İÇİNDEKİLER
İÇİNDEKİLER I
ÖNSÖZ III
I. BÖLÜM
HZ. ALİ’NİN HAYATI
A. Müslüman Oluşu 1
B. İslam’a Katkıları ve İştirak Ettiği Harbler 2
1. Hz. Ali’ni Musahiblikteki Yeri 2
2- İştirak Ettiği Harbler 4
2.1. Hudeybiye Anlaşması 5
2.2. Hayber Harbi 6
2.3. Huneyn Muharebesi ve Diğerleri 7
C. Hilafeti ve Şahsiyeti 7
D. İlmi Şahsiyeti 11
II. BÖLÜM
HZ. ALİ HAKKINDA RİVAYET EDİLEN HADİSLER,
HZ.ALİ’DEN GÜZEL SÖZLER, ÖĞÜTLER VE DEVLET ADAMLARINA NASİHATLARI
A. Hz. Ali Hakkında Rivayet Edilen Hadisler 12
B. Hz. Ali’den Güzel Sözler ve Öğütler 16
1. Güzel Sözler 17
2. Hz. Aliden Öğütler 17
2.1. İnternetten Seçmeler 24
2.1.1. ÖğütleriHz. Ali’ni Son Öğütleri 24
2.1.2. Vacizeleri 25
C. Hz. Ali’den Devlet Adamlarına Öğütler 28
III. BÖLÜM
HZ. ALİ HAKKINDA RİVAYETLER-HURAFELER
1- Hz. Ali’nin Mezarı Nerede? Mezar-ı Şerif’te mi? 30
2- Nevruz ve Hz. Ali 32
3- Cende Bâlâ ve Hz. Ali 33
4- Beyaz Güvercinler 34
5- Kilitleri Açarsa… 34
6- Türbenin Altına Giden Yol 34
7- Çeşme-i Şifa ve Hz. Ali 35
8- Bugün Kafir Diye Bir Şey Kalmayacakmış 35
9- Şadyan Dağı Neden Yeşillenmiyor? 36
10- Zendüştîler Tapınağı (Ateşkede-i Zendüşt) 36
11- Kediyi Yukardan Attığın Zaman 37
12- Hz. Ali’de Başka Bir Keramet 37
SONUÇ 40
EKLER 42
KAYNAKLAR 57
ÖNSÖZ
Hz. Ali İslam’ın dördüncü halifesiydi. İslam’ın yayılmasında büyük katkıları olmuş ve hiç bir fedakarlıktan kaçınmamıştır. Bu yüzden başta Allah’ın Resulü Hz. Muhammed (s.a.v) olmak üzere bütün İslam Aleminin gönlünde taht kurmuş bir şahsiyetti.
Hz. Ali ölümünden sonra da Müslümanların gönül dünyalarında yaşamaya devam etmiştir. Hatta günümüzde onun türbesine bile sahip çıkmak isteyenler olmuş, onun hakkında akla mantığa uymayan bir takım rivayetler uydurarak bu iddialarını sağlamlaştırma gayreti içine girmiş bulunmaktadırlar. Ne kadar haklı olduklarını bilemiyoruz. Fakat ortaya attıkları menkıbeler hiç de iç açıcı görülmemektedir.
İşte bu maksatla Hz. Ali’nin mezarının Mezar-ı Şerif’te (Afganistan’ın kuzeyinde bulunan ve eskiden Belh olarak bilinen bir il) olduğunu iddia ederek onun hakkında bir takım menkıbevî rivayetler ileri süren Afganistan halkının Hz. Ali ile ilgili hurafelerini ele almaya çalıştık. Ancak bu çalışmanın yeterli olduğu düşüncesinde değiliz. Bununla beraber S.D.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde öğrenim görmekte olan Afganistanlı arkadaşlarım. Ferid Ahmed KARİZADE, M. Şahid FARUKÎ, Şefikullah ERKİN, Ahmedullah ENSARÎ, Cevad SIDDÎKÎ VE İstanbul’da bulunan göçmen akrabalarımızın da katkılarıyla hazırladığımız bu çalışmanın ilgilenmek isteyenlere faydalı olacağı kanaatindeyim.
Hz. Ali gibi İslam aleminin bir büyüğünü incelememizde bizi yönlendiren ve çalışmamız boyunca bizden hiçbir yardımını esirgemeyen değerli hocamız Doç. Dr. M. Saffet SARIKAYA ve yukarıda adından söz ettiğim arkadaşlarım ve burslusu olduğumuz kuruma (Türkiye Diyanet Vakfına) teşekkürü bir borç biliriz.
Beni bugünlere getiren aileme de ayrıca teşekkür etmek istiyorum.
M. Yunus MURADİ
Isparta 2002
I. BÖLÜM
HZ. ALİ’NİN (R.A) (598-661) HAYATI
Hz. Ali (r.a) dört büyük halifenin sonuncusu ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’in amca oğlu ve damadıdır. El-Murteza, Emirü’l-mü’minin ve İmamül-müttekîn vasıflarıyla bilinen Hz. Ali Ebû sıbteyn ve Ebu Turab künyeleriyle anılır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber kaynaklarda 598 miladi yılında Mekke’de doğduğu belirtilir. Hz. Peygamber’in (s.a.v) nübüvvetini kabul eden ilk çocuktur.
Babası Ebu Talib b. Abdü’l-Müttalib idi anasının adı Fatıma bin Esed b. Haşim idi. Hz. Ali’ye Ebu Turab lakabı Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından verilmiştir. Hz. Fatıma’yla evlenmiş,Hasan, Hüseyin ve Ümmü Külsüm adında çocukları olmuştur. Kaynaklarda Hz. Fatıma’dan sonra birkaç defa evlendiği ve bu evliliklerden otuz iki evladının olduğu ve kızlarından birini Hz. Ömer’le evlendirdiği geçmektedir.
Peygamberimiz’in (s.a.v) amcazadesi olması hasebiyle küçük yaşlarından (5 yaşından) itibaren Hz. Muhammed’in himaye ve terbiyesinde büyümüş ve amcazadesinden feyz alarak İslam’a unutulmaz haktı ve fedakarlıklarda bulunmuştur.
A- Hz. Ali’nin Müslüman Oluşu
“Hz. Ali’nin kaç yaşında Müslüman olduğunu tesbit etmek imkansızdır” Çünkü doğum tarihinde ihtilaf vardır. Ancak Hz. Hatice ile beraber Müslüman olduğu ve ilk Müslüman çocuk olduğu belirtilir.
Hz. Ali’nin Müslüman oluşu şöyle olmuştur:
“Bir gün Resulullah (s.a.v) ile Hz. Hatice’nin (r.a) beraber namaz kıldığını gördü. O zaman 10 yaşındaydı. Namazdan sonra, “Bu nedir?” diye sordu. Resul-i Ekrem (s.a.v) “Bu Allah Teala’nın dinidir, seni bu dine davet ederim. Allah Teala birdir, ortağı yoktur. Lat ile Uzza isimli putları terk etmeni emrederim” diye cevap verdi. Ali (r.a) “Önce bir babama danışayım.” dedi. Resulullah (s.a.v) ona “İslam’a gelmezsen bu sırrı kimseye söyleme.” buyurdu. Hz. Ali (r.a) ertesi sabah Resulullah’ın huzuruna gelerek “Ya Resulullah bana İslam’ı arz eyle.” diyerek Müslüman oldu. Müslüman olanların üçüncüsü çocukların ise birincisidir.”
Mekkeli putperestler Hz. Peygamber’e tebliğinden vazgeçmesi için baskı yapmışlardı. Hz. Muhammed (s.a.v)’in bu düşüncesinden vazgeçmeyeceğini anladıktan sonra onu katletmeye karar vermişlerdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber’e (s.a.v) hicret emri gelmiştir. Hz. Peygamber Medine’ye hicret edecekti. Müşrikler Hz. Peygamber’in evini sarmışlardı ve onun evde yattığını sanıyorlardı. Onları bir müddet oyalamak gerekiyordu. Bu görevi de Hz. Ali (r.a) üstlenmiş ve Hz. Peygamber’in yatağına yatmıştı. Hz. Peygamber hicret etmişti. Müşrikler evi basıp içeri girdiklerinde yatakta Hz. Ali’yi bulmuşlardı. Hz. Peygamber’in nerede olduğu kendisine sorulunca Hz. Ali Peygamber’in nerede olduğunu bilmediğini söylemişti.
B- İslam’a Katkıları ve İştirak Ettiği Harbler
1- Hz. Ali’nin Muahad-Musahiblikteki Yeri
Müahadın Türkçe’deki karşılığı musâhibliktir. Musahiblik nedir? Musahiblik’in kelime anlamı musahebe eden, sohbet eden, konuşan arkadaştır. Bazı yazarlar “Hicretin birinci yılında Enfal suresi ile emredilen musahibliğe ayrı bir anlam vermiyerek “İslam kardeşliği” olarak kabul etmişlerdir.” Bundan da musahiblik’e özel bir anlam yüklendiğini düşünülebilir. Yani diğer anmaları ihtiva etmediğini kabul etmek mümkündür. Zaten günümüzde başka manalarda kullanıldığına hiç şahid olunmamıştır.
Muahad (İslam kardeşliği) Medine’de Hz. Peygamber zamanında Mekkeli muhacirler ve Medineli Ensar arasında gerçekleşmiş bir hadisedir.
Hz. Muhammed’in (s.a.v.)peygamber oluşunun Kureyş arasında bir paniğe yol açtığından ve sürekli onu davasında geçirmeye çalışarak ona düşman kesildiklerinden hatta, onu öldürmeye bile çalıştıklarından Hz. Resulullah’a hicret emredilip kaçtığından yukarıda bahsetmiştik. İşte bu nedenlerle yola çıkan Resulullah (s.a.v) uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra Mekke’ye varır. Bu duruma Mekkeli Müslümanlar çok sevinirler ve kendisine her türlü fedakarlığı yapacaklarına dair yemin ederler. Verdikleri sözü yerine getirirler de. Sadece Hz. Peygamber’e (s.a.v) değil aynı zamanda Kureyşlilerin baskısına fazla dayanamayan ve Resulullah’ın arkasına gelmeye başlayan diğer Mekkeli Müslümanlara da fazlasıyla sahip çıkarlar. Hz. Peygamber’in (s.a.v) kendilerine Ensar sıfatını verdiği Medineli Müslümanlar her şeyini Mekke’de bırakıp gelen muhacirlere maddî ve manevi hiçbir fedakarlıktan kaçınmamışlardı. Muhacirler fakirdi. Ama hep onların sırtından geçinmeyeceklerdi.
