bedava ödev indir
Aralık 03, 2008, 04:34:15 ÖÖ *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: HZ.ALİ  (Okunma Sayısı 847 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
gürün
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: Ben bir tuhafım!


Üyelik Bilgileri
rkml
« : Haziran 27, 2007, 04:35:38 ÖS »

Bedava ödev indir

dosya şifresi cellotin.com
Logged
gürün
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: Ben bir tuhafım!


Üyelik Bilgileri
rkml
« Yanıtla #1 : Ağustos 16, 2007, 02:52:05 ÖS »

ÖNSÖZ
Hz. Ali İslam’ın dördüncü halifesiydi. İslam’ın yayılmasında büyük katkıları olmuş ve hiç bir fedakarlıktan kaçınmamıştır. Bu yüzden başta Allah’ın Resulü Hz. Muhammed (s.a.v) olmak üzere bütün İslam Aleminin gönlünde taht kurmuş bir şahsiyetti.
Hz. Ali ölümünden sonra da Müslümanların gönül dünyalarında yaşamaya devam etmiştir. Hatta günümüzde onun türbesine bile sahip çıkmak isteyenler olmuş, onun hakkında akla mantığa uymayan bir takım rivayetler uydurarak bu iddialarını sağlamlaştırma gayreti içine girmiş bulunmaktadırlar. Ne kadar haklı olduklarını bilemiyoruz. Fakat ortaya attıkları menkıbeler hiç de iç açıcı görülmemektedir.
İşte bu maksatla Hz. Ali’nin mezarının Mezar-ı Şerif’te (Afganistan’ın kuzeyinde bulunan ve eskiden Belh olarak bilinen bir il) olduğunu iddia ederek onun hakkında bir takım menkıbevî rivayetler ileri süren Afganistan halkının Hz. Ali ile ilgili hurafelerini ele almaya çalıştık. Ancak bu çalışmanın yeterli olduğu düşüncesinde değiliz. Bununla beraber S.D.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde öğrenim görmekte olan Afganistanlı arkadaşlarım. Ferid Ahmed KARİZADE, M. Şahid FARUKÎ, Şefikullah ERKİN, Ahmedullah ENSARÎ, Cevad SIDDÎKÎ VE İstanbul’da bulunan göçmen akrabalarımızın da katkılarıyla hazırladığımız bu çalışmanın ilgilenmek isteyenlere faydalı olacağı kanaatindeyim.
Hz. Ali gibi İslam aleminin bir büyüğünü incelememizde bizi yönlendiren ve çalışmamız boyunca bizden hiçbir yardımını esirgemeyen değerli hocamız Doç. Dr. M. Saffet SARIKAYA ve yukarıda adından söz ettiğim arkadaşlarım ve burslusu olduğumuz kuruma (Türkiye Diyanet Vakfına) teşekkürü bir borç biliriz.
Beni bugünlere getiren aileme de ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

