|
gürün
rkml
|
 |
« : Aralık 17, 2006, 01:00:19 ÖS » |
|
Bu çalışmamızda 1.1.1999 tarihinden itibaren geçilen Tek Para sürecini bunun sonucunda Euro’nun Avrupa ve Dünya üzerindeki etkilerini incelemeye çalıştım. Çalışmanın birinci bölümünde Parasal Birliğin tanımına, muhtemel unsurlarına; ikinci bölümde Parasal Birliğin tarihi gelişimine; üçüncü ve son bölümde ise Euro’ya ve Euro’nun etkirline değinmeye çalıştım. Kaynakları çeşitli kitaplar, dergiler ve internet kaynakları olan çalışmamın sonuçlarına göre Tek Paraya geçiş, ülkelerin iktisadi politika rejimlerinde köklü değişiklikler meydana getirmiş, Euro ile Avrupa Birliğinde parasal istikrarın daha da önem kazandığı belirlenmiş, Euro’nun uluslararası bir para birimi olarak ortaya çıkması, AB ile özellikle ticari ve yatırım ilişkisi içinde bulunan birçok ülkenin kendi ticaretini, Euro cinsinden yeniden ele alınmasına yol açmıştır.
TABLOLAR LİSTESİ
Tablo 1: :Maastrıcht Antlaşması'nın Öngördüğü Ekonomik Yakınlaşma Kriterlerine İlişkin Üye Ülkelerin Ekim 1998 Tarihi İtibari İle Durumları………………….……………… 59
Tablo 2 : Euro’ya Geçiş Tarihi…………………..………………………… 62
Tablo 3 : Euro’ya Giden Aşamalar…………………..……………………. 64
Tablo 4 : EURO Dönüşüm Oranları…………………..…………………… 68
Tablo 5 : Parasal Birliğe Üye Olmayan AB Ülkelerinin EURO Karşılıkları…………………..…………………..………………... 68
Tablo 6 : 05.03.1999 Tarih İtibariyle Günlük EURO Kurları……………... 69
İÇİNDEKİLER ÖZET ii TABLOLAR LİSTESİ iii
I. BÖLÜM 1. PARASAL BİRLİK 1 1.1. Parasal Birliğin Tanımı 5 1.2. Parasal Birliğin Unsurları 9 1.3. Parasal Birliğin Muhtemel Fayda ve Parasal Birliğin Muhtemel Fayda ve Kayıpları 15 1.3.1. Parasal Birliğin Muhtemel Faydaları 19
II. BÖLÜM 2. PARASAL BİRLİĞİN TARİHÇESİ 25 2.1. Bretton Woods Sistemi 38 2.1.1. Bretton Woods Sisteminin Sona Ermesi 40 2.2. Dolers Raporu 41 2.3. Tüneldeki Yılan Mekanizması 42 2.4. Maastricht Anlaşması 43 2.4.1. Maastricht Uyum Kriterleri 46 2.5. Parasal Entegrasyon Aşamaları 48 2.5.1. Birinci Aşama 48 2.5.2. İkinci Aşama 49 2.5.3. Üçüncü Aşama 49 2.6. Avrupa Para Enstitüsü 50
III. BÖLÜM 3. EURO VE ETKİLERİ 58 3.1. Euro 59 3.2. Euro’ya Geçiş Süresi 60 3.2.1. Yeşil Belge 61 3.2.2. Amsterdam Zirvesi 64 3.2.3. Lüksemburg Zirvesi 65 2.3.4. ECOFIN Zirvesi 67 3.3. Avrupa Merkez Bankası 69 3.4. EURO’nun Etkileri 73 3.4.1. Euro’nun Uluslararası Etkileri 74 3.4.2. Euro ve Türkiye’ye Etkileri 79 3.5. Sonuç 80 KAYNAKÇA 85
I. BÖLÜM
1. PARASAL BİRLİK
1 Ocak 1999 tarihinde Euro'nun doğuşu ile birlikte tarihi bir olay gerçekleşmiştir. Tarihte ilk defa bağımsız devletler parasal alandaki bulun yetkilerini, yeni oluşturulan uluslarüstü bir kurum olan Avrupa Merkez Bankasına devretmekte ve ulusal paraların yerini ortak para birimi Euro almaktadır. Bu gelişme, ekonomi ve özellikle finansal piyasalar için büyük önem taşımaktadır. Euro'nun yürürlüğe girmesi ve ortak para politikası, AB'yi yeni bir entegrasyon aşamasına taşımıştır. Euro, iç piyasayı tamamlamanın yanında, uluslarüstü kurum olan A M B ile AB evinin statiğini de tümüyle değiştirmiştir. Bunun üleşinde, Euro, para sahasında parasal istikrarın sürekli olarak sağlanması şansını yaratmaktadır. Kuşkusuz Euro öncesinde de sanayileşmiş Avrupa ülkeleri arasında bir dizi iç ekonomik ilişkiler ve bu bağlamda ekonomik ilişkilerin taşıyıcısı parasal işlemler vardır. Ancak; Euro, bu ekonomik ve parasal ilişkileri yepyeni ve giderek kalıcı olduğu anlaşılan bir sistematiğe oturtmaktadır. Ekonomik ve Parasal Birlik, Avrupa'nın sanayi ülkelerinin gittikçe artan ekonomik içiçeliğine stratejik bir cevabıdır. Dünya milli gelirinin 1/4'ünü meydana getiren AB, ekonomik gücüne göre, dünya platformlarında ekonomik ve politik meselelerde dikkate alınması gereken en önemli aktörlerden biri olarak dünyadaki yerini almaktadır. Euro, yürürlüğe girer girmez etkinliğini Parasal Birlik dışına taşımıştır. ABD Dolarından sonra, Euro, uluslararası sahada en çok kullanılan ikinci para konumundadır. Euro'nun uluslararası para olarak urun vadede başarılı olması piyasalarda ortaya çıkacaktır. Euro, parasal saha dışında yeni şartların oluşmasını sağlayacaktır; çünkü, Euro her zaman döviz kuru ve faiz gelişimi üzerinde etkili olacaktır ve böylece bütün ekonomik aktıvitelerin çerçevesini oluşturacaktır. Euro; özel sektörde yatırım ve emisyon parası olarak kullanımda önemli bir role sahiptir ve rezerv para olarak da önemini gittikçe arttırmaktadır. Euro; Avrupa'yı, vatandaşlarım ve ekonomisini bir adım öne taşımaktadır. Ortak para ile birlikte, bugüne kadar ulusal piyasaların toplamından daha geniş bir finansal piyasa oluşmuştur. Söz konusu finansal piyasa artan rekabet baskısı altında hızlı bir şekilde entegre olmaktadır. Euro sahasında uygulanan para politikası, uluslararası finansal piyasaları önemli ölçüde etkilemektedir. Euro, söz konusu piyasaların entegrasyonunda ve gelişiminde katalizalör görevini üstlenmektedir. Euro sahasında likit, derinliği olan ve hacimli sermaye piyasası oluşmuştur. Parasal Birlik ile birlikte, AB'de yatırım kültürü de değişmektedir. Ancâk, sermaye piyasasının parçalanmış ve ulusal zorlukları aşmada, kurumsal ve malı engellerin yüksek olması, piyasanın tam anlamıyla gelişmesini yavaşlatmaktadır. Global finansal piyasalar dünya genelinde ve Avrupa'da yeni bir ortanı meydana getirmiştir. Avrupa parasal entegrasyon süreci hem globalleşmeye karşı bir reaksiyondur, hem de bu sürecin itici gücüdür. Kısaca, Parasaıl Birlik Avrupa'nın önemli bir finansal modernleşme projesidir. Euro'nun uluslararası finansal piyasalarda olduğu gibi, Türkiye ekonomisi üzerinde önemli etkileri vardır ve bu süreç devam edecektir. AB ile Gümrük Birliği'ni gerçekleştiren ve Helsinki Zirvesinde aday olarak kabul edilen Türkiye, Euro projesinden mikro ve makro bazda önemli ölçüde etkilenecektir. Ayrıca, Maastricht Kriterlerini sağlamaya yönelik olarak uygulanacak ekonomi politikaları, ekonomik yapı üzerinde etki yapmak suretiyle yapısal reformların gerçekleştirilmesini bir bakıma zorunlu kılacaktır (Birinci, 2001,1). Son aşaması l Ocak 1999 tarihinde başlayan Avrupa Para Birliği, uluslararası para sistemi tarihinde yeni ortaya çıkan bir kavram olarak görülmemelidir. Geçmişte Almanya (1875- ), CFA Frank Alanı (1958- ) ve Belçika-Lüksemburg (1921- ) gibi başarılı bir şekilde sürdürülen parasal birlik örnekleri olduğu gibi Latin Para Birliği (1867-1929), İskandinav Para Birliği (1870-1924) ve Doğu Afrika Para Alanı (1922-1977) gibi başarısızlıkla sonuçlanan örneklere de rastlanmaktadır. 