Hz. Peygamber (s.a.v) bu durumdan endişelenmeye başlamıştı. Bundan sonra ne olacaktı? İslam’ı yaymak kötü bir ekonomiyle nasıl mümkün olacaktı? İslam’ı korumak, onun coğrafyasını genişletmek, bunun için de gerekli ordunun hazırlanması, askerlerin silahı, giysileri, asker sayısının artırılması vb. ihtiyaçlar nasıl karşılanacaktı?
Allah (c.c.) her zaman olduğu gibi yine Peygamber’inin imdadına yetişti ve Sebe suresinin 46. ayetini indirdi. Bu ayette muhacirlerle Mekkeli Müslümanlar arasında muahad (İslam kardeşliğini) emrediliyordu. Peygamber efendimiz (s.a.v) de bu Muahadı gerçekleştirmek için Müslümanları Mescid-i Nebi’de topladı. Muhacirleri ve Ensar’ı kardeş olarak ilan etti. Bir görüşe göre muhacirlerin sayısı 90 bir görüşe göre de 150 kişiydi. Muahad’ın şöyle gerçekleştiği ileri sürülüyor.
Hz. Peygamber (s.a.v) muhacirler ve Ensar arasında yakınlığı, dayanışmayı, dostluk ve muhabbeti artırmak ve sağlamlaştırmak için Muahad sırasında kendine Hz. Ali’yi kardeş olarak seçince, o bu iltifat karşısında duygulanmış ve “ Ben Allah’ın kulu, Resûlullah’ın da kardeşiyim.” diyerek sevinç gözyaşları dökmüştü.
Hz. Ali bundan böyle Hz. Peygamber’den sonra ikinci derecede söz sahibi olmuş ve onun işlerini yürütmüştür.
Muahad’dan sonra Müslümanlar arasında iyi ilişkiler meydana gelmiş ve İslam coğrafyası özellikle dört halife zamanında iyice genişlemiştir. Ancak Muahad Hz. Osman’ın hilafetinin son dönemlerinde ve Hz. Ali’nin halife oluşundan sonra inişli çıkışlı zikzaklar çizmiştir. Muahad’ın tamamen sona erdiğini söyleyemeyiz ama Hz.Osman’ın şehit edilmesinden sonra Müslümanlar arasında bir takım ihtilaflar ve kargaşalar meydana gelmiştir. Hz. Ali zamanında ortaya çıkan kargaşalar günümüze kadar devam eden bir takım mezhebî fırkaların İslam coğrafyasında meydana gelmesine neden olmuştur. Asr-ı Saadetten sonra zaten muahaddan bahsetmek mümkün değildir. Günümüzde de aynen devam etmekte ve söylenecek bir sözü gerekli kılmamaktadır.
2- İştirak Ettiği Harbler
İslam’ın yayılmasında çok önemli katkıları olmuş ve bir çok savaşa katılarak Hz. Peygamber’in (s.a.v) vazgeçemediği komutanlarından olan Ali Onun sevgisine mahzar olmuş ve kızı Fatma (r.a) ile evlenmişti.
Hz. Ali birçok harbe katılarak İslam’ın sancaktarlığını yapmış ve İslam ordusunun küffara galip gelmesinde en önemli etkenlerden biri olmuştur. Hemen bütün savaşlara (Bedir, Uhud, Hendek gibi) katılmış ve büyük kahramanlıklar göstermiştir.
2.1. Hudeybiye Anlaşması
Hz. Peygamber (s.a.v) hicretin altıncı yılında 1500 civarında Müslüman’la birlikte Mekke’ye gitmeye karar verir. Mekkeliler onları sokmak istemezler. Halid bin Velid ile İkrime bin Ebu Celili birer bölük askerle Mekke kapısında bir set oluştururlar. Bu durum Müslümanlar tarafından öğrenilir. Bu sefer ana yoldan saparak Mekke’ye 17 km uzaklıkta ve harem bölgesi içinde olan Hudeybiye mevkiine gelirler. Kureyşliler Müslümanların Hz. Peygamber’e kenetlendiklerini görünce korkarlar ve anlaşma yapmak isterler. Bu teklifi Hz. Peygamber (s.a.v) kabul eder. Buna göre Müslümanlar o yıl Mekke’yi taraf etmeden Medine’ye dönecekler, gelecek yıl yanlarında birer kılıçtan başka silah bulunmaksızın üç gün süreyle Kabe’yi ziyaret edebileceklerdi. Bu anlaşma Müslümanların pek hoşuna gitmemişti, ama artık Mekkeli Kureyşlilerin istemeseler de İslam’ın resmiyetini kabul etme eyleminde kalacaklarına dair olumlu bir işaretti.
Bu anlaşmayı Hz. Ali (r.a) yaşmıştır. Yazılması sırasında Allah’ın Resulü Allah’ın adıyla yaz buyurmuştur. Kureyş tarafında bulunan Suheyl bin Amr “ Biz bu cümleyi bilmiyoruz. Onun için Bismikellahümme Ey Tanrım, senin adınla başlarım. ” diye yaz deyince Allah’ın Resulü Hz. Ali’ye o şekilde yazmasını emreder. Hz. Ali’ye “ Bu Allah’ın Resulu Muhammed’in Suheyl bin Amr’la yaptığı arış mukavelesidir. ” diye yazmasını emredince, Suheyl, Hz. Peygamber’e “ Ben senin Allah’ın Rasulu olduğuna inansaydım, seninle savaş yapmazdım, sen ancak Muhammed bin Abdullah ile yapılan barış kağıdıdır. ” diye yaz.” der. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.v) Hz. Ali’ye “ Ey Ali Allah’ın Resulü sözünü sil de oraya Abdullah oğlu Muhammed yaz. ” der. Hz. Ali de “ Ey Allah’ın Resulu, ben Allah’ın verdiği bu sıfatı silemem. ” der. Bunun üzerine Hz. Peygamber ona “ Yerini bana göster.” der ve Ali, yerini gösterince onu kendi eliyle siler ve (Muhammed bin Abdullah) diye yazdırır. Daha sonra da Hz. Ali’ye “ sen de ilerde aynı şeyle karşılaşacaksın.” der. Bu da Hakemeyn olayındaki Hz. Ali’nin sıfatı olan “Emirü’l-mü’minin” sıfatının anlaşma metninden sildirilmesine işaret olarak kabul edilir.
2.2. Hayber Harbi
Hicretin 7. yılında Hudeybiye anlaşmasından kısa bir süre sonra Hayber Yahudileri Müslüman’ların ticaret yollarını engellemeye ve bozgunluğa başladılar. Bunlara bir ders verilmesi gerekiyordu. Verildi de. Hz. Ali’nin bütün savaşlarda olduğu gibi bu savaşta da kazanılmasında payı büyüktü. Şöyle ki: Müslümanlar Hayber deki küçük kaleleri birer birer ele geçirirler. Fakat büyük kalenin fethi bir türlü gerçekleşmez ve gecikir. Hz. Peygamber (s.a.v) sancağı Hz. Ebu Bekir’e verir ama fethedemez. Hz. Ömer’e verir, o da fethedemez. Hz. Peygamber şöyle buyurur akşamüzeri: Ben yarın sancağı öyle bir kimsenin eline vereceğim ki, o Allah ve Resulünü sever ve Allah ve Resulü de onu sever. Ve o, fetih kendisine müyesser oluncaya kadar geri dönmez.
Ertesi gün Peygamber (s.a.v) efendimiz sabah namazı müteakiben sancağı yere atar ve “Ali nerede” diye sorar. “Gözü ağrıyor” derler. “Haber gönderin gelsin” buyurunca Resulullah, Hz. Ali getirilir. Hz. Peygamber onun gözüne okur ve sancağı eline verir. Hz. Ali ve yanındakiler Hayber kalesine yaklaşınca onların en önemli savaşçıları Merhab’la karşılaşırlar. Hz. Ali Merhab’ın kendisine bırakılmasını ister. Onunla birkaç defa kılıçla vuruşurlar. Hz. Ali sonunda onun kellesini teninden koparır ve Hayber kalesi fethedilir.
2.3. Huneyn Muharebesi
Bu savaş Mekke’nin fethinden sonar bu haberi alan Havazin kabilelerinin Huneyn vadisinde 20 bin kişilik orduyla toplanması sonucu meydana gelmiştir. Onların ansızın saldırısına maruz kalan Müslümanlar bozguna uğrarlar. Hz. Peygamber’in az sayıdaki Müslüman’la orada kaldığı sırada Hz. Ali onu korumuştur.
Hz. Ali’nin katıldığı daha doğrusu komutanlığını yaptığı başka bir görev de Taif’in kuşatılmasıdır. Hz. Peygmaber’in emriyle Hz. Ali Taif’i kuşatır ve oradaki putları kırmaya başlar. Putlarının işe yaramadığını gören Taifliler bu olaydan sonra İslam’a ısınmaya başlamış ve 1 yıl sonra da Medine’ye gelerek Müslüman olmuşlardır.