         M. Yunus MURADİ
          Isparta 2002
 
I. BÖLÜM

HZ. ALİ’NİN (R.A) (598-661) HAYATI
Hz. Ali (r.a) dört büyük halifenin sonuncusu ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’in amca oğlu ve damadıdır. El-Murteza, Emirü’l-mü’minin ve İmamül-müttekîn vasıflarıyla bilinen Hz. Ali Ebû sıbteyn ve Ebu Turab künyeleriyle anılır.  Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber kaynaklarda 598 miladi yılında Mekke’de doğduğu belirtilir. Hz. Peygamber’in (s.a.v) nübüvvetini kabul eden ilk çocuktur.
Babası Ebu Talib b. Abdü’l-Müttalib idi anasının adı Fatıma bin Esed b. Haşim idi. Hz. Ali’ye Ebu Turab lakabı Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından verilmiştir.  Hz. Fatıma’yla evlenmiş,Hasan, Hüseyin ve Ümmü Külsüm adında çocukları olmuştur. Kaynaklarda Hz. Fatıma’dan sonra birkaç defa evlendiği ve bu evliliklerden otuz iki evladının olduğu ve kızlarından birini Hz. Ömer’le evlendirdiği geçmektedir.
Peygamberimiz’in (s.a.v) amcazadesi olması hasebiyle küçük yaşlarından (5 yaşından) itibaren Hz. Muhammed’in himaye ve terbiyesinde büyümüş ve amcazadesinden feyz alarak İslam’a unutulmaz haktı ve fedakarlıklarda bulunmuştur.
A- Hz. Ali’nin Müslüman Oluşu
“Hz. Ali’nin kaç yaşında Müslüman olduğunu tesbit etmek imkansızdır”  Çünkü doğum tarihinde ihtilaf vardır. Ancak Hz. Hatice ile beraber Müslüman olduğu ve ilk Müslüman çocuk olduğu belirtilir.
Hz. Ali’nin Müslüman oluşu şöyle olmuştur:
“Bir gün Resulullah (s.a.v) ile Hz. Hatice’nin (r.a) beraber namaz kıldığını gördü. O zaman 10 yaşındaydı. Namazdan sonra, “Bu nedir?” diye sordu. Resul-i Ekrem (s.a.v) “Bu Allah Teala’nın dinidir, seni bu dine davet ederim. Allah Teala birdir, ortağı yoktur. Lat ile Uzza isimli putları terk etmeni emrederim” diye cevap verdi. Ali (r.a) “Önce bir babama danışayım.” dedi. Resulullah (s.a.v) ona “İslam’a gelmezsen bu sırrı kimseye söyleme.” buyurdu. Hz. Ali (r.a) ertesi sabah Resulullah’ın huzuruna gelerek “Ya Resulullah bana İslam’ı arz eyle.” diyerek Müslüman oldu. Müslüman olanların üçüncüsü çocukların ise birincisidir.” 
Mekkeli putperestler Hz. Peygamber’e tebliğinden vazgeçmesi için baskı yapmışlardı. Hz. Muhammed (s.a.v)’in bu düşüncesinden vazgeçmeyeceğini anladıktan sonra onu katletmeye karar vermişlerdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber’e (s.a.v) hicret emri gelmiştir. Hz. Peygamber Medine’ye hicret edecekti. Müşrikler Hz. Peygamber’in evini sarmışlardı ve onun evde yattığını sanıyorlardı. Onları bir müddet oyalamak gerekiyordu. Bu görevi de Hz. Ali (r.a) üstlenmiş ve Hz. Peygamber’in yatağına yatmıştı. Hz. Peygamber hicret etmişti. Müşrikler evi basıp içeri girdiklerinde yatakta Hz. Ali’yi bulmuşlardı. Hz. Peygamber’in nerede olduğu kendisine sorulunca Hz. Ali Peygamber’in nerede olduğunu bilmediğini söylemişti.
B-  İslam’a Katkıları ve İştirak Ettiği Harbler
1- Hz. Ali’nin Muahad-Musahiblikteki Yeri
Müahadın Türkçe’deki karşılığı musâhibliktir. Musahiblik nedir?  Musahiblik’in kelime anlamı musahebe eden, sohbet eden, konuşan arkadaştır. Bazı yazarlar “Hicretin birinci yılında Enfal suresi ile emredilen musahibliğe ayrı bir anlam vermiyerek “İslam kardeşliği” olarak kabul etmişlerdir.”  Bundan da musahiblik’e özel bir anlam yüklendiğini düşünülebilir. Yani diğer anmaları ihtiva etmediğini kabul etmek mümkündür. Zaten günümüzde başka manalarda kullanıldığına hiç şahid olunmamıştır.
Muahad (İslam kardeşliği) Medine’de Hz. Peygamber zamanında Mekkeli muhacirler ve Medineli Ensar arasında gerçekleşmiş bir hadisedir.
Hz. Muhammed’in (s.a.v.)peygamber oluşunun Kureyş arasında bir paniğe yol açtığından ve sürekli onu davasında geçirmeye çalışarak ona düşman kesildiklerinden hatta, onu öldürmeye bile çalıştıklarından Hz. Resulullah’a hicret emredilip kaçtığından yukarıda bahsetmiştik. İşte bu nedenlerle yola çıkan Resulullah (s.a.v) uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra Mekke’ye varır. Bu duruma Mekkeli Müslümanlar çok sevinirler ve kendisine her türlü fedakarlığı yapacaklarına dair yemin ederler. Verdikleri sözü yerine getirirler de. Sadece Hz. Peygamber’e (s.a.v) değil aynı zamanda Kureyşlilerin baskısına fazla dayanamayan ve Resulullah’ın arkasına gelmeye başlayan diğer Mekkeli Müslümanlara da fazlasıyla sahip çıkarlar. Hz. Peygamber’in (s.a.v) kendilerine Ensar sıfatını verdiği Medineli Müslümanlar her şeyini Mekke’de bırakıp gelen muhacirlere maddî ve manevi hiçbir fedakarlıktan kaçınmamışlardı. Muhacirler fakirdi. Ama hep onların sırtından geçinmeyeceklerdi.
Hz. Peygamber (s.a.v) bu durumdan endişelenmeye başlamıştı. Bundan sonra ne olacaktı? İslam’ı yaymak kötü bir ekonomiyle nasıl mümkün olacaktı? İslam’ı korumak, onun coğrafyasını genişletmek, bunun için de gerekli ordunun hazırlanması, askerlerin silahı, giysileri, asker sayısının artırılması vb. ihtiyaçlar nasıl karşılanacaktı?
Allah (c.c.) her zaman olduğu gibi yine Peygamber’inin imdadına yetişti ve Sebe suresinin 46. ayetini indirdi. Bu ayette muhacirlerle Mekkeli Müslümanlar arasında muahad (İslam kardeşliğini) emrediliyordu. Peygamber efendimiz (s.a.v) de bu Muahadı gerçekleştirmek için Müslümanları Mescid-i Nebi’de topladı. Muhacirleri ve Ensar’ı kardeş olarak ilan etti. Bir görüşe göre muhacirlerin sayısı 90 bir görüşe göre de 150 kişiydi.  Muahad’ın şöyle gerçekleştiği ileri sürülüyor. 