1960'lı yıllardan bu yana üzerinde çalışmalar yapılan Avrupa Para Birliği fikri yeni bir kavram olmamakla birlikte. Birliği oluşturan ülkelerin iktisadi ve siyasi güçlerinin büyüklüğü, Birliğe geçişle birlikte ortaya çıkan yeni yapının geçmişteki benzerlerinden tamamen farklı olması ve Euro Alanında uygulanacak makroekonomik politikaların dünya ekonomisi üzerinde yaratacağı potansiyel etkilerin boyutu ele alındığında, Avrupa Para Birliği'nin geçmişteki girişimlerden oldukça farklı bir nitelik arzettiği ortadadır. Avrupa Para Birliği'nin son aşamasına geçen mali ve ekonomik açıdan birbirinden farklılık gösteren 11 Avrupa Birliği üyesi ülke ulusal para politikası uygulamasındaki tüm yetkilerini Avrupa Merkez Bankusı’na devretmiştir. Ayrıca Parasal Birliğe katılan ülkelerin ulusal para birimleri ile Euro arasındaki kurlar geri dönülemez. biçimde sabitlemiş ve ortak para birimi Euro mali piyasalarda kaydi olarak kullanılmaya başlamıştır. Sadece bu açıdan bakıldığında bile Avrupa Para Birliği, 1946 yılında uygulanmaya başlanan ve 1971 yılında esnek kur sisteminin benimsenmesi ile sona eren Bretton Woods Sistemi'nden bu yana uluslararası para sisteminde yaşanan en önemli gelişmedir. Tek paraya geçiş herşeyden önce, Parasal Birliğe katılan ülkelerin iktisadi politika rejimlerinde köklü bir değişiklik anlamına gelmektedir Euro Alanında uygulanacak politikalar, Birliği oluşturan ülkelerin büyüklükleri global ekonomiye yüksek entegrasyon dereceleri ile dünya üretimi ve uluslararası ticarette paylarının yüksek olması nedeniyle dünya üretimi ve uluslararası ticarette paylarının yüksek olması nedeniyle dünya ekonomisini önemli ölçüde etkileyecektir. Euro toplam hasılasının yaklaşık yüzde 18’ini üretmektedir. Dünya toplam dış ticaretinde sözkonusu ülkelerin payı yaklaşık yüzde 20’dir. Türkiye’nin Avrupa Birliği ile gümrük birliği gerçekleştirmiş olması ve Avrupa Para Birliği ülkeleri ile yakın ekonomik ticari ve mali ilişkileri göz önüne alındığında, APB’nin Türkiye ekonomisi üzerinde yaratacağı etkilerin önemli düzeyde olacağı düşünülmektedir. Diğer taraftan, Parasal Birliğe geçişle birlikte ortaya çıkan yeni yapı Euro Alanı ülkeleri açısından birtakım riskleri de beraberinde getirmektedir. Parasal Birliğe geçiş kararı, yapılan politika değişikliklerinin sağlayacağı orta ve uzun dönemli faydaların, ortaya çıkabilecek maliyetleri aşması durumunda rasyonel olacaktır (Ata, Silahşör, 1999, 1). Avrupa, 1 Ocak 1999 tarihinde Ekonomik ve Parasal Birliğin kurulması ile birlikle yeni döneme geçiş yapmıştır. Söz konusu tarihte önemli bir olay gerçekleşmiştir: Euro'nun doğuşu. Tarihte ilk defa bağımsız devletler parasal alanda ellerinde tuttukları monopol gücü, diğer bir ifadeyle para yaratma hakkını, uluslarüstü bir kuruma devretmiştir. Artık ulusal paraların yerini bu paraların yerine geçen 'Euro' alıktır. Parasal Birlik ile birlikte para politikası ulusal sahadan Avrupa sahasına taşınmıştır. Para politikası artık, ulusal merkez bankalarının değil, Avrupa Merkez Bankasının sorumluluğunda ve yetkisinde yürütülecektir. Yanı, Parasal Birliğe geçiş ile katılımcı ülkeler açısından şartlar değişmiştir. Böylece, kur ve para politikası ulusal politik opsiyonların dışında kalmıştır. Konjonktür ve istihdam Bahasında ortaya çıkacak farklı gelişmeler artık ulusal ekonomi ücret ve sosyal politikalar vasıtasıyla değerlendirileceklerdir. Bu süreç, ulusal mal ve emek piyasalarında yüksek düzeyde esnekliği zorunlu hale getirmektedir. Parasal Birliğin temeli Maastricht Anlaşması ile atılmıştır. Esasen Parasal Birlik Siyasal Birlik için bir araç idi. Dahası bir ara-amaç idi. Maastricht'in gerçek fonksiyonu budur. Yani, Siyasal Birliğe giden yolun daha güçlü ve bozulması neredeyse imkansız bir zemine oturtulması bu süreci bir adım daha ileri götürmüştür. Bu gaye ile oluşturulan Euro para sahasının, diğer para sahaları ile karşılaştırıldığında, Japonya'dan önce ve ABD'den sonra ikinci büyük ekonomik bölge olduğu görülmektedir. Diğer aday ülkelerin bu bölgeye katılması ile birlikte, Euro sahasının tüm dünya üretim ölçeği içerisindeki payı da artacaktır. Euro bölgesi, nüfus ve dünya ticareti içindeki payı açısından da önemli bir güce sahiptir. Bölgenin üretim yapısı, ABD ve Japonya'nın ekonomik yapısı ile benzerlik göstermektedir. Hizmetler sektörünün ekonominin içindeki payı yüzde 67, sanayinin payı yüzde 31 ve tarımın payı yüzde 2 düzeyindedir. Diğer para sahalarında da yaklaşık değerler mevcuttur. Euro, Dolar ve Yen'in oluşturduğu söz konusu sahaların bir rekabet içine girdikleri görülmektedir. Diğer taraftan, finansal sektör ve böylece bankacılık sektörü globalleşmenin ve gittikçe artan rekabetin dinamizminden önemli ölçüde etkilenmektedir. Farklı konseptler ve gelenekler finansal piyasalarda karşı karşıya gelmektedir. Burada örnek olarak, Kıta Avrupa'sında hakim olan, bankaların ağırlığını hissettirdiği geleneksel finansal sistem ile sermaye piyasalarının belirleyici olduğu anglo-sakson sistemi verebiliriz. Özellikle; Euro sahasında, piyasaların konsolidasyonu, füzyon ve satın almalar önümüzdeki dönemde bankacılık sektöründe etkilerini artıracaklardır. Euro'nun yürürlüğe girmesi ile Avrupa'da hacimli, derin ve likit bir sermaye piyasası oluşmaktadır. Bu oluşum ile giderek artan rekabetin yanında, bankacılık sektöründeki iletişim ve veri işleme tekniklerinin gelişmesi, söz konusu süreci hızlandıran etkenler arasındadır. Bütün bu gelişmelerin, son dönemlerde akademik çalışmaların da yapıldığı uluslararası finansal sistemin yeni mimarisi' üzerinde şüphesiz etkisi olacaktır (Birinci, 2001,1).
1.1. Parasal Birliğin Tanımı
Para Birliğinin gerçekleştirilmesi bazı unsurlara dayanmaktadır. Bunlar; Döviz Kuru Birliğinin kurulması, üye ülkeler arasında tam konvertibilitenin sağlanması, sermaye hareketleri kontrollerinin tamamen kaldırılması ve üye paralarının dönüşüm maliyetlerinin ortadan kaldırılmasıdır. Döviz Kuru Birliğinde, kurlar arasındaki dalgalanma marjları daraltılarak, zamanla ortadan kaldırılır. Birliğe dahil ülkeler, birlik dışı ülkelerin paralan karşısında serbest kur politikası uygulayabilecekleri gibi, ortak hareket etme imkanına da sahiptirler. Ancak, Birlik içi üye ülkelerin paralan arasında sabit kur politikası uygulaması geçerlidir. Yukarıda belirtilen söz konusu unsurları içeren Para Birliğini, Döviz Kuru Birliği ve/veya sermaye piyasalarının bütünleşmesi olarak adlandırabiliriz. Avrupa Ekonomik ve Parasal Birliği ile ilgili teorik çerçeveyi, Mundell(1962) tarafından ortaya konan Optimal Para Sahası teorisi oluşturmaktadır. Teorinin üç temel görevi vardır: - Esnek ve sabit kurların faydalarının ve zararlarının açıklanması; - Ortak para sahasını oluşturacak ülkelerin belirlenmesi; - Optimuma ulaşmak için şartların belirlenmesi; yani Parasal Birliğin üyesi olarak bir ülkenin belirli kriterleri sağlaması. Para Birliğinde ulusal paraların, daralan ve sonunda ortadan kalkan bir bant içerisinde sabit pariteyle birbirine bağlanmasını, Corden 'sözde' döviz kuru birliği olarak tanımlamaktadır. Bu Para Birliğinin temel unsurları şunlardır: - Ulusal paraların, gittikçe daralan ve sonunda ortadan kalkan bir bant içinde sabit bir pariteyle birbirine bağlı olmaları; - Birlik içinde, üyeler, bir ülkenin parasını hesap birimi olarak kullanmak üzere referans para olarak kabul edebilirler veya yeni bir para birimi yaratabilirler. Corden’in ifadesiyle, böyle bir Birliğe 'sözde' (pseude) Doviz Kuru Birliği demesinin nedeni, birliğin ortaya çıkacak sorunlar karşısında varlığını korumada güçlükler yaşayacak olmasıdır. Bu güçlükler şöyle sıralanabilir: - Her ülkenin Maliye Bakanı kendi ülkesi açısından uygun olan döviz kurunu savunabilmekte; ancak, bu konuda bir anlaşma ihtimalinin zayıf olabileceği ve böylece döviz kuru sisteminin sürekli bir baskı altına gireceği ihtimalinin yüksek olması; - Her yapılacak toplantıda, döviz kuru değişikliği kuşkusu sebebiyle spekülatif sermaye hareketlerinin ortaya çıkması; - Referans paranın, diğer ülke paraları karşısındaki değerinin piyasa şartlarında belirlenmesi. Referans paranın piyasa değeri Döviz Kuru Birliği üyesi ülkelerin paralarının değerleri-ile uyumlu olmayabilir. Piyasada oluşan referans paranın değerine üye ülkelerin uyum sağlayamaması bazı sorunları ortaya çıkartabilecektir. Böyle bir durumda üye ülke, rezervlerim eritmek, enflasyonist ve deflasyonist uygulamalara gitmek zorunda kalabilir. Bu tür sorunlar döviz kuru birliğinin devamını tehlikeye sokacaktır (Birinci, 2001, 6). Ara arında Gümrük Birliği sağlanmış, sermaye