Hz. Ali (r.a) evliya reisi (Sultanu’l-evliya), Ehl-i sünnet’in, Şia ve Alevilerin gözbebeğidir. Hakkında Hz. Peygamber (s.a.v) birçok hadis irad etmiştir. Bu hadisler 2. bölümde verilecektir. O bir çok savaşa katılmış ve büyük kahramanlıklar göstermiştir. Yalnız Uhud gazasında onaltı yerinden yara aldığı ve pek çok gazada Resulullah (s.a.v.)’ın kendisine sancağı teslim ettiği söylenir. Ayrıca Yemen muharebesinde ordu komutanlığı yapmıştır
C- Hilafeti ve Şehadeti
Hz. Ali (r.a) Hz. Resulullah’ın (s.a.v) vefat edince cenazeyi yıkama ve kefenleme görevini üstlenmişti.O cenazeyle meşgul iken kimin Peygamber’in (s.a.v) halefi olacağı konusunda problem çıkmış ve sonunda Hz. Ebu Bekir halife olmuştur. Ancak burada bazı hoşnutsuzluklar meydana gelmiş ve Ali’nin ona biat etmediği yönünde görüşler ileri sürülmüştür. Hala da bu tartışmalar Şia ve Ehl-i sünnet arasında devam etmektedir. Hz. Ali’nin Ebu Bekir’e biatı gerçekleşmiştir. Çünkü onun devlet işlerini de yürüttüğü kaynaklarda geçmektedir. Bir görüşe göre de biat 6 ay gecikmiştir. Yani Hz. Fatıma’nın vefatından sonra biat etmiştir. Hz. Fatıma Resulullah’ın vefatından sonra Ebu Bekir’den miras istediği Hz. Ebu Bekir’in Fatıma’ya mirası Beytü’lmal’a verileceği bunun bir vasiyet olduğunu söylemesi üzerine Hz. Fatıma’nın Hz. Ebu Bekir’e kırgın olduğu, dolayısıyla Hz. Ali’nin hanımının hatırı için Ebu Bekir’in biatını Fatıma’nın vefatına kadar geciktirdiği düşünülebilir. Sonuçta Hz. Ali, Ebu Bekir’e biat etmiş ve ona her zaman yardımcı olmuştur.
Hz. Ebu Bekir’in vefatı üzerine ikinci halife Hz. Ömer seçildi. Hz. Ali ona da biat edip onun danışmanlığını yaptı ve onunla beraber her zaman İslam’a hizmet etmeyi sürdürdü.
Hz. Ali Hz. Ömer’den sonra üçüncü halife olarak seçilen Osman’a (r.a) da biat etmiş ve hilafet işlerinde onun vezirliğini (yardımcılığını) yapmıştır. Hz. Osman’ın şehid edilmesiyle de kendisine hilafet teklif edilince haftalık bir tereddütten sonra kabul etmiş ve kendisine Mescid-i Nebi’de biat edilmişti. Hz. Ali’nin Halife olduğu yıl H. 35 zilhicce ayıdır.
Hz. Ali’nin bundan sonraki hayatı kısa sürmüş ve kendisinin de istemediği büyüm muharebe ve fitneler ile karşı karşıya kalmıştır. Hizmetten ziyade kendisine yürütülen desiseeler ile baş etmek zorunda kalmıştı. Hz. Ali’ye, Osman’ı şehid edenlerin cezalandırılması hususunda baskı yapılmasından ve bu sebepten dolayı ortaya çıkan ayrılıklar büyük problemlere neden oluyordu.
Cemel savaşı Hz. Ali-Hz. Aişe arasında, meydana gelmiş, Hz. Aişe-i Sıddıka’nın iştirak ettiği savaşta tam anlaşma sağlandığı sırada Sebe adındaki Yahudi, gece karanlığında Basralılara saldırmış ve kimse ne olduğunu anlayamadan büyük harb meydana gelmişti. Neticede Hz. Ali’nin ordusu galip gelmiş ve Aişe (r.a) esir alınmıştı. Hz. Ali, Hz. Aişe’yi hürmet ve ikramla askeriyle arasında bulunan kardeşi Muhammed b. Ebu Bekir ile Medine’ye göndermişti.
Bir taraftan da Şam valisi Muaviye Osman’ın katillerinin cezalandırılmasını bahane ederek Hz. Ali’ye biat etmemiş ve ona karşı ordu hazırlamaya başlamıştı. Hz. Ali ona birkaç kez mektup yazsa da, Muaviye’nin niyeti değişmemiş ve Hz. Ali’ye bühtanda bulunarak Osman’ın katillerine yataklık ettiğini öne sürüyordu. Amacı arayı uzatıp asker toplamaktı. Hz. Ali kan dökülmesini istemiyordu. O yüzden onu ikna etmeye çalışıyordu. Ama Muaviye biatı reddedip Sıffin savaşının çıkmasına sebep oldu. Bu savaş 3 ay sürdü. Taraflar artık savaşmaktan bıkmış vaziyetteydiler. 9-10 sefer H. 37 gecesine (Leyletü’l-Herir) kadar devam eder. Hz. Ali savaş sırasında bile kan dökülmesini önlemek için Muaviye’ye mektup yazmıştır. Teke tek savaşma teklifinde bulunmuş ve “ ikimiz için savaşan halk günahsızdır. Onları kenara çekip biz savaşalım.” dese de Muaviye bu teklifi kabul etmemiştir. Muaviye tam yenileceği sırada imdadına Amr b. As yetişir ve ona şu tavsiyede bulunur: Mücadeleden vazgeçilmesi için iki taraf arasında Allah’ın kitabının hakemliğine başvurmak… Bu bir hiledir. Bu tavsiyeyi kabul eden Muaviye Büyük Şam Mushafını beş mızrağın ucuna bağlayarak beş kişiye taşıtır ve “Allah’ın kitabı aramızda hakem olsun.” diye bağırırlar. Bunun bir hile olduğunu Hz. Ali anlar ama askerlerine kabul ettiremez. Asikerlerine “inanmayın, savaşı sürdürünüz; onlar dine dost değiller.” dediyse de askerler, “Kurân’ın, çağrıldığımız Allah’ın kitabına uymazlık edemeyiz.” diyerek savaşmaktan vazgeçerler.
Bunun üzerine Hz. Ali (r.a) istemeye istemeye savaşı durdurur ve hakem usulüne razı olur ve andlaşma yapmak için kendi tarafından Ebu Musa el-Şetazi’yi tayin eder. Muaviye tarafını da Amr b. As temsilen andlaşmaya gelir. Andlaşmaya “Mü’minlerin Emiri Ali ile Muaviye arasındaki” sözleriyle başlanınca Amr itiraz eder. Bunun üzerine bu yazı silinir. Andlaşma imzalanır. Bu andlaşmadan sonra bir takım olaylar meydana gelir. Hz. Ali’ye kin duyan bir takım fitneci insanlar, Hz. Ali’nin askerlerini kışkırtırlar. Onlar da sürekli kazanmak üzere oldukları savaşı kaybetmiş gibi üzgün olduklarını dile getirerek Hz. Ali’yi haklı bulup Muaviye’nin hilesini fark ederler ve savaşmayı bıraktıkları için çok pişman olurlar. Bu anlaşmanın imzalanması bir taraftan da Hz. Osman’ın maktullerinin cezalandırılması yönünde baskı yapan Muaviye’yi haklı çıkarıyordu. Bir katım isyancı grup Hz. Ali’yle Kufe’ye dönmeyip Kufe yakınlarındaki Harura’ya çekilir. Onlara göre Hz. Ali ve Muaviye ikisi de kafir olmuştur. Çünkü, gereksiz yere kan dökülmesine sebep olmuşlardır.
Bu arada hakemeyn Ramazan 37 tarihinde bir toplantı yaparak Hz. Osaman’ın icraatının katlini gerektirmediği ve haksız yere öldürüldüğüne dair bir karar alırlar.
Hz. Ali Kufe’de okuduğu hutbede halka bu kararı nitelendirir ve Kur’an’ın hükmü göz önüne alınmadan varıldığını söyler. Dolayısıyla Şamlılarla savaşmaya hazırlanmaları için halka bir duyuru yapar. Hurura’ya çekilen (hariciler) grupla bir mektup yollarlar. Onlar bu teklifi kabul etmezler. Bununla da kalmayıp kendi görüşlerini paylaşmadığı için Hz. Peygamber’in ashabından Abdullah bin el-Erett’i ve hamile karısını koyun boğazlar gibi boğazlayarak öldürürler. Olayın Sebebini öğrenmek için Hz. Ali’nin gönderdiği el-Haris bin Mürre’yi öldürürler. Bunun üzerine Haricilerin tamamına yakını öldürülür.
Hz. Ali, haricilerle uğraşırken hakemler ilk toplantıdan sonra Şaban 38’de Ezruh’te bir araya gelerek Hz. Ali’nin ve halifeliğini ilga etmiş, Muaviye’yi halifelikten azledilerek tekrar seçime gidilmesi için karar alırlar. Burada yine Amr b. el-As büyük bir hile yapar. İlk önce Hz. Ali’nin hakemi söze başlayarak kararı açıklar. Konuşması bitince Amr b. el-As konuşmaya şöyle başlar: Gördüğünüz gibi Ebu Musa kendisi halifenin azledildiğini söyledi. Ben de Muaviye’yi halife olarak ilan ediyorum. Bu olaydan sonra Hz. Ali Kufe’ye çekilip Muaviye’ye karşı yeni bir sefer için ordu hazırlamaya başlar.
Hz. Ali 46 bin kişiden oluşan bir ordu toplamış ve savaşa hazırlanırken Nehrevan ve Nuhayle savaşından kurtulan az sayıdaki harici takımı intikam planları yapmaktadırlar. Onlara göre Hz. Ali ve Muaviye yeryüzünü fesada bulamışlardır ve artık ortadan kaldırılmaları gerekmektedir. Planın kapsamında Amr b. el-As da yer alır. Abdurrahman bin Mülcem el-Muradi, Hz. Ali’yi; Berke lakabı Abdullah bin et-Temimi Muaviye’yi; Amr bin Sa’di et Temimi de Amr bin el-As’ın öldürülmesini üstlenirler. Muaviye ve Amr suikasttan kurtulur; ama Abdurrahman bin Mülcem Hz. Ali’yi sabah namazını kılarken zehirli hançeriyle arkasından yaralar. Zehrin de tesiriyle yaralanan Hz. Ali iki gün sonra (19 ve 21 ramazan 40/26) vefat eder. Kufe’ye (bugünkü Necef) defnedilir.