Hz. Peygamber (s.a.v) muhacirler ve Ensar arasında yakınlığı, dayanışmayı, dostluk ve muhabbeti artırmak ve sağlamlaştırmak için Muahad sırasında kendine Hz. Ali’yi kardeş olarak seçince, o bu iltifat karşısında duygulanmış ve “ Ben Allah’ın kulu, Resûlullah’ın da kardeşiyim.” diyerek sevinç gözyaşları dökmüştü.
Hz. Ali bundan böyle Hz. Peygamber’den sonra ikinci derecede söz sahibi olmuş ve onun işlerini yürütmüştür.
Muahad’dan sonra Müslümanlar arasında iyi ilişkiler meydana gelmiş ve İslam coğrafyası özellikle dört halife zamanında iyice genişlemiştir. Ancak Muahad Hz. Osman’ın hilafetinin son dönemlerinde ve Hz. Ali’nin halife oluşundan sonra inişli çıkışlı zikzaklar çizmiştir. Muahad’ın tamamen sona erdiğini söyleyemeyiz ama Hz.Osman’ın şehit edilmesinden sonra Müslümanlar arasında bir takım ihtilaflar ve kargaşalar meydana gelmiştir. Hz. Ali zamanında ortaya çıkan kargaşalar günümüze kadar devam eden bir takım mezhebî fırkaların İslam coğrafyasında meydana gelmesine neden olmuştur. Asr-ı Saadetten sonra zaten muahaddan bahsetmek mümkün değildir. Günümüzde de aynen devam etmekte ve söylenecek bir sözü gerekli kılmamaktadır.
2-  İştirak Ettiği Harbler
İslam’ın yayılmasında çok önemli katkıları olmuş ve bir çok savaşa katılarak Hz. Peygamber’in (s.a.v) vazgeçemediği komutanlarından olan Ali Onun sevgisine mahzar olmuş ve kızı Fatma (r.a) ile evlenmişti.
Hz. Ali birçok harbe katılarak İslam’ın sancaktarlığını yapmış ve İslam  ordusunun küffara galip gelmesinde en önemli etkenlerden biri olmuştur. Hemen bütün savaşlara (Bedir, Uhud, Hendek gibi) katılmış ve büyük kahramanlıklar göstermiştir.
2.1. Hudeybiye Anlaşması
Hz. Peygamber (s.a.v) hicretin altıncı yılında 1500 civarında Müslüman’la birlikte Mekke’ye gitmeye karar verir. Mekkeliler onları sokmak istemezler. Halid bin Velid ile İkrime bin Ebu Celili birer bölük askerle Mekke kapısında bir set oluştururlar. Bu durum Müslümanlar tarafından öğrenilir. Bu sefer ana yoldan saparak Mekke’ye 17 km uzaklıkta ve harem bölgesi içinde olan Hudeybiye mevkiine gelirler. Kureyşliler Müslümanların Hz. Peygamber’e kenetlendiklerini görünce korkarlar ve anlaşma yapmak isterler. Bu teklifi Hz. Peygamber (s.a.v) kabul eder. Buna göre Müslümanlar o yıl Mekke’yi taraf etmeden Medine’ye dönecekler, gelecek yıl yanlarında birer kılıçtan başka silah bulunmaksızın üç gün süreyle Kabe’yi ziyaret edebileceklerdi.  Bu anlaşma Müslümanların pek hoşuna gitmemişti, ama artık Mekkeli Kureyşlilerin istemeseler de İslam’ın resmiyetini kabul etme eyleminde kalacaklarına dair olumlu bir işaretti.
Bu anlaşmayı Hz. Ali (r.a) yaşmıştır. Yazılması sırasında Allah’ın Resulü Allah’ın adıyla yaz buyurmuştur. Kureyş tarafında bulunan Suheyl bin Amr “ Biz bu cümleyi bilmiyoruz. Onun için Bismikellahümme Ey Tanrım, senin adınla başlarım. ” diye yaz deyince Allah’ın Resulü Hz. Ali’ye o şekilde yazmasını emreder. Hz. Ali’ye “ Bu Allah’ın Resulu Muhammed’in Suheyl bin Amr’la yaptığı arış mukavelesidir. ” diye yazmasını emredince, Suheyl, Hz. Peygamber’e “ Ben senin Allah’ın Rasulu olduğuna inansaydım, seninle savaş yapmazdım, sen ancak Muhammed bin Abdullah ile yapılan barış kağıdıdır. ” diye yaz.” der. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.v) Hz. Ali’ye “ Ey Ali Allah’ın Resulü sözünü sil de oraya Abdullah oğlu Muhammed yaz. ” der. Hz. Ali de “ Ey Allah’ın Resulu, ben Allah’ın verdiği bu sıfatı silemem. ” der. Bunun üzerine Hz. Peygamber ona “ Yerini bana göster.” der ve Ali, yerini gösterince onu kendi eliyle siler ve (Muhammed bin Abdullah) diye yazdırır. Daha sonra da Hz. Ali’ye “ sen de ilerde aynı şeyle karşılaşacaksın.” der. Bu da Hakemeyn olayındaki Hz. Ali’nin sıfatı olan “Emirü’l-mü’minin” sıfatının anlaşma metninden sildirilmesine işaret olarak kabul edilir.
2.2. Hayber Harbi
Hicretin 7. yılında Hudeybiye anlaşmasından kısa bir süre sonra Hayber Yahudileri Müslüman’ların ticaret yollarını engellemeye ve bozgunluğa başladılar.  Bunlara bir ders verilmesi gerekiyordu. Verildi de. Hz. Ali’nin bütün savaşlarda olduğu gibi bu savaşta da kazanılmasında payı büyüktü. Şöyle ki: Müslümanlar Hayber deki küçük kaleleri birer birer ele geçirirler. Fakat büyük kalenin fethi bir türlü gerçekleşmez ve gecikir. Hz. Peygamber (s.a.v) sancağı Hz. Ebu Bekir’e verir ama fethedemez. Hz. Ömer’e verir, o da fethedemez. Hz. Peygamber şöyle buyurur akşamüzeri:  Ben yarın sancağı öyle bir kimsenin eline vereceğim ki, o Allah ve Resulünü sever ve Allah ve Resulü de onu sever. Ve o, fetih kendisine müyesser oluncaya kadar geri dönmez.
Ertesi gün Peygamber (s.a.v) efendimiz sabah namazı müteakiben sancağı yere atar ve “Ali nerede” diye sorar. “Gözü ağrıyor” derler. “Haber gönderin gelsin” buyurunca Resulullah, Hz. Ali getirilir. Hz. Peygamber onun gözüne okur ve sancağı eline verir.  Hz. Ali ve yanındakiler Hayber kalesine yaklaşınca onların en önemli savaşçıları Merhab’la karşılaşırlar. Hz. Ali Merhab’ın kendisine bırakılmasını ister. Onunla birkaç defa kılıçla vuruşurlar. Hz. Ali sonunda onun kellesini teninden koparır ve Hayber kalesi fethedilir.

