|
gürün
|
 |
« : Aralık 17, 2006, 12:57:36 ÖS » |
|
Seçkin Gültan Nilkent Sitesi C/3 Birlik Mah. Çankaya Ankara
Bilgi ve iletişim çağında bilgi toplumuna dönüşüm bakımından AB üzerine bir değerlendirme
AB Komisyonu tarafından benimsenen tanıma göre, “Bilgi Toplumu”, ekonomik ve sosyal yaşamda bilginin kilit unsur olduğu bir toplumu ifade etmektedir . Reform ve Rönesans’ın beşiği Avrupa, endüstri devriminin de gerçekleştiği coğrafi alandır. Öte yandan aynı Avrupa, 20. yy’ın son çeyreğinden bu yana giderek hızlanan biçimde bilgiye dayalı ekonomiye geçiş ve bağlantılı toplumsal değişim sürecinde bu öncü rolünü devam ettirememiştir. Ekonomik yapı içindeki payını giderek daha büyük bir hızla hizmet sektörüne kaptıran endüstri sektörü, gelinen çağda özellikle istihdam yaratma potansiyeli açısından yetersiz kalmıştır. İrlanda hariç, büyümesi giderek yavaşlamış olan Avrupa, ileri teknolojiye dayalı küresel rekabet koşullarında, bu kez İskandinav ülkeleri hariç olmak üzere, yapısal dönüşümde, başta ABD olmak üzere rakiplerinden geride kalmıştır. Bilgi ve iletişim teknolojilerinde sağlanan ilerlemeler neticesinde bilginin olağanüstü hızlı bir biçimde tüm dünyada dolaşımı, paylaşımı ve yeniden üretimi, diğer bir deyişle “bilgiye dayalı devrim” olarak nitelenebilecek gelişmeler karşısında, AB’nin mevcut “bilgi ve iletişim” politikalarının özellikle ekonomik ve toplumsal açılardan yetersiz kalacağı anlaşılmış; rekabet, araştırma ve geliştirme, teknoloji, fikri haklar, mahremiyet, güvenlik, medya, eğitim, kamu hizmetleri, sağlık, istihdam vb.. unsurların da dikkate alınacağı çok boyutlu “bilgi toplumu” politikalarının geliştirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bilgi toplumu olma sürecinde AB’nde başlatılan kayda değer ilk girişimler, bundan 10 yıl öncesine gitmektedir. Avrupa Birliği, 1994’te yayınlanan “Büyüme Rekabet Edebilirlik ve İstihdam” isimli beyaz kitap, “Avrupa ve Küresel Bilgi Toplumu” konulu meşhur Bangemann raporu, “bilgi toplumunda yaşamak ve çalışmak”a ilişkin yeşil kitap ve çeşitli eylem planlarına uygun olarak yapılanmasını halen sürdürmektedir. “2010 yılı itibariyle dünyanın en rekabetçi ve dinamik bilgiye dayalı ekonomisi” haline gelmek olarak saptanan ve benimsenen stratejik hedef ile bağlantılı olarak, büyüme, verimlilik, istihdam ve sosyal uyuşmaya odaklı düzenlenen ve 2002 e-Avrupa Eylem Planı’nın devamı niteliğindeki “e-Avrupa 2005: Herk Mart 2000’de Lizbon’da Konsey tarafından, es için bir Bilgi Toplumu” isimli Komisyon çalışmasında, 2005 yılı itibariyle Avrupa’nın: 1. Hizmetler, uygulamalar ve içerikle ilgili olarak, e-devlet, e-öğrenim ve e-sağlık hizmetleri öncelikli olmak üzere, “Çevrim-içi modern kamu hizmetleri”, “Dinamik bir e-iş ortamı”, 2. Önceki şıkta belirtilenlerin gerçekleşmesine olanak sağlayacak altyapı ve güvenlik alanlarıyla ilgili olarak, “Rekabetçi fiyatlardaki yaygın genişbant erişimi”, “Güvenli ve yaygın bir bilgi altyapısı”na sahip olması gerektiği belirtilmiştir. 21. yüzyılın ilk on yılı sonu için öngörülen iddialı hedeflerinden de anlaşılacağı üzere, AB için bilgi çağını yakalamanın, bilgi toplumuna dönüşümün anahtarı, ekonomik başarıdan ve küresel rekabet koşullarında etkinliğini sürdürebilmekten geçmektedir. 20-29 yaş aralığındaki nüfusun her 1000 kişisinden 8’inin bilim ve teknoloji alanında yüksek okul mezunu olduğu AB’nde bilgi toplumuna dönüşüm sürecinde büyüme, rekabet edebilirlik ve istihdam politikaları hedeflerine, sadece büyük firmalar sayesinde erişilmesinin mümkün olmayacağı anlaşılmış durumdadır. İşte bu nedenle, 21. yüzyılda ekonomik büyüme ve gelişmenin yeni motoru olarak, çokuluslu firmaların yanısıra, % 75’i hizmet sektöründe faaliyet gösteren KOBİ’lere odaklanılmıştır. Bunlar arasında 10 ve daha az çalışanı ile “mikro firma” olarak nitelenen işyerlerinin AB’ndeki toplam işyerlerine