D- Hz. Ali’nin İlmi Şahsiyeti
Hz. Ali iyi bir savaşçı olmanın yanında İslam’a başka yönlerden de çok katkısı olmuş sahabilerden idi. O adalet, ilim, cömertlik, merhamet ve diğer yüksek faziletleri kendinde toplamış bir alim di. Hz. Peygamber’in sürekli yanında olması, onun himayesi altında büyümesi, ondan aldığı terbiye ve ilhamla iyi yetişmiş bir alimdi. O fevkalade beliğ ve fasih konuşurdu. Peygamber efendimizden sonra onun gibi beliğ hutbe irad eden yoktu. Kur’an-ı Kerim’in lisanına vakıf bir kişiydi. Bu yüzden “Tefsire dair bir çok rivayetleri ona aittir. Bilhassa ayetlerin iniş sebebleri (Sebeb-i nüzul) konusunda birçok rivayetleri vardır.Kendisinin Kur’an’ın lisanına ve sebeb-i nüzuluna dair şu sözleri dikkat çekicidir: “Sonsuz kitabını bana sorunuz. Vallahi bir ayet yoktur ki, onun gecede mi, gündüz de mi, kırda mı, dağda mı nazil olduğunu bilmeyeyim.”
Hz. Ali (r.a) Ashab-ı Kiram’ın en büyük fakihlerinden idi. Halledilmesi güç meselelerde kendisine rücu edilirdi. Hatta Hz. Ömer (r.a) buyurur ki, “ Şayet Ali olmasaydı, Ömer helak olurdu.”
II.BÖLÜM
A- HZ. ALİ HAKKINDA RİVAYET EDİLEN HADİSLER
Birinci bölümde Hz. Ali’nin kişiliğinden, ilmi şahsiyetinden, İslam’a olan katkılarından ve Hz. Peygamber’e olan yakınlığından bahsetmiştik. O yaptığı inanılmaz fedakarlıklardan dolayı Hz. Rasülüllah’ın sevgisine mazhar olmuş ve O’nun tarafından çok kez övülmüş bir şahsiyetti. Allah’ın Resulü onu hayatının sonuna kadar sevmiş ve her fırsatta onunla ilgili hadisler irad etmiştir. Ancak o hadislerin sayısı o kadar çoğaltılmış ki, hangisinin doğru olduğunu kabul etmek oldukça zor bir mesele haline gelmiştir. Diğer sahabilere kıyasla Hz. Ali’nin fazileti hakkında hadisler çoktur. Bir rivayete göre Hz. Ali’yi sevenlerin onun hakkında fazla hadis rivayet etmelerine dayanamayan Muaviye taraftarları karşı çıkarak onları tehdit ettikleri bile söylenir. Bunun yanında Şia fırkalarının çoğu kendi davaları adına ona isnad edilen bir takım hadisler uydurarak Hz. Peygamber’in söylemediği sözleri ileri sürmektedirler. Şiî alim Ebu’l-Hadid, Fezail adlı eserinde bu durumu açıkça dile getirmektedir. Ona göre Hz. Ali hakkında ilk uydurma hadisler Şiiler tarafından ortaya atılmıştır. Muhammed Abbas’ın yapıtında Hz. Ali’ ye dair 50 kadar sahih hadisin olduğu anlaşılmaktadır.
Hz. Ali hakkında aşırı Şia grupların ileri sürdükleri bazı saçma hadisler de var ki, ne Kur’an’a ne de İslam’ a uygundur. Mesela onun öldükten sonra döneceğine veya öldürülmeyip hala yaşadığına , onda ilahi bir özellik bulunduğuna, bulutta gizlendiğine, gök gürültüsünün onun sesi, şimşeğin de kamçısı olduğuna ve Hz. Peygamber’ den sonra onun Peygamber olarak gönderileceğine dair rivayetler de bu kabildendir.”
Hz. Ali hakkında rivayet edilen hadislerin bazıları da zayıftır. Muhaddislerin en çok üzerinde tartıştıkları ( ) veya ( ) hadisidir. Bu hadis bazılarına göre mevzu, bazılarına göre de sahihtir. Bu hadis gariptir diyenler de vardır.
Hz. Ali hakkındaki bütün hadisleri incelemek konumuzu aşacağından birkaç hadisi ele almakla yetineceğiz.
1) Ey Ali! Benden sonra cennetin kapısını çalıp da oraya hesapsız gireceklerin ilkisin.
2) Senin dostun benim de dostumdur. Benim dostum olan da Allah’ ın dostudur. Senin düşmanın benim de düşmanımdır. Benim düşmanım olan da Allah’ ın düşmanıdır. Benden sonra sana buğzedene yazıklar olsun (Vay haline).
3)Doğrusu Allah Teala her peygamberin neslini kendi sulbünden yarattı. Benim neslimi ise Ali’ nin sulbünden yarattı.
4) O (Ali) bendendir. Ben de ondanım.
5) Ali’nin Müslümanlar üzerindeki hakkı , babanın evladı üzerindeki hakkı gibidir.
6) Her Peygamberin bir vasi ve varisi vardır. Benim vasim ve varisim
Ali’dir.
7)Ben hikmetin eviyim, Ali de onun kapısıdır.

Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır. Kim ki ilim elde etmek
istiyorsa kapıya gelsin.
9) Müjde olsun “Ya Ali! Senin hayatın ve ölümün benimledir.”
10) Ali dünya ve ahirette kardeşimdir.
11) Ey Ali! Senin bana bağlılığın, Harun İle Musa’ ya ittisali (bağlılık) münasebetindedir. Ancak şu var ki benden sonra peygamber yoktur.
12) Allahım! Ali’ ye yardım edene yardım et, Allahım! Ali ‘ye ikram edene ikram buyur. Allahım! Ali’ yi zelil düşüreni perişan et.
13) Ali en iyi hüküm verenimiz ve Ubey de en iyi Kur’ an okuyanınızdır.
14) Ali’ ye merhamet etmek öyle güzel bir şeydir ki onun sahibine günah zarar vermez.
15) Ali’nin yüzüne bakmak ibadettir.
16) İslam bayrağını yarın bir ere vereceğim ki, o, Allah’ ı ve Onun Resulünü sever. Allah ve Resulü de onu sever.
17) Kim Ali’ ye eza ederse bana eza etmiş gibi olur.
18) Ya Ali! Gerçek Müslüman seni sever. Senin için fena söyleyenler, arabozuculardır.
19) Ben ve Ali insanların yükselebilmesi için Allah’ın gönderdiği kılavuzlarız.
20) Allahım, Ali’ ye düşman olanı, yüzüstü süründür.
21) Ali mü’minlerin emiridir; malsa münafıkların hakimi.
22) Ali’ ye söven, gerçekte beni sövmüştür ve beni sövende Allah’ı sövmüştür.
23) Ali cennette sabah yıldızı gibi parlar.
24) Münafıkların kalbinde dört kimsenin muhabbeti toplanamaz: Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali.
25) Kadınların en iyisini erkeklerin en iyisine verdim.
26) Ali’ye bakmak ibadettir. Ali’ yi inciten beni incitmiş gibi olur.
27) Allahü Teala bana dört kişiyi sevmemi emretti, ben de onları seviyorum, Ali onlardandır, Ali onlardandır, Ali onlardandır ve Ebu Zer, Mikdad ve Selmandır.
B) HZ. ALİ’ DEN GÜZEL SÖZLER VE ÖĞÜTLER
1- Güzel Sözler
1) “Asil insanın acıktığı zaman, alçak insanın da doyduğu zaman saldırmasından çekin.”
2) “Yoksulluk zekayı köreltir ve yoksul bir insan kendi memleketin de bile garip (yabancı) olur.”
3) “Edep ve ahlak , tekrar tekrar giyilen yepyeni elbiselerdir. Zeka ve düşünce berrak bir aynadır.”
4) “Kendi değerini bilen insan mahvolmaz.”
5) “Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz, kıymetinden neler kaybettiğini anlarsınız.”
6) “Kul ümidini yalnız Rabbine bağlamalı ve yalnız günahları kendini korkutmalıdır.”
7) “İnsan yaşlanıp Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsız cennete girmesinden daha hayırlıdır.”

“Cahil bilmediğini sormaktan utanmasın. Alim içinden çıkamayacağı bir meselede en iyisini Allahü Teala bilir demekten sakınmasın.”
9) “Sizin için korktuğum şeylerin en başında nefsinin isteğine uymak ve uzun emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alı koyar, ikincisi ise ahireti unutturur.”
10) “Takva, hatayı devamı bırakmak, aldanmamaktır.”
11) “Kalpler kaplara benzer. Hayırlı olanı hayırla dolu olandır.”
12) “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.”
13) “Dünya bir cifedir, leştir. Ondan bir şey isteyen köpeklerle dolaşmaya dayanıklı olmalı.”
14) “Allahü Teala’ ya yemin ederim ki , beni yalnız mü’min sever ve bana yalnız münafık buğzeder.”
15) “İnsanlar arasında Allah’ı en iyi bilen , O’nu çok sevendir, tam ta’zim edendir.”
16) “İlimsiz yapılan ibadette, anlayış vermeyen ilimde, tefekküre götürmeyen Kur’an’ı Kerim okumakta hayır yoktur.”
17) “Müslümanların hayırlısı, Müslümanlara yardım eden ve faydalı olandır.”
18) “İyilik bilmez birisi de olsa, sen iyilik yap! Zira o, mukabilinde teşekkür edene iyilikten mizanda daha ağır basar.”
19) “Arkadaşlarımdan bir grup toplanıp kendilerine bir ziyafet vermem, benim için bir köle azat etmemden daha sevimlidir.”
20) “Ahir zamanda bir mü’min, halk arasında adını unutturmadıkça rahat edemeyecek.”
21) “Sizin en hayırlınız, günahına, gerçekten çok tevbe edenlerdir.”