2.3. Huneyn Muharebesi
Bu savaş Mekke’nin fethinden sonar bu haberi alan Havazin kabilelerinin Huneyn vadisinde 20 bin kişilik orduyla toplanması sonucu meydana gelmiştir.  Onların ansızın saldırısına maruz kalan Müslümanlar bozguna uğrarlar. Hz. Peygamber’in az sayıdaki Müslüman’la orada kaldığı sırada Hz. Ali onu korumuştur.
Hz. Ali’nin katıldığı daha doğrusu komutanlığını yaptığı başka bir görev de Taif’in kuşatılmasıdır. Hz. Peygmaber’in emriyle Hz. Ali Taif’i kuşatır ve oradaki putları kırmaya başlar. Putlarının işe yaramadığını gören Taifliler bu olaydan sonra İslam’a ısınmaya başlamış ve 1 yıl sonra da Medine’ye gelerek Müslüman olmuşlardır. 
Hz. Ali (r.a) evliya reisi (Sultanu’l-evliya), Ehl-i sünnet’in, Şia ve Alevilerin gözbebeğidir. Hakkında Hz. Peygamber (s.a.v) birçok hadis irad etmiştir. Bu hadisler 2. bölümde verilecektir. O bir çok savaşa katılmış ve büyük kahramanlıklar göstermiştir. Yalnız Uhud gazasında onaltı yerinden yara aldığı ve pek çok gazada Resulullah (s.a.v.)’ın kendisine sancağı teslim ettiği söylenir.  Ayrıca Yemen muharebesinde ordu komutanlığı yapmıştır
C- Hilafeti ve Şehadeti
Hz. Ali (r.a) Hz. Resulullah’ın (s.a.v) vefat edince cenazeyi yıkama ve kefenleme görevini üstlenmişti.O cenazeyle meşgul iken kimin Peygamber’in (s.a.v) halefi olacağı konusunda problem çıkmış ve sonunda Hz. Ebu Bekir halife olmuştur. Ancak burada bazı hoşnutsuzluklar meydana gelmiş ve Ali’nin ona biat etmediği yönünde görüşler ileri sürülmüştür. Hala da bu tartışmalar Şia ve Ehl-i sünnet arasında devam etmektedir. Hz. Ali’nin Ebu Bekir’e biatı gerçekleşmiştir. Çünkü onun devlet işlerini de yürüttüğü kaynaklarda geçmektedir. Bir görüşe göre de biat 6 ay gecikmiştir. Yani Hz. Fatıma’nın vefatından sonra biat etmiştir. Hz. Fatıma Resulullah’ın vefatından sonra Ebu Bekir’den miras istediği Hz. Ebu Bekir’in Fatıma’ya mirası Beytü’lmal’a verileceği bunun bir vasiyet olduğunu söylemesi üzerine Hz. Fatıma’nın Hz. Ebu Bekir’e kırgın olduğu, dolayısıyla Hz. Ali’nin hanımının hatırı için Ebu Bekir’in biatını Fatıma’nın vefatına kadar geciktirdiği düşünülebilir. Sonuçta Hz. Ali, Ebu Bekir’e biat etmiş ve ona her zaman yardımcı olmuştur.
Hz. Ebu Bekir’in vefatı üzerine ikinci halife Hz. Ömer seçildi. Hz. Ali ona da biat edip onun danışmanlığını yaptı ve onunla beraber her zaman İslam’a hizmet etmeyi sürdürdü.
Hz. Ali Hz. Ömer’den sonra üçüncü halife olarak seçilen Osman’a (r.a) da biat etmiş ve hilafet işlerinde onun vezirliğini (yardımcılığını) yapmıştır. Hz. Osman’ın şehid edilmesiyle de kendisine hilafet teklif edilince haftalık bir tereddütten sonra kabul etmiş ve kendisine Mescid-i Nebi’de biat edilmişti. Hz. Ali’nin Halife olduğu yıl H. 35 zilhicce ayıdır.
Hz. Ali’nin bundan sonraki hayatı kısa sürmüş ve kendisinin de istemediği büyüm muharebe ve fitneler ile karşı karşıya kalmıştır. Hizmetten ziyade kendisine yürütülen desiseeler ile baş etmek zorunda kalmıştı. Hz. Ali’ye, Osman’ı şehid edenlerin cezalandırılması hususunda baskı yapılmasından ve bu sebepten dolayı ortaya çıkan ayrılıklar büyük problemlere neden oluyordu.
Cemel savaşı Hz. Ali-Hz. Aişe arasında, meydana gelmiş, Hz. Aişe-i Sıddıka’nın iştirak ettiği savaşta tam anlaşma sağlandığı sırada Sebe adındaki Yahudi, gece karanlığında Basralılara saldırmış ve kimse ne olduğunu anlayamadan büyük harb meydana gelmişti. Neticede Hz. Ali’nin ordusu galip gelmiş ve Aişe (r.a) esir alınmıştı. Hz. Ali, Hz. Aişe’yi hürmet ve ikramla askeriyle arasında bulunan kardeşi Muhammed b. Ebu Bekir ile Medine’ye göndermişti.
Bir taraftan da Şam valisi Muaviye Osman’ın katillerinin cezalandırılmasını bahane ederek Hz. Ali’ye biat etmemiş ve ona karşı ordu hazırlamaya başlamıştı. Hz. Ali ona birkaç kez mektup yazsa da, Muaviye’nin niyeti değişmemiş ve Hz. Ali’ye bühtanda bulunarak Osman’ın katillerine yataklık ettiğini öne sürüyordu. Amacı arayı uzatıp asker toplamaktı. Hz. Ali kan dökülmesini istemiyordu. O yüzden onu ikna etmeye çalışıyordu. Ama Muaviye biatı reddedip Sıffin savaşının çıkmasına sebep oldu. Bu savaş 3 ay sürdü. Taraflar artık savaşmaktan bıkmış vaziyetteydiler. 9-10 sefer H. 37 gecesine (Leyletü’l-Herir) kadar devam eder. Hz. Ali savaş sırasında bile kan dökülmesini önlemek için Muaviye’ye mektup yazmıştır.  Teke tek savaşma teklifinde bulunmuş ve “ ikimiz için savaşan halk günahsızdır. Onları kenara çekip biz savaşalım.” dese de Muaviye bu teklifi kabul etmemiştir. Muaviye tam yenileceği sırada imdadına Amr b. As yetişir ve ona şu tavsiyede bulunur: Mücadeleden vazgeçilmesi için iki taraf arasında Allah’ın kitabının hakemliğine başvurmak… Bu bir hiledir. Bu tavsiyeyi kabul eden Muaviye Büyük Şam Mushafını beş mızrağın ucuna bağlayarak beş kişiye taşıtır ve “Allah’ın kitabı aramızda hakem olsun.” diye bağırırlar. Bunun bir hile olduğunu Hz. Ali anlar ama askerlerine kabul ettiremez. Asikerlerine “inanmayın, savaşı sürdürünüz; onlar dine dost değiller.” dediyse de askerler, “Kurân’ın, çağrıldığımız Allah’ın kitabına uymazlık edemeyiz.” diyerek savaşmaktan vazgeçerler.
