi omurgalı hayvanların memeliler sınıfında bulunur.
EKLEM BACAKLILAR Bacaklarında eklem sayısı fazla olan hayvanlardır. Dört grupta incelenirler
A) Örümcekler Örnek : Örümcek, akrep, kene B) Çok ayaklılar Örnek : Kırkayak, çıyan C) Kabuklular Örnek : Yengeç, ıstakoz, karides D) Böcekler (Eklem bacaklıların en geniş grubudur.) Örnek : Kelebek, arı, sinek, çekirge
|
|
|
|
|
126
|
cellotin genel / Tarih / YUNUS EMRE VE HAYATI
|
: Nisan 20, 2007, 12:43:02 ÖS
|
|
YUNUS EMRE VE HAYATI: ...Yaradılanı hoş gör, Yaradan'dan ötürü... Türk halk şairlerinin tartışmasız öncüsü olan ve Türk'ün İslam'a bakışını Türk dilinin tüm sadelik ve güzelliğiyle ortaya koyan Yunus Emre, sevgiyi felsefe haline getirmiş örnek bir insandır. 82 yıl yaşayan Yunus, ömrü boyunca cahillikten nefret edip; aşkı, barışı, sevgiyi, hoşgörüyü ve güzelliği savunmuş bir erendir. O'nun özü ilim ve hakikattir. Yaklaşık 700 yıldır Türk milleti tarafından dilden dile aktarılmış, türkü ve ilahilere söz olmuş, yer yer atasözü misali dilden dile dolaşmış mısralarıyla Yunus Emre, Türk kültür ve medeniyetinin oluşumuna büyük katkılar sağlamış bir gönül adamıdır.
Bir garip öldü diyeler, Üç gün sonra duyalar. Soğuk su ile yuyalar, Şöyle garip bencileyin.
diyen Yunus, belki de doğduğu ve yaşadığı topraklardan çok uzaklarda bu dünyadan göçüp gittiğini anlatmak istemektedir. Türkiye'nin pek çok yerinde Yunus Emre'nin mezarı olduğu iddia edilen pek çok mezar ve türbe vardır. Ancak Yunus Emre'nin kabri Sandıklı ilçemizde eski ismi Çayköy olan Yunus Emre mahallesindedir. Burada Yunus Emre'ye ve hocası yani şeyhi Tapduk Emre'ye ait mezar iki dere arasında yer almaktadır. Zaten Yunus emre'nin kabrinin şeyhi tabduk Emre'nin kabri yakınında olması O'nun vasiyeti üzerine gerçekleşmiştir. "Ko beni yatayım, Şeyh eşiğinde, dönmesin şeyhimden yana döneyim." diyen Yunus buna işaret etmektedir. Bazı belgeler, Yunus Emre'nin asıl mezarının Karaman veya Sarıköy'de olduğuna işaret etmektedir. Nitekim, 1970'li yılların başında Sarıköy'deki mezarın Yunus'a ait olduğuna kesin gözüyle bakılarak bu köye Yunus Emre adı verildi ve oradaki bir bahçe içine anıt dikildi. 1980'li yıllarda ise, 1350'de yapılmış olan Karaman'daki Yunus Emre Camii'nin yanındaki mezarın onun gerçek mezarı olduğu iddia edildi. Yunus Emre'nin yurdumuzun bir çok şehrinde ona ait olduğu söylenen makamlarının olması O'nun Türkler tarafından ne kadar sevildiği ve benimsendiğinin çarpıcı bir örneğidir. Gerçekten de halktan biri olan Yunus Emre, halkın değer, duygu ve düşüncelerini dile getirişi itibariyle tarihimizin en halkla barışık aydınlarından biri olma özelliğine sahiptir. Türk tasavvufunun dilde ve şiirde kurucusu olan Yunus Emre'nin şiirlerinde ahlak, hikmet, din, aşk gibi konuların hemen hepsi tasavvuftan çıkar ve tasavvuf görüşü çerçevesinde bir yere oturtulur. Mısralarında eğitici ve bilgi verici ahlak telkinlerinde bulunan Yunus Emre, "gönül kırmamak" konusuna ayrı bir önem verir ve "üstün bir değer" olarak şiirlerinde bu konuyu özenle işler. Bu arada Yunus Emre'yi öne çıkaran bir başka önemli özelliği de, şiirlerinde işlediği konuları ve telkinleri bizzat kendi hayatında uygulamasıdır. "Din tamam olunca doğar muhabbet" diyen Yunus, İslam'ın