22) “Her kim kötüyü yasaklar; fasığa kızar ve Allah’ın yasaklarının hududu çiğnendiği zaman öfkelenirse, Allahü Teala da o kulunun lehine öfkelenir.”
23) “Her fenalıktan uzak kalmanın yolu, dili tutmaktır.”
24) “Hayra niyet edince acele et ki, nefsin seni yenip de caydırmasın.”
25) “Dünya hayatı kimseye bâki değildir. Şiddeti de nimeti de geçicidir.”
26) “İki şey aklı ve tedbiri bozar. Biri acele etmek, biri de olmayacak şeyi istemek.”
27) “Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras, ilim gibi şeref olmaz.”
28) “Danışmadan (istişare etmeden) doğruya ulaşılamaz.”
29) “Tembellik insanı vaktinden önce yıpratır.”
30) “Öksüzü ağlatmak zulümdür.”
31) “Benim yüzümden iki kişi helak olur:Sevip hakkımda ileri giden, sevmeyip aleyhimde söyleyen.”
32) “Kişi bilmediğinin düşmanıdır.”
33) “Size en büyük alimin kim olduğunu haber vereyim mi? Allah’ın kullarına onun yasaklarını cazip göstermeyen,. Allah, Allah’ın verdiği mühlete aldanıp da onlara ilahi azaptan kurtulduklarını telkin etmeyen ve O’nun rahmetinden ümit kesilmesine sebep olmayan kimsedir.”
34) “Evlatlarınızın ve öğrencilerinizin eğitimi üzerinde iyi düşünün!.. Onların sizin yaşadığınızdan başka devirler için yaratıldıklarını biliniz ve bunu bir an olsun hatırdan çıkarmayınız .”
34) “Bilge insan çalışmasına, bilgisiz de boş hayallerine güvenir.s.3”
35) “Hak, körelmez bir kılıçtır.s.3”
36) “Zaman ve servet değişirler:Bugün senin lehinde ise yarın aleyhinde olacaklardır. Başarılarından dolayı gururlanma ve muvaffakiyetsizliklerde sabır göster.s.3”
37) “Ahmaklığın ne ilacı var, ne de bu derdin onulma çaresi.s.4”
38) “Tutumluluk geçinmenin yarısıdır.s.4”
39) “İyiler diri kalır; ölüler ülkesine göçseler bile.s.4”
40) “ Haksızlık ülkeleri çökkün eder.s.4”
41) “Günahları pişmanlık arıtır.s.5”
42) “Dostluk elde edilmiş akrabalıktır.s.5”
43) “Bağışlamak erkli, insanların süsüdür.s.6”
44) “Düşmanınız bir kişi de olsa çok demektir.s.6”
45) “Garip o insana derler ki hiç dostu yoktur.s.6”
46) “
Yazýlým Dili yırtıcı bir hayvana benzer;ipini biraz gevşetin ısırır.s.7”
47) “İki yüzlünün dili tatlı kalbi acıdır.s.7”
48) “Cahil ne kendi eksiğini görür ne de öğütlere kulak asar.s.7”
49) “Kötü adam hiç kimse için iyi şey düşünemez. Bunu nasıl yapabilir ki, bu duygudan kendisi bile yoksundur.s.8”
50) “Denenmemiş kimseye itimat etmek, akıllıca bir hareket değildir.s.8”
51) “Gerçek dostlar, çok vücutlu, tek kalpli varlıklardır.s.9”
52) “Söz ilaçtır; azı yaşatır, çoğu öldürür.s.9”
53) “Namus duygusu şehveti zayıflatır.s.9”
54) “Doğruluk şifa verici bir ilaçtır.s.9”
55) “Tattığın her tadın son bulacağını, her nimetin uçup gideceğini düşün.s.10”
56) “Kötü niyete dayanan konuşmaları yalanla. İster yalan, isterse de doğru olsun.s.10”
57) “Dostun için cömert davran, ama sır vermede ihtiyatlı ol.s.11”
58) “Dinle; öğrenirsin. Sus ;esen kalırsın.s.11”
59) “Akıllı düşmanına bile danış; bilgisiz dostun fikrini geç.s.11”
60) “Adil ol; kudretin sürekli olsun.s.12”
61) “Fikir çatışmalarından hakikat çıkar.s.12”
62) “Yüzünüze karşı yapılan şişirilme övgüleri dinlemekten kendinizi koruyun. Çünkü onlar, kalpleri kirletip ortalığa pis bir koku yayarlar.s.12”
63) “ Öfke ve kızgınlıktan koru kendini. Çünkü başlangıcı delilik, sonu pişmanlıktır.s.13”
64) “Dilini koru, çünkü o, hedefe isabette yanılan bir oktur.s.14”
65) “En ahmak insan kendini herkesten en akıllı olandırs.14”
66) “En faydalı bilgi, uygulanabilendir.s.15”
67) “En iyi insan, insanlara yar olan insandır.s.15”
68) “En güzel söz, kulağı tırmalamayan ve anlaşılması kafayı yormayan sözdür.s.15”
69) “Yaptığın iyilikleri ve sana anlatılanları gizle.s.16”
70) “Kültür ve zeka geliştikçe, şehvet zayıflar.s.16”
71) “Dünya sadece bir hayal ve uykudur. Sevinç orada acıya bal da zehire bulaşmıştır.s.16”
72) “Hayat bir yılana benzer, dokunuşu yumuşak, ısırışı öldürücüdür.s.17”
73) “Konuşmanın en kötüsü, uzun olanıdır.s.17”
74) “İyilikle, hür adamı köle yaparsın.s.17”
75) “Yalan, iki yüzlülerin süsüdür.s.18”
76) “En beter arkadaşlarınız, kıskançlardır.s.18”
77) “Acelenin meyvesi yanlışlıktır.s.19”
78) “İyi eğitim, kötü aslı gizler.s.19”
79) “Güzel bir siyaset, iktidarı sürekli kılar.s.20”
80) “Herşeyin en iyisi, en yeni olanıdır; ama dostların en iyisi, en eskisidir.s.20”
81) “Göz körlüğü, zeka körlüğünden yeğdir.s.21”
82) “En büyük yardım, en çabuk yapılan yardımdır.s.22”
83) “İnat atına binen, kendini felakete atar.s.23”
84) “Namus, güzelliğin sadakasıdır.s.23”
85) “Sırlarını ona buna açıyorsan, başına gelecek zillete razı ol.s.23”
86) “Güç ve iktidar sahibinin sadakası insaftır.s.23”
87) “İyilik bulmak isteyen, her şeyi iyiye yormalıdır.s.24”
88) “Büyüklüğün yükselmenden değil, yükseldiğin zamanki küçülmenden anlaşılır.s.25”
89) “Dünyanın en değerli hazinesi öğüttür. Ama nodan ucuzu da yoktur.s.26”
90) “Kalbi uykuda olan kimsede kulak faydasızdır.s.28”
91) “En iyi dost, seni şakşaklayıp, eksiklerini örtendir.s.28”
92) “Dostların en kötüsü, seni iyi arayıp dertli zamanında yüz üstü koyanıdır,s.28”
93) “Doğruya baskı yapan, yalana yol açar.s.29”
94) “Akraba düşmanlığı akrep sokmasından beterdir.s.29”
95) “Ahmak, her lafın başında yemin eder.s.29”
96) “İki yüzlünün dilinde tat, kalbinde fesat gizlidir.s.32”
97) “Azla yetinen kimse zengindir.s.32”
98) “Gevşeyen, tembelliğe adaydır.s.37”
99) “Kuldan yardım dilenmeyeni Allah zengin eder.s.33”
100) “Akıllı kimselerle dostluk eden itibar kazanır.s.38”
101) “Dostunun varlığını kıskanmak beceriksizliğin neticesidir.s.39”
102) “En büyük hainlik, emanete hıyanettir.s.39”
103) “Bir insana başkaları yanında verilen öğüt, öğüt değil hakarettir.s.41”
104) “Her soluk ölüme doğru adımdır.s.42”
105) “Beceremeyeceğin bir iş için söz verme.s.43”
106) “Bilmediğimiz şeylere düşman olmamalıyız. Zira ilmin en önemli bölümü bilemediklerimizin arasındadır.s.43”
107) “Düşene sevinme, zamanın sana ne sakladığını bilemezsin.s.44”
108) “Dostunun düşmanını kendine dost seçme.s.45”
109) “Şehvet bir kapıdan girer, akıl öbür kapıdan çıkar.s.45”
110) “Düzenli işleri anlaşmazlık bozar.s.46”
111) “Cehalet, insan vücudunu kemiren bir illettir.s.48”
112) “İnsanlar yaşarken uyur, ölürken uyanırlar.s.48”
113) “Dalkavukluk, Allah’a iman edenlerin işi değildir.s.49”
114) “Her mihnetin son günü gelecektir, sabırlı ol.s.50”
115) “İlim bir noktadır, cahiller onu çoğaltırlar.”
116) “Bir din ki, akla uygun değildir, o din din değildir.”
117) “Evlenirsen, bakire kız al.”
118) “Evladını gelecek zaman için hazırla.”
2.1. İNTERNETTEN SEÇMELER
2.1.1.Hz. Ali’nin Son Öğütleri
1) “Allah’a onun huzurunda veya huzuru dışında bağlılık ve haysiyetten ayrılmayın.”
2) “Ahirete yaklaşma ve dünyadan uzaklaşma duygusunu kaybetmeyin!”
3) “Dünya kayıplarında kedere düşmeyin ve daima hayır işlemeye bakın!”
4) “Zalime düşmanlık ve mazluma dostluk gösterin!”
5) “Öfke ve yumuşaklık halinizde daima hak kelimesi üzerinde durun.”
6) “Sevinçli ve gamlı zamanlarınızda iyi iş ve ölçülere bağlılık şuurunu kaybetmeyin;Ve şiddette, mülayemette sevinçte kederde Allah’tan razı olun!..”
2.1.2. Vecizeleri
1) “Her şey azaldıkça, ilim arttıkça kıymetlidir.”
2) “Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz kıymetinden neler kaybettiğini anlarsınız.”