oranı % 93 iken, yarattıkları istihdam, toplamın % 42’si ve iş hacmi de % 33’ü civarındadır. Buna karşılık Avrupa’da 500’den fazla çalışanı ile faaliyet gösteren 30,000 büyük firmanın istihdam ve iş hacmindeki hissesi de % 33 tür . Bilgi toplumuna dönüşüme ilişkin politikaların başarı ile yaşama geçirilmesi için yaşam boyu öğrenim, tele-çalışma vb.. uygulamalarının yanısıra, esneklik, kurumsal değişim, yerel-merkez işbirliği, akademik kurumlar-kamu-özel sektör ortaklığı sağlanması gibi stratejiler önem taşırken, asıl başarı, yerel ve bölgesel altyapı ve olanaklarının geliştirilerek aşağıdan yukarıya bir yaklaşımın geliştirilebilmesine bağlıdır. AB’nde Bilgi Toplumu olma sürecini hızlandırma amacına yönelik olarak sürekli gözden geçirilen hedefler, öncelikler ve önlemler, teknolojik açıdan ele alınacak olursa, bu anlamda en önemli girişim olan 6. Çerçeve Program IST projesi özelinde, “çekirdek teknolojilerin geliştirilmesi” ve aşağıda belirtilen üç temel teknolojik yapı taşı bakımdan ilerleme sağlanması gerekmektedir; 1. Mikro-elektronik ve mikro-sistem unsurlarının güç kullanımı ve maliyetlerinin aşağı çekilmesi ve esnek organik malzemeler gibi insan vücudu dahil her yere yerleştirilip, her şekli alabilen malzemelerin bulunması; 2. Yeni jenerasyon Interneti sağlamak üzere, mobil, kablosuz, optik ve genişbant iletişim altyapılarının geliştirilmesi ve yeni uygulama ve hizmetlerin sunumuna olanak veren güvenilir ve kapsamlı bilgi teknolojilerinin geliştirilmesi, 3. Konuşma, görüntü ve dokunma gibi yollarla tanınma sağlayan kullanıcı dostu arabirim (interface) teknolojilerinin geliştirilmesi ve bilgiye daha kolay ve etkin erişim sağlayacak yeni jenerasyon web teknolojilerine hazırlık yapılması . Teknolojik gelişmelerin giderek hızlandığı ve buluşların derinleştiği çağımızda bilgi toplumunun sınırlarının genişletilmesinin üzerinde önemle durulmaktadır. Kimilerinin “her an her yerde hesaplama” (ubiquituous computing) çağı olarak nitelediği günümüz teknolojisi giderek karmaşıklaşmış olmakla birlikte, bu teknolojileri yönlendiren ve geliştirenlerin temel hedefi, kullanıcının ondan en kolay biçimde faydalanabilmesini sağlamak haline gelmiştir. Bu amaçla ortaya atılan “Ortam Anlayışı Zekası” ? (Ambient Intelligence-AmI) vizyonunun temelinde yatan üç kilit teknoloji; “her an her yerde hesaplama” (ubiquituous computing), “her an her yerde iletişim” (ubiquitous communication) ve “akıllı kullanıcı arayüzleri” (Intelligent User Interfaces) teknolojileridir . Teknolojik açıdan bir durum değerlendirmesi yapılacak olursa; ABD, Japonya ve Güney Doğu Asya ülkeleri karşısında genel olarak donanım sektörü, yarı iletkenler ve mikro-chip (kırıntı yonga) gibi endüstrilerde göreceli olarak zayıf konumdaki AB’nin, diğer taraftan, devre tasarımı, yazılım mühendisliği, yapay zeka (artificial intelligence), bilgi yönetimi (knowledge management) ve sistem entegrasyonu gibi çok önemli alanlarda araştırma gücü ve teknolojik gelişme düzeyi yüksektir. Neticede AB’nin araştırma ve teknoloji geliştirme politikasının hedefinin, her türlü araştırma kapasitesi ve olanaklarının birleştirildiği, yaratıcılık ve teknolojik buluşçuluğun desteklenip, gelişme zemininin sağlandığı bir ortamda, bilgi toplumu fertlerinin ihtiyaç ve beklentilerini, yine onların koşullarını gözeterek karşılayacak teknolojilerin geliştirilmesi olduğu söylenebilir. Dünya piyasalarında rekabet edebilirlik açısından da son derece önemli bir faktör olan ileri teknoloji ve onun yeni ve becerikli ürünleri, tüm ekonomik sektörleri derinden etkilemektedir ve geleneksel sektörler olarak niteleyebileceğimiz alanlarda sadece üretim teknolojileri bakımından değil, nihai ürünün özellikleri (akıllı ürünler) açısından da yeni yatırımlar yapılması, işgücünün eğitilmesi vb.. gereklidir. Önümüzdeki yıllarda AB’nin BİT Öncelikli Alanları iki