Bunun üzerine Hz. Ali (r.a) istemeye istemeye savaşı durdurur ve hakem usulüne razı olur ve andlaşma yapmak için kendi tarafından Ebu Musa el-Şetazi’yi tayin eder. Muaviye tarafını da Amr b. As temsilen andlaşmaya gelir. Andlaşmaya “Mü’minlerin Emiri Ali ile Muaviye arasındaki” sözleriyle başlanınca Amr itiraz eder.  Bunun üzerine bu yazı silinir. Andlaşma imzalanır. Bu andlaşmadan sonra bir takım olaylar meydana gelir. Hz. Ali’ye kin duyan bir takım fitneci insanlar, Hz. Ali’nin askerlerini kışkırtırlar. Onlar da sürekli kazanmak üzere oldukları savaşı kaybetmiş gibi üzgün olduklarını dile getirerek Hz. Ali’yi haklı bulup Muaviye’nin hilesini fark ederler ve savaşmayı bıraktıkları için çok pişman olurlar. Bu anlaşmanın imzalanması bir taraftan da Hz. Osman’ın maktullerinin cezalandırılması yönünde baskı yapan Muaviye’yi haklı çıkarıyordu. Bir katım isyancı grup Hz. Ali’yle Kufe’ye dönmeyip Kufe yakınlarındaki Harura’ya çekilir. Onlara göre Hz. Ali ve Muaviye ikisi de kafir olmuştur. Çünkü, gereksiz yere kan dökülmesine sebep olmuşlardır.
Bu arada hakemeyn Ramazan 37 tarihinde bir toplantı yaparak Hz. Osaman’ın icraatının katlini gerektirmediği ve haksız yere öldürüldüğüne dair bir karar alırlar.
Hz. Ali Kufe’de okuduğu hutbede halka bu kararı nitelendirir ve Kur’an’ın hükmü göz önüne alınmadan varıldığını söyler. Dolayısıyla Şamlılarla savaşmaya hazırlanmaları için halka bir duyuru yapar. Hurura’ya çekilen (hariciler) grupla bir mektup yollarlar. Onlar bu teklifi kabul etmezler. Bununla da kalmayıp kendi görüşlerini paylaşmadığı için Hz. Peygamber’in ashabından Abdullah bin el-Erett’i ve hamile karısını koyun boğazlar gibi boğazlayarak öldürürler. Olayın Sebebini öğrenmek için Hz. Ali’nin gönderdiği el-Haris bin Mürre’yi öldürürler. Bunun üzerine Haricilerin tamamına yakını öldürülür.
Hz. Ali, haricilerle uğraşırken hakemler ilk toplantıdan sonra Şaban 38’de Ezruh’te bir araya gelerek Hz. Ali’nin ve halifeliğini ilga etmiş, Muaviye’yi halifelikten azledilerek tekrar seçime gidilmesi için karar alırlar. Burada yine Amr b. el-As büyük bir hile yapar. İlk önce Hz. Ali’nin hakemi söze başlayarak kararı açıklar. Konuşması bitince Amr b. el-As konuşmaya şöyle başlar: Gördüğünüz gibi Ebu Musa kendisi halifenin azledildiğini söyledi. Ben de Muaviye’yi halife olarak ilan ediyorum. Bu olaydan sonra Hz. Ali Kufe’ye çekilip Muaviye’ye karşı yeni bir sefer için ordu hazırlamaya başlar.
Hz. Ali 46 bin kişiden oluşan bir ordu toplamış ve savaşa hazırlanırken Nehrevan ve Nuhayle savaşından kurtulan az sayıdaki harici takımı intikam planları yapmaktadırlar. Onlara göre Hz. Ali ve Muaviye yeryüzünü fesada bulamışlardır ve artık ortadan kaldırılmaları gerekmektedir. Planın kapsamında Amr b. el-As da yer alır. Abdurrahman bin Mülcem el-Muradi, Hz. Ali’yi; Berke lakabı Abdullah bin et-Temimi Muaviye’yi; Amr bin Sa’di et Temimi de Amr bin el-As’ın öldürülmesini üstlenirler.  Muaviye ve Amr suikasttan kurtulur; ama Abdurrahman bin Mülcem Hz. Ali’yi sabah namazını kılarken zehirli hançeriyle arkasından yaralar. Zehrin de tesiriyle yaralanan Hz. Ali iki gün sonra (19 ve 21 ramazan 40/26) vefat eder. Kufe’ye (bugünkü Necef) defnedilir.
D- Hz. Ali’nin İlmi Şahsiyeti
Hz. Ali iyi bir savaşçı olmanın yanında İslam’a başka yönlerden de çok katkısı olmuş sahabilerden idi. O adalet, ilim, cömertlik, merhamet ve diğer yüksek faziletleri kendinde toplamış bir alim di. Hz. Peygamber’in sürekli yanında olması, onun himayesi altında büyümesi, ondan aldığı terbiye ve ilhamla iyi yetişmiş bir alimdi. O fevkalade beliğ ve fasih konuşurdu. Peygamber efendimizden sonra onun gibi beliğ hutbe irad eden yoktu. Kur’an-ı Kerim’in lisanına vakıf bir kişiydi. Bu yüzden “Tefsire dair bir çok rivayetleri ona aittir. Bilhassa ayetlerin iniş sebebleri (Sebeb-i nüzul) konusunda birçok rivayetleri vardır.Kendisinin Kur’an’ın lisanına ve sebeb-i nüzuluna dair şu sözleri dikkat çekicidir: “Sonsuz kitabını bana sorunuz. Vallahi bir ayet yoktur ki, onun gecede mi, gündüz de mi, kırda mı, dağda mı nazil olduğunu bilmeyeyim.”
Hz. Ali (r.a) Ashab-ı Kiram’ın en büyük fakihlerinden idi. Halledilmesi güç meselelerde kendisine rücu edilirdi. Hatta Hz. Ömer (r.a) buyurur ki, “ Şayet Ali olmasaydı, Ömer helak olurdu.”
 