3) “Allahü Teala’ya yemin ederim ki, beni yalnız mü’min sever ve bana yalnız münafık buğzeder.”
4) “Cahil bilmediğini sormaktan utanmasın. Alim içinden çıkamayacağı bir meselede en iyisini Allah bilir demekten sakınmasınlar.”
5) “Kalpler kalplere benzer. Hayırlı olanı hayırla dolu olanıdır.”
6) “Öğünmeye değer şeyler güçlü akıl, utanma, nefsinden sakınma ve eğitimdir.”
7) “Sözün gümüş olsa da ey nefs! Sükut altındır.”

“Seviyesiz insanların bana cahilce sözlerine karşılık vermekten tiksinti duyarım.”
9) “İnsanların vefat eden akrabaya da dostları için feryatlarla ağlamalarına şaşıyorum.”
10) “Oysa ölüm bize hep eşlik etmektedir, neden cahiller de feryatla karşılanır, ölüm neden böyle şaşkınlık yaratıyor.”
11) “İnsanın dilekleri kendisine yakındır. Her şeyden çok yakın olansa ölümdür.”
12) “Kişinin yapısını oluşturan öz iyi değilse o kişinin ağzından iyi sözler çıkmaz.”
13) “Öyle bir devir ki, hiçbir arkadaşın senden hoşnut değil, Ve öyle bir devir ki hiçbir dostun sana dürüst ve gerçek dost değil.”
14) “Ey karamsar; bilmelisin ki, bu devranın değişmeyen tek bir kanunu var o da değişmektir.”
15) “Mükemmel insan eksiklerini ve kusurlarını bilendir.”
16) “Çalışmak kadar dinlenmeni de görev bil, ihmal etme. Sağlığına eza etme, sağlığın bozulması kolaydır da onu elde etmek zordur.”
17) “Aşağılık insanlarla yakınlaşmaktan kaçın onlar ki, yapmacık sevgilerini gösterip içlerinde kötülüğü saklıdır. Onları hoşnut tuttuğun sürece sana sevgi duyarlar. Verimli olmaktan geri kalırsan sana zehirlerini akıtırlar.”
18) “Güzellik, giyinenlerin süslüğü ile oluşmaz, bilgi ve terbiye ile güzel olunur.”
19) “Biri sana sırtını çevirse üzülme, böylece dostunu düşmanını ayırt etmiş olursun.”
20) “Sakladığın bir sır senin esirindir. Açığa vurursan sen onun esiri olursun.”
21) “Düşünmeden konuşma, sonuna bakmadan iş yapma.”
22) “Hiçbir işte gereğinden fazla acele etme; dikkatli olanlar kendilerini zor duruma düşmekten korurlar.”
23) “Çok gülenin heybeti azalır.”
24) “Elden gitmeden değerini anlayamayacağımız iki şey vardır: sağlık ve gençlik.”
25) “Her şeyin zekatı vardır. Bedenin zekatı da oruçtur.”
26) “Dünyadakiler uykuda yol alan kervan ehline benzerler.”
27) “Eğrinin gölgesi de eğridir.”
28) “Kitapları değil , kitapların içindekileri kafanda topla.”
29) “Alim ölse de yaşar, cahil ise yaşarken ölür.”
30) “İnsanlarla öyle geçinki, öldüğünde düşmanların bile ağlasın.”
31) “Bir şey feda etmeden hiçbir şey kazanılmaz.”
32) “İlim servetten üstündür. Çünkü sen serveti korursun, ilim ise seni.”
33) “Bilerek yapılan az iş, bilmeyerek yapılan çok işten hayırlıdır.”
34) “Eğer ilim ümitle elde edilseydi, dünyadaki bütün insanlar alim olurdu.”
35) “Öfke korkunç bir ateştir. Onu bastıran ateşi söndürür, yapamayan yanıp gider.”
36) “Doğru her zaman yüce, yalancı her zaman aşağı ve cücedir.”
37) “Yoksula yardımı dilemeden yap. Sen onu el açmak zorunda bırakırsan verdiğin sadaka ile onun sadakadan daha değerli olan haysiyetini satın alırsın.”
38) “Adil ol, kudretin sürekli olsun.”
C- Hz. Ali’den Devlet Adamlarına Öğütler
Yukarıda Hz.Ali’nin halifeliğinden ve harflerinden bahsetmiştik. O tecrübeli bir devlet adamı idi. Hiçbir zaman hak ve adaletten ayrılmamış ve halkla iyi ilişkiler içinde olmuş bir şahsiyetti. Yaşadığı tecrübeleri dile getirmiş ve komutanlarına ve gelecek nesle güzel öğüt ve nasihatlarda bulunmuştu. Devlet adamlarına tavsiye ettiği bazı noktalara temas edelim şimdi. Bunları aktarırken Hz. Ali’den “Devlet Adamlarına Öğütler” adlı eserden alıntı yaptık. Ona göre uzun bir iktidarın anahtarı adalettir. Eğer iyi bir yönetici ve sevilen bir devlet adamı olmak istiyorsak, onun şu sözlerine uymalıyız:
1)“Halka sevgi ve merhamet besle.s.6”
3) “Alçakgönüllü ve ölçülü ol.s.7”
4) “Adaletten ayrılma.s.8”
5) “Toplumu esas al.s.9”
6) “İyi niyeti yaygınlanştır.s.11”
7) “Güzel adetleri devam ettir.s.12”

“Daima danışarak iş yap.s.12”
9) “Denetime önem ver.s.18”
10) “Vergi tarh ve tahsil işinin idaresine de büyük itina göster ve takip et.s.18”
11) “Zor durumdakilere yardım et.s.19”
12) “Kalkınmayı esas al.s.20”
13) “Memurların haline de iyice dikkat et. İşlerine en iyilerini getir, hususi ile tertibatını, sırlarını tevdi edeceğin yazılarını yazdıracağın adamları öyle seç ki soyu temiz ahlakı düzgün olsun.s.20”
14) “İhtikara mani ol.s.22”
15) “Hiçbir işi ihmal etmes.23”
16) “Allah’a karşı kulluk vazifelerini ihmal etme.s.25”
17) “Halktan uzak ve saklı kalma.s.26”
18) “Yakınlarına dikkat et.s.27”
19) “Anlaşmalara riayet ets.28”
20) “Kan dökmekten kaçın.s.29”
21) “Sakın kendini beğenme. Sakın nefsinin sana hoş gelen cihetlerine güvenme. Sakın yüzüne karşı övülmeyi isteme. Zira, iyilerin ne kadar iyiliği varsa hepsini mahvetmek için şeytanın elindeki fırsatların en sağlamı budur...”
“Hiddetine, gadabına (öfkene) eline ve diline hakim ol. Bunların hepsinden korunabilimek için de badirelerden geri durup şiddetini tehir et ki öfken geçsin de iradene sahip olabilesin.”
Hz.Ali’nin son sözü Kelime-i Şehadet (La ilaha ...) olmuş ve Hakk’a teslim olmuştur. Onun söylediği sözler çok ama kısa bir çalışma ile hepsini ele almak daha doğrusu hangisinin onun sözü olduğunu tesbit etmek oldukça zordur.
III. BÖLÜM
HZ. ALİ (RA) HAKKINDA RİVAYETLER-HURAFELER
Hz. Ali İslam alemine hizmet etmiş büyük sahabilerden idi. Peygamber efendimizin övgüsüne layık olmuş, onun amca oğlu ve damadıdır. Bununla beraber özellikle ölümünden sonra onu seven Müslümanlar ona ait olmayan, İslam’la çatışan akla mantığa uymayan bazı vasıflar ilave etmişlerdir. Özellikle bir takım Şia grupları Onu haddinden fazla yücelterek hakkında birçok hurafe uydurmuşlardır. Bu hurafeler bazı siyasi ihtilaf ve ayrılmalara neden olmuştur.
Biz bu bölümde Hz. Ali’nin mezarının nerede olduğu hakkında rivayet edilen bazı menkıbevi olayları ele alıp bu meyanda Hz. Ali’nin hayatı ve kahramanlıklarıyla ilgili Afganistan halkı arasında yaygın olan bir takım hurafeleri aktarmaya çalışacağız. Şunu unutmamalıyız ki; biz Hz. Ali’nin mezarının Mezar-ı Şerif’te olduğunu ispat etmek amacında değiliz. Sadece bu konudaki rivayetleri değerlendireceğiz. Hz. Ali’nin mezarı zaten bilinmiyor. Ama araştırılmalı mı? diye sorarsanız, bu soruya en güzel cevap ehilleri verebilir.
1- Hz. Ali’nin Mezarı Nerede? Mezar-ı Şerifte mi?