temel grupta toplanacak olursa bunlar; 1. Her yerde bilgi işlem hedefiyle bağlantılı olarak bilgisayar tabanlı cihazların günlük yaşamın her boyutunda uygulama alanı bulması, 2. Bilgi yönetimi araçları başlığı altında, programlama, veri işleme ve yapay zeka konularını kapsayan yazılım teknolojilerinin geliştirilmesi AB’nde Komisyon’un bilgi toplumu ile ilgili politikası ve stratejik dokümanları, başlangıçta ekonomik ve teknolojik dönüşüme ağırlık vermişse de, sürecin sosyal ve kültürel boyutu, Avrupa Parlamentosu, Bölgeler Komitesi ile Ekonomik ve Sosyal Komitenin de etkisiyle, giderek önem kazanmıştır. Hali hazırda da, AB’nin karşı karşıya olduğu en önemli sorunun, bilgi çağını yakalama olanakları ve bilgi toplumu faydalarının Avrupa çapında tüm ülke ve kesimleri kapsayacak şekilde sunulması ve dengeli sosyo-ekonomik gelişmenin sağlanması olduğu söylenebilir. Bunu sağlamak için yeni teknoloji ve uygulamaların yaygınlaştırılmasını düzenleyen yasal çerçeve üzerinde sürekli olarak çalışılmakta ve geliştirilmekteyse de, Internet hızıyla gelişen teknoloji, uygulamalar ve hizmetlere ayak uydurmakta sıkıntılar vardır. Bilgi Toplumu’ndan sorumlu Komisyoner Erkki LIIKANEN’in 11 Eylül 2000’de Monaco’da Avrupa Bilgi Teknolojileri Forumu’nda yaptığı konuşmada önemli olduğunu belirttiği sorunlar; beceri boşluğu, dijital uçurum, anti-Internet düşüncesi (sentiment) ve şebeke güvenliği eksikliği olmuştur. İki milyon kişinin üzerindeki çalışanı ile BİT sektörü, AB ekonomisinin ikinci en önemli sektörü haline gelmişken , diğer taraftan, ekonominin diğer tüm sektörlerinde, bilgisayar becerilerine sahip çalışanların bir milyon kişi civarında açık verdiği tahmin edilen Avrupa’da öğrenim ve yaşam boyu öğrenim olanakları için önemli çapta ve sürekli biçimde yatırım yapılması ve özellikle ileri teknoloji yetenek ve becerilerine sahip yetişmiş iş gücünü denizaşırı ülkelerden Silikon vadisine çekebilen ABD karşısında cazip koşulların sağlandığı bir ortam yaratılması gereklidir. Anılan becerilere sahip işgücüne olan talebin 2003 yılında 13 milyona erişeceği ve 1.7 milyon civarında pozisyonun doldurulamayacağı belirtilmektedir . AB’de benimsenmesi, geliştirilmesi ve yerleştirilmesi için ciddi çabaların gösterildiği “yaşam boyu öğrenim” anlayışı, istihdama ilişkin sorunların üstesinden gelinmesi için izlenen en önemli ve belki de en uzun soluklu bir politikadır. Bir diğer tehlike olan dijital uçurumla ilgili Internet kullanımındaki sosyal ve bölgesel farklılıklar, bir sosyal adalet sorunu olmanın ötesinde ekonomik boyutu ile de önemlidir. Bu sorunun temelinde yatan gelir seviyesi ve eğitim düzeyi, açıklayıcı nitelikte değişkenler olmakla beraber bu yöndeki kamu politikalarında dikkate alınması gereken, okuldan eve Interneti taşıyan çocukların varlığı gibi diğer değişkenler de mevcuttur. Mümkün olan en erken çağda, okullarda bilgisayar ve Internet kullanımının yaygınlaştırılmasına özel önem verilmekte ve çaba gösterilmektedir. Hali hazırda yürürlükte olan E-Avrupa inisiyatifinin temel hedefleri de, insana ve yeteneklere yapılacak yatırımla, daha hızlı, daha ucuz ve daha güvenli Internet olanaklarının yaşamın her alanında kullanılmasının özendirilmesine dönüktür. Diğer taraftan anti-Internet düşüncesi olarak ifade edilebilecek ve henüz kendini tam anlamıyla göstermemiş olan soruna ilişkin tedbirlerin bugünden alınması önem taşımaktadır. Bu manada Internet nedeniyle insanların aklına gelen ilk nokta, “mahremiyet”in kaybolması özellikle hassas bir konudur ve insanların istedikleri anda çevrim içi hale gelme hakları kadar önemli bir diğer hakları, çevrim dışı kalabilmelerinin sağlanması olmalıdır. Gelinen çağda mahremiyetin korunması hem endüstrinin hem de hükümetlerin görev üstlenmesi gereken bir olgudur. Anti-Internet düşüncesine yol açan listenin, adalet, kamu güvenliği, eşitsizlik, diller ve kültürel değerler gibi eklemeler yapılarak uzatılması mümkündür. 