hareketleri kontrolleri uygulamasına son vermiş, diğer sahalarda da ortak politikalar uygulayan ve cari işlemlerde konvertibiliteyi sağlayan Avrupa Ekonomik Topluluğunda ‘Yılan Uygulamasının' başarısız olmasının nedeni söz konusu güçlüklerin ortaya çıkmasıdır. Diğer taraftan ise, tam olmayan Para Birliğine ilave olarak gerçek bir Para Birliğinin gerçekleşmesi şu unsurları içermelidir. - Üye ülke paralarının kurlarının kendi aralarında sabitleştirilmesinin yanında, üye ülkelerin döviz rezervlerinin ortak bir rezerv fonunda toplanması gerekmektedir. - Ortak Rezerv Fonunun yönetimini üstlenecek bir Merkez Bankası kurulmalıdır. Bu fon,birlik içi ve dışı geçici nitelikteki ödemeler dengesizliklerinin giderilmesinde açık veren ülkelere kolaylık sağlayacaktır. Ödemeler dengesi fazlası veren ülkeler, ortak fonda toplanan döviz rezervleri ile açık veren ülkelerin paritelerini koruyabilirler. Avrupa Birliğinin 1980 yılına kadar kurulması görüşünün yer aldığı Werner Raporu'nda da, üye ülkelerin karşılaşılabilecekleri ödemeler bilançosu açıklan sorununun giderilmesi için, orta vadeli mali yardım önerisi yer almaktaydı. Belirli bir limiti olan krediye, üye ülkelerin katılımlarının alt ve üst sınırları da belirtilmiştir. Ayrıca, Merkez Bankalarının ortak müdahalesi vasıtasıyla üye ülke paralarının belirli bir marj içinde tutulması sağlanabilecektir. - Ülkeler, döviz kurlarındaki dalgalanmaların nedenlerini ortadan kaldırmak için, para ve maliye politikalarında uyumu sağlamak zorundadırlar. Diğer taraftan, Döviz Kuru Birliği üyesi ülkeler para arzını belirlemede serbest oldukça ortak bir enflasyon hedefine ulaşmak pek mümkün olamayacaktır. Dolayısıyla ekonomi politikalarında sağlanan işbirliği, döviz kuru birliğinin kurulması için yeterli olmamaktadır. Bunun için, para politikasının merkezleştirilmesi, yani yetkilerin ortak Merkez Bankası gibi uluslarüstü bir kuruma devredilmesi gerekmektedir. - Üye ülkeler paralan arasında tam bir konvertibilite vardır. Birlik içinde ortak döviz rezervleri fonu ve borç tasfiye sisteminin işleyebilmesi için, ülke paralan arasında tam konvertibilite zorunludur. Birlik içerisinde, cari işlemler, sermaye hareketleri kontrolleri ve döviz kuru kısıtlamaları gibi engellerin olmaması gerekmektedir. Böylece, Parasal Birliğin son amacı, Birlik içinde tek bir para biriminin kullanılmasıdır. Ortak bir para birimine sahip Para Birliğinin nihai hedefi, Avrupa Birliğinde olduğu gibi,siyasi birliğin sağlanmasıdır (Birinci, 2001, 7). Uluslararası ekonomik ilişkiler, uluslararası parasal sorunların doğmasına neden olmaktadır. Bilindiği gibi, ulusal sınırlar içinde, fertler arasındaki mal ve hizmet değişimi, devlet otoritesinin sağlamış olduğu yasal güvenceyle dolaşan ulusal para ile yapılmaktadır. Ancak, uluslararası ilişkilerde çeşitli ulusal paraların varlığı, dış ödemelerde kullanılacak değişim biriminin saptanmasında karmaşıklığa yol açmaktadır. Uluslararası değişim biriminin belirlenmesindeki güçlüğün yanında, uluslararası para arzı, ulusal paraların birbirlerine karşı oransal değerlerinin saptanması konusunda ortaya çıkan sorunlar, hükümetleri, uluslararası ekonomik ilişkilerde etkinlik sağlayacak bir uluslararası parasal sistem kurmaya yöneltmiştir. Uluslararası para sistemi, ülkeler arasındaki ödemeler sorunlarının çözümlenmesini ele alan kurallar ve yöntemler bütünüdür Başta, uluslararası rezervlerin seçilmesi ve arzı olmak üzere, döviz kurları işleyişinin tesbit edilmesi, çok taraflı bir ödemeler sisteminin geliştirilmesine hizmet eden bir kredi mekanizmasının yaratılması gibi konular, bu kapsam içinde incelenmektedir (Özbek, 1981, 6). Avrupa Birliği için Ekonomik ve Parasal Birlik (EPB), kişilerin, malların, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımının yanı sıra, milli paralar arasında kesin olarak tespit edilmiş sabit kurlar ve nihayet tek bir para biriminin kabulü anlamına gelmektedir. bu amaçlara ulaşmak için gerekli olan ortak para politikası, ekonomik politikaların yakınlaştırılması ve başta maliye politikası olmak üzere birçok alanda uyum sağlanması gibi hususları da EPB’nin unsurları arasında saymak mümkündür. Bu tanımı ile EPB’in Avrupa’nın ekonomik entegrasyonu süresinin son aşamasını teşkil ettiği söylenebilir. Topluluk EPB’e ulaşıldıktan sonra dahi farklı ekonomik, sosyal, kültürel ve politik özellikler arzeden milli devletlerden oluşma özelliği devam ettirecektir. Bu çoğulcu yapının var olması ve korunabilmesi için üye ülkelere ekonomik karar alma mekanizmasında belli ölçüde bir otonom verilmesi gerektiğinden, Topluluk ve üye ülkelerin yetkileri arasındaki hassas dengenin sağlanması hususu bu aşamada büyük önem kazanacaktır. Çoğulcu yapının korunmak istenmesi nedeniyle mevcut federal devlet örneklerinde gözlenen yapının dışında yeni bir yaklaşım oluşturulmaya çalışılmaktadır. EPB’in sağlanması esnasında üye ülkelerin Topluluğa devrettikleri egemenlik haklarının bir sonraki aşama olan siyasi birliğin önemli bir denemesi olduğu düşünülmektedir (DTM, 1998, 1). Dünyada ülkeler arasındaki ilişkilerin ve bağlantıların niteliği farklı tarihsel dönemlerde değişikliğe uğramıştır ve bu değişiklikler dış dengenin kurulabilmesi için gerçekleştirilmesi gereken fon akımlarının koşullarını ve gereklerini de değiştirmiştir. Bağlantıların niteliğinin değişmesi aynı zamanda ülkelerin dış kısıtlarla başaçıkabilme bağlantıların niteliğini de etkilemiştir. Dış dengenin kurulabilmesi ile ilgili koşullar ve gerekler doğrudan doğruya uluslararası mali piyasalarının işleyişini biçimlendirmiştir. Her işleyiş değişikliği uluslararası mali piyasaların işleyişini de etkilemiş ve mali piyasalar buna uygun mali araçlarının gelişmesiyle biçimlenmiştir. Uluslararası iktisadi ilişkileri belirleyen temel mekanizma "uluslararası para sistemi"dir. Ülkelerin dış dengelerini kurabilmek için yaptıkları işlemler uluslararası para sistemi ile kurulan çerçeve içinde yürütülür. Uluslararası para sistemi uluslararası mali piyasaların bütününün oluşturduğu uluslararası mali sistemin genel çerçevesini oluşturur. Uluslararası parasal ilişkilerin düzenlenmesinde söz konusu olabilecek bir diğer prototip, bölgesel para bütünleşmesidir. Uluslararası para sorunlarını Dünya ölçüsünde ve bütün ülkelerin ortak çıkarlarına uygun olarak çözümlemenin güçlüğü karşısında, birbirine coğrafi açıdan yakın, kültür düzeyleri ve ekonomik koşullan benzer ülkeler arasında bir para birliğini gerçekleştirmenin daha kolay olacağı ileri sürülmüştür. Böyle bir birliği, nihai olacak bir uluslararası para sistemi kurmanın başlangıç aşaması olarak görenler de vardır. Gerçek bir para birliği, çeşitli ülkeler arasında döviz kurlarını sabitleştirme biçiminde basit bir döviz kuru birliği değil, bunun da ötesinde tam bir sermaye bütünleşmesini öngörür. Böyle bir birlikte, nihai olarak tek bir para kullanılır, bölgenin para sorunları tek bir Merkez Bankasının izleyeceği merkeziyeçi politika ile çözümlenir. Artık ülkelerin birbirinden bağımsız para ve maliye politikaları izlemeleri olanaksızlasın Dolayısiyle parasal bütünleşmenin başarısı, ülkeler arasında sürekli biçimde ekonomik ve politik bütünleşmesinin varlığına bağlıdır. Kuşkusuz, para birliğinin basit bir türü olan döviz kuru birliği, sermaye bütünleşmesini de içeren tam bir para bütünleşmesine oranla daha kolay kurulabilir. Ancak bu tür bir birliği sürdürmenin güçlükleri ve sakıncaları vardır. Bu güçlük ve sakıncalara katlanmak verine tam bir parasal bütünleşmeye geçmek daha akılcı bir yoldur (Öney, 1980, 239).