Kaynaklarda Hz. Ali’nin Necef şehrine defnedildiği belirtilir. Günümüzde, özellikle Afganistan’da halk arasında olayın hiç de böyle olmadığı kanısı hâkimdir. Hz. Ali’ye beslenen sevgi ve hürmetten olsa gerek, herkes ona sahip çıkmak istiyor. Hz. Ali’nin mezarının Afganistan’ın Mezar-ı Şerif kentinde olduğunu savunan halk, orda bulunan ve Hz. Ali’nin mezarı olduğu sanılan yapıta (türbeye) gidip dua ve isteklerde bulunurlar. Hz. Ali’nin mezarının orda olduğuna dair bazı rivayetler bulunmaktadır.
a- Hz. Ali (r.a) şehit edilince, Hz. Hüseyin veya Hz. Hasan’ın rüyasına Peygamber efendimiz (s.a.v) girmiş ve “Yarın cenazeyi almak için yüzü örtülü bir kişi devesiyle beraber gelecek ve cenazeyi götürecek, onun kim olduğunu sormayın ve itirazda bulunmayın. Yola çıkın onunla. Deve nerede oturursa, cenazeyi oraya defnedin.” buyurmuşlar. Ertesi gün cenazeyi almak için deveci geldiğinde Hz. Ali’nin evlatları yüzünü açması için ısrarcı olmuşlar, yüzü örtülü adam ne kadar direttiyse de onlar söz dinletememiştir. Sonunda yüzünü açmış, yüzünü açınca da Hz. Peygamber olduğu ortaya çıkmış ama gözden kaybolmuş. Deveyle yoka çıkmışlar, deve önce Necef’e doğru gidiyormuş fırtına çıkmış ve geri dönmüş. Ta ki bir çölde oturmuş. Hz. Ali’yi oraya defnetmişler. Orası Mezar-ı Şerif kentidir. Hz. Ali’nin mezarının orada olduğu anlaşılınca Şehrin adı Mezar-ı Şerif olmuştur. Eski adı Belh olan bu şehir Belh adında bir ilçeye sahiptir.
b- Başka bir rivayete göre Hz. Ali’nin cesedi Ebu Müslim Horasani tarafından Necef’ten Mezar-ı Şerif’e getirilmiştir. O dönemin kralının isteği üzerine bu işin gerçekleştiği rivayetler arasında yer almaktadır. Kralın rüyasında Hz. Ali Necef’te rahatsız olduğunu söyler ve oradan alınmasını ister. Kral da onu Mezar-ı Şerif’e getirtir.
c- Bir görüşe göre Hz. Ali (r.a) onu diğer sahabiler gibi yanına almadığı için Peygamber efendimize şikayetçiymiş Bu görüş “Hz. Ali’nin mezarı neden diğer sahabiler gibi Hz. Peygamber’in yanında değil? Hz. Peygamber Hz. Ali’yi çok seviyordu daneden onu yalnız bıraktı?” gibi sorulara cevap vermek için ortaya atılmıştır. Bu bağlamda Hz. Ali’ye Peygamber efendimiz (s.a.v) şöyle cevap vermiş: “Ey Ali! Ben seni bana ulaşamayanlar, sana gelsinler diye oraya bıraktım. Seni ziyaret eden beni ziyaret etmiş gibi olur.” demiş.
Hz. Ali’nin mezarının nerede olduğu tam olarak bilinmiyor. Aslında bu konuda bir araştırma yapılsa, bunun faydalı olacağını düşünüyorum. Yanlış ve batıl inançlarla vakit kaybeden halka Hz. Ali’nin mezarının orada olmadığını ya da olsa bile fayda sağlamayacağını anlatmak gerekir. Bunu başarabildiğimiz zaman hem Afganistan halkı aydınlanmış, hem de İslam’a en büyük hizmeti yapmış oluruz. Hz. Ali’nin ziyaretgâhının (Ravza-i Şerif) avlusunun giriş kapısına yazılı Cami’nin şu dörtlüğü durumu ifade etmek için yereli olacağı kanaatindeyim.
Türkçesi : Mürteza Ali Necef’te diyorlar
Gel gör ki, Behl’te ne şerefli bir makam var
Cami sen ne Aden de ne de iki dağ arasında
Güneş bir tanedir, ama onun nuru her taraftadır.
2- Nevruz ve Hz. Ali
Nevruz Afganistan’ın milli bayramı olup Hicri Şemsi takviminin ilk günüdür. 21 Mart’a denk gelen bu gün kırk gün kutlanır. Bu şenliğin (Miley-i gül-i surh) Türkçedeki karşılığı Lale Şenliğidir. Bayramın ilk gününde Afganistan’ın bazı şehir ve kasabalarında özellikle de Mezar-ı Şerif’te Hz. Ali’nin türbesinde kaldırılan tuğ (alem) hakkında değişik rivayetler mevcuttur. Tuğun kaldırılmasına Cende Bâlâ denir. Tuğ muhtemelen ceviz ağacından yapılmış uzunca bir direktir. Bir rivayete göre; önceden kullanılan ve Hz. Ali’nin asası veya güvercinlerini uçurtmak için kullandığı ve şimdikinden daha kısa bir tuğ varmış. Şimdiki tuğ ise Amu Derya’dan (Ceyhun Nehri) bir yüzücü sayesinde çıkarılmış ve uzun olduğu için üçe bölünmüştür. Bir tanesi günümüzde kullanılmaktadır.
Tuğ kaldırma törenine cumhurbaşkanı, şehrin valisi, ülkenin ileri gelenleri ve diğer şehirlerden gelen misafirler katılırlar. Çok ağır olduğu için kaldırması biraz zor olur. Halk arasında tuğun kolay kalkması yılın bereketli geçeceğine işarettir. Eğer zor kalkarsa yılın sıkıntılı geçeceği ve kaldırılışı sırasında hangi tarafa eğilirse, o ülkenin o taraftaki komşusunun da sıkıntılardan nasibini alacağı görüşü vardır. Bir keresinde Rusya tarafına eğildiğinde halk Rusya’nın çökeceğine inanmış ve Rusya dağılmıştı. Daha önce de Şah döneminde böyle bir olay olmuş, akabinde İran’da ihtilal olmuş ve bir takım sıkıntılar meydana gelmiştir.
3- Hz. Ali ve Cende Bâlâ
Nevruz Hicri Şemsi 1 Hamel (1 yıl başı); 21 mart günü kutlanır.Bu gün Aynı zamanda Hz. Ali’nin halife olduğu güne denk gelmektedir. Fakat Hicri Kameri yılının her yıl 10 gün eksilmesiyle arada fark meydana gelmiş ve bu açıdan değerlendirilmesi göz ardı edilmiştir.
Kaynaklara baktığımızda Nevruz’un Fars Kralı Cemşid’in döneminde ortaya çıktığı ileri sürülüyor. Ancak bunun doğruluğu tartışılabilir. Çünkü Cemşid’in tam olarak ne zaman yaşadığı bile belli değil. O belki de İranlıların efsanevi bir padişahıdır.
Eğer, olayı Cende Bala’nın kaldırılması açısından değerlendirecek olursak; o zaman doğru olma olasılığı yüksek görülebilir. Çünkü, bu hem halk tarafından hem de internette yayınlanan bazı kaynak ve makalelerden de anlaşılıyor ki, Hz. Ali’nin hilafeti 1 Hamel’e tevafuk etmiş ve o gün İslam sancağı olarak yeşil sancak kaldırılmıştır. İşte o Cende Bâlâdır.
Fakat buna da itiraz edenler var. İtiraz edenler Hz. Ali’nin hilafeti sırasında Afganistan’ın Müslüman olmadığı, Emevilerle İslam’a girdiği ve dolayısıyla böyle bir şeyin yanlış olduğu kanaatindedirler.
Bence Nevruz da Cende Bela da birer ananevi faaliyettir. Ne zaman ortaya çıktığını tesbit etmek mümkün değildir. Bu konudaki bilgilerin çoğu ağızdan ağza günümüze kadar gelmiş olması ve bu konuda değişik rivayetlerin bulunması asıl kaynağa ulaşmamızı zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla biz sadece bunları ortaya koymaya çalışıyoruz. Hangisinin doğru olduğunu isbat etmek amacında değiliz. Kaldı ki, bu konuda ittifak edilen fazla kaynak bulunmamaktadır. Elde ettiğimiz bilgiler yukarıda belirttiğim gibi tamamen halkın ürettiği ve internet sayfalarından alınmış alıntılardan ibarettir.
4- Beyaz Güvercinler
Ravza-i Şerif’te beslenen binlerce beyaz güvercin vardır. Beyaz güvercinler barışı temsil ederler. Onlara barış güvercini (Kabutar-i Sulh) denir. Onlara katılan diğer evcil ve renkli güvercinlerin de zamanla beyazlaştıkları söylenir. Bu da oranın kutsallığını simgeler. Bu güvercinler halk tarafından beslenir ve çok sevilirler.
5- Kilitleri Açarsan…
Ravza-i Şerif üç bölümden oluşur. Bahçesi, avlusu ve türbenin bulunduğu yapıttan meydana gelmektedir. Bahçeye yedi giriş kapısı vardır. Avluya bağlı camiden 6 giriş bulunmaktadır. 3 büyük kapısında ve avludan türbeye girişte bir tane kapı vardır. O kapılarda asılı ve ayetlerin yazılı olduğu kilitler vardır. Ziyarete gelen halk onu açmak için el sürüp ziyaret eder, öper ve açılması için onları çeker. Ama onlar açılmaz, eğer açılırsa, açan kişinin muradının gerçekleşeceğine inanılır. Ayrıca üstü korkuluklu ve halkın sadaka attığı bir kazan vardır. Türbenin girişinde bir köşede yer alır. Ziyaretçiler emekleyerek onun altından geçerler. Güya onun altından geçmek de insanı zengin ediyormuş. Ben çok geçtim ama öyle bir şey olmadı. Zenginlik Allah’ın bir lütfu olabilir mi. Ama çalışmadan zengin olunmaz.
6- Türbenin Altına Giden Yol
Eklerde resmini verdiğimiz Hz. Ali’nin türbesinin gerçekte o yapıtın altında bulunan bodrumda yer aldığı söylenir. Ravza-i Şerif’in bahçesinin batı tarafında türbeye giden bir yol vardır. Oraya kimse inemiyor. Oksijensiz olduğu için ateş bile yanmıyor. Günümüzde bu bir sır olarak tutulmakta ve hiç kimseye bu konuda araştırma yapmasına izin verilmemektedir. Sadece konuşulan bir şey var: O da halkın Hz. Ali’nin zülfikarıyla beraber orada olduğu ve halâ kılıcından kan aktığı görüşü. Bu konuda bazıları çok aşırıya giderek Hz. Ali’nin kesinlikle diri olduğunu yer yüzündeki kafirleri öldürmek için Allah’tan emir beklediğini savunurlar. Yaşlı amcaların anlattığına göre Şah döneminde biri oraya inmiş ve kefene sarılı bir cesed görmüş kefene dokunmak istemiş ancak kefen çok eski olduğu için kül gibi dökülüvermiş. Adam dışarı çıkmış ve gördüklerini anlatınca halk artık kesin olarak Hz. Ali’nin mezarının orada olduğu kanısına varmıştır.