1996 yılından bu yana Internet’te yasadışı, zararlı ve ırkçı yayınlara karşı mücadele veren Komisyon’un “Daha Güvenli bir Internet için Eylem Planı", acil eylem hatlarından oluşan bir şebeke oluşturulması, içeriğin süzgeçten geçirilmesi, reyting sistemlerinin geliştirilmesi ve bu konudaki bilincin Avrupa’da geliştirilmesi gibi hedefler gözetmektedir . Dördüncü tehlike olarak nitelenebilecek şebekelerdeki güvenlik eksikliği meselesi, özellikle hükümetler ve e-iş çevrelerinin karşı karşıya olduğu bir sorundur ve elektronik ticaretin geleceğini tehdit etmektedir. Endüstrinin, üst düzeyde güvenliği olan Internet ortamı yaratılması için hem donanım hem de yazılım bazlı teknolojik koruma sistemlerini geliştirmesi ve sürekli güncellemesi, hükümetlerin ise güvenliğin korunmasına yönelik hukuki çerçeveyi oluşturup, Internetin bir “özgürlük ortamı” olmasını engellemeyecek şekilde uygulaması gerekmektedir. Giderek hem çeşitlenen hem de artış gösteren tehlikelere karşı bir siber güvenlik gücü oluşturulması gündemdedir. Koruma sistemlerinin kullanılmasına dair karşılaştırmalı ölçümler, SSL (Secure Socket Layer)* kullanan sunucuların (servers) sayısının yeterli olmadığını göstermektedir. Benimsenen “çerçeve dijital imza direktifi”, “daha güvenli Internet Protokolü” ve “akıllı kartların kullanımı” inisiyatiflerine ek olarak, Komisyon ve üye devletlerin bütüncül bir yaklaşımla kamuoyunun bilgilendirilmesi, teknik destek, düzenleme ve uluslararası işbirliği tedbirlerini almaları gereklidir . Bilgi toplumuna dönüşümde önemli göstergelerden biri olarak kabul edilen “Internet Kullanıcılarının Sayısı”nda yaşanan artış gerçekten çarpıcı olup, 1995 yılında tüm dünyada sayıları 16 milyon civarındaki bu kişilerin*, 2005 itibariyle 1 milyara ulaşması beklenmektedir . Internet bağlantıları ile ilgili bir diğer enteresan gelişme, mobil iletişim cihazları dahil kablosuz erişim oranlarının, 2005 yılından itibaren kişisel bilgisayarlar üzerinden erişim oranlarının üzerine çıkmasının beklenmesidir. Bağlantılı olarak, AB’nin dünya çapında lider konumda olduğu mobil iletişim alanı, bugün Birlik için uyumlulaşma hedefine yönelik en önemli araçlardan biridir. Internet kullanımı oranlarıyla kıyaslandığında güney ve kuzey arasındaki uçurum, mobil iletişim açısından geçerli değildir. Bilgi toplumunun fiziksel ve teknolojik altyapı unsurlarının başında gelen telekomünikasyon sektörü ile ilgili olarak duruma bakıldığında, liberalizasyon yönünde önemli gelişmenin kaydedildiği AB’de artan rekabet sonucunda önemli ölçüde düşüş gösteren ücretlere rağmen, Internet kullanımı, hala pahalı sayılabilecek seviyededir. Gelinen noktada, AB’nde, telekomünikasyon sektöründe genişbant erişimine geçişi sağlayan mevcut ADSL* ve Kablo Modem teknolojileri ile, yeni teknolojiler olarak nitelenen, her yerde işler 3G mobil, esneklik sağlayan sabit kablosuz, kapsam genişliği bakımından uydu, bant genişliği yüzünden fiber optik ve güçhattı (powerline) teknolojilerinin hep birlikte işleyecekleri bir yapının, bölgesel ihtiyaçlar ve coğrafi/fiziksel olanaklar çerçevesinde, birbirlerini tamamlayıcı olarak kurulması planlanmaktadır. Bu teknolojilerin, ikame edilebilir olması, nüfusun çok olduğu bölgelerde rekabeti tetiklemesi, birbirlerini tamamlayıcı olması ise, nüfusun az olduğu bölgelerin de kapsam altına alınmasını sağlaması nedeniyle, geniş kitlelerin erişiminin sağlanması bakımından önem taşımaktadır. Yerel telefon şebekelerinin ortak kullanıma açılması konusunda yürürlüğe konan Tüzük ve diğer yasal düzenlemeler neticesinde, çoğu AB ülkesinde yeni firmalara lisans verilmiş ve yıllardır yerleşik firmaların kontrolü altında tutulan yerel şebeke ya da yerel santral ile son kullanıcı arasındaki uç nokta, rekabete açılmış olsa da, yerleşik operatörler, sabit