1.2. Parasal Birliğin Unsurları
Parasal birlik, ortak makro ekonomik hedeflere ulaşılabilmesi için politikaların birlikte uygulandığı bir para alanını ifade eder. Parasal birliğin sağlanması için üç gerekli koşul bulunmaktadır. • Birliğe katılan bütün para birimlerinin tam konvertibilitesinin sağlanması • Sermaye hareketlerinin tam liberalizasyonun ile bankacılık ve diğer mali piyasaların entegrasyonu, • Paraların değerindeki dalgalanma marjlarının kaldırılması ve kurların geni dönülemez şekilde sabitleştirilmesi Bu üç koşuldan ilk ikisi hazihazırda gerçekleştirilmiş, yada tek pazar yazýlýmının tamamlanması ile kısa sürede gerçekleştirilecektir. Böylece, parasal birliğin sağlanması için en önemli koşul, kurların geri dönülemez şekilde sabitleştirilmesine ilişkin kararın verilmesi olmaktadır. Bu kararın bir sonucu olarak da milli paralar birbirlerine artan oranda ikame edecek ve faiz oranları da aynı noktada birleşme eğilimi gösterecektir. Bütün bunların gerçekleşmesi için de, gerek para yönetiminin, gerek diğer politikaların uyumlu ve koordinasyonu büyük önem arzetmektedir. Parasal birlikte sağlandıktan sonra Topluluğun parasal politikalarının saptanması ve uygulanması için yeni bir kuruluşa ihtiyaç duyulacaktır. Oluşturulacak bu yeni kuruma, para politikaları konusundaki tüm yetki ve sorumluluklar devredilmedikçe, milli politikalar arasındaki koordinasyon ne kadar sıkı olursa olsun, kesin başarı için yeterli olmayacaktır (DTM, 1998, 2). Optimal para sahası teorisi temelde, bir grup ülkenin ulusal para birimlerini sabit kurlardan birbirine bağlayan, diğer ülkelerin para birimlerine karşı ise, serbest dalgalanmaya bırakılması esasına dayanmaktadır. Para sahası üyesi ülkeler, para politikası yönetimini uluslar üstü Merkez Bankasına devretmektedir. Mundell'e göre.iktisat politikası enstrümanı olan döviz kuru değişikliklerinden vazgeçilmesi sonucunda,ortak paranın faydalarının zararlarını aşması durumunda para sahası optimaldır. Bu yaklaşımda, ulusal paraların ortadan kalkmasının getirdiği avantajlar ile iktisat politikası enstrümanı olan döviz kuru değişikliklerinden vazgeçilmesi arasındaki tercihin karşılaştırılması vardır. Optimal para sahasının sınırlandırılması için temel kriter üretim faktörlerinin mobilitesidir; burada özellikle, emeğin mobilitesi ön plana çıkmaktadır. Konseptte bir diğer önemli rolü ise.ücretlerin ve fiyatların aşağıya doğru rijit olması varsayımı oynamaktadır. Mundell-Analizinde şu sonuca varılmaktadır: Talebin, A ülkesinden B ülkesine kayması durumunda, A ülkesinde eksik istihdam ve kapasite fazlalığı ile ödemeler bilançosunda açık meydana gelecektir. B ülkesinde ise, enflasyon.ödemeler bilançosu fazlası ve üretim kapasitesinde aşırı zorlama ortaya çıkacaktır. Bu dengesizlikler, uluslararası faktör mobilitesi sayesinde giderilebilecektir. Üretim faktörü mobilitesi sadece ulusal saha ile sınırlı olması durumunda, dengesizlikler esnek döviz kuru vasıtasıyla tekrar ortadan kaldırılabilirler. A ülkesi rekabet gücünü parasını devalüe ederek iyileştirecek; B ülkesi ise, A ülkesinin aksine hareket ederek, enflasyonu ve talebi azaltacaktır. Böylece, faktör mobilitesi parasal birlikte yüksek, para sahası dışında ise düşük olmak zorundadır. Yani para sahasının optimal olabilmesinin ön şartı olarak, para sahasında fiyatlar ve ücretler yeterli ölçüde esnek olmalı ve işgücü mobilitesi yüksek olmalıdır. Bunun anlamı, optimal para sahasının küçük olmasıdır. Bölgelerin ekonomik açıklığının düzeyi, optimal para sahasının sınırlandırılmasında bir diğer kriteri oluşturmaktadır. McKinnon'a göre, devalüasyon yerli ürünlere olan talebi artırmakta; fakat, aynı zamanda, ithal fiyat ve ücret artışları nedeniyle arzı azaltmaktadır. Ekonomi ne kadar çok açıksa, devalüasyonun üretim üzerindeki etkisi de o kadar az olacaktır. McKinnon, bu nedenle açıklık düzeyi yüksek olan ekonomiler için iktisat politikası aracı olan döviz kurlarının elimine edilmesini bir dezavantaj olarak görmemektedir; çünkü, reel döviz kuru devalüasyon sonucu önemli ölçüde etkilenmeyecektir. Uluslararası rekabet gücünün artması ise, kısa vadeli olarak mümkün olabilecektir. Yani, ekonominin açıklık düzeyi ne kadar yüksek ise, esnek döviz kurunun önemi o kadar az ve Parasal Birliğin ki o kadar yüksektir. Diğer bir ifadeyle, artan açıklık oranı ile birlikte devalüasyonun üretim üzerindeki pozitif etkisi azalmakta ve fiyat düzeyi üzerindeki negatif etkisi artmaktadır. Sabit kurlu para sahasına bağlanmak suretiyle, dış ticaretin uyum süreci kolaylaşacaktır. Sabit kurların avantajları ekonomik entegrasyonun boyutu ile birlikte artarken, esnek kurların avantajları azalmaktadır. Söz konusu avantajlar şunlardır: - Sabit kurlar, yatırımcıları ve ticareti olumsuz etkileyen işlem maliyetlerini ve kur riskini azaltmaktadır; - Sabit döviz kurları para politikası açısından güven veren nominal çapa özelliğine sahiptir. Dış ticaret hacmi büyük olan bir ekonomi için döviz kurunun istikrarsız olması önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Bu tür bir ekonomi, bağımsız dalgalanan bir paraya sahip olabilmek için, çok küçük ve açık olabilir. Aynı zamanda, kurun bir başka paraya bağlanması daha inandırıcı ve doğru olacaktır; çünkü, böyle bir ülkede döviz kuru genel fiyat düzeyinin istikrarına doğru yönlenmektedir ve büyük bir ihtimalle, enflasyonist beklentilerin önüne geçilmesi söz konusu olduğu durumda, başarılı olma ihtimali yüksektir. Serbest kurun en önemli avantajı; yani, bağımsız para politikasının gücü, komşu ülkelere bağlı olan ekonomiler için istenilen ölçüde olmayabilir. Bunun nedeni ise, iktisat politikasında uygun karşı tedbirler olmamasına rağmen, bu ülkelerin şokları absorbe etme imkanına sahip olmalarıdır. İthalat eğilimi yüksek ise, sabit kurlarda üretim dalgalanmaları nispi olarak düşüktür. Böylece; ekonomik açıklık, otomatik istikrar sağlayıcı bir unsur olmaktadır. P.B.Kennen, bir bölge içinde mal ve hizmet çeşitliliği derecesini optimal para sahasının tanımlanmasında bir diğer kriter olarak geliştirmiştir. Ekonomide, bir sistem esnek veya sabit kurlardan oluşmalı mı dır, sorusunun cevabında en önemli faktör bir ekonominin üretim ve ihracat yapmasının çeşitliliğidir. Kennen, argümanım üç aşamada açıklamaktadır: - Birincisi, çeşitliliğe sahip bir ekonomide talep değişiklikleri çok sınırlı bir alam etkileyecektir. Bu nedenle, ihracat hacmi hafif dalgalanmaların etkisi altında olacaktır ve ödemeler bilançosunda küçük çaplı değişiklikler görülecektir. Yani, geniş ölçüde çeşitliliğe sahip ekonominin ticaret hadleri, daha düşük çeşitliliğe sahip ekonomiden farklı olarak, sürekli ve geniş kapsamlı değişiklikler göstermeyecektir. Ürün çeşitliliği az olan ekonomi, dengeyi sağlayabilmek için uyum enstrümanı olarak esnek döviz kurlarına gereksinim duyacaktır. - İkinci olarak, ekonomi açısından, önemli olan üretim faktörlerinin kapasite kullanım düzeyinin yüksek olmasıdır. Talep dengesizliklerinin etkisinde olan farklılaştırılmış bir ekonomide, sektörler arası emek mobilitesinin yüksek olması halinde, sadece friksiyonel işsizlik ortaya çıkacaktır; - Sonuncusu ise, ihracat sektöründeki yatırım faaliyetleri, satışlardaki gelişmelerle pozitif korelasyon içindedir. Üretim kapasitelerinin fazla zorlanması sonucu, konjonktürün ısınması ve enflasyon baskısı ortaya çıkacaktır. Yüksek konjonktürün etkileri, daha az çeşitliliğe sahip ekonomilere göre farklılaşmış ekonomilerde daha düşük düzeyde olacaktır. Çünkü, bütün sektörler talep canlanmasından, aynı zamanda ve aynı oranda etkilenmemektedir. Esnek kurlu çeşitlenmemiş ekonomilerde, paranın değerinde artış sağlanabilir. Sabit yurt dışı fiyatlarda, yerli ürünler nispi olarak daha ucuz olacaktır. Böylece, yurt dışı talepte yaşanacak düşüş ile birlikte yüksek konjonktür kontrol altına alınmış olacaktır. Kennen, farklılaşmış ekonomiler için sabit kurları önermektedir. Bunun dışında, farklılaşma ve büyüklük arasında da tersine bir bağlantı vardır. Bir ülke az farklılaşmışsa, sonuçta küçüktür ve esnek kurları tercih etmelidir. Bu sonuç, Mc Kinnon'un görüşlerine ters düşmektedir. Mc Kinnon'a göre, .küçük ve açık ekonomi sabit kurları tercih etmelidir. Sonuç