7- Çeşme-i Şifa ve Hz. Ali (r.a)
Mezar-ı Şerif’in güney batısında 40-45 km. mesafede Çeşme-i Şifa adında bir su kaynağı vardır. Rahmetli babaannem, halamlarla birkaç kez gitmişler. Suyunun sıcak olduğunu söylüyorlar. Büyük ihtimalle bir çok derde ilaç olacak minerallere sahip bir kaynaktır. Ama ne hikmetse onu da Hz. Ali’nin adından istifade ile değerini azaltmayı başarmışlar. Güya eskiden çok şifalıymış hatta yaraları bile anında kapatıyormuş. Hz. Ali kafirleri katletme karar almış ve Horasan’a kadar kafirleri kılıçtan geçirmiş, Belh’e gelince kafirlerin sayısı hiç azalmıyormuş Ali’nin yaraladığı kişi birkaç dakika sonra tekrar iyileşiyor ve Hz. Ali’yle yeniden çarpışıyormuş. Hz. Ali bu duruma şaşırmış ve olayın sebebini öğrenmiş. Adamlar adından bahsettiğimiz suya girip iyileşiyorlarmış. Bu duruma sinirlenen Hz. Ali “Ey Çeşme-i nâ şifa” diye bağırmış ondan sonra o çeşme bir daha şifa vermemiş.
8- Bugün Kafir Diye Birşey Kalmayacakmış
Hz. Ali (r.a) kafirlerin hepsini kılıçtan geçirmiş. Bir kadın hariç küffardan kimse kalmamış . Hz. Ali o kadını da bulup öldüreceğini söylemiş. Yemen’de bulunan komutanları “Boş ver ya Ali, bir kadın hiç bir şey yapamaz.” demişler. Sağ kurtulan kadın bir maymunla ilişkiye girmiş. Ondan sonra kafirlerin nüfusu artmış. Onlardan Rus meydana gelmiş. Kafir denince Afganistan halkının aklına ilk önce Ruslar gelir. Rusların göz yeşil olduğu için onların maymuna benzetilirler.
9- Şadyan Dağı Yeşillenmiyor?
Şadyan dağı Mezar-ı Şerif’in güneyinde bulunan Afganistan’ın en yüksek dağlarından biridir. Kayalık bir dağ olduğu için yeşillenmiyor. Güya Hz. Ali’nin düldülü (atı) sürekli orada otlarmış. Islık çalınca da anında gelirmiş. Bir keresinde zamanında gelmemiş ve Hz. Ali de bu duruma sinirlenerek “Allah’ım bu dağ bir daha yeşillenmesin.” diye duada bulunmuş. Bu sebepten orası yeşillenmiyormuş. Ne kadar saçma bir şey. Bence bu tür fikirleri Afganistan’ın gelişmesini istemeyen bazı misyonerler ortaya atıyor. Oraya gelerek Eğitim görmeyen ve böyle şeylere aşırı ilgi duyan halkı uyutmak istiyorlar. Özellikle İngilizlerin Afganistan işgal sırasında buna benzer bir çok hurafelerle uyutulan halkın artık uyunması gerekiyor. Bu kadar yer altı zenginliğine sahip bir ülkenin bu tür şeylere vakit kaybetmemesi lazım. Şadyan dağına gelince kayalık demiştik. Fakat birkaç kilometre ilerisinde belki de dünyanın birinci kalite çam fıstığı var. Savaştan dolayı ağaçtan dökülen fıstık oralarda zayi olup gidiyor. Bana kalırsa, kayalık ta yeşillik aramak yerine kayalıkların ötesindeki nimetleri görmemiz gerekiyor. Onları görürsek, kayalıkların üstünde yeşilliği değil, altında bulunan hazineleri de dışarı çıkarmamız zor almayacaktır.
10- Zerdüşîiler Tapınağı ( Ateşkede-i Zerdüşt)
Eskiden zerdüşt dinine ait Mezar-ı Şerif’in batısında bir tapınak bulunmaktadır. Bir rivayete göre; o tapınak Zerdüştiler ateş yakıp ibadet ederlermiş. Allah’ın hikmeti o ateş bin yıl kadar yanmış ve o yöredeki insanların rengi ateşin etkisiyle sararmış ve bir takım hastalıkların yayılmasına sebep olmuş. Hz. Ali oraları fethedince keramet göstererek ateşi söndürmüş. Bu tapınak hala ayakta ve dinler hakkında bilgi toplamak isteyenler için önemli bir kaynak olabilir mahiyettedir. Can güvenliği garantiye alınırsa, Afganistan’a gidecek turistler itin de önemli yerlerden biri olur diye düşünüyorum.
11- Kedi’yi Yukarıdan Attığın Zaman…
Kedi Allah’ın verdiği harika bir reflekse sahip bir hayvandır. Refleksi sayesinde istediği yerden kendisini atar ve dört ayak üzerine düşer.
Afganistan’da hak kedinin bu durumunu şöyle değerlendirirler. Bazılarına göre Hz. Ali kediyi çok severmiş her gördüğünde onu okşarmış. Afganistan’da da herkes kediyi okşar. Hz. Ali kediyi seviyordu diye, Allah kedinin sırtının yere gelmesini istememiş ve ne kadar yukarıdan atarsan at kedi dört ayak yere düşüyormuş.
12- Hz. Ali’den başka bir keramet
Baba Ruşen Adında bir tüccar zarar eder ve aldığı borçları ödeyemeyince alacaklı onu zorlamaya başlar. Ona ya kızını vermesini ya kendisine köle olmasını ya da parasını hemen vermesini ister. Çaresiz kalan Baba Ruşen çok halim selim bir Müslüman’dır. Medine yolunu tutar ve Peygamber’in (s.a.v) yanına gelerek durumu anlatır. Hz. Peygamber (s.a.v)’in yayında birçok sahabi bulunmaktadır. Resulullah (s.a.v) bu durum karşısında biraz sükut eder. Hz. Ali de sahabiler arasında bulunmaktadır. Ayağa kalkarak Baba Ruşen’e “Ben senin paranı bulacağım.” der ve dışarı çağırır onu. Dışarı çıkınca Baba Ruşen’e “Benim omzuma bin ve üç kere İhlas’ı oku, gözünü kapat, İhlas’ı bitirdiğinde gözünü aç kendini farklı bir şehirde bulacaksın. Orada köle alınıp satılıyor. Bir kölenin değeri bir Tenge*dir. Sen beni 40 Tenge’ye sat ve 40 kişinin işini yapabileceğimi söyle ve ondan aşağı inme. Beni sattığın zaman aynı şekilde İhlas’ı oku kendini evinde bulursun” diye tenbih eder. Baba Ruşen gözünü kapatır ve İhlas’ı okur. Gözünü açtığında kalabalık bir şehirde görür kendini. O şehir Belh Şehridir. Hz. Ali’yi bağlayarak çarşıya götürür ve ona 40 Tenge fiyat koyar. Kimse onu alamaz. Haber Belh’te bulunan Barbar kalesinin kralına ulaşır. Barbar vezirini gönderir ve Hz. Ali’yi satın aldırır. Baba Ruşen’in artık görevi bitirmiştir aynı şekilde geri döner. Barbar Hz. Ali’ye “Seni 40 tengeye aldım. Ama pişman değilim. Çünkü, senin vereceğim görevin üstesinden geleceğine inanıyorum.” der. Hz. Ali’ye ayrıca işlerini yaptığı takdirde onu serbest bırakacağını söyler. O’na 3 görev verir.
1- Her ay şehre bir ejderha gelir ve kendisine süslenmiş bir kız verilir ve o kızı yer ve geri döner. Herkes artık bu durumdan bıkmıştır . Nerdeyse şehirde hiç kız kalmayacaktır. Hz. Ali bu ejderhayı öldürecektir. Hz. Ali görevi yerine getirmek için saraydan ayrılır ve Şadyan dağının yamaçlarında ejderhanın çıkacağı günü beklemeye başlar. Nihayet ejderha bir mağaradan çıkarak harekete geçer. Hz. Ali Zülfikarıyla onun karşısında durur ve onunla dövüşür. Ejderha Züfikara yenik düşer ve Hz. Ali onu dörde ayırarak Belh Şehrinin 4 giriş kapısına asar ve saray dönerek görevin tamamlandığını müjdeler. Barbar çok sevinir ve şehirde şenlik ilan eder.
Hz. Ali 2. görevini sorar. 2. görevi şudur: Band-ı Emir diye bilinen bir baraj vardır. Resmi eklerde verilmiştir. Bu barajın şöyle oluşmuştuğuna inanılır. Eskiden çok sel gelirmiş, ekinleri ve şehirleri basıp yok ediyormuş. İşte Hz. Ali bu seli engelleyecek ve yıllardır o işle görevlendirilip de o güne kadar başarılı olamayan 40 kişinin yapamadığı işi yapacaktı. Hz. Ali oraya gider ve çalışanlara ordan gitmelerini söyler. Çalışanlar Hz. Ali ile alay ederler. Sonra da kalkıp giderler. Ancak 3 kişi kayalıkların arkasına gizlenir. Hz. Ali Zülfikar’la büyük kayalıkları dilimler ve eliyle alıp suyun önünü keser. Ev büyüklüğündeki taşları parçalayan Ali bu işi de başarıyla tamamlar. Kayalıkların arkasına gizlenen 3 kişi durumu görüp hayran kalırlar. Biri “Bu adam Allah’ın oğlu.” der. Diğeri “Hayır bu peygamberdir.” der. 3 kişi de “Bu adamın kim olduğunu kendisine soralım.” der. Üçü de, Hz. Ali’nin yanına gelerek ayaklarına kapanırlar. Hz. Ali onları İslam’a davet eder ve onlara Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şahadet’i öğretir. Hz. Ali’ye Allah diyen önce ezberler ve sonra unutur. Ve öyle devam eder ve onun Allah’ın oğlu olduğuna inanır. Ancak Müslüman olduğunu iddia eder. Bundan İsmaili (Gulat-ı Şia) meydana gelir. Hz.Ali’ye peygamber diyenden Şia meydana ge