II.BÖLÜM
A- HZ. ALİ HAKKINDA RİVAYET EDİLEN HADİSLER
Birinci bölümde Hz. Ali’nin kişiliğinden, ilmi şahsiyetinden, İslam’a olan katkılarından ve Hz. Peygamber’e olan yakınlığından bahsetmiştik. O yaptığı inanılmaz fedakarlıklardan dolayı Hz. Rasülüllah’ın sevgisine mazhar olmuş ve O’nun tarafından çok kez övülmüş bir şahsiyetti. Allah’ın Resulü onu hayatının sonuna kadar sevmiş ve her fırsatta onunla ilgili hadisler irad etmiştir. Ancak o hadislerin sayısı o kadar çoğaltılmış ki, hangisinin doğru olduğunu kabul etmek oldukça zor bir mesele haline gelmiştir. Diğer sahabilere kıyasla Hz. Ali’nin fazileti hakkında hadisler çoktur. Bir rivayete göre Hz. Ali’yi sevenlerin onun hakkında fazla hadis rivayet etmelerine dayanamayan Muaviye taraftarları karşı çıkarak onları tehdit ettikleri bile söylenir.   Bunun yanında Şia fırkalarının çoğu kendi davaları adına ona isnad edilen bir takım hadisler uydurarak Hz. Peygamber’in söylemediği sözleri ileri sürmektedirler. Şiî alim Ebu’l-Hadid, Fezail adlı eserinde bu durumu açıkça dile getirmektedir.   Ona göre Hz. Ali hakkında ilk uydurma hadisler Şiiler tarafından ortaya atılmıştır.   Muhammed Abbas’ın yapıtında Hz. Ali’ ye dair 50 kadar sahih hadisin olduğu anlaşılmaktadır.
Hz. Ali hakkında aşırı Şia grupların ileri sürdükleri bazı saçma hadisler de var ki, ne Kur’an’a  ne de İslam’ a uygundur. Mesela onun öldükten sonra döneceğine veya öldürülmeyip hala yaşadığına , onda ilahi bir özellik bulunduğuna, bulutta gizlendiğine, gök gürültüsünün onun sesi, şimşeğin de kamçısı olduğuna ve Hz. Peygamber’ den sonra onun Peygamber olarak gönderileceğine dair rivayetler de bu kabildendir.”
Hz. Ali hakkında rivayet edilen hadislerin bazıları da zayıftır. Muhaddislerin en çok üzerinde tartıştıkları (                                                   )  veya (                               ) hadisidir.  Bu hadis bazılarına göre mevzu, bazılarına göre de sahihtir. Bu hadis gariptir diyenler de vardır.
Hz. Ali hakkındaki bütün hadisleri incelemek konumuzu aşacağından birkaç hadisi ele almakla yetineceğiz.