hatlarda hala en önde gelen tedarikçiler konumundadır. Hizmetler, pazara yeni giriş yapan operatörler tarafından sağlansa da, trafik temelde hala yerleşik firmaların altyapısı üzerinden yürütüldüğünden bu firmalar pazarın çok büyük bölümünü ellerinde tutmaktadırlar. Sonuç olarak, telekomünikasyon trafiği, özellikle Internet kullanımı ve diğer genişbant gerektiren uygulamalar nedeniyle, önemli düzeyde artmıştır. Artan trafikle birlikte AB’de ortaya çıkan bir diğer sorun hız sorunu olmuştur. www (world wide web) kısaltmasının, gün geçtikçe “world wide wait” açılımına daha uygun olduğu ifade edilmektedir. Hız bakımından, genişbant Internet erişiminin sağlanması, bugün hemen her zeminde öngörülen tedbirlerin başında gelmektedir. Dijital abone hat teknolojisi (Digital Subscriber Line (DSL)Technology) ve kablolu modem gibi erişim imkanlarını kullanan genişbant ağları ve teknolojisinin Avrupa çapında yaygınlığı istenen düzeyde değildir. Halen gelişme safhasındaki bu teknolojiye ilişkin altyapı yatırımlarının özellikle AB’deki büyük ülkelerde ertelenmesi ve AB çapında yaygınlaştırılmasındaki gecikmeye, dünya ekonomisindeki durgunluğun neden olduğu ileri sürülmektedir. Teknolojik bir hizmetin başarıya ulaşması için en önemli kriter olan “kritik kitleye ulaşılması” ile ilgili olarak bu piyasaya dair yapılan tahminlere göz atacak olursak; yerel telefon şebekelerinin ortak kullanıma açılması konusunda yürürlüğe konan Tüzüğün etkisiyle, DSL erişiminin, 2003 sonunda Avrupa’da 18 milyon’a (evlerin % 21’i) ulaşması beklenen genişbant abone pazarı içindeki payını önemli ölçüde arttırarak, 2001 yılında geçerli olan % 51’den %70’e çıkaracağı tahmin edilmektedir . İletişim hızı bakımından AB’nde sağlanan en önemli başarı, aday ülkeler dahil, kapsamındaki 32 ülke ve 10 gigabit/saniyelik hızı ile dünyanın en geniş ve hızlı araştırma şebekesi GEANT’in (Gigabit European Academic Network) oluşturularak, Avrupa Araştırma Alanı’nın kurulması açısından çok önemli bir altyapı gereksinimine cevap verilmiş olmasıdır. Şimdi üye ülkelere düşen görev, ulusal altyapılarda sağlanacak gelişme ile, sadece araştırma kurumları ve üniversitelerle sınırlı kalmayacak, okulların da dahil olduğu bir şebekeyi oluşturmalarıdır. Komisyon, genişbant üzerinden Internet erişiminin, ekonomik performansın geliştirilmesi açısından öneminin farkındadır. Sorun teknik olarak, Internetin hızlı erişime olanak veren fiber optik kablolardan oluşan omurga altyapısında değil, özellikle hanelere nihai bağlantıların dar bant düzenindeki altyapısındadır. Bu sorunun üstesinden gelmek üzere ilk adımda ADSL’in yanısıra, uydu, interaktif dijital TV gibi alternatifler de gelişmekteyse de, anlamlı düzeyde ilerleme halen sağlanamamıştır. Ekonomik bakımdan, e-ticaretin yaygınlaşmasıyla beraber ortaya çıkan özellikle güvenlik ile ilgili yeni sorunlar, e-iş olgusuna olumsuz etki ettiyse de, orta ve uzun vadede önemli ölçüde gelişme sağlanacağı tahmin edilmektedir. E-ticarette aslan payını, hammaddeler, diğer üretim malzemeleri, yedek parçalar, büro gereçleri gibi piyasalarda firmalar arası alışveriş (B2B) alırken, doğrudan tüketiciye yapılan satışlarda (B2C) ise, kitap, müzik, giyecek, süpermarket ve turizm sektörleri önde gelmektedir. Kullanıcıdan kullanıcıya aracısız (merkezi sunucu olmaksızın) bağlantı imkanı veren P2P (uçtan uca, birebir/peer-to-peer) temelindeki e-ticaretin önemli ölçüde gelişme gösterdiği bildirilmekteyse de, hali hazırda e-ticaret çerçevesinde en büyük paya sahip olan firmadan firmaya (B2B) ticaret için faydalı bir model oluşturup oluşturmadığı henüz net olarak anlaşılmış değildir. Neticede, bu bağlamda yaşanan en önemli sorun “güvenlik” sorunudur. Teknolojik çözümler ve hukuksal düzenlemeler yoluyla üstesinden gelinmesine çalışılan bu sorunla ilgili olarak ulusal ve bölgesel girişimlerin özellikle