olarak denilebilir ki, asimetrik talep dalgalanmaları, yüksek derecede ithalat ve ihracat farklılaşmasına sahip ülkelerde dengeleri hemen hemen hiç etkilemez. Uyumlu Öncelikler Kriteri: iktisat politikası açısından homojen öncelikler, örneğin fiyat istikrarı veya istihdam artışı, parasal birlik içinde ekonomilerin entegrasyonu için önemli şartlar arasında yer almaktadır. Enflasyon Oranları Kriteri : Uzun vadeli, benzer enflasyon oranlarının olduğu ülkeler Parasal Birlik için daha uygun konumdadırlar. Çünkü, söz konusu ülkeler benzer rekabet gücüne sahip olduklarından, dış ticaret bilançolarında dengeyi sağlayabilmek için, esnek kurlara gereksinim duymazlar. Uluslararası Konjonktürel ilişki Kriteri: Fiyat ve gelirlerin konjonktürel dalgalanmasında uluslararası paralellik gösteren ülkeler, parasal birliğe katılmada avantajlıdırlar. Optimum para alanları literatüründe, bir optimum para alanının kurulması, aşağıda yeralan şanların mevcut olması durumunda beklenen en büyük faydayı sağlayacaktır (Mundell, 1961 ; McKinnon, 1963 , Kenen, 1969 ; Salvatore, 1990). • Parasal alanda yeralacak ülkelerin ekonomik yapılarının birbirlerine yakın olması, • Parasal birliği teşkil edecek ülkelerin maruz kalabilecekleri şokların çoğunlukla simetrik olması, • Ortaya çıkabilecek şoklara karşı makroekonomik uyumun işgücü hareketliliği, reel ücret esnekliği ve/veya mali federalizm aracılığı ile sağlanabilirle derecesinin yüksek olması, • Katılımcı ülkelerin birbirleri ile olan ticaretlerinin önemli boyutlarda olması, • Katılımcı ülkelerin GSYH’sında dış ticaretin önemli bir pay teşkil etmesi, • Katılımcı ülkelerin ortak para ve maliye politikalarının uygulanması ve gerekli yapısal değişimleri gerçekleştirme konularında işbirliği içerisinde olmaları. İlk iki şart ele alındığında, yapılan bazı çalışmalar arz ve talep şoklarına duyarlılık açısından AB ülkelerini iki ana gruba ayırmanın mümkün olduğunu göstermektedir (Bayoumi ve Hichengrecn, 1993a, İ993b). Birinci grup genelde çekirdek ülkeler olarak adlandırılmaktadır. Bunlar birbirleriyle daha çok entegre olmuş, birbirlerine paralel arz ve talep şoklarına maruz kalan ülkelerdir. Bu ülkeler Almanya, Avusturya, İsviçre, Fransa, Danimarka, Belçika, Mollanda ve Lüksemburg olarak sıralanmışlardır. Öte yandan diğer ülkeler (İtalya, İngiltere, ispanya, Portekiz, Finlandiya, İrlanda ve Yunanistan) çevre ülkeleri olarak adlandırılmış ve bu ülkelerin çekirdek ülke ekonomileriyle daha az paralellik gösterdikleri tespit edilmiştir. Bu nedenle, uygulanacak olan para politikasının çevre ülkelerden çok çekirdek ülkelerin ihtiyaçlarına cevap vermeye donuk olacağı sonucuna varılabilir. Diğer taraftan, hiçbir ülkenin ekonomisinde önemli oranlarda sektörel yoğunlaşma gözlenmediği bir durumda, sektörel bazda hissedilen şokların yaratacağı etkinin bütün ülkelerde benzer olması beklenebilir. Yine Bayoumi ve Eichengreen (1996a, 1996b) tarafından yapılan iki çalışmada, sektör bazındaki şokların genelde arz kaynaklı ve ulusal bazda yaşanan şokların ise talep kaynaklı olduğu sonucuna varılmıştır. Ortak para politikası uygulaması ise büyük bir olasılıkla üye ülkelerde yaşanan talep şokları arasındaki ilişkiyi güçlendirecektir. Ancak, bu durum bazı sakıncaları da beraberinde getirebilecektir. Örneğin bir ülke ekonomik durgunluk yaşadığı için mali yardım alıyorsa ve diğer üye ülkeler de aynı durgunluktan etkileniyorsa federal bütçe açık verecek, bu da ülkenin gelecekteki vergi yükümlülüklerinin artmasına yol açacaktır. Bunun yanısıra, ekonomilerin daha açık bir hale gelmesi, bu ülkeler arasındaki ticaretin önündeki engellen azaltacak ve bu da daha çok uzmanlaşmayı beraberinde getirecektir. Onaya çıkacak uzmanlaşmanın hangi ülkelerde, hangi sektörlerde ve ne yoğunlukta olacağı, üye ülkeler arasındaki ekonomik farklılıkların artmasına veya azalmasına yol açabilecektir. Sonuçta ülkelerin şoklara karşı duyarlılığı ve bu duyarlılıklar arasındaki ilişkinin niteliği de yukarıda sayılan faktörlere göre değişebilecektir. Ekonomideki endüstriyel yapının yeterli çeşitliliğe sahip olması dışsal şokların vereceği tahribatın etkisini azaltıcı bir faktördür. Yapısal ve davranışsal farklılaşmanın ekonomik çeşitlilikten dolayı artması, bir optimum para alanının şokları daha kolay massetmesini sağlayarak şokun yaratacağı olumsuz etkileri hafifletebilecektir. Optimum para alanında yeralan ülkelerin asimetrik şokları fazla hasar görmeksizin atlatabilmelerinin diğer bir şanı da katılımcı ülkeler arasındaki aynı veya birbirine benzer özellikler taşıyan mal ve hizmet ithalat ve ihracatından (endüstri-içi ticaret) kaynaklanan ticaretin toplam dış ticaretlerinde önemli bir pay teşkil etmesidir. Tichy (1993) yaptığı çalışmada Almanya, Fransa, Hollanda ve İngiltere'nin ticaretinin önemli bir kısmının bu türden olduğunu ifade etmekte ve bu ülkeleri çekirdek grup olarak adlandırmaktadır. Bu ülkelerin ardından, endüstri-içi ticaretin toplam dış ticaretlerinde nispeten düşük bir paya sahip okluğu Belçika, Lüksemburg, Danimarka, İtalya ve Avusturya gelmektedir. Son olarak, Tichy İrlanda, Finlandiya, Portekiz ve Yunanistan gibi ülkelerde ise bu tün ticaretin payının oldukça düşük bir seviyede olduğunu ifade etmektedir Bu kritere göre, AB ülkelerinin tamamı ele alındığında, Euro Alanı'nın tam anlamıyla bir optimum para alanı olmadığı anlaşılmaktadır (Ata, Silahşör, 1999, 17-19).
1.3. Parasal Birliğin Muhtemel Fayda ve Parasal Birliğin Muhtemel Fayda ve Kayıpları
Bir grup ülkenin kendi aralarında bir para birliği oluşturması, bölge içinde sabit,..fakat bölge dışında kalan ülkeler karşısında serbestçe dalgalanan bir döviz kuru politikasına yol açacaktır. O halde para birliğinin bu ülkeler, açısından yararlı olup olmayacağı, sabit va da serbest döviz kuru uygulamasının doğuracağı yararlar ya da kayıplar açısından ele alınabilir. Nitekim iktisat lîteratüründe para birliklerinin muhtemel kayıp ve kazançları, önceleri, sabit ya da serbest kur sistemleri arasındaki tartışmalara dayandırılarak ele alınmıştır. Ancak bu tartışmalarda ülkelerin birbirinden farklı ekonomik ve coğrafi koşulları içinde olabilecekleri, farklı kalkınma amaçları güdebilecekleri göz önüne alınmadığı için, söz konusu döviz politikalarının sonuçlarını da her ülke için geçerli saymışlardır. Oysa ülkelere serbest bir ekonomi politikası uygulama olanağı veren ve ödemeler dengesi açığını yüksek bir döviz kurunda da olsa piyasa güçlerince kendiliğinden giderecek serbest bir döviz kuru uygulamasını, az gelişmiş ülkeler açısından gelişmişlere oranla savunmak oldukça zordur. Bu nedenle para birliğinin yararları ya da başarısı konusundaki tartışmaların sonraki yıllarda söz konusu bölgenin ekonomik özellikleri açısından yapıldığı dikkati çökmektedir. Uluslararası para literatüründe bu yaklaşım, «optimum para alanları» ya da bölgeleri olarak bilinir. Bu terimi ilk olarak kullanan Columbiya Üniversitesi Profesörü Robert Mundell, konuyu şu şekilde açıklamaktaydı. Aralarında faktör hareketliliğinin olmadığı iki ülke arasında bir talep kayması söz konusu olsun. Örneğin A ülkesi otomobil talebi B ülkesi otomobillerine kaysın. Bu durumda A ülkesi otomobil sanayiinde işsizlik ve ödemeler dengesi açığı ile karşılaşacaktır. Yapılacak şey A ülkesinin devalüasyona başvurmasıdır. Bu durumda A ülkesinde işsizlik azalacak ve ödemeler dengesi açığı kapanacaktır. Şu halde iki ülke esnek döviz kuru rejimi uygularsa, bu tür iç dengesizlikler piyasada gerçekleşecek döviz kuru değişiklikleri ile kendiliğinden giderilmiş olacaktır. Ancak aynı mantığı, talep kaymasının tek bir ülkenin çeşitli bölgeleri arasında görüldüğünde yürütmek zordur. Yani A ülkesinin belli bir coğrafi kesiminde, ülke içi talep kayması nedeniyle işsizlik oluştuğunda ve emek hareketliliğinin söz konusu olmadığı durumda, ülke şu işsizliği gidermek üzere aynı yola başvurulamaz. Yapılacak şey para arzını arttırarak, işsizliği gidermektir. Ancak bu kez de talep artışının görüldüğü bölgelerde enflasyonla karşılaşma tehlikesi vardır. O halde isabetli yol, bir ülkenin farklı işsizlik bölgeleri için ayrı para alanları oluşturmaktır. Örneğin .kuzey ve güney İtalya, ya da ABD'nin doğu ve batısı