sabır, kanaat, hoşgörürlük, cömertlik, iyilik, fazilet değerlerini benimsemeyi telkin eder. Yunus'un sanat anlayışı, dini ve milli değerleri bağdaştırdığı mısralarında kendini gösterir; millileşen tasavvufa, Türkçe'nin en güzel ve en güçlü özelliklerini kullanarak tercüman olur. Gerçekten de 11,12 ve 13. asırlarda Türkistan ve Anadolu Türkleri arasında çok yayılan tasavvufun Türk şairleri arasında iki büyük sözcüsü vardır: Türkistan'da Ahmet Yesevi, Anadolu'da Yunus Emre... Yunus Emre'nin tasavvuf anlayışında dervişlik olgunluktur, aşktır; Allah katında kabul görmektir; nefsini yenmek, iradeyi eritmektir; kavgaya, nifaka, gösterişe, hamlığa, riyaya, düşmanlığa, şekilciliğe karşı çıkmaktır. Yunus Emre aynı zamanda bütün insanlığa hitap eden büyük şairlerdendir. Bu anlamda Mevlana'nın bir benzeridir. O'nun Mevlana kadar çok tanınmayışı ise, bir yandan kullandığı dil olan Türkçe'nin Batı'da Farsça kadar bilinmemesi, öte yandan da Türk aydınlarının O'nu ihmal etmesindendir. Yunus'taki insanlık sevgisi, neredeyse kendisiyle özdeşleşmiş "sevgi felsefesi"nin bir parçası ve hatta sonucudur. Nitekim Yunus'un insan sevgisini ilahi sevgi ile nasıl bağdaştırdığını gösteren en çarpıcı mısralarından birisi "Yaradılanı hoş gör / Yaradan'dan ötürü"dür. Yunus Emre'ye göre insanlar, din, mezhep, ırk, millet, renk, mevki, sınıf farkı gözetilmeksizin sevilmeyi hak etmektedirler. Madem ki insanoğlu ruh yönüyle Allah'tan gelmektedir; öyleyse insanlar hiçbir şekilde birbirlerinden bu anlamda ayrılamazlar. Yaşadığı çağın gerçekleri göz önünde bulundurulduğunda Yunus'un bir başka önemli tarafı ortaya çıkar: Yunus Emre, hükümetsizlik içinde çalkalanan ve Moğol istilaları ile mahvolan Anadolu topraklarında ortaya çıkan sapık batınî cereyanların hiçbirine kapılmadığı gibi, bu akımların Türklerin bütünlüğüne zarar vermesi tehlikesi karşısında da engelleyici bir rol üstlenmiştir. Bu bakımdan bakıldığında Yunus Emre, hem Türk şiirinin kurucusu, hem de milli birliğin önemli tutkallarından biridir. Yunus Emre, kelimenin tam anlamıyla "milli bir sanatçı"dır. Tıpkı, Nasrettin Hoca, Köroğlu, Dadaloğlu veya Karacaoğlan gibi... YunuS Emre'nin şiirlerinde en fazla işlenmiş temalar; İlahi aşk, Din, Ahlak, Gurbet, Tabiat, Ölüm ve Faniliktir. Özetle; Yunus Emre, Türk milletinin içinden çıkmış, onu anlamış ve anlatmış, yazdığı Oğuz lehçesinin konuşulduğu bölgelerde 7 asır boyunca şiirleri dilden dile dolaşmış milli ve büyük bir şairdir. ESERLERİ: Ölümünden yüzyıllar sonra basılan iki eseri mevcuttur: (1) Divan (2) Risaletü'n-Nushiye.
|
|
|
|
|
127
|
cellotin genel / Tarih / 1. DÜNYA SAVAŞI
|
: Nisan 20, 2007, 12:41:01 ÖS
|
|
1. DÜNYA SAVAŞI
Kısaca: 1914 Ağustos’undan, 1918 Kasım’ına kadar süren ve çok geniş bir bölgeyi içine alan uluslararası bir savaştır. Savaşın başlangıcında, İngiltere ve İngiliz Uluslar Topluluğu ülkeleri ile Fransa, Belçika, Rusya, Sırbistan vs savaşa kısa bir süre sonra katılan Japonya ‘İtilaf Devletleri’ni oluşturdu. Bu devletlere daha sonra ABD, İtalya, Romanya, Yunanistan ve öbür bazı ülkeler de katıldılar. Öbür yanda ise ‘İttifak Devletleri’ yani Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve çok daha sonra katılan Bulgaristan bulunuyordu.