hukuki bakımdan yeterli ve etkin olması beklenemez, dolayısıyla küresel nitelikteki e-ticarette güvenliğin sağlanması, ancak uluslar arası işbirliğine gidilmesi halinde mümkün olacaktır. Toplumsal açıdan, bilgi temelli hizmetlerin başta e-devlet uygulamaları kanalıyla günlük hayata geçirilerek bunlardan tam ve gerçek anlamda faydalanılması, diğer bir deyişle Avrupa’da ve dünyada giderek büyüyen dijital uçurumun kapatılması ve sosyal dışlanmanın engellenmesi anlamında AB’de önemli adımlar atılmışsa da, bunlar yeterli değildir. Avrupa’nın bilgi toplumu olma sürecindeki sıkıntılarından biri, yaşlanan nüfusudur. Bilgi çağına ayak uydurması beklenen yaş ortalaması oldukça yüksek vatandaşların teknolojik gelişmeleri istenen hızda takip ederek yakalaması ve bu süreci benimsemeleri kolay görünmemektedir. Bu sürecin dijital becerileri olsun olmasın herkes tarafından benimsenmesi, insanların karmaşık teknolojiyi anlayıp, uyum sağlamasını zorlamakla değil, insanların kolaylıkla kullanabildiği teknolojiyi geliştirmek ve günlük hayatlarına sokmak ile mümkün olacaktır. Teknolojinin ne amaçla kullanıldığının ötesinde birey ile toplumun hizmetine nasıl sunulduğu da önemlidir. “Kullanıcı dostu sistem”lerin geliştirilmesi ve uygulamaya konmasının yeterli olmayacağı endişesiyle son yıllarda ortaya atılan “Ortam anlayışı zekası” teknolojiler sayesinde bu sorunun aşılacağı beklenmektedir. Bu bağlamda AB’nin gelecekteki araştırmaları, bilgisayarlar ve şebekelerin entegrasyonu ile günlük yaşamda kolay erişilebilir ve kullanılabilir çok sayıda hizmet ve uygulama sağlayan teknolojilerin geliştirilmesine odaklanacaktır. “Ortam anlayışı” olarak ifade edilen bu vizyon, bireyi, diğer bir deyişle kullanıcıyı, dolaylı olarak da yaşam kalitesini, istisnasız herkesi kapsayan bilgi temelli toplum hedefi doğrultusunda, tam merkeze oturtmaktadır . Gelişmelere ayak uydurmakta dezavantajı olan kesimlerin bu sürece katılımlarının, hem ortak, hem de kendilerine özgü ihtiyaçları ve beklentileri gözetilerek sağlanmasının gerektiği sürekli olarak ve her fırsatta ifade edilmektedir. Ulusal farklılıkların ötesinde, bu bağlamda tümü için ortak ve çarpıcı örnekler, teknolojik altyapının yaygın olmadığı kesimlerde yaşayanlar, toplam nüfusun % 10’u civarındaki engelli vatandaşlar, okul öncesi çağdaki çocuklar olarak verilebilir. Bu bakımdan önemli rol oynayabilecek olan sivil toplum örgütlerinin (STÖ) etkinliğinin AB’nin kuruluşundan bu yana giderek artıyor olması umut vericidir ve herşeyi Devlet’ten beklemeyen Avrupa vatandaşlarının bilgi toplumu olma sürecinde de, temsil ettikleri farklı çıkarlar, ilgi alanları ve hedefler için yerel, bölgesel, ulusal ve nihayet AB düzeyinde örgütlenmeleri yerindedir. Sürdürülebilir katılımcı demokrasi ve ekonomik büyüme için zorunlu olan STÖ’ler, AB’de yönetim anlayışına getirdikleri yeni açılımlar, karar alma sürecine katılımları, işbirliği, sorumluluk paylaşımı ve şeffaflık ile, “yönetişim” anlayışının, bütünleşmenin, uzlaşmanın ve uyumun lokomotifi olmuş, bilgi toplumunda da etkinliği giderek artması beklenen kurumlardır. Yetki ikamesi (subsidiarity) kavramının benimsenmesinde itici güç olan sivil toplum, devlet ve özel sektöre ek olarak “üçüncü sektör” olarak gelişmiş, örgütlenmiş ve diğer iki sektörün vatandaşlarla olan bağını güçlendirmiştir. AB’nin bütünleşme çabalarının başarıya ulaşmasında belki de en önemli etkiye sahip bu oluşumların, yaşadığımız çağda çevre, istihdam, refah, sosyal adalet gibi, tek başına ulusal çabaların yeterli olamayacağı konularda olduğu gibi, bilgi toplumuna dönüşme sürecinde yaşanacak sorunların çözümüne katkısı vazgeçilmezdir. AB’nin sosyal politikası ile uyumlu olarak bilgi toplumu olma yolunda temel anlayışı olan “önce insan” yaklaşımı da bu açıdan umut vericidir. E-devlet’e geçişte devlet ve vatandaş ilişkisinin güçlenmesi, karşılıklı