ayrı para alanları olabilirler. Para alanı bir ülkenin iki ayrı bölgesi olabileceği gibi, iki ülkenin ekonomik koşulları bakımından birbirine benzer bölgeleri de olabilir. Örneğin ABD ve Kanada'nın doğu bölgeleri bir para alam oluşturacak şekilde birleştirile bilir. Böyle bir para alanı içine giren ülkeler, kendi paraları arasındaki kurları sabit tutacak, dışa karşı ise dalgalı bir kur rejimi uygulayacaklardır. Para alanı, içinde döviz kurlarının sabit olabileceği bir döviz kuru birliği şeklinde oluşturulabileceği gibi, bölgede tek bir Merkez Bankası ve ulusal paralar yerine tek bir para biriminin kullanıldığı gerçek para bütünleşmesi biçiminde de görülebilecektir. Mundell'e göre .para alanını optimal yapan özellik faktör hareketliliğinin yüksekliğidir. Başka bir deyişle, faktör hareketliliğinin yüksek olduğu bir bölgede sabit kur sistemi uygulanırsa, iç ve dış dengesizlikler giderilmiş, yani optimallik sağlanmış olur. Şu halde optimum para alanı, içinde faktörlerin serbestçe hareket edebileceği coğrafi bir bölgedir. Mundell'in kastettiği faktör hareketliliği emek hareketliliğidir. Emek bölge içinde serbestçe dolaşıyorsa, para alanı içindeki bir ülkenin karşılaşabileceği ödemeler dengesi açığı ve işsizlik düzeyi, kendiliğinden giderilecektir. Örneğin A ülkesinin başlangıçta bir ödemeler dengesi açığına, B ülkesinin de ödemeler dengesi fazlasına sahip olduğunu düşünelim. Yine A ülkesinin başlangıçta ödemeler dengesi açığını gidermek üzere döviz rezervlerini azaltmamak için deflasyonist bir politika izlediği ve bunun da bir işsizlik yarattığını varsayalım. Bu aşamada A ve B ülkesi arasında sabit kur sistemine dayalı bir döviz birliği kurulursa, A ülkesindeki işsizler B ülkesine gideceklerdir. Bu işgücü akımı, B ülkesinde toplam talebi arttırarak ödemeler dengesi fazlasının giderilmesine yol açacak, ayrıca enflasyonist bir baskı da yaratmayacaktır. Dolayısiyle A ve B ülkelerinde iç ve dış denge sağlanmış olacaktır. Mundell'in optimum para alanının başarısını emek hareketliliğine bağlıyan bu yaklaşımı eleştirilmiş, işgücünün değil ülkeler arasında, bir ülke içinde dahi hareketsiz kaldığı çok daha gerçekçidir, denmiştir. Bu görüş, kanımızca, haklıdır. Kaldı ki, iç ve dış dengesizliğin giderilmesinde işgücünden çok sermaye hareketliliğinin önemli bir rolü olduğu da ihmal edilmemelidir. Mc Kinnon, Mundell'den daha farklı bir optimallik kriteri geliştirmiştir. Ona göre, ülke içinde iç fiyat istikrarının sağlanması temel amaçtır ve bunu gerçekleştiren bir para alanı optimum sayılır. Bunun da temel koşulu, ekonominin açıklığıdır. Açık ekonomiyi Mc Kinnon, ülkenin ihraç ve ithal ettiği mal miktarının, toplam üretim ve tüketim içindeki oranının yüksekliği ile tanımlamaktadır. Şu halde para birliği içinde ülkelerin biraraya gelmesinin koşulu açık ekonomiye sahip olmaktır. Bu tür ülkeler biraraya gelince, fiyat istikrarı da sabit kur sistemi altında gerçekleşmiş ve dolayısiyle optimallik sağlanmış olacaktır. Mc Kinnon açık bir ekonominin döviz birliğine dahil olup sabit .kur sistemine geçmesinden şu yararların edileceğini ileri sürmektedir. Bir kere genel fiyat düzeyi istikrarlı olacaktır. Oysa böyle bir ekonomi döviz birliğine katılmayıp bağımsız olarak esnek döviz kuru sistemi uygularsa, paranın gelecekteki satın alma gücü belirsizlik kazanır ve para değer biriktirme vasıtası olma özelliğini yitirir. Kaldı ki esnek kurlarda dış fiyatlar iç fiyatlara oranla daha fazla değişkenlik gösterir. Oysa döviz birliğinin sonucu olan sabit kurlar dış fiyatlardaki belirsizliği giderir, fiyatlara açıklık kazandırır ve bunun doğuracağı potansiyel kazançlar da o ölçüde artar. Esnek kur sisteminin 'bu tür olumsuz etkileri, sabit kur sisteminin yol açacağı deflasyonist etkilerden daha vahimdir. Kaldı ki sabit kur sisteminde ödemeler dengesi açığını gidermek üzere uygulanacak deflasyonist bir politikadan uğranılacak kayıp da, sanıldığından azdır. Çünkü açık ekonomilerde marjinal ithal eğilimi ve ihraç edilebilir malların marjinal tüketim eğilimi yüksektir. Bu katsayıların yüksekliği, belli bir ödemeler dengesi açığının milli gelirin daha az bir düzeye indirilmesi ile giderilmesine olanak verir. Mc Kinnon'un geliştirdiği bu argümanın da eleştirildiği dikkati çekiyor. Mc Kinnon'un bu argümanı, dış fiyatların nisbeten istikrarlı olduğu varsayımına dayalıdır. Oysa dışarda maliyet ve fiyatlar aşırı ölçüde artıyor olabilir. Bu durumda sabit döviz kuru uygulamasının ülkeye dışardan enflasyonun ithal edilmesine yol açacağı ve ülke dışa açık oldukça bu tehlikenin daha da artacağı ileri sürülmüştür. Bu görüşü savunanlar, örneğin Almanya gibi iç fiyat düzeyi oldukça istikrarlı bir ülkenin, dış fiyatlar şiddetle dalgalanırken, para birliğine katılıp sabit döviz kuru uygulayacağı yerde, birlik dışında kalıp esnek kur politikası izlemesi ve parasını revalüe etmesi, içerde fiyat istikrarını sağlama açısından daha uygundur, demektedirler. Aslında hangi argümanın doğru olduğu, fiyat istikrarsızlıklarının nedenine bağlıdır. Eğer denge bozucu olumsuz etkiler mikro düzeyde ve ülke içinde görülüyorsa, Mc Kinnon'un argümanı geçerlidir. Yani sabit döviz kuru, ihraç ve ithal malları fiyatlarına istakrar kazandırır ve ülke dışa açıldıkça bu istikrar artar. Ne var ki, bu istikrar ödemeler dengesi açık veren ülkede üretim azalması, fazla veren ülkede de fiyat artışları pahasına gerçekleşmiş olur. Oysa, denge bozucu etkiler makro düzeyde ve ülke dışında oluşmuş, buna karşılık iç fiyatlar nisbeten istikrarlı ise, ülkenin esnek döviz kum politikası uygulaması daha isabetlidir ve ülke ekonomisi acık olduğu sürece bu politikanın olumlu etkisi o ölçüde artar. 1973 yılında ise tanınmış iktisatçı Kindleberger, yukarda belirtilenlerden farklı bir optimallik kriteri öne sürmüştür. Yukardaki iki kriterin ekonomik nitelikte olmasına karşılık, Kindleberger'in ölçütü politik bir nitelik taşımaktaydı. Bu iktisatçıya göre bir para alanının temelini, belli başlı ekonomi politikalarının uyumlaştırılması oluşturur. Nasıl ki, herhangi bir ülkenin çeşitli bölgeleri farklı ekonomi politika kararları alma konusunda bağımsız yetkiye sahip değilse, para alanına girecek ülkelerin de ekonomi politikalarını birleştirerek uyumlu hale getirmeleri gereklidir. Bu sağlandığı sürece para alanı optimal olur, denmektedir. 1976 yılında da bir diğer optimallik kriterinin ileri sürüldüğü görülmektedir. Ascheim ve Park tarafından önerilen bu kritere göre, bir para alanının optimal olabilmesi fonksiyonel niteliğe sahip olmasına bağlıdır. Bunun için, bu iki iktisatçı fonksiyonel nitelikte birden fazla para alanının oluşturulmasını ve bu alanlar arasındaki uluslararası mübadelelerde kullanılmak üzere sun'i para birimlerinin (ACU) yaratılmasını önermektedirler. Buna göre bir para alanında iki farklı para yan yana bulunacaktır. Para alanı içinde, birbirine sabit kurlarla bağlı ulusal paralar ya da bölge içinde kullanılan tek bir para ile, para alanı dışındaki uluslararası mübadelelerde yani bölgeler arası işlemlerde kullanılacak ACU'ler. Böylece fonksiyonel para alanı kavramı, geleneksel optimum para alanı kavramından bir ölçüde farklılık taşımaktadır. Geleneksel kavram, bölge içinde tek bir para kullanımını ve bu kullanımdan da tasarruf sağlanmasını öngörmektedir. Buradaki öneri ise, bölge içindeki mübadeleleri kolaylaştıracak optimum bir alan yaratmakla yetinilmeyip, bölgeler arası muameleler için de farklı alanların oluşturulmasına yöneliktir. Yukarda para alanının optimalliğini belirleyen kriterlere ek olarak lietatürde ileri sürülen başka ölçüler de vardır. Bunların ayrıntısına burada girmeyeceğiz. Çünkü bütün bu ölçüler para birliğinin yarar ve zararlarını temelde sabit ve serbest kur sistemlerinin tartışmasına dayandırmakta ve para alanının çerçevesini buna göre belirlenmektedirler. Para birliğinin sağlayacağı yarar ve kayıplar, doğrudan doğruya sabit ve serbest döviz kuru sistemlerinin yarar ve sakıncalarına bağlanabileceği gibi, ayrı ayrı, ülkeler açısından sözkonusu olabilecek yarar ve kayıpların belirlenerek bunların karşılanmasına da dayandırılabilir. Aşağıda konuya bu yönde yanaşan iktisatçıların görüşleri özetlenmektedir (Öney, 1980, 224-228).