                               
1)   Ey Ali! Benden sonra cennetin kapısını çalıp da oraya hesapsız gireceklerin ilkisin.

 
2)   Senin dostun benim de dostumdur. Benim dostum olan da Allah’ ın dostudur. Senin düşmanın benim de düşmanımdır. Benim düşmanım olan da Allah’ ın düşmanıdır. Benden sonra sana buğzedene yazıklar olsun (Vay haline).

 
3)Doğrusu Allah Teala her peygamberin neslini kendi sulbünden yarattı. Benim neslimi ise Ali’ nin sulbünden yarattı.
 
 
4) O (Ali) bendendir. Ben de ondanım.

 
5) Ali’nin Müslümanlar üzerindeki hakkı , babanın evladı üzerindeki    hakkı gibidir.

 
       6) Her Peygamberin bir vasi ve varisi vardır. Benim vasim ve varisim
       Ali’dir.
       7)Ben hikmetin eviyim, Ali de onun kapısıdır.
 
Karizmatik Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır. Kim ki ilim elde etmek 
      istiyorsa kapıya gelsin.

 
9) Müjde olsun “Ya Ali! Senin hayatın ve ölümün benimledir.”
 
10) Ali dünya ve ahirette kardeşimdir.
 
 
11) Ey Ali! Senin bana bağlılığın, Harun İle Musa’ ya ittisali (bağlılık) münasebetindedir. Ancak şu var ki benden sonra peygamber yoktur.


 
12) Allahım! Ali’ ye yardım edene yardım et, Allahım! Ali ‘ye ikram edene ikram buyur. Allahım! Ali’ yi zelil düşüreni perişan et.

 
13) Ali en iyi hüküm verenimiz ve Ubey de en iyi Kur’ an   okuyanınızdır.

 
14) Ali’ ye merhamet etmek öyle güzel bir şeydir ki onun sahibine günah zarar vermez.

 
15) Ali’nin yüzüne bakmak ibadettir.
 
Logged
gürün
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: Ben bir tuhafım!


Üyelik Bilgileri
rkml
« Yanıtla #2 : Ağustos 16, 2007, 02:52:37 ÖS »

 
16) İslam bayrağını yarın bir ere vereceğim ki, o, Allah’ ı ve Onun Resulünü sever. Allah ve Resulü de onu sever.