güvenin arttırılması, eğitim, sağlık, sosyal hizmetler gibi temel kamu hizmetlerinin daha etkin hale getirilmesi, demokratik açıdan siyasi yapılanmalara erişim, karar alma süreçlerine katılımın artırılması gibi hususlarda, STÖ’ler ve bir kısmının ortak çatı altında toplandıkları “şemsiye kuruluş”ların, merkezi ve yerel yönetimlerle işbirliğine gitmeleri durumunda, toplumun istisnasız tüm kesimlerinin temsil edilmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması kolaylaşacaktır. AB’de, hem işveren örgütleriyle sendikalar arasındaki, hem de bu örgütlerle merkezi yönetim arasındaki ikili diyalogu ifade eden “Sosyal Diyalog”, hem ulusal düzeyde, hem de Avrupa çapında hayata geçirilmiştir. “Sivil Diyalog” ise, Avrupa Komisyonu başta olmak üzere AB’nin diğer organ ve kuruluşları ile STÖ’ler arasındaki diyalogun güçlenmesini sağlayacak daha yeni bir araç olup daha kapsayıcı ve dinamik bir Avrupa sivil toplumu için gereklidir . Hem sosyal hem de sivil diyalogun yasal dayanaklarının ve şartlarının güçlendirilmesi, işbirliği zemininin zenginleştirilmesi ve daha etkin hale getirilmesi, bilgi toplumu olma sürecine ivme kazandıracak faktörler arasındadır. Dijital uçurumun büyümesinin engellenmesi bakımından büyük önemi olan ve AB tarafından geliştirilen “Evrensel hizmet” kavramı ile, telekomünikasyon sektörünün AB’de uyması gereken koşullar belirlenmiş, böylelikle herkesin, her yerde yüksek standartta temel hizmetlerden, makul fiyata yararlanmaları garanti altına alınmaya çalışılmıştır. Öte yandan dijital uçurum olgusu ile birebir ilintili olan evrensel hizmetin sağlanması, özellikle de bu hizmetin maliyetinin karşılanması hususu hala hem Dünya’da, hem de AB’de tartışılmaktadır ve ulusal çabaların ötesinde evrensel ya da kıtasal çözüm halen geliştirilebilmiş değildir. Dijital uçurum olgusu ile bağlantılı olarak, farklı yaş, cinsiyet ve aile yapılarına sahip, farklı gelir gruplarına mensup, farklı eğitim seviyelerindeki ve hatta farklı yerleşim alanlarındaki birey ve kesimlerin bilgi teknolojilerine erişimi ve kullanımı arasındaki dengesizlikler, teknolojik, altyapısal, eğitimsel, sosyal ve bölgesel politikaların oluşturulması için önemli göstergelerdir. Farklı ekonomik, siyasi, kültürel ve sosyal yapıdaki çok sayıda toplumun birlikte oluşturması beklenen AB ölçeğindeki bir bilgi toplumunda çeşitlilik kaçınılmazdır. Bilgi toplumu haline gelme sürecine engel olmanın aksine, yaratıcılık ve zenginlik kaynağı olması hedeflenen özellikle kültürel anlamdaki bu çeşitlilikle bağlantılı olarak, çoğunluğun görüşü olan “küresel bir bilgi toplumu”nun parçası olan bir Avrupa değil de, bölgesel bazda “çok sayıda bilgi toplumları”ndan oluşan bir Avrupa fikrini benimseyenlerin sayısı da az değildir. Avrupa bilgi toplumunun paradoksu, ortak kültürel alan adına sınırsız iletişim ve medya teknolojileri desteklenirken diğer taraftan da kültürel çeşitlilik adına ulusal ve bölgesel sınırların savunulması olup, Avrupa bilgi toplumunun gerçeklerinin yine bu paradoks çerçevesinde belirleneceği tahmin edilmektedir. Gelinen çağda, AB’nde içerik endüstrilerinde yaratıcılığın desteklenmesi, kültürel mirasın dijital ortamda korunması, vatandaşların bilim ve kültüre erişiminin sağlanması ve nihayet bilgi ve yeteneklere dayalı bilgi toplumunun geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Amsterdam Antlaşması ile ortak politika haline getirilen “kültür politikası” çerçevesinde*, Bilgi Toplumunun oluşumunda kültürel çeşitliliğin korunmasını ve geliştirilmesini sağlayan “içerik” ile ilgili olarak, çağdaş demokrasilerde dördüncü kuvvet olarak nitelenen “medya”nın rolü, üzerinde önemle durulan hususlardan bir diğeridir. Bilginin büyük bir hızla yayıldığı çağımızda bilişim teknolojilerine hakim ülkeler ve kesimlerin kültürel ve toplumsal değerlerinin pompalanarak aynı imkanlara