1.3.1. Parasal Birliğin Muhtemel Faydaları
Parasal Birlik, sermaye mobilitesi ve para hareketleri açışından en geniş çapta serbestlik anlamına gelmektedir. Ortak para birimi, sermayenin dağılımını yanıltan spekülasyonu ortadan kaldırmak suretiyle, bölüşümü iyileştirmektedir. Yani sermayenin dağılımında etkinlik sağlanmaktadır. Bunun ötesinde, Parasal Birliğin ekonomik gücü, ortak para birimini, özellikle dolar ye yen gibi diğer paralar karşısında güçlü kılmaktadır. Bu güç, her üye ülkenin kendi ulusal parasından değer olarak yüksektir. Hesap birimi olarak paranın fonksiyonu, enformasyon, değişim ve çevirim maliyetlerini azaltmaktadır. Ödeme aracı fonksiyonu açısından da, işlem maliyetlerinde tasarruf ile rezerv tutmada düşüş gerçekleşmektedir. Paranın değer koruma işlevi de önemli ölçüde iyileştirilmektedir. Bireyler, ortak paranın istikrarlı olması durumunda, portföylerinde daha az miktarda para tutmayı tercih edecektir. Ortak para ile birlikte, 1993 yılından beri mevcut olan iç pazarın avantajları kullanılmaktadır. Ortak para olmadan işlem maliyetlerinde artış yaşanacaktır. Yukarıda verilen maliyetlerin dışında/ döviz kuru spekülasyonu sonucu oluşan maliyetler, önceden tahmin edilemeyen döviz kuru dalgalanmaları sonucunda maliyet ve karların hesaplanması ile üretim maliyetlerini ve fiyat revizyonlarını yanıltan maliyetleri sayabiliriz.) iktisadi konularda araştırmalar yapan IFO-Enstitüsünün yaptığı bir araştırma neticesinde, Euro bölgesinin işlem maliyetlerinin azaltılması veya ortadan kaldırılması sonucu Almanya'da GSYIH’nın %1'i oranında fayda elde edilmiştir. Bu fayda, hane halkı başına 1000 DM olarak hesaplanmıştır. Ortak paranın bir diğer avantajı da, fiyatların şeffaflığıdır. Böylece, ürünlerin fiyatlarının doğrudan karşılaştırılması mümkün olmaktadır. Ayrıca, döviz kuru dalgalanmalarının yarattığı güvensizliğin ortadan kalkmasıyla, işletmelerin uzun vadeli planlama yapmaları da kolaylaşmaktadır. Planlama güvencesi, ticaret uyarıcı etki ederek, reel ekonomik entegrasyonun derinlik kazanmasını sağlamaktır (Birinci, 2001, 12-14). İki ülkenin birleşmesi ile oluşacak bir para birliğinde döviz kurları sabit olacağı için, piyasalarda istikrarsızlık ve belirsizlikler giderilmiş olacaktır. Piyasalardaki istikrarsızlıkların kaybolması, üreticilerin daha geniş piyasa içinde ve önceden kendi ulusal piyasasının elvermediği optimum ölçekli teşebbüsleri kurmaları yönünde uyarılmasına yol açacaktır. Aynı şekilde sermaye de, yeni para alanı içinde daha etkin biçimde hareket edecek ve sonuç olarak para alanının üretimi ve gelir düzeyi yükselmiş olacaktır. Şu halele para alanının ülkelerin refah düzeyi üzerindeki olumlu etkisi, sabit döviz kurlarının neden olacağı istikrar unsurundan kaynaklanmaktadır. Para alanının reel gelir düzeyi üzerinde olumlu etkide bulunmasında, fiyat istikrarının rolü son derece büyük önem 'taşır. Bir para alanı, fiyat istikrarını iki şekilde sağlar Herşeyden önce bir para birliği, ülkelerin kendi coğrafi bölgelerinin birleşmesinden oluşmuş daha geniş bir bölgedir. Bölgenin genişliği tesadüfü nitelikteki krizlerin telafisine olanak verir. Örneğin birliğe dahil bir ülkedeki kötü :bir tarımsal ürün miktarı, diğer bir ülkedeki ürün stoku ile telafi edilebilecek ve dolayısiyle tarımsal ürün fiyatları artmamış olacaktır. Öte yandan, bilindiği gibi, ithal malı fiyatları, bunların dış fiyatları ile döviz kurlarının çarpımı ile elde edilir. Eğer bir ülkenin ithal ettiği mal miktarı artıyorsa, bunların ağırlık olarak kullanıldığı tüketici fiyat endeksi de yükselecektir. Oysa para alanında ithal mallarının tüketim sepetindeki ağırlığı, para birliği öncesi her ülke tüketimi içindeki payından az olacağı için, tüketici fiyat endeksinin artışını engelleyici bir rol oynayacaktır. Diğer yandan fiyat istikrarının artması ile, para alanında kullanılan paranın, ödeme vasıtası, değer biriktirme vasıtası ve hesap birimi olma şeklindeki üç işlevi yapması gerçekleşebilecektir. Şu halde kısaca, para alanının fiyat istikrarına yol açarak, bir yanda para kullanımından sağlanan yararın artmasına, öte yandan yukarda değinildiği gibi birliğin üretim ve gelir düzeyinin yükselmesine katkıda bulunacağı söylenebilir. Para birliğinden doğan bir başka yarar, sermaye bütünleşmesinden sağlanır. Sermayenin bölge içinde serbest hareket etmesinin ne gibi yarar ya da sakıncaları olabilir? Dış ticaret teorisi çerçevesinde analiz edildiğinde, sermaye hareketlerinin, uluslararası kaynak dağılımını iyileştirme ve dış ticaret hacmini arttırma yönünde yararlan olacağı söylenebilir. Buna karşılık, sermayenin serbest dolaşımının bölge içinde gelir dağılımı üzerinde olumsuz yönde etkilerin görülmesine ve belli bir ülkede iç dengesizliklere yol açacak geriye itme etkilerinin oluşmasına yol açabileceği ileri sürülmüştür. Örneğin Avrupa Para Birliği içinde İngiltere'nin, sermayenin serbest bırakılmasından zarar göreceği söylenmiştir. Çünkü sermayenin serbest bırakılması, İngiliz yatırımcısının diğer Avrupa ülkelerinde yatırım yapmasına yol açar, denmiştir. Bunun nedenleri olarak da, sermayenin marjinal verimliliğinin İngiltere'de nisbeten düşüklüğü, işçilerin grev tehditlerinin fazlalığı ya da İngiltere'deki işletme yöneticilerinin yetersizliği v.s. gibi faktörler gösterilmiştir. Eğer İngiltere'de ücretler geriye doğru esnek ise, sermaye kaçışı büsbütün ücretleri azaltarak gelir dağılımım bozabilecektir. Ayrıca sermaye kaçması vergi kaybını da arttırabilecektir. Ücretler geriye doğru esnek değilse, bu kez sermaye kaçışı işsizliğe yol açabilecektir. İste bu nedenlerle bazı iktisatçılar, sabit kur sistemine dayalı bir para birliğinin İngiltere'yi birlik içinde büsbütün geriye iteceğini iddia etmektedirler. Aslında bu tür olumsuz etkiler, para birliğinin maliyetleri arasında sayılmak gerekir. Yani sermaye hareketi, birlik içinde dengeleyici olacağı yerde, dengesizliğe de yol açabilir. Ancak bunun nedeni, bölge içindeki verimlilik farklarıdır. Para 'birliğinde ise, verimlilik ve ücret farklarının zaman içinde giderek ortadan kalkacağı umulmaktadır (Öney, 1980, 227-229).