Nedenleri: 18. yüzyılda Sanayi Devrimi’ni gerçekleştirerek gelişen ve zenginleşen İngiltere, dünyanın her yanına yayılmış sömürgeleriyle büyük bir imparatorluk kurmuştu. 19. yüzyılda Almanya, Fransa, Japonya, ABD gibi bazı ülkeler de hızla sanayileşmeye başladılar ve 19. yüzyıl sonlarına doğru özellikle Almanya, İngiltere’ye ciddi bir rakip oldu. Büyüyen ekonomisinin ve artan nüfusun gereksinimlerini karşılayacak sömürgeler bulmak için dünyaya açılmaya çalışan Almanya, bir çok yerde İngiltere ve Fransa ile karşı karşıya gelmeye başladı. Balkanlar’da siyasal ve ekonomik etkisini arttırmaya çalışan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Rusya’nın çatışması da, uzun süreden beri Avrupa’nın gündeminde yer alan uluslararası sorunlardan biriydi. Ayrıca, Afrika, Orta Asya ve Ortadoğu yeni sömürgeler arayan devletlerin çıkar çatışmasına sahne olan önemli bölgelerdi. Böylece, birbirleriyle kıyasıya çıkar çatışması içinde olan devletler, güvenliklerine yönelebilecek tehlikelere karşı önlem antlaşmaları yaptılar. İtilaf ve İttifak Devletleri diye adlandırılan iki karşıt cephe işte bu antlaşmaların ürünüdür.
Savaşın Başlaması: Avusturya’nın 1908’de işgal etmiş olduğu Bosna’nın Saraybosna kentinde, 28 Haziran 1914’de bir Sırp milliyetçisinin Avustarya veliahtını öldürmesi savaşı başlatan kıvılcım oldu. Bu olaydan Sırbistan’ı sorumlu tutan Avusturya, 27 Temmuz 1914’de bu ülkeye saldırdı. Rusya Sırbistan’ı destekleyince Almanya Avusturya’nın yandaşı olarak Rusya’ya savaş açtı. Fransa da 1892’de imzaladığı ‘İkili İttifak’ çerçevesinde Rusya’nın tarafında oldu. Bunun üzerine Almanya Fransa’ya da savaş açtı. Alman birlikleri Fransa’ya saldırmak için Belçika’ya girdi. Daha 1839’da herhangi bir saldırı karşısında Belçika’ya yardım etmeye söz vermiş olan İngiltere, 4 Ağustos 1914’de Almanya’ya savaş açtı. Böylece, 1. Dünya Savaşı başlamış oldu. O yıllarda orduların savunma gücü saldırı gücünden fazlaydı. Başlangıçta güçlü filolara sahip olan İtilaf Devletleri denizde üstünlüğü ele geçirdiler. Fakat daha sonra Alman denizaltıları da ticaret gemilerini batırmaya başladı. Bu savaş aynı zamanda çok etkin bir rol oynamamış olsa da uçakların kullanıldığı ilk savaştır.
Osmanlı İmparatorluğu’nun Savaşa Girmesi: İtthad ve Terakki’nin güçlü önderlerinde Enver Bey (Paşa), henüz otuzüç yaşında bir gençti. Saraya damat olan Enver Bey kaymakam rütbesi taşıyordu. 3 Ocak 1914’de birden bire paşalığa yükseltildi; daha doğrusu kendisini yükseltti. Harbiye Nazırlığına getirildi ve başkomutan vekili oldu. Enver Paşa’nın gözükara cesaretinden başka tek meziyeti vatanı sevmesiydi. Fakat ne yazık ki böyle zamanlarda önemi anlaşılan bilgi, tecrübe ve yönetim kabiliyetinden yoksundu. İşte çoğu İttihadçıların bu eksikliği hem kendi, hem de Osmanlı Devleti’nin felaketini hazırladı. Çünkü zaten harap ve savaş yorgunu olan Osmanlı Devleti bir savaşa daha dayanamazdı. Karada ve denizde savaş tüm şiddetiyle sürerken, İngiliz donanmasının sıkıştırdığı ‘Goeben’ ve ‘Breslav’ adlı iki Alman gemisi Çanakkale Boğazı’nı geçerek Osmanlılara sığındı. Bundan ne padişahın, ne diğer bakanların, ne de diğer meclisin haberi vardı. Hatta Sadrazam Said Paşa bile habersizdi. 10 Ağustos 1914 gecesi Bakanlar Kurulu, Başbakan Said Halim Paşa’nın konağında toplanmıştı. Harbiye Nazırı Enver Paşa oldukça geç geldi ve içeri girer girmez gülümseyerek ‘Bir oğlumuz dünyaya geldi.’ dedi. Daha sonra Alman savaş gemilerinin İngiliz donanmasından kaçıp Boğaz’ı geçtiklerini, buna kendisinin izin verdiğini söyledi. Bazı tarihçiler bu olayın Osmanlı Devleti’ni Almanya saflarında savaşa sokmak için yapılmış bir komplo olduğunu yazar. Bunlara göre, Alman temsilcileriyle daha önce görüşmeler yapılmış ve bu oyun tezgahlanmıştır. Çünkü Padişah’ın ve Meclis’in savaşa girmemekte direnmelerinden korkulmuştur. İtilaf Devletleri hemen Osmanlı Devleti’ne bir ultimatom vererek Alman gemilerini bırakmasını, aksi halde bunun savaş nedeni olarak sayılacağını bildirdiler. İttihad ve Terakki Hükümeti gemilerin Almanya’dan satın alındığını bildirdi ve Türk bayrağı çektirerek, Goeben’in adını ‘Yavuz’, Breslav’ınkini ise ‘Midilli’ olarak değiştirdi. Bununla da yetinmeyip gemileri Karadeniz’e gönderdi ve Rus şehirlerini bombalattı. Ayrıca bu gemiler iki Rus gemisi ve bir Fransız vapurunu batırdılar. Buna karşılık 5 Kasım 1914’de İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti’ne savaş açtılar. 17 Kasım da ise Ruslar Trabzon’u bombaladı. Böylece Osmanlı Devleti de savaşa katılmış oldu.
-Cepheler- Batı Cephesi: Savaş çıktığında, Avrupa’nın büyük ülkelerinde tüm sağlıklı erkeklerin iki yada üç yıl askerlik yapmalarını zorunlu kılan bir sistem uygulanıyordu. Bu nedenle de bu ülkelerin birkaç milyonu bulan orduları vardı. İngiltere de ise gönüllülerden oluşan çok daha küçük bir ordu vardı ve zorunlu askerlik ancak 1916’da başladı. Kara savaşlarının geçtiği en önemli iki alana Almanya’nın batısı ve doğusu anlamında Batı Cephesi ve Doğu Cephesi adları verildi. Daha sonra İtilaf Devletleri, Deniz Kuvvetleri’nin desteğiyle savaşı özellikle OrtaDoğu ve Doğu Akdeniz’de yeni bölgelere sıçrattı ve Almanların sömürgelerini ele geçirme olanağı buldu. Bir başka cephe de 1915’de İtalya’nın, Avusturya-Macaristan İmparatorluğuna saldırmasıyla bu iki ülke arasındaki ‘Isonzo Vadisi’nde açıldı. Almanların iki cephede birden savaşabilmesini sağlayacak bir savaş planı, 1905’te General Alfred von Schlieffen (1833-1913) hazırlamıştı. Amaç Doğu Cephesi’nde asker sayısı düşük tutulurken, Alman ordusunun olanca gücüyle Belçika üzerinden Fransa’ya girip, Fransız ordusunu ezmesiydi. Ama Fransızlar, Alman saldırısını Paris yakınlarında yer alan ‘Marne Savaşı’nda durdurunca, Schlieffen’in planı bozuldu ve Almanlar savaşı kısa bir süre sonra kazanma şansını yitirdi. Bundan sonra Batı Cephesindeki savaş, 1918 yazına kadar siper savaşı biçiminde sürdü. Belçika kıyısında Osterde dolaylarından İsviçre sınırına kadar uzanan siperler, en azından 180 metre eninde ve dikenli tellerle örülmüş bir bölge ile birbirinden ayırılıyordu. Her iki tarafında ağır kayıplar verdiği savaşta topçu mermilerinin toprakta açtığı çukurlar ilerlemeyi zorlaştırıyordu. Genellikle savunmada kalan Almanlar 1915’de bu cephede ilk kez zehirli gaz kullandılar. İtilaf Devletleri önce paniğe kapıldılarsa da, daha sonra gaz maskeleriyle kendilerini koruyarak Alman saldırısını püskürttüler. İngilizler siper ve engel tanımayan zırhlı bir motorlu taşıt olan tankı ilk kez bu cephede kullandılar. Ne var ki, 15 Eylül 1916’da Somme Irmağı yakınlarında az sayıda tankla saldırıya geçmiş olmaları başarı şanslarını yitirmelerine yol aldı. Somme Sa | | | |
|