sahip olmayan ya da kendi kültürel değerlerini benzer biçimde yaşatamayan ülkelerde hakim olması ve kültürel yozlaşmaya neden olması tehlikesi gündemdedir. Bilginin herkesin olduğu fikrinden hareketle, paylaşılması ve insanlığın hizmetine sunulmasını savunan anlayışın temsilcilerinin tartışma gündemindeki konulardan bir diğeri, açık kaynak kodlu işletim sistemleri ve serbest yazılımların kullanılmasıdır. Özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından önem taşıyan bu konu, AB’de de teşvik edilmekte ve halen dünyada en çok bilinen örnek olan LINUX’un kullanımı e-Avrupa çerçevesinde desteklenmektedir. Belirli hakları gözetmek koşuluyla herkesin özgürce erişip kullanabildiği, kopyalayabildiği, yanında verilen kaynak kodu ile eser sahibinin adı koruyarak üzerinde değişiklik yapıp dağıtabildiği yazılım türü olan serbest yazılımlar, çok sayıda kullanıcının katkısıyla müthiş çözümlerin sağlanabileceği ortamlar haline gelebilmektedir. Binlerce, hatta milyonlarca beynin katılımı ile işbirliği anlayışı temeline oturan paylaşımcı sanal ortamlarda geliştirilen bu yazılımların mükemmeliyet yolunda ilerlemesi ivme kazanmaktadır. Nitekim, bugün AB’nin yürürlükteki 6. Çerçeve Programı ile, AB Araştırma Teknoloji Geliştirme faaliyetleri için öngörülen Avrupa araştırma alanı, sanal mükemmeliyet ağları vb... inisiyatifleri de, yukarıda serbest yazılımlar için geçerli olduğu üzere katılım, paylaşım ve işbirliğine dayalıdır. Dikkati çeken bir diğer unsur, 6. ÇP’de de özellikle vurgulandığı üzere, tüm girişimlerde “Avrupa Katma Değeri”nin yaratılmasının gözetilmesi olarak ifade edilebilir. İlk aşaması Aralık 2003 ve ikinci aşaması da 2005 yılında gerçekleştirilecek olan Dünya Bilgi Toplumu Zirvesi hazırlıkları çerçevesinde hazırlanan Haziran 2002 tarihli, “Bilgi Toplumu üzerine Avrupa Perspektifi” isimli raporda ulus devlet temsilcilerinin ortak tespiti, uluslar arası tavsiyeler dikkate alınarak, bilgi toplumunun etik değerlerine, kullanıcıların korunması ile enformasyon ve bilgiye erişimin kolaylaştırılmasına dair ulusal yasalar ve AB düzenlemelerinin tamamlanmasının gerektiği yönünde olmuştur. Zirve hazırlıkları çerçevesinde düzenlenen Pan-Avrupa bölgesel hazırlık toplantısında görüşülmesi önerilen konular; Bilgi eksenli toplum, e-devlet, altyapı ve kurumsal çerçeve, ticaret, sürdürülebilir kalkınma, bilgi toplumunda yaşam kalitesi olarak ortaya çıkmıştır. Bilgi Toplumu için oluşturulan ve istihdam, örgütlenme, uzmanlık geliştirilmesi, sosyal ve bölgesel uyumlulaşma, demokrasi, katılım, kültür ve medya, kamu hizmetlerinin ve e-ticaretin geliştirilmesi gibi unsurlar içeren Avrupa stratejileri, dünyanın diğer ülkeleri ve özellikle ABD ve Japonya‘nınkiler ile kıyaslandığında “Önce İnsan” ilkesine verilen önem açısından fark göstermektedir. Her anlamda sosyal boyutun önemini, temel insan haklarını, evrensel erişimi, öğrenme hakkını, kamu ve özel hizmetlerin herkes için sağlanması ve paylaşılmasını vurgulayan bu ilke doğrultusunda yapılanan böylesi kapsamlı bir stratejinin, son analizde hem ekonomik ve sosyal açıdan verimlilik, hem de “bilgi toplumunun sürdürülebilirliği”ni garanti altına alması beklenmektedir. Yeni bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanımına ilişkin dokümanlardan da anlaşılacağı gibi, bu yöndeki AB politikasının merkezinde, sıradan bir ürün olarak nitelenmeyen bilginin kültürel boyutu, Avrupa’nın sosyal ve demokratik değerlerinin korunması için temel niteliktedir . Sonuç olarak, AB’nde bilgi-temelli bir ekonomi ve toplum olma sürecinde geliştirilen politikalara damgasını vuran kilit anlayışların, “herkesin katılımı”, “açıklık”, “bütünleşme”, “paylaşım”, “işbirliği”, “uyum”, “öğrenen toplum” ve neticede hedeflenenin de, küresel çapta rekabet üstünlüğünü sağlaması beklenen “Avrupa katma değeri”nin yaratılması olduğu ifade edilebilir.
|