1.3.2. Parasal Birliğin Muhtemel Kayıpları
Bir uyum aracı olarak döviz kurunun ortadan kalkması, maliyet faktörünü oluşturmaktadır, 1 Ocak 1999 tarihinde, Avrupa Ekonomik ve Parasal Birliğinin üçüncü aşamasının başlamasıyla, önceki Avrupa Para Sisteminin döviz kuru mekanizması geri dönüşü olmayacak bir şekilde ortadan kalkmıştır. Bu mekanizmanın kaldırılmasıyla ekonomilerin esnekliğinde bir azalma meydana gelmiştir. Bunun sonucunda, dış talep şoklarında tekrar dengeyi bulmak için istikrarlı bir sistemin olması gerekmektedir. Parasal Birlik kriterlerinin yerine getirilmesiyle birlikte, uyum aracının önemi de azalmaktadır; yani, maliyetler, kriterlerinin gerçekleşme düzeyine bağlı olarak azalmaktadır. Diğer bir maliyet faktörü ise, Birlik içinde bağımsız para politikasından (bağımsız faiz ve kredi politikası) vazgeçilmesi zorunluluğudur.) Böylece, üye ülkelerin ortaya çıkacak iç dengesizliklerle mücadele etme imkanı ortadan kalkmıştır. Birlik içinde her ülke, kendi enflasyon hızını seçemeyeceğinden, seçilen ortak para artış hızı, bazı üye ülkeler açısından optimalin altında olabilecektir. Sonuçta, üye ülkeler istemedikleri enflasyon veya işsizlik oranına katlanmak zorunda kalacaklardır. Parasal Birlikte, genel ekonomik politikaların uygulanmasında kısıtlamaların ortaya çıkması bir dezavantajdır. Konuyu ülkeler belirli noktalarda bulunmaktadırlar. Enflasyon oranlarından dolayı önceliklerin belirlenmesi, Phillips eğrinde önceden mümkün olan; ancak, arzu edilmeyen noktalara doğru kayma olacaktır. Bu kayma, parasal birliğin ekonomik maliyetini göstermektedir. Düşük oranda enflasyonun, işsizlik açısından gerçek bir maliyet oluşturması halinde, üye ülkelerin işsizlik ve enflasyon tercihlerinde ne ölçüde bir uyum sağladıkları, maliyetin büyüklüğü açısından önem taşımaktadır. Diğer bir ifadeyle; iktisat politikası, enflasyon ve işsizlik arasında bir tercihle karşı karşıya kalmaktadır. Parasal Birlik üyesi ülkeler hangi politikaları uygulayacakları konusunda anlaşma durumundadırlar. Bir ülkenin Merkez Bankası, para politikası uygulaması ile, enflasyon oranını ve böylece işsizlik oranım yönlendirebilir. Parasal Birlikte bir istikrar aracı böylece ortadan kalkmış olmaktadır. Üye ülkelerin iktisadi gelişmelerindeki farklılıklar parasal birliğin dağılma süreci üzerinde etkili olabilecektir. Ayrıca; ekonomi, nominal döviz kurlarından vazgeçme ve fiyat düzeyinin eşitlenmesi sonrasında, reel süreçlerin uyumunun zorlaştırılması, bir maliyet unsuru olarak ortaya çıkmaktadır. Ücretlerin rijit olması durumunda, etkinliğin az olduğu ülkelerde, uluslararası farklı üretim verimlilik düzeyi işsizliği artıracaktır. Diğer taraftan; Para Birliğinde, bölgeler arasındaki dengesizliklerin giderek önemli boyutlara ulaşması fakirleşmeyi artırmak suretiyle ek maliyet yaratacaktır (Birinci, 2001, 14-15) Para alanı kurmanın maliyetlerinden biri, birlik içindeki ülkelerin bağımsız para politikası uygulama ve böylece iç dengesizliklerle mücadele etme serbestisini kaybetmesidir. Bu kayıp, aslında, sabit döviz kuru sisteminin bir külfetidir. Çünkü bir ülke, işsizlikle karşılaştığı bir dönemde para arzını istediği şekilde artırarak bununla mücadele edebilir. Ya da enflasyonun ve ödemeler dengesi açığının artması halinde para arzım kısarak ve döviz kurunu değiştirerek bu dengesizlikleri önleyebilir. Fakat para birliğine dahil olduğunda, birlik içinde tek bir para otoritesi söz konusu olacak ve bu otorite noter bir para politikası uygulamak durumunda kalacaktır. Nötr bir para politikası ise, ülkeler açısından açık bir kayıp olabilecektir. Çünkü böyle bir politika, bir ülkede işsizlik, diğerinde enflasyon hüküm sürerken, birbiri ile çelişkili bu durumu gidermekte başarılı olamayabilir. İkinci bir maliyet ülkelerin kendi başlarına seçecekleri işsizlik ve enflasyon oranlarını birlik içinde bağdaştırma olanağının bulunmayışından doğar. Örneğin Fransa'nın % 2 oranında bir işsizlik karşısında % 3'lük bir enflasyon oranını, buna karşılık B. Almanya'nın tam bir fiyat istikrarı ve bunun ortaya çıkaracağı işsizliği hedef olarak seçtiklerini varsayalım. İki ülkenin döviz kurlarını sabit kılan bir para bütünleşmesi bu hedeflerin ulaşılmasını olanaksız kılacaktır. Sabit döviz kuru uygulaması, zamanla Fransa'nın rekabet gücünün Almanya karşısında kaybolmasına ve Fransa'da ödemeler dengesinin açık vermesine yol açar. Bu durumu Fransa istese bile Almanya karşı çıkacaktır. Çünkü bunun doğal sonucu, Almanya'nın Fransa'ya reel kaynak transferi sağlamasıdır. Dolayısiyle döviz kurunun değiştirilmesi gerekecek ve bu da para birliğinin çökmesi anlamına gelecektir. Para birliğinin sona ermesi arzu edilmeyeceğine göre, sorunun çözümü ülkelerin birlik içinde işsizlik ve enflasyon oranları ile kalkınma hedeflerinden vazgeçmeleri ile mümkün olacaktır. Şu halde, tak bir para alam için söz .konusu olabilecek bir enflasyon, işsizlik ve kalkınma hedefi geçerli olacak, buna olanak veren para ve maliye politikası karması uygulanacaktır. Eğer ülkelerin birlik kurulmadan önceki ekonomik koşulları optimal ise, birlik kurulduktan sonra vazgeçecekleri bu tür makro hedefler sonucunda açık bir refah kaybına uğramaları söz konusu olur. Para birliğinin yaratabileceği bir diğer maliyet unsuru olarak, bazı ülkelerin ya da bir ülke içindeki bökelerin geri kalıp büsbütün fakirleşeceği görüşü ileri sürülmüştür. Tıpkı Güney İtalya, İngiltere'nin Gal bölgesindeki maden alanları ve ABD'nin Appalachia' sına benzer biçimde, AET içinde de fakir bölgelerin oluşacağı, hatta bu tür bölgelerin Almanya gibi hızla gelişen bir ülkede bile görülebileceği, nitekim Bavyera orman bölgesinde gelir düzeyinin düşük, işsizliğin yüksek ve kalkınmanın yavaş olduğu yörelerin bulunduğu öne sürülmüştür. Para birliğine taraftar olanlar bu olasılıkları reddetmemekle beraber, abartılmaması gerektiği ve zamanla bunlara kendiliğinden çözüm sağlanacağını ileri sürmektedirler. Faktör serbestisinin birlik içinde verim farklarını gidereceğini, sermaye hareketlerinin de dış ödemelerdeki dengesizlikleri önleyeceğini, birlik içinde oluşturulacak ortak fonlarla bölge içindeki fakir kesimlerin desteklenerek ortadan kaldırılacağını belirtmişlerdir. Görülüyor ki, para birliğinin temelde iki önemli kayba yol açması söz konusudur. Biri, ülkelerin bağımsız olarak para politikası yolu ile işsizlikle mücadele etme olanağını sınırlaması; ikincisi ülkelerin seçecekleri işsizlik, enflasyon ve kalkınma hedeflerinin bağdaştırılmasını güçleştirmesi ve bu hedeflere ulaşmak üzere ulusal para ve maliye politikalarının para alanı içinde izlenememesi. Para birliğinin yararlarının daha genel ve soyut olmasına karşı kayıplar daha ulusal ve somut niteliktedir. Daha önce de değindiğimiz gibi, bu tür refah kazanç ve kayıplarını sayısal olarak ölçmek olanaksızdır. Ancak yönünü saptamak mümkündür. Avrupa ülkelerinin Para Birliği oluşturma yönündeki çabalarına katıldığında, bu ülkelerin para birliğinin net refah kazancı doğuracağına inandıkları ya da bir bakıma bu ölçmeyi yapmış oldukları sonucuna varılabilir (Öney, 1980, 231-232).
II.BÖLÜM
2. PARASAL BİRLİĞİN TARİHÇESİ
Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu, Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu ve Avrupa Ekonomik Topluluğu olan Avrupa Topluluklarının kurulmasıyla birlikte, üye ülkeler arasında ekonomik ve parasal entegrasyona bir yandan derinlik kazandırılmış bir yandan da zaman sürecinde kapsamı daha da genişletilmiştir. Ortak Pazarın tek pazara dönüştürülmesi ve ekonomik ve Parasal Birliğin kurulmasına yönelik kararların alınmasıyla ekonomik ve parasal entegrasyon sürecinin son aşaması da böylece belirlenmiş oldu. Avrupa Entegrasyon süreci, finans inisiyatifine dayanan (Schumann Planı) 18 Nisan 1951 tarihli Paris Anlaşmasıyla başladı. 1-2 Haziran 1955 tarihinde Anlaşmanın kapsamı bütün ekonomik alanları kapsayacak bir şekilde genişletildi (Messina Konferansı). 25 Mart 1957 tarihinde bilirkişilerin meydana getirdiği bir grubun hazırladığı rapor çerçevesinde (Spaak-Raporu) Roma Anlaşmaları imzalandı. Bu anlaşmalar Avrupa Ekonomik Topluluğunun ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğunun kuruluşunu öngörmekteydi. Ayrıca, anlaşmada topluluk organları ile ilgili ele bir sözleşme imzalandı. 1951-1957 yılları arasında yapılan anlaşmalarda ortak pazarın kurulması önceliği olarak, ekonomik entegrasyon amacı ön plana çıkmaktaydı. Ortak ekonomik ve parasal politikaların ortak çıkarlar doğrultusunda koordine edilmesi yönünde tavsiye kararlan alınmıştı. Üye ülkelerin ekonomik ve parasal durumlarını gözetlemek amacına yönelik para (danışma) kurulu oluşturuldu. Ekonomik entegrasyonu hedefleyen Roma Anlaşması'nda, Ekonomik ve Parasal Birlik kararını ve bu Birliği gerçekleştirmeye yönelik mekanizmaların hukuki alt yapısı yer almamıştı. 1962 yılında Komisyon, Gümrük Birliğinin ikinci aşaması aksiyon yazýlýmı çerçevesinde ilk olarak Ekonomik ve Parasal Birliğin kurulmasına dair öneriler yapmıştır. Bretton Woods sabit kur sistemi ve döviz kuru istikrarının faydalı etkileri, Ortak Pazarın fonksiyonu açısından önemi dile getirildiği; ancak, politik nedenlerden dolayı üye ülkeler komisyonunun bu önerilerini hayata geçirmek için uğraş içinde olmadılar. 1964 yılında topluluğun para ve döviz kuru politikalarının koordinasyonu amacına yönelik önemli görev üstlenecek Merkez Bankalarından oluşan bir komisyon kuruldu. Dünya para sistemindeki olumsuz gelişmelerin giderek artması ve özellikle 1960'lı Yılların ikinci yarısından itibaren bu gelişmelerin topluluğu da etkilemesi, Avrupa'da sıkı ekonomik ve parasal işbirliğini giderek gerekli kılıyordu. Ayrıca, bu olumsuz gelişmeler mal ve sermaye hareketlerine müdahaleyi de beraberinde getiriyordu. Bu gelişmeler, Avrupa'da para politikası inisiyatifinin gelişmesine katkı sağlamıştır. 1960'h Yılların sonuna doğru dünya sabit kur sistemindeki dalgalanmaların artışıyla birlikte Avrupa'da para politikası alanında işbirliği ve uyum uğraşları hızlı bir şekilde artış göstermiştir. Bu yeni uğraşların temelinde hem ekonomik hem de politik motifler yatmaktaydı. -
|