 
17) Kim Ali’ ye eza ederse bana eza etmiş gibi olur.
18) Ya Ali! Gerçek Müslüman seni sever. Senin için fena söyleyenler, arabozuculardır.
19) Ben ve Ali insanların yükselebilmesi için Allah’ın gönderdiği kılavuzlarız.
20) Allahım, Ali’ ye düşman olanı, yüzüstü süründür. 
21) Ali mü’minlerin  emiridir; malsa münafıkların hakimi.
22) Ali’ ye söven, gerçekte beni sövmüştür ve beni sövende Allah’ı sövmüştür.
23) Ali cennette sabah yıldızı gibi parlar.
24) Münafıkların kalbinde dört kimsenin muhabbeti toplanamaz: Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali.
25) Kadınların en iyisini erkeklerin en iyisine verdim.
26) Ali’ye bakmak ibadettir. Ali’ yi inciten beni incitmiş gibi olur. 
27) Allahü Teala bana dört kişiyi sevmemi emretti, ben de onları seviyorum, Ali onlardandır, Ali onlardandır, Ali onlardandır ve Ebu Zer, Mikdad ve Selmandır.

B) HZ. ALİ’ DEN GÜZEL SÖZLER VE ÖĞÜTLER
1- Güzel Sözler
1)   “Asil insanın acıktığı zaman, alçak insanın da doyduğu zaman saldırmasından çekin.”
2)   “Yoksulluk zekayı köreltir ve yoksul bir insan kendi memleketin de bile garip (yabancı) olur.”
3)   “Edep ve ahlak , tekrar tekrar giyilen yepyeni elbiselerdir. Zeka ve düşünce berrak bir aynadır.”
4)   “Kendi değerini bilen insan mahvolmaz.”
5)   “Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz, kıymetinden neler kaybettiğini anlarsınız.”
6)   “Kul ümidini yalnız Rabbine bağlamalı ve yalnız günahları kendini korkutmalıdır.”
7)   “İnsan yaşlanıp Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsız cennete girmesinden daha hayırlıdır.”
Karizmatik   “Cahil bilmediğini sormaktan utanmasın. Alim içinden çıkamayacağı bir meselede en iyisini Allahü Teala bilir demekten sakınmasın.”
9)   “Sizin için korktuğum şeylerin en başında nefsinin isteğine uymak ve uzun emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alı koyar, ikincisi ise ahireti unutturur.”
10)   “Takva, hatayı devamı bırakmak, aldanmamaktır.”
11)   “Kalpler kaplara benzer. Hayırlı olanı hayırla dolu olandır.”

12)   “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.”
13)   “Dünya bir cifedir, leştir. Ondan bir şey isteyen köpeklerle dolaşmaya dayanıklı olmalı.”
14)   “Allahü Teala’ ya yemin ederim ki , beni yalnız mü’min sever ve bana yalnız münafık buğzeder.”
15)   “İnsanlar arasında Allah’ı en iyi bilen , O’nu çok sevendir, tam ta’zim edendir.”
16)   “İlimsiz yapılan ibadette, anlayış vermeyen ilimde, tefekküre götürmeyen Kur’an’ı Kerim okumakta hayır yoktur.”
17)   “Müslümanların hayırlısı,  Müslümanlara yardım eden ve faydalı olandır.”
18)   “İyilik bilmez birisi de olsa, sen iyilik yap! Zira o, mukabilinde teşekkür edene iyilikten mizanda daha ağır basar.”
19)   “Arkadaşlarımdan bir grup toplanıp kendilerine bir ziyafet vermem, benim için bir köle azat etmemden daha sevimlidir.”
20)   “Ahir zamanda bir mü’min, halk arasında adını unutturmadıkça rahat edemeyecek.”

21)   “Sizin en hayırlınız, günahına, gerçekten çok tevbe edenlerdir.”
22)   “Her kim kötüyü yasaklar; fasığa kızar ve Allah’ın yasaklarının hududu çiğnendiği zaman öfkelenirse, Allahü Teala da o kulunun lehine öfkelenir.”
23)   “Her fenalıktan uzak kalmanın yolu, dili tutmaktır.”
24)   “Hayra niyet edince acele et ki, nefsin seni yenip de caydırmasın.”
25)   “Dünya hayatı kimseye bâki değildir. Şiddeti de nimeti de geçicidir.”
26)   “İki şey aklı ve tedbiri bozar. Biri acele etmek, biri de olmayacak şeyi istemek.”
27)   “Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras, ilim gibi şeref olmaz.”
28)   “Danışmadan (istişare etmeden) doğruya ulaşılamaz.”
29)   “Tembellik insanı vaktinden önce yıpratır.”
30)   “Öksüzü ağlatmak zulümdür.”
31)   “Benim yüzümden iki kişi helak olur:Sevip hakkımda ileri giden, sevmeyip aleyhimde söyleyen.”
32)   “Kişi bilmediğinin düşmanıdır.”
33)   “Size en büyük alimin kim olduğunu haber vereyim mi? Allah’ın kullarına onun yasaklarını cazip göstermeyen,. Allah, Allah’ın verdiği mühlete aldanıp da onlara ilahi azaptan kurtulduklarını telkin etmeyen ve O’nun rahmetinden ümit kesilmesine sebep olmayan kimsedir.”

Logged
Sayfa: 1   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

domain

oyun sitesi program sitesi blog sitesi dizi sitesi

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!


Kasım 17, 2008, 03:04:38 ÖS